Bir Maaş İkramiye
FST 30 Nisan 2008
TCDD personelin sesine kulak verip proje geliştirmeye başlamış, başarılı olanları da uyguluyormuş. Aferin, modern, çağdaş bir işletmecilik anlayışının TCDD gibi taş devrine ait bir teşekkülde yerleştirilmeye çalışılması gözlerimi yaşarttı. Üstelik başarılı proje sahibi işçi, memura ikramiye de veriliyormuş, bunu duyunca ağlamam hızlanacakken haberde tuhaf bir detaya rastladım. Detayın ardından kendi halime ağlamaya başladım. İşin özü şu:
TCDD yeni başlattığı bir projeyle tüm Türkiye çapında çalışanlarından yeni öneriler aldı. TCDD çalışanları, genel müdürlüğe gönderdikleri projelerde önerilerinin nasıl uygulanabileceğini de anlattı. Personelden mescit, özelleştirme, temizlik ve daha birçok konuda öneriler geldi. TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman, projeye beklenenin üstünde bir katılım olduğunu belirterek, amaçlarının personelin yönetime katılması ve çalışanların gördükleri aksaklıklara ilişkin ürettikleri çözüm yollarının yönetime iletilmesi olduğunu vurguladı. Daire başkanlarından işçilere kadar birçok personelin TCDD’ye getirdiği önerilerden bazıları şöyle:
Ercan Hakseven (Koruma Güvenlik Memuru): Gar bekleme salonlarında geliri kurum kasasına girecek çay ocakları, saatlerce treni bekleyen yolcuların yüzünü güldürecektir. Bütün garlara bayan ve erkekler için mescit yapılması.
Yapılan İşlem: Konular üzerinde çalışmalar sürüyor.
Ömer Demirel (Bölge Kontrolörü): Yolcu trenlerinde seyyar satıcılığın önlenmesi için, yoğun satıcıların olduğu bölgede koruma güvenlik görevlilerinin görevlendirilmesi, Toros Ekspresi’nin İnönü saydinginde 1 dakikalık gereksiz duruşunun, 11127 numaralı İzmir Mavi Treni’nin Beylikköprü İstasyonu’nda 2 dakikalık duruşunun kaldırılması.
Yapılan İşlem: Personelin önerisi uygulandı, bir maaş ikramiye ile ödüllendirildi.
Ali Ersoy-Naci Erkan (Uzman Mühendis-İşçi): Uzun süre serviste kalan, çeken ve çekilen araçlara ait tekerlek takımlarında bulunan akslarda ve dinamik yükler altında çalışan malzemelerde oluşabilecek yüzey çatlaklıklarının tespit edilmesi amacıyla piyasa değeri 70 bin dolar olan tezgahı, fabrika imkanları dahilinde 7 bin YTL’ye mal ederek tasarrufun sağlanması.
Yapılan İşlem: Personel takdirname ve bir maaş tutarında ikramiye ile ödüllendirildi.
Öncelikle tüm Türkiye’den gelenler içinde seçilen üç beş öneriye bakar mısınız? Geliri kuruma kalmak üzere çayocağı işletmek ve seyyar satıcıları önlemek üzere yeni güvenlik görevlisi istihdam etmek. Zaten garlarda bir sürü çaycı var, parasız vermeyecekse TCDD niye çaycılık yapacakmış? Konuyla ilgili ‘çalışmalar sürüyor’ denmiş, ben olsam öneri getireni kuş uçmaz bir mevkiye çaycı olarak atarım ki, ibreti alem olur bir daha kimse lüzumsuz öneri getiremezdi. Son maddedekini anlamadım, herhalde yeni bir cihaz geliştirilmiş, inşallah ucuza halledelim derken biryerleri bozmazlar. Adama da bir maaş ikramiye vermişler, yazıklar olsun. Seyyar satıcı kovana da aynı parayı veriyorlar, devlet kafası işte.
Öte yandan, bu proje işi beni fena vurdu, arada trenle İstanbul’a gider, İzmit-Adapazarı yöresinde trene binen seyyar satıcılardan ne denk gelirse mevsimine göre ayva, elma gibi meyveler, su, leblebi, pişmaniye, simit alırdım. Demek artık ayağımıza gelen hizmeti bulamayacağız, tren büfesine mahkum olacağız. Her trende yeni istihdam edilecek güvenlikçi de bir koltuk işgal eder, ilave masraf çıkacak, yeni vergiler yolda demektir.
Bre lüzumsuz adamlar, yolcunun ‘yüzünü güldürmek’ istiyorsanız kağnı gibi giden Nuh nebiden kalma trenlerinizi değiştirin, Abdülhamitten kalma tek şeritli rayları çifte dönüştürün, size ne çayocağından, fukara seyyar simitçiden filan.
Ulaştırma bakanı, bak hızlı tren diye senelerce kafamız ütülendi, hala ortada birşey yok,kimbilir kimler ihalelerle yükünü tutuyor, sana bir ‘öneri’ getireyim de bir maaş ikramiyemi yollayın. Türkiye’yi bölgelere ayırın, tüm rayları, trenleri, içindeki memuru, işçiyi olduğu gibi özel sektöre devredin. Üzerine de alan enayiye para verin, inanın Türkiye elde edeceği tasarrufla G-7 ülkeleri seviyesine çıkar. Misal, Afyon- Eskişehir- Ankara -Konya (hatta Adana) hattını verin bölgenin iri otobüs firmalarından oluşan konsorsiyuma, sizin 20 yılda çekemediğiniz uyduruk hattı bir senede çeker jet gibi trenlerle insanlara biraz rahat nefes aldırırlar.
Çayocağı açacakmış, yok seyyar satıcı kovalayacakmış, falan fıstık. Ufka bak be.
Popularity: 18% [?]
- Bürokrasi
- Yorum(60)
- Bu Yazıyı Paylaşın
- PDF olarak kaydedin
TCDD’yi en cok elestirenlerden biri benim ama elma ile armutu karıştırmamak lazım. Uzun vadeli stratejik planlar ile ilgili değil, pratik ufak tefek şeylerle ilgili bir konu hakkında alıntılanan yazı. Doğal olarak da gelen cevaplar böyle gelmiş. Ufak tefek güzellikler, ince düşünceler müşterilerin gönlünü alır ve pozitif bir kurum kültürüne katkıda bulunur. Memur zihniyetinden sıyrılmanın alkışlanması lazım gelirken biraz ağır bir eleştiri olmuş bence. Elbette görüşlerinize saygım var, sadece bana biraz gereksiz öfkeli kaleme almışsınız gibi geldi.
Bu oneri sistemini biz de calistigimiz sirkette uyguluyoruz. Ortaya pek fazla parlak fikir cikmiyor. Ama zaten sistemin amaci da potansiyel Einsteinleri kesfetmek degil, biz calisanimizin fikrine deger veriyoruz mesajini iletmek. Bu arada memurlar da ikramiye filan aliyorlar. Ekmekleriyle oynamayin garibanlarin…
Onur bey,
Benim burada kızdığım iyi niyetli memurlar, işçiler değil, demiryolları ile ilgili senelerdir dişe dokunur bir iş yapmayan ’stratejik’ yetkililer. Doğrudan alttakileri muhatap almış gibi görünüyorsa yanlışlık var demektir, iyi ifade edememişim.
Eften püften işlerin Hürriyet gazetesine çıkmasına kızarım, anlamsız şeyler. Öte yandan siz de kusura bakmayın, buranın havası biraz böyle, arada eseriz.
Blue,
Keşke daha çok verseler, adam 7 milyara işi bitirmiş, vere vere bir maaş ikramiye veriyorlar.
Yalnız bu tür maaş promosyonları sayesinde bir sürü işçi yönetime fikir sunuyoruz diye işin suyunu çıkarabilir.
Bu dunyanin her yerinde boyle degil mi zaten?
Smith’in “Learning By Doing” olayi
Amcam Sumerbankta calisirdi… Onlar da cok pahali olan ve devamli kirilan bir carki yapmislardi… Hem de inanilmaz bir fiyata… 3 maas ikramiye falan almislardi…
Starbucks ise bunu bedavaya yapiyor
Adamlarin oneri kutucugu var… Yazip koyuyorsunuz yapiyorlar…
para vermeden kimsenin alacağını pek zannetmiyorum ya , tcdd’nin ancak hurda değeri vardır , benim korkum 10-20 yıl yolcu garantisi falan verip özelleştirme yapıcam diye sübvanse etmek gibi bi salaklık yapmasınlar , kapatmak daha mantıklı , işlek hatlar dışında kapat gitsin ……..kit zararı ödemek yetmemiş gibi bir de özel sektör zararı mı ödeyeceğiz….
( gönül ister ki , yeni teknoloji ile gerçek bir demiryolu ağı kurulsun ama olmayacağı da ortada , 20-30 milyar $ dan aşşağı adam olmaz bence )
Quo Vadi ve Fethi Beyler,
Bence yanlis dusunuyorsunuz bu konuda.
Petrol fiyatlarinin hem de beklenenden daha yakin bir zamanda varil basina “$200″ vurmasi yakindir… Azalan Petrol miktarlari ile bu daha da yukarilari vuracak….
Uzun vadeli planlar yapip “alternatif” seyleri dusunmesi gereken Devlet’in yapmasi gereken sey bence “elektrik” fiyatlarini ucuzlatacak yeni santraller (nukleer olabilir) ve elektrik ile calisan seylere yatirim olmali….
Daha cok metro, daha cok tren sistemi (hiz sarti ile) eminim ilgiyi uzerine cekecektir…
Kisa vadeli dusunup sistemin “kohneligi” bahane edilmemeli bence….
Dunya hep boyle donmeyecek… Hazirlikli olmak lazim… Uzun vadeli dusunmek lazim… (Kaldi ki kisa vadede de alternatif her turlu enerji kaynagi iyidir… Disa bagimliliktan kurtulmak Turkiyeyi hem somurge olmaktan hem de “somurge aramaktan” kurtarir…)
Fethi efendi, sanki bilmezmisin. bunların hepsi gizli koministtir. varsa yoksa işleri garibanla. hepsini istasyondan surmek isterler tabi. bizde eşşek gibi gider tcddnin kantinindeki mahkeme suratlı bi memurdan satın alırız bisküvüleri.
Bugün bir kamu kurumunda fotokopi çektirdim, memurlar çalışıyordu, bir şey istedim neredeyse döveceklerdi. Kantin türü bir yerdi, ufacık, her yer karton karton sigara doluydu. Allah bereket versin.
herifçioğlu bisküvüyü bile öyle verirki sana sanki bir iyilik yapıyormuş gibi davranır. haa ben takarmıyım? yok. ama bisküvü satmak evrak imzalamaya benzemez. yani adam bisküvüsüzde yapabilir. o nedenle birgün birinin kafası atarsa kafayı gömüverebilir artist memurun suratına.
Fatih bey,
Dediginiz makul ve rayli sistem icin hesaplar petrol ucuzken de tutuyor aslinda. Nukleer icin de tutuyor olabilir ama orasi cok belli degil yogun propaganda var iki taraftan da. Fransa’nin buyuk olcude nukleere gecmesi kendilerini rahat ettirdi mesela ama o arada petrolun $15′e dustugu zamanlar da oldugu icin o yatirimin erken yapilip yapilmadigi ortada degil. Bu tren isinde devlet iki turlu isin icine giriyor, kendisi yapinca Fethi beyin de isaret ettigi mahzurlar olabiliyor ama yapmamasi durumunda da rayli sistemler eknomik acidan makul olsalar da ozel sektorun girebilecegi isler degil (gecis hakki, istimlak vs. problemler var). Yol yapmak ile otobus/kamyon isletmek nasil ayrildiysa bu da ayrilabilse belki biraz daha esneklik olur. Ayrica her seyi hiza baglamayin, yuk tasimaciliginin yavas yapilsa da zarari olmayan turleri var. Sizin orada bazi yerlerde nehirlerde ve kanallarda kocaman mavnalar dolasir mesela. Yavas ama ucuz o tur nakliyat.
Bu arada 1GW’in uzerinde kapasitesi olan Ilisu baraji da var gundeme zaman zaman girip sonra dusen. Birkac bakimdan netameli bir is o da. Simdi normal kabul edilen kapasitelerde bir nukleer santrale denk o kapasite. (Hidroelektrik nukleerden cok ucuza geliyor genellikle).
Bulent Bey,
Isini “sevdigi” icin yapan adama verseler problem olmayacak.
TCDD’yi surgun olarak gormeyecek adami bulacaklar o uretecek ve hayata gecirmek icin elinden geleni yapacak…
Gerekirse baglasinlar mahkumlari zincirlere onlar calissin demiryolu yapiminda…
Demin Hurriyete talip olmustum simdi de buna talibim
Uygun tanitim kampanyalari ile -belirttiginiz gibi- basta yuk tasimaciligi ile bu isler yapilabilir… Her yere degil en uygun yerlere hizli seferlerle bu isler bitebilir…
Parasini hizli cikarirsa ilgi artar belki saga sola da sonra ozel sektore el attirilir falan…
Benim evin cok yakininda tren yolu var ve o dediginiz arka arkaya belki yuz vagonun gectigi trenlerden baya baya var… En ucuzun en hizlidan daha uygun oldugu bir alan olabilir…
Dun CNN’de artan korsan gemiler hakkinda bir yazi okurken verilen bir istatistik vardi… Amerikaya gelen mallarin %95′i gemilerle geliyor… Yani bu 1 ay onceden yola cikiyor demek… Dunyanin en hizli tuketen ulkesi kendini bu sekilde duzene sokabiliyorsa biz de sokabiliriz…
Bülent bey,
Aslında ben mevcut altyapıyı özel sektöre devretmeyi kastetmiştim. Belli bölgelerde tek hattın parleline bir ikinci hat çekilmesi fevkalade yeterli olur.
Yollar, sinyalizasyon üç aşağı beş yukarı hazır, devlet istimlak işlerinde de aracı olabilir. Bir de eğer trende yabancılara engelse, kabotaj kanunu türü şeylerin kaldırılıp yabancıların işe el atması da sağlanabilir.
Nesi, neresi ve nicin ‘netameli’?
Kisa vadeli hafiza sahibi olmak surekli icatlar yapmak anlamina da gelebiliyor..
Bu dediginizi Ingiltere’de denediler.. Daha dogrusu, tersinden basladi:
Once ozel sektor vardi. Kulliyyen cuvalladilar. Devletlestirildi. Epeyi zaman iyi isledi. Ardindan tavsadi. Simdi tekrar ozel sektor deneniyor. Problemler azalmis degil.
Kabul.
Bir liberalden beklenecek en iyi oneri bu mu?
Devleti ozel sektore ‘peceteci/lavuk’ konumuna indirgemek?
Ooooo.. suratli bir ilerleme var..
Devlet ‘peceteci/lavuk’ degil, daha daha.. fakat yine ‘p’ harfiyle basliyor ama ‘k’ harfiyle bitiyor.. buranin ahalisinin ne yerine kondugunu sormuyorum artik..
I.N. bey,
Nesi, neresi ve nicin ‘netameli’?
Devlet bir niyet ediyor bir vaz geciyor gibi gozukuyor. Hasankeyf’i su basmasi isi var, Avrupa bu iste o bahaneyle taraf oluyor (Ingiltere), buyuk ihtimalle Suriye veya Suriye ile iliskiler de etkili. Yine Avrupa baglantisi yuzunden finansman problemleri de vardi, ‘hadi yapiyoruz’ havasini ‘aaa kredi olmadi’ya ceviren. Son durumu bilmiyorum, takip etmedim. Siz kacirmazsiniz boyle isleri, hersey halloldu mu acaba diye aklima bir suphe dustu simdi siz sorunca.
Ingiltere onderligindeki yalpalamalar sona ermis gorunuyor. 2 Agustos 2006′da barajin temeli atilmis. Detaylarin ozeti Wikipedia’da bulunabilir.
Bakanin acisilis sirasinda soyledigi su cumle hayli manidar:
İla nihayet
Keşke sizin kadar herşey özel sektöre bırakılsın, devlet tamamen işten el çeksin diyebilsem. Mevcut durumda devlet sizin söylediklerinize ilaveten fiilen icracılık da yapıyor.
Yabancılar uçak, gemi, tren işletse buranın ahalisi en fazla insan yerine konur. Bu da herhalde mevcut rejimin sürdürülebilmesi açısından sizin işinize gelmiyor.
I.N. bey,
Ingiltere onderligindeki yalpalamalar sona ermis gorunuyor.
Ustune uyuyunca biraz daha net seyler geldi aklima (yani uyduracagim seyleri makul gosterme yollarini buldum uyurken). Bir kere yukarida Suriye demisim ama mesele Irak aslina. Dicle soz konusu olan cunku, Firat degil. Bu ise tas koymaya calisan Ingiltere’nin Irak’i kuran guc oldugunu, 91′den itibaren de aleni sekilde (ABD ile beraber) tekrar askeriyle orayla ilgilendigini de akilda tutalim. O muslugun burada olmasi Irak icin cok net planlari olmasa da prensip itibariyle rahatsizlik verici olmus olabilir. Hikayenin kalanini Atlantikciler/Avrupacilar olarak siz daha iyi yazarsiniz, ozellikle tesekkur edilenleri goz onune alarak.
Bunu diyemeyisinin sebebinin ‘cesaretsizlik’ filan olabilcegini dusundum bir an.. fakat degilmis…
… istifade ettiginizi anlamak durumundayim.
Oralarin nereler oldugunu bilmiyorum. Fakat, memalik-i Turkiyya’da bunlar denendi, pek de nahos olmayan bir gecmisi var. Yabancilar buranin ahalisini ‘en fazla insan’ yerine ne denli koyacaklarini vize uygulamasi ile gostermiyor mu?
Aslinda tahmin ettiginizden de fazla isime gelir. Maddi acidan bakarsak. Fakat, makro anlamda ben o kadar acimasiz olamiyorum.
AB/ABD (cel)iliskisi de var tabii ki.. O bolgeye bir seyler yapmis olmak firsatinin cikisini degerlendirmis olabilirler. Yeni tanidiklar ilerde lazim olabilir yani.
Ila Nihayet,
Yabancının olması yerlinin olmamasını gerektirmez. Ben Türkiye’de yolcu trenlerine 20-25 senedir binerim, yavaşlık başta bir sürü problem vardır. Kastımı anlamamanız mümkün değil ama diyelim öyle, Türk vatandaşı tren eziyeti çekiyor, yerli, yabancı fark etmez, rekabet halindeki otobüsler nasıl eli ayağı düzeltmek zorunda kalıyorsa trenler de biraz daha “halk dostu” olabilir. Hintli, Alman vs. gelip burada tren işletse ne olacak? Yabancı havayolu şirketi neden İstanbul-Kayseri arası uçak uçuramasın? Ayağa hareket yapmışsınız ama Allahtan halı sahalardan şerbetliyim.
Yabancının bize vize uygulamasının buradaki konuyla uzak veya yakından ilişki tabii ki yok. Bu ikinci sarıdan kırmızı kart gerektirir.
Sathi mi sufli mi tam ayirdedemiyorum, ama –her ne hal ise– iyice bakmadiginizi soylemek zorundayim.
Turk Hava Yollari nasil olduysa –kazara– buyuk havayolu olmagi basardi. Cok da sasirmiyorum, cunku –tipki, tekstil sektorunde oldugu uzere– masuraya surmege deger bir tekstil makinalari sektorunuz olmaksizin sadece fasonumtrak uretim yapmanizda sorun olmayabiliyor. Hele de kolelik dengi ucretler filanla uretiyorsaniz.
Fakat, demiryollari farkli biraz. Elimizde zaten dogru durust uretim imkani yok (Adapazari’daki ve Sivas’taki iki yatirimsizliktan konemis fabrikayi saymazsaniz), yenilikleri ver-mi-yor-lar.
O kadar basit. Ver-mi-yor-lar.
Asagi yukari ne bedel oderseniz odeyin. Ver-mi-yor-lar. Ver-me-di-ler.
“Yeter ki gecsin de, isterse karnimdan gecsin” mealinde laf eden hangi sultandi?
Kirk tane imtiyaz verdik, yine de olamadi. Vagon uretebildik, ama lokomotif uretemedik. Lisans vermediler.
Erbakan’in agir sanayi hamlesini hatirlar misiniz? Sanki Idi Amin’di mubarek, adami dalgaya ala ala susturdular (tipki, ‘havuz’ problemini cozecegi sirada alasagi edilisi gibi)..
Sebebi neydi?
Agir sanayi baslatilir ise, daha bir bagimsiz olabilirdik –yani, kendi istedigimiz seyleri kendimiz yapabilirdik..
Olmadi. Isbirlikcileri –kpmpradorlar da diyebiliriz– burada bu atilimi ridicule ederek goncayken kopardilar dalindan.
Istanbul metrosunun macerasini da bilmiyor olabilirsiniz.. Yuz yildan fazladir bu istenir. Ama, olamaz bir turlu. Yok sinyalizasyondu, yok suydu buydu, olamadi, bitirilemedi 21nc yuzyila kadar.
Sahibi biz olalim istedik. Ver-me-di-ler.
Tipki, dunyanin en buyuk krom ureticisi olan ulke biz oldugumuz halde, burada hala daha paslanmaz celik uretiminin yapilmayisi gibi (Borusan, galiba yeni yeni basliyor. Uretim degil galiba, yine sac ithal edecek ve kaynak edecekler)…
Masbasi iktisatcilarimizin en buyuk handikapi –yani, basimizda okiyan derin danisman oluslarinin verdigi zonklayan basagrisi– mailyeti-fiyati bilinen herseyin satilik oldugunu sanmalaridir.
Eger oyle olsaydi, bugun, her 6 milyar USD parasi olanin bir ’silicon fab’ tesisi, 4 milyar USD’si olanin da askeri/sivil ucak uretim tesisi olurdu.
Ben, ne zaman uretim ve hizmetlerin –sizin onerdiginiz sekilde– bolkeseden baskalarina verilmesini teklif eden duysam, yukaridaki isbirlikcilerin isbirlikcisini duyuyor gibi oluyorum.
Bir de kabotaji kaldiralim filan demiyor musunuz..
Evet, bu açıklama daha anlaşılır olmuş. Bakalım sektörü bilen başkaları da gelip iki çift laf edecek mi?
Tabii kabotajın kalkması bizim lokomotif vs. yapmamız için bir engel değil, o ayrı mesele.
Mesela karayolundan nemalananların bunu engellemesinden filan söz edilir. Acaba kabahat oranı bizde ve yaptırmayanlarda nasıl dağılıyor?
İla Nihayet Müzmin Anonim’in yeni rumuzu mu?
Ben de bu aslinda bizde ne cevherler var ama yaptirmiyor Allahsiz batililiar aciklamalarina bayiliyorum. Ingiltere-Amerika metro yaparken kime sormus?
Kabotajin kalkmasindan once, neden kondugunu dusunseniz derim once.
Cumhuriyet’in kurucu kadrolari hakkinda herseyi soyleyebilirsiniz, ama rahatlarina duskun olduklarini soylemek onlardan biri kolay kolay olamaz.
Ideoloji ile de realiteyi birbirine karistirirsak, hayati futbol topu analojisi ile aciklar oluruz.
Bakin, ben size benim yasadigim, bildigim bir ornek vereyim:
Bundan 15-20 sene once Almanya’dan cok sayida kullanilmis (az, ama kullanilmis) tezgah aldik biz. Yenisine gore cok daha ucuzdular da ondan. Bu tezgahlardan da hayli istifade ettik. Onlarla urettiklerimizden kazandiklarimiz ile, simdi daha boyasi kurumamis tezgahlar alabiliyoruz. Urettiklerimiz de Evropa’nin ve dahi alemin geri kalan kisminda kimsenin kizindan asagi degil.
Neyse.
O zamanlar, gezdigim eski makina saticilarinin her biri bir kac futbol sahasi buyuklugundeki hangarlarinda, devasa tornalar, frezeler filan da gorurdum. Fiyatlarini da sorardim. Eh, tamam, bizim alacagimiz tezgahlarin 5-10 katiydilar; ama 5-10 tane tezgah almak yerine bunlardan almak da isteyebilirdik…
Satmiyorlardi.
Cunku, bunlar Cin icin ayrilmisti.
Evet, Alman Hukumeti bunlari Cin’e tahsis etmisti.
Ve, sadece Cin’e.
Sebebi de, o devirlerde Cin’le yaptiklari gizli anlasmalar idi.
Benzer sekilde, bazi tezgah gruplarini da Iran’a tahsis etmislerdi. Istesek de alamazdik.
Eger yukarida bahsettigim tezgahlardan bir iki tane olsaydi Turkiye’de, bugun onlarla akliniza gelmedik seyler yapabilirdik –tipki Cin’in artik yapabildigi gibi.
Ama, siz bir tersanemizde Sulzer tipi motorlarin dahi ne yalvarmalar sonucu –o da, ancak Polonya’dan alinabilen makinalarla– gerceklestigini de bilmezsiniz..
Simdi, sizin yardiminiza ozel sektor gelsin istiyorsunuz..
Hangi ozel sektor?
Mercedes’e binip caka atmaktan baska birsey bilmeyen muteahhitlerimiz mi, kole niyetine calistirdiklari kizlari hamile ve yuzustu birakan tekstil patronlari mi; yoksa amele diye ise aldiklari insanlari garson diye calistirarak turizmci olduklarini sanip elin ‘tour’ dirketlerine yaltaklanmaktan oteye arpa boyu gelisme yapamamis zibidiler mi?..
Futbol topundan mulhem baska bir analoji var mi?
Ben de bayiliyorum, borsa dusmus mu neden dusmus cikmissa neden cikmislarla bir omur geciren falci kirintilarinin hayatlarinda ne kurup ne yaptiklarini gormedigim zaman.
Bana sordu tabii ki.
Bendim, buralardan kalkip Amerikalara giden ve oralarda buraya demir-celik tesisinin yapilamasi aleyhinde rapor veren komprador.
Bendim, ampul montaj fabrikasini yalvar yakar aldiktan sonra, wolfram madeninin vagonlara yuklenip gonderildigini hic farketmeyen.
Bendim, ‘karbon siyahi’nin bulutunun burada kalmasina razi olup, onu yukariya dogru bir entegrasyona tabi tutmak istemeyen.
I.N. bey,
Olmadi. Isbirlikcileri –kpmpradorlar da diyebiliriz– burada bu atilimi ridicule ederek goncayken kopardilar dalindan.
Iyi de (70lerden bahsediyorsaniz) o da elinden geleni yapti kendisini o alay edilen sekle sokmak icin. SIk sIk yapilan temel atma torenlerini hatirlatayim.
Eger oyle olsaydi, bugun, her 6 milyar USD parasi olanin bir ’silicon fab’ tesisi, 4 milyar USD’si olanin da askeri/sivil ucak uretim tesisi olurdu.
Bunu anlatmak zor malesef. Teknoloji ihracatinda kisitlama olabilecegi, bunun gorunur (yani acikca kanunda yazili) kismi oldugui gibi gorunmez kismi olabilecegi kimsenin aklina gelmiyor. Gelmiyor cunku buradaki piyasacilar ozellikle Ingilizce konusulan yerleri hakikaten serbest piyasa zannediyorlar. O bir sebep. Ikinci sebep de hakikaten ortada bir engel yokken de kivirtilan ‘vardi yaptirmadilar’ yalanlari. Yalan dinlemekten o kadar bunaldi ki insanlar Baris beyin yukarida gosterdigi tepkilere benzer tepkiler anlasilir.
Ben sanayi icin hangisi nedir bilecek konumda degilim. Yalniz, bilgisayar programini ‘ihrac’ edince hapse girmemek icin ABD’de kendi devletini dava eden insanlar oldugunu soyleyip bir link vereyim:
http://cr.yp.to/export/problem.html
Bulent bey,
Kuraldir: Burokraside isler zaman kadar genisler.
Sanayide de isler mekan kadar genisler.
Tabii ki, elinizde is yapmaga niyetli kadrolar olacak.
Kadrolar aksamdan sabaha peydahlanmaz malesef. Yillar alir.
Mekan olmadan da bu kadrolari baslatacak yer bulamazsiniz. Dolayisi ile, mekan yapmak, bir umit gostergesidir.
Bunlarin aksamdan sabaha calisir hale gelemeyecegini bilmiyor muydu bizdeki alaycilar?
Bal gibi biliyorlardi.
Fakat, cikarlari paralel degildi.
Daha soyletmeyin beni..
Can Kirac’in anilarinda cok sIkIntI cektirdiklerini soyledigi o ‘takunyali’ kadro, aslinda yerli uretim yuzdesini artirmak isteyen kadroydu. Yerli uretim yuzdesini artirmak, yani Can Kirac vb.nin de daha etkin ve zengin olmasini saglamak..
Fakat, ise bakin ki, ‘daha zengin olun’ diyenlerden sikayet duydulk yillardir. Cunku, alip satmak cok daha kolaylarina geliyordu..
Bugun farkli midir? Yooo.. Koc’un elinde artik Migros bile yoktur. Cok aktif sanayici falan filan olan Zorlu’nun da elinde kala kala beyaz esya (motorlu teneke) kalmistir. TV’lerden maslahati aldi –cunku, LCD ve Plasma yatirimi yapamadi. Neden?
Basit: Parasini verse de vermediler.
Sizin aradiginiz buradaki liste olsa gerek.
http://www.access.gpo.gov/bis/ear/ear_data.html
Bunlar kamuya acik olanlar tabii ki.
PGP’nin yazari Phil Zimmermann’in macerasini da Internet’ten okumak mumkundur.
Ama, kriptografi ihracati hakkinda suradan ( en.wikipedia.org ) ozet bilgi alinabilir.
wiki/Export_of_cryptography
I.N. bey,
Basit: Parasini verse de vermediler.
Yalniz sunu da biliyoruz [muyuz?], eger sizin ulasabildiginiz yetismis kadrolar (bilgi ve uretim gorgusu acisindan) varsa akliniza koydugunuzu yaptirtilmamasi o kadar kolay degil. Bizim son asirda urettigimiz burjuvazinin bunlara akli erecek capi, kotaracak gorgusu olmamis olabilir. Olsa da gucu/boyu yetmemis olabilir. Belki, daha onemlisi, alternatif gelir kaynaklari o kadar caziptir ki bakmaya gerek duymazlar. (Sizdiniz galiba, ‘devlete kim borc veriyor’ isini kurcalayan. Sirf al-sat degil mesele alternatiften bahsederken).
Bu konularda inandirici ve derli toplu birseyler yazilabilir herhalde. Yazilabilir de, ‘ulusalci martavali’ denen seyler yukarida ima ettigim gibi insanlari oyle bir serbetliyor ki ulasmak istediginiz insanlara ulasabilir misiniz bilmiyorum. Sacma muhalefet benzer eksendeki duzgun olabilecek muhalefeti de sakatlayabiliyor.
Fakat, elde kadro yoktu.. Devrim otomobilini dahi ite kalka birkac kilometre yurutemediklerini unutmayin.
Akliniza koydugunuzu yaptirmak icin, kadrolarin yetismesi ve kendine guvenir hale gelmesi icin, zamana (ve destege) ihtiyaciniz var.
Alaya alinip alasagi edildiginiz zaman, geriden geleceklerin de boyle seylere –birakin devam ettirmek– ellerini dahi surmeyeceklerinden emin olabilirsiniz.
Burokrasiye de itici guc gerekiyor. Bu bazan asagidan, bazan da yukaridan olmak zorunda olabiliyor.
Burokrasinin ufkunun/capinin/gorgusunun yetmedigi yerde kuvvetli (ve basiretli) bir lidere ihtiyac olur genelde. Liderin de zamana.
Bakmak zorunda birakilailirler. Bunun icin siyasi guc gerekiyor. Ama, siyasi gucu sabote eden bilmemkacinci kuvvet varsa, yapacaginiz cok sey olmayabiliyor.
Bir de tabii ki, yukaridaki sekilde hikmet yumurtlayan samizdatci 3-kagitcilarimiz olmasa..
Eee. Erbakan’in ‘havuz problemi’ de tam olarak o degil miydi?
3-kagit iktisatcilarimizin goremedikleri seyler –isin komik yani, en basit seylerdir– bunlar…
Kolay kolay yazilamaz.
Bunlari ancak ozel sohbetlerde konusmak mumkundur.
Cunku, bahsettigimiz zevat genelde buralarda itibar sahibi kisilerdir. Cikip da bu tur yenilgilerini, basiretsizliklerini, hatta (nail diyeyim) ihanetlerini anlatamazlar. Bunlar ancak bu kisiler toprak olduktan sonra, arkalarindaki cikar grubu da kullendikten sonra uluorta konusulabilir.
Bu da, bugunku ‘entel’ler acisindan, sonsuza kadar olamayacak demektir.
Bahsettiklerim (ve bahsetmediklerim) arasindan az sayilmayacak sayida duayen tanidim; sohbet etmisligim de vardir. Ama, son derece eminim ki, yazilmak ihtimali oldugu anda susarlar.
Ayşe Buğra’nın “Devlet ve İşadamları” kitabı var.
Cok merak ediyorum: Kimlerle gorusmus acaba. Hic gorusmus mu ve hangi seviyede?
Bitirme tezi filan gibi birseyse, okumaga degecegini sanmiyorum.
Özal desem yanlış olur herhalde
Belki Fethi bey okumustur?
Şu anda elimde;
Bizzat görüştüğü işadamları ve yöneticiler (ek olarak verilmiş)
İhsan Akköy
İzak Alaton
Evren Artan
Aydın Aybay
Semiha Baban
Feyyaz Berker
Alber Bilen
Cem Boyner
Lori Burla
Ömer Dinçkök
Nejat Eczacıbaşı
Şinasi Ertan
Ersin Faralyalı
Nurullah Gezgin
Deniz Gökçe
Memduh Hacıoğlu
Servet Harunoğlu
Mehmet Kabasakal
Jak Kamhi
Erdoğan Karakoyunlu
Yılmaz Karakoyunlu
Fikret Keskiner
Numan Ketenci
Vehbi Koç (yazılı)
Ali Koçman
Turgut Koşar
Tavit Köletavitoğlu
Ali Nail Kubalı
Can Paker
Atıl Öncü
Cihangir Özer
Güler Sabancı
Ayhan Şahenk
Selami Şengül
Besim Tibuk
Osman Nuri Torun
Eser Tümen
Aydın Ulusan
Güngör Uras
Feyhan Yaşar-Kalpaklıoğlu
Tersine, doktora tezi ve 1994 yılında SUNY Press tarafından ABD’de basıldı. Ben okudum, her zaman da okunmasını öneririm çevreme.
Onemli –ve muteallik– gordugunuz bir anekdotu kisaca aktarir misiniz?
Hmm, bakalım.
Su 3 isimden birisi olursa memnun olurum.
İzak Alaton
Jak Kamhi
Nejat Eczacıbaşı
Digerleri benim kriterlerime gore cok da onemli degil.
Eczacıbaşı ile ilgili
….
201
….
Pardon, ama bu kisim Ozal’in ihracat yapacak kadrolarin yetismesi ile ilgili kayirmalari hakkinda.
Ben Eczacibasi’nin hangi teknolojileri nasil getirdigini/getiremedigini, nasil peydahladigini/peydahlayamadigini anlatan bir seyler ariyorum.
Bu arada yanlışlık olmasın, kitapta görüşmelerin metinleri yok. Yukarıda aktardığım şekilde pek çok şirket yönetici ve sahibiyle yapılan görüşmeler sonucu yorumlar yapılmış. Mesela Alarko’dan ile ilgili diğer bazı gruplarla paralel bahsediliyor.
TÜSİAD ile ilgili yerler de önemli.
Peki, teknoloji kısmına bakalım birşey bulursam haber veririm.
Şu belki ilginizi çeker:
s.117
Şurası da zaten malum ama ben belirtmiş olayım:
s. 117
Kitapta politik ve ekonomik çevre içinde Türk sanayicisi anlatılıyor, belki satır aralarında birşeyler vardır ama bu kitap o iş için uygun değil.
Sizin aradığınız biraz şu akademisyende olabilir:
Alkan Soyak
http://mimoza.marmara.edu.tr/~asoyak/yayinlar.htm
I.N. bey,
ulasmak istediginiz insanlara ulasabilir misiniz bilmiyorum.
Bahsettiklerim (ve bahsetmediklerim) arasindan az sayilmayacak sayida duayen tanidim; sohbet etmisligim de vardir. Ama, son derece eminim ki, yazilmak ihtimali oldugu anda susarlar.
Benim kastim okuyucu olarak ulasmak istediginiz insanlardi. Ben sahsi gorus olarak oldukca ucta liberal egilimliyim ama ona ragmen Turkiye’de liberallik adina dis dunya vs. ile ilgili dillendirilen seyler bazen beni dahi yerimden ziplatiyor. O bakimdan durdugunuz yeri kismen anlayabildigimi zannediyorum. Siz onunuze geleni dogrudan kalayliyorsunuz tabii, benim ne o kadar bilgim var ne de o yola girersem vakti gelince basabilecegim bir ’stop’ dugmem. O detaylar bir tarafa, esas itibariyle amacinizin veya hareket noktanizin en azindan bu konularda bildiginiz ve gordugunuzu anlatmak oldugunu dusundugum icin ‘ulasmak’ dedim.
Benim aradigim bir sey yok gibi.
Fakat su var. Okunmaga deger buluyorum.
Borsa yükseldi, Borsa düstü: Çökse de kurtulsak!
Ülkemizde özellikle 1990′larin sonlarindan itibaren yaratilmaya çalisilan ‘AB’ fantezisiyle birlikte, bu fantezinin her kosulda sürdürülmesinden nemalanan, küresel finans sermayenin isbirlikçisi ‘bir takim’ medya güdümlü borsa unsurlari arz-i endam etti.
Küresel finans sermaye, AB ve IMF’yle kol kola ülkemizi ‘yükselen bir finans pazari’ olmaya mahkûm ederken, bahsi geçen yerel isbirlikçiler de içeride bu kurumlarin politikalarina muhalif olabilecek her türlü olusumu ‘anti-demokratik’ ve ’serbest piyasa ekonomisi’ düsmani ilan etmekten çekinmiyor.
Neoliberal politikalarin çirkin yüzünü öne çikaran, AB’ye onurlu girisin reçetelerini arayan ve IMF politikalarina karsi ulusal ekonomi politikalarini savunan ‘ulusalci’ kisi ve kurumlarin ‘demokrasi düsmani’ ilan edildigi ve neredeyse ‘gerici’ kategorisine sokulmaya çalisildigi ‘fasizan’ bir dönemden geçiyoruz ne yazik ki.
Hali hazirda uygulanan modelde ’sosyo-ekonomik kriz’ ve hatta ‘çöküs’ ihtimali çok yüksek olmasina ragmen, AB yandaslari, IMF’ciler ve ‘Borsa’cilar ‘ilerici’ ve ‘demokratik’ olarak nitelenirken, AB’cileri elestirenler, ulusal ekonomi modelini savunanlar, borsaya temkinli yaklasanlar hele biraz da ‘planlama’dan bahsediyorlarsa ‘gerici’, ‘anti-demokratik’ ve ’serbest piyasa düsmani’ yaftasini yiyorlar.
Bu fasizm dalgasini kabartan ‘bir takim’ medyada, ayni zamanda ‘borsa altindan sopa göstermenin’ nadide örneklerine de rastliyoruz sik sik. ‘Ulusal çikar’ adina öne çikan çogu haber ve olay borsada düsüsün ya da çöküsün bahanesi olarak kullanilirken, tam tersi ise borsada yükselisin ya da cosusun sebebi olarak sunuluyor.
Böylelikle hem halka hem de siyasi iktidara mesaj yollaniyor. Ama bu sebeplerin borsanin gerçek düsüs ya da yükselis dinamiklerini yansitip yansitmadigini ise hiç kimse sorgulamiyor. ‘Gerici ve anti- demokratik’ yaftasini yememek için aydinlarimizin çogu susmus, olup biteni sükûnetle izliyor. Siyasi iktidar ise borsa rüzgârini arkasina alma derdiyle, ‘Bindik Bir Alamete, Gidiyoruz Kiyamete!’ isimli filmin basrolünü oynuyor.
Iste borsa endeksinin düsüs ya da yükselis bahanesi olarak kullanilan bazi haber ve olaylar:
Borsa düstü, Borsa çöktü, Eyvahlar Olsun: Peki, Gerekçeler Ne?
– Anayasa Mahkemesi’nin ‘Fazilet Partisi’ ile ilgili kapatma karari mali piyasalarda tedirginlik yaratti. Borsa düstü.
– Türkiye’de yabanci asker bulundurma ve yurtdisina asker gönderme konusunda hükümete yetki veren tezkere TBMM’de kabul edilmedi. Borsa düstü.
– Yabanciya bagli ekonomi çalkalandi. Maliye vergi incelemesi baslatinca bankalar bono satip dolar alarak karsilik verdi. Döviz firladi. Borsa çöktü.
– Türk ordusunun Irak sinirindaki hareketliligi piyasalarda endise yaratti. Borsa düstü
– Cumhurbaskani Ahmet Necdet Sezer sosyal güvenlik yasasini kismen veto etti. Borsa düstü.
– Papa geldi. Borsa düstü.
– AB ile Kibris tedirginligi yasandi. Borsa düstü.
– Disisleri yetkilileri Rumlara limanlarin açilmayacagini söyledi. Borsa düstü
– Yargitay’in DEHAP hakkindaki mahkûmiyet kararini onaylamasi mali piyasalari karistirdi. Borsa düstü.
Borsa yükseldi, Borsa costu, Oh Ne Güzel: Peki, Gerekçeler Ne?
– AKP’nin IMF programina sadik kalacagini açiklamasi piyasalari rahatlatti. Borsa yükseldi
– Mükellefler ile yerli ve yabanci yatirimcinin korkulu rüyasi haline gelen mali milat ve nerden buldun uygulamalarinin kaldirilacaginin açiklanmasi, vergide de AKP rüzgârina yol açti. Borsa costu.
– BM’nin Annan Plani’na KKTC ‘evet’, Güney ‘hayir’ dedi. Borsa yükseldi.
– Maliye Bakanligi tarafindan yurtdisindan gelen sermayenin Türkiye’de elde edecegi rantlara stopaj uygulanmayacagi belirtildi. Borsa yükseldi.
– Türk Telekom’un yüzde 55′ini Lübnanli Hariri ailesinin sahibi oldugu Oger Telecoms satin aldi. Borsa yükseldi.
– ‘Finansbank’in %46’si Yunanlilara satildi. Borsa costu.
– Akbank’in yüzde 20’sinin ABD’li finans devi Citigroup’a satisi için anlasma imzalandi. Borsa costu.
– Lübnan’a asker gönderilmesine iliskin tezkere Meclis’te kabul edildi. Borsa yükseldi.
– Türkiye’nin iki limanini Güney Kibris’a karsiliksiz açmasi ve Ercan Havaalani’na karsilik Türkiye’den bir havaalaninin açilmasini önerdigi yolunda çikan haber, piyasalari olumlu etkiledi. Borsa costu
Görüldügü gibi son 5–6 yillik süreçte IMKB endeksinin bir takim medya tarafindan yansitilan yükselis-cosus ve düsüs-çöküs gerekçelerinin listesi bu sekilde uzayip gidiyor. Bu gerekçelere bakildiginda ise insanin ‘çökse de kurtulsak’ diyesi geliyor…
Alkan Soyak
asoyak_at_marmara_nokta_edu_nokta_tr
2006-12-24
Buna kalaylamak derseniz… cok da yanlis anlasilmayabilir.
Kalay, ‘bakir calmasi’na karsi yapilir.
Milleti zehirlemesin diye.
Neyse, teknoloji uyduramadık ama borsa tutmuş.
Bu komprador burjuvazilik meselesinde yazan çok var, bir iktisat fakültesi kütüphanesi ziyareti yeter.
Bülent bey de körüğe yükleniyor, ışıl ışıl her yer.
Fethi bey, vakit harcayip — benim de merakimi tatmin edecek sekilde — alinti girdiginiz icin cok tesekkur ederim.
Rica ederim, hep boş atıp tutacak değilim, biraz da faydam dokunsun.
Düşüncenizden dolayı ben teşekkür ederim, buradaki gençlere de örnek oluyorsunuz.
Evet, ama daha derini var: Vehbi Koc’u Koc yapanlarin basinda Struma, İhsan Sabri Çağlayangil ve Martin Segal gelir bence.
Cunku, asagidaki hikayede anlatilmayan bir iki sey var: O tarihlerde, Koc, Almanlarla ticaret yapiyor oldugu icin ABD, Ingiltere vb.nin kara listesindeydi. Onu bu kara listeden kurtarip savas zamani istifcilik yapacak sekilde ona kredili mal satisinin kapisini acan yukaridaki 3-4 isimdir.
—
Bir Deniz Faciası, Bir İhale ve Tesadüfler: STRUMA
Gürkan HACIR
[….]
Çünkü Romanya’dan kovalanmış bu topluluğa İngilizlerin bakışı da pek sıcak değildi. Geminin Türk karasularına girişini tam beş gün sonra İngiliz Elçiliğine bildiren Türk Dışişleri, gemidekilerin Filistin’e girmelerine izin verilmesi halinde elinden gelen yardımı yapacağını bildirmişti. Ancak İngiltere Büyükelçisi Hugessen, İngiltere’nin bu mültecileri Filistin’e istemediğini duyurdu. Almanya’nın düşman ilan ederek kovduğu Romanya’dan sürüklenmiş bu mülteci grubunu İngilizlerde istemiyordu. Filistin’de İngiliz yönetiminde olduğu için Filistin’e gitmeleri imkansız görünüyordu.
Struma’nın yolcuları arasında önemli isimlerde vardı. Bunlardan biri de Standart Oil Company’nin (Mobil) Romanya direktörü olan Martin Segal ve ailesiydi. Segal ve ailesini kurtarmak için çok sayıda hatırlı kişi devreye girmişti. Şirketin Türkiye temsilcisi Mr. Walker siyasiler nezdinde temasta bulunması için Ankara’nın ticaret dünyasındaki en etkili ismini bulmuştu.
Vehbi Koç!
Mr. Walker, Vehbi Koç’a basında pek de yer bulamayan bu trajediyi ve gemide bulunan Martin Segal’i anlattıktan sonra ondan ilişkilerini kullanarak yardımcı olmasını istedi. Vehbi bey durumun hükümet nezdinde nazik olduğunun farkındaydı ama elinden geleni yapmak üzere Emniyet Müdürlüğünde Şube müdürü görevinde bulunan arkadaşı İhsan Sabri Çağlayangil’in yanında aldı soluğu. Çağlayangil bu konuda çok sayıda istek aldıklarını hatta çok yüklü rüşvet de teklif edenler dahi olduğunu söyledi. Ancak bu işi çözerse İç işleri bakanı çözer diyerek de arkadaşı Koç’a yeni bir adres gösterdi.
Bu kez Vehbi Bey, İçişleri Bakanı Faik Öztrak’ın kapısını çalarak yardım istedi. Ankara’daki etkin nüfuzunu da kullanarak Segal ailesinin bu ölüm gemisinden kurtulmasını sağladı. Struma’dan Segal ailesi ile beraber Filistin’den vize almayı başaran beş kişinin daha İstanbul’a inmesine izin verildi. Segal ailesi ile beraber bu şanslı beş kişi ertesi gün trenle Filistin’in yolunu tuttular. Ayrıca hamile bir kadının da gemiden inmesine izin verilmişti.
[….]
Vehbi Koç o gün Segal ailesinden başka birilerini de Struma gemisinden kurtardı mı bilmiyoruz. Vizeleri olduğu için gemiden inen ve İsrail’e yerleşen 5 kişinin kurtulmasında Koç’un bir payının olup olmadığı soru işareti.
Bildiğimiz; bu günlerde çok konuşulan İsrailli iş adamı Sami Ofer’in de Romanyalı bir Yahudi olduğu ve ailesi ile birlikte yine aynı tarihlerde deniz yoluyla Romanya’dan Hayfa’ya göç etmeyi başardığı…
Hem de Türkiye üzerinden.
Ayrıca o gün kurtulmayı başaran Martin Segal’in direktörü olduğu Mobil’in daha sonra Shell’e dönüştüğünü ve dünya devi şirketin bugün Tüpraş ihalesine Koç Holding’in ortağı olarak girdiğini de biliyoruz.
Romanya göçmeni Musevi işadamı Sami Ofer’in bu ihalede aldığı % 14.76 blok hisse ile en çok kazanan olduğu da bilgimiz dahilinde. Ofer’in Koç’un gizli finansörü olduğu, aslında Tüpraş’ı onun aldığı ancak milli bir tepkiden çekindiği için Koç’u ön planda tuttuğu dedikodularını kulağımızın arkasına atsak da batık Struma’yı bulmak üzere 2000 yılında kurulan uluslar arası araştırma ekibinin sponsorunun Koç Vakfı ve Rahmi Koç müzesi olduğunu biliyoruz.
Evet! Bundan tam 43 yıl önce yaşanan bir insanlık dramından, çok tartışılan bir özelleştirme ihalesine uzanan raslantılar zinciri…
İlginç değil mi?
***
Meraklısına şaşırtıcı son not: Struma deniz faciası ile ilgili irili ufaklı bir çok çalışma olmasına karşın en kapsamlı kitap Daila Ofer ismindeki bir İsrailli tarafından kaleme alınmıştır.
23.02.2008 11:01:35
hiç kendi kendine kaynar mı kazan
çevre yanın ateş eylemeyince
Bu korukculuk isi iyi de, o atesleri ben yakmiyorum. Burada asil provokator ev sahibimizdir. Canak tutma ve korukleme islerine yaradigimi inkar etmem tabii — dunyaca meshur ve muteber koca burunlu Pinokyo odulune talip degilim.
Ben arabuluculuk edemeyecegim, malesef.
Galiba ikiniz de haklisiniz..