Cuma Sohbetleri
FST 24 Nisan 2008
Son zamanlarda ulusalcıların dini fetvalar vermesi dikkat çekiyor, İlhan Selçuk köşesinden “faiz haramdır ey müslümanlar, türbanlılar cehennemliktir” vs. derken Doğu Perinçek bir cenaze namazında medyaya “yakalanınca” en büyük devrimci Hz. Muhammettir demiş, Erol Manisalı, Deniz Baykal gibiler de ayet, hadis okuyup AKP’yi yıkmak için darbe yapılmalı temalı kervana katılmışlardı, hatırlayan çıkar. Ben de bu konuyu bir yazıda işledikten sonra “hayret, bunlar niye dini siyasete alet ediyorlar; bu sağ partilerin tekelinde bir iş değil miydi, hem bilgileri nereden alıyorlar” diye düşünmüştüm. Meğer Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Ulusalcıların cuma sohbetlerine ev sahipliği yapıyormuş, gazeteden okudum. Profesörün biri de anlamlandırmakta zorlanacağım şeyler söylemiş, bakalım:
Ülkeyi darbe ortamına hazırladıkları iddia edilen ‘Ergenekon terör örgütü’ operasyonu kapsamında cezaevine gönderilen zanlıların Marmara İlahiyat Fakültesi’ndeki buluşmaları dikkat çekici. Uluslararası ilişkiler alanında akademisyen Gürses, siyasetçi Perinçek ve gazeteci Tuncay Özkan’ın ilahiyatçılarla buluşmasına sebep olan toplantılarda neler konuşulduğu bilinmiyor. Ancak, Perinçek’in ilahiyatçı hocalara ‘din sosyolojisi’ dersi verdiği iddia ediliyor. Toplantının mimarlarından Marmara İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeki Aslantürk, ünlü isimlerin katılımını doğruluyor. Aslantürk, başlangıçta ‘Deliler Çıkmazı’ dedikleri, daha sonra da ‘Toprak Hattı’ olarak adı değişen toplantılara Mehmet Ağar’ın da gelmek istediğini, ancak seçimler araya girince bunun gerçekleşmediğini söylüyor. Toplantılara zaman zaman Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk de katılmış.
İlahiyat fakültesinin bir ‘kültür ocağı’ olduğunu dile getiren Aslantürk, Doğu Perinçek geldiğinde Aydınlık dergisinde yayınlanan Turan Dursun karikatürleri için fırçaladığını ileri sürüyor. “Biz geleni kovamayız, kendileri istediklerinde gelirler, sohbetlere katılırlar, herkese açık.” diyen Aslantürk, konuşulan konuları şöyle açıklıyor: “Biz bir toplumda yaşıyoruz. Toplumun problemleri var. İlahiyat fakültesine yüklenen görevler var. Bu görev nedir? Dine hayat buldurma görevidir. Bu görev içerisinde nasıl en rasyonel anlaşılacağı, ifrat ve tefrite kaçmadan orta yolla insanların dindar olmasını sağlayacağız, biz bunun ilmini yapıyoruz.”
‘Kırmızı çizgileri aşmıyoruz’
Toplantılarda ‘kırmızı çizgi’yi aşmadıklarını ifade eden Aslantürk, “Kırmızı çizgimiz; Türk milleti ve İslam diniyle sınırlıdır. Türk milletine, Türklüğe, Türk devletine, Türkiye Cumhuriyeti devletine, biz dokundurtmayız. İslam’la ilgili sınırlara geldiği vakit, Allah ve Resulü’ne biz dokundurtmayız.” diyor. Ergenekon zanlısı Gürses’in bilim adamı olarak toplantılara katıldığını kaydeden Aslantürk, şunları söylüyor: “Emin Bey de gelir gider, öğretim üyesidir. Bizim burada yaptığımız bilimsellik, bilimin dışına da çıkamayız. Emin Bey de gelir, falanca da gelir. Herkes gelir, gelen de giden de bizden alacağını alır.”
Tuncay Özkan, CHP’yi halkla bütünleştirmek istemiş
Prof. Dr. Zeki Aslantürk, birkaç yıldır süren, ancak özel olmayan toplantılarda cuma namazına gelen bazı kişileri de misafir ettiklerini aktarıyor. Söz konusu isimlerin ilahiyat bilimi kapsamında bilgi almak için toplantıya katıldığını savunan Aslantürk, Tuncay Özkan’ın 2,5 saatlik ziyaretini ise şöyle açıklıyor: “Tuncay Özkan bize, ‘CHP halkla bütünleşemiyor, bütünleşememesinin sebebi din, dolayısıyla bana akıl verin, bu CHP dinle nasıl bütünleşir? Bununla ilgili bir proje üretebilir miyim? Bu halkla nasıl bütünleşebilir?‘ diye sordu. Biz de görüşlerimizi açıkladık. Ha tuttu tutmadı, etti etmedi, bizim için o önemli değil. Takip edecek güçte değiliz ama biz Allah’a ve Resulü’ne hiçbir zaman onun sınırları dışına çıkacak bir şey söylemeyiz. Ve de yönlendirmeyiz.”
Demek Ergenekon çetesi dini bilgileri İlahiyat Fakültesinden alıyormuş. Şimdi düğüm çözüldü. Üniversite-Sanayi işbirliği denen şey bu olsa gerek. Türkiye yavaş yavaş işin önemini kavrıyor, aferin. Bilim önemlidir, o rehberi kılavuz etmek lazım. Darbecimiz bile işi ilme, fenne uygun yapıyor.
Zaman gazetesi Zeki hoca ile konuşmuş mu tam çıkaramadım ama denilenler tuhaf geldi bana. İlahiyat Fakültesine “yüklenen görev” diye birşeyden bahsediyor. İlahiyat Fakültesine kim, niye görev yüklesin, adam gibi dersinizi verin tamam. Kaldı ki, şu haliyle lüzumsuz bir okul, geleneksel İslam bilimlerini çevirip duran bir eski usul medreseden farkı yok. Duyan da din bilimi öğretiliyor filan zanneder. Aman kardeşim, üzerinize görev yükleyen filan yok, adam gibi 3-4 milyar maaşınızı alın oturun. Dine hayat buldurma türü lafları boşverin. Siz yaşayan birşey varsa onu da öldürürsünüz.
Bir de kırmızı çizgiler var, Türk milleti ve İslam dini. Öncelikle bilimde kırmızı çizgi mi olur, bir de profesör olmuş. Bunu geçtik, haydi ilahiyatçısınız, İslam dinini anladık diyelim, “Türk milleti” kırmızı çizgisi ne oluyor? Lafa bak, “Türk devletine dokundurtmayız” türü laflar ediliyor. Sana soran mı var, biz o zaman boşa mı asker besliyoruz? Türk devletine saldıran olursa asker haddini bildirir, ilahiyat profesörü (ve diğer profesörler) niçin durumdan vazife çıkarıyor? Allah ve resulune dokundurtmayız diyor bir de. Ne yapıyorlarmış “dokunana” (dokunma nasıl oluyorsa artık). Kuru laf. Mezun ettiğiniz adamların çoğu cahil, aynı iktisat fakültesi mezunu cahil iktisatçılar gibi ilahiyat fakültesi mezunu cahil din adamı dolu ortalık. Hepsi birer camide maaşlı imamlık kapmış yatıyor, punduna getiren de başka bir memuriyete geçip ense yapıyor. Allah ve Resulune en büyük saygısızlığı yapan gruplardan biri bu tür kerameti kendinden menkul din adamı camiasıdır.
Adam bir de burada yaptığımız bilimsellik demez mi, yahu Tuncay Özkan ile bilimsellik mi yapılır, kaldı ki “bilimsellik yapmak” ne demek? CHP halkla bütünleşecekmiş, dinle bütünleşecekmiş, bırakın dağınık kalsın efendim, zaten Türkiye’de din hem diyanet hem de Alevilik eliyle CHP ile bütünleşiktir, CHP devlet demektir.
Türkiye’de fakülteler de görev dağılmı yapsın bari, mesela Arkeoloji bölümleri “Biz Türkiye Devletine ve Türkiyenin tarihsel mirasına dokundurtmayız”, Matematik bölümleri “Biz Türkiye devletine ve hesap kitap işine dokundurtmayız, işlem hatası yapanı anasından doğduğuna pişman ederiz” filan desinler. Türk Devleti, Türk milleti, Allah ve Resulu adına bir profesör de çıkıp “kardeşim benim millet, devlet ile işim yok, ders anlatır, proje yapar, yazı yazar paramı alırım, herkes kendi işini iyi yaparsa memleket de rayına girer” dese elini öpeceğim. Herkes ulvi davalar peşinde, bıktırdılar iyice.
Ergenekon çetesine de helal olsun, ilahiyat fakültesinde cuma sohbeti güzel buluş olmuş, kimse şüphelenmezdi hakikaten, bravo. Biraz deşelesinler bakalım, daha ne kamufle işler çıkar, belki de ulusalcılar pazar sabahları Eyüp Sultan’da sabah namazı toplantısında da buluşuyordur. Perinçek de cemaate din felsefesi dersi veriyordur.
Popularity: 35% [?]
- Toplum
- Yorum(121)
- Bu Yazıyı Paylaşın
- PDF olarak kaydedin
Ergenekon çetesine de helal olsun, ilahiyat fakültesinde cuma sohbeti güzel buluş olmuş, kimse şüphelenmezdi hakikaten, bravo….belki de ulusalcılar pazar sabahları Eyüp Sultan’da sabah namazı toplantısında da buluşuyordur.
Pazar sabahları olmaz…Türk-ortodoks kilisesine gidyorlar…
Fetva vermek için ne gibi yeterlilikler gerekir?
****
En son tekbir giyimin yaptığı tesettür defilesinden sonra, “makyajımı da yaparım, namazımı da kılarım” ve “tesettürlü kadın da seksi olabilir” fetvaları doğdu.
Ulusalcı olmaya gerek yok, parayı veren, fetva düdüğünü öttürür,kime ne.
*****
fetva ve faiz demişken;
“Eski devirlerde, faiz (tefe) insanların kanını emiyordu, günümüzde ise, faizle kredi alan müslümanlar, ev sahibi oluyor, araba sahibi oluyor, sağlığı için harcıyor, o yüzden helaldir” deniliyor.
Perinçek Hoca ne buyururlar acep?
****
“Lailahe illallah demek yeterlidir”, diye fetva veren Perinçek yada Öymen türü biri olsaydı, ilahiyatçılarımızın tepkileri ne olurdu?
*****
Oyak Bank ile BankAsya arasındaki tek fark nedir?
vesselam
ek:
Lailaheillallah demek yeterlidir,(muhammedün resulullah demeye gerek yoktur) diye fetva veren, Fethullah Gülen’dir.
Camii çıkışı olabilir.
benim buralarda yazdığım hep yazdığım kilişe bir söz vardır.
sen yaparsan, başkası da yapar.
yok o yapmasın, sadece ben yapayım diye bişey yoktur. hatta beterini de yapar.
başkasının yapmasını istemiyorsanız, ötekilerin yaptığına da din ve vicdan özgürlüğü demeyeceksiniz.
basit yaşam kurallarıdır bunlar.
Tuncay Özkan bize, ‘CHP halkla bütünleşemiyor, bütünleşememesinin sebebi din, dolayısıyla bana akıl verin, bu CHP dinle nasıl bütünleşir? Bununla ilgili bir proje üretebilir miyim? Bu halkla nasıl bütünleşebilir?‘ diye sordu.
Şurada bazı öneriler vardı
El cevap:
Bismillahirrahmanirrahim.
Euzubillahimine seytanirracim..
Ehl-i fetva olmak icin kisinin bilgisinin kit agzininsa pek de iyi laf yapmasi elzemdir. Ilaveten, baskasinin aklina muhtac olduguna inanmis andavallilarin da varligi kati surette sarttir.
Fethi Hocam,
Böyle sohbetler yansıtmanız iyi oluyor.İlmimiz artıyor. yalnız bu cuma sıhbetleri cumaya denk getirilirse isabetli olur.
Türk Ortodoks Kilisesi ne ya?
Zor bir soru.
Ismet Ozel’in tarifine gore, Musluman olmadiklari icin Turk sayilmamalari gerekir.
Ote yandan, kendilerine Musluman diyenlere bakinca, yine Ismet Ozel’in tanimi geregi, kafirle savasmak yerine isbirligi yapmakta olduklarindan dolayi, onlar da Turk degil.
Ayni onermeyi liberallerimiz icin de yapmak uzereydim ki, bir kisiden fazlasinin zulfusu yaresine (!) dokunacagi asikar oldugundan, vazgectim. Gordugunuz uzere.
il Niahayet,
Ortodox bir ülke ile savaş halinde olduğumuzu bilmiyordum. Benim haberim yok, savaş mı çıktı?
Liberaller için farketmez Yahudi, Ortodoks veya Budistle işbirliği. Önemli olan ilkeler, amaçlar.
Ismet Ozel’in dediklerini okumamis oldugunuzu anliyorum.
Amaclari anladim da, ilkeler nereden cikti simdi –durduk yerde..
Liberal ve ilke..
Contradiction in terms.
İla Nihayet,
Okudum, kafirle çatışmayı göze alan Türktür diyor. Niye çatışalım ki biz kafirle?
Hem ben kafir deyince Ortodoksları, Katolikleri filan anlamıyorum. Onların bazıları benden daha inaçlı insanlar.
Hem Türk olmak da bir marifet miş gibi takdim ediliyor. Ne var ki Türk olmakta? Kriter buysa ben Türk değilim arkadaş. (aslında yörük obasındanım öztürk olma olasılığım fazla)
Liberal ve ilke evet, açık ekonomi ve açık toplum yanlısı olsun isterse kafir olsun. İlle de roman olsun çamurdan olsun yani.
Anlatmak icin uzuuun bir daire cizmek gerekiyor..
IO, Turk olmayi bir sembol olarak kullaniyor gibi –basortusu de oyle degil mi sonucta.
Belli bir cografyada yasayan insanlarin cikarlarini, refahlarini saglamak ve savunmak anlaminda.
‘Kafir’ de, aslinda bu cikarlara ters dusenlerdir –celestial anlamda neye inandigi degil…
Buradan, nispeten uzun ve detaylandirilmis bir aciklama ile lafi ekonomik faaliyetlerin de aslinda bir tur savas olduguna getirmem gerekiyor; ama bunun icin ne benim vaktim var ne de sizin okumak sabrinizin oldugunu dusunurum.
O yuzden, evet, IO’nun tanimi cercevesinde dahi olsa, sizin kendinizi “Turk degilim” diye tanitmanizi anliyorum.
okuyan biri olur. ben burdaysam okurum .
I.N. bey,
IO, Turk olmayi bir sembol olarak kullaniyor gibi –basortusu de oyle degil mi sonucta.
Degil bence. Yani basortusu sembol ise, IO’nun ‘Turk’ etiketi degil. Biri soyle yapilacak diye ogrenilip yapilan birsey, oteki ancak kafayi cok iyi ve bir amaca yonelik calistirmakla belki (o tarife gore) oluyor.
Belli bir cografyada yasayan insanlarin cikarlarini, refahlarini saglamak ve savunmak anlaminda.
Bundan da emin degilim.
‘Kafir’ de, aslinda bu cikarlara ters dusenlerdir –celestial anlamda neye inandigi degil…
IO mu bunu yazdi, yoksa simdi baska zaman ogrendigimi uyduruyor muyum bilmiyorum ama ‘cikar’dan ziyade ‘Hakikat’ ile alakasi var o kavramin. (IO olabilir, cunku ‘Hakkidir Hakk’a tapan milletimin istiklal’e de takmis). Cok basitinden ve duz anlamindan[1] alirsak, obskurantistler de “kafir’, propagandistler de. Ilk harfi buyuk olan Hakk ve Hakikat, ilk harfi kucuk yazilan ‘dogru’ ve ‘gercek’ gibi seyleri de icine aliyor cunku boyle bakildiginda.
O yuzden, evet, IO’nun tanimi cercevesinde dahi olsa, sizin kendinizi “Turk degilim” diye tanitmanizi anliyorum.
Bunu ‘liberalizm’e gonderme yaptigi icin soyluyorsaniz No beye, sisleri dagitma, ’su aslinda neymis’ diye ogrenme gayreti gosterip, gordugunu soyleme filan gibi isler de yaptigini, bir doktrini anlamaya calisip anladigini kismini benimsemesinin bu surec icinde degerlendirildiginde ‘Hakk’in yolu’ olabilecegini soylemek zor degil. Yani IO’nun tarifi baglaminda, daha dogrusu IO’nunki degil de soyleneni benim yukarida aldigim manada alip baktiginiza, ‘Turk’ o.
[1] Soyle yani: http://en.wikipedia.org/wiki/Kafir#Etymology
IO, Turk olmayi bir sembol olarak kullaniyor gibi –basortusu de oyle degil mi sonucta.
Belli bir cografyada yasayan insanlarin cikarlarini, refahlarini saglamak ve savunmak anlaminda.
‘Kafir’ de, aslinda bu cikarlara ters dusenlerdir –celestial anlamda neye inandigi degil…
‘Hakikat’ kelimesini tek anlamda almak ne denli dogrudur bilemem..
Daha genis bir acilim olmasi bakiminda asagidaki sarki/turku sozlerine basvurabiliriz:
sira sira siniler hasta olan iniler
aldi gitti yarimi denizdeki gemiler
sana hiç kiyamam yar seni seviyom candan
bakişlarin pek yaman benimde cilveli kanaryam
suya giderim suya elmayi soya soya
kaldir yarim peçeni göreyim doya doya
karanfilim budama safa geldin odama
hakikatli yar isen dünür gönder babama
Goruldugu uzere, burada ‘hakikatli’ kelimesinin karsiligi ’sadakat sahibi’, ‘vefa duygusu olan’, kisaca ‘aldatmayan’dir.
Buradan, H/hakikat kelimesinden, cikar birligine gitmek cok da zor olmasa gerek.
[Not, yukaridaki sarki/turku icrasini hos bir ornegini dinlemek istiyorsaniz YouTube’da ‘Necla Akbaşak’ ismiyle aratirsaniz cikan ikinci parcadir.]
O yuzden, evet, IO’nun tanimi cercevesinde dahi olsa, sizin kendinizi “Turk degilim” diye tanitmanizi anliyorum.
Hakk’in yollarini bilemem de Kabe’nin yollarinin boluk boluk oldugu, benim yurecigimin de ezik ezik {dunya dediklerinin de bir golgelik} oldugu malumdur.
Arayista olan herkesi severim, severim de, bir sey bulmadigi halde bulmus gibi davrananlari begenmemi benden beklememek lazim.
Tipki eskiden komunistler icin soylenen laf {”30′li yaslarina kadar komunist, 30′larindan sonra da kapitalist olmayanda bir yanlislik vardir”} misali: Iceriye karsi liberal, disariya da karsi korumaci olmayanlarda ciddi bir seylerin oldugunu iddia etmek zor degil.
Eksiklerin arasinda akil yoksa –ki, bu sekilde malul olanlari munezzeh tutmak zorundayiz–, hiyanetin olmadigini soylemek ise akil eksikligine delalet sayilmak durumundadir.
B.M. bey
Yaw, ben buraya 2-3 defa cevap yazdim ama el aldi yel aldi ortaliga bir turlu cikmiyor.
Eh ne bileyim, artik ben de nasil hitap edecegimi sasirdim. “Malum bey” desek?
Fethi bey ortalikta gozukmuyor, gelince kurtarir yazdiginizi herhalde.
Wikipedia’daki kafir tanimina biraz bakindim.
Ilginc.. Bizim ‘kafir’ (infidel, unbeliever) dediklerimiz bize putperest (heathen) diyor
Eger ‘kafir’ gercekten ‘infidel, unbeliever’ anlamina geliyorsa, daha cok ‘imansiz’a karsilik geliyor gibi. Aklima cok yatmadi, ama oyle gibi.
Ote yandan, ‘infidel’ de ‘fidel’in tersi.. yani, isin icinde ’sadakat’ var.. ‘kafir’ icin ’sadakatsiz’ de diyebiliyoruz.
Bunu, daha once yazdigim, fakat henuz kurtulmagi bekleyen yazima baglayabilirsiniz.
—
Bu arada, ‘Zeitgeist The Movie (2007)’yi seyretmis miydiniz? Bu isimle aratirsaniz, sitesinden ya da eMule’den indirmek mumkun.
Google Video’da da su isimle bulunabilir: ‘Zeitgeist, The Movie - Remastered / Final Edition’
I.N. bey,
Seyrettim ben o Zeitgeist’i. Burada konustuk hatta, o tur baska film tavsiyeleri de yapmistim:
http://www.izlenimler.net/2008/02/16/kimya-dersi-ii-hurriyete-saplanan-siringa/#comment-11733
B.M bey,
Iyi o zaman; ben de bari ‘The Man from Earth (2007)’yi tavsiye edeyim.
Bu arada (belki seversiniz, ‘liberallik’ baglaminda) su da var:
http://video.google.com/videoplay?docid=404227395387111085
Ben bu adamin tarzini cok sevmiyorum aslinda ama ‘hmm’ filan demek icin fena degil yaptiklari (obur listede de var ondan bir iki sey). Bu islerde tehlike film seyredip ‘biliyorum bunu artik’ diyecek seyirciden geliyor tabii, filmciye kusur bulmak cok da yerinde degil.
Daha once de seyretmistim, ama tekrar seyretmek de iyi oldu.
The Trap serisinin (baska bazilarinda da oldugu uzere) garip bir ‘after taste’i var.
Ilginc deneyler, denemeler ve cikarimlardan bahsediyor. Ama, yeterince uzaktan (in retrospective) bakinca, insan, butun bu denemelerin sonucta ‘nasil ederiz de daha iyi kontrol ederiz?’ motive’inin yansimasindan baska bir sey olmadigini gormemek zor.
Kimisi ‘ozgurluk’ kimisi ‘huzur’, kimisi de ‘otelerde bir yerlerde sana istemedigin kadar cok sayida bakire verecegiz, sonunda tatmin olacaksin’ temali.. bireyi belli bir amaca yonlendirmek deneyleri..
Kisilerin bencilliginin ve supheciliginin nihai stabiliteye ulasmak acisindan daha elverisli oldugu iddiasina katilmak hem mumkun hem de degil.
Insanlarin supheci tabiatlarinin oldugu dogrudur, ama belli bir noktadan sonra bu teslimiyete donusuyor gibi –bir cesit Stockholm Syndrome. O noktadan sonra da insanlar yine supheci oluyorlar tabii –fakat sadece ‘oteki’lerden supheci; kendisinin teslim olduguna karsi ise o derece korukorune iman..
Bu ‘otekilerden supheci, berikilere de mumin’leri denklemde bir entity’e indirgersek, sonucta yine ‘beriki’lerden mutesekkil bir supheciler ve benciller toplu;ugundan bahsediyor oluruz da diyebiliriz herhalde.
Her hal u karda.. matematik olarak da ispatlanmis oldugu soylenen Game Theory’nin bu ispatini da gormek isterdim. Siz hic baktiniz mi?
I.N. bey,
The Trap serisinin (baska bazilarinda da oldugu uzere) garip bir ‘after taste’i var.
O tip seylerde ben bir de ’simdi bunu seyreden (benim gibi) yari cahiller ne dusunur, fikri gelisimleri ne sekilde etkilenir’ diye biraz endiselenirim. Anlatilan bir hikaye var ama anlatilan ve atifda bulunulan seylerin tamamina hakim olmak mumkun degil. Ustelik kabiliyetli biri goruntu ve muzik destegiyle ’soyledir’ diye anlatiyor. Bundan hem bir pozisyona (en azindan tarih konusunda) angaje olmadan cikmak hem ‘bu denen yanlissa nicin yanlis?’ diye soracak durumda kalmaya devam etmek cok kolay olmasa gerek. Gerci bu filmlerin hedef seyircisi biz degiliz ama yok Putin yok La Marseillaise filanla film bitirmek ayni zamanda insanlarin cekistirildigi tarafin ne oldugunu da gosteriyor olabilir.
Bahsedilen zamanlarda Ingiliz ic politikasi cok karisik ustelik. Hatta zaman zaman ‘darbe’ ve ‘derin devlet’ dedikodulari (hatta belki saglam arastirmalari, bilemem artik) var. Yani poltikaya hukmedecek durumda olanlarin icinde yasadiklari ve ‘acil’ diye algilayip bertaraf etmek istedikleri hareketler/tehlikeler var. Dediginiz gibi:
Ama, yeterince uzaktan (in retrospective) bakinca, insan, butun bu denemelerin sonucta ‘nasil ederiz de daha iyi kontrol ederiz?’ motive’inin yansimasindan baska bir sey olmadigini gormemek zor.
Evet. Ustelik tarif edilen ‘ozgurluk’ ortaminda kuculdugu soylenen ‘devlet’in elinde hala egitim uzerinden kitleleri yonlendirme gucu var.[1]
Insanlarin supheci tabiatlarinin oldugu dogrudur, ama belli bir noktadan sonra bu teslimiyete donusuyor gibi –bir cesit Stockholm Syndrome. O noktadan sonra da insanlar yine supheci oluyorlar tabii –fakat sadece ‘oteki’lerden supheci; kendisinin teslim olduguna karsi ise o derece korukorune iman.
Dogru. Bu dinamik cocuklarla ebeveynleri arasinda da var. Buyudukce yonu ve guvenilenler degisiyor olabilir ama isin karakterinin degistiginden emin degilim ben. Degisiyorsa da kac kisi icin ve ne sekilde ortada degil.
Her hal u karda.. matematik olarak da ispatlanmis oldugu soylenen Game Theory’nin bu ispatini da gormek isterdim. Siz hic baktiniz mi?
Anlatildigi yahut ima edildigi gibi bir ispat var mi bilmiyorum. Fesmekan teoremi deseler bakardik.
[1] BBC programi degil, ama kismen ‘obur’ taraftan bir uctan bir film linki vereyim sIkIlmayacaksaniz:
http://video.google.com/videoplay?docid=7398714418354815608
Bulent bey,
Seyrettim.
Urkutucu buldum.
Kimdi o, hani “Amerika’ya gittim. Gelecegi gordum. Sevmedim” diyen..
Ilginc bir ulke. ‘Derin’ligi cok fazla..
Burada olsa iki gune kalmaz ipligini pazara cikarirlardi –bkz. 28 Subat’in fisleme denemesi fiyaskosu–, orada bu isler ne de guzel ve usulet ve suhuletle yurutuluyor…
Underclass’in varligindan haberimiz var. Fakat, boyle bir uygulamayi kendisine reva gormeyen bir sinifin olmasi gerekiyor. Ve, var; fakat gorunmuyor.
O herseyden muaf sinif/klik (Rothschilds, Rockefellers, Morgans, Lehmans et al), digerlerini istedigi gibi manipule/kontrol edebiliyor. Buna bazilari ‘Global Power Elite’ diyor. Ben o kanaatte degilim. Bunlar daha yukarida gibi.
Bir de ABD’de bilgili (ve ozgurlukcu filan) cok sayida insanin varligindan, kudretlerinden sundan bundan bahsederler…
Neyse.
Ben, epeyi zamandir aklimin bir kenarinda olan bir soruyu sormak istiyorum –liberal/libertarian bir muhatabimin oldugunu umarak/farzederek..
Devlet/asayis ve baska herseyin desentralize (adem-i merkez) edilmesini canhiras bir sekilde savunanlar, neden –acaba– Merkez Bankalarinin (ya da o fonksiyonaliteyi goren kuruluslarin) ortadan kaldirilmasini hic onermezler?
http://video.google.com/videoplay?docid=-515319560256183936
I.N. bey,
Liberal/liberteryen egilimli olanlardan Avusturya ekolunde yakin olanlari kesinlikle merkez bankasi (hatta ‘fractional reserve’ bankacilik) taraftari degiller. O filmi biliyorum, oyle bin turlu baska film de bulursunuz. Ustelik bir iki ay evvel burada burada bahsettigimiz temsilciler meclisi uyesi Ron Paul bunlari dogrudan hem Bernanke’ye hem Greenspan’a sormustur (FED baskanlari Kongre’ye gelip sorulara cevap verir orada, youtube’da bir suru filmi de olmasi lazim.). Bu arada Greenspan’in kendisinin Randci bir gecmisi oldugunu, kagit para aleyhinde atip tuttugu zamanlar oldugunu da hatirlatayim[1].
Siz Turkiye’de nicin bunlar konusulmaz diyorsaniz, onu bilemem. Tabii bu acilardan Turkiye’de devletin kuculmesi veya karismamasini ‘liberallesme’ degil sadece idare edenlerin Ankara’da oturmamasi olarak da gorebiliriz.
[1] Bir altin saticisi sitesine koymus: http://www.usagold.com/gildedopinion/greenspan.html
Seyahatten döndüm. Çok yorum yapılmış, şimdilik kağıt para ile ilgili iki tercüme bir de (kısmen değinen) telif link vereyim. Avusturya iktisadına ilgili 2-3 akademisyen tanıyorum belki onlar internete yansımamış şeyler söylüyordur.
http://www.canaktan.org/ekonomi/ozellestirme/kamu-ekonomisi-genisleme/yereli-leube-para.htm
http://www.canaktan.org/ekonomi/ozellestirme/kamu-ekonomisi-genisleme/ellis-sayilgan-para.htm
http://makdis.pamukkale.edu.tr/Mak9.htm
B.M. bey,
Siz belki hatirlamazsiniz, o gunlere yetismediniz buyuk bir ihtimalle, fakat vaktiyle bu topraklarda da ayni amaca hizmet eden iki taife arasinda da alttan alta bir kapisma yasanmisti.. Tarikat ehli ile medrese ulemalari arasinda..
Birbirlerini kafir olmakla itham ettikleri devirlerdi onlar.. O gunlerden geriye, her ne kadar zoraki olarak ugradigi morfoz sonucunda merkezi devletin emrine girmis ona kadrolar hazirlamis olsa da, Mevleviligi de (dahi) belli bir dereceye kadar tekfir eden “Okur isen Farisi, gider dinin yarisi’ (butun harfler noktalidir) lafi kaldi.
O kapismadan sonra, tarikatler uslandilar –sustali maymun oldular lafi agir kacar diye kullanmiyorum–; taa Iran Islam Devrimine kadar kimse devlete pek de yan bakar olamadi. Devleti ele gecirmek heveslerinin kaynaginda Iran Islam Devrimini sayabiliriz demek istiyotum.
Ama, benim ilgilendigim temel benzetme bu son ayak degil. Ben surecin baslangicini bir tesbih icin kullanmak istedim –ama, cizdigim daire biraz uzun oldu.
Sadede geleyim:
Amerikan entellektuellerinin arasinda (halki da malzeme yapacak derecede) yaygin tartisilan birkac konu var.
Bunlardan ikisi bana ilginc geliyor:
Birinisi, ABD kanunlarinda gelir vergisi odenecek bir seyin yazmadiginin dile getirilmesi.
Digeri de, Merkez Bankasinin ozel bir kurum oldugu ve ABD ahalisini somurdugu, baslarina gelenin musebbibi oldugu..
Tabii ki baska seyler de tartisiliyor. Ama, bu ikisi benim acimdan ilginc. Cunku, iki ayri ucu temsil ediyorlar bana gore.
Gelir vergisi meselesi tutacak olursa, kimse vergi vermeyecegi icin, merkezi hukumetin kolu kanadi kirpilacak. Ikincisi, yani Merkez Bankasinin ozel ve kan emici bir sirket –bir kartel– oldugu tutarsa, lagv edilmesi gundeme gelecek ve global sermaye cok ciddi bir dayak yemis olacak. Boyle bir sey olursa, belini kolay kolay dogrulatabilcegini sanmiyorum –olsa olsa, bizdeki tarikatlerin durumuna indirgenirler.
Simdi.. bu ikisini herhangi birisinin gerceklesebilecegini ben de sanmiyorum. Ama, ortadaki derin mucadelenin boyutlari acisindan onemli birer gosterge oldugunu dusunmeden de edemiyorum.
Ne dersiniz?
Linklere biraz baktim.
Benim sorumun cevabini bulamadim. [Belki vardi da benim gozume carpmadi; bilemem.]
Oralarda daha cok merkez bankasinin ozellesmesinden (privatization’dan) bahsediliyor. Yani, yine bir tekelin sadece mulkiyetinin devrinden.
Ben ise, madem libertarian’ar (or, martian?lar
) alabildigince adem-i merkeziyet istiyorlar –ve dahi pratik cozumleri de var–, o zaman bu merkez bankalarinin topyekun lagvi/ilgasi konusunda neler diyorlar.
Ha.. Yok. Ekoller, okullardan bahsetmiyorum. Sahaya inen var mi?
En heyheyli devrinde Ingiltere’de Bank of England’da ozel bir sirket degil miydi? Ozel olmasi tekel olmasinin onune gecmiyordu ki?
Bu soruyu hakkiyla cevaplayan olursa, ardindan da, libertarian’larin tevhid fikrine nasil baktigini ogrenmek isteyecegim
I.N. bey,
Birinisi, ABD kanunlarinda gelir vergisi odenecek bir seyin yazmadiginin dile getirilmesi.
Digeri de, Merkez Bankasinin ozel bir kurum oldugu ve ABD ahalisini somurdugu, baslarina gelenin musebbibi oldugu..
Valla ben oraya ‘87′de gittigimde bu iki fikir de vardi ve asagi yukari bu sekilde konuslurdu. Bunlar bilgisayarci alt-kulturunde oldukca yaygindir da onun disinda cok inanani var midir bilmiyorum. Nette bilgisayarci varligi (ve ses cikartma potansiyeli) yuksek oldugu icin cok daha fazla duyuluyor bunlar tabii.
Gelir vergisi meselesi tutacak olursa, kimse vergi vermeyecegi icin, merkezi hukumetin kolu kanadi kirpilacak.
Aslinda degil, sirketlerden alinan vergiler filan da var ama toplam gelirler icinde orani dusuk. Millete gelir vergisi cok batiyor tabii cunku ne kadar verdiklerini biliyorlar (buradaki gibi degil orada, kesinti var ama mali senenin sonunda hesap cikartilip ya ek para veriliyor ya devlet geri veriyor bir kismini).
Ikincisi, yani Merkez Bankasinin ozel ve kan emici bir sirket –bir kartel– oldugu tutarsa, lagv edilmesi gundeme gelecek ve global sermaye cok ciddi bir dayak yemis olacak. Boyle bir sey olursa, belini kolay kolay dogrulatabilcegini sanmiyorum –olsa olsa, bizdeki tarikatlerin durumuna indirgenirler.
O daha buyuk mesele. Sizin de dediginiz gibi, bunlara kimsenin gucu yetmez cunku o bankacilik sisteminin varliginin devamina bagli insanlarin hesaplari. Buyuk bir felaket olursa (ciddi ekenomik kuculme veya hiperenflasyon) o zaman is degisir tabii.
Simdi.. bu ikisini herhangi birisinin gerceklesebilecegini ben de sanmiyorum. Ama, ortadaki derin mucadelenin boyutlari acisindan onemli birer gosterge oldugunu dusunmeden de edemiyorum.
Oranin liberteryen kanadinin konustugu seylerden hakiki ‘tehdit’ olan bunlar degil bence. Savas aleyhtarligi (pasifistlik degil, dis savaslara aleyhtarlik), bu ‘imparatorluk’ olma hali ve devlet/sirket ic iceligi hakkinda da laflar ediyorlar. Derin mucadele geregi duyuluyorsa o noktalardan duyulur bence cunku bu yaklasimlarin liberteryen olmayan kesimlerde de sempati toplamasi mumkun.
Ne dersiniz?
Benim gordugum yukarki gibi. Yalniz bana guvenmeyin bu konuda, orada yasamayali neredeyse bes sene olacak, ustelik o kadar da ilgili degildim yasarken.
Sorunuz şöyle:
Tercüme makalelerde Merkez Bankasının değil paranın özelleştirilmesinden bahsediliyor, böylece aslında bildiğimiz anlamda bir merkez bankasının gerekmediği söyleniyor. Tabii yazarın biri bu yaklaşımı olumlu bulmuyor ama en azından sizin sorunuz olan ” neden … hic onermezler” için öneriliyor şeklinde bir cevap var gibi görünüyor.
Mesela şu kısımlarda:
Tekel konusuna gelince;
Hayek’in para basma tekelinin özel sektöre devri anlayışı özel sektörde para basma tekeli oluşturmak değil, özel sektörün kendi parasını çıkarabilmesi olarak anlaşılırsa işin sadece bir mülkiyet devri olmadığı görülür. Tabii siz “para hiç olmasa” diyorsanız o ayrı birşey olur.
Diğer taraftan işin altın ve kağıt para ile ilgili kısmı da var, kağıt para için “kağıt kağıttır, para da para” yaklaşımıyla yazılmış şu makale liberallerin bir kısmının da görüşünü yansıtır:
http://mises.org/story/2942
I.N. bey,
Fethi bey hakli. Merkez bankaciligina para basma/cikartma acisindan da, bankacilik sistemi acisindan da yaklasmak kabil. “Ozel para” denen sey, tekel olmak durumunda degil. Bir de bu sadece kanun para dedigi icin para olan simdiki paranin bugunku hali oldukca yeni. 1971′e kadar sadece devletler arasinda gecerli olsa dahi ABD dolarinin altin karsiligi vardi. Orasi icin (galiba, ezberden yaziyorum) 1933′e kadar herkes icin altin karsiligi vardi. Burada onemli olan ‘altin’ degil tabii, para miktari uzerinde saglam kisitlama olmasi. Simdiki bankacilik sistemine de piyasadaki parayi katlama ozelligi yuzunden laf edilir.
İla Nihayet,
Merkez Bankalarının tekelinin kırılmasını savunan bir çok libertaryen akademisyen var.
Robert Gelfond
****
Makale şöyle bitiyor:
Cato Journal da yayınlanmış2001. Cato Journal liberteryan bir akademik yayındır. Aşağıdaki linke ulaşamayabilirsiniz. Ben üniversitenin kurumsal aboneliğinden kullanıyorum.
http://www.cato.org/pubs/journal/cj21n2/cj21n2-9.pdf
Şu şahıs da Merkez bankalarının gereksizliğinden söz ediyor:
http://www.mises.org/story/2462
Fethi Bey,
Ankara’ya gelmişsiniz haberim yok. Buradan 3 saat sürüyor. Bir otostopluk mesafe var, bilsem gelirdim.Tarım bakanlığında iş felan mı bağladınız?Merkez bankası demişken, TCMB de tanıdığınız var mı?
Mr No,
Öyle uzun yolda otostopçu alıyorlar mı? Bilsem ben de yapardım.
Maalesef. Ama bir odacı hemşehri buluruz deşelesek. İşi hizmetliler bitirir malum.
Mr. Mr No,
Cato’dan verdiginiz PDF linki icin tesekkurler.
Evet. paranin patronlugunun adem-i merkeziyeti uzerinde da kafa yorduklari ortada.
Pratik acidan nasil yuruyecegini ben pek kestiremiyorum. Su anda 100 kusur para birimi varken isler yeterince karisik; bunlari birkac yuzbine cikarinca ne ve nasil olacak acaba..
Dahasi, ne cipa olsun ne de tipa diye diye, sonunda para basma isini bireylere indirgemek gerekecek galiba.. OK. O da kabul ama, bunun bir de ‘benim dun bastigim/nesrettigim para’ ile yine ‘benim bugun bastigim/nesrettigim para’ arasindaki maddi farki da hesaplamak derdini nasil halledecegimizi henuz hafsalam pek alamiyor.
Sanal ‘barter’a dogru gidiyoruz mu acaba.. [sic]
Bu çoğumuz için doğru. Mevcut paradigma içinde düşündüğümüzden -hele de böyle- marjinal önerilere ihtiyatlı yaklaşmak normal.
Kaldı ki bizim ömrümüz içinde bu tür fikirlerin gerçeğe dönüşmesi mümkün görünmüyor. Biz ulus devletin çözülüşünü hissediyoruz ama topyekün yıkılışını herhalde göremeyiz. Bu düzenli katı yapıların ardından gelecek kaotik durumun salınım sonrası yeni düzenli noktası ne olur onu da tahmin etmek kolay değil.
Gorunen o ki, tufan –hic olacaksa– benden sonra olacak.
Ala ve dahi rana..
Simdi de, libertarian’larin ‘tevhid’ ile ilgili gorusleri hakkinda.. kim ne dusunuyor sorumu sormus olayim.
Tevhidi de bir cesit monopol olarak goruyor(lar) mi/mu sunuz?
Dunyaya yansimalari hakkinda ne dusunuyorlar/sunuz?
Bu aslında uzun vadede hepimiz ölmüş olacağız, bugüne bakalım diyen Keynes’i de hatırlatabilir. Uzun vadede Keynes öldü ama bıraktığı miras bugün eskisi kadar popüler olmadığını gösteriyor.
Ben boşverelim demiyorum, sadece “hafsalamız neden almaz” konusunda fikir beyan ettim.
Bununla ne kastediliyor tam olarak, dinler arası rekabet, dinin devlet, belli kurumlar tekelinden çıkması türü şeyler mi?
heyy bu film senaryosu değil, insan yaşamı.
bu film senaryosu değil, insan yaşamı.
Yani?
Fethi bey bir atasözü gibi birşey söylememi mazur görün.
Biz yaşamı gelecek kuşaklardan ödünç almıştık.
Başımıza gelecek kötü birşey varsa bugünden önlem almak sorumluluğumuz var. Tahmin bize yol ayrımı için gerekli.
Atalarımızın bilimsel argümanları yoktu ama sezgileri kuvvetliydi. Sonraki tarihte ne sezgilerimiz kullandık, ne de bilimsel olablidik.
Fakat bu noktada iyi tahmin yapabiliriz.
Ben bir tamin yapayım mı ? Bilimsel değil şimdilik. Eğer insan olarak adalete ihtiyacımız yok noktasına gelirsek, biz biteriz.
Buna itiraz etmiyorum. Başımıza geleceklerin kötülüğüne karar vermek, bunları ne ölçüde tahmin edebileceğimiz vs. zor konular. Muhtemel kötü senaryoya göre çözüm aranabilir elbette ve bunlar da yapılıyor.
Ben bu işleri fazla karmaşık gördüğümden hem tahmin hem de çözüm açısından temkinliyim o kadar.
Böyle bir noktaya gelmemiz için bir sebep mi görüyorsunuz?
‘Tevhid’den ne anliyorsunuz?
http://tdk.gov.tr/TR/SozBul.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF4376734BED947CDE&Kelime=tevhid
http://tr.wikipedia.org/wiki/Tevhit_(din)
http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&aid=14
Allah’ın bir olmasını
OK. Benim de sorum o noktada dugumleniyor.
‘Bir’e ve o ‘bir’in seceneksiz kontrolune pek de sicak bakmayan libertarian’lar, konu Allah olunca ne dusunuyorlar –siz (libertarian oldugunuz kadariyla) dahil.
Liberteryenlerin genelde Allahın değil devletin tevhidiyle meselesi olduğunu zannediyorum. Eğer Allahın birliği de devlet eliyle dayatılırsa liberteryenler bundan pek hoşlanmayacaktır. Ben de bu işin inançla ilgili olduğunu düşünüyorum ve bir otoritenin bana dayatmasından hoşnut olmam.
Anlayabildiysem, söyleyeceğim bu.
Boluculukten oteye gecemiyorlar mi demek istiyorsunuz?
Yaygin bilindigi sekliye –o zaman– PKK’nin liberteryen oldugunu soyleyebilir miyiz?
Isin icinde devlet olunca mi dananin kuyrugu kopuyor sadece?
Devlet yok da baska tekelci otoriteler varsa sorun yok mu?
Bir otoriteye bagli olmak, basak bir otoriteye –isteseniz dahi– baglanaMAmak, kisacasi seceneksiz olmak bir sorun teskil etmiyor mu?
Sayın Nihayet,
Tevhid deyince Tevhid-İ Tedrisat da var.
İnsan bir’e inanıp inanmamakla özgürdür. Cüzi iradenizin üzerindeki kısıtların kalkması önemlidir.İlk akla gelen kısıtlayıcı devlet, ne var ki ferdin hürriyetlerini kısıtlayan kollektivizmin başka formları da var.(ne cümle be) Cemaatler, Ulusalcılık,aile kişiyi baskılayan diğer formlar. Tabii ki hürriyetleri kısıtlıyor diye bunların lağvedilmesi gerekmez,özellikle devlet eliyle. Devlet ,(hukuk devleti) birey özgürlüklerinin koruyucusu olmalıdır. Liberteryen negatif özgürlükleri savunurlar, yani mimimal devlet maximal özgürlük.Kısıtların kalkmasıyla özgürlüğün doğacağını düşünürler.
Bence insanlara “özgür” olma gibi bir seçeneklerinin olduğu belletilmeli. Bunun yolu da temel eğitim ve onun üzerindeki eğitim süreçlerinden geçiyor. Biraz pozitif özgürlüklük yanlısı durumuna düşüyorum. Bir cemaat içinde yetişen (seküler veya dini) kişi birey olamaz.
Kastım o değildi. Devlet tekeli kötüye kullanılmaya açıktır diyelim.
Liberaller, liberteryenler öyle diyor.
Diger tekelci otoritelerin hiçbiri devlet kadar silahlı, silahsız imkana sahip değil. Devlete kıyasla daha güçlü hangi tekelci otoriteler sayılabilir? Vergi alma, savaş çıkarma, türlü yatırımlar yapmak için borçlanma vs. açısından bakıldığında devlet rakipsiz bile sayılabilir. Mafya, büyük şirket türü “kötüler” ancak iri bir devletle bütünleşirse beslenebilirler.
Belki insanların çoğuna bu tür yaklaşımlar tuhaf geliyordur. Liberal/liberteryen partilerin pek tutulmaması da bu biryerlere bağlanma isteğindekilerin çokluğuyla ilişkili olabilir.
Bunlar iyidir ya da kötüdür demiyorum, ama tekelci güçlerin ellerindeki imkanların kısılmasını istemek bana yanlış görünmüyor. Devletin olması ile devletin bireyleri kendine bağlaması arasında fark olabilir.
Evet. Ve, bu konudaki (tevhid-i tedrisat) genel degerlendirmelerin neler oldugu hakkinda yuzeysel dahi olsa biraz fikrim oldugu icin, konuyu ‘tevhid’e getirdim. Tedrisata ilerde –mufredatimiz elverdigince– gireriz
Inanmak tarafina bir sey demiyorum. Itaat etmek zorunda kalmak tarafi ile ilgili benim sorularim.
{arada bir celiski oldugunu iddia edeceklerin cikacagini gorur gibi oluyorum, ama inaniniz ki yok. var olduguna inanmak baska, itaat etmek zorunda olduguna inanmak baskadir.}
Ve, cuzi iradenin uzerinde Tevhid inanci bir kisit koymuyor… mu?
{yok. yok. gozume sigara dumani kacti. yoksa, benim gozlerim kolay yasarmaz.}
Neden ilk akla gelen devlet olsun ki?
Bence, illa kisitlayici unsurlardan bahsedeceksek, cronolojik acidan (tifilin ilk muhatabinin kim/ne oldugu acisida) ilk akla gelmesi gereken ebeveyn olmali. Ama, evet, ebeveyn cemberinden gun gelip velet kurtuluyor –kendi kitasahanligini peydahlayarak. Ee. devlet de oyle. Ucra bir dagin baisna yerlesenin devletle ne alip verecegi olur ki?
Ama, tek ve heryerde olan tanri inancina bir de onun emirlerini eklersek, bundan kacisin nasil mumkun olabilecegini goremiyorum.
Gerekip gerekmedigi konusu genelde subjektif ve lahza-bagimli degil mi? Ben, prensip olarak nasil bakildigini anlamak istiyorum.
Dogru. Ama, olamayacagini iddia eden liberteryenlerin varligini duymuslugum var gibi. Mumkun degil, dolayisi ile devlet fikrine topyekun karsiyiz (daha dogrusu, ne kadar az olursa o kadar iyi) anlaminda.
Oldum olasi bu tur oxymoronic lakirdilari sevemedim… ‘Zorla verilen ozgurlukler’ ya da ‘zoraki ozgurlukler’ desek nasil olur. Digeri de ‘elde edilen ozgurlukler’ olsa?..
OK. Ama, ben, halen bunu bellemis olanlarin, tevhid baglaminda, ne dusundugunu merak ediyorum.
Disaridan verilen toptanci egitim, esasen ve zorunlu olarak tek-tipci degil midir? (tevhid-i tedrisat)
Evet, sanki biraz oyle.
Olsun, bu hiyanetiniz yuzunden liberteryanlar sizi linc etmege kalkisirsa devlet sizi korur
Dolayisi ile, her turlu cemaati mekruh buldugunuzu mu anlamaliyim?
Yoksa, birey olmak o kadar da onemli degil midir?
Bu boyleyse, organize inanc orgutlenmesine de karsi olduklarini da soyleyebilir miyiz?
Devlet-ustu formasyona erismis inanc orgutlenmelerinin tarihteki marifetlerini gozardi ediyorsunuz gibi.. Mesela, Hacli Seferlerini bir devlet organize etmedi –yanlis bilmiyorsam–, aksine, bunu kotaran bir inanc orgutlenmesi idi –Papalik.
Evet. Bu ihtimal var.
Ama, bu ihtimalin baska yansimalari da var gibi..
Mesela, tevhid inanci oldugunu soyleyen birisinin tam bir liberteryen olamayacani soyleyebiliriz sanki..
Tersi de isabetli olabilir: tam bir liberteryen oldugunu soyleyen birisinin tevhid inancinin eksikli (ayipli) olcagini soyleyebiliriz sanki..
Yani, damned if they do, danmed if they don’t..
Tekelciligie prensipte karsi iseniz, $irk dedigimiz cogullama size ters gelmemeli.. degil mi?
İtaat etmek zorunda kalmak güzel soru.
Böyle bir irade olduğunu bize söyleyen de bu inanç.
Kimse bu anlamda tam özgür olamaz zaten. Patronunuzun kafasından aşağıya mürekkep şisesi boşaltabilir misiniz?
Ebeveyn patrondan daha az kısıtlayıcı bence.Patronuzu seçme özgürlüğünüz var, ya da özgürlüğünüzü iyi paraya satarsınız idare edersiniz.
İlk akla gelen devlettir, çünkü sizden zorla para alabiliyor, ve zorla sizi orduya alabiliyor. Devlet küçülürse mafya büyür belki o da ayrı mesele. Devletin küçülmesi demek ordusuz, güçsüz kalması demek de değil bana göre. Sağa sola çarçur edilen kaynaklar savunmaya, adalete ve güvenliğe ayrılır, daha küçük devlette.
Efendisini öldürmek köleyi özgür kılmaz. Kölede kölelik ruhu varsa fazla yapacak bir şey yok. Ancak şu da var denebilir. Bu zoraki özgürleştirme değildir. Lars von Trier’in Dogville in devamı niteliğindeki filmi Manderlay’ı izlediniz mi?
Kimin borusu ötüyorsa toptan eğitimde onun ideolojisi okutulur. Liberallerin borusu öterse eğitim liberal değerleri öğretir.
Kesinlikle hayır.
Önemlidir.
Liberalizm meritokratik bir toplumda anlamlıdır. Geleneksel otoriteden gelen hakedişleri -devletin yarattığı zenginler gibi- reddetmelidir. Yaşadığımız toplum meritokratik değildir, bir yerlere gelenler oraya hakedişle gelmemişlerdir. Meritokratik işleyişi bozanların en başında devlet gelir, sonra cemaat, partiler.
Organize inanç örgütlenmeleri genelde gönüllülük esaslıdır. Birileri zorla bunlara mensup edilmek isteniyorsa, yahut bu inanç örgütü başka örgütlere karşı zor kullanıyorsa durum değişir.
Devlet derken ille de ulus devlet mekanizmasını kastetmiyorum, dediğiniz gibi elinde vergi, aforoz, savaş çıkarma imkanı olan bir Papalık, Halifelik de aynı şey.
Neden böyle olsun? Bir insanın merkezi otoritenin elindeki imkanların tekelleşip zora dönüşmesine karşı olması ile tek tanrı inancına sahip olması birbiriyle çok ilgili şeyler değil.
Bir müslümanın çeşitli dini emirlere gönüllü olarak uyması ve bunları ihlal ettiği takdirde birtakım cezalara muhatap olacağını bilmesi onun günlük hayatını neredeyse hiç etkilemez. Kilit nokta elinde dünyevi ya da uhrevi bir gerekçeyle meşruiyet bulmuş merkezi gücün istemeyen insana zorlama yapabilmesidir.
Bir de şu var, kafasına yatmayan “tam bir” liberteryen olmaz, “büyük ölçüde” liberteryen olur, bunlar çok kafa karıştıracak şeyler değil.
İnsanların şirk koşma hakkı vardır, bunun içerik ve karşılığı şirk koşulanı ilgilendirir. İnançlar rekabetinde ayakta kalan en çok taraftarı toplar.
[otekisi filteye filan takildi galiba. tekrar deniyorum.]
Ikisinin ayni olduguna –daha dogrusu ayni olmak zorunda olduguna– ben o kadar emin olamiyorum.
Proverbial zurnanin detone oldugu nokta da burada..
Ikisinin de (var olduguna inanmak ve emir iletmmis olmak) ayni torbaya konmasinin ilginc yansimalari oluyor aslinda.. Kisi sadece kendi iradesini kisitlanmisligini kabullenmekle kalmiyor, –implicitly– ‘Herseye Kudreti Yeten’i de bircok acidan eksikli ve yetersizlikli tanimlamis oluyor…
Ama, bu burada iki satira sigacak kadar kisa bir mevzu degil. Dahasi, galiz muminleri tekrar ayaklanmalarina da yol acabilir.
Ben daha da fazlasini yaptim –yapmisim. Ben hatirlamiyorum; bizimkiler anlatirlar. Patronumun uzerine isemisim..
[guess who my boss was :0 ]
Aslinda ilk akla gelenin devlet olmasi bence bugune ait kazadir. Devletlerden once inanc orgutlenmelerinin geldigini iddia edebilecegimi dusunuyorum. Devletlerin, daha sonralari, bu inanc orgutlenmesinin gundelik icrainda ihtiyac duyulup formalize edilmis yapilar olmak ihtimali bence daha yuksek.
Buna hic bir sekilde katilamiyorum.
Kul ya da kole, eger efendisini taammuden oldurebilmis ise, o zaten kul/kole degildi –esirdi.
Insanlarin genelinde kolelik ruhu oldugunu varsayabilir miyiz o zaman.
Oyle ya, varligina inandiklari bir ‘Herseye Kudreti Yeten’e itaat etmek zorunda olduklarini dusunenler hic de az sayida degil.
Seyretmedim.
http://www.imdb.com/title/tt0342735/
Hmmm.. 10 uzerinden 7.6 almis {o puanlara cok itibar etmesem de}; seyretmeli gibi. eKatir’a yukledim. Getirsin seyredeyim.
Oooopps.. ahlakilikten ciktik gibi sanki.
Ama, evet, galiba liberteryenlik icinde boyle bir damar da var –ahlakilik degil de cikarsalligin one alindigi bir damar.
Mritokrasi..
Bu da muz gibi bir kelime..
‘Merit’in ne olduguna bagli biraz.
Bir (supheci) elitist oldugum halde neden liberteryan ol(a)madigim benim acimdan hep merak meselesi olmustur.
İla Nihayet,
Birey tek tanrıya (tekelci Tanrı) , inanabilir, önemli olan o tek Tanrı adına söz söyleme tekelini kendinde görmemesidir. Tanrı adına müşrikleri (şirk koşanları) cezalandırmaya kalkarsa bu olmaz. Bir insan veya insan topluluğu (papalık gibi) Tanrı söylemiyle monopolist güç elde ederse orada zaten özgürlüğe yer kalmaz.
Bence dindar bir insan liberteryan olabilir.
Bir de muhafazakar liberal denilen bir tür vardır(hah işte oksimoron), bu da iktisadi olarak liberal olup, siyasi olarak muhazakar olandır (ayaklar baş olmaz). Bunlar gelenekleri sadece kendi özelinde yaşamakla kalmayıp, toplumu da bu geleneklere göre şekillendirmeye çalışırlar. Muhafazakar liberalin liberal kısmı sadece serbest piyasaya olan inancıyla -yerine göre müdahaleci,korumacı olurlar- ilgilidir.
Kendi özelinde muhafzakar olup, toplumsal yaklaşımı özgürlükçü olan bir liberteryen tipi pekala mümkündür.
Bu arada Mister No ile Mr No aynı kişiler.
İla Nihayet,
Burada yapmaya çalıştığım şey liberteryanizmi-liberalizmi, bireyciliği savunmak değil. Yazılı düşünüyorum sadece. Biz duygusu işin içine girdi mi, ben tehlike altında kalır. Aile tam olarak “ben” i eritmeyebilir. Cemaatlerde veya ulusal düzeyde yaratılan biz duygusu bireye -ben’e düşmandır. Devlet de biz duygusu ile ilgilidir.
Bir insan hem “ben” olabilir, hem de “biz”in parçası olabilir mi? Oksimoron lafı gelecek en iyisi dokunmayayım.
Mister No,
Ben bir onceki yazdiginiza cevap yazdim. Sirada bekliyor galiba.
Icinde link verdiklerim gume gidiyor nedense.
Benim ampirik gozlemlerim bunu pek de teyid etmiyor.. Yani, genelde pek de boyle degil gibi.
Cogu insan, kendisini icine dogdugu seraite ait olmak yukumlulugunde buluyor sanki.
Sikayet edenler yok degil tabii ki, fakat sikayetler tencerenin bazi yerlerinin digerlerine gore azicik daha sicak olmasidan kaynaklaniyor..
Durum coktan degismis olmali.
‘Zor kullanmak’ illa da eline gurzu alip otekinin basina gecirmek degilse tabii.
Iyi de, bir merkezi otoritenin varligini, onu, bir insanin/kitlenin sahiplenip baskalari uzerinde tahakkum kurmak ihtimalini yaratmiyor mu?
‘Saglam kafa saglam vucutta bulunur’ turunden bir onerme degil midir bu?
Yani, oyle olsa cok daha iyi olur anlaminda.
Halbuki, sizin soylediginizin pek de gecerli olmadigini yasayaral tecrube etmisligimiz var. Subasinin Ramazan gunu oruc denetimine cikmasini en hafif ornek olarak verebilirim. Ama, konuya devlet degil de cemaatler, sivil toplum orgutleri karissin diyorsaniz eger; ayni tur ornekleri vermek yine de mumkundur –ustelik, Subasinin bu tur seyleri yapmasini da cemaatler dilekceler vererek istemislerdi.
Iyi de, bu ‘devlet iyi yonettigi muddetce benim onunla sorunum olmaz’ demek gibi bir sye degil midir?
Has liberaller/liberteryenler bu tur seyler soyler mi?
Yani, bu laflari etmek liberteryenin hasini bozmaz mi?
Degildir muhakkak.
Buyuk olcude liberteryen, uzerine az fasist; ya da eksik bir liberteryen, kalani da Jakoben olunabilir eminim.
Tabiatta abes yok ki
OK. Eger bireysel laikligin tanimini bana ilerde birisi soracak olursa, bu cumleden mulhem cevap vermeye calisacagim.
Katiliyorum. Insanlar inanclarini akillari ile secerler –ya da baskalarinin akillari onlara inanc secer.
Akil da cikar gozetmek icin vardir.
{PS: Liberteryenlik ile tevhidin iliskini sordugum noktadan itibaren Bulent beyin duvar kagidi moduna gecmis olmasi hayra alamet midir?
}
I.N. bey, (ben Malum bey demek istiyorum rizaniz var midir?)
Liberteryenlik ile tevhidin iliskini sordugum noktadan itibaren Bulent beyin duvar kagidi moduna gecmis olmasi hayra alamet midir?
Konusmaya gonullulu olanlar cikti, ben de seyrediyorum, o daha ilginc. Benim icin anlamli degil o soru. “Gunes bir tane, bu tekel piyasayi bozar”, “yasama hakki diye birsey var, olum insan haklarina aykiridir” filan da demiyorum mesela. O cenaha egilimim toplum ve devletle iliskili konularda ortaya cikan birsey, diger konulara sirayet etmiyor. Gerci konusma (seyrettigim iyi olmus, aklima gelmezdi oraya donecegi) zaten toplumla alakali tarafa donmus.
Haklisiniz, guneste ‘gorunmeyen el’ turunden ‘by induction’ bir yan yok.
Hic gulecegim yoktu. Seyahat hakki var diye durmaga karsi olunabilecegi hic aklima gelmezdi..
Topluma ya da bireye irtibatlandirilamayacak konu var midir?
Haklisiniz, guneste ‘gorunmeyen el’ turunden ‘by induction’ bir yan yok.
Aslinda (buna bir yerde ellemis olmam lazim) kendi kendine ortaya cikan ‘gorunmeyen el’in duzeni olabilecegi fikrine ragbet edip, pesinden ‘muhakkak bir tasarlayan vardir, esek oldugunuz icin sakliyorsunuz/anlamiyorsunuz bu mecburiyeti’ diyenlere bulasmak mumkun. Bunlar en nihayet matematikle ilgili seyler, ama iste oyle olmuyor. Cunku:
Topluma ya da bireye irtibatlandirilamayacak konu var midir?
Nasil baktiginiza bagli olarak vardir denebilir. Soyut formel sistemler oyle mesela. Bunlarla ugrasmak tabii yine bireye bagli.
Eminim..
Ben de bazan boyle kendime sormuyor degilim.
(Bülent Bey Malum diyecekmiş, ben de Müzmin bey diyeceğim, mahzuru varsa bildirirsiniz)
Ama sonuçta bu tür bir organizasyondan ayrılma hak ve şansınız var. Zorlama halinde devletin devreye girmesi gereğini inkar edenimiz yoktur herhalde. Zira liberal/liberteryen (ne anlaşıldığı konusunda hemfikir olduğumuz varsayımıyla) devlet karşıtı, düşmanı değildir. Devlete biçilen görevlerden biri de tam bu zorlama kısmında devreye girmesidir.
İnsanlar bu tür oluşumlar içinde memnun ve mutluysa, tencerenin sıcaklığı ılımansa zaten problem yok. Şikayet eden çıkar ve kendine daha ılık yerler arar.
Konumuz devletle ilgili olduğuna göre, büyük ve herşeye kadir devlet halinde ise düdüklü tencereye mahkum olma söz konusu. Devletten çıkıp gitmek bir tarikatten çıkıştan daha masraflı ve tehlikeli olabilir.
Yalnız devlet durumunda işler hala eski yöntemlerle yürüyebiliyor. Hapse atılmak, yerine göre işkence görmek, para cezası ödemek, mal ve mülkünü kaybetmek, işlerin yokuşa sürülmesi gibi durumlar inanç vs. örgütlerinde pek ortaya çıkmaz.
Tamam, ben de onu söylüyorum. Bu bir ihtimal değil, kesinlikle olan şey. Bu şekilde ortaya çıkan devletin icraatına bakmak lazım. Eğer insanların rutin günlük işlerine dokunulmuyorsa böyle bir devletin zararı olmadığı gibi yararı da olacaktır. Tersi durumda ise kaynağı yer veya gök de olsa devlet eleştirilmeyi hak eder.
Ramazan ayında oruç tutulmasını zorla dayatmak doğru değil, sonuçta toplum hayatını etkilemeyen bir ibadet türü. Bireysel alandan çıkmış, başkalarını da etkileyen eylemlerle ilgili durumlarda hukuk kuralları devreye girer ki burada esas olan kuralın dini ya da dünyevi olması değil makul, adil olmasıdır.
Subaşına dilekçe verme hususunda da şunu söyleyebilirim, bu tür dilekçeleri kabul etme yerine “işinize bakın” diyen bir devlet daha hayırlıdır. Aksi durumdaki devlet, yani bu tür baskıcı işlere teşne olan devlet liberallerin hoşlanmadığı türe girer.
Doğru söylemişsiniz, iyi yöneten, kanunu kuralı az ama etkili devletle ne işim olsun? Has liberal ancak bunu söyler. Öte yandan has liberteryen bunu demekle birlikte, devletin çeşitli zincirlerle bağlanmadığı takdirde her an yoldan çıkıp yeni anlamsız yasalar, vergiler, borçlanma gerektirecek nizamı alem davaları üretebileceğini de bilir.
Bunda abes bir yön yok, liberteryen, sosyalist vs. mutlak şeyler değil. Temel ilkeleri bellidir, bunun dışında bir sürü teferruatta farklılıklar olabilir.
Bahsettiğiniz uç örneklere bile hayır diyemem.
Laiklik konusundaki muhatabınız sizi içeri atıp muhtelif cezalar verebilir. Benim durumumda ceza varsa bile bu dünyaya ilişkin bir yönü yok. Mesela sizin burada eskiden beri söyledikleriniz geleneksel anlamda şirk sayılabilir ama bir iki heyecanlı genç dışında kimse sizi umursamaz. Ama laiklik konusunda bu kadar aleni olmanızı tavsiye etmem.
Problem değil, bunlar mümkün, herkes sizin gibi veya belki benim gibi kendi yolumu çizeyim filan demeyebilir. Başkalarının aklıyla seçilmiş inancı takip edenler çoğunluktur ve bunda bir mahzur görmüyorum. Ben buna uyamam ama uyana da birşey demem.
Yalnız, liberteryen olmakla tek tanrı inancı sahibi olma arasındaki tutarsızlık konusunda bir açıklama yapmadınız. Bu ikisi arasında neden bir ilişki olsun? Liberallerin dünyaya nizamat vermekle ilgili bir projeleri olduğunu ben işitmedim (ulusalcı örümcek ağı, BOP, kıskaçtaki ülke türü şeyleri liberal saldırı olarak görüyorsanız bunu ayrıca görüşürüz ama 4 yıldır görüştük de ne oldu, o ayrı). Liberallik devlet vatandaşa gölge etmesin türü bir soft ideolojidir, sosyalizm gibi dünyaya mutluluk ve eşitlik getirme gibi bir davası yoktur. Bu çerçevede sofu bir yahudi, müslüman, budist de pekala liberteryen olabilir.
Liberaller naif, omurgasız, kuralsız bilinir ama tersine liberallik makul ve adil kurallara uyma sanatıdır. Devletin irisinden hoşlanmadıkları da doğrudur, hatta makul bir liberalin insanları büyük ölçüde serbest bırakan bir din devletini; korporatist, merkantilist bir laik devlete tercih edeceğini de zannediyorum. Esas olan günlük hayatın huzurlu yürümesidir. Benim gözümde din de devlet de bunun için vardır.
Diger kisimlara daha sonra deginirim, ama suna bir seyler diyeyim simdi:
Ben o mustearin tasidigi yukten sıkıldım, ve birakmak karari aldim..
Karari aldigim tarihten itibaren ‘Muzmin Anonim’ musteari ile yazmadim, bir daha da yazmayacagim.
Bunun tek istisnasi olabilir (belki) : Su veya bu sebeple sadece o mustearla cevap vermek zorunda kalacagim durumlar…
Bu uzak ihtimal haricinde haricinde ‘Muzmin Anonim’ sizlere omur…
Iyi de o zaman ne diyelim? ‘Muzmin bey’e nasil alistiysak ‘Malum bey’e de alisiriz diye dusunmustum (ustelik siz mustear degistirip dururken de bize kolaylik olur).
Fethi bey,
Liberallerin dünyaya nizamat vermekle ilgili bir projeleri olduğunu ben işitmedim (ulusalcı örümcek ağı, BOP, kıskaçtaki ülke türü şeyleri liberal saldırı olarak görüyorsanız bunu ayrıca görüşürüz ama 4 yıldır görüştük de ne oldu, o ayrı).
Ben o isin icine ‘liberal’ katilan saldiri laflarini anliyorum aslinda. Karsinizda organize, hiyerarsik duzende hareket eden konsantre bir guc varken ‘liberal olacagim’ diye kendi gucunuzu dagitmayin deniyor. (Bu tur cok sey soylenebilir, ekonomik acilma da ‘liberallesme’ oldugu kadar tabi olunan devlet/devletimsi gucun Ankara’daki olmamasi seklinde gorulebilir mesela.)
Anliyorum ama o derse geldigimizi dusunmuyorum, cunku biz henuz devleti yazili kuralla belirlenen cercevenin icine cekmekte basarili olmadigimiz gibi yazili kurallari uygulamaya da zorlayamiyoruz. Kanunlarin liberallesmesi o yuzden yeterli veya manali olmayabiliyor.
Peki, öyle olsun. Meyyit için sorulursa şimdiden söyleyeyim: Ben kendisini iyi bilirdim.
Bülent Bey,
Orası öyle, doğru söylüyorsunuz.
Bari en azından ekonomiye, bürokrasiye ilişkin kanuni serbestlikler artsa diyorum, vatandaşın bunlara ilişkin 301, hainlik konularında olduğu kadar menfi bir fikri yoktur. Herkes ucuz ithal malı pahalı yerliye tercih eder. Kimse de tapu dairesinde, belediyede memur azarı işitmekten hoşlanmaz.
301 ve benzeri lüzumsuzluklarla vatandaşın gözünü boyayıp ekonomik anlamda liberal hamleler yapılmasına hayır demem doğrusu. Eskiden, Veysel bey olsa o da demezdi.
Bülent Bey,
Kolaylık olur deyince, konudan epey farklı bir yere değineyim:
İşleri kolaylaştırmaya çalışmak bizim toplumda pek makbul karşılanmıyor. Bir şey basit görünüyorsa mutlaka bunda bir bit yeniği olmalı, iş dediğin karmaşık olmalı, adamı yormalı deniyor galiba. Malum bey için söylemiyorum elbette, genel olarak bunu çevremde hissediyorum.
Bir konuda yapılan izah hemen anlaşılıyorsa “olmaz canım, işler o kadar basit değil” dendiğine şahit oldum. Her işin çözümü çok basittir diyemeyiz ama birçok işin çözümü de zannedildiği kadar zor olmasa gerek.
Ben artık etrafıma konuşurken “bu sene elma az, fiyatı yüksek olur” demiyorum da “küresel ısınma sebebiyle elma miktarının düşmesi, dünyadaki meyve-sebze tekellerinin neoliberal politikaları ile birleşince Türk çiftçisinin elinden ucuza alınan mallar marketlerde 4-5 katına satılacaktır. Devlet bir an önce müdahale etmezse elma aracıları büyük rantlar elde edecek” filan diyorum.
Böylece çok şey bildiğim zannediliyor, adam yerine konuluyorum.
Fethi bey,
Bir konuda yapılan izah hemen anlaşılıyorsa “olmaz canım, işler o kadar basit değil” dendiğine şahit oldum.
Bunu komplo teorilerini dusunurken ‘basiretsizlik’ ve ‘eseklik’ gibi mevcut ve etkili olduklari konusunda elimizde her turlu delil olan seyleri aciklamadan saymamakta da goruyoruz bazen.
Cümleniz biraz karışık olmuş, tam çözemedim. Gerçi ortada bir delil bile olmasa, komplovari yaklaşımların daha makbul olduğunu biliyorum.
Fethi bey,
Hmm. Becerememisim yazmayi demek. Basiretsizlik ve esekligin mebzul miktarda mevcut oldugunu dusundurecek saglam delliler elimizdeyken, sifir delile dayanan komplo teorileri kurdugumuz da oluyor demek istemistim.
Fethi Bey,
Bu neo-liberal politikalar söylemi akademik ortamlarda çok işe yarıyor.
We are way too sophisticated to stoop to what is otherwise simple things for simple minds.
Her liberalin icinde ozgurlugune kavusmagi bekleyen bir fasist vardir dedigim zaman kotu kisi oluyorum ya ona yanarim..
Ozlemini cektiginiz intibai aldigim rejim turunun Nazi Almanyasi oldugunu, yazili kurallara harfiyyen uymakta Nazilerin emsalsiz olduklarini ne cabuk unuttuk.
Ila Nihayet,
Kötü demeyelim de tuhaf olabilir belki.
Tabii düz mantıkla herkes aynı sonuca ulaşır. Naziler yazılı kurala harfiyyen uyardı, o halde yazılı kurallara uyulsun diyenler de Nazi yandaşıdır.
Ben universitede iken arkadaslarimizdan biri herhangi birseyini degistirince bunu belirtmek icin “yapmisiz” gibi bir lumpen kelimesi kullanirdik…
Orneklerle aciklayacak olursak :
X kisisi son gorusuldugu zamankinden daha gur sakalla karsidan gelince Y kisisi “ooooo sakal yapmisiz” der….
Z kisisi ilk defa okula sapka ile gelir… Bunu goren Y kisisi “ooo sapka yapmisiz” der…
Neyse Nihayet Bey yeni nick yapmissiniz
Yakismis …helal…. :p
I.N. bey,
Ozlemini cektiginiz intibai aldigim rejim turunun Nazi Almanyasi oldugunu, yazili kurallara harfiyyen uymakta Nazilerin emsalsiz olduklarini ne cabuk unuttuk.
Naziler duzgun yemek de yerlermis, ogun atlamazlarmis. Bu sabah duzgun kahvalti etmis herkese selam ederim.
Saka bir tarafa dediginiz dogru. Elbette yazili kurali takip eden devletin fasistlesmesi bizdeki gibi (kendisi veya kadrolari) kafasina gore hareket edebilenin fasistlesmesinden kolaydir. Yalniz ayni sey — kanun degisikligi ile yapilacaksa — liberallesme icin de soz konusu. Bunu TCK 301 veya sizin diger tarafta maruz kaldiginiz ithama atifla TCK 216 icin de soylememiz mumkun. Bunlari kaldirmanin ‘ozgurlestirici’ olmasi, sadece devletin ugrasmak istedigine bu kulplara tutunup uzanarak vurmasina engel olmak degil, ayni zamanda bu kanunlarin kapsamina giren beyanattin sahiplerini diger kanunlarla kendisine verilen vazife yuzunden korumasi da demek.
Bakin Atilla Yayla basortusu konusunda birseyler demisti, hatta filmini bloglara koydu insanlar. Ne diyordu? Serbesti olduktan sonra devlet personeli tarafindan ortunsunler diye baski olursa buna kuralla engel oluruz diyordu. O hal bir tur kural, devlet ve devlet personeli tasavvuru gercekciyse olabilecek birsey. O konusmadan bir iki ay sonra ne oldu? Kendisi hos karsilanmayan birseyler dedi, baskalarina uygulanmayan universite kurallari kullanilarak kendisiyle ugrasildi. Baska ne oldu? Yine uc bes ay sonra, ayni okuldan bir baska profesor (Turkone) basina birini dovme planlarini acikladi ama ‘gel bakalim, bu tehdit de neyin nesi?’ diyen olmadi gorebildigimiz kadariyla. Muntazam uygulama olmadigi zaman da boyle oluyor.
Diger taraftan yukarida yaptigim ucuzluga bakmayin, dediginizi anliyorum. Mesela kurallari takip etmeyen bir kitlenin oldugu yerde kanunlara dayali sistemik carpikliklarin ortaya cikmasi cok zor bence. Bizim duz hirsizlik ve kanunsuzluk neticesinde banka hortumlatmamizi, ABD’de sifira yakin kanunsuzluk ile ortaya cikartilan finans krizi ile karsilastirabiliriz. Bizde o raddeye gelmezdi is cunku o raddeye gelip kanuni ve sistemik yagma haline donusmeden evvel sahsi insiyatifle (nispeten) kucuk kucuk kanunsuz yagmacilik yapilip sistem cokertilirdi.
Eger (bunu sizinle konusmamis miydik?) devlet otoritesinin yazili kural icine cekilmesi bir medeniyet olcusu ise, kurallara riayet eden ve tikir tikir calisan bir devlet mekanizmasinin varligi da — tipki iyi calisan modern silahlar gibi — cok tehlikeli. Siz yukarida aslinda ‘liberal’ saiklerle birsey demis oluyorsunuz yani.
I.N. bey,
We are way too sophisticated to stoop to what is otherwise simple things for simple minds.
Yahut:
It’s always more confidence inspiring to assume the ‘great ones’ have some sort of logical process be it evil or benign. To discover that the world is largely run by gladhanding simpletons and ignorant manipulators is always a shock. The truth shall set you on fire.
Tabii bunun yeri gelince bol bol komplo teorisi konusulan bir sitede edilmis bir laf olmasi da ayri komiklik:
http://www.theoildrum.com/node/3257#comment-265643
Analysis of chaos leads us to even more of a shock on realizing that self-repeating simple patterns produce seemingly undecipherable shapes and images which we’ve come to call fractals.
What is even more surprising is the fact that we are all built with the same atoms.
‘Liberal’, eger ‘basiretli’ anlamina da geliyorsa tabii ki.
Ben devlet mekanizmasinin bir kar-amacli sirket filan gibi yonetilmesine oldum olasi muhalifim. Devlet esneklikler icermeli. Verimsizlik de diyebilecegimiz esneklikler.
Siradan bir memurun dahi bazi seyleri savsaklamasi, bazan bazi kurallarin eksik, yanlis veya hic uygulanmamasi, ya da tersi istikamette asiriya kacabilmesi de bunlara dahildir. Bunlar da yazili kurallarla filan olamaz.
Aksi oldugu zaman, yani harfiyyen ve tikir-tikir isletilen kanun ve kurallar, uzun vadede, vatandasi (devletin muhatabini) daha rahat/huzurlu kilmaz bence.
Bu dediklerimin cogumuzun kulagina hos gelmeyecegini biliyorum. Hele de muhendislerin hakim oldugu bir cagda [her seyin hem boyutlarinin (dimensions), hem zamanlamasinin kesin sekilde olculebilir olmasinin beklendigi bir zamanda], bu tur lakirdilar etmek tabii ki pek sevilmeyecektir, ama bunun ‘ruzgara karsi ya da ruzgari yok sayarak’ geleneginin de olmesini gerektirecek kadar ciddiye alinmasini dogru bulmuyorum.
Bülent Bey,
Geçenlerde de Sakarya’da DTP binası basılmış, bir kişi fenalaşmış ölmüş, polisin olaya geç müdahale ettiği (belki de müdahalede isteksiz davrandığını düşünebiliriz) vs. söyleniyor. Devletin işleri de sonuçta insanların davranışlarıyla şekilleniyor, milliyetçi bir polisin tavrı, kemalist bir savcının tavrı yazılı kanunu hiçe sayabilir. Hatta sayar.
Yine de topluma yazılı kanunları değiştirerek mesaj verilebilir diye düşünüyorum. 301 zararlıdır, kaldırdık denince ve konu kamuoyunda tartışılınca memuru da dahil insanlar bu konu üzerinde ilaveten düşünebilirler.
Herhalde burada yazılı kuralın sadece ‘yazılı’ olması değil ne tür formel ve informel gereklerden dolayı oluştuğu da dikkate alınmalı. Birşeyin ille de yazılmış olması onun doğru, iyi olmasını gerektirmez. Tıkır tıkır çalışan bir devlet mekanizması korkunçtur, bürokrasinin merhametsiz çarkları arasında ezilmemek için ‘rutin dışına çıkan’, ‘işini bilen’ memurlar şarttır.
Dediğiniz gibi bunlara söz söylemek liberallik sınırlarında dolaşmak oluyor.
Az evvel tapu kadastro ile ilgili işlemler sebebiyle maliye-tapu-belediye üçgeninde ‘Memurlar Cehenneminden Kaçış’ filmine baş aktörlük yapmış biri sıfatıyla bunları yazmamın anlamı daha büyüktür.
Ila Nihaye,
Başkalarını bilmem ama benim kulaklarımın pası silindi, yazdıklarınıza imanlı bir bürokrat yahut önemsizliğin cenderesindeki bir küçük memur dışında kim ne diyebilir?
Fethi bey,
Az evvel tapu kadastro ile ilgili işlemler sebebiyle maliye-tapu-belediye üçgeninde ‘Memurlar Cehenneminden Kaçış’ filmine baş aktörlük yapmış biri sıfatıyla bunları yazmamın anlamı daha büyüktür.
O cehennem icin ‘piyasa’ cozum uretmis tabii: muamelecilik muessesesi var mesela.
(Kalanina katiliyorum.)
I.N. bey,
Aksi oldugu zaman, yani harfiyyen ve tikir-tikir isletilen kanun ve kurallar, uzun vadede, vatandasi (devletin muhatabini) daha rahat/huzurlu kilmaz bence.
Herkesin ister gozuktugu “sosyal devlet” ovule ovule bitirilemeyen “e-devlet”e donustugunde (Fethi beyin de isaret ettigi gibi) kuralin varligi degil niteligi de genis kitlelerce sorgulanir olabilir burada diye dusunuyorum. Bakalim ne olacak.
Bülent Bey,
Bir dokundunuz ama kaç ah işitirsiniz bilmem. Sadece “iş bilmez aracıya yakalanan, soluğu itibarlı bir kişiyle tapu müdürünün yanında alır” diyeyim.
Aracı aklınca beni az parayla kurtaracak ya, kat mülkiyeti kurulması gereken yer için irtifak işlemi yapınca ve belediyede çetin ceviz bir imarcı yoluna taş koyunca bir sürü mesele çıktı, ben de hamili kartlar yoluyla işe giriştim.
Bugünlerde iyi muameleci bulmak da zor.
Bu arada polisle ilgili bir izlenim aktarılıyor:
http://www.derinsular.com/topsecret/2008/04/turk-polisinin-nezaketi.php
Fethi bey,
Evet bence de polis duzgun hareket ediyor artik. Ben memlekete yeni geldigim sirada bir gun Istiklal Caddesi’ne kokorec ve profiterol seferine cikmistim ama Inci pastahanesini bulamamistim. Bulamadim derken asagi yukari nerede oldugunu biliyordum ama nedense onunden gecerken daliyordum ve kacirip ileri geri yuruyup duruyordum. Pastahaneyi goremedim ama orada bir sokakta toplum polisi (neyse yeni ismi o iste) birikmis bekliyor onlarin basindaki de beni goruyor onun farkindayim. Gidip geldikce adamin bana bakmasindan huzursuz oldugunu anladim. Bari konusayim sununla da da ici rahat etsin, nasil olsa yine dalip Inci’yi gormeyip uc kere daha gececegim buradan, beni cevirmek zorunda kalmasin dedim. (Yaparim boyle. Gece vakti yolun basindan beri bana ‘bu mendebur tekin degil’ diye bakan karakol nobetcisi polise ‘yanina varinca bari ara beni de rahat et’ demisligim, aranma akabinde karakol cayi icip laklak etmisligim de vardir.) Bu sefer “sen tedirgin oldun ama merak etme ben Inci pastahanesini kaybettim onu ariyorum” diyemedim. Ne dersiniz adama? “Hayrola bir hadise mi var?” dedim, adam galiba nicin gelip de onunla konustugumu anladi rahatladi gulumsedi, “hadise yok, hadise olmasin diye variz biz zaten” dedi. Ben sokaktaki polisten boyle bir cevap beklemiyordum, cok hosuma gitmisti.
Yarin o polis gibi genc polisler, diger gencleri o civarda sopalamak durumunda kalacak diye endiselenirken aklima geldi o hazircevap polis demin. Serdar beyin tecrubesini anlatmasi vesile oldu, satayim dedim.
Bülent bey bakalım yarın göreceğiz ? geçen sene bir mayıs öncesi metinthe poorun yazısını okumuştum da, … beni oğlum bina okur döner döner yine okur misali..
yukarda şöyle bişey demiştim.