Archive for Nisan 19th, 2008

AB İçin Yeni Kriter: Hizmet Garantisi

FST Nisan 19th, 2008

medym.jpgAKP ipe un sermişti filan diyoruz ama AB de işleri zorlaştıracak şartları ardı ardına diziyor. İşkembe, kelle, paça, kokoreç gibi stratejik konular dışında şimdi de medyumluk, falcılık işleri için AB kriterleri geliyormuş. Türkiye’de malum en ilerici, laik gazetelerde dahi bir astroloji sayfası olur. Televizyonlarda zaman zaman “önümüzdeki yıl şu olacak, ABD İran’a girecek” türü laflar eden tuhaf görüntülü medyumlar peydahlanır, bunlar birbirine tekme, sille dalar, misal, eskiden ünlü Medyum Keto-Medyum Memiş olayları vardı, hatırlayan çıkar. Bir de futbolcular, futbol şube sorumluları vs. sahanın sağına soluna tavuk kemiği gömerek kaleyi korumaya alırlar. Hasılı, bizim millet dinsizi, dindarı muska, üfürük, fal işine düşkündür, dolayısıyla Türkiye’deki en kritik konulardan biri bu metafizik davasıdır. Zamanında ben de konuya el atmış ve devlet hastaneleri için bir öneri getirmiştim. Uzatmazsak, Avrupa Birliğinde bu konuda bazı gelişmeler oluyormuş:

Avrupa Birliği ‘fal garantisi’ getirdi

Avrupa Birliği medyumlara dava açılabilmesine olanak tanıyan bir yönerge çıkardı. Buna göre, artık Avrupa’da, geleceğe dair verdiği haber doğru çıkmazsa medyum mahkemeye verilebilecek. NTVMSNBC, yasayı protesto eden İngiliz medyumların başkanıyla konuştu.

İngiltere’nin önemli gazetelerinden Independent, medyumlara yönelik AB yönergesinin yürürlüğe girmesinin İngiltere’de 10 bin medyum tarafından protesto edildiğini yazdı. Söz konusu yönerge, “hizmetten memnun olmayan müşterinin, medyumu dava etmesi hakkı” getiriyor. NTVMSNBC, İngiltere’deki Ulusal Spritüel Birliği’nin ‘Bakan’ ve Basın Sözcüsü olan medyum Steven Upton ile konuştu. AB yönergesini desteklediğini belirten Upton, “İnşaatçı yanlış yapınca dava açtığınız gibi, ölmüş babanızla konuştuğunu söyleyip konuşmayan medyuma da dava açılmalı” ve ekliyor: Tabii biz hizmet garantisi veremiyoruz!..

İngiltere’de 1735 yılında çıkan “Büyücülük Kanunu” ile “cadı” olarak suçlanıp ölümle cezalandırılan, 1951’de çıkan kanunla ise itibarları iade edilen medyumluk, bugün İngiltere’de bir meslek. Ulusal Spiritüel Birliği’ne bağlı eğitim merkezinde 3 yıl eğitim gören ve sonunda sınavı geçen ‘medyum’ oluyor. Türkiye’de ise ceza yasalarının suç saymasına, İslam’a göre “günah” olmasına rağmen falcılar, medyumlar çok ilgi görüyor.

[…] Adalet olması gerekiyor. Ama tabii bizim sunduğumuz hizmet deneysel olduğundan, garanti veremiyoruz. Biz medyumları çok sıkı bir eğitimden geçiriyoruz. Bu eğitim 3 yıl sürüyor ve sınavlar çok zor. Tabii herkes başarılı olamıyor. Ancak birkaç kişi, bu dünyadan ayrılmış insanlarla başarılı iletişim kurabiliyor.

Bu durumda Türkiye’nin önce muska, üfürükçü, falcı vs. için bir serbestlik kanunu çıkarması gerekiyor. Bakın çağdaş Batı medeniyeti standartı gelecekten, ölmüş babanızdan haber verecek insanları yasaklamayı bırakın, okul açmalarına, dernek kurmalarına filan da izin veriyor. İlericilik gereği bunları serbest bıraktıktan sonra “söylenen yalansa, büyülü muskayı hoca bulamazsa, çocuğunuz olmazsa”durumunda ilgili medyum, falcı, hocanın cezalandırılması söz konusu olacak.

Bir de bu medyumluk okulu, sınavı nedir, Harry Potter’ın okuduğu yer mi acaba? O halde AB’ye girdiğimiz takdirde bırakın din dersi tartışmasını, büyücülük, muskacılık okulu açmamız da serbest olacak demektir. Tevhidi tedrisat kanunu, laiklik, çağdaşlık vs. çerçevesinde değerlendirildiğinde ilginç günler bizi bekliyor demektir.

Eski yazımda düşündüğüm “Fethi Baba” Metafizik İşleri Ltd. için yeniden girişimlere başlasam iyi olacak herhalde, Memiş ile Keto malı götürecek yoksa.

(Konudan haberdar eden Veysel beye selamlar)

“Durumun ciddiyetinin Farkındayız”

FST Nisan 19th, 2008

shining.jpgBir lise din bilgisi öğretmeni öğrencilere VCD izletmiş, burda ölümden bahsediliyormuş, öğrencilerin psikolojisi bozulmuş, konu mahkemeye, pardon Hürriyete intikal edince de ortaya bir dizi tuhaf metin çıkmış. Haberde şöyle yerler var:

Korku filmi gibi din dersi

GAZİANTEP’deki Hasan Ali Yücel Lisesi’nde öğrencilere, namaz kılmayan bir gencin başına geleceklerin anlatıldığı, Azrail ve ölüm konulu şiddet içeren VCD izletildi. Arapça seslendirmeli Türkçe alt yazılı ‘Rabbim geri döndür’ adlı VCD’yi izleyen öğrencilerden bazılarında davranış bozukluğu görülürken velilerin şikayeti üzerine soruşturma başlatıldı.

İŞTE O FİLMDEN KARELER

Hasan Ali Yücel Lisesi Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Fatma Yakar, iki hafta önce 11′inci sınıf öğrencilerine, okulun biyoloji laboratuarında sinevizyon aracılığıyla 35 dadikalık ‘Rabbim geri döndür’ VCD’sini izletti.

FİLMDE ŞEYTAN SAHNELERİ
Korku filmlerindeki gibi efektlerle süslenen VCD, Kur’an-ı Kerim okuyan bir babanın, aynı evde kağıt oynayıp, müzik dinleyerek eğlenen oğlu Hasan’ı namaz kılması için uyardığı görüntülerle başlıyor. Hasan babasının sözüne aldırmayıp, müzik dinliyor. Bu sırada uykuya dalan Hasan’ın yanına, elinde orak beyaz kıyafetli ölüm meleği (Azrail) geliyor ve çırpınarak direnen kurbanının canını alıyor. Hasan, bir imam tarafından yıkanıyor, kefenleniyor, gömülüyor. Yıkama sırasında şeytan da Hasan’a kaynar su döküyor. Hasan gömüldükten sonra zincirlerle bağlı olarak cehenneme götürülüyor.

Siyah kıyafetler içindeki Şeytan, ‘Gel Hasan gel. Benim dostumsun. Sen nereye gittiysen benim esirim oldun. Yoldan çıkmana vesile olan arkadaşlarınla tanışmana ben vesile oldum” diye onu karşılıyor. Aynı VCD’de namaz vakti uyanması için bir meleğin çağrı yaptığı Hasan, kalkmayınca, zincirle ateşin içine çekilerek cezalandırılıyor.

Korku içinde ağlayan ve yaşadıkları gözünün önünden film şeridi gibi geçen Hasan, bunları izlerken “Rabbim beni geri döndür” diyerek uyanıyor, namazını kılıp, affedilmesi için dua ediyor.

SORUŞTURMA BAŞLATILDI
Korku ve dehşet sahneleriyle dolu bu VCD’yi izleyen öğrencilerden çoğunda davranış bozukluğu başlayınca veliler şikayetçi oldu. Gaziantep Milli Eğitim Müdürlüğü’nün isteği üzerine soruşturma başlatıldı.

Öğretmen hakkında disiplin soruşturması başlattıklarını bildiren Hasan Ali Yücel Lisesi Müdürü Ömer Demir, VCD’yi kendisinin de izlediğini belirtirken, “Her saniyesi korku dolu. Durumun ciddiyetinin farkındayız. Gereken soruşturma yürütülüyor” dedi.

[…] EĞİTİM- SEN’İN TEPKİSİ
Eğitim-Sen’den yapılan açıklamada, bu filmin öğrenciler üzerinde psikolojik travmaya yol açabileceği belirtilerek, “Milli Eğitim Bakanlığı nezdinde inceleme başlatılması için girişimde bulunacağız. Filmin eğitim içerikli bir yanı yok. Tamamen dini propaganda yapmaya yönelik, üstelik de bunu verirken büyük bir korku oluşturarak vermeye dönük film” denildi.

Bu görüntüleri izleyen öğrencilerin yaşadığı veya yaşayacağı olumsuz etkilerin ortadan kaldırılmasının hayli zor olacağı belirtilen açıklamada, “Bize göre, bu filmi izleyen çocuklara rehberlik hizmeti verilmeli ve VCD’yi izlettiren öğretmen görevden uzaklaştırılmalıdır” denildi.

Yahu ben ayrı bir memlekette mi yaşıyorum, burada lise üçüncü sınıftan bahsedilmiyor mu? Duyan da korku filmi diye birşey yok bu çocuklar sinema filmi izlemiyor da aniden içinde Azrail olan bir film görünce psikolojik travma geçirmiş zannedecek. Son haftalarda bakıyorum sinemalarda abuk subuk korku, dehşet filmleri vizyondan inmiyor. Gençliğimde ben de giderdim, Stephen King her zaman favorim olmuştur ama artık komedi-aksiyon dışında birşey izlemiyorum. Hatta geçenlerde Kubrick-King işbirliği şaheser Shining’e rastladım bir kanalda, baktım etrafta kimse yok, çaktırmadan kanalı değiştirip History Channel’da eski Mısır-Uzaylı ilişkisini anlatan bir belgesele geçtim. Korku filmi artık ödümü patlatıyor. Ortalık zombi, deccal, yaratık, şeytan ile eline bir testere, darbeli matkap, tornavida, şırınga, hızar, balta geçirip dünyaya nizamat veren manyak filmiyle dolu. Dolayısıyla bu ortama şerbetli tipik bir lise 3 öğrencisini korkutacak film anasından doğmamıştır.

Tersine lise 3 öğrencilerinin çoğu korkulması gereken yaratık türleridir. Tipik bir zombi, karşısında yüzü sivilceli, saçı jöleyle ortaya doğru kaldırılmış, kıravatı yarıya kadar çözülmüş, gömleğinin eteği pantolonun dışında, bön bakışlı, yanında benzer kız ve oğlanlarla itişerek, böğürerek, yılışarak gelen bir lise 3 öğrencisi görse derhal kaçtığı mezara geri döner. Ben lise önlerinden geçmemeye çalışıyorum, ödüm patlıyor. Fukara şeytanın da bunlara gücü yetmez.

Gelelim işin bir başka boyutuna, solcu sendika ve Hürriyet’in olaya ekstra ilgi göstermesinin sebebi paragraf arasında verilmiş: “… tamamen dini propaganda yapmaya yönelik” demiş sendikacı memur. Zaten din dersi değil mi, propaganda ile ne ilgisi var. Kaldı ki propaganda olsa ne yaza, devlet okulunda her memur kafasına göre propaganda yapar, yüz birim propagandanın 80 birimi Kemalizm, öteleyici milliyetçilik, dünyada bizden iyisi yok, dört tarafımız düşman üç tarafımız deniz şeklindeki ulusalcı ideolojik propagandadır ve bunun çoğunu yapmak kanun zorudur. Kalan yüzde 20 içinde Alevilik, solculuk, ülkücülük, radikal yahut ılımlı dincilik gibi şeyleri punduna getiren öğrenciye empoze etmeye kalkabilir. İnkılap Tarihi dersleri resmi ideoloji propagandasıdır, içindekilerin doğruluğu konusunda soru sormak yasaktır. Bunların kaldırılması teklif dahi edilemez. Din dersi ise öğrencilerin eğlendiği, uyukladığı, kaldırılması tartışılabilir bir konudur.

Sendikacı solcu memurun endişesi malum, acaba bu tür filmler çocukların “yahu din de ne imiş” diye sorup yarın birer gericiye dönüşmesine yol açar mı, başını örten, namaza başlayan çıkar mı? Tersine olur, korkmasın, bilakis aklı başında öğrenci “bunun aslı astarı nedir” diyerek bilim ve şüphe eşliğinde araştırmaya başlar. Bu konuları açıktan konuşup hurafe, saçmalık, garipliklerin deşilmesine vesile olur.

Bir de şu var, acaba öğrencilerin korkusu dünyanın yalancı zevklerinin günün birinde biteceği, mahiyeti bilinmeyen bir sonun kendilerini beklediğini anlamış olmaktan mı kaynaklanıyor? Yoksa elinde tırpan olan melek, zincirle ateşe çekilen hayta genç bugünün öğrencisi için korku unsuru değildir. Hatırlarsanız Zincirlikuyu Mezarlığı kapısındaki “Her nefis ölümü tadacaktır” ayeti ilerici kesim tarafından “Ay, bu ne! Her gün bunu görünce psikolojimiz bozuluyor” şeklinde eleştirilmişti. Psikolojisi bozulan öğrencilerin durumu da bu çerçevede değerlendirilebilir.

Daha çok şey söylenebilir bu konuda ama benim zamanım yok, akşam yeniden oynarsa cesaretimi toplayıp Shining’i bir kere daha izlemeyi deneyeceğim. O yoksa Samanyolu TV’deki farklı boyutlara atıf yapan dizilere bakayım, onlar da en az Shining kadar korkunç. Sürekli inleyen, tıslayan insanlar, gelinlerine şeytanın akledemeyeceği kötülükler yapan kaynanalar, evi fesada veren gelinlerden, kızlardan oluşan bu dizilerin yanında zombi filmleri Heidi ve Peter gibi kalır.

(Bir de Doğu Perinçek’in bahsettiği korku filmi vardı, onu da hatırlamak lazım)

Ölüm-Sıtma

FST Nisan 19th, 2008

301. madde ile ilgili bir iki rotüş yapılmış. Baktım ne var diye, gene lastikli laflar. Aşağılamak diye bir fiil var, izahı mümkün mü? Mesela emniyeti aşağılamak ne demek? Eski tarihli şu yazımda bahsetmiştim, gülünç sözler bunlar. Yuvarlak, esnek, don lastiği gibi laflarla kanun mu yapılır? Neyse, bir iki ilerleme kaydedilmiş, süre düşürülünce hapis cezası ortadan kalkacak, bir de Adalet Bakanı izin verecekmiş. Kaldırsalar iyiydi ama buna da şükür. Ölümü görüp sıtmaya razı olacağız artık.

Bu arada paradaki resimler madem gündeme geldi, şu Atatürk’ü koruma kanunu utancına da bir el atılsa iyi olacak. AB yetkilileri bir tur daha atarsa gelişme olabilir. Ama dediğim gibi, bu konuyu CHP’ye hallettirmek lazım, AKP yahut herhangi muhafazakar, liberal bir iktidara bunu yaptırmazlar. CHP’ye “Abi, size kıllık olsun diye Bayar-Menderes ikilisi bunu yapmış, değiştirin deyin, başımızın üstüne” şeklinde yaklaşılabilir.

Kapat
E-posta ile paylaş