Nisan 2008 Arşivi

Bir Maaş İkramiye

FST 30 Nisan 2008

tren-large1.jpgTCDD personelin sesine kulak verip proje geliştirmeye başlamış, başarılı olanları da uyguluyormuş. Aferin, modern, çağdaş bir işletmecilik anlayışının TCDD gibi taş devrine ait bir teşekkülde yerleştirilmeye çalışılması gözlerimi yaşarttı. Üstelik başarılı proje sahibi işçi, memura ikramiye de veriliyormuş, bunu duyunca ağlamam hızlanacakken haberde tuhaf bir detaya rastladım. Detayın ardından kendi halime ağlamaya başladım. İşin özü şu:

TCDD yeni başlattığı bir projeyle tüm Türkiye çapında çalışanlarından yeni öneriler aldı. TCDD çalışanları, genel müdürlüğe gönderdikleri projelerde önerilerinin nasıl uygulanabileceğini de anlattı. Personelden mescit, özelleştirme, temizlik ve daha birçok konuda öneriler geldi. TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman, projeye beklenenin üstünde bir katılım olduğunu belirterek, amaçlarının personelin yönetime katılması ve çalışanların gördükleri aksaklıklara ilişkin ürettikleri çözüm yollarının yönetime iletilmesi olduğunu vurguladı. Daire başkanlarından işçilere kadar birçok personelin TCDD’ye getirdiği önerilerden bazıları şöyle:

Ercan Hakseven (Koruma Güvenlik Memuru): Gar bekleme salonlarında geliri kurum kasasına girecek çay ocakları, saatlerce treni bekleyen yolcuların yüzünü güldürecektir. Bütün garlara bayan ve erkekler için mescit yapılması.

Yapılan İşlem: Konular üzerinde çalışmalar sürüyor.

Ömer Demirel (Bölge Kontrolörü): Yolcu trenlerinde seyyar satıcılığın önlenmesi için, yoğun satıcıların olduğu bölgede koruma güvenlik görevlilerinin görevlendirilmesi, Toros Ekspresi’nin İnönü saydinginde 1 dakikalık gereksiz duruşunun, 11127 numaralı İzmir Mavi Treni’nin Beylikköprü İstasyonu’nda 2 dakikalık duruşunun kaldırılması.

Yapılan İşlem: Personelin önerisi uygulandı, bir maaş ikramiye ile ödüllendirildi.

Ali Ersoy-Naci Erkan (Uzman Mühendis-İşçi): Uzun süre serviste kalan, çeken ve çekilen araçlara ait tekerlek takımlarında bulunan akslarda ve dinamik yükler altında çalışan malzemelerde oluşabilecek yüzey çatlaklıklarının tespit edilmesi amacıyla piyasa değeri 70 bin dolar olan tezgahı, fabrika imkanları dahilinde 7 bin YTL’ye mal ederek tasarrufun sağlanması.

Yapılan İşlem: Personel takdirname ve bir maaş tutarında ikramiye ile ödüllendirildi.

Öncelikle tüm Türkiye’den gelenler içinde seçilen üç beş öneriye bakar mısınız? Geliri kuruma kalmak üzere çayocağı işletmek ve seyyar satıcıları önlemek üzere yeni güvenlik görevlisi istihdam etmek. Zaten garlarda bir sürü çaycı var, parasız vermeyecekse TCDD niye çaycılık yapacakmış? Konuyla ilgili ‘çalışmalar sürüyor’ denmiş, ben olsam öneri getireni kuş uçmaz bir mevkiye çaycı olarak atarım ki, ibreti alem olur bir daha kimse lüzumsuz öneri getiremezdi. Son maddedekini anlamadım, herhalde yeni bir cihaz geliştirilmiş, inşallah ucuza halledelim derken biryerleri bozmazlar. Adama da bir maaş ikramiye vermişler, yazıklar olsun. Seyyar satıcı kovana da aynı parayı veriyorlar, devlet kafası işte.

Öte yandan, bu proje işi beni fena vurdu, arada trenle İstanbul’a gider, İzmit-Adapazarı yöresinde trene binen seyyar satıcılardan ne denk gelirse mevsimine göre ayva, elma gibi meyveler, su, leblebi, pişmaniye, simit alırdım. Demek artık ayağımıza gelen hizmeti bulamayacağız, tren büfesine mahkum olacağız. Her trende yeni istihdam edilecek güvenlikçi de bir koltuk işgal eder, ilave masraf çıkacak, yeni vergiler yolda demektir.

Bre lüzumsuz adamlar, yolcunun ‘yüzünü güldürmek’ istiyorsanız kağnı gibi giden Nuh nebiden kalma trenlerinizi değiştirin, Abdülhamitten kalma tek şeritli rayları çifte dönüştürün, size ne çayocağından, fukara seyyar simitçiden filan.

Ulaştırma bakanı, bak hızlı tren diye senelerce kafamız ütülendi, hala ortada birşey yok,kimbilir kimler ihalelerle yükünü tutuyor, sana bir ‘öneri’ getireyim de bir maaş ikramiyemi yollayın. Türkiye’yi bölgelere ayırın, tüm rayları, trenleri, içindeki memuru, işçiyi olduğu gibi özel sektöre devredin. Üzerine de alan enayiye para verin, inanın Türkiye elde edeceği tasarrufla G-7 ülkeleri seviyesine çıkar. Misal, Afyon- Eskişehir- Ankara -Konya (hatta Adana) hattını verin bölgenin iri otobüs firmalarından oluşan konsorsiyuma, sizin 20 yılda çekemediğiniz uyduruk hattı bir senede çeker jet gibi trenlerle insanlara biraz rahat nefes aldırırlar.

Çayocağı açacakmış, yok seyyar satıcı kovalayacakmış, falan fıstık. Ufka bak be.

Popularity: 17% [?]

Bu Nasıl Başlık

FST 30 Nisan 2008

mademoyle1.jpgBaşlık şu “Madem Öyle Giymeyin”. Ne tahmin edersiniz, gerici bir internet sitesi yahut gazete çağdaş (dolayısıyla açık) kıyafetli bir hanıma laf atıyor, mahalle baskısı yoluyla kendisini önce babaanemizin başörtüsü, ardından türban, sonra sıkmabaş ve kara çarşafa zorluyor dersiniz. En azından ben öyle tahmin ederim. Gelin görün ki bu düpedüz çağdışı başlık Hürriyet Gazetesi internet anasayfasında atılmış. Ben resimlere baktığımda eğildiklerinde, oturduklarında dekolteleri açılmış garip, pardon modern kıyafetler giymiş hanımlar gördüm. Şöyle de bir ibare vardı:

Madem Öyle Giymeyin

Gösteri dünyasının ünlüleri tuhaf ya da fazla cesur giysiler tercih ediyorlar. Sonra da böyle zor durumda kalıyorlar. Bunun son örneği de Janet Jackson. Katıldığı bir toplantıda iç çamaşırı giymeyip gömleğinin düğmelerini de fazla açınca böyle zor anlar yaşadı. İşte onun gibi zor durumda kalan diğer ünlüler.

Zor durumda denen diğer ünlüleri de biraz turladım, (en kapalısının resmini de buraya koydum) garip şey, problem görmedim. Hangi çağda yaşıyoruz, bir kadın elbette istediğini giyebilir, bunda ne mahzur var? Hürriyete yakıştıramadım. Mahalle baskısı Hürriyeti fazlaca etkilemiş gibi görünüyor. Hala aklım almıyor, lafa bak, “madem öyle giymeyin” imiş. Madem beğenmiyorsunuz bakmayın efendim, biz bu ülkeyi sokakta bulmadık, çağdaşlığı sonuna kadar savunuruz. Bir kadın elbette vücudunu erkeklere gösterecektir, buna itiraz eden olabilir mi? Erkekler kadınlara bakarsa akıllarına kötü şeyler gelir gibi düşünceler gerici zihniyetin ürünüdür.

Bir de Hürriyetle uğraşlacaksak işimiz var demektir. Allahtan “Özgü Namal en seksi rolünde”, “Türk fotoğrafçıya cesur pozlar”, “Artık giyinmeden çıkıyor”, “Bu pozlar nasıl unutulur”, “Ünlüler karşı olduklarını söyleseler de bazen objektifler önünde soyunuyorlar”, “Dünyanın en güzel 50 kadını” gibi haberler var da asabımın bozukluğu biraz geçti.

Lütfen biraz daha dikkat, biraz daha itina.

Popularity: 14% [?]

Aklı başında önderler

FST 25 Nisan 2008

bk1.jpgBeşiktaş ve Galatasaray Kutlu Doğum derbisinde karşı karşıya gelmeyecekler ama iki takımımzı ilgilendiren iki yazı dikkatimi çekti. Geçenlerde sürekli milli takıma “ulusal takım” diyen ve futbolcuların hepsine ille de soyadlarıyla hitap etmeye çalışan ve yer yer zor duruma düşen Kazım Kanat, Beşiktaş’ın rezil durumu üzerine yazdığı yazıda Atatürk’ü de işe karıştırmış ve şöyle demiş:

[…] Menajeri mafya ilişkileri için yargılanırsa, antrenörü tarikat bağlantılarının içinde olursa; Atatürk’ün takımında bu utanç dolu görüntüler olursa elbette Beşiktaş büyük yara alır.

Tamam Beşiktaş çuvallamış durumda ama tarikat bağlantısı ne oluyor? Antrenör ADD üyesi olsa Liverpool 8 yerine 5 mi atacaktı? Atatürk’ün takımı nasıl bir söz, ben geçen iki yıl boyunca derin analizlerle Atatürk’ün Karşıyaka ya da Trabzonsporlu olduğunu ispatlamıştım, Beşiktaş nereden çıktı? Neyse, konumuz o değil, Hürriyetten Bekir Coşkun da futbol üzerine birşey yazmış, bilgisayarına gelen bir mesajdan filan bahsetmiş, şöyle diyor:

Takım tutmaya karar vermemin sebebi, ilk kez bir futbol camiasına sempati duymam: Galatasaray’a…

Fethullahçı Hakan Şükür, dini-imanı futbol ile karıştırıp dinci gazetelere “Kutlu Doğum Haftası vesilesi ile derbi maçının önemi” üzerine demeçler verince, kulübün bilinçli-aklı başında taraftarları tepkilerini yüreklice gösterdiler.

Bilgisayarıma gelen genel mesaj ise şöyle:

Galatasaray, Fethullah’ın tarikat evi değil. Laikliğin ve Atatürkçülüğün kalesini yıktırmayız. Atatürk’ü Galatasaray Lisesi’ne geldiğine pişman etmeyiz…”

Türkiye’nin birçok sanatçısı, gazetecisi, işadamı, edebiyatçısı, tarihçisi, akademisyeni dincilerin eteğine yapışmışken… Muhalefet yapan siyaset önderleri dahi eleştirdikleri sofralara koşup otururken… Galatasaray camiasının taraftar duygusallığını bile aşıp kendi futbolcularına tavır alarak Atatürk’e sahip çıkmaları, önce onları yüceltti gözümüzde.

Önemli olan; “din-iman” diyen, ama işine geldiğinde “gavur” takımlarının üniformasını giymekte bir sakınca görmeyen… Ya da 270 milyon maaşlı yoksul insanlar kazançlarının yarısını vergi olarak verirken, vergisiz trilyonları cebine indiren bir futbolcunun lafları değil…

Önemli olan; Galatasaraylıların kendi futbolcuları olsa dahi, önce laikliğe ve çağdaşlığa sahip çıkmaları.

Yoksa o tarikatçı futbolcuya anlatamazsınız zaten; Müslüman ülkeler içinde, dünya yeşil sahalarında top koşturanın niye sadece Türkiye olduğunu

Ve o futbolcuların, Mustafa Kemal’in kurduğu modern Türkiye’nin yeşil sahalarında yetiştiğini…

Ama Galatasaray’ın aklı başında önderleri tüm Türkiye’ye bir şey anlatıyorlar:

Önce laik, çağdaş, aydınlık Türkiye

O yoksa…

Kimse yok.

Bekir Coşkun gidip keman çalmaya başlasa daha iyi olacak, şu haliyle epey kafa ütülemiş. Taraftarın teki Galatasaray laikliğin kalesi diye saçmalayınca adam coşmuş. Ben ne yorum yazsam yazının orijinali mertebesine çıkamam. Unutmayın, Bekir Coşkun Türkiye’de CEO’ların en çok okuduğu köşe yazarı.

Müslüman ülkeler içinde sadece Türkiye top koşturuyormuş, onu anladık, ama yeşil sahalarla Atatürk’ün ne ilgisi var? Osmanlı devleti zamanında kurulmadı mı futbol takımlarımız? Zamanla elbette bugünkü stadlara dönüşecek bir sürü saha da vardı. Bir de şuna güldüm: Galatasarayın aklı başında önderi nedir yahu? Uyduruk bir eposta yazılmış, ne önderi, ne lideri, Galatasarayı saf Hürriyet yorumcuları mı idare etmeye başlamış haberimiz yokken? Aman Bekir Coşkun, sen yazmaya devam et, “sen yoksan ben de yokum” ona göre.

Hakan Şükür, sen de espriye devam, bayat komedyenlikte Bekir Coşkun sana rakip olacak bu gidişle.

Popularity: 24% [?]

Düzeltelim

FST 25 Nisan 2008

hakan2.jpgHakan Şükür “Kutlu Doğum haftasına yakışan bir derbi olsun” dedi diye kopan bir fırtına var, ben de izliyorum. Öncelikle Hakan Şükür’ün söylediği saçma sapan birşey. Bir futbol maçının Kutlu Doğum olarak adlandırılan bir “haftaya” yakışması başlı başına anlamsız, lüzumsuz bir cümledir. Hakan Şükür’ün bayat esprileri bile bu cümleden daha anlamlıdır. Kutlu Doğum haftasına yakışan bir derbi nasıl olur ki? Oyuncular (tabii ki her iki takımın çoğunluğu hristiyan, Türklerin de bir kısmı dinle imanla ilgisiz olduğunu geçelim) maçtan önce bir takım ibadetler, salavatlar mı getirecekler? Bu cümle ile sert bir oyun olmasın mı denmek isteniyor? Anlayan beri gelsin.

Kutlu Doğum Haftası da devlet eliyle tutturulmaya çalışılan bir yanlışlıktır, Noel Baba karşısına Hz. Muhammed’i koymaya kadar gidecek yorumlar yapılır ki, Müftülüğün İzmir’de yağlı güreş yaptırması, Diyanet İşleri reisinin millet parasıyla ABD gezisi yapması bile Kutlu Doğum icadının getireceği başka tehlikelerin yanında hiç kalır. Benden uyarması, iyi niyetle “Kutlu doğum sayesinde insanlar Hz. Muhammed’i tanıyacak” diye düşünenler fena halde saflık ediyorlar.

Gelgelelim, Hakan Şükür’ün ettiği tuhaf lafa karşı Hürriyet, Milliyet başta ilerici medyanın “yobazlar saldırıyor” mealli yaygarasına da sessiz kalamam. Bu adamların duyargaları İslam dini ile uzak veya yakından olumlu ilişkilendirilebilecek bir hadiseye karşı maksimum derecede açık. Çoğu yalan, kalanı da saptırma olan konularda yaptıkları pislik zaten meydanda. Yalnız bu noktada bir hata yapılıyor, “Hürriyet, Milliyet başta din düşmanı kesimler” deniyor. Burayı düzeltelim.

Bunlar genel anlamda din düşmanı değil, Türkiye’de yaygın Sünni müslümanlık düşmanıdır. Mesela Yahudilerin garip uygulamaları, Ortodoksların, Katoliklerin, ABD’deki bazı ilginç mezheplerin yaptıkları, İmamiye Şiasının zincirle kendilerine işkence etmesi, Alevilerin semah dönmesi, Hacı Bektaş etkinlikleri vs. ilgili kesim tarafından ya dikkate alınmaz ya da kültürel bir hoşluk olarak verilir.

Hürriyet vs. din düşmanı değildir, tamam dindar, dinle ilgilidir de demiyorum ama en azından genel olarak dine değil İslamın sünni kısmına düşmandırlar. Bunun da şu konjonktürdeki sebeplerinden biri, geçmişten gelen kin yanında, şu an için sünnilerin AKP ile ilişkilendirilebilme ihtimali olsa gerek. Sonuç olarak iki tespit yapalım, Kutlu Doğum devlet eliyle icra edilen bir yanlışlıktır, Hürriyet ve şürekası Sünni müslüman düşmanıdır.

Hakan Şükür ise gitsin bayat espri yapsın.

Popularity: 26% [?]

Cuma Sohbetleri

FST 24 Nisan 2008

m_zekihoca.jpgSon zamanlarda ulusalcıların dini fetvalar vermesi dikkat çekiyor, İlhan Selçuk köşesinden “faiz haramdır ey müslümanlar, türbanlılar cehennemliktir” vs. derken Doğu Perinçek bir cenaze namazında medyaya “yakalanınca” en büyük devrimci Hz. Muhammettir demiş, Erol Manisalı, Deniz Baykal gibiler de ayet, hadis okuyup AKP’yi yıkmak için darbe yapılmalı temalı kervana katılmışlardı, hatırlayan çıkar. Ben de bu konuyu bir yazıda işledikten sonra “hayret, bunlar niye dini siyasete alet ediyorlar; bu sağ partilerin tekelinde bir iş değil miydi, hem bilgileri nereden alıyorlar” diye düşünmüştüm. Meğer Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Ulusalcıların cuma sohbetlerine ev sahipliği yapıyormuş, gazeteden okudum. Profesörün biri de anlamlandırmakta zorlanacağım şeyler söylemiş, bakalım:

Ülkeyi darbe ortamına hazırladıkları iddia edilen ‘Ergenekon terör örgütü’ operasyonu kapsamında cezaevine gönderilen zanlıların Marmara İlahiyat Fakültesi’ndeki buluşmaları dikkat çekici. Uluslararası ilişkiler alanında akademisyen Gürses, siyasetçi Perinçek ve gazeteci Tuncay Özkan’ın ilahiyatçılarla buluşmasına sebep olan toplantılarda neler konuşulduğu bilinmiyor. Ancak, Perinçek’in ilahiyatçı hocalara ‘din sosyolojisi’ dersi verdiği iddia ediliyor. Toplantının mimarlarından Marmara İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeki Aslantürk, ünlü isimlerin katılımını doğruluyor. Aslantürk, başlangıçta ‘Deliler Çıkmazı’ dedikleri, daha sonra da ‘Toprak Hattı’ olarak adı değişen toplantılara Mehmet Ağar’ın da gelmek istediğini, ancak seçimler araya girince bunun gerçekleşmediğini söylüyor. Toplantılara zaman zaman Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk de katılmış.

İlahiyat fakültesinin bir ‘kültür ocağı’ olduğunu dile getiren Aslantürk, Doğu Perinçek geldiğinde Aydınlık dergisinde yayınlanan Turan Dursun karikatürleri için fırçaladığını ileri sürüyor. “Biz geleni kovamayız, kendileri istediklerinde gelirler, sohbetlere katılırlar, herkese açık.” diyen Aslantürk, konuşulan konuları şöyle açıklıyor: “Biz bir toplumda yaşıyoruz. Toplumun problemleri var. İlahiyat fakültesine yüklenen görevler var. Bu görev nedir? Dine hayat buldurma görevidir. Bu görev içerisinde nasıl en rasyonel anlaşılacağı, ifrat ve tefrite kaçmadan orta yolla insanların dindar olmasını sağlayacağız, biz bunun ilmini yapıyoruz.”

‘Kırmızı çizgileri aşmıyoruz’

Toplantılarda ‘kırmızı çizgi’yi aşmadıklarını ifade eden Aslantürk, “Kırmızı çizgimiz; Türk milleti ve İslam diniyle sınırlıdır. Türk milletine, Türklüğe, Türk devletine, Türkiye Cumhuriyeti devletine, biz dokundurtmayız. İslam’la ilgili sınırlara geldiği vakit, Allah ve Resulü’ne biz dokundurtmayız.” diyor. Ergenekon zanlısı Gürses’in bilim adamı olarak toplantılara katıldığını kaydeden Aslantürk, şunları söylüyor: “Emin Bey de gelir gider, öğretim üyesidir. Bizim burada yaptığımız bilimsellik, bilimin dışına da çıkamayız. Emin Bey de gelir, falanca da gelir. Herkes gelir, gelen de giden de bizden alacağını alır.”

Tuncay Özkan, CHP’yi halkla bütünleştirmek istemiş

Prof. Dr. Zeki Aslantürk, birkaç yıldır süren, ancak özel olmayan toplantılarda cuma namazına gelen bazı kişileri de misafir ettiklerini aktarıyor. Söz konusu isimlerin ilahiyat bilimi kapsamında bilgi almak için toplantıya katıldığını savunan Aslantürk, Tuncay Özkan’ın 2,5 saatlik ziyaretini ise şöyle açıklıyor: “Tuncay Özkan bize, ‘CHP halkla bütünleşemiyor, bütünleşememesinin sebebi din, dolayısıyla bana akıl verin, bu CHP dinle nasıl bütünleşir? Bununla ilgili bir proje üretebilir miyim? Bu halkla nasıl bütünleşebilir?‘ diye sordu. Biz de görüşlerimizi açıkladık. Ha tuttu tutmadı, etti etmedi, bizim için o önemli değil. Takip edecek güçte değiliz ama biz Allah’a ve Resulü’ne hiçbir zaman onun sınırları dışına çıkacak bir şey söylemeyiz. Ve de yönlendirmeyiz.”

Demek Ergenekon çetesi dini bilgileri İlahiyat Fakültesinden alıyormuş. Şimdi düğüm çözüldü. Üniversite-Sanayi işbirliği denen şey bu olsa gerek. Türkiye yavaş yavaş işin önemini kavrıyor, aferin. Bilim önemlidir, o rehberi kılavuz etmek lazım. Darbecimiz bile işi ilme, fenne uygun yapıyor.

Zaman gazetesi Zeki hoca ile konuşmuş mu tam çıkaramadım ama denilenler tuhaf geldi bana. İlahiyat Fakültesine “yüklenen görev” diye birşeyden bahsediyor. İlahiyat Fakültesine kim, niye görev yüklesin, adam gibi dersinizi verin tamam. Kaldı ki, şu haliyle lüzumsuz bir okul, geleneksel İslam bilimlerini çevirip duran bir eski usul medreseden farkı yok. Duyan da din bilimi öğretiliyor filan zanneder. Aman kardeşim, üzerinize görev yükleyen filan yok, adam gibi 3-4 milyar maaşınızı alın oturun. Dine hayat buldurma türü lafları boşverin. Siz yaşayan birşey varsa onu da öldürürsünüz.

Bir de kırmızı çizgiler var, Türk milleti ve İslam dini. Öncelikle bilimde kırmızı çizgi mi olur, bir de profesör olmuş. Bunu geçtik, haydi ilahiyatçısınız, İslam dinini anladık diyelim, “Türk milleti” kırmızı çizgisi ne oluyor? Lafa bak, “Türk devletine dokundurtmayız” türü laflar ediliyor. Sana soran mı var, biz o zaman boşa mı asker besliyoruz? Türk devletine saldıran olursa asker haddini bildirir, ilahiyat profesörü (ve diğer profesörler) niçin durumdan vazife çıkarıyor? Allah ve resulune dokundurtmayız diyor bir de. Ne yapıyorlarmış “dokunana” (dokunma nasıl oluyorsa artık). Kuru laf. Mezun ettiğiniz adamların çoğu cahil, aynı iktisat fakültesi mezunu cahil iktisatçılar gibi ilahiyat fakültesi mezunu cahil din adamı dolu ortalık. Hepsi birer camide maaşlı imamlık kapmış yatıyor, punduna getiren de başka bir memuriyete geçip ense yapıyor. Allah ve Resulune en büyük saygısızlığı yapan gruplardan biri bu tür kerameti kendinden menkul din adamı camiasıdır.

Adam bir de burada yaptığımız bilimsellik demez mi, yahu Tuncay Özkan ile bilimsellik mi yapılır, kaldı ki “bilimsellik yapmak” ne demek? CHP halkla bütünleşecekmiş, dinle bütünleşecekmiş, bırakın dağınık kalsın efendim, zaten Türkiye’de din hem diyanet hem de Alevilik eliyle CHP ile bütünleşiktir, CHP devlet demektir.

Türkiye’de fakülteler de görev dağılmı yapsın bari, mesela Arkeoloji bölümleri “Biz Türkiye Devletine ve Türkiyenin tarihsel mirasına dokundurtmayız”, Matematik bölümleri “Biz Türkiye devletine ve hesap kitap işine dokundurtmayız, işlem hatası yapanı anasından doğduğuna pişman ederiz” filan desinler. Türk Devleti, Türk milleti, Allah ve Resulu adına bir profesör de çıkıp “kardeşim benim millet, devlet ile işim yok, ders anlatır, proje yapar, yazı yazar paramı alırım, herkes kendi işini iyi yaparsa memleket de rayına girer” dese elini öpeceğim. Herkes ulvi davalar peşinde, bıktırdılar iyice.

Ergenekon çetesine de helal olsun, ilahiyat fakültesinde cuma sohbeti güzel buluş olmuş, kimse şüphelenmezdi hakikaten, bravo. Biraz deşelesinler bakalım, daha ne kamufle işler çıkar, belki de ulusalcılar pazar sabahları Eyüp Sultan’da sabah namazı toplantısında da buluşuyordur. Perinçek de cemaate din felsefesi dersi veriyordur.

Popularity: 35% [?]

Manifesto: Diklenme, Dik Dur

FST 24 Nisan 2008

manifto.jpgAKP kapatma savunmasını bir manifesto olarak yapacak 4-5 dile çevirecekmiş. Demokrasi Manifestosu gibi laflar geçiyor. Habere bakarsak:

İzleyecekleri stratejiyi belirlemek amacıyla önceki gece 48 milletvekiliyle bir araya gelen Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, dava konusunda her türlü tedbiri aldıklarını söylediği öğrenildi. Edinilen bilgilere göre muhalefetin, anayasa değişikliği ve demokratikleşme meselesinde ‘fırsatçı’ davrandığını belirten Başbakan, CHP ile MHP’yi ‘oyun oynamak ve samimi davranmamak’la suçladı. Anayasa Mahkemesi’nde yapılacak savunmaya odaklandıklarının altını çizen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Duygusal davranmadan, demokrasi manifestosu niteliğinde çok iyi bir savunma yapacağız. Tarihe not düşeceğiz. Savunmayı 4-5 dile çevirip yabancılara da göndereceğiz. Dik duracağız, diklenmeyeceğiz. A, B, C planlarımız hazır. Biz hesabımızı kışa göre yaptık, yaz gelirse bahtımıza. Dava öncesi ve sonrasına dair her türlü tedbiri düşündük. Halk iradesi bizden yana, kazanan demokrasi olacak.”

4-5 dile çevireceklermiş, (tam sayı belli değil, dört mü, beş mi ama) acaba bunlar hangileri? Biri ingilizcedir, o açık, acaba diğerleri nedir, İspanyolca olabilir mi? Mesela Latin Amerika Ülkelerine de bir “demokrasi dersi” verilmiş olabilir. Almanlar ve Fransızların demokrasi dersine pek kulak asacağını zannetmiyorum, Türkiye’de olup biteni anlamak için de AKP’nin hazırlayacağı manifestoya bakmaya gerek yok zaten. Çince, Hintçe olabilir, bu iki dil kalabalık nüfuslar tarafından konuşuluyor, ortalama bir Çinli herhalde Türkiye’deki bir partinin kapatma davasına kilitlendiğinden mantıklı bir karar olabilir. Yahut Arapça olabilir, Araplara demokrasi ihraç ettiğimiz, onlara model olduğumuz filan söylenir. Alın size model diyerek AKP manifestoyu yayınlarsa Araplara büyük bir katkı olur. Türk usulü demokrasi nasılmış Araplar da görür. Rusça, Felemenkce, Korece, İsveççe gibi diller arasından dahi seçim yapılması, icabında pigmeler için yerel dilde bir manifesto hazırlanması, Andromeda için Galaksiye bazı sinyaller gönderilmesi de düşünülebilir.

Dil sorunu çözüldükten sonra içeriğe de bakmak gerekebilir. Mesela (R. T. Erdoğan, AKP Demokrasi Manifestosu, Türk Demokrasi Yayınları, No.1, Ahbap Çavuş Matbaası, 2008) başlıklı kitapta demokrasi tarihimize altın harflerle yazılmış, “tarihe not düşülmüş” şu olaylara nasıl açıklama getirilecek bakalım. Ben arada görüşlerimi de ekledim, belki manifesto yayın parasından pay verirler:

1. Parti kapatma sadece bizim başımıza iş açtığında problem sayılır. Bizim parti kapatılmadan 15 gün evvel DTP için kapatma davası açıldığında gayet dik bir şekilde “Elbette parti kapatma hoş değil ama yargının kararına saygı duymalıyız” denirken kendi partimizle ilgili dava açıldığında feryat figan ile ortalık ayağa kaldırılmalı, meydanlarda ağlanmalıdır. Demokrasilerde gücü yetmeyen, toplumun genel kabulleri dışındakileri savunan, azınlık halindeki partilere her tür eziyetin yapılması mümkündür ama belli bir oy oranı geçilmişse ona dava açılamaz. Burada “efendi, zamanında şu saçma kanunları ne demeye kaldırmazsınız da şimdi ortalığı velveleye verirsiniz, 2002-2007 arasında değiştirivereydiniz bunları, hem AB istiyor filan diye kulpu da hazırdı, siz adamın eline bombayı vermişsiniz şimdi niye patlatıyorsun diyorsunuz” şeklindeki sözler AKP gerçeğini anlayamamış liberal sayıklamalardır.

2. 301. madde konusu M. Ali Şahin tarafından savunulmalı “içinizde en Türk benim, ben Kayı boyundanım, Türklüğüme laf edenin anasını, avradını” şeklindeki cümle mutlaka manifestoya konulmalıdır. Şu güçlü argümanlar mutlaka dillendirilmelidir: Bu madde kaldırılırsa Emniyet güçlerini alenen aşağılayan pavyoncular nasıl cezalandırılacak? Bir kimse Gagavuz Türklerini aşağılarsa mesela “Gagavuzların boyu kısadır, güdüktür bunlar” dese ayaklanıp hadlerini bildiremeyecek miyiz? Cemil abi Ermeni uşaklarına göz açtırmadı, biz de bu kanunu kaldıramayız. 301. madde demokrasinin, yani Türklüğün teminatıdır. Türk halkıbaşkasına sövebilir ama kendisine sövdürmez. Bu da demokrasinin gereğidir.

3. Meclis çalışmalarında yaşanan bazı tatsızlıklar olabilir, bunlar demokrasinin cilvesidir. Misal bağımsız bir milletvekili kürsüden velinimetimiz başbakana “çıksın karşıma, nerde” türü laflar ederse demokrasi gereği seçilmiş başbakan korumaya alınmalıdır. Öbür milletvekili bir vilayetten bilek hakkıyla bağımsız seçilmiş olsa ne yazar, tercihan bu şahsa bire karşı 47 saldırılıp yüzde 47′nin herşeye, pardon, işimize gelene kadir olduğunu ispatlamamız gerekir. Manifestoda mutlaka “iktidar sahiplerine soru sormaya cüret edenlere tekme, tokat yoluyla hadleri bildirilmelidir” ibaresi geçmelidir.

4. Manifestoda parti içi demokrasiden mutlaka söz edilmelidir. Milletvekili seçilebilmek için herhangi bir liyakatin gerekmediği açıktır. İlgili seçim bölgesinde partiye en yakın, en sadık kişilerin, partiye yakın yazarların, akademisyenlerin kendilerinin değil eşlerinin seçilmesi demokrasinin önemli bir unsurudur. Şu halde grup toplantılarında, çeşitli ortamlarda milletvekillerinin parti lideri tarafından alenen azarlanması, soru sormaya kalkan parti üyelerinin edepsizlikle suçlanması demokrasiye aykırı değildir. Demokrasi, birlik ve bütünlük içinde nurlu ufuklara gitmek demektir.

5. Demokrasi ile ekonomi arasında doğrudan bir ilişki vardır. Ekonomisi güçlü olmayan bir millet batmaya mahkumdur. Bu sebeple müteahhit ve işadamımızın ekonomik çıkarları düşünülmelidir. Devletin fakir fukaraya kömür dağıtmak için yaptığı alımlar hem sosyallik hem de demokrasi gereğidir. Aynı tüm orta öğrenimde bedava dağıtılan kitapların yazılıp basılması işlerinde olduğu gibi. Bu demokrasi ile kömürcü, makarnacı ve yayıncı esnafı canlanmış, TOKİ konutları ile Türk inşaat sektörünün önü açılmıştır. Sanat da ekonomik olarak desteklenmeli, milletvekili ressamlar, yandaş karikatüristler demokratik özgürlük adına ihya edilmeli, muhalif çizerlere ayda ortalama 5 dava açılmalıdır. Demokrasi hakaret özgürlüğü değildir.

6. Son olarak, demokrasi bizi sert de olsa iyi niyetle eleştiren yazar, çizer, düşünür takımını pıstırma demektir. AKP la yüsel, asla hata yapmayan bir partidir. Hiçbir icraatı yanlış olamaz. Eleştirenlerin aklı bizim yaptıklarımızı almaz. Bunlar ayak takımıdır. Yazar ve çizerler bizim yaptıklarımızı onayladıkça makbuldür, demokrasi de onay rejimidir.

Eğer AKP manifestoda bu kısımları açıklarsa tüm dünya istifade edecektir. Ben de heyecanla bekliyorum. Tabii içinizden “yahu, ne abartıyorsun, ilkokul vatandaşlık kitabında yazan demokrasi türü laflardan ibaret bir metin, belki içine iki de şiir atarlar” diyen çıkabilir, hayır derim. Ben ümitliyim arkadaş, bu manifesto  dünyada ses getirir, Marx ve Engels’e dahi mezarlarından”helal olsun yiğitlere” dedirtir. Yakında dünyada ihtilaller bekleyin, manifesto geliyor.

Bir de diklenme dik dur deniyor, bunun anlamı “köprüyü geçene kadar ayıya dayı de, adamları ürkütme, işlerini çaktırmadan yürüt” mü oluyor? Dik dursan ne olacak,kurt kuzuyu yemeye niyetlenmiş bir defa, kuzu ayağa kalksa ne olacak. Sen kurdun dişini zamanında sökmemişsin.

Popularity: 25% [?]

Otomobil Alacağım

FST 23 Nisan 2008

Ama bir bilene danışayım dedim. 14.000 YTL civarında bir Nissan Almera var, 1.8 otomatik vites, 2001 model, 90.000 km. Ne dersiniz? Focus, Seat Toledo ya da Leon da alternatif olabilir. Zorlarsam 15-16.000 de çıkabilir. Blog yarışmasından gelecek tüm parayı kullanayım diyorum.

İlgi ve bilgisi olanlar yoruma yazarsa, alacağım arabaylabir tur atmalarına izin veririm.

Popularity: 26% [?]

Blog yarışması

FST 21 Nisan 2008

paara.JPGNahnu geçenlerde bir blog yarışmasından söz etmişti, ben de yoğun ama tek istek üzerine buraya kaydoldum. Bunda tabii ki yarışma sitesinde sürekli “yakında açıklanacak” denen ödüllerin içinde işe yarar birşey olma ihtimali de etkili oldu. Lazer yazıcıdan çıkma bir katılım belgesi yahut cam üstüne işlenmiş “teşekkür ederiz” yazılı bir tuhaf şekil elbette anlamsızdır ama mansiyon olarak 500 YTL filan denirse sonradan pişman olmayayım diye kayıt oldum. Her tür hile, bilgisayar korsanlığı vasıtasıyla siteme verilecek mükerrer oyları beklediğimi şimdiden ilan ederim.Eğer yarışma komitesi cimrilik etmez, siz de yüklenirseniz elde edilecek gelirin bir kısmını hayır ve hasenat işlerine ayırmayı düşünebilirim. Ödül kağıt ya da cam belge olursa ilk isteyene imzalayıp parasız verebilirim, onu da duyurmuş olayım.

Bu arada bazı tanıdıklar da aday olmuşlar ama elbette buradan reklamlarını yapacak halim yok.

Popularity: 31% [?]

Şiir Yarışması

FST 21 Nisan 2008

manset.jpgRTÜK “medya okuryazarlığı konulu” bir şiir yarışması düzenlemiş. Evet, bana da biraz ilgisiz göründü ama daha önceden de buraya konu ettiğim üzere bu ilk değil. RTÜK daha önce eğitime de el atmış ve nasıl televizyon izleneceği konusunda girişimlerde bulunmuştu. Hatta okul müfredatlarına da medya konusunda birşeyler eklenecek filan deniyordu. Akibeti ne oldu bilmiyorum, bizim oğlanın ders programına hala yansımış değil. Arzu edenler benim eski iki yazıya bakabilir. Şiir konusuna dönersek, haberi alınca RTÜK sitesinde yaptığım incelemelerde dereceye giren şiirlere rastlayamadım. Ancak şu açıklama vardı:

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından ilköğretim çağındaki çocukların medyayı doğru okumaları, yaşadıkları çevreye duyarlı olmaları, ülkenin sorunlarını bilen, medya mesajlarını akıl süzgecinden geçirebilen, bilinçli birer birey olarak yetişmeleri ve medyaya ilişkin, duygu, düşünce ve beklentilerini dile getirmeleri amacıyla düzenlenen ve Türkiye genelinden binlerce öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilen şiir yarışmasını kazananlar açıklandı.

RTÜK Eğitim Dairesi Başkanı Ayhan Özçelik, H.Ü. Tıp Fak. Öğr.Üyesi Ferhunde Öktem, RTÜK İzleme ve Değerlendirme Dai.Bşk. Yrd. Dr. Muhittin Bilge, RTÜK Müşaviri Hüseyin Pala, Gazi Ünv. Fen Edebiyat Fak. Öğr.Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ayfer Yılmaz, A.Ü. İletişim Fak. Gaz.Böl.Öğr.Üyesi Yrd. Doç. Dr. Bedriye Poyraz, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Emrullah Gökahmetoğlu, Türkçe Öğretmeni Sevim Dervişler ve Türkçe Öğretmeni Abdullah Aydeniz’den oluşan komisyonca yapılan değerlendirme sonucunda dereceye giren öğrencilerin ve okulların ödülleri 25 Nisan 2008 Cuma günü saat 11:00’de Ankara Bilkent Otel’de düzenlenecek törenle verilecektir.

Üç kategoriden oluşan yarışmada birinciler 3.000 YTL, ikinciler 1.500 YTL, üçüncüler 1.000 YTL, başarı mansiyonu kazananlar da 500’er YTL. ile ödüllendirilecektir. Dereceye giren ve mansiyon alan tüm öğrencilerin okullarına birer adet bilgisayar verilecektir.

Nereden haberim olmamış, baktım, bir sürü ödül dağıtılmış, bizim kızla oğlan birer şiirle yarışmaya girse iyi kötü 2-3000 YTL doğrulturduk. Bu arada jüride bazı RTÜK yöneticileri de var, herhalde tüm Türk vatandaşları gibi şiirden anlıyor bunlar. Seçici kurul pek şatafatlıymış. Bir de konuya dikkat: “medya okuryazarlığı”. RTÜK’ü tebrik ederim, hakikaten güzel bir uygulamaya imza atmış, inşallah diğerkamu kurumlarımız da böyle bilinçlendirici faaliyetler yürütür. Mesela TÜİK “İstatistik ve Ben”, DPT “Plan mı Pilav mı”, TRT “Çift Maaşlı Çocuklar”, TSE “Türk Çocuğu Büyüklerini Sayar, Standartlarını Bilir” konulu şiir yarışmaları düzenleyebilir. Ne kadar çok yarışma yapılırsa o kadar iyidir, bende ilkokula giden çocuk oldukça bu yarışmaları destekliyorum. İşin ucunda devlet kesesinden şu kadar mansiyon durdukça çocuklarla birlikte evde oturup destan bile yazarız. Bu vesileyle konuyu bir şiirle tamamlamak isterim:

Cumhuriyet, RTÜK ve Bilinçli Türk Çocuğu

Türk çocuğu bilinçlidir, şairdir
Bu şiir de medya okuryazarılığına dairdir
İzlediğim genelde çizgi film ve sairdir
Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın RTÜK

Televizyonu dikkatli izlerim
Kumandayı çaktırmadan gizlerim
Bıkmam, kan çanağına dönse de gözlerim
Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın RTÜK

Büyüklerim izliyor Kurtlar Vadisi ve maç
Budur benim için de en büyük amaç
Doğru sözlüyüm, bilmem dolambaç
Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın RTÜK

Selena, bez bebek, cadılar ve periler
Babam diyor ki kızım zekan geriler
Durduramaz beni kırklar, yediler
Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın RTÜK

Favorim d-çocuk, olmazsa jetixtir,
Eblehe dönmüşüz, bilmem ne iştir
Film izlerken, çerezden de veriştir,
Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın RTÜK

Fethi der ki, Zahit amca baksana
Şu fakire iki sakal atsana
Hayır diyemem bir mansiyona
Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın RTÜK

(Not: Bir de kamuoyu ve ilgililere duyuru yapılmış, Ankara’da olanlar belki ilgilenmek ister)

Diğer RTÜK yazıları: Müfredat, Konsept, SKAAS, TV izleme

Popularity: 30% [?]

Turgut Özal Camii

FST 20 Nisan 2008

Ankara’da sessiz bir kalabalık Turgut Özal’ı Kocatepe Camiinde anmış. Resimlere baktım hayret ettim. Cenazesini de hatırlıyorum, mübalağa olmasın, milyona yakın sessiz insan samimi bir hüzünle kendisini son yolculuğa uğurlamıştı. Aradan 15 sene geçti, hala ölüm yıldönümlerinde “ah Özal olaydı” diye düşünenler azalmadı. Demek ki yeri doldurulmuş değil, halka kendini bu şekilde sevdirebilmek kolay iş değil. Bu arada aşağıdaki resme baktım da rahmetlinin açılışını yaptığı Kocatepe Camiinin adı Turgut Özal olarak değiştirilse ne kadar uygun olurdu diye düşündüm. Belki birinin aklına gelir.

ozalcamii.jpg

Bu arada şu an haberde Vahit Erdem’in de bir değerlendirmesi yer alıyor. Eski ANAP milletvekili ve Özal’ın en yakınında yer alanlardan Vahit Erdem şunları söylemiş:

[…] Şimdi AK Parti milletvekili olan Vahit Erdem “Bu kalabalığın anlamı nedir? Soruma, “Benim bürokrasi hayatım Özal’la geçti. Aradan 15 sene geçmesine rağmen halkın gönlünden silinmeyen bir devlet adamı, dışarıdaki kalabalık, bunun göstergesidir. İkincisi de halkın hamuruyla kendi hamuru birbirine çok yakın bir lider olduğunu gösteriyor. Ayrıca Cumhuriyetin kuruluşundan sonra ikinci en büyük reformu yapan, statüko içinde kalmış bir Türkiye’yi modern geleceğin dünyasını görerek ülkeye yeni bir rota çizmiş bir devlet adamıdır” dedi.

Peki “Ak Parti ile Özal misyonu arasında bir fark var mıydı?” İşte Erdem’in verdiği en çarpıcı cevap burada. “Türkiye 1990’lardan sonra durağanlaştı, Özal’ın değişim hamlesini yavaşlattı. AK Parti tek başına iktidar olunca Özal’ın değişim misyonunu üstlendi ve hamle üstüne hamle yaptı. Ama bir eksiğimiz var ki, o da toplumun tüm kesimlerini kucaklayamamak. Özal, herkesi kucaklardı, AK Parti bu anlamda eksiğini tamamlar inşallah” dedi.

Popularity: 28% [?]

İleri »

Kapat
E-posta ile paylaş