Archive for Nisan 14th, 2008

Şaka gibi lan

FST Nisan 14th, 2008

barosso.jpgAB Komisyonu başbakanı Barosso Türkiye’de epey iz bıraktı, işin açığı ben de adamı beğendim fakat iki gaf yapmış ki, olacak şey değil. Allahtan kendisine yetkili makamlarca had bildirilmiş, edep, erkan öğretilmiş. Malum Türkiye’de kafaya geçen gerçek çuvalın intikamı filmde alınır, gerçek dünyadaki fukaralık, ileri ülkeler karşısındaki eziklik tarihte şunu yapmıştık masallarıyla örtülmeye kalkılır. Yahut bilemediniz “canım Araplar daha mı iyi” diye meşrulaştırılmaya kalkılır. Neyse durduk yerde ders vermeyeyim, ne de olsa Fatih Terim değilim, Barosso ülkemizde çok önemli iki iz bıraktı, şunlara bir bakalım.

Öncelikle sayın AB yetkilisi Anıtkabir’deki müzeyi gezerken eli cepte dolaşmış. Haklı olarak hepimiz infiale kapıldık. Mesela ben ilk olarak Portekiz’e Türk usulü bir ders verilmesi gerektiğini düşündüm. Elbette bu ders ancak bir film yoluyla verilebilir. Barbaros Hayrettin Paşa’nın şamarını az yememiştir bunlar, iki tane de Polat Alemdar aşkeder, hadlerini bildirirdik. Mesela “Kurtlar Vadisi: Akdeniz’de Şamar” filmiyle Portekiz’in canına okunabilir. Polat ve adamları tekme tokat girişip Anıtkabirde el cepte gezmek neymiş yedi düvele gösterirler. Tabii Yeniçağ Gazetesi Polat’a iş düşürmemiş. Detaylarda Barosso’ya bir Nutuk hediye edildiğini de öğrendiğimiz haberin genel mesajı kısaca: “Çıkar Lan Elini Cebinden” veciz cümlesiyle özetlenmiş. Yeniçağ Gazetesine tek diyebileceğim “Aferin lan hergeleler” olacak. Taşı gediğine koymuşlar. Gazetede şunlar da yazıyor:

Ata’nın huzuruna çıkarılan AB Komisyon Başkanı’nın küstah tavırları öfke yarattı

Ajanlarına TBMM’de inceleme yaptıran, Türkiye’nin içlerine karışan, bağımsız Türk yargısına baskı yapmaya kalkışan Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı J. Manuel Barroso, Türk milletini çıldırttı. Sömürge valisi edasıyla geldiği Ankara’da, Anıtbakir’e götürülen ecnebi, alçak tavırlarını burada da sergiledi.

Milli benliğin yoksa av olursun

Atatürk’ün manevi huzurunda soytarı gibi dolaşan Barroso, Büyük Önder’in, “Milli benliğini bulmayan milletler başka milletlerin avıdır” yazılı özdeyişinin önünden eli cebinde geçti. Gazetemizi arayan vatandaşlar, “Bunlar mandacı tavrıdır” diyerek tepki gösterdi.

Müstemleke valisi gibi

Atatürk’ün huzurunda alçakça tavırlar sergileyen Barroso, Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada ise 301 dahil birçok konuda küstahça emirler yağdırdı

Barosso’ya ikinci ders CHP genel başkanı Baykal tarafından verilmiş. Bu Barosso denen densiz yaptığı bir konuşmada “mucize” kelimesi geçince etrafa “yahu mucize dedik, laiklik için problem oluşturmasın” diye bir nükte yapmış. Ne büyük küstahlık. Adam alenen bizdeki laiklik anlayışının düpedüz hödüklük olduğunu ima ediyor, dalga geçiyor. Milliyet gazetesinde son derece uyduruk şeyleri büyük önem arzediyormuş gibi yazan Fikret Bila bakın neler demiş:

AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye ziyaretinin İstanbul ayağında, bazen siyasi gelişmelerde mucizeler olur, dedikten sonra, “Mucize sözcüğünü, laikliğe karşı algılanmayacağını düşünerek söylüyorum” diye espri yapmış.

Barroso’nun esprisinden, Türkiye’de halkın önemli bir kesiminin laiklik konusunda duyduğu endişeyi hafife aldığı anlaşılıyor. Ankara’da TBMM çatısı altında sarf ettiği, Türkiye “köktendinci eğilimlere güçlü bir alternatiftir” sözünün önemiyle ve ağırlığıyla pek uygun düşmedi. Laiklik konusunda endişe duyanlara “alaycı” bir gönderme niteliğindeki “şaka”sı, “AB Komisyonu Başkanı” sorumluluğu açısından da yakışık almadı.

“Şaka konusu değil”

Barroso’nun bu alaycı yaklaşımı, CHP lideri Deniz Baykal’ın da dikkatini çekmiş. Baykal, laikliğin Türkiye için taşıdığı yaşamsal öneme vurgu yapıp “Bu şaka yapılacak bir konu değildir” diyerek tepki gösterdi.
Baykal, laiklik olmadan demokrasinin yaşayamayacağına vurgu yaptı. AB yöneticilerinin bunu iyi anlamaları ve iktidarın dışındaki Türkiye’yi tanımaları gerektiğini belirterek, Barroso’ya mesaj göndermiş oldu.

Baykal’dan üç mesaj

CHP lideri Baykal, Türkiye’nin kurtuluş ve demokrasi mücadelesini Batı’ya rağmen yaptığını anımsatarak şu değerlendirmede bulundu:
“1- Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk, kurtuluş mücadelesini maalesef Batı’yla çatışarak vermek zorunda kalmıştır. Kurtuluş mücadelemiz Batı’nın desteğiyle değil Batı’ya rağmen başarıya ulaşmıştır.
2- Türkiye demokrasiye de kendi iradesiyle geçmiş ve demokrasi mücadelesini de Batı’nın desteğiyle değil, ona rağmen kazanmıştır. Türkiye demokrasi mücadelesi verirken askeri müdahalelerle karşılaşmıştır. Batı ise hep askeri yönetimlere destek olmuş, 12 Mart’ta da, 12 Eylül’de de demokrasi mücadelesi verenlerin yanında olmamıştır. Bizler sürülürken, Zincirbozan’a sürgüne giderken, Batı askeri yönetimlerle çalışmayı tercih etmiş; demokrasiye müdahale edenlerden ‘bizim çocuklar’ diye söz etmiştir.
3- Şimdi öyle anlaşılıyor ki, Türkiye laiklik mücadelesini de Batı’nın desteğiyle değil, Batı’ya rağmen yapacaktır. AB yöneticilerinin laikliği ihlal edenlerle birlikte olması bunu gösteriyor. Biz laikliği Avrupa gibi yüzyıllar süren bir mücadeleyle elde etmedik. Kolay elde ettik. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar, dünya deneyiminden hareketle laikliğin önemini gördüler ve bu ilkeyi yerleştirdiler. Çağdaş, modern Türkiye’yi böyle inşa ettiler. Ama bugün, laikliğe karşı çıkanlar işbaşına geldiler.”

Baykal ders yanında çeşitli mesajlar da vermiş. Laiklik konusunda söylediği de tam isabet. Türkiye’de “ateşle oynama” denirdi şimdi “laiklikle şaka olmaz” da literatüre giriyor. Hakikaten öyledir, birinin başına bela getirmek için en ciddi hamle laiklikle ilgili bir suç isnat etmektir. Misal tanıdığım ateist bir profesör için “namaz kılıyor” diye iftira atılmış, adamın başı belaya girmişti. Tabii Barosso ne bilsin, adam uluorta laiklik anlayışımızla dalga geçiyor. Halbuki Türkiye’ye gelmeden bir deyimler sözlüğü açsa “laik olmayan insan sayılmaz”, “laik olmayan adam değildir” gibi A. N. Sezer vecizelerini görmesi işten bile değildi.

Sonra şunu da anlamak mümkün değil. Kardeşim siz kim oluyorsunuz, dünyaya laikliğin ne olduğunu Türkler öğretmiştir. Hala Fransa gibi bir kalede bile lisede dini simge olur mu diye tartışma yaşanıyor, üniversitelerde başörtüsü diye bir mesele yok. Kilise denen müessese tüm ihtişamıyla laik Batıda hüküm sürüyor. Tabii anlamazsın laikliğin gerçekte ne olduğunu böyle gülersin aklınca. Aslında biz sana gülüyoruz.  Dünyaya öğrettiğimiz tüm değerler yanında laikliği de yakında öğreneceksiniz. Diğer değerlerin şu anda hatırlayamadım, bir ara sayarız. Yoğurt, kebap filan vardı herhalde.

Bu arada Baykal’ı alkışladım ama saydığı maddelerde bir iki yer dikkatimi çekti, alkışımın dozu biraz düştü, mesela ilk maddede demiş ki “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk, kurtuluş mücadelesini maalesef Batı’yla çatışarak vermek zorunda kalmıştır. Kurtuluş mücadelemiz Batı’nın desteğiyle değil Batı’ya rağmen başarıya ulaşmıştır.” Ne alakası var, 1921′den itibaren İngiltere, Fransa filan bu işi bırakmıştı. Kurtuluş Savaşı dolaylı da olsa Batının desteğiyle kazanılmıştır, belki Yunanlılar “Batı bizi başta destekledi sonunda sattı” diye şikayetlense anlarım. Ortada yedi düveli geçtik, Yunanlılar dışında kimse kalmamıştı. Rusya’nın bize yolladığı para filan da cabası. Engin Ardıç bir ara yazmıştı, oradan bakılabilir.

İkinci madde tümden yanlış: “Türkiye demokrasiye de kendi iradesiyle geçmiş ve demokrasi mücadelesini de Batı’nın desteğiyle değil, ona rağmen kazanmıştır.” Boş laf, II. Dünya Savaşını ABD kazandıktan sonra bizimkiler can havliyle demokrasi gemisine atlamak zorunda kalmışlardır. Amerikan sopası olmasa kimse elindeki tatlı tek parti imkanını bırakır mı? Baykal da siyaset bilimi doçenti deniyor ama ne iş anlamadım. Gerçi Fatih Terim’in profesör olduğu yerde herhalde Baykal’a en fazla doçentlik düşer.

3. Madde de saçma, “Şimdi öyle anlaşılıyor ki, Türkiye laiklik mücadelesini de Batı’nın desteğiyle değil, Batı’ya rağmen yapacaktır. AB yöneticilerinin laikliği ihlal edenlerle birlikte olması bunu gösteriyor.” denmiş. Bunu şöyle düzeltelim “Batı kendi anladığı daha özgürlükçü bir laiklik anlayışını bizim zorbalığımızla değiştirmek istiyor” demek istiyor herhalde ki, ben de Batının bu kanaatte olduğunu zannediyorum. Batının ipine sarılmak lazım. Mustafa Akyol iyi bir yazı yazmış “Modern dikta rejimlerinin hemen hepsi “bağımsızlık” meraklısıdır” diyor. Bizdekilerin anladığı tarzda tam bağımsızlık mı olur, bak AB ülkelerinin hiçbiri tam bağımsız filan değil. Dünyada Kuzey Kore, Küba (ki o da elden gidiyor) ve Venezuela gibi yerler dışında tam bağımsız yer mi var, illa ki BM, ILO, NATO, AB, NAFTA, AFTA bir yere bağımlısın. Boş laf işte. Kulağa hoş mu geliyor nedir. (Öküzler için özel not: burada yazılandan “Türkiye bağımsız olmamalıdır” manasını çıkarmayın, lan.)

Uzatmazsak, Barosso Türkiye’den geldi geçti, iki nala bir mıha vurdu, AKP’nin denyoluğu bırakıp AB yörüngesine girme dışında şansı olmadığını 3 sene sonra yediği sopayla hatırlaması gerektiğini pekiştirdi, bu arada Yeniçağ ve CHP’den de bir ayar aldı, hepsi bu.

Fikret Bila sen de saçmalamayı kes, yok “alaycı gönderme” imiş falan. Ne zannediyordun, AB yetkilisi gelip “süper bir laiklik sisteminiz varmış, bizimkilerde kafa olsa bunu alırdı, hele demokrasiniz cihana nümunelik” mi diyecekti yani? Bize millet bir tarafıyla gülüyor, Barosso devlet adamı olunca nükte havasında biraz dalga geçmiş o kadar. Herhalde kapalı kapılar ardında “yahu ne moloz memleketmiş, gelip görmek lazım” diye gülmekten bir hoş olmuştur.

Kapat
E-posta ile paylaş