2004 Çanakkale İzlenimleri: Hurafe Harekatı
FST 19 Mart 2008
Bir arkadaş “yahu senin eski Çanakkale yazıları vardı, ne oldu” deyince eskilere bir baktım, eski tarihli 3 Çanakkale yazısını buldum, silinip gitmemişler, 2004 yılında meğer Çanakkale konusunda farklı bir gündemimiz varmış. Mesela Atatürk’ten bahsetmeyen turist rehberlerini avlamaya çalışan muhbirler, Abide önünde çarşaflı durabilir mi sorunsalı ve bikini meselesi o zamanlar daha revaçtaymış. Aslında yargıtay savcısı bunları iddiaya alsa daha sağlam olurmuş, malzemeye bak, AKP gelince hurafe kaplamış ortalığı. Neyse ben görevimi yapayım, denize atayım, savcı görmezse halk görür. Geçmiş zaman olur ki diyerek birbirini izleyen 3 yazıyı buraya ilave ediyorum, hem de gençler 4 sene evvelki siteden bir esinti yakalamış olurlar:
Turist Rehberlerine Uyarı (11 Ağustos 2004)
Son bir kaç haftayı meşgul eden bir Çanakkale meselesi var. Meselenin bence içi boş ve Milliyet, Radikal, Hürriyet gibi gazeteler ve bazı saf vatandaşların senelerdir gündeme getirdikleri irtica karşıtı lüzumsuz endişelerinin bir devamı. Meselenin ciddi bir şeymiş gibi lanse edilmesinde konuyu ortaya atanın Deniz Kuvvetleri Komutanının oğlu olmasının ciddi rolü olduğunu sanıyorum. Aslında gazeteler ve ilgili kişiler bir ölçüde amaçlarına ulaşmış gibiler. Saçma konu ciddileşip hapis cezası ile birlikte telaffuz edilir oldu. Hürriyetteki haber şöyle:
Atatürk ve şehitleri anmadan, Çanakkale Zaferi’ni evliyaların, görünmez güçlerin kazandığını anlatan sözde rehberler, valiliği harekete geçirdi. Haklarında suç duyurusunda bulunulan sözde rehberler, 1-6 yıl arası hapisle yargılanabilecek.
[…] kaçak rehberler hakkında, hem haksız kazanç elde ettikleri gerekçesiyle, hem de 5186 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkındaki Kanun kapsamında savcılığa suç duyurusunda bulunuluyor. Atatürk hakkında, ‘Savaştan kaçtı, cephe gerisinde kaldı’ gibi sözler kullanan ya da Atatürk’ten hiç söz etmeyen bu sözde rehberlerin, 1-6 yıl hapis cezası istemiyle yargılanabileceği kaydedildi.
Bir çok işgüzarın bu durumdan vazife çıkarıp “Atatürk’ten bahsetmeyen” rehber avına çıkacağı, karalama ve iftira kampanyalarının gırla gideceğini tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yok. Bu memlekette en adi şekilde çıkarlara malzeme yapılan kişi maalesef memleketin kurucusu Atatürk’ün ta kendisidir. Daha önceki bir yazımda bundan örneklerle bahsetmiştim. Ben artık Atatürk’ün bu tür deli zırvası konulara alet edilmesinden tiksinti duymaya başladım. Atatürk’ü koruma kanunun aslında bence bu tür istismarcılara karşı kullanılması şart.
Hatırlayın, Selçuk Parsadan Atatürkçü bilmem ne derneği diye uydurma bir yer adıyla açtığı telefonla Çillerden bir sürü para tokatlamıştı, örtülü ödenek hesabından. Atatürk ve Atatürkçü gibi kelime geçen bütün derneklere bence ihtiyatla yaklaşmak lazım. Muhtemelen birileri bu kurumları maske olarak kullanıp devlet ve milleti kazıklıyordur. Malum, Atatürk ismi geçince herkesin eli kolu bağlı, dernek ne isterse vereceksin, yoksa şirretlik yapar, ne gericiliğini ne de yobazlığını bırakırlar.
Bir not da, turist rehberlerine. Bence konuyu ciddiye alsınlar. Hatta mümkünse her tür tarihi yerde (Ürgüp, Göreme, Efes, Bergama, Aspendos, Sümela) mutlaka bir punduna getirip Atatürk’ten bahsetsinler. Neme lazım, biri çıkar Atatürk’ten bahsetmedin diye şikayet eder, pirincin taşını ayıklayacağım diye iflahı kesilir zavallı rehberin.
Anıtın önünde çarşaflı olur mu? (12 Ağustos 2004)
Betül’ün Seyir Defterindeki Milliyet gazetesine ait linki izlediğimde bir önceki yazımdaki tahminlerin boş olmadığını gösteren bir haberle karşılaştım. Haber şöyle:
Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı’nı gezen gruplara büyük zaferi Atatürk’süz, Mehmetçik’siz anlatan ve “evliyalar, görünmez güçlerle hurafe turizmi yapan” sözde rehberler, Vali Süleyman Kamçı’nın talimatı üzerine başlatılan operasyonlarla suçüstü yakalandı. Kaçak rehberler, imamlar ve emekli öğretmenlerin ziyaretçileri gezdirirken yanıltıcı bilgiler verdiğinin ortaya çıkması üzerine, Kamçı’nın talimatıyla İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ekipleri denetim yaptı. Eceabat İlçe Jandarma Komutanlığı’na bağlı ekipler de milli parkta önlem aldı. Ekipler, Bursa’dan gelen bir gruba Conkbayırı’nda kokoratsız rehberlik yapan Sefer Göztepe hakkında tutanak tuttu. Grupla birlikte Bursa’dan geldiğini ve rehberlik yapmadığını iddia eden Göztepe’nin Çanakkale Merkez İlköğretim Okulu’nda öğretmen olduğu anlaşıldı.
[…] Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü yetkilileri, Atatürk’ün saatinin parçalandığı Conkbayırı’nı gezen ve aralarında çarşaflıların da bulunduğu 50 kişilik bir gruba rehberlik yapan kişi hakkında da tutanak tutmak istedi. Ancak grubu gezdiren kişi ekiplere direnerek nufüs cüzdanını vermedi. Bunun üzerine bu kişi hakkında tutanak tutulamadı.
Duruma bakın: Milli Parkta pusuya yatıp “Atatürkten bahsetmeyen”, ” görünmez güçlerden bahseden” bir rehber yakalamaya çalışan ekipler filan kurulmuş. Pusu başarıya ulaşıyor ama av akıllı, ben rehber değilim kardeşim diyor. Haberin devamında modern (!) bir vatandaşların yorumlarına da yer veriliyor.
Milli Parkı gezmek için ailesiyle İzmir’den gelen Nail Kızılkaya ise, karşılaştığı tabloya tepki gösterdi. Kızılkaya, “Vatan toprakların ne şartlarda görmek için buradayız. Ancak Cumhuriyet öncesi insan manzaralarının burada olması büyük çelişki. Atatürk Anıtı önünde çarşaflı tur gezisi görmek beni üzüyor” diye konuştu.
Anıt önünde bikiniyle gezmek ne kadar serbestse çarşaf yahut çuvalla gezmek de o kadar normaldir. Cumhuriyet öncesi insan manzarası lafı da ne kadar saçma ve komik. Atatürk de Cumhuriyet öncesi yetişmiş bir insan, Osmanlı paşası. Nail Kızılkaya herhalde dünyanın 29 Ekim 1923′te kurulduğunu filan sanıyor.
Ulaşmaya çalıştığımız çağdaş uygarlık düzeyi ülkelerinden sıradan bir vatandaşa durumu izah etmenin güçlüğünü hayal edebiliyor musunuz? Yurt dışında tarihi bir yer gezerken şerif ve adamları rehberlik belgesi olmadığı halde size bir şeyler anlatan ve George Washington’dan bahsetmeyen birini derdest ediyorlar. Ne günlerde yaşıyoruz, değil mi?
Çarşaflılar İran’a, Bikinililer Nereye? (Muhtemelen Ekim 2004)
Geçenlerde, çok önce Çanakkale ile ilgili yazdığım bir yazıya gelen yorumu tesadüfen okudum. Yazıyı beni kızdırmak için muzip bir arkadaşımın yazmış olabileceğini tahmin ediyorum. Yoksa yorum son derece vasat, bildik sloganların tekrarından ibaret. “Umarım düşüncelerime saygı gösterirsiniz” dendiği için yorumu aktarıyorum. Yok eğer bu bir muziplikse, boş yere zamanımı harcamış olacağım. Her neyse, yorum şu (imla hataları metnin aslındandır):
Çanakkale Şehitler Abidesi önündeki rezalet hakkındaki düşüncelerinizden son derece rahatsızlık duydum… Atatürk’ün kurduğu cumhuriyete saygı duymayan şeriatcı bir yönetim şekli getirmeye çalışan bu kişilerin işi ne orada… Niye bu Atatürk düşmanlığı… Türklüklerinden utanmaları lazım… Atatürk ki tüm dünya onu saygıyla alkışlıyor önünde diz çöküyor, bide şu bizim insanlarımızın yaptıklarına bak… Çok yanlış… Yazınızda bikiniyle çarşafı veya türbanı bir tutmuşsunuz (bunu yazarken hiç mi gülmediniz) Bi kere Türban veya Çarşaf bir simge, geri kalmışlılığın simgesi. Türkiye Cumhuriyeti Devletinde böyle geri kalmışlık istemiyoruz…Eğer çok istiyorsanız gidersiniz İran’a veya diğer şeriatcı ülkelere… Burası Atatürk’ün kurduğu laik, demokratik ve cumhuriyet rejiminin hakim olduğu bir Cumhuriyet devleti… İran’a falan benzemez… Umarım düşüncelerime saygı gösterirsiniz.Çünkü biz öyle yapıyoruz
Evet, yorum bu. Yorumun geneli zaten sürekli işlediğim bir konu. Yalnız, “Eğer çok istiyorsanız gidersiniz İran’a veya diğer şeriatcı ülkelere” ibaresi dikkatimi çekti. Bu laf da çok fazla kullanılan bir argüman. Aslında bizdeki çarşaflıların İran ya da Suudi Arabistan’a gitmek istediklerine ben inanıyorum. Yani fırsat olsa zaten durmazlar. Ama Türkiye’den kalk, evi, barkı, tası tarağı, torunu tosunu topla, işi gücü bırak, bilmediğin bir yerde hayata başla, pek kolay değil. Dolayısıyla bu tür laflar tamamen anlamsızdır. Ama çarşaflılardan iğrenen kesimler kendi aralarında bir dernek, vakıf filan kurarlar bu harcamaları karşılarlarsa zaten o insanlar güle oynaya giderler gibi geliyor bana. Çağdaş yaşam vs. derneklerine duyurmuş olayım.
Bir not da “çarşafla bir tutulamayacak” bikinililere. Bence bikinililer de fırsatı bulsa Bahama Adaları, Jamaika, Florida gibi yerleri “çağdaş” Türkiye’ye tercih ederler ama az önceki mantık gibi bu da bütçe meselesi. Dolayısıyla, pratiği zor olsa da, yeni slogan şöyle oluşturulabilir: “Çarşaflılar İran’a, Bikinililer Florida’ya, Atatürkçüler Çankaya ve Kadıköy’e”. Görüyorsunuz, her üç görüş de buralarda olmak ister ama pratikte hiç de kolay değil.
Popularity: 35% [?]








