Nisan 2008 Arşivi

AB İçin Yeni Kriter: Hizmet Garantisi

FST 19 Nisan 2008

medym.jpgAKP ipe un sermişti filan diyoruz ama AB de işleri zorlaştıracak şartları ardı ardına diziyor. İşkembe, kelle, paça, kokoreç gibi stratejik konular dışında şimdi de medyumluk, falcılık işleri için AB kriterleri geliyormuş. Türkiye’de malum en ilerici, laik gazetelerde dahi bir astroloji sayfası olur. Televizyonlarda zaman zaman “önümüzdeki yıl şu olacak, ABD İran’a girecek” türü laflar eden tuhaf görüntülü medyumlar peydahlanır, bunlar birbirine tekme, sille dalar, misal, eskiden ünlü Medyum Keto-Medyum Memiş olayları vardı, hatırlayan çıkar. Bir de futbolcular, futbol şube sorumluları vs. sahanın sağına soluna tavuk kemiği gömerek kaleyi korumaya alırlar. Hasılı, bizim millet dinsizi, dindarı muska, üfürük, fal işine düşkündür, dolayısıyla Türkiye’deki en kritik konulardan biri bu metafizik davasıdır. Zamanında ben de konuya el atmış ve devlet hastaneleri için bir öneri getirmiştim. Uzatmazsak, Avrupa Birliğinde bu konuda bazı gelişmeler oluyormuş:

Avrupa Birliği ‘fal garantisi’ getirdi

Avrupa Birliği medyumlara dava açılabilmesine olanak tanıyan bir yönerge çıkardı. Buna göre, artık Avrupa’da, geleceğe dair verdiği haber doğru çıkmazsa medyum mahkemeye verilebilecek. NTVMSNBC, yasayı protesto eden İngiliz medyumların başkanıyla konuştu.

İngiltere’nin önemli gazetelerinden Independent, medyumlara yönelik AB yönergesinin yürürlüğe girmesinin İngiltere’de 10 bin medyum tarafından protesto edildiğini yazdı. Söz konusu yönerge, “hizmetten memnun olmayan müşterinin, medyumu dava etmesi hakkı” getiriyor. NTVMSNBC, İngiltere’deki Ulusal Spritüel Birliği’nin ‘Bakan’ ve Basın Sözcüsü olan medyum Steven Upton ile konuştu. AB yönergesini desteklediğini belirten Upton, “İnşaatçı yanlış yapınca dava açtığınız gibi, ölmüş babanızla konuştuğunu söyleyip konuşmayan medyuma da dava açılmalı” ve ekliyor: Tabii biz hizmet garantisi veremiyoruz!..

İngiltere’de 1735 yılında çıkan “Büyücülük Kanunu” ile “cadı” olarak suçlanıp ölümle cezalandırılan, 1951’de çıkan kanunla ise itibarları iade edilen medyumluk, bugün İngiltere’de bir meslek. Ulusal Spiritüel Birliği’ne bağlı eğitim merkezinde 3 yıl eğitim gören ve sonunda sınavı geçen ‘medyum’ oluyor. Türkiye’de ise ceza yasalarının suç saymasına, İslam’a göre “günah” olmasına rağmen falcılar, medyumlar çok ilgi görüyor.

[…] Adalet olması gerekiyor. Ama tabii bizim sunduğumuz hizmet deneysel olduğundan, garanti veremiyoruz. Biz medyumları çok sıkı bir eğitimden geçiriyoruz. Bu eğitim 3 yıl sürüyor ve sınavlar çok zor. Tabii herkes başarılı olamıyor. Ancak birkaç kişi, bu dünyadan ayrılmış insanlarla başarılı iletişim kurabiliyor.

Bu durumda Türkiye’nin önce muska, üfürükçü, falcı vs. için bir serbestlik kanunu çıkarması gerekiyor. Bakın çağdaş Batı medeniyeti standartı gelecekten, ölmüş babanızdan haber verecek insanları yasaklamayı bırakın, okul açmalarına, dernek kurmalarına filan da izin veriyor. İlericilik gereği bunları serbest bıraktıktan sonra “söylenen yalansa, büyülü muskayı hoca bulamazsa, çocuğunuz olmazsa”durumunda ilgili medyum, falcı, hocanın cezalandırılması söz konusu olacak.

Bir de bu medyumluk okulu, sınavı nedir, Harry Potter’ın okuduğu yer mi acaba? O halde AB’ye girdiğimiz takdirde bırakın din dersi tartışmasını, büyücülük, muskacılık okulu açmamız da serbest olacak demektir. Tevhidi tedrisat kanunu, laiklik, çağdaşlık vs. çerçevesinde değerlendirildiğinde ilginç günler bizi bekliyor demektir.

Eski yazımda düşündüğüm “Fethi Baba” Metafizik İşleri Ltd. için yeniden girişimlere başlasam iyi olacak herhalde, Memiş ile Keto malı götürecek yoksa.

(Konudan haberdar eden Veysel beye selamlar)

Popularity: 29% [?]

“Durumun ciddiyetinin Farkındayız”

FST 19 Nisan 2008

shining.jpgBir lise din bilgisi öğretmeni öğrencilere VCD izletmiş, burda ölümden bahsediliyormuş, öğrencilerin psikolojisi bozulmuş, konu mahkemeye, pardon Hürriyete intikal edince de ortaya bir dizi tuhaf metin çıkmış. Haberde şöyle yerler var:

Korku filmi gibi din dersi

GAZİANTEP’deki Hasan Ali Yücel Lisesi’nde öğrencilere, namaz kılmayan bir gencin başına geleceklerin anlatıldığı, Azrail ve ölüm konulu şiddet içeren VCD izletildi. Arapça seslendirmeli Türkçe alt yazılı ‘Rabbim geri döndür’ adlı VCD’yi izleyen öğrencilerden bazılarında davranış bozukluğu görülürken velilerin şikayeti üzerine soruşturma başlatıldı.

İŞTE O FİLMDEN KARELER

Hasan Ali Yücel Lisesi Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Fatma Yakar, iki hafta önce 11′inci sınıf öğrencilerine, okulun biyoloji laboratuarında sinevizyon aracılığıyla 35 dadikalık ‘Rabbim geri döndür’ VCD’sini izletti.

FİLMDE ŞEYTAN SAHNELERİ
Korku filmlerindeki gibi efektlerle süslenen VCD, Kur’an-ı Kerim okuyan bir babanın, aynı evde kağıt oynayıp, müzik dinleyerek eğlenen oğlu Hasan’ı namaz kılması için uyardığı görüntülerle başlıyor. Hasan babasının sözüne aldırmayıp, müzik dinliyor. Bu sırada uykuya dalan Hasan’ın yanına, elinde orak beyaz kıyafetli ölüm meleği (Azrail) geliyor ve çırpınarak direnen kurbanının canını alıyor. Hasan, bir imam tarafından yıkanıyor, kefenleniyor, gömülüyor. Yıkama sırasında şeytan da Hasan’a kaynar su döküyor. Hasan gömüldükten sonra zincirlerle bağlı olarak cehenneme götürülüyor.

Siyah kıyafetler içindeki Şeytan, ‘Gel Hasan gel. Benim dostumsun. Sen nereye gittiysen benim esirim oldun. Yoldan çıkmana vesile olan arkadaşlarınla tanışmana ben vesile oldum” diye onu karşılıyor. Aynı VCD’de namaz vakti uyanması için bir meleğin çağrı yaptığı Hasan, kalkmayınca, zincirle ateşin içine çekilerek cezalandırılıyor.

Korku içinde ağlayan ve yaşadıkları gözünün önünden film şeridi gibi geçen Hasan, bunları izlerken “Rabbim beni geri döndür” diyerek uyanıyor, namazını kılıp, affedilmesi için dua ediyor.

SORUŞTURMA BAŞLATILDI
Korku ve dehşet sahneleriyle dolu bu VCD’yi izleyen öğrencilerden çoğunda davranış bozukluğu başlayınca veliler şikayetçi oldu. Gaziantep Milli Eğitim Müdürlüğü’nün isteği üzerine soruşturma başlatıldı.

Öğretmen hakkında disiplin soruşturması başlattıklarını bildiren Hasan Ali Yücel Lisesi Müdürü Ömer Demir, VCD’yi kendisinin de izlediğini belirtirken, “Her saniyesi korku dolu. Durumun ciddiyetinin farkındayız. Gereken soruşturma yürütülüyor” dedi.

[…] EĞİTİM- SEN’İN TEPKİSİ
Eğitim-Sen’den yapılan açıklamada, bu filmin öğrenciler üzerinde psikolojik travmaya yol açabileceği belirtilerek, “Milli Eğitim Bakanlığı nezdinde inceleme başlatılması için girişimde bulunacağız. Filmin eğitim içerikli bir yanı yok. Tamamen dini propaganda yapmaya yönelik, üstelik de bunu verirken büyük bir korku oluşturarak vermeye dönük film” denildi.

Bu görüntüleri izleyen öğrencilerin yaşadığı veya yaşayacağı olumsuz etkilerin ortadan kaldırılmasının hayli zor olacağı belirtilen açıklamada, “Bize göre, bu filmi izleyen çocuklara rehberlik hizmeti verilmeli ve VCD’yi izlettiren öğretmen görevden uzaklaştırılmalıdır” denildi.

Yahu ben ayrı bir memlekette mi yaşıyorum, burada lise üçüncü sınıftan bahsedilmiyor mu? Duyan da korku filmi diye birşey yok bu çocuklar sinema filmi izlemiyor da aniden içinde Azrail olan bir film görünce psikolojik travma geçirmiş zannedecek. Son haftalarda bakıyorum sinemalarda abuk subuk korku, dehşet filmleri vizyondan inmiyor. Gençliğimde ben de giderdim, Stephen King her zaman favorim olmuştur ama artık komedi-aksiyon dışında birşey izlemiyorum. Hatta geçenlerde Kubrick-King işbirliği şaheser Shining’e rastladım bir kanalda, baktım etrafta kimse yok, çaktırmadan kanalı değiştirip History Channel’da eski Mısır-Uzaylı ilişkisini anlatan bir belgesele geçtim. Korku filmi artık ödümü patlatıyor. Ortalık zombi, deccal, yaratık, şeytan ile eline bir testere, darbeli matkap, tornavida, şırınga, hızar, balta geçirip dünyaya nizamat veren manyak filmiyle dolu. Dolayısıyla bu ortama şerbetli tipik bir lise 3 öğrencisini korkutacak film anasından doğmamıştır.

Tersine lise 3 öğrencilerinin çoğu korkulması gereken yaratık türleridir. Tipik bir zombi, karşısında yüzü sivilceli, saçı jöleyle ortaya doğru kaldırılmış, kıravatı yarıya kadar çözülmüş, gömleğinin eteği pantolonun dışında, bön bakışlı, yanında benzer kız ve oğlanlarla itişerek, böğürerek, yılışarak gelen bir lise 3 öğrencisi görse derhal kaçtığı mezara geri döner. Ben lise önlerinden geçmemeye çalışıyorum, ödüm patlıyor. Fukara şeytanın da bunlara gücü yetmez.

Gelelim işin bir başka boyutuna, solcu sendika ve Hürriyet’in olaya ekstra ilgi göstermesinin sebebi paragraf arasında verilmiş: “… tamamen dini propaganda yapmaya yönelik” demiş sendikacı memur. Zaten din dersi değil mi, propaganda ile ne ilgisi var. Kaldı ki propaganda olsa ne yaza, devlet okulunda her memur kafasına göre propaganda yapar, yüz birim propagandanın 80 birimi Kemalizm, öteleyici milliyetçilik, dünyada bizden iyisi yok, dört tarafımız düşman üç tarafımız deniz şeklindeki ulusalcı ideolojik propagandadır ve bunun çoğunu yapmak kanun zorudur. Kalan yüzde 20 içinde Alevilik, solculuk, ülkücülük, radikal yahut ılımlı dincilik gibi şeyleri punduna getiren öğrenciye empoze etmeye kalkabilir. İnkılap Tarihi dersleri resmi ideoloji propagandasıdır, içindekilerin doğruluğu konusunda soru sormak yasaktır. Bunların kaldırılması teklif dahi edilemez. Din dersi ise öğrencilerin eğlendiği, uyukladığı, kaldırılması tartışılabilir bir konudur.

Sendikacı solcu memurun endişesi malum, acaba bu tür filmler çocukların “yahu din de ne imiş” diye sorup yarın birer gericiye dönüşmesine yol açar mı, başını örten, namaza başlayan çıkar mı? Tersine olur, korkmasın, bilakis aklı başında öğrenci “bunun aslı astarı nedir” diyerek bilim ve şüphe eşliğinde araştırmaya başlar. Bu konuları açıktan konuşup hurafe, saçmalık, garipliklerin deşilmesine vesile olur.

Bir de şu var, acaba öğrencilerin korkusu dünyanın yalancı zevklerinin günün birinde biteceği, mahiyeti bilinmeyen bir sonun kendilerini beklediğini anlamış olmaktan mı kaynaklanıyor? Yoksa elinde tırpan olan melek, zincirle ateşe çekilen hayta genç bugünün öğrencisi için korku unsuru değildir. Hatırlarsanız Zincirlikuyu Mezarlığı kapısındaki “Her nefis ölümü tadacaktır” ayeti ilerici kesim tarafından “Ay, bu ne! Her gün bunu görünce psikolojimiz bozuluyor” şeklinde eleştirilmişti. Psikolojisi bozulan öğrencilerin durumu da bu çerçevede değerlendirilebilir.

Daha çok şey söylenebilir bu konuda ama benim zamanım yok, akşam yeniden oynarsa cesaretimi toplayıp Shining’i bir kere daha izlemeyi deneyeceğim. O yoksa Samanyolu TV’deki farklı boyutlara atıf yapan dizilere bakayım, onlar da en az Shining kadar korkunç. Sürekli inleyen, tıslayan insanlar, gelinlerine şeytanın akledemeyeceği kötülükler yapan kaynanalar, evi fesada veren gelinlerden, kızlardan oluşan bu dizilerin yanında zombi filmleri Heidi ve Peter gibi kalır.

(Bir de Doğu Perinçek’in bahsettiği korku filmi vardı, onu da hatırlamak lazım)

Popularity: 56% [?]

Ölüm-Sıtma

FST 19 Nisan 2008

301. madde ile ilgili bir iki rotüş yapılmış. Baktım ne var diye, gene lastikli laflar. Aşağılamak diye bir fiil var, izahı mümkün mü? Mesela emniyeti aşağılamak ne demek? Eski tarihli şu yazımda bahsetmiştim, gülünç sözler bunlar. Yuvarlak, esnek, don lastiği gibi laflarla kanun mu yapılır? Neyse, bir iki ilerleme kaydedilmiş, süre düşürülünce hapis cezası ortadan kalkacak, bir de Adalet Bakanı izin verecekmiş. Kaldırsalar iyiydi ama buna da şükür. Ölümü görüp sıtmaya razı olacağız artık.

Bu arada paradaki resimler madem gündeme geldi, şu Atatürk’ü koruma kanunu utancına da bir el atılsa iyi olacak. AB yetkilileri bir tur daha atarsa gelişme olabilir. Ama dediğim gibi, bu konuyu CHP’ye hallettirmek lazım, AKP yahut herhangi muhafazakar, liberal bir iktidara bunu yaptırmazlar. CHP’ye “Abi, size kıllık olsun diye Bayar-Menderes ikilisi bunu yapmış, değiştirin deyin, başımızın üstüne” şeklinde yaklaşılabilir.

Popularity: 20% [?]

Kutlu Doğum Etkinlikleri

FST 18 Nisan 2008

bardakolgu.jpgKutlu Doğum haftası diye birşey var, son birkaç senedir popüler oldu, hatta Kadıköy belediyesi buna mukabil Atatürk için bir de Mutlu doğum icat etmişti, hatırlanacaktır. Bana göre böyle şeyler fuzuli. Bir sürü masraf ediliyor, verilmek istenen mesaj nedir onu da anlamıyorum. Nasıl okul müdürleri, öğretmenler lüzumsuz günlerde anlamsız telaşla koşturup göze girmeye çalışırlarsa, bu kutlu doğum aralığında da imam, müftü, vaiz vs. Diyanet teşkilatını bir telaş alır. Yalnız bu sene işin suyu çıkmaya başlamış, misal İzmir Müftülüğü kutlu doğum için yağlı güreş tertipliyormuş. Haberde şu söyleniyor:

Kutlu Doğum’da ’davul zurna’ olur mu polemiği

[…] İZMİR Müftülüğü’nün Cumartesi günü başlayacak Kutlu Doğum Haftası’nda bir ilke imza atarak 1. İzmir Yağlı Güreşleri’ne de yer vermesi islámi kesimde tartışma başlattı. Milli Gazete, geçen hafta konuyu, “Davul zurnayla Kutlu Doğum olur mu” başlığıyla manşetine taşıdı. Haberde görüşü alınan Anadolu Gençlik Derneği (AGD) Genel Başkanı İlyas Tongüç, İzmir’deki kutlamalara şöyle tepki gösterdi: “Ata sporu güreş ülke genelinde çok yaygın ama davul ve zurnanın, kutlanılan máná ile çok fazla uyuştuğunu düşünmüyorum. Yarın birileri çıkıp başka şeyleri ben böyle anlıyorum, böyle kutluyorum deme hakkını vermiş olabilir. Yanlış birtakım girişimlere de ön ayak olmuş olabilir.”

PEYGAMBER SÜNNETİ

Eleştirilere yanıtı ise, İzmir Müftüsü İbrahim Acar verdi. Acar, müftülüğün internet sitesinden yaptığı açıklamada, şu görüşleri savundu: “Bu topraklarda yaşayan insanları, aynı duygu ve düşüncede birleştiren en önemli motiflerden biri de peygamber sevgisidir. Peygamberimizin hayatı her bakımdan insanlık için güzel bir örnektir. O, spora verdiği önemle de dikkat çekmektedir. Zamanının revaçta olan sporlarıyla bizzat ilgilenmiş ve teşvik etmiştir. Binicilik, yüzme, ok atma, kılınç kullanma ve özellikle de güreş yapma bunlardandır. Bu yüzden ata sporumuz olan güreş, bizim milli kültürümüzün çok önemli bir parçasıdır. Yağlı Pehlivan Güreşleri, Türkistan’ın bozkırlarından Malazgirt Ovası’na inen kahraman ecdadımızın kıyamete kadar Anadolu’yu aziz milletimize vatan edinme destanının bir parçasıdır. Kırkpınar da bu ruhla doğmuştur. Kırkpınar’ın İzmir’e yansıması olacak bu organizasyonun bütün hazırlıkları tamamlanmıştır. Organizasyonda Kırkpınar cazgırları, Kırkpınar davulcuları görev alacak, açık artırma ile güreş ağası belirlenecektir. Mehter Takımı ve folklor gösterileri güreşseverlere bayram havasında güzel bir gün yaşatacaktır.”

Hz. Muhammed’in spora verdiği önemi anladık da Kutlu Doğum ile yağlı güreş organizasyonunun alakası nedir? Müftünün vizyonu fena değilmiş yalnız arka arkaya bu kadar anlamsız lafı nasıl doldurmuş hayret. Kimbilir diğer vilayetlerimizde ne gibi etkinlikler yapılıyor. Misal “Balıkesir Müftülüğü Kutlu Doğum Halı Saha Turnuvası”, “Konya Müftülüğü Kutlu Doğum Bilardo Turnuvası” gibi şeyler de beklenebilir. Peki Diyanet İşleri Başkanlığı ne yapıyor? Öyle ya, vilayet düzeyinde yağlı güreş, cirit, at yarışı organize edilirse azametlü Diyanet işleri reisi kimbilir ne yapar. Bu konuda da bir haber gördüm. Hakikaten de şanına layık bir etkinlik yapıyor başkan bey:

Bardakoğlu ‘Kutlu Doğum’ için ABD’ye gidiyor

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, ”Kutlu Doğum Haftası” etkinlikleri çerçevesinde, çeşitli temaslarda bulunmak üzere ABD’ye gelecek.

Bardakoğlu, 21-27 nisan arasında New York ve Washington’daki temasları çerçevesinde, Columbia ve Harvard üniversitelerinde konferanslar verecek ve Divinity School’un dekanı Prof. Graham William’a bir ziyarette bulunacak. Ayrıca, ABD Uluslararası Din Özgürlükleri Komisyonu üyeleriyle görüşecek.

Ali Bardakoğlu, ABD kongresindeki Türk dostluk grubu eş başkanlarından Cumhuriyetçi Partili Edward Whitfield ile de bir araya gelecek ve Amerika Katolik Üniversitesinde bir konferans verecek ve ”Müslüman Türk kültür geleneğinde diğer dini toplumlarla birlikte yaşama tecrübesi” üzerinde duracak.

Demek Kutlu doğum etkinliği ABD’de kutlanacakmış. Başkan ve ekibi yolluk, yevmiye filan epey bir para kaldıracaktır, helal olsun. Konferans filan boş laf da, madem bu sene spor teması işleniyor, sayın diyanet işleri başkanı Mehmet ile Hidayet’in takımlarının play-off maçlarına katılabilir. Ne de olsa “O spora verdiği önemle dikkat çekmektedir”.

“Müslüman Türk kültür geleneğinde diğer dini toplumlarla birlikte yaşama tecrübesi” neyin nesidir bilmem ama İslam dininin Türk Diyanet Teşkilatı elinden çektikleri konusunda ben herhalde bir seri konferans verebilirim.

Popularity: 26% [?]

Traş Devam Ediyor: Çalınan Mazot

FST 18 Nisan 2008

tirs.gif“Zonguldak havalimanına uçak inebilmesi için kesilmesi gereken dağ” konulu kompozisyona kaldığımız yerden devam edelim. İzlenimler yayın hayatına atıldığı 2004 yılında ilk defa gündeme gelen bu konu 2008 yılında sayın Zonguldak valisinin lüzumsuz girişimleriyle daha hepimizi epey meşgul edecek gibi görünüyor. Eğer birilerine kızıp terki diyar etmezsem, İzlenimler-2018 döneminde de “Zonguldak’ta traşlanması devam eden dağın ardından, pistin uzatılabilmesi için limanın doldurulması da gündeme geldi” türü haberleri okuyacağımıza adım gibi eminim. Neyse, malum konuyla ilgili son yazımda Zonguldak Valisinin dağı traşlamak için bir kampanya başlattığından bahisle vatandaş bu işe para filan vermez, siz başka hal çaresine bakın demiştim. Araştırmacı gazeteci mantığıyla konuyu takip ettim ve gelinen noktayı sizlerle paylaşmak isterim. Son durum şuymuş:

Çaycuma ilçesindeki Bostancılar Dağı’nın tıraşlanmasına katkı vermek için Bostancılar Dağı’na gönderilen Demir Madencilik’e ait iş makinesinin deposundaki mazotu çaldılar. Hafriyat çalışmasında kullanılacak iş makinelerinin yakıtını karşılamak için açılan kampanyaya yeterli destek gelmezken, bölgeye gönderilen iş makinelerinin mazotunun çalınması hayretle karşılandı. Bölgede güvenlik önlemini artıracaklarını belirten Zonguldak Valisi Yavuz Erkmen, “Bir işadamı arkadaşımız kullanmamız için gerekli iş makinesini hazır olsun diye Bostancılar Dağına yolladı. Kimsenin haberi olmadığı için iş makinesi burada kaldı. Birileri de bu iş makinesinin deposundan yaklaşık 100 litrelik mazotu çalmış. Bundan sonra böyle bir olayla karşılaşmamak için güvenlik önlemini artırdık. Jandarma ekiplerimiz sürekli bölgede devriye geziyorlar” dedi.

[…] Vali Erkmen, “Çalışmalarımız havaların ısınmasıyla bir hafta önce başladı. Sürekli araç takviyesi yapılıyor. İstanbul’dan da iki tane dozer kiralandı. Çalışmalarımız hızlı bir şekilde sürdürülüyor. Normal şartlarda 2,5 -3 ayda bitmesi bekleniyor. Ama biz gece vardiyasıyla süreyi kısaltmaya çalışıyoruz. Mayıs ayının sonuna kadar da belli bir aşamaya getirmek istiyoruz. Şu ana kadar 225 bin YTL kadar para toplandı. Paramızın yettiği yere kadar çalışacağız” dedi.

Kamuoyunda Zonguldak Havaalanı’yla ilgili yanlış bilgilerin dolaştığına dikkat çeken Zonguldak Valisi Erkmen, “Herkesin şunu artık kavraması gerekiyor. Burada yapılan işlem havaalanının açılması değildir. Çünkü havaalanı zaten açık. Mayıs sonu itibariyle de tarifeli uçaklar iniş kalkışa başlayacaklar. Burada yapılan iş hem mevcut uçakların iniş kalkışını kolaylaştırmak hem de gelecekte pistin uzatılması için yapılacak olan çalışmayı yapmaktır. Kimileri havaalanını açmak devletin görevidir diyor. Evet, doğru; bunun aksini kimse iddia etmiyor. Bizimki, devletten gelecek yatırımların önünü açma olayıdır. Biz bugüne kadar kampanyayla ilgili kamuoyundan hiç olumsuz bir şey duymadık. Yardım yapamayanlar bile şu anda ekonomik durumları nedeniyle yapamayacaklarını; ama önümüzdeki günlerde gerekli desteği vereceklerini söylediler. İlerleyen günlerde yapılan işin ne kadar önemli olduğunu herkes daha iyi anlayacaktır” diye konuştu.

Vali bey bu işi kendisine görev edinmiş, diyecek birşey yok. Büyük uçakların inmesine engel olacak bir dağın önüne havaalanı yapıp daha sonradağı kesmeye kalkma mantığını herhalde Aziz Nesin dahi akıl edemezdi. Ama bunu şöyle de düşünebiliriz “Biz Türkün gerekirse gemileri karadan yürütebileceğini yedi düvele gösterdik, icabında uçak insin diye dağı kesebileceğimizi de ispatlarız” denmek isteniyor olabilir. Şu halde Zonguldak Valisi bu işten alın akıyla çıkarsa ikinci Fatih ünvanını dünden cebe atacaktır.

Peki vatandaşın katkısının düşük kalmasına ne buyrulur? Aslına bakarsanız iyi para vermişler, 200 küsur bin ytl az değil. Hayret, ben bu Zonguldak adamını daha akıllı bilirdim. Mesela MHP Zonguldak teşkilatı da benim gibi düşünüyor olmalı ki şöyle demiş:

[…] Bu mesele vatandaşın değil. Devletin ve iktidarın meselesidir. İhalelerden parayı vuran müteahhitler, biraz daha yardım etsinler de traş işi bitsin

Evet, anlaşılan benim dışımda da traştan sıkılanlar var. Ha, unutmadan, o civarda oturuyorsanız bedava mazot alabileceğiniz sahipsiz iş makineleri varmış, jandarmaya görünmeden bir iki bidon doldurun. En fazla “hayretle” karşılanırsınız.

Bu arada şu Konya’ya dağ delip deniz getirme projesi ne oldu, Konya Valisi uyumasın. Bak elinoğlu dağı kesiyor, haydi bakalım, herkes iş başına.

Popularity: 19% [?]

Falez Otelde 120 Kişi

FST 18 Nisan 2008

falez.jpgTRT İbrahim Tatlıses ve Hülya Avşar “ataklarının” ardından giderek coşmaya başlamış. 23 Nisan etkinlikleri geliyor, TRT elbette bu konuda kolları sıvayacak derken, TRT’nin kolları yukarı fazla çekip gömleğin kolunu yırtma ihtimali dikkatimi çekti. Tuhaf bir haber okudum, şöyle deniyor:

TRT’ciler uyudu koca vali bekledi

Antalya’da yapılacak ’23 Nisan Uluslararası Çocuk Şenliği’ için Ankara’dan gelen TRT ekibi, Vali Alaaddin Yüksel’i mağdur etti.

’23 Nisan Çocuk Şenliği’ için 4.5 milyon YTL’lik bütçeyle işe başlayan TRT Ankara Televizyonu Çocuk Programları Müdürlüğü, 12’si kameraman, 120 kişilik ekiple Falez Otel’e yerleşti.

UYANIP GELDİLER TRT Ankara Televizyonu Çocuk Programları Müdürü Prodüktör Necdet Demircan ile Uluslararası Çocuk Şenliği Koordinatörü Tahsin Yıldız başkanlığındaki ekip canlı yayın aracını da beraberinde getirdi. TRT Haber Dairesi dün sabah için canlı yayın talebinde bulundu. Tahsin Yıldız’ı da, ’Sabah Haberleri’ yetkilileri bilgilendirdi. Sunucu tarafından ’Yayın konuğu’ olarak Antalya Valisi Alaaddin Yüksel’le görüşüldü. Ancak saat 07.45’te otele gelen Vali Yüksel, haber verilmeyen kameraların hazır olmadığını gördü. Yayın, uykudan uyandırılıp son anda gelen Ankara ekibine ait bazı kameramanlarla Antalya Bölge’den yapılan üçüncü destek ile ancak 45 dakika gecikmeli olarak başlayabildi.

Valiye ayıp olmuş edebiyatını geçelim, zaten adam o saatte mesaiye başlayacaktı, maaşlı memur, ha makamında oturmuş ha otelde lüks bir yerde kahve içip keyif yapmış fark etmez. O da bunun intikamını 23 Nisan törenlerinde küçük çocukları ayakta daha uzun bekletecek anlamsız bir konuşma yaparak alacaktır. Diğer taraftan, haberdeki detay gözünüzden kaçmamıştır. Daha 23 Nisan için 5-6 gün var, gelip 5 yıldızlı otelde 132 kişiyle kamp kurmanın alemi ne? 4.5 milyon YTL nasıl yenip bitirilecek diyebilirsiniz, orası öyle tabii. Otelde bedava kalan memurlar bir de Antalya’da kaldıkları her gün için şu kadar yolluk yevmiye de alacaklar. Dünyanın sağından solundan gelmiş çocuklar da iki folklör gösterisi yapacak, resmi erkan bir iki nutuk atacak iş bitecek.

Peki Türk gençlerinin kabahati ne? 19 Mayısta neden dünya gençliği Antalya Sheraton’da toplanıp abuk subuk 1930, 40′lardan kalma Hitler, Mussolini, Mao dönemi gösterilerini gerçekleştirmesinler? Bence TRT derhal çocuk dairesi yanına (eğer yoksa) 100 milyon YTL bütçeyle gençlik dairesi açmalı ve dünya gençliğine bir mesaj vermelidir. Dairenin başına adam lazımsa ben TRT’deki ortalama bir ücretle bu işi üstlenebilirim, sırf hizmet amacıyla. Sheratona da 10 Mayısta yerleşirim ki daha iyi planlama ve organizasyon yapabileyim.

TRT ve atılımlarını ilgiyle izliyoruz.

Popularity: 22% [?]

Hele Yiğitlere-II

FST 18 Nisan 2008

kamer.jpgBu defaki yiğitlik AKP’ye mahsus. Dün medyaya yansıdığına göre Kamer Genç yaptığı konuşmanın ardından bazı AKP milletvekillerinin saldırısına uğramış. Sadece Hürriyetten alıntı yaparsam kızılacağı düşüncesiyle Sabahtan da destek alarak olayı aktaralım:

Sabah Versiyonu

Hükümeti eleştiren Genç, “Türkiye’deki soygun ortada. İşsizliğin boyutu ortada. Çankaya’ya çıkardığınız kişi, yeni uçaklar alarak bu ülkeyi yönetemez” diye konuştu. Genç’in sözlerine AK Parti’li milletvekilleri, “Doğru konuş” diye tepki gösterdi. Genç, konuşmasını “Hükümet sıralarında bir kişinin dışında kimse bulunmuyor. Nerede bu Bakanlar Kurulu üyeleri? Tayyip gelsin karşımda konuşsun. Ben ona gerekli dersi veririm” diye sürdürünce tansiyon iyice yükseldi. TBMM Başkan Vekili Güldal Mumcu, birleşime ara verdi. Bu sırada AK Parti Burdur milletvekili Bayram Özçelik, Genç’in yanına giderek, “Senin işin gücün provokatörlük. Yılların geçmiş, ama boş adamsın” diye tepki gösterdi. AK Parti Tokat milletvekili Zeyid Aslan ve AK Parti Manisa milletvekili İsmail Bilen’in de Kamer Genç’in üzerine yürüyerek yumruk atmaya çalıştığı görüldü.

‘LİNÇ ETMEK İSTEDİLER’
Araya CHP Giresun milletvekili Eşref Karaibrahim ve MHP Aydın milletvekili Ali Uzunırmak girdi. Genç’in üzerine yürümek isteyen bazı AK Parti’li vekilleri de MHP, CHP ve diğer AK Parti’li vekiller engelledi. Genç, bazı CHP’li vekiller tarafından kulise çıkarıldı ancak tartışma burada da sürdü. CHP’liler Genç’in etrafını sararak olası kavgayı önlemeye çalıştı. AK Parti’li vekillerin muhalefet kulisinden ayrılmaları üzerine tartışma sona erdi. Genç, “Linç etmek istiyorlarsa etsinler. Benim bir canım var” diye konuştu.

Hürriyet Versiyonu

Kamer Genç, Meclis Genel Kurulu’nda Katar’la imzalanan uluslararası işbirliği anlaşmasının görüşülmesi sırasında söz alarak kürsüye çıktı. Genç, AKP hükümeti üyelerinin sık sık Katar’ı ve Arap ülkelerini ziyaret etmesini sert bir dille eleştirince, AKP Afyon Milletvekili Halil Aydoğan, Genç’e laf attı. Genç, “Muhatabım sen değilsin, Tayyip gelsin buraya, muhatabım Tayyip” diye tepki gösterdi. Konuşmasından sonra aralarında Bayram Özçelik ve Zeyit Aslan’ın da bulunduğu bazı AKP milletvekilleri Genç’in oturduğu sıraya giderek üzerine yürüdü.

ŞEREFSİZ HAKARETİ AKP’li Zeyit Aslan’ın Genç’e yönelik tekmesini CHP’li Eşref Karaibrahim, önlemeye çalıştı. AKP’lilerin sayısı artınca, CHP ve MHP’li milletvekilleri çevresinde etten bir duvar örerek Genç’i kulise çıkartmak istedi. AKP’li Enver Yılmaz da “Şerefsiz, Başbakan’a hesap sormak sana mı düştü?” diyerek, Genç’in üzerine yürüdü. CHP ve MHP’lilerce kulise çıkartılan Genç’e peşinden gelen AKP’liler, tekme ve tokatla saldırdı. Bu sırada ağıza alınmayacak küfürler edildi. CHP’li Başkanvekili Güldal Mumcu’nun verdiği aradan sonra CHP ve MHP’li milletvekilleri olayı protesto etmek için Genel Kurul’u terk etti. Olayın ardından Genç, gazetecilere “Beni linç edeceklerdi. Hepsi birden saldırdı. İçlerinde Grup Başkanvekilleri de vardı. Ben tek başımaydım” diye yakındı.

Kamer Genç ne söylemiş, kendisi matah bir adam mı gibi soruları unutun. Söyledikleri külliyen yanlış, alakasız olsa ne olacak? Şu hale bakın, sırf “başbakana nasıl hesap sorarsın” gibi bir gerekçeyle adama tekme tokat saldırmışlar. Kamer Genç bunları provoke amaçlı bile söylese, AKP milletvekillerinin gayretkeşliğine ne buyrulur? Kaldı ki, adam yanlış mı söylüyor, ortada bakan yok. Sonra, Kamer Genç veya bir başkası başbakana hesap, soru soramayacak mı?

Demek başbakanı la yüsel, her söylediğinde keramet olan yüce bir varlık olarak görüyorlar. Eh, sayesinde ayda 9 milyar maaş ve sınırsız imkanlara kavuştular, velinimetlerini şişirecekler ki bir dahaki seçimlerde yeniden listeye girebilsinler. Aferin size AKP milletvekilleri. Ha, yiğitliğe de bakın, bir kişiye 8-10 kişi tekme tokat saldırıyorlar. Breh breh. Bu yiğitler yarın Çalışma Bakanının “yiğitçe kendimiz için kıyak kanunlar çıkaralım” çağrısına da en başta destek olacaklardır, yalnız yiğit enflasyonu yükselecek gibi görünüyor, değerleri düşebilir sonra. Başbakana da helal olsun, uşak, tetikçi zihniyetli bu tipleri kukla gibi oynatmak için yanına toplamış, akıllı adam.

Dün Turgut Özal’ın vefat yıldönümüydü. Bu maskaralıkları görünce ne kadar dövünsek azdır diye düşündüm. Rahmetlideki ferasetin zekatı şunlarda olsa Türkiye bu kadar rezil durumlara düşmezdi. 2002 yılında kendilerine altın tepsi içinde ikram edilen Kemal Derviş reformları ve güçlü halk desteğini son 3 yılda birkaç rezil popülist menfaat uğruna heba ediyorlar. Hala daha 301 gibi kıytırık bir konuda laf çeviriyorlar. İki uyduruk maddeyi değiştirip derin bürokrasiyi sıfırlayacak bir teklifi referandum+seçim sandığı yöntemiyle ortaya koyup başsavcının verdiği pası gole çeviremiyorlar.

At gözlüklü AKP yandaşlarına da bir not: Ben CHP için böyle yazı yazmam, CHP’de ümit yok. AKP hala ülkenin çıkışı için yegane ümit kaynağıdır. Benden Zaman, Yenişafak, Star ağzıyla AKP şakşakçılığı yapmamı beklemeyin, bu medya bilmeden, veya daha büyük ihtimalle rant, kemik yalayıcılığı uğruna kısa vadeli çıkarları için AKP’yi yanıltıyor, kendisini dev aynasında görmesini sağlıyor. Doğru gördüğümü acı da olsa söylerim, bu sebeple bana kırılacak olan varsa da kendi bilir.

İkinci Not

Bu arada Milletvekillerine yapılacak bir kıyak da CHP sayesinde önlenmiş. Helal olsun, AKP yıpranma payı olan meslek gruplarından milletvekillerinin çıkarılmasını istememiş, CHP buna itiraz etmiş. AKP’de “madem milletvekilleri yok, herkesinki kaldırılsın” demiş. Ülke ekonomisinin sırtındaki potansiyel bir yük CHP sayesinde kalkmış.

Sosyal Güvenlik Yasası ile yıpranma hakları elinden alınan bazı meslek grupları için tekrir-i müzakere ile bu kesimlerin kazanılmış haklarının korunması için son anda bir girişim yapıldı.  AKP’liler bir değişiklik önergesi hazırlayıp, tüm kesimlerin yıpranma paylarının korunmasını istediler. Ancak bu kesimler arasında milletvekillerinin de kazanılmış yıpranma haklarının korunması yer aldı. CHP, bu düzenlemeye itiraz etti.

CHP ve AKP Grup Başkanvekilleri bir araya gelerek, tasarının tümü üzerine yapılacak oylama öncesinde verilen arada, konuyu ele aldılar. CHP’liler, önerge ile tüm kesimlerin kazanılmış yıpranma haklarının korunmasını ancak milletvekillerinin bu listeden çıkartılmasını istediler.

AKP kurmayları ise milletvekillerini çıkartmaya yanaşmadılar. Bunun üzerine iki grup arasında anlaşma sağlanamadı ve önerge gündeme getirilmedi. Madencilerden, balık adamlara gazetecilerden, milletvekillerine kadar bir çok kesimin yıpranma payı hakkı kaldırılmış oldu. Tasarı oylanarak kabul edildi.

Popularity: 23% [?]

Hele Yiğitlere

FST 17 Nisan 2008

milletvekili-kavgasi.jpgSosyal Güvenlik düzenlemeleri sırasında milletvekillerinin üçkağıt hamleleri -hakkını yemeyelim- başta Hürriyet gazetesi olmak üzere medyanın vatandaşa duyurmasıyla bir ölçüde berataraf edilmiş oldu. Gelgelelim çalışma bakanı milletvekillerinin kıyak vaziyetinin, keseri kendilerine yontmalarının kamuoyunda deşifre edilmesinden, üstüne üstlük eskisi gibi “vekilimize helal olsun” yerine “şerefsizler, yiyip bitiremediler” denmesinden pek hoşlanmamış ki şöyle bir beyanat vermiş:

Meclisin toplumsal sorunları çözdüğünü belirten Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Bu kadar önemli düzenlemeleri yapan milletvekillerimizle ilgili kamuoyunda yersiz ve gerekçesiz, bir çok haksız değerlendirmeler var. Bu Parlamento, bu milletvekilleri, bu değerlendirmeleri, bu haksız yakıştırmaları hak etmiyor. Milletvekilleriyle ilgili ne zaman bir konu gündemde olsa, bu haksız itham ve değerlendirmeler maalesef gündeme gelmektedir.

Anayasa Mahkemesinin sosyal güvenlik reformunu iptali çerçevesinde, bu yasanın yeniden ele alınması, bazı yeni düzenlemeleri de gündeme getirdi. Mevcut kamu görevlileri, dolayısıyla bütün milletvekilleri mevcut statüye, yürüklükteki mevzuata tabidir. Bu bilinmesine rağmen, bununla ilgili çok farklı yorum ve değerlendirmeler, kamuoyunda ve ilgili çevrelerde yapılıp, kafalar bulandırılmaya çalışıldı.

Bunlar doğru değil. Türkiye’nin geleceğine imza koyan, bu kadar önemli düzenlemeler yapan, Türkiye’ye yön veren yüce Parlamentoda görev yapan milletvekillerinin özlük haklarını da mertçe, yiğitçe hep beraber burada getirip; birilerinin konuşmasına, birilerine alet etmeyerek buradan geçirmemiz gerekiyor.”

Bak sen şu işe. Meğer milletvekili ile sıradan kamu görevlisi aynıymış benim haberim yok. O zaman bizim enişte neden 6 dişine implant yaptıramıyor, neden onun maaşı 1000 YTL de sizinki 9000 YTL. Uyduruk vesilelerle yurtdışı gezilere çıkıp tek kuruş harcamadığınız halde günlüğüne 150-200 dolar ilave almıyor musunuz? Bir alay eş, dostunuzu danışman diye 2500 YTL maaşla cebinizde sekreter diye gezdiriyorsunuz. İşiniz gücünüz mikro düzeyde iş takibi, eşe dosta iş bulma, lüzumsuz kamu yatırımları vs. Bakanı duyanın milletvekilleri için ağlayası gelir.

Yiğitçe mertçe diye saçmalayıp “biribirimizi alet etmeyelim” diyerek el altından “aman birbirimizi kösteklemeyelim, vatandaşın gözünü boyayıp 2 senede emeklilik, gazilerle eşit sağlık hakkı gibi kazanımları kaçırmayalım, aptallığın alemi yok” mesajı veriyor. Ne yiğitlikmiş be, laflara bak: Türkiye’nin geleceğine imza koyuyormuş. Hepinizin Tayyip Erdoğan, Deniz Baykal vs. tarafından tombaladan atanmış birer parmak olduğunuzu bilmeyecek kadar salak olsak belki yeriz bu lafları. Geç efendi bunları, hele erkekseniz çıkın da buralarda iddialarınızı yineleyin. İşin açığını söyleyeyim, bir milletvekilinin karşıma çıkmasını tavsiye etmem, milletin asil üyesi olarak vekilime yaptıklarının hesabını beklemediği sertlikte sorabilirim. Benden asla “sayın vekilim lafı” beklenmesin, adamı itin ardına sokarım. Haddinizi bilin. Edepsiziliğe bak, “evet yanlış işler var, milletvekillerine haksız ayrıcalıklar tanınmış, zamanla bunları ortadan kaldırmaya çalışacağız” diyeceğine alenen “tepenize çıkacağız, daha da fazlasını alacağız” diyor adam. Duyan da şerefli I. Meclisin vekili zannedecek bunları.

Tavsiyem yiğitliğin, erkekliğin onda dokuzu gereğince kaçın, biri gereğince de hiç ortalıkta görünmeyin. İyice azdılar ha. Şunlara adam gibi bir ders vermek lazım ama nasıl ve kimle? Tek ümidim Hürriyet, muhafazakar basın yalakalık gereği gözünü kapatıyor. Belki benim gibi düşünenlerden oluşan bir timle “millet, vekillerine karşı” kampanyası başlatılabilir. Herkes oy uğruna yurt sathına dağılacak milletvekillerinin yakasına yapışsın, veri, done,argüman isteyen için İzlenimler arşivlerinde yeterli malzeme var.

Aman uyanık olun. Bunlar iyice gemi azıya aldılar. Donumuza sahip çıkalım.

Popularity: 15% [?]

Kuyruklu Yazı

FST 17 Nisan 2008

pirinc2.jpgSon günlerde tuhaf haberler izleyip duruyorum. Yok pirincin fiyatı zamlanmış, kıtlık başlamış filan. “Pirinç bulamıyorsanız bulgur yeyin” diyen de var, bakan Tüzmen gibi “İthalatı serbest bırakırız ha, depoladığınız pirinci çıkarın meydana” diye tehdit savuran da. Ben bu işlerden anlamam ama durduk yerde niye pirinç kıtlığı olacakmış onu çözemedim. Buğdaydan kimyasal bazı maddeler yapıyorlarmış filan diye duyarım, bu sebeple fiyatı artacakmış. Hürriyet gazetesi başta sağdan soldan tüm medyada bir panik havası estirilmeye çalışılıyor. Bir de televizyonda konuşan Ziraat Odası başkanları zırt pırt “devlet daha çok para versin” mealinde laflar ediyorlar. Ağlayan ağlayana. İşte bu konuların piri olan Hürriyet iki gündür “kuyruklar hortladı” türlü haber yapıyor. Buna göre 30 senedir görülmeyen kuyruklar yeniden başlamış. Delil de Hürriyet mhabirinin İzmir TMO önünde çektiği fotoğraflar. Şöyle demişler:

300 metrelik pirinç kuyruğu

Pirinçte fiyatlar yüzde 155 artınca şok olan dar gelirli çareyi TMO’larda buldu. Türkiye’nin hemen her köşesinde pirinç kuyrukları oluştu. En çarpıcı kuyruk ise İzmir TMO önüne uzuyor. 15 Nisan’da yaptığımız haberde pirinç alamya gelenlerin oluşturdu kuyruk 20-25 metreyken bugün kuyruk 300 metreyi geçmişti.

Kuyruklar geri döndü

Türkiye’de pirinç fiyatlarının artması ardından İzmir’deki TMO parakende satış yerinin önündeki oluşmaya başlayan kuyruk yetkililerin “Kriz yok” açıklamalarına rağmen uzadı

Pirinç krizinin öncesinde her isteyene 10 kilogram satış yapılan TMO İzmir parakende satış yerinde hafta başında bu miktar 4 kilograma düşürüldü. Ancak piyasada 3 YTL’ye satılan osmancık cinsi pirinci 1.80 YTL’den almak isteyenlerin sayısı her geçen gün arttı. Hafta başında 50 metre kadar olan kuyruğun uzunluğu 300 metreyi buldu.

Önce karar verilsin, kuyruk 20-25 metre miydi yoksa 50 metre mi?  Yurt sathındaki kuyrukları bilmem ama “çarpıcı kuyruk” İzmir fotoğraflarına şöyle bir baktım ve pirinç almaya gidenlerin genelde emekli, başıboş, zamanını geçirmek için vesile arayan avare yaşlılar olduğu kanaatine ulaştım. Sonra şu da aklıma geldi, haydi ekmek kıtlığı densin anlayayım, millet gider un filan stoklar ama pirinç de ne oluyor? Türkiye Çin, Hindistan filan değil ki pirinci stoklayalım. Pirinç vazgeçilmez bir gıda kaynağı değil bizim için. En fazla kuru fasulyenin yanında turşu-soğan eşliğinde garnitür olur. Pirinç olmazsa bulgur pilavı da, hele şöyle hafif tereyağı yakılarak yapılmışsa süper gider. Turp da kesebilirsiniz yanında. Bir de bulgur daha sağlıklı denir, bilmem doğru bilmem yanlış.

pirinc1.jpg

Dolayısıyla Hürriyetin, televizyonda abuk subuk saçmalayan Ziraat odası yetkililerinin lafına kanan sayın emekli amca, dayı ve teyzelerim. Evhamı bırakın gidin evinize oturun. Yarın fiyatlar ofisten aldığınızın daha altına iner, boşa üzülmeyin. Ha, bu vesileyle iki dedikodu yaparız, hava alırız diyorsanız siz bilirsiniz. İzmir’de herhalde TMO bahçesi yerine gezilebilecek Kordonboyu, oturaklı park ve bahçeler vardır. Nedir öyle betonun üstüne yanlamışsınız.

Osmancık pirinci alamıyorsanız Karaman bulguru alın, yapın pilavınızı, kesin turpu, soğanı yanına, biraz da turşu koyun. Bir de süzme yoğurttan tuzlu ayran yapın, ne demeye pirincin peşinden koşuyorsunuz? Emekli vatandaşımız (şapkalı olan) epey çağdaş bir görüntüye sahip, ilerici adam akıllı olur.

Bu arada karnım acıktı nedense, akşama nohut olsa gerek evde, o da iyi gider pilavla. Bakalım kısmetimizde ne var.

Popularity: 17% [?]

TRT ve Eski Günler

FST 17 Nisan 2008

ibo.JPGEski günleri hatırladım, Anti-TRT diye bir sitede arada paslaştığımız dostlar vardı. Herkes yalan oldu, herhalde ben de Küba, İzmir, Çankaya gibi yıkılan son kale durumuna düşeceğim. O güzel günlerde TRT’nin ardından atar tutardık, dün TRT İbrahim Tatlıses ile anlaşıyor filan denince bunları hatırladım. Haber şöyle:

İbo Show için TRT’den bölüm başına 65 bin YTL alacağı belirtilen Tatlıses VATAN’a konuştu: O paraya program yapacak insan değilim
[…] Konuyla ilgili VATAN’a konuşan sanatçı şöyle dedi:

“Ben atv’de yaptığım programdan 150 bin YTL alıyordum. 65 bin YTL’ye program yapacak insan değilim. Bu iddialarla beni aşağı çekmeye çalışıyorlar, fiyatımı düşürmek istiyorlar. Bunu duyan, ’Gel 100 bin YTL’ye program yapalım sana’ diyor. Benim yapım şirketim bir kanala program yapıyor. Reyting almıyor, bana malediliyor.” Tatlıses, TRT ile henüz sözleşme imzalamadığını belirterek, şöyle konuştu: “Gün konusunda henüz anlaşamadık. İbo Show’un günü, pazardır. İzleyicilerin alıştığı bildiği bir gündür. Ancak TRT hafta içi yapmak istiyor. Ben de pazar gününde ısrarlıyım. Yarın biraraya geleceğiz ve kesin olarak konuşacağız. TRT’de yer almak istiyorum. Çünkü bizim ilk göz ağrımızdır.

TRT bizim de ilk göz ağrılarımızdandı be İbo, şimdi pek haber çıkmaz oldu. Neyse, alacağın para sana helal olsun, tabii inşallah Yüksel Altuğ’un dediği gibi elektrik faturalarımıza bir İbo zammı yemeyiz.

İbo demişken şu klibi mutlaka izleyin, beğeneceğinizi tahmin ediyorum.

Popularity: 12% [?]

« Geri - İleri »

Kapat
E-posta ile paylaş