Nisan 2008 Arşivi

Üçler Yediler Kırklar

FST 17 Nisan 2008

40lar.jpgBazen çevreden “şu AKP’ye yanaşamadın, bak millet nerelere geldi” diyenler oluyor. Öyle ama ne yapayım, ressam değilim ki tablolarımı meclis lokantasına satayım, bir yeteneğim yok ki İstanbul yahut Anklara belediyelerinde yağlı yönetim kuruluna beni işe alsınlar, hep ters laflar edeceğim için danışman, müşavir, müsteşar da yapmazlar. İki güne kalmaz kovulurum. Ben şu halimle iyiyim, dokunmayın diyorum. Diğer taraftan da dün yayınlanan listeye de şöyle biraz iç çekerek bakmamak da mümkün değil.

Haberde “40 Kişilik AK kadro” denmiş. Ahbap, yeğen, amca, dayıoğlu, yandaş durumunda epey adam var. Biraz soruşturdum, “yahu Fethi bey ne saf adamsın, bunlar tamamen bankamatik işleri, bakanın işi yok da birine mi danışacak, Yönetim Kurulu denen yerler havadan 3-5 milyar birilerini beslemek için ihdas edilmiştir. Hem 40 ne ki, bunlardan binlerce var” dediler. Bunlar hiç işe filan gitmez aydan aya bankalarına yatan parayla günlerini gün ederlermiş. “Peki” dedim “biz AKP’yi muhafazakar dindar filan biliriz, bunlar haram, helal, beytül mal, devlet malı konusunda hiç düşünmez mi, hani CHP kadrolaşıyor denir, AKP’nin ne farkı var” dediğimde karşımdaki şahıs epey güldü. Ben de ses çıkarmadım. Hatta bana “istersen seni de aldıralım bir yere, yalnız AKP il başkanlığına uğra, ara sıra oralarda görün, böyle uluorta konuşulmaz bu işler” dedi.

Bana teklif ettikleri yer Tarım bakanlığında bir daire başkan yardımcılığı. Uğramana gerek yokmuş. Oraya kapağı atarsan bir de başka yönetim kurulu üyeliği ile danışmanlık uydururlar 10-15.000 YTL’yi doldururmuşsun. Fena iş değil gibi, cumhurbaşkanı olsan elli türlü protokolle uğraşacaksın, halbuki burada yattığın yerden aynı parayı alıyorsun. Abdullah Gül de pek safmış. 15.000 YTL maaş için tut cumhurbaşkanı ol. RTÜK üyesi ve Botaş yönetim kuruluna girse bu kadar yorulmaz, eleştiri de almazdı. Anlamak mümkün değil.

Ne dersiniz, üçler, yediler, kırklara, erenlere abdallara karışmanın zamanı geldi mi? Tek maliyeti ar ve haya perdesini yırtabilmek, herhalde zamanla ona da alışır insan.

Popularity: 9% [?]

Ahmaklık Evrensel mi-II

FST 17 Nisan 2008

balik.jpgHep Türkiye’de olan bitene yükleniyoruz, ki bu da normal sonuçta bizi burada olup bitenler ilgilendiriyor, ama elbette dünyanın en ahmak milleti biz değiliz, daha doğrusu “milletler” ahmak olmaz, orada yaşayanlar içinden geçtikleri eğitim sistemi gereği aptallaşabilirler. Daha önce de konuyu Yunan basınından bir örnekle açıklamıştım. Şimdi benzer bir olaya Almanya ile Avusturya arasındaki heykel sebep olmuş. Haber şöyle:

Almanya ile Avusturya’nın arasını heykel gerdi. Almanya’nın sınır kasabası Simbach’ta metalden dikilen erkek heykelinin poposu Avusturya’nın Braunau kasabasına dönük olunca Avusturyalılar ayaklandı. Balığın üstüne binmiş sadece alt tarafı kapatılmış çıplak bir erkeği tasvir eden heykel yarım ton ağırlığında. 260 bin Euro’ya mal olan heykel Inn Nehri için yapıldı. Avusturyalılar bunun bir hakaret olduğunu savunurken Simbach sakinleri ise bir sanat eseri olduğunu savunuyor. Simbach Belediye Başkanı sanat eserinin yapım aşamasında çırılçıplak olmasına karşı çıkarak alt tarafının kapanmasına karar vermişti.

Görüldüğü üzere bizi hiç aratmayacak meseleler var dünyada. En azından yalnız olmadığımızı görüp sevinebiliriz. Geçenlerde nerede okuduğumu hatırlamıyorum ama Sputnik’in uzaya fırlatılmasını bir gazetecinin “dünyadan kaçış imkanı” olarak adlandırdığını görmüştüm. Bu arada aklıma takılan, bu 260.000 Euro kim tarafından ödenmiş? Alman vatandaşın vergisini yedirtmemek de bir dünya vatandaşı olarak görevim, soruyu gündeme getirmiş olayım.

Popularity: 9% [?]

Kahraman

FST 17 Nisan 2008

herkul.jpgKaradeniz Ereğlisi’nde 2006 yılında dikilen Herkül heykeli gece vakti yerinden sökülmüş, yerine başka bir şey konulmuş. Hayır, Atatürk değil, Sekiz Alemdar Kahramanı diye bir şey Herkülü ikame eden. Olayın hikayesi şöyle:

Zonguldak’ın Ereğli ilçesindeki sahil bandına dikilen, Yunanlıların mitolojik kahramanı Herkül heykeli gece yarısı operasyonuyla kaldırıldı. Belediye başkanının talimatıyla kaldırılan Herkül heykelinin Cehennemağzı Mağarası’na taşınacağı bildirildi.

VATANDAŞLARDAN TEPKİ

Mitolojik çağın simgelerinden olan Herkül heykeli, 2006 yılında eski belediye başkanı Halil Posbıyık tarafından yaptırıldı. Vatandaşlar ise, “Kendi milli kahramanımız yok mu?” diye Herkül heykeline tepki gösterdi ve heykelin varlığı tartışma konusu oldu. Heykel kaldırılmak istendi ancak çeşitli nedenlerle bundan vazgeçildi. Eski başkan Posbıyık’ın, 22 Temmuz genel seçimlerinde Demokrat Parti’den milletvekili adaylığı nedeniyle başkanlıktan istifa etmesi üzerine, Belediye Meclis üyesi Murat Sesli, Meclis üyeleri arasında yapılan seçimle, Ereğli Belediye Başkanı oldu. Başkan Sesli, kısa süre önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından rozeti takılarak AK Parti’ye geçti. Başkan Sesli’nin talimatıyla Yunan kahramanının heykeli, gece saat 04.30′da başlayan operasyonla kaldırıldı. Belediye çalışanları, gece saatlerinde Herkül heykelinin bulunduğu sahil alanına gelerek, vinç yardımıyla heykeli parça parça yerinden kaldırdı. Herkül ile ilgili olarak hazırlanan bilgilendirme yazılarının da kaldırıldığı görüldü. Başkan Sesli, sahildeki Herkül heykeliyle ilgili daha önce açıklamalar yaptığını, heykeli Cehennemağzı Mağarası’nın bulunduğu bölgeye koymayı düşündüklerini ve heykelin bu nedenle yerinden kaldırıldığını söyledi. Sesli, “Heykelin kaldırıldığı yere, Sekiz Alemdar Kahramanı’nın anıtı yapılacak” dedi. Sesli, heykelin gece yarısı yerinden kaldırılmasını ise, “Gece kimseyi rahatsız etmemek için bunu yaptık. Gündüz ve akşam sahilde insanlar geziyor. Bu çalışmayı, insanları rahatsız etmemek için gece yaptık” diye açıkladı.

HERKÜL EFSANESİ
Mitolojide Herkül’ün, cehennem köpeği Kerberus’u kaçırmak için yeraltı Tanrısı Hades’in yönettiği, hiçbir ölümlünün geri dönemeyeceği “Ölüler Ülkesi”nin yer aldığı Cehennemağzı Mağarası’na indiğine inanılıyor. Herkül’ün, Ölüler Ülkesi’nin bekçisi üç başlı ve yılan kuyruklu köpek Kerberus’u, Olimpos Tanrıları Hermes ve Athena’nın yardımıyla Cehennemağzı Mağarası’ndan, yeraltındaki Ölüler Ülkesi’ne inerek kaçırdığı belirtiliyor.

Demek Herkül’ün bir heykeli varmış, hayret Karadeniz Ereğlisinde bir tur atmışlığım, Demir Çelik tesislerinin lüks restoranında ucuz yemek yemişliğim de vardır. Ünlü reçelimiz diye bir şey satmışlardı, onu da hatırladım, eve döndüğümüzde şekerlenince çöpe atmıştık. Neyse, bileydim sahil boyundaki gemilerin önünde değil Herkül Heykelinin önünde bir resim çektirirdim.  Bak, şimdi kaldırmışlar bir mağaranın ağzına koyacaklarmış. Nereden yol düşüreceğiz bir daha oralara.

Peki vatandaşın tepkisine ne diyelim? Bence çok isabetli söylemişler. Karadeniz Ereğlisi taş devrinden beri bir Türk yurdu olduğundan oraya Herkül gibi bir ucube ve çırılçıplak bir edepsiz değil öz be öz milli bir kahraman yakışır. Gerçi Yunanlıların aslında Türk olduğu da söylenir ama şimdilik bunu ihmal edelim. Kaldı ki adamın efsanesinde de iş yok. Cehennem köpeği filan var. Hiç köpeğin üç tane başı mı olur? Yalan olduğu besbelli. Halbuki bizim Ergenekon efsanesine bak, adam gibi tek kafası olan bir kurt ulusa önderlik ediyor ve dört dağ arasından çıkıp gidiyorlar. Tabii bugünkü manzaraya baktığımızda “hay yerinizde oturaydınız, Kurt sen de yanlış yapmışsın, gerçi bileydin yol göstermezdin ama kısmet işte” diyen de çıkabilir. Konuya dönersek, heryeri çıplak olan Herkül nam yarı tanrı keferenin heykelinin henüz AKP’ye geçmiş, bu sebeple bir madalya ile onurlandırılmış belediye reisince, üstelik de vatandaş rahatsız olmasın diye gece 04.30 civarında mübarek sabah namazına bir iki saat kala indirilip hak ettiği cehenneme yollanması iyi olmuş. Peki yerine ne konuluyor?

Haberdeki resimde “Herkül’ün heykelinin kaldırıldığı alana, Milli Mücadele döneminde harp malzemesi taşıyan gemileri kollama görevini üstlenen Alemdar Gemisi ve mürettebatının tasvir edildiği anıt dikilecek” denmiş. İşte bu olmadı. Sen koca Yunan kahramanını kaldır ama yerine görevi sadace kollama olan bir teknenin mürettebatını koy. Buna itiraz edilir işte. Bence madem Yunan Efsanesini beğenmedik, milli kahraman arıyoruz, hemen elimizde Ergenekon efsanesi yok mu? Alın size heykel malzemesi. Mesela darbeci 3 paşanın heykeli çevresinde Veli Küçük, İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu, Kerinçsiz, Perinçek’tan oluşan “8 adam heykeli” uygun düşmez mi? Ergenekon efsanesi Karadeniz Ereğlisinde yaşatılmış olur, Herkül ayıbı da temizlenir, vatandaş namusu temizlendiği için rahat bir nefes alır.

Tabii ille de efsane olmasın, Milli Kahraman yeter deniyorsa, Deli Dumrul, Bamsı Beyrek, Nasreddin Hoca, İsmet Paşa, İnternet Mahir, Fatih Terim gibi kahramanlar da düşünülebilir. Özellikle son isme dikkat edin.

(Bir de aklıma geldi, sekiz alemdar yerine Polat Alemdar da iyi giderdi)

Popularity: 9% [?]

Ah Engin Ardıç

FST 16 Nisan 2008

Tam paranın üstüne Abdullah Gül’ün resmi konsa diye bir yazı döşenip paint ile de acemice Abdullah Gül’ün resmini 20 YTL üzerine yapıştırmaya çalışırken Engin Ardıç’ın şu yazısı ile karşılaştım. Alacağın olsun Engin Bey, bu gidişle ekmeğimizden de olacağız. Neyse belki yazıyı yazmaya devam ederim.

Popularity: 11% [?]

Bu da bir şey mi

FST 15 Nisan 2008

ysegul.jpgMalum okullarda ant diye birşey okunuyor sabahları, çocuklar askeri ictimada korkuyla dikilirken bir ufaklık çıkıp coşkuyla bağırıyor, topluluk bunu tekrar ediyor. 1930, 40′lı yıllara ait bir seremoni olsa gerek, varlığını Türk varlığına armağan eden, birey olamayıp toplum için(de) kaybolacak itaatkar bir neslin acıklı manzarası da denebilir. (Bu işin arkaplanı da var). Askeri ictima mantığıyla her sabah çocuklara uygulanan zorbalık, zırt pırt okunmaktan yalama olmuş İstiklal Marşı, her sabah okunmaktan zaten eksik olan anlamını kaybetmiş bir and üçlüsü herhalde ancak bir gerilim filmine yaraşır ve bu film Türkiye sathında hergün sahneleniyor. Gestapo şeflerini andıran müdürler, SS görüntülü, ciddi bakışlı, başı dik gururlu öğretmenler, karanlık okul koridorları filan. Mektep değil sanki Nazi toplama kampı mübarek. Üstelik kaçmanız da mümkün değil, “Zorunlu Devlet Eğitimi” var, mecbursunuz çocukları kampa yollamaya. Özel kamplar var ama uygulama üç aşağı beş yukarı aynı. Sadece daha fazla parayla eziyet düzeyini bir parça azaltabilirsiniz o kadar. Traşı kesersek, okuduğum habere göre 2 yaşında bir çocuk da bu andı okuyormuş ve gazete bunu “dinleyenleri büyülüyor” diyerek vermiş:

2 yaşında Andımız ezberde

Bursa’nın İnegöl İlçesi’nde, Andımız’ı ezbere okuyan 2 yaşındaki Ayşegül Yılmaz, dinleyenleri büyülüyor.

İnegöl İlçesi’nde yaşayan Cemile ve Doğan Yılmaz çiftinin çocukları 2 yaşındaki Ayşegül, Andımız’ı, kendisinden 2 yaş büyük olan erkek kardeşi Alperen ise İstiklal Marşı’nın iki kıtasını ezbere okuyor. 7 yaşındaki oğlu Oğuzhan’ı okula her gün çocuklarıyla götürüp getirdiğini söyleyen Cemile Yılmaz, “Çok ilginç. Ağabeyinin sınıfa girmesini beklerken, okunan Andımız’ı Ayşegül ezberledi, Alperen ise şu anda İstiklal Marşı’nın ilk iki kıtasını okuyor, diğerlerini söylemeye çalışıyor. Kendilerini dinleyenleri adeta büyülüyorlar” dedi.

Belindeki rahatsızlık nedeniyle ağır işlerde çalışamadığını söyleyen Doğan Yılmaz ise zeki olan çocuklarının özel eğitime tabi tutulması için İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nden yardım istediğini belirtti.

Malum bizde İstiklal Marşının 10 kıtası, Gençliğe Hitabe ne kadar erken ezberlenirse o kadar makbul sayılır. Askerde 10. Yıl Marşı, Kuran Kursunda da Yasin, Amme, Tebareke için aynısı geçerlidir. Yalnız ufaklıkların başarısı beni pek etkilemedi, bana göre bunlar normal. 4 yaşında istiklal marşının 10 kıtasını okuyup milleti gözyaşı seline boğanlar da var. Yahut, 5 yaşında Yasini ezberledi, şu yaşında hafız oldu filan da denir. Hele hele 2 yaşındaki çocuğun hafıza çok açıktır, ne desen kapar. Aç Kanaltürk’ü çocuk bir haftada Nutuk hafızı olmazsa adam değilim.

Bırakın çocuğu, bizim evin orada bir okul var, her sabah işittiğimden ben bile bu andı ezberledim. Hürriyet duysa “kazık kadar adam andı ezbere okuyor” diye haber yapası gelir. Yine de küçük Ayşegül ile Alperen’i kırmayalım, pek hayırlı bir iş olmasa da ufaklıklar gazeteye çıkmış, babaları el altından kamuoyuna bir mesaj filan verebilmiş, az şey değil.

Benim mesajım ise hiçbir yetkilinin kulağına gitmeyeceğinden, çocukların anasına bir mesaj vereyim: sevgili kardeşim çocuğu okula bırak; andımız başlamadan hemen oradan kaç, sen benim ne demek istediğimi anlamayacaksın belki ama fukara çocuklara bu yaşta eziyet etmen doğru değil. Oturt televizyonun başına Teletabi filan izlet.

Popularity: 11% [?]

Şaka gibi lan

FST 14 Nisan 2008

barosso.jpgAB Komisyonu başbakanı Barosso Türkiye’de epey iz bıraktı, işin açığı ben de adamı beğendim fakat iki gaf yapmış ki, olacak şey değil. Allahtan kendisine yetkili makamlarca had bildirilmiş, edep, erkan öğretilmiş. Malum Türkiye’de kafaya geçen gerçek çuvalın intikamı filmde alınır, gerçek dünyadaki fukaralık, ileri ülkeler karşısındaki eziklik tarihte şunu yapmıştık masallarıyla örtülmeye kalkılır. Yahut bilemediniz “canım Araplar daha mı iyi” diye meşrulaştırılmaya kalkılır. Neyse durduk yerde ders vermeyeyim, ne de olsa Fatih Terim değilim, Barosso ülkemizde çok önemli iki iz bıraktı, şunlara bir bakalım.

Öncelikle sayın AB yetkilisi Anıtkabir’deki müzeyi gezerken eli cepte dolaşmış. Haklı olarak hepimiz infiale kapıldık. Mesela ben ilk olarak Portekiz’e Türk usulü bir ders verilmesi gerektiğini düşündüm. Elbette bu ders ancak bir film yoluyla verilebilir. Barbaros Hayrettin Paşa’nın şamarını az yememiştir bunlar, iki tane de Polat Alemdar aşkeder, hadlerini bildirirdik. Mesela “Kurtlar Vadisi: Akdeniz’de Şamar” filmiyle Portekiz’in canına okunabilir. Polat ve adamları tekme tokat girişip Anıtkabirde el cepte gezmek neymiş yedi düvele gösterirler. Tabii Yeniçağ Gazetesi Polat’a iş düşürmemiş. Detaylarda Barosso’ya bir Nutuk hediye edildiğini de öğrendiğimiz haberin genel mesajı kısaca: “Çıkar Lan Elini Cebinden” veciz cümlesiyle özetlenmiş. Yeniçağ Gazetesine tek diyebileceğim “Aferin lan hergeleler” olacak. Taşı gediğine koymuşlar. Gazetede şunlar da yazıyor:

Ata’nın huzuruna çıkarılan AB Komisyon Başkanı’nın küstah tavırları öfke yarattı

Ajanlarına TBMM’de inceleme yaptıran, Türkiye’nin içlerine karışan, bağımsız Türk yargısına baskı yapmaya kalkışan Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı J. Manuel Barroso, Türk milletini çıldırttı. Sömürge valisi edasıyla geldiği Ankara’da, Anıtbakir’e götürülen ecnebi, alçak tavırlarını burada da sergiledi.

Milli benliğin yoksa av olursun

Atatürk’ün manevi huzurunda soytarı gibi dolaşan Barroso, Büyük Önder’in, “Milli benliğini bulmayan milletler başka milletlerin avıdır” yazılı özdeyişinin önünden eli cebinde geçti. Gazetemizi arayan vatandaşlar, “Bunlar mandacı tavrıdır” diyerek tepki gösterdi.

Müstemleke valisi gibi

Atatürk’ün huzurunda alçakça tavırlar sergileyen Barroso, Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada ise 301 dahil birçok konuda küstahça emirler yağdırdı

Barosso’ya ikinci ders CHP genel başkanı Baykal tarafından verilmiş. Bu Barosso denen densiz yaptığı bir konuşmada “mucize” kelimesi geçince etrafa “yahu mucize dedik, laiklik için problem oluşturmasın” diye bir nükte yapmış. Ne büyük küstahlık. Adam alenen bizdeki laiklik anlayışının düpedüz hödüklük olduğunu ima ediyor, dalga geçiyor. Milliyet gazetesinde son derece uyduruk şeyleri büyük önem arzediyormuş gibi yazan Fikret Bila bakın neler demiş:

AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye ziyaretinin İstanbul ayağında, bazen siyasi gelişmelerde mucizeler olur, dedikten sonra, “Mucize sözcüğünü, laikliğe karşı algılanmayacağını düşünerek söylüyorum” diye espri yapmış.

Barroso’nun esprisinden, Türkiye’de halkın önemli bir kesiminin laiklik konusunda duyduğu endişeyi hafife aldığı anlaşılıyor. Ankara’da TBMM çatısı altında sarf ettiği, Türkiye “köktendinci eğilimlere güçlü bir alternatiftir” sözünün önemiyle ve ağırlığıyla pek uygun düşmedi. Laiklik konusunda endişe duyanlara “alaycı” bir gönderme niteliğindeki “şaka”sı, “AB Komisyonu Başkanı” sorumluluğu açısından da yakışık almadı.

“Şaka konusu değil”

Barroso’nun bu alaycı yaklaşımı, CHP lideri Deniz Baykal’ın da dikkatini çekmiş. Baykal, laikliğin Türkiye için taşıdığı yaşamsal öneme vurgu yapıp “Bu şaka yapılacak bir konu değildir” diyerek tepki gösterdi.
Baykal, laiklik olmadan demokrasinin yaşayamayacağına vurgu yaptı. AB yöneticilerinin bunu iyi anlamaları ve iktidarın dışındaki Türkiye’yi tanımaları gerektiğini belirterek, Barroso’ya mesaj göndermiş oldu.

Baykal’dan üç mesaj

CHP lideri Baykal, Türkiye’nin kurtuluş ve demokrasi mücadelesini Batı’ya rağmen yaptığını anımsatarak şu değerlendirmede bulundu:
“1- Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk, kurtuluş mücadelesini maalesef Batı’yla çatışarak vermek zorunda kalmıştır. Kurtuluş mücadelemiz Batı’nın desteğiyle değil Batı’ya rağmen başarıya ulaşmıştır.
2- Türkiye demokrasiye de kendi iradesiyle geçmiş ve demokrasi mücadelesini de Batı’nın desteğiyle değil, ona rağmen kazanmıştır. Türkiye demokrasi mücadelesi verirken askeri müdahalelerle karşılaşmıştır. Batı ise hep askeri yönetimlere destek olmuş, 12 Mart’ta da, 12 Eylül’de de demokrasi mücadelesi verenlerin yanında olmamıştır. Bizler sürülürken, Zincirbozan’a sürgüne giderken, Batı askeri yönetimlerle çalışmayı tercih etmiş; demokrasiye müdahale edenlerden ‘bizim çocuklar’ diye söz etmiştir.
3- Şimdi öyle anlaşılıyor ki, Türkiye laiklik mücadelesini de Batı’nın desteğiyle değil, Batı’ya rağmen yapacaktır. AB yöneticilerinin laikliği ihlal edenlerle birlikte olması bunu gösteriyor. Biz laikliği Avrupa gibi yüzyıllar süren bir mücadeleyle elde etmedik. Kolay elde ettik. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar, dünya deneyiminden hareketle laikliğin önemini gördüler ve bu ilkeyi yerleştirdiler. Çağdaş, modern Türkiye’yi böyle inşa ettiler. Ama bugün, laikliğe karşı çıkanlar işbaşına geldiler.”

Baykal ders yanında çeşitli mesajlar da vermiş. Laiklik konusunda söylediği de tam isabet. Türkiye’de “ateşle oynama” denirdi şimdi “laiklikle şaka olmaz” da literatüre giriyor. Hakikaten öyledir, birinin başına bela getirmek için en ciddi hamle laiklikle ilgili bir suç isnat etmektir. Misal tanıdığım ateist bir profesör için “namaz kılıyor” diye iftira atılmış, adamın başı belaya girmişti. Tabii Barosso ne bilsin, adam uluorta laiklik anlayışımızla dalga geçiyor. Halbuki Türkiye’ye gelmeden bir deyimler sözlüğü açsa “laik olmayan insan sayılmaz”, “laik olmayan adam değildir” gibi A. N. Sezer vecizelerini görmesi işten bile değildi.

Sonra şunu da anlamak mümkün değil. Kardeşim siz kim oluyorsunuz, dünyaya laikliğin ne olduğunu Türkler öğretmiştir. Hala Fransa gibi bir kalede bile lisede dini simge olur mu diye tartışma yaşanıyor, üniversitelerde başörtüsü diye bir mesele yok. Kilise denen müessese tüm ihtişamıyla laik Batıda hüküm sürüyor. Tabii anlamazsın laikliğin gerçekte ne olduğunu böyle gülersin aklınca. Aslında biz sana gülüyoruz.  Dünyaya öğrettiğimiz tüm değerler yanında laikliği de yakında öğreneceksiniz. Diğer değerlerin şu anda hatırlayamadım, bir ara sayarız. Yoğurt, kebap filan vardı herhalde.

Bu arada Baykal’ı alkışladım ama saydığı maddelerde bir iki yer dikkatimi çekti, alkışımın dozu biraz düştü, mesela ilk maddede demiş ki “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk, kurtuluş mücadelesini maalesef Batı’yla çatışarak vermek zorunda kalmıştır. Kurtuluş mücadelemiz Batı’nın desteğiyle değil Batı’ya rağmen başarıya ulaşmıştır.” Ne alakası var, 1921′den itibaren İngiltere, Fransa filan bu işi bırakmıştı. Kurtuluş Savaşı dolaylı da olsa Batının desteğiyle kazanılmıştır, belki Yunanlılar “Batı bizi başta destekledi sonunda sattı” diye şikayetlense anlarım. Ortada yedi düveli geçtik, Yunanlılar dışında kimse kalmamıştı. Rusya’nın bize yolladığı para filan da cabası. Engin Ardıç bir ara yazmıştı, oradan bakılabilir.

İkinci madde tümden yanlış: “Türkiye demokrasiye de kendi iradesiyle geçmiş ve demokrasi mücadelesini de Batı’nın desteğiyle değil, ona rağmen kazanmıştır.” Boş laf, II. Dünya Savaşını ABD kazandıktan sonra bizimkiler can havliyle demokrasi gemisine atlamak zorunda kalmışlardır. Amerikan sopası olmasa kimse elindeki tatlı tek parti imkanını bırakır mı? Baykal da siyaset bilimi doçenti deniyor ama ne iş anlamadım. Gerçi Fatih Terim’in profesör olduğu yerde herhalde Baykal’a en fazla doçentlik düşer.

3. Madde de saçma, “Şimdi öyle anlaşılıyor ki, Türkiye laiklik mücadelesini de Batı’nın desteğiyle değil, Batı’ya rağmen yapacaktır. AB yöneticilerinin laikliği ihlal edenlerle birlikte olması bunu gösteriyor.” denmiş. Bunu şöyle düzeltelim “Batı kendi anladığı daha özgürlükçü bir laiklik anlayışını bizim zorbalığımızla değiştirmek istiyor” demek istiyor herhalde ki, ben de Batının bu kanaatte olduğunu zannediyorum. Batının ipine sarılmak lazım. Mustafa Akyol iyi bir yazı yazmış “Modern dikta rejimlerinin hemen hepsi “bağımsızlık” meraklısıdır” diyor. Bizdekilerin anladığı tarzda tam bağımsızlık mı olur, bak AB ülkelerinin hiçbiri tam bağımsız filan değil. Dünyada Kuzey Kore, Küba (ki o da elden gidiyor) ve Venezuela gibi yerler dışında tam bağımsız yer mi var, illa ki BM, ILO, NATO, AB, NAFTA, AFTA bir yere bağımlısın. Boş laf işte. Kulağa hoş mu geliyor nedir. (Öküzler için özel not: burada yazılandan “Türkiye bağımsız olmamalıdır” manasını çıkarmayın, lan.)

Uzatmazsak, Barosso Türkiye’den geldi geçti, iki nala bir mıha vurdu, AKP’nin denyoluğu bırakıp AB yörüngesine girme dışında şansı olmadığını 3 sene sonra yediği sopayla hatırlaması gerektiğini pekiştirdi, bu arada Yeniçağ ve CHP’den de bir ayar aldı, hepsi bu.

Fikret Bila sen de saçmalamayı kes, yok “alaycı gönderme” imiş falan. Ne zannediyordun, AB yetkilisi gelip “süper bir laiklik sisteminiz varmış, bizimkilerde kafa olsa bunu alırdı, hele demokrasiniz cihana nümunelik” mi diyecekti yani? Bize millet bir tarafıyla gülüyor, Barosso devlet adamı olunca nükte havasında biraz dalga geçmiş o kadar. Herhalde kapalı kapılar ardında “yahu ne moloz memleketmiş, gelip görmek lazım” diye gülmekten bir hoş olmuştur.

Popularity: 17% [?]

Spor yazısı: Lafım dinlense

FST 12 Nisan 2008

bjktarfa.jpgFenerbahçe Chelsea tokadını yiyip oturdu, en azından o muhabbet bitecek, kafamız daha fazla şişmeyecek. Bu arada Chelsea de kofti takımmış. Liverpool bunları böyle oynarlarsa perişan eder. Tabii Chelsea de Fenere karşı oynar gibi ipe un sermeyecektir, bakacağız artık. Yalnız ben Fener yarı finale çıktı sanıyordum, baktım bir sürü takım daha varmış. Yahu bu kadar tantana çeyrek finale çıkıldı diye mi yapılıyor? Bir de bu Chelsea’yi Beşiktaş İngiltere’de yamultup 2-0 yenmemiş miydi? Sonra 2-0 yenildi, 2:2 denlik var. Fener 3 yemiş 2 atmış. Nasıl başarıysa. Ayıp denen birşey var. Galatasaray’ın artık tarih olmuş olsa da gerçekleştirdiği başarıların yanında Fenerbahçenin çeyrek final oynayıp elenmesinin lafını etmek bile söz konusu olamaz. Tabii Galatasaray’ın aynı bizim tarihteki eski başarılarımızla övünmemiz gibi fi tarihindeki bir kupayla övünmesi de ayrı mesele. Nerde kardeşim yeni kupalar? Nal toplanıyor.

Gelelim Beşiktaşa. Daha önce söyledim, karizma problemi olan teknik adamla bu iş yürümez. Toşak, Lucescu gibi kariyerli adamlara bak bir de bizim “yerlilere”. Yahu Rıza Çalımbay gibi bir adam bile koca Beşiktaşın başına getirildi, olacak şey değil. Ertuğrul’un bari biraz boyu uzun. Bunlarla bu iş olmaz. Şöyle medyanın önüne çıktı mı ekranı doldurması lazım adamın. Bizimkilerin geleceği maksimum nokta Fatih Terim’dir. Bak, Mustafa Denizli biraz farklı ama Beşiktaş nedense şu adamı değerlendirmedi. Gerçi onun da kariyerinde bit yenikleri var ama tipi düzgün adamın. Kısaca Beşiktaş’ın yapacağı iki hamle var, bir Ertuğrul derhal gönderilmeli, FST derhal futbol şubesine danışman yapılmalı.

Beşiktaşta ne kadar adı duyulmamış ikinci sınıf yabancı varsa, tümü gönderilmeli, 5 ucube yerine 2 klas adam alınmalıdır. Keseyi doldurmaya bakan yönetici-menejer çarkı kırılmadıkça Diatta ve adını telaffuz edemediğim sayısız adamla nal toplanmaya devam edilir. Holosko iyi ama geç alındı. Ricardinho, Delgado başta tüm yabancılar ile terbiyesiz yerliler derhal kovulmalıdır. Aslında bunları daha evvel de söyledim ya, dinleyen olsa. İşte Kasım ayında şöyle demişim:

essekfener.jpgMalum Fatih Terim ve ulusal rezaletten sonra Beşiktaş da Türk Rezalet Tarihine adını altın harflerle yazdırmayı başardı. Liverpool bir hafta önce tesadüf eseri alınan 2-1 galibiyet üzerine boşa şişinen Beşiktaşa tabiri caizse “gol olup yağarak” kaleyi kalbura çevirdi. Ben maçı heyecansız şekilde yan gözle izledim, başka işle meşguldüm ama bizimkiler şanslı olmasa ilk yarıda bu skora erişilmesi işten değildi. Beşiktaş da alem takım. Başına gençten eski futbolcu acemi bir oğlan getirmişler, yahu o ne anlar büyük takım idaresinden? Taraftarın “Tüpçü” diye dalga geçtiği başkan Demirören kendi şirketini acemilere mi yönettiriyor ki tutup vizyonsuz Anadolu çocuklarını takımın başına geçiriyor? Sonunda bunların olacağı bir Fatih Terim, gerçi o mertebeye çıkmak her yiğidin harcı değil ya. Ertuğrul Sağlam’ın tez elden utanıp takımı terk etmesi gerekirken hala “yol kazası” lafı ediyor. Bir de Fenere, hakemlere filan pislik atıyor. Yahu, Liverpool sizi rezil etmiş, Fenerin kabahati ne? Köylü kafa, bunlardan adam olmaz. Olacakları Fatih Terim’dir. Tabii ingilizce düzeyini bilmiyorum.

Bir de futbolculara baktım. Adını duymadığım, telaffuzunu bilmediğim garip tipler. Bobo nedir, eskiden çizgi film kahramanı Ayı Yoginin yamağı vardı, ufaktan bir ayı, Bobo onun adı. Bir defa ismi faul adamın. Tello, Çello, Hingunin, Diyatta bunlar nedir, kim bunları toplayıp getiriyor, insaf edin yahu. Bir de bu adamlara şu kadar milyon dolar ödeniyormuş. Tamam, anladık menejer-yönetici üçkağıtla cep dolduruyor ama taraftara da biraz acımak lazım. Altı tane kelek yabancı alacağına bir tane sağlam adam al. Bir de kazma adama acımamak lazım. İbrahim Üzülmez türü ne yaptığını bilmez adamlarla işe gidilmez. Eskiden Recep vardı, bu da onun varisi. Ricardinho, Delgado diye iki adam var, çıtkırıldım, Roberto Carlos’un tek bacağı bu ikisinin belinden kalın. Delgado gitsin mankenlik yapsın, futbolcu dediğin biraz sert, sağlam olur.

Beşiktaş taraftarı da kusura bakmasın, çarşı grubu artık iyice hödükleşmeye başladı. Bir defa şu iğrenç “Kartal gol, gol, gol” tezahüratını hangi dangalak çıkartmışsa tez elden bıraksınlar. Madara oluyorsunuz, rakipler alay ediyor. Bırakın bu yaratıcı mesajlar ihtiva eden pankart açmayı filan. Abuk subuk bağırtıyla maç kazanılmaz, takım motive edilmez. Futbolcular sizin böğürtünüzden top oynayamıyor.

Kısaca, Beşiktaş son 4 haftadaki rezil oyunuyla diğer ikili ediyle büdünün ikram ettiği şampiyonluk imkanını elinin tersiyle itmiştir. Bunda kabahat dün medyaya “Artık kalan maçları kazanıp ligi bitirebileceğimiz en iyi yerde bitirmek istiyoruz. vs…” şeklinde beyanat veren Ertuğrul Sağlam’a aittir. Yahu kardeşim, 8-0 rezilliği üzerine çekip gitmediniz topluca, bizim oğlanı da hasta ettiniz. Yok ligi en iyi yerde bitirecekmiş, sana bunu soran yok, ligin en kelek takımlarına (Fener dahil) verilen puanların hesabını verin bakalım. Bir de Holosko’yu beğendim. Aferin, gerçekçi oğlanmış. Geçenlerde şöyle demiş:

BEŞİKTAŞ, dün gece Gençlerbirliği OFTAŞ’a yenilerek şampiyonluk yarışında gerilerde kalırken, siyah beyazlıların yıldızı Filip Holosko, daha maça çıkmadan hedeflerinin zirve veya ikincilik değil, üçüncülükle UEFA Kupasına katılma olduğu itirafında bulundu. Slovak futbolcu UEFA’nın internet sitesinde dün yayına konulan röportajında, “İkincilikle Şampiyonlar Ligine katılabileceğimizi düşünmüyorum. Ligde üçüncülük ve UEFA Kupasına katılma hakkını elde etmeye konsantre olmaya ihtiyacımız olduğunu zannediyorum” dedi.

Haşşöyle yahu. Yalaka futbolcu geyiğinden bıkmıştık, çocuk gerçeği söylemiş. Yalnız bu kafayla Beşiktaş dördüncülüğe de dua edecek hale gelebilir. Uzun lafın kısası, 3 hödüklerin rezilliği ortada, Yiğido denen Sivaslılarda da iş yok, bunlar asansör, seneye düşüp giderler. Önümüzdeki yıl Beşiktaş tez elden şöyle oturaklı bir teknik adamla 2 sağlam yabancı denk getirirse işi bitirir, Galatasaray ve FB’den iş çıkmaz. Avrupada ise komple rezillik görünüyor.

Bu arada BJK taraftarı ayaklanmış, futbolcuları biraz adam etmek üzere yola düşmüşler, gazaları mübarek olsun. Lafımı dinlemeyen BJK yönetimi de biraz uğraşsın bakalım. Bir millet uyanıyor, yeter söz taraftarın. Bir de şey mi vardı, durmak yok yola devam. Herneyse.

Popularity: 13% [?]

Damdaki İşaretler

FST 11 Nisan 2008

resimevhac.jpgKorku filmlerinde filan böyle şeyler olur, bir yerde bir işaret vardır, bir çocuk doğar, ortalık kan gölüne döner, deccal, şeytan filan ne kadar hristiyanlığa ve israili islama ait kötü yaratık varsa biri gelip duruma müdahale edene kadar terör estirir. İşte bizim TOKİ konutlarının damında da Balıkesir MHP Mrk. İlçe Bşk. Yrd (uzun bir vasfı olduğuna göre önemli biri herhalde)  Fahrettin Sayıt müthiş bir sır perdesine rastlamış. Güya bu binaların damı haç şeklindeymiş, şöyle deniyor:

TOKİ konutlarında HAÇ işaretlerinin konduğu binalar, caminin sağ ve sol tarafına inşa edilmiş. Ayrıca 2.Etapta bulunan iki tip konuttan dört katlı olanlar değil de oniki katlı olanlar seçilmiş. HAÇ’lar cami minaresinde bulunan HİLAL’den daha yüksekte bulunuyor.

Balıkesir’de infial yaratan bu olay, konutlar üzerinden geçmekte olan bir pilot tarafından tesadüfen fark edildi. Olay MHP Balıkesir Mrk.İlçe Bşk. yardımcısı Fahrettin Sayıt tarafından yerel basın aracılığıyla tüm Balıkesir’lilere duyuruldu.

Olay doğal olarak infial yaratmış, bizim memlekette milletvekillerinin kıyak emekli olması, eşine dostuna beleş kontör yollaması infial yaratacak değil ya, devletin ucuz binasının damı haça benzemiş diye bir şey saçmala hemen infial olur. Bakalım gidip bir rahip vuran çıkacak mı bu sebeple. Sonuçta asansördü, hava boşluğuydu, dört daireydi derken artı şekli ortaya çıkıvermiş. Bir dahaki sefere hapishane gibi hilal şeklinde yaparlar çatıyı, hem de gözetlemek kolay olur. Pilot da bir tuhaf, sen önüne bak hemşerim aşağıda çatılardan sana ne? Haçlar hilalden yüksekmiş, iyi, minareye iki şerefe daha ekleyin cuma namazı dışında gidilmeyen caminin önüne 5 şerefeli bir ucube dikin, İslamın gücünü tüm dünyaya gösterin.

MHP Antalya il teşkilatı görevden alınmış ama yanlış, bence Balıkesir teşkilatı hem görevden alınmalı hem de topluca bir ruh doktoruna gösterilmeli. İnfial içindeki halka da mesajım şudur “oturun ardınızın üstüne, dangalak herifler, asabını bozmayın adamın.”

İnfial içindeyim.

Popularity: 16% [?]

Cuma Hutbesi: Gerçek Müslüman ve En Büyük Günah

FST 11 Nisan 2008

manisali.jpgMadem günlerden Cuma ve hepimiz çoğunluğunun müslüman olduğu iddia edilen bir ülkede yaşıyoruz, bugün biraz vaaz dinleyelim. Tabii vaazı ben vermeyeceğim, herkesi uyutacağım garantidir, o sebeple sözü büyük alim Erol Manisalı hocaefendiye bırakacağım. Malum son zamanlarda başörtüsünün Kuranda olmadığını ispatlamak başta olmak üzere solcu ve ulusalcılar birer müctehid alim vasfıyla ayet okuyup tefsir yapıyorlar, Erol Manisalı da bu akımda geri kalmak istememiş anlaşılan. Hatta geçenlerde Deniz Baykal da bir canlı yayında ayet okuyunca yandaş yazarın biri “yahu başbakan ayet okudu diye adama demediği bırakmıyoruz, bari siz bunu yapmayın, adamın günahını alıyoruz” diye serzenişte bulunmuş. Bizim yorumcular içinde de kafayı abuk subuk konulara takan çok, Erol Manisalı’dan biraz ders alsınlar, belki işe yarar.

Efendim, Erol hocanın (buradaki hoca bildiğimiz hoca manasındadır) bu haftaki yazısının, pardon hutbesinin mevzu “Gerçek Müslüman, Ulusalcının Yanındadır” başlığını taşıyor. Diyanet onaylı mıdır bilemem ama bakalım Erol el-Manisavi hazretlerinin hutbesinin içinde neler var:

Gerçek Müslüman, Ulusalcının Yanındadır   

Yazılarımda kullandığım ” İşbirlikçi İslamcılar ” deyimine bazı okurlarımdan tepki geldi; “Gerçek Müslüman işbirlikçi olamaz, münafık sözü uygun düşer” diyorlar. Ben de aynı kanıdayım.

Türkiye’nin de içinde bulunduğu coğrafyada “Sömürgecilerin Büyük Ortadoğu Projelerinin yanında yer alarak komşu devletleri arkadan vurmak “nasıl bir İslamcılıktır? Gerçek Müslüman böyle bir şey yapmaz.

Türkiye’de “Ulusalcılar ve sömürgeciler olarak iki cephe oluşmuşsa”, gerçek Müslümanların sömürgecilerin değil ulusalcıların yanında yer almaları gerekir. Kimi İslamcılar eğer, ulusalcılara karşı sömürgecilerin yanında yer alıyorsa sonuçta ne olur? Bu coğrafya sömürgecilerin (Hıristiyanların) eline geçer.

Halkı Müslüman olan bölgenin insanları, sömürgeciler tarafından lime lime dağıtılır, parçalanır. Aynen bugün Irak’ta ABD (ve Batı’nın) sürdürdüğü işgalde olduğu gibi. Milyonlarca insan birbirlerine düşürülür, öldürülür, sakat ve yoksul bırakılır.

“İşbirlikçilik” bu sonucu getiriyorsa, okurlarım çok haklı. “İşbirlikçi İslamcı” olamaz, “Münafık” sözcüğü uygun düşer.

İran başta olmak üzere bu coğrafyada emperyalizme karşı İslamcı-sol işbirliği, geçmişte zaman zaman görülmüştür.

slamcılarla solcuların bu coğrafyada birbirlerine uzak kaldıkları ve birbirlerini “Öteki ” olarak gördükleri doğrudur.

- Ama başka bir gerçek daha vardır; “Bu coğrafyada en büyük tehdit (ve düşman) Batı sömürgeciliğidir.” En büyük tehdide karşı” İslamcılarla halkçıların işbirliği yapmaları gerekmez mi ? “Üstelik ulusalcılar artık, “Sağ ve sol olarak da bütünleşiyorlarsa”.

[…] ABD ve AB, bu nedenle kimi İslamcıları kendi ortakları ve işbirlikçileri durumuna getirerek ulusal bütünleşmeleri önlüyorlar.

- Kimi ülkelerde, Irak’ta olduğu gibi bu bölünmeyi silahla yapıyorlar…

- Kimilerinde ise, Türkiye’deki gibi, işi askersiz çözmeye çalışıyorlar.

Bu onların sorunu; ancak biz kendi çözümümüzün, “aramızda bütünleşmekten geçtiğini” görmek ve bunu sağlamak zorundayız. Sağcısı solcusu, İslamcısı ateisti herkesin hiç çekinmeden emperyalizme karşı bütünleşmesi gerekiyor.

Bölge halkını sağcı, solcu, İslamcı diye ayırmadan ezip geçmek isteyen en büyük tehdit emperyalizmdir. Ona karşı birleşmeliyiz.

Sömürgecileri Atatürk’ e tercih etmek, günahların en büyüğü olmaz mı?

Ela inne ahsenel kelamu ve ebleğannizam … Erol hocaefendinin hutbesi aslında uzun, arada Abdullah Gül ve Katoliklerden filan da bahsediyor. Ama işin özü herhalde anlaşılmıştır. Bakalım kendisinin bu hutbesinin ardından çağdaş dernekler, ADD, CUMOK vs. müslümanlara kapıları açıp emperyalizme karşı kucaklaşacaklar mı? Bir ara Erbakan’ın önünde diz çöken Tuncay Özkan’ı hatırlar gibi oluyorum ama şu ara Saadet PArtisinden pek ses çıkmıyor. Gerçek Müslüman-Patates ayrımı gözönüne alınırsa aslında Erol hocanın dediği çoktan olmuş da sayılabilir. Bir de hocanın parantezi de dikkatinizi çekmiştir sömürgeciler> hristiyan (anlarsınız ya). Erol hoca seni köftehor, uyanık adamsın, nabza göre şerbeti verivermişsin. Yok, bu adamdan iyi vaiz olur, arkasından epey cemaat toplar. Fakülte çıkışı Beyazıt Camiine veya Süleymaniye’ye bir uğrasın bakalım, belki ek maaş da verirler.

Bir de günahların en büyüğü denmiş, benim fikrim yok ama mesela gıybet etmek topluma da zarar veren büyük bir günah olabilir, demek Atatürk’e sömürgecileri tercih etmek bununla kıyaslanınca daha büyük bir günahmış. Tersten bakarsak, ADD üyesi olmak, darbecilik filan da cennetin anahtarını cebe atmak için kifayet ediyor demektir. Cumhuriyet gazetesi de gerçek müslümanın yayın organı oluyorsa bu işi ne edeceğiz, yani irtica durumu filan biraz karışabilir, iş iyice sarpa sarar. En iyisi uzatmamak.

İnnallahe yemuru bil adli vel ihsani ve itai zil gurba ve yenha anil fahşai vel münkeri vel bağyi: Şüphesiz Allah adaleti ve iyilik yapmanızı emreder…

Muhterem cemaat, ADD ve CUMOK dernek binalarının kalorifer yakıt parası ve mitinglerdeki pankartlar için yardıma ihtiyacımız vardır. Cenabı Allah yapacağınız yardımları şimdiden dergahı izzetinde kabul buyursun, boş geçmeyin. Saflarımızı sık ve düzgün tutalım, Allahın rahmet ve bereketi üzerinize olsun.

Popularity: 16% [?]

Prof. Dr. Fatih Terim

FST 10 Nisan 2008

terimcubbe.jpgFatih Terim’e Fatih Üniversitesi öğrencileri profesör ünvanı vermişler. Ben de yılda 1-2 kere yaptığım gibi bir spor yazısıyla gündemi analiz edeyim diyordum, haftaya damgasını vuran diğer konular olarak; lüzumsuz yere şişirilen Fener balonunun fıslaması, Beşiktaş’ın kendisine ikram edilen şampiyonluk şansını bile değerlendiremeyecek kadar aciz vaziyeti, Galatasaray teknik direktörünün yaş haddinden kovulması ve sair önemsiz şeylerden bahsedecekken Fatih Terim bombası gündeme düşüverdi. Diğer konuları başka zaman ele alalım. Fatih Terim’e profesör ünvanı verilmiş, bir saattir resme ve sağda soldaki yorumlara bakıp gülüyorum. Resimdeki tiplerin haline bakın, çoğu gülmemek için kendini zor tutuyor. Kolay mı, önlerinde hem bir imparator hem de profesör var. Terimin demeç de süper:

Fatih Üniversitesi Öğrenci Konseyi Başkanlığı, Hadımköy’deki kampüste düzenlenen törende Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim’e “Futbolun Profesörü” unvanı verdi. Cübbe giyen ve görkemli bir tören sonrası bu özel unvana ulaşan Terim, Fatih Üniversitesi tarafından ilki gerçekleştirilen “Fatih World Cup”ın açılış töreninden sonra yaptığı açıklamada; ilim ve irfan yuvasında bulunmaktan dolayı büyük mutluluk duyduğunu ifade ederek, “Güzel bir şey düşünmüşsünüz, teşekkür ediyorum. Profesörlerimizin de sağduyusuna ve anlayışına sığınarak bu unvanı kabul ediyorum” dedi.

Terim’e büyük ilgi göstererek, “İmparator Fatih Terim” ve “Profesör Fatih Terim” diye tempo tutan öğrenciler, hatıra fotoğrafı çektirebilmek için de adeta birbirleriyle yarıştı. Törene, Fatih Terim’in yardımcıları Müfit Erkasap, Oğuz Çetin ve Metin Tekin de katıldı.

Madem Fatih Terim profesör olmuş, Müfit Erkasap’a doçent, Oğuz ile Metin’e de kafadan doktora derecesi neden verilmemiş, doğrusu ayıpladım. Aklınıza haklı olarak “yahu Fatih Terim önceden yüksek lisans, doktora yapıp doçent olmuş mu ki şimdi profesör yapılıyor” sorusu gelebilir. Bunu ben de düşündüm ve şu çözümü buldum. Şimdi doktora sonrası doçent olmak için basit bir dil sınavından 100 üzerinden 65 almak gerekiyor. Fatih hocanın ise özgüveni, yahut cahil cesareti, 100 üzerinden 150 olmakla beraber geçen aylardan biliyoruz ki dil puanı bu barajı aşmaya yetmeyebilir. Dolayısıyla şimdi Fatih üniversitesi kalkıp “hocam sana profesör ünvanı vereceğiz ama bu iş için ingilizce belgesi şart” deseler hoca sittin sene 65 puanı alamaz. En iyisi “sen futbolun profesörüsün, bu iş için ingilizce bilgisine ihtiyaç yok” diyelim demişler olsa gerek. Gerçi geçen günlerde Terim’in ingilizceyi ilerlettiğine dair bir rivayeti de aktarmıştım ama orada bir bit yeniği var.

Öte yandan Fatih hoca “bulunduğu yeri ilim ve irfan yuvası” olarak adlandırıp profesörlerden özür dilemiş. Ben birkaç profesör tanırım, sakın onların sağduyusuna filan güvenmesin. Bu adamlar Fatih Terim’le yarışacak egoya sahiptirler, sağduyuyu bırakın, herhangi bir duyuları da yoktur. Çoğu kibirli paragözlerdir. Büyük kısmı 20 senelik bayat bilgiyi bilir edayla satmaya kalkar, asla yeni birşey öğrenip ders almaz, sürekli ders verirler. Eh, Fatih Terim de “ben ders almam ders veririm” dememiş miydi? Al sana birinci sınıf bir profesör. Fatih hocam sen ezelden profesörmüşsün haberin yok. Ha, birçok profesör Fatih Terim kadar dahi ingilizce de bilmez, oradan da sıyırdın hoca, iyisin. Mesela ben akdemisyen olsam asla doçentin üstünde ünvan almak istemem. Profesör kelimesi genelde öğrenciler ve halk arasında alay konusudur. Doçentlikten öteye geçmemek lazım.

Bir de eskiden ordinaryüs Lefter vardı. Hey gidi günler. Fukara öyle koftiden futbolcu da değildi Fatih Terimle kıyasla. Terimin profesörlüğe giden kariyerinde sadece bir yere işaret etmek isterim. Hayır, Milan’dan efsane kovuluşu değil, Liverpool-Milan şampiyonlar ligi maçında yorumculuk yaparken “Milan 3-0 öndeyken maçı çevirmek mümkün değil” demiş, daha ağzını kapatmadan Liverpool Milan’a leblebi gibi gol doldurup kaleyi kalbura çevirivermişti. İşte profesörün tam da bir profesöre yakışacak şekilde boş konuşma örneği. Geleceği belliymiş adamın. Gerçi ben olsam “Ulan koca İmparatorum bana profesör payesi mi veriyorsunuz, terbiyesiz herifler” diye olay çıkarırdım ama artık Fatih hoca ne düşündüyse çocukları bozmamış.

Fatih Terim, artık profesör de oldun, Milli Takım patronluğu yanında ek ders parası, Fatih Üniversitesinden döner sermaye payı filan da istersin. Bundan sonra sana kimsenin gücü yetmez, belayı tam bulduk.

Kısaca;

We find exact the trouble, we will look to the front, this is something everything, okezyanuz tabelus.

(Not: Şu linki yeni gördüm. Şuradaki ciddiyet de kayda değer.)

İlgili Yazılar:

Ecole, Facebook, Cografya, Norvay Travel, İspanyolca, NTV’den terbiyesizlik, Kabak tadı, Kır Emri, Norveç seferi, Sayın Maymun, Arıza, İmparator, Pazarlık

Popularity: 15% [?]

« Geri - İleri »

Kapat
E-posta ile paylaş