Nerde o Eski Nevruzlar
FST 21 Mart 2008
Nevruz Bayramı gelmiş, hayırlı olsun. PKK’nın elinden ekmeği alalım derken icat edilen bir gariplik, diğer Türk devlerinde kutlanır ama ben burada işitmiş değilim. Neyse, vatandaşın ilgisiz kaldığı “bayrama” nedense göbekli ve kravatlı devlet erkanı önem veriyor. Üstteki resim Yozgat Bozok Üniversitesinde çekilmiş. Anlayamadığım adam ateşin üzerinden boylamasına mı geçmiş, hakikaten iyi atlayış. Bence bu şahıs üniversite atletizm takımına seçilmeli. Tabii etraftaki seyircilerin suratlarındaki ifadelerden de hikaye ve roman yazılabilir.
Bu arada geçen seneyi pas geçmişim ama 2006 yılının Nevruz yazısı da şurada.
(Durun yahu, meğer 2005 daha ilginçmiş, hayret eskiden ne konular gündeme gelmiş, iyi ki silmemişim şunları. Hani bayrak yakan çocuklar filan vardı, hey gidinin günleri.)
İşte 2005 Nevruzundan iki yazı:
Diyanet: “Nevruzu kutlamak caiz..”
18 Mart 2005
Diyanet dergisinde Nevruz kutlamanın dinen caiz olduğuna dair bir görüş, Ebussuud Efendinin fetvasına dayanarak aktarılmış. Haber şu:
Diyanet İşleri Başkanlığı Nevruz’un şenliklerle kutlanmasına yeşil ışık yaktı. Diyanet’in aylık yayın organı Diyanet Dergi’nin Mart sayısında Nevruz’un eski doğu geleneklerinin devamı olduğu belirtilerek, kutlanması ile ilgili Osmanlı döneminde verilmiş bir fetva hatırlatıldı. Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı Zafer Koç’un kaleme aldığı yazıda Osmanlı Şeyhülislamı Ebusuud Efendi’nin “Nevruz Mecusi adeti değildir. Nevruz Sultani’dir, eğlence ve şenliklerle kutlanmasında dinen bir sakınca yoktur” fetvası dayanak gösterilerek şölenlerle kutlanabileceği belirtildi.
Hayret, ben Türkiye’yi laik, din ve devlet işleri ayrı bir yer olarak görüyordum. Demek ki herhangi bir faaliyetin yapılıp yapılamayacağı konusunda, üstelik 500 sene öncesine ait, fetvalar da geçerliymiş. Öte yandan, Nevruz kutlamaları zaten bir kaç senedir resmi törenlerle yapılıyor. Takım elbiseli bürokratlar yanan bir lastiğin üzerinden atlamaya çalışıp gayet gülünç manzaralar oluşturuyorlar. “Ateş-i suzan-ı a’daya bizimlen girmeğe Dehr içinde imtihan olmuş semender yok mudur” beyti kavlince Rektörler, Emniyet Müdürleri, Valiler, Kaymakamlar sanki kırk yıllık uzun atlamacı gibi ateşin üzerinde geçiyorlar. Bu açıdan vatandaşa eğlence olması noktasında Nevruz kutlamasını ben de hararetle destekliyorum.
Yalnız, fetva meselesine gelince bir iki hatırlatma yapayım. Nedense diyanet bu tür lüzumsuz, akmaz kokmaz meselelere fetva arıyor. Mesela “İfade ve eleştiri özgürlüğü”, “kılık kıyafet meselesi”, “işkence”, “darbe”, “adaletsizlik” gibi konularda Diyanetin fetva araştırması yaptığını duymadım. Belki de Ebussuud Efendi fetvalarına bakmak lazım “Amrın oğlu Zeyd Başbakanın karikatürünü yapsa…” veya “Zeydin kızı Hind dini emirdir deyu başını örtse, lakin mektebe sokmasalar..” gibi sorulara cevaplar verilmiş mi..
Nevruz Bayramı ve “Bayrak Seferberliği”
March 23, 2005
Nevruz tüm yurtta “törenlerle” kutlandı. Bir çok ilde halkın anlamsız bakışları arasında bürokratlar yanan lastiklerin üzerinden atladı, Nevruzun aslında öz be öz Türk malı bir bayram olduğu vurgulandı vs. Güneydoğuda biraz daha farklı kutlamalar vardı ancak gündeme damgasını vuran bayrağa saygısızlık oldu.
Öncelikle Nevruza iki çift laf edelim. Tamam, nevruz Ortaasya ve Türk cumhuriyetlerinde kutlanıyordur da, ben Türkiye’de eskiden böyle bir şey olduğunu duymamıştım. Ben Hıdrellezi bilirim. O da aynı nevruz gibi baharı karşılama amaçlı bir etkinlikti. Halk Mayıs başında dere kenarına gidip bahara merhaba derdi ben çocukken. Her çocuk gibi ben de piknikten hoşlandığım için hayal meyal hatırlıyorum. Sonra yaşadığım şehir büyüyüp ortada dere, yeşillik filan kalmadığı için de Hıdrellez etkinliği paydos edildi. Son yıllarda resmi erkanın Nevruz törenini PKK terörüne karşı “aslında Kürtlerin değil bizimdir haa” mantığıyla kutlamaya çalışmasını da gülünç buluyorum. Kimsenin benimsemediği bayram mı olur? 3-5 bürokrat ve Ortaasyadan çağrılan, ne dediği anlaşılmayan bir iki misafirin ateşten atlaması bayram filan değil, seyri komik bir ortaoyunudur. Bir ara da 27 Mayıs bayramı vardı, hatırlayan çıkar, ben çocukken askerler filan yürürdü de “yahu ne imiş bu bayram derdim”. Sonradan öğrendim, bu bayram Türkiye’de seçilmiş hükümetin asker eliyle devrilip başındakilerin asılmasını kutlama bayramıymış. Sonradan kaldırıldı ya, ne zamandı onu da hatırlamıyorum. Sonra neden 12 Eylül Bayramı icat edilmedi, bizim darbecimizin başı kel mi, diye şaşırıp düşündüğüm de olmadı değil zaman zaman. Her neyse, Nevruz ile bir bayramımız daha oldu, herkese kutlu olsun, ey yeni bahar sen de hoşgeldin…
Gelelim bayrak işine, Mersin’de Nevruz kutlamasında kabak gibi bir provokasyon, kışkırtma yaşanmış. Gazetelerin yazdığına göre 12-14 yaşlarında iki çocuk Türk bayrağını yakmaya kalkmışlar. Sonra çocuklar yakalanmış. Ortalıkta bir sürü beyanat uçuşuyor. Olayın kışkırtma olduğu aleni, neredeyse gözümüze girecek. Hadep filan mümkün mü bu kadar göz önündeyken aleni bayrak yakıp kendini ateşe atsın. Yapanlar her kimse, üstelik çocukları kullanarak, en az zayiatla en fazla etki oluşturmaya çalışmışlar. Tepkilere bakılırsa başarılı da oldular. Her tür görüşten vatandaşımız sözlü ya da fiili tepki gösteriyor.
Ben ise pimpirikli adamım. Bu işlerden rant sağlayan kesimler olduğunu bildiğimden merakla bekliyordum ne zaman başlayacak diye, Milliyette haberi gördüm:
“Mersindeki Nevruz kutlamaları sırasında Türk Bayrağını yakma girişimine karşı çeşitli illerde bayrak asma kampanyası başlatıldı”
Habere göre yurt sathında, üniversiteler, sivil toplum örgütleri, esnaf vs. bayrak asmaya, mitinglerde bayrak taşımaya çağrılıyormuş. Mesela Aydın’da Marangozlar Odası bir kampanya başlatmış ve başkan Süleyman Algün bir takım beyanatlar vermiş. Haberde detaylı olarak bir çok vilayetteki benzer kampanyalar ve “biz Anadolu çocuğuyuz” türünden beyanatları okuyabilirsiniz.
Bence bu işten tek karlı çıkacak olan bayrak üreticileridir. Gaza getirilen bir ahali ve bu süreçte partilere, belediyelere, derneklere, Marangoz odalarına, valiliklere vatandaşa dağıtılmak üzere satılacak bir sürü bayrak. Gerçi aynı durum zaman zaman Atatürk rozet, büst ve posteri için de geçerlidir ya. “Filan kasabada Atatürk’ün büstü boyanmış”, “Atanın heykeline yazı yazılmış”, “Ataya hakaret”, “Filanca okulun önünde neden büst yok”, “İrtica azdı” gibi haberler sonucu bir sürü vatandaş “haydin aslanlarım” komutuyla gaza getirilip bayrak, büst, rozet seferberliğiyle meydana sürülüp, üreticiyi ihya edilmedi mi yakın geçmişte? Selçuk Parsadan Atatürk adıyla Tansu Çilleri dolandırmadı mı? Atatürk Şiirleri gibi saçmalıklar yüzbinlerce basılıp zorla okullara satılıp yazar ve yayınevleri ihya edilmedi mi? Yani, Türkiye’de bu alanda ciddi bir ekonomi döndüğü açık.
Yukarıdaki olaylar gelişirken protestoculara itiraz etsen, “yahu etmeyin, iki çocuğu kullanıp vandallık yaparak iğrenç bir oyun kurup sizi tezgaha getirmeye çalışıyorlar, bırakın genelkurmay ve dışişleri gereken cevabı verdi, Marangozlar Odasının işi mi, o gitsin marangozların işiyle uğraşsın” demeye kalksan “bayrak düşmanı, bölücü, hain, Ermeni tohumu, kansız” gibi ithamlara maruz kalabiliyorsun. Ancak, gariban takımının ellerine bayrak tutuşturulup meydanlarda boşa bağırtılmasına da içim elvermiyor. Bir de bayrak asmasan, astığın bayrak şekil şartlarına uymuyorsa başın gene belaya girecek. Yani, bizim millet şu enerjisini bayrak, portre, büst kampanyası yerine üretken alanlara kaydırsa fezayı da fethedeceğiz ama ne gezer…
Helal olsun bayrak ve büst işine giren müteşebbislere. Bu ülkede en karlı alanı iyi gözlemlemişsiniz, tebrik ediyorum. Laf aramızda, hemen şu anda bir iş fikri geliverdi aklıma, ne dersiniz. Bir tekstil atölyesinde fason bayrak üretimi projesi görüşmesine başlayabilirim. Ya da amatör heykeltraş olarak Atatürk büstü yapabilirim, ya da “Çocukların Gözüyle Atatürk” diye bizim mahalledeki 8-10 yaşındaki çocuklara birer şiir karalatsam, biraz da önceden basılmış olanlardan doldursam, Kültür ve Milli Eğitim bakanlığına mükemmel dağıttırır ve ihya olurum gibime geliyor, ne bileyim… Son olarak, belki de o çocukları kışkırtanlar biraz detaylı analiz edilse bir bayrak imalatçısıyla ortak bile çıkabilirler, bu lafımı yabana atmayın.
Popularity: 33% [?]
- Güncel
- Yorum(5)
- Bu Yazıyı Paylaşın
- PDF olarak kaydedin

Fethi Bey,
Ben de asil konuya degil de bu cumlenize taktim
Ben hayal meyal degil harbiden hatirliyorum evde Commodore 64′um varken zorla daga bayira piknige goturulme karsisinda verdigim tepkiyi…
Fethi Bey,
Fotograflar çok güzel. Bu arada eski repertuardan okumaya başladığınız aşikar. Haklısınız aslında ,ülkede her şey kendini tekrar ediyor.
Çaktırma, şu ara idare edeceğiz bir süre. İş, güç.
2004 yılında yazılanı getir 2008′e koy geriye bile gitmişiz. Emin Çölaşan misali eski yazıları çaktırmadan koysam duyan olmayacak.
Durmak yok, yola devam.
Fatih bey,
Ohoo, Commodore 64 eve girdiğinde ben Oric-Atmos bilgisayarı görmüş biri olarak evi terketme çağına çoktan gelmiştim. Siz benim biraderlerle ayarsınız. Kafa itibariyle de muhtemelen. Kafa demişken bu commodore 64′ün kasetlerine tornavidayla kafa ayarı yapılırdı galiba. Vay be.
Bu arada şurada bir makale var, tanıdık bir isim çevirmiş, Commodore’u anlatıyor.
http://www.bilgisayarmuzesi.com/blog/commodore-64un-yukselith-ve-cokuthu/
Fethi Bey,
Ben de ilk tornavida ile o ise baslamistim emme sonra onun isiklililarindan cikmis biz de ondan taktirmistik….
Sonra tabi Amiga 500 cikinca oyle kalakaldiydik bunu niye takdirdik diye…
Devaminda 200-300-400-400mx-pentium70-100-……2.3 deyu devam ettik
Walla ben o kadar fark oldugunu dusunmuyordum ama ya ben cok oturdum bilgisayarin basinda ya da sizin evi terketme yasiniz cok erken gelmis