Manifesto: Diklenme, Dik Dur
FST Nisan 24th, 2008
AKP kapatma savunmasını bir manifesto olarak yapacak 4-5 dile çevirecekmiş. Demokrasi Manifestosu gibi laflar geçiyor. Habere bakarsak:
İzleyecekleri stratejiyi belirlemek amacıyla önceki gece 48 milletvekiliyle bir araya gelen Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, dava konusunda her türlü tedbiri aldıklarını söylediği öğrenildi. Edinilen bilgilere göre muhalefetin, anayasa değişikliği ve demokratikleşme meselesinde ‘fırsatçı’ davrandığını belirten Başbakan, CHP ile MHP’yi ‘oyun oynamak ve samimi davranmamak’la suçladı. Anayasa Mahkemesi’nde yapılacak savunmaya odaklandıklarının altını çizen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Duygusal davranmadan, demokrasi manifestosu niteliğinde çok iyi bir savunma yapacağız. Tarihe not düşeceğiz. Savunmayı 4-5 dile çevirip yabancılara da göndereceğiz. Dik duracağız, diklenmeyeceğiz. A, B, C planlarımız hazır. Biz hesabımızı kışa göre yaptık, yaz gelirse bahtımıza. Dava öncesi ve sonrasına dair her türlü tedbiri düşündük. Halk iradesi bizden yana, kazanan demokrasi olacak.”
4-5 dile çevireceklermiş, (tam sayı belli değil, dört mü, beş mi ama) acaba bunlar hangileri? Biri ingilizcedir, o açık, acaba diğerleri nedir, İspanyolca olabilir mi? Mesela Latin Amerika Ülkelerine de bir “demokrasi dersi” verilmiş olabilir. Almanlar ve Fransızların demokrasi dersine pek kulak asacağını zannetmiyorum, Türkiye’de olup biteni anlamak için de AKP’nin hazırlayacağı manifestoya bakmaya gerek yok zaten. Çince, Hintçe olabilir, bu iki dil kalabalık nüfuslar tarafından konuşuluyor, ortalama bir Çinli herhalde Türkiye’deki bir partinin kapatma davasına kilitlendiğinden mantıklı bir karar olabilir. Yahut Arapça olabilir, Araplara demokrasi ihraç ettiğimiz, onlara model olduğumuz filan söylenir. Alın size model diyerek AKP manifestoyu yayınlarsa Araplara büyük bir katkı olur. Türk usulü demokrasi nasılmış Araplar da görür. Rusça, Felemenkce, Korece, İsveççe gibi diller arasından dahi seçim yapılması, icabında pigmeler için yerel dilde bir manifesto hazırlanması, Andromeda için Galaksiye bazı sinyaller gönderilmesi de düşünülebilir.
Dil sorunu çözüldükten sonra içeriğe de bakmak gerekebilir. Mesela (R. T. Erdoğan, AKP Demokrasi Manifestosu, Türk Demokrasi Yayınları, No.1, Ahbap Çavuş Matbaası, 2008) başlıklı kitapta demokrasi tarihimize altın harflerle yazılmış, “tarihe not düşülmüş” şu olaylara nasıl açıklama getirilecek bakalım. Ben arada görüşlerimi de ekledim, belki manifesto yayın parasından pay verirler:
1. Parti kapatma sadece bizim başımıza iş açtığında problem sayılır. Bizim parti kapatılmadan 15 gün evvel DTP için kapatma davası açıldığında gayet dik bir şekilde “Elbette parti kapatma hoş değil ama yargının kararına saygı duymalıyız” denirken kendi partimizle ilgili dava açıldığında feryat figan ile ortalık ayağa kaldırılmalı, meydanlarda ağlanmalıdır. Demokrasilerde gücü yetmeyen, toplumun genel kabulleri dışındakileri savunan, azınlık halindeki partilere her tür eziyetin yapılması mümkündür ama belli bir oy oranı geçilmişse ona dava açılamaz. Burada “efendi, zamanında şu saçma kanunları ne demeye kaldırmazsınız da şimdi ortalığı velveleye verirsiniz, 2002-2007 arasında değiştirivereydiniz bunları, hem AB istiyor filan diye kulpu da hazırdı, siz adamın eline bombayı vermişsiniz şimdi niye patlatıyorsun diyorsunuz” şeklindeki sözler AKP gerçeğini anlayamamış liberal sayıklamalardır.
2. 301. madde konusu M. Ali Şahin tarafından savunulmalı “içinizde en Türk benim, ben Kayı boyundanım, Türklüğüme laf edenin anasını, avradını” şeklindeki cümle mutlaka manifestoya konulmalıdır. Şu güçlü argümanlar mutlaka dillendirilmelidir: Bu madde kaldırılırsa Emniyet güçlerini alenen aşağılayan pavyoncular nasıl cezalandırılacak? Bir kimse Gagavuz Türklerini aşağılarsa mesela “Gagavuzların boyu kısadır, güdüktür bunlar” dese ayaklanıp hadlerini bildiremeyecek miyiz? Cemil abi Ermeni uşaklarına göz açtırmadı, biz de bu kanunu kaldıramayız. 301. madde demokrasinin, yani Türklüğün teminatıdır. Türk halkıbaşkasına sövebilir ama kendisine sövdürmez. Bu da demokrasinin gereğidir.
3. Meclis çalışmalarında yaşanan bazı tatsızlıklar olabilir, bunlar demokrasinin cilvesidir. Misal bağımsız bir milletvekili kürsüden velinimetimiz başbakana “çıksın karşıma, nerde” türü laflar ederse demokrasi gereği seçilmiş başbakan korumaya alınmalıdır. Öbür milletvekili bir vilayetten bilek hakkıyla bağımsız seçilmiş olsa ne yazar, tercihan bu şahsa bire karşı 47 saldırılıp yüzde 47′nin herşeye, pardon, işimize gelene kadir olduğunu ispatlamamız gerekir. Manifestoda mutlaka “iktidar sahiplerine soru sormaya cüret edenlere tekme, tokat yoluyla hadleri bildirilmelidir” ibaresi geçmelidir.
4. Manifestoda parti içi demokrasiden mutlaka söz edilmelidir. Milletvekili seçilebilmek için herhangi bir liyakatin gerekmediği açıktır. İlgili seçim bölgesinde partiye en yakın, en sadık kişilerin, partiye yakın yazarların, akademisyenlerin kendilerinin değil eşlerinin seçilmesi demokrasinin önemli bir unsurudur. Şu halde grup toplantılarında, çeşitli ortamlarda milletvekillerinin parti lideri tarafından alenen azarlanması, soru sormaya kalkan parti üyelerinin edepsizlikle suçlanması demokrasiye aykırı değildir. Demokrasi, birlik ve bütünlük içinde nurlu ufuklara gitmek demektir.
5. Demokrasi ile ekonomi arasında doğrudan bir ilişki vardır. Ekonomisi güçlü olmayan bir millet batmaya mahkumdur. Bu sebeple müteahhit ve işadamımızın ekonomik çıkarları düşünülmelidir. Devletin fakir fukaraya kömür dağıtmak için yaptığı alımlar hem sosyallik hem de demokrasi gereğidir. Aynı tüm orta öğrenimde bedava dağıtılan kitapların yazılıp basılması işlerinde olduğu gibi. Bu demokrasi ile kömürcü, makarnacı ve yayıncı esnafı canlanmış, TOKİ konutları ile Türk inşaat sektörünün önü açılmıştır. Sanat da ekonomik olarak desteklenmeli, milletvekili ressamlar, yandaş karikatüristler demokratik özgürlük adına ihya edilmeli, muhalif çizerlere ayda ortalama 5 dava açılmalıdır. Demokrasi hakaret özgürlüğü değildir.
6. Son olarak, demokrasi bizi sert de olsa iyi niyetle eleştiren yazar, çizer, düşünür takımını pıstırma demektir. AKP la yüsel, asla hata yapmayan bir partidir. Hiçbir icraatı yanlış olamaz. Eleştirenlerin aklı bizim yaptıklarımızı almaz. Bunlar ayak takımıdır. Yazar ve çizerler bizim yaptıklarımızı onayladıkça makbuldür, demokrasi de onay rejimidir.
Eğer AKP manifestoda bu kısımları açıklarsa tüm dünya istifade edecektir. Ben de heyecanla bekliyorum. Tabii içinizden “yahu, ne abartıyorsun, ilkokul vatandaşlık kitabında yazan demokrasi türü laflardan ibaret bir metin, belki içine iki de şiir atarlar” diyen çıkabilir, hayır derim. Ben ümitliyim arkadaş, bu manifesto dünyada ses getirir, Marx ve Engels’e dahi mezarlarından”helal olsun yiğitlere” dedirtir. Yakında dünyada ihtilaller bekleyin, manifesto geliyor.
Bir de diklenme dik dur deniyor, bunun anlamı “köprüyü geçene kadar ayıya dayı de, adamları ürkütme, işlerini çaktırmadan yürüt” mü oluyor? Dik dursan ne olacak,kurt kuzuyu yemeye niyetlenmiş bir defa, kuzu ayağa kalksa ne olacak. Sen kurdun dişini zamanında sökmemişsin.
- Siyaset
- Comments(39)
||1. Parti kapatma sadece bizim başımıza iş açtığında problem sayılır.
Herkes sadece kendini kurtarsa zaten ulkede saglam demokrasi olacak… esas dert herkesin baskasinin isine burun sokmayi istemesi. Sizin “AKP, herkes icin hersey olsun” demeniz de buna benziyor.. En iyisi herkes kendi isine baksin, herkes kendi “arka bahcesini” kollasin. Baska bahcelerden daha cok oy isteyen, ona gore davranir.
Türk olduğumuz neremizden belli? Şair-yazar İsmet Özel’e göre sorunun cevabı net: “Kafirle çatışmayı göze almaktan.” Uzlaşmayı kabul eden Türklüğü reddediyor ve Müslüman olmayan Türk de olamıyor
Yukarıdaki dizelerde aksini iddia etse de yaşamayı biliyor ünlü şair İsmet Özel. Ama onun yaşama bakışı, siyasi görüşleri ve bunları ifade edişi hep çok tartışılıyor.
Edebiyat yaşamında 1970’lerin ortalarına kadar sol düşünceden beslenen ardından İslamcı felsefe ile kucaklaşan Özel, bu düşünceye katkısı olur inancıyla siyasi yazılar kaleme aldı yıllar boyu. Ancak 2003’te, İslami harekete ağır eleştiriler getirerek Milli Gazete’deki yazılarına son verdi. O günden beri zaman zaman yazsa ve Sky Türk’te 6 program yapmış olsa da kendini siyasetten uzak tutuyor.
Ancak o uzak durmaya çalışsa da görüşleri hep merak ediliyor. Biz perşembe günü Malta Köşkü’nde uzun bir röportaj yaptık Özel’le. Ve Türklük’le İslam’ı harmanladığı görüşleri üzerine konuşurken yer yer ters düştük. Yine de ortak nokta bulamasak da ünlü şairin yaşama bakışını ilgiyle dinledik.
Türkiye zor günlerden geçiyor diyorlar.
Osmanlı’nın son dönemini hatırlayın. Önce çökme psikolojisi yaratıldı, sonra ülke yok oldu.
Bu psikoloji yaratılmasa çökmeyecek miydi?
Çökmeyecekti. Mohaç Zaferi’nde Türkler Macarlar’ı mağlup edince Avrupa’da ‘Türkler yenilmez’ fikri oluştu. Bu fikri silmek Papalığın takıntısı oldu. Avrupa kendine bir açılım imkanı aradı. Böylece kapitalizm yükseldi.
Batı’nın gelişimi Türkler sayesinde oldu diyorsunuz, öyle mi?
Benim iddiam o. Ben dünya tarihinin ekseninde Türklerin olduğu kanaatindeyim.
O dönem Osmanlı vardı. Neden Türk diyorsunuz?
Çünkü Osmanlı ortadan kalktı ama Türk hâlâ var. Demek ki devam eden şey Türk. Osmanlı’nın çökeceği fikri de “Türkler mağlup edilebilir” fikri üzerine bina edildi.
Türkler bu fikri hemen içselleştirdiler mi?
Başta devlet adamlarını ikna ettiler. Lale Devri filan da onun için başladı. Devlet adamları kendilerini Avrupa’ya uyduramazlarsa imparatorluğun geçersiz olacağına inandılar.
Bu gidiş Kurtuluş Savaşı ile kesintiye uğradı mı?
Kurtuluş Savaşı diye bir şey bilmiyorum.
Siz İstiklal Harbi diyorsunuz biliyorum ama ben de Kurtuluş Savaşı diyorum.
Kurtuluş Savaşı dediğiniz zaman bir şeyden kurtulmuş olmanız lazım. Neden kurtulduk? Bazıları saltanat ve hilafetten diyor.
Kurtulmadık mı onlardan? İkisi de yok oldu.
Hayır biz Türk varlığımızı yüklenip götürdük. Bu harbi kazananlar ne pahasına olursa olsun yok olmamayı göze alan insanlardı.
Türk müydü bu insanlar?
Bana göre kafirle çatışmayı göze alan Müslüman’a Türk denir.
‘TÜRK’ÜZ’ VE ‘TÜRKİYELİYİZ’ FARKI
‘Biz Amerikalıyız’ın buradaki karşılığı nedir? Biz Türkiyeliyiz değil mi?
Hayır, eğer karşılık ‘Biz Türk’üz’ ise bir sonuç elde edebilirsin. ‘Biz Türkiyeli’yiz’ dediğin zaman zaten bugüne kadar başka bir yerli değildin.
‘Amerikalıyım’ ve ‘Türk’üm’ arasındaki fark ne?
Amerikalı olmak Amerikan rüyasına ait olmak demektir. Türkiyelilik diye bir ideal var mı?
Neden olmasın? ABD’deki gibi yaratılabilir.
Türkiye bir mozaiktir diyorlar, değil mi?
Son dönemde ‘mozaik değil ebrudur’ diyorlar.
O daha gevşek bir doku. Buyurunuz, yani Türkiye olmayan bir şey.
Sizin tanımınıza göre Türk, kafirle çatışmayı göze alan Müslüman, değil mi?
Evet, göze almak yeterli. Çatışma şart değil.
Ama Müslüman olmak şart?
Evet, Müslüman olmayan Türk olmaz.
Yani bu ülkede yaşayan Ermeni ve Rumlar Türk tanımına girmez.
Girmez. Onlar azınlık. Bu insanların dinlerini, dillerini yok etmemekle yükümlü Türkiye devleti.
‘Burası vatanım’ demek için ortak paydalar bulmak gerek dediniz ve ABD örneğini verdiniz. Bu vatanın ortak paydası Türk olmak ise ve Rum ve Ermeniler asla Türk olamazlarsa burayı nasıl vatanları olarak görecekler?
Güzel. Kaç doğumlusunuz?
1977.
Yani Türkiye’de her şeyin iflas ettiği bir zamanda doğdunuz. Onun için anlamanız çok zor.
Okuyarak anlamaya çalışıyorum. Aksi takdirde tarihin bir noktası hakkında bile bilgi sahibi olamayız.
İstiklal Harbi verilmemiş olsa Türkiye diye bir şey olmayacaktı. Yunanlılar ya da Ermeniler savaşı kazanmış olsa Büyük Yunanistan ya da Ermenistan kurulacaktı. Onlar burası vatanım derken ‘Burası Ermenistan’ Yunanistan demiş oluyor.
Zaman içinde kavramlara bakış değişmez mi? 1920’ler ile 2000’lerin hedef ve arzuları aynı mıdır?
Ermeniler, Rumlar, Süryaniler tarihi iddialarından vazgeçtiklerini deklare mi ettiler? Türkiye Ermenilerin de vatanı demek Türkiye sadece Türkiye değildir demektir. (Bu sırada oturduğumuz yerde bize kulak kabartıp etrafımızı saran 5-6 kişi İsmet Özel’i alkışlamaya başladı)
AKP MUHAFAZAKAR DEĞİL
AKP’nin İslami bir rejimi getirecek gizli bir ajandası olduğu iddia ediliyor.
AKP güya halk desteğini almış olarak başka programları uyguluyor. Oysa başka boyutu daha önemli. Sermaye aktarımı meselesi.
Sermaye aktarımını sağlarken AKP’nin muhafazakar Müslümanların hayatını diğer sağ partilerden daha çok kolaylaştırması bekleniyordu. Bunu yaptı mı?
Hayır. İnsanlara sahte bir çatışmayı kabul ettirip asıl yapılması gerekenleri birileri yapıyor.
Kim ne yapıyor yani?
Erdoğan, CHP’yi Atatürk’ün resimlerini paralardan sildiği için suçluyor. Baykal’ın verecek cevabı yok. Düşünce namusu bu insanların hiçbirinde olmadığı için Türkiye’nin varoluş şartlarını dillerine değdirmiyorlar. İnönü’nün paralarda resmi olduğu zaman Milli Şef zamanıdır. O zaman Mustafa Kemal Ebedi Şef’ti.
Örtünme demokratik bir hak değildir
‘Kadınların örtünmesi demokratik hak değil’ diye bir yazınız var. İslam ve demokrasi birbirinin oksimoronu mudur?
Hayır, sadece kadınlar ‘bu demokratik hakkım’ diyerek başörtüsünü savunmasın.
Ne diye savunsun?
Hiç savunmasın. Dini vecibe. Yerine getirir ya da getirmez.
Getiremediği durumda getirebilmesi için ne yapsın?
Örtünmek istiyorum ve gereğini yaparım diyecek.
Yani örtünmenin gereği olarak üniversiteye gitmem ya da kamuda çalışmam mı diyecek?
Başka bir mücadele yürütebilir. Başı örtülü olarak derse girilmez dendiğinde o kızlar eve dönseydi YÖK onları tekrar çağırmak zorunda kalacaktı. Neyse Türkiye’de böyle bir ideolojik savaş cereyan etti ve bitti.
Hükümettekiler ne istiyor?
Bir şey istemiyorlar. Aldılar onlar istediklerini.
Kapatma davası ile ilgili “İstiklal Harbi mağlupları AKP’yi kapattırmaz” demiştiniz
AKP’ye Arkası Karanlık parti diyenlerin doğru ifade kullandıklarına inanıyorum.
Bu dava kime ne sağlar?
Türkiye’yi yıkmak isteyenler avantajlı olacak.
Siyasetçiler arasında Türkiye’yi yıkmak istemeyen kim var?
Yok.
Ateist Türk
İnanmayan, ateist bir Türk Türk olmaz mı?
Türklüğe ait olmak kolay mı? Ateist bir Türk ‘Artık ben böyle bir yol seçtim’ diyerek yaşar. Kayıtlarda ne olarak yer alacak? Kendini nasıl bir çerçeveye koyduğunu kendisinin düşünmesi lazım. Ancak ben şunu sorarım: Nereden belli Türk olduğun?
Türk olduğumuz neremizden belli olur?
Kafirle çatışmayı göze almasından.
Kafir ile Müslüman olmayan herkesi mi kastediyorsunuz?
Hakikatin üstünü örtenleri, bu herkesi kapsayabilir.
O zaman Müslüman doğmayan herkesle benim mücadele etme isteği içinde olmam gerekiyor, değil mi?
Çatışmayı göze almanın alternatifi uzlaşmadır. Uzlaşmayı istiyorsan Türklüğü reddediyorsun demektir.
Ben sizin tanımınıza göre Türk değilim. Kafir olarak tanımlamak istemediğim insanlarla çatışmak yerine uzlaşmayı tercih ediyorum.
Olabilir, sizin tercihinizdir.
Kimseyle sahici bir bağ kuramadım
Sizden solcular vazgeçemedi, sağcılar da tam sahiplenemedi gibi bir durum var. Cemal Süreyya söylemişti sanırım bunu. Kendinizi arada kalmış, yani biraz Türkiye gibi hissediyor musunuz?
Şiirimdeki ‘ben’ Türkiye’nin ifadesidir. Ömrümün bir kısmını sosyalist ideallere bağlı, daha büyük bir kısmını İslami ideallere bağlı geçirdim. Ama bu süreçte yoluma çıkan herkes ileride işgal edecekleri yerlerin planlarını yapıyorlardı. Dolayısıyla kimseyle sahici bir bağ kuramadım. Beni bir kampta tutacak bir güç doğmadı Türkiye’de.
Şiirle geçen bir hayat
1944’te Kayseri’de doğdu. Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı’ndan mezun oldu. 18 yıl Devlet Konservatuvarı’nda Fransızca okutmanlığı yaptı. 1963’ten itibaren şiirleri yayınlanmaya başladı. 1974’te fikri ve ruhi bir değişim yaşayarak yazı hayatına İslami düşünce çerçevesinde devam etti. Uzun yıllar çeşitli gazetelerde köşe yazarlığı yaptı. 2005’te Türkiye Yazarlar Birliği deneme ve üstün hizmet ödülünü kazandı. 9 şiir, 22 deneme, söyleşi ve mektup ve 5 çeviri kitaba imza attı.
Nagehan Alçı
Akşam / 21.04.2008
Şarapnel beyle çatışanlara da Türk deyebiliriz bu yoruma göregaliba
hrant dink kardeşimdir.
başkada laf etmem.
ben don kelimesi nasıl ingilizceye çevrilecek onu merak ettim şimdi.
türkçede kilot daha kibar kelime, don daha argo olmak üzere iki anlamı var ya.
inglizcede de öyle mi ? tabi kapatma davasında bu sözler nasıl geçiyor onu hiç sormayın ? bir siyasi ağzına nasıl alıyor onu da sormayın ?
evet çok dik kafalıyım. bilmem kaç sayfa idanameden haberim yok (kimsenin haberi yok) . Benim oltaya sadece iki olay takıldı ve cevabını takip edecğim. Fakat kapatma davasına girmeseydi keşke, ama yine de soru ve cevabı olsaydı keşke.
Yukarki Ismet Ozel roportajinin linkini vereyim, yukarki gibi yazilinca soru/cevap pek belli olmamis:
http://www.ismetozel.org/site/modules.php?name=News&file=article&sid=657
Izmet Ozel, bildiginden daha da isabetli olabilir.
Asagidaki linkleri okumanizi onerebilirim.
http://www.haaretz.com/hasen/spages/966952.html
http://www.khazaria.com/khazar-diaspora.html
“Turku Turke methetmek” sakizini cigneyenlerin bu iste belki de yalniz olmadigimizi farketmelerine yarar.
Dahasi, Ben-i Israil’in, iddia ettikleri gibi bir tek irk olarak bugunku Yahudiligi (Museviligi demiyorum) olusturmadiklarini, dolayisi ile, Arz-i Mevud’un muhatabi olmadiklarini da cikarsamak mumkun olabilir.
Tabii, bu da hic hos degil.. Durduk yerde, hem ‘kuzen’ Turklerle akraba olmak, hem de atalarinin asil devamcisinin Filistinliler olabilecegini kabul etmek kolay degil..
[Brought to you by your friendly slasher]
Knz bu tanıma göre sen türk olmuyorsun.Biz de seninle çatışa çatışa hergün türkleşiyoruz.
İla Nihayet’ e ilave, En bi Türklerden biri:
http://www.sabah.com.tr/haber,353723826152470DAD7B17421DDCA19C.html
Adı: Tuncay Güney.
Çorum’un Kargı ilçesi nüfusuna kayıtlı.
1972 doğumlu.
2001′de aldığı 10 yıllık ABD vizesiyle, 7 yıldır New York’ta yaşıyor.
Tuncay Güney, CIA denetimindeki “New York Institutes” adlı web sitesinin Genel Yayın Yönetmeni!
Babası, Tuncay Güney çok küçükken ölüyor. Yetim ve yoksul. Çorum’da okurken İmam Hatip Lisesi’nde “ağabeyler” tarafından fark ediliyor. İstanbul’a getiriliyor. Ünlü “babalar ve oğullar” uygulamasına maruz kalıyor. Kişiliği yok ediliyor. Suç işleyecek bir makine haline getiriliyor. Irzına geçilerek eşcinsel yapılıyor. Önce İsmailağa dergahına yerleştiriliyor.
Sonra hızla ilerliyor ve Fethullah Gülen tarikatına dahil oluyor. 1989-1991 yılları arasında Fethullah Gülen’in özel kalemi olarak cemaatte görev yapıyor. Altunizade’deki FEM Dersanesi’nin en üst katındaki Fethullah’ın bürosunda randevuları o düzenliyor. Görüşmelere katılıyor. Samanyolu televizyonunun kurulmasını sağlayan ekipte yer alıyor. O dönemde Samanyolu televizyonunda programlar yapıyor.
Zamanın Başbakanı Tansu Çiller ve Bülent Ecevit’i bile programına konuk ediyor. 1993-1996 yıllarında Akşam gazetesinde muhabirliğe başlıyor. 1998 Ocak’ında yayın hayatına başlayan haftalık Strateji dergisinin Haber Koordinatörü görevini yürütüyor.
Tuncay Güney’in o dönemde yaptığı eylemleri de kendi ağzından aktaralım:
-Doğu Perinçek’in Bekaa kampında Abdullah Öcalan’la yaptığı görüşmelerin fotoğraflarını PKK’dan alıp MİT’e getirdim. Lübnan’da PKK’nın adamıyla buluşup, fotoğrafları teslim aldım, getirip teslim ettim.
-Fethullahçıların Erbil’deki kolejinin kapanmasını önlemek için PKK’ya 15.000 doları ben götürüp verdim.
-Tansu Çiller ile Abdullah Çatlı’yı birlikte gösteren fotomontaj fotoğrafı DYP milletvekiline 2.5 milyar lira karşılığında sattım.
-Büyük Birlik Partisi’ninin kuruluşu için Fethullah Gülen’in verdiği para destesini Muhsin Yazıcıoğlu’na teslim ettim.
Bu hain teşkilatın Türkiyeye şeriat getirmek için Amerika, İsrail, PKK,Barzani, AB ve Perinçek ekibiyle olan bağlantılarını ortaya çıkardığınız için sağolun.Pek müstefit olduk.
Ancak İran,Çin ve Rusya ile olan bağlantıları ve Tabii ki Vatikan bağlantısını es geçtiğinizi görüyorum.
Size yakışmamış.
Eminim bir sonraki mesajınız merakımızı izale edecektir.
Fatih Zeki bey, hain teskilati bilmem de o zatin enstitusunden sikayet eden Iranlilarin oldugu bir forum buldum demin bakip:
Who are Iran’s enemies?
Belki kastiniz Iran lehinde bir alaka cikacagini ima etmekti. Oyle cikmadi sansa, en azindan bir Iranli gurubu AEI (pek hos bir yer degil) ile ayni kefeye koyuyor o ‘New York Institute’ denen yeri. Tabii baglam Iran Azerileri olunca belki isin icinde baska hesap vardir, bilemem.
Sabetaycilar ve Sevicilerle koyun koyuna, ic-ice olduklari biliniyordu da, donme ve ibnelerle bu kadar yakin olduklarini yeni ogreniyoruz.
grapnel sürekli konu başlıklarıyla alakasız bir şekilde yazılar yazarak F.Gülen’i tartışmak istiyor…
Adam tam bir sapık,başka bir şey düşünemiyor..
(samiundan özür dilerim)
Ayiptir. Ayip.
Ozel Kalemini tutturdu diye, koskoca bir cemaat lideri icin boyle seyler demek ayiptir.
Fethi Bey,
Bingo.
Ayaklar baş olursa kıyamet kopar.meselesine değinmemişsiniz. Aysun Kayacı ayaktakımı deyince gürültü koparanlardan ses çıkmadı. RTE ayak-baş demişse hikmeti vardır diye düşünülüyor heralde. Ayaklar baş olursa böyle RTE gibiler başa geliyor.
RTE ve kadrosu pragmatik bir ekip. Ülkeyi nereye sürükleyeceği belli değil. Keşke Arınç baş olsa, adamı biliyoruz. Delikanlı dinci, laikliği yıkar. Biz de İzmir’e doğru çekiliriz
şu anki statüko (AKP hükumeti) geleceğe yönelik belirsizliklik yaratıyor. Avrupacı mısınız, İslamcı mısınız nesiniz siz sevgili AKPliler? hem o , hem o olmaz.
yaw yorumlarda ne olmuş böyle.
İÖ says:
Benim iddiam o. Ben dünya tarihinin ekseninde Türklerin olduğu kanaatindeyim.
Bütün insanlık maymundan değil, Türklerden gelmiş diye bir söz de duymuştum. Dünya tarihini şekillendiren şey Türkler değil, Türklerin coğrafyası. It is the geography, stupid.
Bu arada bir fırsatını bulsam da alakasız link versem diye düşünüyordum.Alakayı da kurdum.
Guns Germs Steel
Mr. No,
Muhahahaha
No bey o ayakli lafi konustuk burada:
http://www.izlenimler.net/2008/04/18/hele-yigitlere-ii/#comment-14150
Bülent Bey,
O bölümüm yeni okudum. Aysun Kayacıya haksızlık edildi, üstelik o siyasi olarak sorumluluk taşıyan bir konumda değil.
Buradaki akli selim yorumculara ihtiyacım var.
Şu haberde ne gibi bir sorun var?
http://www.izlesene.com/izle/guncelmeydan-nihat-genc-serdar-akinan—fethullahci-emniyetten-tehdit–1/43809445
emniyeti kaybettik arkadaşlar
Valla iki arada bir derede kaldım ne desem bilmem ki, Mr. No. Bir yanda kısa bir süre önce kendi taburundan 13 askerini yitirilmiş, öte yandan da kutlama yapılıyor. Yanlış gibi duruyor. Aynı zamanda normal bir yılbaşı kutlaması gibi geliyor. Hayat devam ediyor. Askerler kendilerince stres atıyorlar. Çok da ayıplanacak gibi değil hani. Zaman gazetesi normal bir kutlamada olan dansöz izleme, içki içme, piste çıkmayı ballandırarak anlatmış: “Dut gibi sarhoş” vs.. İnsanın gözünün içine daha da sokmak istemiş.
Benim şaşırdığım nokta, oldukça mahrem, kişisel video kayıtlarının nasıl elden ele dolaşabildiği ve ele geçirilebildiği. Zira son dönemlerde kamu görevlilerine dair o kadar çok ses kaydı, kaset ortaya çıktı. Fethullahçı şakirtler her yana doluşmuşlar, siyasi muhalifleri aleyhine kullanabilecekleri ne varsa topluyorlar herhal. Böyle görüntüler muhaliflere bir göz dağı niteliğinde. Ellerinde kim bilir daha neler vardır.
Rumuzyok bey, haber oyle yazildigi icin ‘kisa sure’ gibi geliyor size. Alinti yapayim:
Basligindan baslayin. “Dağlıca Taburu’nda 13 şehitten sonra yas yerine içkili eğlence düzenlendiği ortaya çıktı”
Bu noktada ‘aman ne fena’ dedim. (Daha dogrusu okudugum propaganda ve manipulasyon araci degil gazete olsa oyle derdim.)
“Dağlıca baskınında 13 er şehit oldu, 8 er de kaçırıldı. Ancak olayın üzerinden çok kısa bir süre geçmesine rağmen Dağlıca Taburu’nda içkili yılbaşı eğlencesi düzenlendi.”
Tamam anladik. Cok fena. Hmm “yilbasi”? “Cok kisa zaman”? Ne zamandi baskin?
Dağlıca… 13 şehitten sadece 10 hafta sonra (vurgu benden)
Ilerisini okumak gerekir mi? ‘Ben DIITim’ dedi bile iki gazete de. Sehit veren bir tugayda bir zaman ‘ac ac’ olunca ’sehitlerin ustune kari oynattilar’ diye de haber yapar boyle insanlar herhalde.
Tabii vurgu orada ‘icki’ye, ‘tedbirsizlik’ olduguna ve kanuna aykiri olduguna da yapilmis. DIIT olduklari icin ‘kisa sure’ ’sehitlere ragmen’ gibi seyler ekmisler. Onlari ekmeseler, hic ses etmezdim belki ama (akserligini kisa donem ve dovizle yapmis bir olarak) “Hakkari’de vazife yapanin halini bilemem ben, eglensinler tabii” derdim icimden.
Rumuzyok bey, suna da elleyeyim:
Fethullahçı şakirtler her yana doluşmuşlar, siyasi muhalifleri aleyhine kullanabilecekleri ne varsa topluyorlar herhal. Böyle görüntüler muhaliflere bir göz dağı niteliğinde. Ellerinde kim bilir daha neler vardır.
Burada kaynak Taraf gazetesi, Zaman degil. Tabi ’sakirt’ karismis olabilir yine, onu bilemem.
Tuncay Güney evangelist de olmuş.
http://www.instituteus.com/news/turkish/index.php?p=6
Bülent Bey,
Dağlıca… 13 şehitten sadece 10 hafta sonra (vurgu benden)
Evet, benim dikkatimi çeken de bu. Bir ölünün ardından 40 gün yas tutulur benim bildiğim. Bu kutlamayı 29 Ekimde yapsalardı o zaman bu tip bir tepki anlamlı olurdu.
Kanuna aykırı bir durum varsa haberde sadece kanuna aykırılığa vurgu yapılmalıydı.
Rumuz Yok Bey,
Böyle hassas haberleri kendi gazetelerinde önce vermektense maşa kullanıyor olmalı akla uygun. Şakirtlerin malzeme toplamasına gelince bu konuda mevcut bilgi kaynaklarımız bunu iddiayı ya da aksini ispatlamaya yeterli değil. Yapıyor da olabilirler,olmayabilir de. Biz bunu belki hiç bilemeyeceğiz. Sinsi ve dikkatli hareket eden bir oluşum var ortada. Maalesef bir gün bütün kontrolü ele alıp, bütün muhaliflerin sesini kısabilirler.
No bey,
Maalesef bir gün bütün kontrolü ele alıp, bütün muhaliflerin sesini kısabilirler.
Yanlis seyden cekiniyorsunuz bence. Muhaliflerin sesini kismadan etkisizlestirecek sekilde medyayi kullanmak da mumkun. Zaten daha tehlikelisi o, otekinde gorunen bilinen baski vardir ve odagi da bellidir. Kimsenin sizi veya beni ikna etmesi gerekmiyor ortaliga hakim olmak icin, susturmasi da. Burada bu isler evvelce sIkIyonetim kanunu, sansur vs. metodlarla yapildigi icin kitle kontrolunun muteber yolunun hur ortamda yapilani oldugu aklimiza dahi gelmiyor bazen.
Bülent Bey,
Hürriyet ortamının içinden çıkacabilecek bir kitle kontrolü tabii daha sinsi bir durum. Kendimizi korumaya (az sayıda insan) çalışıyoruz zaten Hürriyet tayfasından da, Zaman tayfasından da.
Bu adamların vay Filistinde Müslümanlar ölürken nasıl eğlenirsiniz vb ajitasyonlarla bütün ülkeyi baskılamaları mümkün. Persepolis filminde İranlı muhafızlar tesettüre uymayan kadınları “şehitlere saygısızlıkla ” suçluyorlardı.
Düşüncesenize genelkurmay başkanının dinci olduğunu, daha özgür ve demokratik bir ülkede mi yaşıyor oluyorduk?
Mr. No,
Zaman gazetesi çok sinsi. Yeni Şafak gazetesinde karalama, halkın gözünde küçük düşürmeye dayalı haberlere hiç rast gelmedim. Belki o gazetenin Fethullah Gülen ile doğrudan bağlantısı olmadığı içindir.
Şakirtlerin işin içinde olup olmadığını kanıtlayamıyoruz dediğiniz gibi. Ama kuvvetle muhtemel baş aktör onlar, bu iktidarı elde etme hengamesinde.
İşin komiği bir kaç sene öncesine kadar “laikçiler” istifledikleri “şeriatçı” kasetlerini yayınlardılar: 28 Şubata yol açan Refah Partisi iktidarını, Fethullah Gülen kasetlerini hatırlayın.
Öte yandan bu tür çirkef haberler ile kim ne olduğunu da açık ediyor. Öteki türlü kuzu postundaki kurdu ayırt etmek daha güç. Hayırlı bir tarafı da yok değil hani bu tür haberlerin.
Katiliyorum.
Ses seviyesini iyi ayarladiginiz zaman belki gurultu seviyesi biraz artar (ki, su anda olan da odur, bence) fakat, duyulabilen ses sizinki olur.
Bu, ilginctir ki, ‘cok seslilik’ vb gibi ozgurlukculuk sevdalilarinin kulaklarina da hos geliyor; cunku ortada cok ses vardir –kimisi cok zor duyulsa da.
Ozgurlukculugun temel suret-i haktanliginin aradabir bir bireyin (sonra da baska bir bireyin) sesini duyurmak olmadigini, mikrofonun sahibinin ait oldugu cenahin (cikar grubunun) da onemli oldugunu, asil cok sesliligin bu noktada gerekli oldugunu tabii ki idrak edecegiz.
Insallah, ba’d el harab’ul Basra olmadan once..
[bu mealde bir sey yazdim, ama belki gondermedim, belki de takildi. tekrar deniyorum]
Ayaktakimi ifadesinin yanlis anlasildigini, bunun daha anlamli aciklamasinin olabilecegini dusunuyordum.
Benden daha iyi aciklamis Murat Birsel
http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=154495
Okunmasini oneririm.
Yes. It is.
What’s so hard to grasp here.
And, it’s your geography –as long as you can make sure that it stays that way.
It’s your responsibility. But only if you wish to be able to contribute towards reshaping the future.
Iyi bir calisma.
‘Uygarlik’ dedigimiz seyin neden OrtaDogu’da nesv u nema buldugunu iyi acikliyor.
Buna bir de organize inanc sistemlerinin neden yine ayni cografyalarda peydahlandigini aciklayan bir calisma daha ekleyebilirseniz, cok faydali olabilecegini dusunuyorum –en azindan bana.
Kıymetli arkadaşım,
Bakıyorumda son günlerde çıldırmışsın.
Neden çıldırdığını merak ediyorum:
İsmet Özelin sözlerimi seni çıldırttı
yoksa sapık olduğun ortaya çıktığı için mi çıldırdın bilemiyorum.
Ama herkes seviyen karakterin hakkında bir kanaat sahibi oldu umarım.
Taraftar toplamak için farklı isimlerle yazdığın yorumlar,
onu buna kışkırtma çabalarınında fayda vermeyeceğini sanıyorum.
Sana çarpıtma,kışkırtma ve kışkırma hayatında başarılar dilerim.
Yanlis ve yanlis.
Kiymetli de degilim, arkadasin da.
Baktigini kabul ederim. Fakat, gordugunu soyleyemem.
Olmayan seylere inanmak aliskanligini dikkate alinca, mevcut olmayan hallerin sebebini merak edisini garipsemiyorum.
Yoo. IO’nun kendisinin ne kadar normal oldugunu ayrica tartismak mumkun ama, soyledigi sozlerle benim pek de sorunum yok.
Durduk yerde sapik gormen de yukaridaki ‘haller olmak’ kapsamina girdigi icin geciyorum.
Di mi?
Yaw, ben simdi huzuntumden kahrolmayayim da naapayim..
Ise bak.. bir sumuklunun seviye sinavinda kaldim.. Olmem mi..
Sandigin gibi degil.
3 sebepten dolayi degil:
1) Farkli isim degil. Farkli mustear.
2) Istedigim mustearla yazmak benim tercihim. Bununla bir sorunun varsa, sana yardimci olamayacagim.
3) Kiskirtmak istedigimi saniyorsun. Yaniliyorsun. Taraftar toplamak istedigimi saniyorsun yaniliyorsun. Bu sadece bir uslup degisikligi. Bir deneme. Zircahillerin icerige degil de, usluba daha onem verdigine dair bir deneme. Sen gectin.
Eksik kalsin. Dileklerinle git.
İla Cehenneme,
Evet uslup değişikliği yaptığın belli oluyor;
Önce bir isimle yazıyordun şimdi üçüyle.
Ama yakayı her defasında ele veriyorsun.
Şarapnelle iyi paslaşıyordunuz nkzda arada keman çalıyordu..
Bu arada knz hanım,
Sizinle benim bir alıp veremediğim yok;
O soruyu sormamın nedeni binbirsuratlı arkadaşımızın müstear taklidi konusunda sıkışınca “ip noları taklit edilemez değil” gibi bir açıklama yapmasıydı..
İla Cehenneme,
Tuncay Güney efsanenizle ilgili bir yazı:
http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?i=10203&y=IbrahimKaragul
http://www.canadaturk.ca/yazar.asp?yaziID=201
valla fatih zeki bey ben ne internet detektifiyim,ne de internet andış’yım.
vala kimin niki, kimin ıp si kafa yormam. sözü içeriğinden anlamaya çalışırım.
isteyen istediği mustear’ı kullanır. Eğer ufkumuzu açarsa eyvallah.
taklit olursa sorumluluk önce site yöneticine aittir, sonra da katılımcılara aittir. Bilen bildiği bir durum olursa zaten açıklar.