Mart 2008 Arşivi

Ya ne deseydi

FST 31 Mart 2008

sahin.jpgBana göre gereksiz yere başörtüsü konusunda ulusalcı kesime malzeme sağlama fonksiyonu üstlenen ve geçenlerde başına gelen bir hadise sebebiyle kendisine destek olduğum Doç. Şahin Filiz, Atatürkçü Düşünce Derneğinin davetlisi olarak gittiği bir konferansta şunları söylemiş ve hadise büyümüş:

Belediye Kültür Salonu’ndaki konferansta konuşan Konya Selçuk Üniversitesi’nden atanan ilahiyatçı Şahin Filiz, büyük önder Atatürk’ün İslam dinini en iyi anlayan insanlardan biri olduğunu söyledi. Şahin, Kuran-ı Kerim’de ’türban’ gibi bir ifade olmadığını söyledi.

[…] Prof. Dr. Filiz, konuşmasının ardından izleyicilerin sorularını yanıtladı. Bu sırada bir katılımcının, “Dinimizi öğrenmek için sadece Kuran-ı Kerim’i kaynak alabilir miyiz?”sorusu üzerine Prof. Dr. Filiz, “Kuran-ı Kerim sek içilmez, yanında başka kaynakları da incelemek gerekir” dedi. Bu yanıta öfkelenen bir katılımcının, “Biz buraya dinimizle ilgili bilgi edinmeye geldik. Ama siz bizi peygamberimizden ve dinden soğuttunuz. Kuran-ı Kerim’in tek başına kaynak olup olmayacağını alkollü bir örnekle açıklayamazsınız” diye tepki gösterince salondaki dinleyiciler arasında tartışmalar çıktı. Tartışmalar büyüyünce de konferansa son verildi.

Malum genel olarak söylediklerinin makul olduğunu eskiden de belirtmiştim yalnız örnek vereyim derken sallamış hoca, Kuranı Kerimde türban gibi bir ifade yok demiş, iyi ama Kuran’da babaannelerimizin başörtüsü diye bir ifade de yok zaten. Şahin bey o konuda sağlam bir mantık yürütmemiş. Neyse, bu konu şimdilik ilgi alanıma girmiyor, aslında konuyla ilgili geçenlerde ilginç şeyler oldu ya, ben şu “sek” işine bir şey diyeceğim o kadar.

Yahu hoca bakmış karşısında koca ADD İzmir Şubesi, çağdaşlığın son kalesinde coşası gelmiş. Ne deseydi karşısındaki “ödünsüz” kesime: “Kuranı Aziymüşşan yanında elbette Ehadisi Nebeviyye ve eimmei müctehidiyn ve İcmaı fukahaya da itibar etmek lazım” mı deseydi? Ben de olsam çağdaşlık abidesi zümreyi görünce “Kuran sek gitmez, yanında bir parça hadis, iki dilim yorum olursa değmeyin keyfime” derdim.

Bana göre Şahin Filiz onikiden vurmuş. Helal olsun.

(Not: İnşallah Atilla Yayla’nın başına gelenler onu da bulmaz, malum o da ağzından Atatürk için adam sözü kaçırdığı iddiasıyla cezalandırılmıştı. Vakit yarın tutar bunu ele alır, ne bileyim. Gerçi savcılar Atilla Yayla konusu kadar bu işi önemser mi bilemem)

Popularity: 38% [?]

Bravo

FST 31 Mart 2008

veli1.jpgGeçenlerde bir öğrenci velisi çocuğunu döven öğretmeni okulda iyice benzetmiş. Bravo. Yalnız adamın tek gözü morarmış, bence veli eksiği daha sonra tamamlamalı. Bu öğretmenin mor gözlü resmini de milli eğitim bakanlığı tüm okullara çerçeveletip asmalı ki öğretmenler ayaklarını denk alsınlar. Peki neden tek çare öğretmenlerin doğrudan veliler yahut bu amaçla kurulmuş sivil toplum örgütleri tarafından dövülmesidir?Bu kısaca halk arasında isabetle belirtilen “it iti ısırmaz” mantığının tabii bir sonucudur. Aşağıdaki örneklere bakalım:

İstanbul Ali Kul Çok Programlı Lisesinde oruç tutmadığı için Alevi öğrenciyi döven öğretmen Z.Y’ye kınama cezası verildi. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Z.Y’nin görev yerinin de değiştirildiğini belirtti.

CHP Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir’in, konuyla ilgili olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a yönelttiği soru önergesini yanıtlayan Bakan Çelik, öğretmen Z.Y’ye herhangi bir para cezası verilmediğini açıkladı.

Çelik, İstanbul Valiliğinden alınan bilgi kapsamında, İstanbul Ali Kul Çok Programlı Lisesi’nde görev yapan edebiyat öğretmeni Z.Y hakkında soruşturma yapıldığını ve soruşturma neticesinde, “kınama” ve “görev yeri değişikliği” yaptırımlarının uygulandığını ifade etti. Çelik, para cezasına ise gerek görülmediğini bildirdi.

Yahu ne soruşturması, ne kınaması, bir de adam aranıp bulunmasın diye yeri değiştirilmiş. Çocuğun Aleviliği de önemsiz, okullarda dayak mezhep ayırımı tanımaz. Bana göre derhal bir sivil toplum timinin yeri değiştirilen öğretmeni bulup kınama cezasını 3-4 yumruk ve bir dizi tekmeye dönüştürmesi şarttır. Ha, bu işi mezhep dayanışması gayretiyle Pir Sultan Abdal cemiyeti üstlenirse o da güzel olur, şık düşer. Yok “Gelin canlar bir olalım, işi kolay kılalım” prensibi uygulansın denirse bendeniz de seve seve ekibe katılırım. Öğretmeni “kınadıktan” sonra bir yol Cağaloğluna varıp bakana bilgi veren İl Milli Eğitim Müdürünü de “aylıktan kesme”ye mukabil cezalandırırız. Asıl Ankara’daki elebaşları önemli ama artık orasını Ankara’daki Sivil Toplum Örgütleri halletsin. Bakan ve Milli Eğitim Bürokratları akşam vakti birer pusuyla kıstırılsa ne lazım gelir.

Bakın aklıma ne geldi, AB malum proje için vara yoğa para dağıtıyor, bizim valilikler filan “çocuk dostu şehir” diye saçmalıyorlar, gelin bir proje de biz yapalım “çocuk düşmanı öğretmenlere haddini bilfiil bildirme ve ibreti alem yapma” projesi ile AB’den  milyon avro kapıp hem ülke ekonomisine katkıda bulunalım hem de masum ilkokul çocuklarının intikamını almış olalım. Yok bu iş gavur parasıyla olmaz, hamdolsun biz de yeteriz deniyorsa o da olur. Parayla katılamayan bilek gücüyle ekibe girebilir.

Misal bu adamı hallettikten sonra şuna yöneliriz:

Muğla´nın Yatağan İlçesi´nde, derste ayağa kalkan öğrencisine sinirlenen Türkçe öğretmeni Tansel K. (48) yumruklarını konuşturdu. Karnına yediği yumrukla nefes alamayan ve yere yığılan 13 yaşındaki öğrenci S. Y., hastanede tedaviye alındı. Soruşturma kapsamında, verdiği ifadenin ardından Kaymakamlık binasından koşarak kaçmaya çalışan öğretmen ise “Çocuk yaramazlık yaptı. Biraz sert uyarmış olabilirim” dedi.

Anne Havva Y., resmi şikayetlerini yaptıklarını ve öğretmenin mutlaka cezalandırılmasını istediklerini belirterek, “Çocuğumu okula dayak yesin diye değil eğitim alsın diye gönderiyorum. Servet zaten çelimsiz, biraz da hastalıklarla boğuşarak büyüdü. Yumruğu yiyince nefessiz kalmış. Oğlum ya sınıfta ölüp kalsaydı, hastane yakın olmasaydı, bunun hesabını kim verecekti” dedi.

ÖĞRETMEN DERSE DEVAM EDECEK

Öğretmen emniyetteki ifadesinin ardından, idari soruşturma kapsamında İlçe Milli Eğitim Müdür Vekili Mehmet Yılmaz’a da yaklaşık iki saat ifade verdi. Öğretmenin suçlamaları kabul etmediğini belirten Yılmaz, “Öğretmen hakkında idari ve yasal soruşturma başlattık. Soruşturma bitene kadar öğretmen derse girecek” demekle yetindi

PAZARDA KOVALAMACA

İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ndeki (Kaymakamlık binası) ifadesinden sonra, gazetecileri görünce koşarak kaçmaya başlayan öğretmen, soruları yanıtsız bıraktı. Tansel K.’nın, Yatağan Pazarı içerisinde koşarak kaçmasını vatandaşlar, öğrenciler ve veliler şaşkınlıkla izledi. Bazı öğrenci ve velileri öğretmenin peşine takıldı. Bir ara arkasını dönüp, “Beni öğrencilerimi çok severim yaramazlık yapınca uyarırım, çocuk da yaramazlık yaptı, biraz sert uyarmış olabilirim ama pişmanım” diyen öğretmen, pazar yerinde kayıplara karıştı. Kovalamaca saniye saniye kameralara yansıdı.

Yatağan Pazarcı esnafı da ayıp etmiş. İlle biz ekip kurup AB’den para alacağız diye beklemek mi lazım? Balıkçı, marulcu, hıyarcı hiçbirinizin çocuğu  yok mu, 13 yaşındaki çocuğu yumruklayan “eğitim gönüllüsüne” bir meydan dayağı çekip başta fukara kadıncağızın ve tüm ümmeti Muhammedin yüreğini bir parça serinletseniz ne olurdu? Neyse, pazarda kaçıp kurtulmuş öğretmen ama herhalde Pir Sultan el Fethi grubu yakalayacaktır. Tabii başbakan telefon edip “evladım üzülme öğretmenin karnına yumruk atmış, öğretmendir yarın benim de çenemi dağıtır, bak Fatih Sultan Mehmet’in hocası Molla Gürani II. Murat’ı dövmüş” derse ona bişrşey diyemem.

Bu arada AKP’li bakanın yalama cevabından da çapını ölçmüş olduk. 301 davasında kıvırıyorlar, öğretmen işinde de “para cezasına gerek görmemişler”. Zorbaya para cezası verin mi diyen var size, hayret birşey, adam alenen kendisine karşı gelme imkanı ve hakkı olmayan bir çocuğu dövüyor, hala üç-beş kereste “kınama, uyarı” filan diye konuşuyor. Savcıları uayndıracaksın, bu adamı koruyan müdürüne, il müdürüne, bakanına kadar içeri tıkacaksın. Nasıl memleket anlamadık. Yargıtay başsavcısı şu sebepten kapatma davası açsa gidip elini öpeceğim ama nerde.

Evet, öğretmeni döven veliler çoğaldıkça Türk Eğitim Sistemi adam olacaktır, it madem iti ısırmıyor, insan köpeği ısırsın ki biraz haber görelim. Ya “zorunlu devlet eliyle eğitim” zorbalığı biter ya da benim memura meydan dayağı projem AB yoluna girer duyurmuş olayım. Seni kim takar diyen de dikkatli olsun, uçan tekmem zorludur. “Canım aileler de çocuğuna sahip çıksın, öğretmen kaç para alıyor” diyene ilave kafa da düşünülebilir. Zorsa niye öğretmenlik yapıyor, gitsin zaten yaptığı ek işte uzmanlaşsın birader.

Popularity: 28% [?]

Yaptıklarımız, Yapacaklarımız

FST 27 Mart 2008

110011.jpgHaberde okuduğum kadarıyla okuma seferberliği İstanbul Valisi ile sınırlı değilmiş. Adana Valisi de bir okula gidip talebelere sorular sormuş, daha sonra çocukların gezdirilmesi talimatı vermiş. Şöyle deniyor:

Tarım İl Müdürlüğü’nde düzenlenen İl Çevre ve Orman Müdürlüğü ile Adana Orman Bölge Müdürlüğü’nün yürüttüğü çalışmalara yönelik `Yaptıklarımız Yapacaklarımız’ konulu toplantıda konuşan Vali Atış, çevrenin korunmasında eğitimin önemini vurgularken sözü bir lise ziyaretine getirdi. Atış, adını gizli tuttuğu lisede öğrencilere yönelttiği sorulara karşılık aldığı cevaplar karşısında hayretler içinde kaldığını belirterek, şaşkınlığını uzun süre üzerinden atamadığı öyledi. Vali Atış, yaşadığı bu olayı anlatırken şöyle dei:

“Lise 1 öğrencisine Adana’nın ilçelerini sordum. Sadece `Seyhan, Yüreğir, Pozantı’ dedi. Herhalde Pozantılıydı. Lise 2 öğrencisine aynı soruyu sordum. `Hatay, İskenderun, Tarsus’ diye saydı. Lise 1 öğrencilerine `Çanakkale Savaşları’nı kim anlatacak’ diye sordum. Anlatan çıkmadı. Aynı soruyu lise 3′deki bir öğrenciye sordum, bilemedi. `O zaman Çanakkale Savaşları nerede oldu? Çanakkale Savaşları Kars ile Erzurum arasındaki bir yerde mi oldu, yoksa Kars ile Sarıkamış arasındaki bir yerde mi oldu?’ diye şaşırtıcı bir soru sordum. Tartıştılar, karar verdiler; `Kars ile Erzurum arasındaki bir yerde’ dediler. Lise 3′lere Türkiye’nin komşularını sordum, `Yunanistan ve İran’ dediler. O kadar. Başka yok. Bu korkunç bir şey. Okul müdürü bana `Çocukları heyecanlandırdınız’ dedi. Bağışlayın ama bunun heyecandan olduğunu düşünmüyorum. Bundan böyle kaymakamlarımız okulları sık sık ziyaret edecek. Gerekirse İl Milli Eğitim Müdürü ile görüşülecek. Her gün 10 dakika çevremiz, ilimiz tanıtılacak. Çünkü öğrencilerimiz ilimizi bile tanımıyor, bilmiyor.”

Yahu bu çocuklar iyiymiş, o kadar heyecana rağmen Türkiye’nin iki komşusunu şak diye sayıvermişler, hem de doğru olarak. Bu bana göre ümitlenilmesi gereken büyük bir olaydır. Benim tanıdığım ortalama bir lise öğrencisi yarısı çözülmüş kıravat, gömleğin bir kısmı pantolonun dışına sarkıtılmış, saçı jöleyle tepede birleşmiş, sivilceli ve bön bir kız ya da oğlan anlamına gelir. Bunlar için ilim ve fen cep telefonu, ucube müzik, paçavra aşk yahut yakın tarih romanından ibarettir. Bir kısmı saldırgan, isyankar, anlayışsız, zararlı ve tehlikeli yaratıklardır. Uzak durmak gerekir. Çoğunda bıçak da olur.

Tabii bunların öğretmenleri de farklı değildir. Düşünün bu çocuklardan biri devletin eğitim fakültesini bitirip sadece 5-6 sene sonra sıfır bilgiyle maaş, kademe, derece, ek ders dışında bir gündemin olmadığı bir ortama girecek. Çocukların rol modeli bunlar. Çoğu öğrencilerle “kafa hoca” örüntüsü için sigara içer, abuk subuk ideolojieri aktarmaya çalışır.  Ebeveyne de bir taş atalım. Analar “çocuk bir an evvel okula gitse de komşuyla dedikodu yapsak” derdinde, babalar iş güç derdiyle konudan bihaber, vs. vs. Bektaşinin dediğini güncellersek “bakmayacak olduktan sonra yapıp sokağa sal, ne ala”.

Bu arada vali neden kafayı “ilimizin tanıtılması” konusuna takmış anlamadım. Bu ille de bilinmesi gerekn bir şey mi? Bir sürü uyduruk kasaba, ilçe var ortalıkta, varsın bunları da bilen çıkmayıversin, hayret.

Kısaca, yaptıklarınız, yapacaklarınızın da gösgtergesidir. FST.

Popularity: 32% [?]

Timur Eziyeti: Türkiye Okuyor

FST 27 Mart 2008

merkezb13kahvehane.jpgTürkiye’nin birşey okuduğu yok da “devlet niçin lüzumsuz olmadığını sağa sola ispatlamak için saçmalamak zorundadır” konulu bir kompozisyon yazmaya zorlandığı anlaşılan İstanbul valisi bir alay laf etmiş, kahveler kıraathane olacak buyurmuş. Eziyet, pardon kampanya 4 yıl sürecekmiş. Ayvayı yedik demektir. Konunun detayına bakarsak;

Kahvehaneler kıraathaneye dönüşüyor

İstanbul Valisi Muammer Güler, Türkiye genelinde başlatılan ”Türkiye Okuyor” kampanyası kapsamında İstanbul’da kahvehanelerin kıraathanelere dönüştürülmesi için yeni bir yapılanma içine girileceğini, nikah töreninde eşlerin eğitim kurumlarına en az 3 kitap bağışlamasının özendirileceğini söyledi.

Güler, Afet Yönetim Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün himayelerinde Türkiye genelinde başlatılan ”Türkiye Okuyor” kampanyasını tanıttı.

İstanbul Valiliği tarafından hazırlanan kısa film gösterimi ile başlayan toplantıda konuşan Güler, kampanyanın, 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in eşi Semra Sezer tarafından başlatılan ve başarılı bir şekilde yürütülen ”Ulusal Eğitime Destek Kampanyası”nın devamı niteliğinde olduğunu belirtti.

[…] Kampanyanın, bilgi çağının ve değişimin beraberinde getirdiği önemli bir ihtiyacı karşılayacağını belirten Güler, ”Kampanya kapsamında bilmeyenlere okuma-yazma öğretilecek, birinci ve ikinci kademe eğitimlerin tamamlanmasına fırsat verilecek, kitap okuma alışkanlığı kazandırılacak ve bilgisayar okur-yazarlığı oranı yükseltilecek” dedi.

Türkiye’nin ekonomi alanında hızla gelişmesini kültürel alanlara da taşımak zorunda olduğunu vurgulayan Güler, kampanyanın, ülke genelinde eğitim sorunlarına katkı sağlamayı amaçladığını söyledi.

Eğitim ve öğretime daha fazla önem verilmesi gerektiğine işaret eden Güler, Atatürk’ün çağdaş uygarlık seviyesi üzerine çıkılması ve okuma-yazma konusunda gösterdiği hedeflere ulaşılması için birçok şey gerçekleştirdiğini, ama bunların yeterli olmadığını kaydetti. Güler, ”Bunun yeterli olmadığını biliyoruz. Hedef çağdaş dünyanın tüm olanaklarından Türk insanının da yararlanması ve bundan yararlanması için bilgi düzeyini artırması, bilgi birikimini kazanması ve bu suretle de hak ettiği yaşam koşullarına ulaşması gerekiyor” diye konuştu.

Kampanyada devlet ve sivil toplum kuruluşlarının güzel bir işbirliği ortaya çıkardığını belirten Güler, […] özellikle genç nüfusta kitap okuma alışkanlığını geliştirmeyi amaçladıklarını dile getirdi.

-KAMPANYA 4 YIL SÜRECEK-

Toplumda kitap okuma alışkanlığının yaygın olmadığını ifade eden Güler, vatandaşlara kitap okuma alışkanlığı aşılanarak üreten, düşünen ve yargılayan bireylerin topluma kazandırılmasının amaçlandığını kaydetti.

[…] Genç nüfusun erken yaştan yetiştirilmesi ve bilgi toplumuna atılmaları konusunda çalışmalar yapmak üzere İstanbul’da bir planlama yapıldığını belirten Güler, […]kampanyayı, kahvehanelerin uygun bölümleri, semtlerde bulunan uygun yapılar, muhtarlıklara bağlı yapılar, Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı kütüphaneler ve uygun fiziki mekanlarda yürüteceklerini anlattı. Güler, kampanya çerçevesinde yapılacakları da şöyle sıraladı:

”İstanbul’da bu amaçla yürütülen çalışmalar çerçevesinde çeşitli afiş ve broşürler ile tanıtım klipleri ve müzikleri hazırlanacak. Bu klibin sürekli televizyonlarda dönüşünü sağlayacağız. İlk ve orta öğretim okullarında sürdürülen kitap okuma çalışmaları değerlendirilecek. Rehber öğretmenler, edebiyat ve Türkçe öğretmenleri kampanya hakkında bilinçlendirilecek. İl genelinde bilboardlarda tanıtım afişleri yer alacak. Özellikle ulaşım araçlarında, istasyonlarda, bankalarda, resmi ve özel kurumlarda, park ve bahçelerde kampanyaya uygun bölümler oluşturulacak.”

Güler, satılan kitaplardan yola çıkılarak İstanbul’un kitap okuma haritasının da oluşturulacağını söyledi.

”Kahvehanelerin kıraathanelere dönüştürülmesi için yeni bir yapılanma içine girileceğini” bildiren Güler, ”Aslında buralar kahvehane değil, kıraathane. Eski tabirle okunan, ‘kıraat’ edilen yer anlamında kullanıyorum. Buraların amacına uygun hale getirilmesine çalışacağız. Nasıl sigara yasağı kanuni olarak uygulanıyorsa belediyeler de standartları getirirken, ruhsat verirken bu eksikliklerin olup olmadığına da bakacak” dedi.

Bu kadar uzun alıntı yapmak zorunda kaldığım için affedin ancak kesmeye gönlüm elvermedi. Bir beyanatın içinde bu kadar boş, anlamsız ve lüzumsuz lafın biraraya getirilebilmesi hakikaten kolay değil. İstanbul valisi Süleyman Demirel’in yerini doldurmaya aday görünüyor. Önce şu ağza bakın “Cumhurbaşkanının himayeleri”. Bırakın efendim bu lafları. Cumhurbaşkanı bir kişi, “himayesinde” de gitsin. Yalama protokol ağzı yapılacak ya. Sonra neden Sezer için “taraflarından” denmiyor da “tarafından” deniyor? “Valilikten meclise, bakanlığa, olmadı müsteşarlığa sıçrasak ne olur” hesabı. Ha, bu projenin mimarı Abdullah Gül ise ona ve bu aklı bulan danışmanına da yazık. Zamanınızı başka işlere harcayın.

Aslında söylenecek söz çok ama zaman az, ben bazı yerleri koyu olarak işaretledim, oralar üzerinde fikirleşebilirsiniz. Sadece bir paragrafa dikkat çekeceğim. Bakın “sayın” vali (bu tür adamlara sayın demezseniz bozulurlar, devlet geleneğidir, ihmal etmeyelim) reklam filmi çekimi, afiş, broşür basımı, klip çekimi filan demiş. Demek ki 4 yıl boyunca devlet kaynakları yağmalanacak. Allah bilir trilyonlar gidecek bu işe. Peki biz ne yapalım? Elbette keseyi doldurmaya bakacağız, hemen aklıma geliveren projeler şunlar:

1- FST ve Kırk Haramiler Yapım ve Prodüksiyon LDT. KOLL. A.Ş. Milli Eğitim Bakanlığına sunulmak üzere “Türkiye Okuyor, Çağdaş Uygarlık Buna Ne Diyor”, “Haydi Türkiyem Kıraathaneye”, “Vali Diyor ki: Oku, Biz Neden Yedik bu B.ku”, “Okumayan Alim, Yazmayan Katip Olmaz”, “Oku, oku, nereye kadar”, “Bilinçli Yurttaş Kitap Okur, Bilinçsizi Okumaz” türü projelerle ülke kalkınmasına katkı için gönüllü olur.

2-FST Jeodezi, Haritacılık A.Ş. İstanbul’un kültür-fizik-okuma haritası için AKP il teşkilatı üzerinden Belediye ve valilik nezdinde teşebbüsi şahside bulunur. Çizilen “Okuma Haritaları” stratejik bilgi içerdiği gerekçesiyle çok yüksek bedelle Savunma bakanlığına satılır.

3- FST Matbaacılık A.Ş. ucuz broşür, dandik afiş, “Ah Osmanlı Neredesin” temalı kitap basımı konularında yaratıcı projelerle ve sağlam komiyonlu siyasi referanslar eliyle harekete geçer.

4. FST Bilişim, Bilgi ve Uzay Çağı, İletişim ve Koordinasyon AŞ “Türkiye Okuyacak, Bilgi Çağını Parçalayacak: Her Okula, kahvehaneye, lokale, dernek binasına bir laptop, yanında kablosuz modem, klavye” projesiyle gündemi sarsar. Elde edilen gelirin bir kısmı Mehmetçik Vakfına bağışlanır.

5. FST Müteahhitlik ve İnşaat AŞ “Türkiye’de kahvehanelerin modernizasyonu ve yeniden kıraathaneye dönüştürülmesi” projesiyle TOKİ’ye başvurur.

Aranızdaki bazı kötü niyetli devlet düşmanları “canım bu iş için bu kadar masrafa gerek var mı, lüzumsuz işler bunlar, üstlerine vazife olmayan işe karışmasınlar, vatandaş ne yapacağını bilir” dese de beni devlete, millete hizmetten alıkoyamazsınız.

Son söz; “Okuyunuz babanız gibi eşşek olmayınız” Fethi Sipahi Tan, FST Şirketler Grubu Başkanı.

Popularity: 36% [?]

Kırk Yıl Önce

FST 27 Mart 2008

lrg_cover.jpgKırk yıl önce biri 2008′de dünya nasıl olacak diye yazı yazmış. Tabii adam bazı ilginç isabetlerle birlikte çok yerde çuvallamış ama 1960′ların hızlı uzay yarışını filan düşünürsek bugün çok daha ileri bir yerde olacağımız kanaatini küçümsememek gerekir. Benim de çocukluğumda Uzay 1999 Ayüssü Alfa filan vardı. 1999 yılını geçtiğimizde dünyanın o dizinin oynadığı 1979 yılından pek farkı yoktu. Bir de Jetgiller vardı ama o herhalde konumuzla ilgili değil.

Uzay demişken, Stanislaw Lem’in ardından bir diğer bilim kurgucu A.C. Clarke da vefat etti. Kendisi yine yukarıdaki tahminin yapıldığı 1968 yılında Gözcü adlı hikayesi üzerine çekilen “2001: Bir Uzay Macerası” filminde Aydaki üslerden filan bahsediyordu. 2010′da Jüpiteri patlatıp bir güneşe dönüştürmesini de takdir etmemek mümkün değil. Bu vesileyle Clarke’ı da Dave Bowman’a kavuşması dileğiyle saygıyla anıyorum.

Bana sorulacak olursa 2048 yılında dünya bazı teknolojik cihazlar dışında 1968 veya 2008 yılından farklı olmaz. Hele Türkiye’de birşey değişmez. Kelek konularla eğlenir durur insanlar.

Popularity: 35% [?]

Ekonomista

FST 27 Mart 2008

Haziran ayında İzlenimler 4 yılını dolduracak. Bu dört yılda çok istememe rağmen bunu ikame edecek bir site çıkmadı, bir iki defa ben yetenekli yorumcuları itekledim ama sürekli olmadı. Ancak son bir gelişme beni ümitlendirdi. Birkaç gündür yorumculuktan yazarlığa terfi eden Mr No dostumuz Ekonomista blogunda bu işlerde önemli bir potansiyel taşıdığını ispatlayacak gibi görünüyor. Dengeyi bozmadan bu minvalde giderse yorumcu olarak oraya geçip gönül rahatlığıyla emekli olabilirim demektir.

Ekonomistaya süreklilik dilerim. Tabii ben olsam adresi ekonomista.blogspot.com şeklinde oluştururdum. Yolun başındayken bazı temel konulara dikkat etmek ilerisi için yararlı olur.

Popularity: 25% [?]

Rahat ve Huzurlu Seyahat

FST 23 Mart 2008

yarg1.jpgÜlkemizde otobüs yolculuğu yaygın olduğundan otobüs şirketleri arasında da tatlı bir rekabet yaşanır. Yolcularına rahat ve huzurlu bir imkan sağlamak isteyen nice firma kah çift koltuğun birini söküp arayı genişleterek, kah yolculara yastık ve battaniye dağıtarak, yerine göre çay kahve dışında yemek servisi vererek bu yönde yenilikler arayıp dururlar. Diğer taraftan otobüslere ABS, EPS, ÜDS türü sistemler takarak güvenlik önlemlerini arttırmak da işin teknik bir yönüdür. Gelgelelim, son bir yöntem işittim ki bu herhalde tüm otobüs üreticileri ile nakliye firmalarının ilgisini çekecektir. Yöntemin mucidi yargıtaydan bir hakim, haber de şu:

Ata’yla yolculuk rahat ve huzurlu

Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker ve bir grup Yargıtay üyesi, Ankara’dan aileleriyle özel gezi amacıyla otobüsle Kayseri’ye geldi. Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü’ndeki öğle yemeğine katılan Başkan Gerçeker ve yargı mensuplarını, Kayseri Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Siyami Başok ile bir grup hakim ve savcı karşıladı.

[…] Kafilede yer alan Yargıtay 10’uncu Hukuk Dairesi üyesi Şansal Erkam ise, “Yolda eksikliğimizin olduğunu hissettik ve molada Atatürk tablosu alıp ön cama koyduk. Rahat ve huzurlu bir yolculuk oldu” dedi. Erkam, Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın son gelişmeler nedeniyle Kayseri gezisine katılamadığını belirtirken, “Kendisi işi ve evi arasında gidip geliyor. Allah sabır versin” dedi.

Yargıtay başsavcısı işi ve evi arasında gidip geliyormuş, ilginç doğrusu, başka nereye gidip gelecekti ki? Allah tüm iş ve ev arası gidip gelene sabır versin. Gelelim olaya. Demek otobüste bir eksiklik hissedilmiş ve bunun Atatürk resmi olduğu anlaşılmış. Haydi bunu normal kabul edelim, bir hakim elbette 24 saat Atatürk resim, büst, rozetiyle birlikte olmak isteyecektir, bu normal ama iyi de mola yeri nasıl bir yer ki koca Atatürk portresi hemen çerçeveyle filan bulunuvermiş? Bizim bildiğimiz mola yerlerinde arabesk kaset, leblebi, nohut, gözleme, oyuncak, yöresel örgü işleri filan olur. Demek büyük boy Atatürk resmi satılan mola yerleri de varmış.

Yalnız “rahat ve huzurlu” demişler, evet, otobüsün içinde huzur var ama ya karşıdan gelen şoförlerin dikkatinin dağılmasına ne diyelim? Misal şöyle bir diyalog gelişebilir:

-Mustafa abi, şu karşıdaki otobüse baksana, muavin koltuğunda Atatürk mü oturuyor?
-De get, dellendin mi adam. Nasıl, bir dakika, evet bu ulu önder, hayal mi görüyorum?
-Hayal değil abi, istersen çimdikleyeyim…
-Nıhaah, ne yapıyorsun ulan, hoop, kayıyoruz, eşhedü enlaa…

Tabii bu bir ihtimal ve ihmal edilebilir, bundan sonra herhalde tüm otobüs şirketleri, nakliye ve kargo firmaları, uçaklar, TCDD vs. daha huzurlu bir seyahat için bu yöntemden yararlanmalıdır. Bir sonraki yargıtay başkanı olamayıp emekli edilirse sayın Erkam Temsa otobüs firmasında tasarım danışmanı olarak çalışabilir, ilgililere duyurayım.

Son olarak adet olduğu üzere bazı Hürriyet okur yorumlarını aktaralım:

nejla nejla     22/03/2008 - 11:17
SU ZAMANDA ATATURK GIBI BIRINE OYLE IHTIYACIMIZ VARKI?

ercan biler     22/03/2008 - 10:35
Ey Türkiyem ne haldeyiz. Bunlar okumuşları, ya cahilleri ne yapmaz

iso iso    22.03.2008 09:18:39
Ne demek “Allah” sabır versin.
Başsavcıya sabır neden Allah’dan isteniyor.
Orası öyle şeylerin konuşulacağı yerler mi ?
Derhal kapatılmalı.Otobüsde kapatılmalı.
Röportaj yapılan karayolu’da.
Sabır, carttan istensi, curttan istensin.
Laiklik elden gidiyor, derhal müdahale edilmeli.
Dimi ama ?

erhan firidin (’erhanfiridin’ tüm yorumları)    22.03.2008 09:18:08
ulu önderimizle yolculuk yapmayı isteye bilirsiniz ama suda var acama atam hayatta olsa sizinle yolculuk edermıydı?

ISIL TURK (’ataturkungencligi’ tüm yorumları)    22.03.2008 02:07:51
Ataturk’suz bir Turkiye Turkiye olamayacagi gibi, Ataturk sevgisi olmayan bir Turk de Turk olamaz!!

barbaros dündar (’barbarosdundar’ tüm yorumları)    22.03.2008 09:46:44
İyiki varsınız.

(FST: Evet, iyi ki.)

Popularity: 35% [?]

Unutmayalım

FST 21 Mart 2008

asik-veysel.jpgBugün Aşık Veysel’in sadık yari kara toprağa kavuşmasının yıldönümü, kendisini rahmetle anıyorum. Aleviliği sol terör örgütlerin oyuncağı haline getirenlerin de, Aleviler hakında olmadık yalanlar uydurarak bu insanları rencide eden bir kısım hurafeci Sünnilerin de kendisinden alacağı dersler var.

ALLAH BİRDİR PEYGAMBER HAK

Allah birdir Peygamber Hak
Rabbül alemindir mutlak
Senlik benlik nedir bırak
Söyleyim geldi sırası

Kürt’ü Türk’ü ve Çerkes’i
Hep Adem’in oğlu kızı
Beraberce şehit gazi
Yanlış var mı ve neresi?

Kuran’a bak İncil’e bak
Dört kitabın dördü de Hak
Hakir görüp ırk ayırmak
Hakikatte yüz karası

Binbir ismin birinden tut
Senlik benlik nedir sil at
Tuttuğun yola doğru git
Yoldan çıkıp olma asi

Yezit nedir, ne kızılbaş
Değil miyiz hep bir kardaş
Bizi yakar bizim ateş
Söndürmektir tek çaresi

Kimi ne çeker dilinden
Hem belinden hem elinden
Hayır ve şer emelinden
Hakikat bunun burası

Şu alemi yaratan bir
Odur külli şeye kadir
Alevi Sünnilik nedir
Menfaattir varvarası

Cümle canlı hep topraktan
Var olmuşuz emir Haktan
Rahmet dile sen Allah’tan
Tükenmez rahmet deryası

Veysel sapma sağa sola
Sen Allah’tan birlik dile
İkilikten gelir bela
Dava insanlık davası

AŞIK VEYSEL

Popularity: 40% [?]

Ciddiyet

FST 21 Mart 2008

kahve.jpg

Akşam üzeri aldığım mesajdaki resim üzerine derin derin düşündüm. Tabii bir sonuca ulaşamadım. Bakalım siz ne diyeceksiniz. Özellikle şu masadaki genel ciddiyete, çayı içen şahıstaki dikkate diyecek şey bulamıyorum. Okeyde taş çalma dönemi de bu şekilde sona ermiş oluyor. Kahveci eğer kablosuz ortamda online okey hadisesi geliştirmişse yılın girişimcisi ödülü için adayımdır. Dünya gazetesine duyrurum.

Popularity: 39% [?]

Nerde o Eski Nevruzlar

FST 21 Mart 2008

nevruz11.jpg

Nevruz Bayramı gelmiş, hayırlı olsun. PKK’nın elinden ekmeği alalım derken icat edilen bir gariplik, diğer Türk devlerinde kutlanır ama ben burada işitmiş değilim. Neyse, vatandaşın ilgisiz kaldığı “bayrama” nedense göbekli ve kravatlı devlet erkanı önem veriyor. Üstteki resim Yozgat Bozok Üniversitesinde çekilmiş. Anlayamadığım adam ateşin üzerinden boylamasına mı geçmiş, hakikaten iyi atlayış. Bence bu şahıs üniversite atletizm takımına seçilmeli. Tabii etraftaki seyircilerin suratlarındaki ifadelerden de hikaye ve roman yazılabilir.

nevruz.jpgBu arada geçen seneyi pas geçmişim ama 2006 yılının Nevruz yazısı da şurada.

(Durun yahu, meğer 2005 daha ilginçmiş, hayret eskiden ne konular gündeme gelmiş, iyi ki silmemişim şunları. Hani bayrak yakan çocuklar filan vardı, hey gidinin günleri.)

İşte 2005 Nevruzundan iki yazı:

Diyanet: “Nevruzu kutlamak caiz..”
18 Mart 2005

Diyanet dergisinde Nevruz kutlamanın dinen caiz olduğuna dair bir görüş, Ebussuud Efendinin fetvasına dayanarak aktarılmış. Haber şu:

Diyanet İşleri Başkanlığı Nevruz’un şenliklerle kutlanmasına yeşil ışık yaktı. Diyanet’in aylık yayın organı Diyanet Dergi’nin Mart sayısında Nevruz’un eski doğu geleneklerinin devamı olduğu belirtilerek, kutlanması ile ilgili Osmanlı döneminde verilmiş bir fetva hatırlatıldı. Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı Zafer Koç’un kaleme aldığı yazıda Osmanlı Şeyhülislamı Ebusuud Efendi’nin “Nevruz Mecusi adeti değildir. Nevruz Sultani’dir, eğlence ve şenliklerle kutlanmasında dinen bir sakınca yoktur” fetvası dayanak gösterilerek şölenlerle kutlanabileceği belirtildi.

Hayret, ben Türkiye’yi laik, din ve devlet işleri ayrı bir yer olarak görüyordum. Demek ki herhangi bir faaliyetin yapılıp yapılamayacağı konusunda, üstelik 500 sene öncesine ait, fetvalar da geçerliymiş. Öte yandan, Nevruz kutlamaları zaten bir kaç senedir resmi törenlerle yapılıyor. Takım elbiseli bürokratlar yanan bir lastiğin üzerinden atlamaya çalışıp gayet gülünç manzaralar oluşturuyorlar. “Ateş-i suzan-ı a’daya bizimlen girmeğe Dehr içinde imtihan olmuş semender yok mudur” beyti kavlince Rektörler, Emniyet Müdürleri, Valiler, Kaymakamlar sanki kırk yıllık uzun atlamacı gibi ateşin üzerinde geçiyorlar. Bu açıdan vatandaşa eğlence olması noktasında Nevruz kutlamasını ben de hararetle destekliyorum.

Yalnız, fetva meselesine gelince bir iki hatırlatma yapayım. Nedense diyanet bu tür lüzumsuz, akmaz kokmaz meselelere fetva arıyor. Mesela “İfade ve eleştiri özgürlüğü”, “kılık kıyafet meselesi”, “işkence”, “darbe”, “adaletsizlik” gibi konularda Diyanetin fetva araştırması yaptığını duymadım. Belki de Ebussuud Efendi fetvalarına bakmak lazım “Amrın oğlu Zeyd Başbakanın karikatürünü yapsa…” veya “Zeydin kızı Hind dini emirdir deyu başını örtse, lakin mektebe sokmasalar..” gibi sorulara cevaplar verilmiş mi..

Nevruz Bayramı ve “Bayrak Seferberliği”
March 23, 2005
Nevruz tüm yurtta “törenlerle” kutlandı. Bir çok ilde halkın anlamsız bakışları arasında bürokratlar yanan lastiklerin üzerinden atladı, Nevruzun aslında öz be öz Türk malı bir bayram olduğu vurgulandı vs. Güneydoğuda biraz daha farklı kutlamalar vardı ancak gündeme damgasını vuran bayrağa saygısızlık oldu.

Öncelikle Nevruza iki çift laf edelim. Tamam, nevruz Ortaasya ve Türk cumhuriyetlerinde kutlanıyordur da, ben Türkiye’de eskiden böyle bir şey olduğunu duymamıştım. Ben Hıdrellezi bilirim. O da aynı nevruz gibi baharı karşılama amaçlı bir etkinlikti. Halk Mayıs başında dere kenarına gidip bahara merhaba derdi ben çocukken. Her çocuk gibi ben de piknikten hoşlandığım için hayal meyal hatırlıyorum. Sonra yaşadığım şehir büyüyüp ortada dere, yeşillik filan kalmadığı için de Hıdrellez etkinliği paydos edildi. Son yıllarda resmi erkanın Nevruz törenini PKK terörüne karşı “aslında Kürtlerin değil bizimdir haa” mantığıyla kutlamaya çalışmasını da gülünç buluyorum. Kimsenin benimsemediği bayram mı olur? 3-5 bürokrat ve Ortaasyadan çağrılan, ne dediği anlaşılmayan bir iki misafirin ateşten atlaması bayram filan değil, seyri komik bir ortaoyunudur. Bir ara da 27 Mayıs bayramı vardı, hatırlayan çıkar, ben çocukken askerler filan yürürdü de “yahu ne imiş bu bayram derdim”. Sonradan öğrendim, bu bayram Türkiye’de seçilmiş hükümetin asker eliyle devrilip başındakilerin asılmasını kutlama bayramıymış. Sonradan kaldırıldı ya, ne zamandı onu da hatırlamıyorum. Sonra neden 12 Eylül Bayramı icat edilmedi, bizim darbecimizin başı kel mi, diye şaşırıp düşündüğüm de olmadı değil zaman zaman. Her neyse, Nevruz ile bir bayramımız daha oldu, herkese kutlu olsun, ey yeni bahar sen de hoşgeldin…

Gelelim bayrak işine, Mersin’de Nevruz kutlamasında kabak gibi bir provokasyon, kışkırtma yaşanmış. Gazetelerin yazdığına göre 12-14 yaşlarında iki çocuk Türk bayrağını yakmaya kalkmışlar. Sonra çocuklar yakalanmış. Ortalıkta bir sürü beyanat uçuşuyor. Olayın kışkırtma olduğu aleni, neredeyse gözümüze girecek. Hadep filan mümkün mü bu kadar göz önündeyken aleni bayrak yakıp kendini ateşe atsın. Yapanlar her kimse, üstelik çocukları kullanarak, en az zayiatla en fazla etki oluşturmaya çalışmışlar. Tepkilere bakılırsa başarılı da oldular. Her tür görüşten vatandaşımız sözlü ya da fiili tepki gösteriyor.

Ben ise pimpirikli adamım. Bu işlerden rant sağlayan kesimler olduğunu bildiğimden merakla bekliyordum ne zaman başlayacak diye, Milliyette haberi gördüm:

“Mersindeki Nevruz kutlamaları sırasında Türk Bayrağını yakma girişimine karşı çeşitli illerde bayrak asma kampanyası başlatıldı”

Habere göre yurt sathında, üniversiteler, sivil toplum örgütleri, esnaf vs. bayrak asmaya, mitinglerde bayrak taşımaya çağrılıyormuş. Mesela Aydın’da Marangozlar Odası bir kampanya başlatmış ve başkan Süleyman Algün bir takım beyanatlar vermiş. Haberde detaylı olarak bir çok vilayetteki benzer kampanyalar ve “biz Anadolu çocuğuyuz” türünden beyanatları okuyabilirsiniz.

Bence bu işten tek karlı çıkacak olan bayrak üreticileridir. Gaza getirilen bir ahali ve bu süreçte partilere, belediyelere, derneklere, Marangoz odalarına, valiliklere vatandaşa dağıtılmak üzere satılacak bir sürü bayrak. Gerçi aynı durum zaman zaman Atatürk rozet, büst ve posteri için de geçerlidir ya. “Filan kasabada Atatürk’ün büstü boyanmış”, “Atanın heykeline yazı yazılmış”, “Ataya hakaret”, “Filanca okulun önünde neden büst yok”, “İrtica azdı” gibi haberler sonucu bir sürü vatandaş “haydin aslanlarım” komutuyla gaza getirilip bayrak, büst, rozet seferberliğiyle meydana sürülüp, üreticiyi ihya edilmedi mi yakın geçmişte? Selçuk Parsadan Atatürk adıyla Tansu Çilleri dolandırmadı mı? Atatürk Şiirleri gibi saçmalıklar yüzbinlerce basılıp zorla okullara satılıp yazar ve yayınevleri ihya edilmedi mi? Yani, Türkiye’de bu alanda ciddi bir ekonomi döndüğü açık.

Yukarıdaki olaylar gelişirken protestoculara itiraz etsen, “yahu etmeyin, iki çocuğu kullanıp vandallık yaparak iğrenç bir oyun kurup sizi tezgaha getirmeye çalışıyorlar, bırakın genelkurmay ve dışişleri gereken cevabı verdi, Marangozlar Odasının işi mi, o gitsin marangozların işiyle uğraşsın” demeye kalksan “bayrak düşmanı, bölücü, hain, Ermeni tohumu, kansız” gibi ithamlara maruz kalabiliyorsun. Ancak, gariban takımının ellerine bayrak tutuşturulup meydanlarda boşa bağırtılmasına da içim elvermiyor. Bir de bayrak asmasan, astığın bayrak şekil şartlarına uymuyorsa başın gene belaya girecek. Yani, bizim millet şu enerjisini bayrak, portre, büst kampanyası yerine üretken alanlara kaydırsa fezayı da fethedeceğiz ama ne gezer…

Helal olsun bayrak ve büst işine giren müteşebbislere. Bu ülkede en karlı alanı iyi gözlemlemişsiniz, tebrik ediyorum. Laf aramızda, hemen şu anda bir iş fikri geliverdi aklıma, ne dersiniz. Bir tekstil atölyesinde fason bayrak üretimi projesi görüşmesine başlayabilirim. Ya da amatör heykeltraş olarak Atatürk büstü yapabilirim, ya da “Çocukların Gözüyle Atatürk” diye bizim mahalledeki 8-10 yaşındaki çocuklara birer şiir karalatsam, biraz da önceden basılmış olanlardan doldursam, Kültür ve Milli Eğitim bakanlığına mükemmel dağıttırır ve ihya olurum gibime geliyor, ne bileyim… Son olarak, belki de o çocukları kışkırtanlar biraz detaylı analiz edilse bir bayrak imalatçısıyla ortak bile çıkabilirler, bu lafımı yabana atmayın.

Popularity: 33% [?]

İleri »

Kapat
E-posta ile paylaş