Mayıs 2008 Arşivi

Gıda Güvenliği

FST 8 Mayıs 2008

karpuz1.jpgAtatürk’ün pek çok konuda söz söylediği, pek çok konuyla ilişkilendirildiği malumdur. Ancak bir haber gördüm, dört yıldır bu iş üzerine ihtisas yapmış biri olarak şaşırmadım desem yeridir. Tarım bakanı bana göre ilginç bir özelliği olan şu etkinlikte bazı sözler sarf etmiş:

‘Gıda güvenliğini Atatürk öngörmüştü’

Tarım ve Köy İşleri Bakanı Mehdi Eker, Atatürk, Orman Çiftliği (AOÇ)’nin kuruluş yıldönümünde bugün çok tartışılan bir konu hakkında Atatürk’ün bir öngörüsüne dikkat çekti.

Bakan Eker, AOÇ Müdürlüğü bahçesindeki resepsiyonda yaptığı konuşmada, Ankara’nın başkent ilan edilmesinden sonra, bozkır, bataklık ve tarım için elverişli olmayan alanda Atatürk’ün, bizzat kendi planlayıp ıslahında çalışarak çiftliği kurduğunu söyledi.

Bu çalışmalarda ana amacın, halkın sağlıklı gıda teminini kolaylaştırmak olduğunu bildiren Eker, Atatürk’ün 21. yüzyılda konuşulmaya başlanan gıda güvenliği konusunu, çiftliği kurarken gündeme getirdiğini belirtti.

[…] Çiftlikte, tarım, sanayi entegrasyonunun gerçekleştiğini, bal, şarap, süt ve süt ürünleri, meyve suyu, süs bitkileri, meyve fidanları üretildiğini anlatan Eker, Hayvanat Bahçesi ve Atatürk’ün Selanik’teki evinin bir benzerinin de halkın ziyaretine açık olduğunu hatırlattı.

Demek Atatürk 21. yüzyılda yeni yeni gündeme gelen gıda güvenliğini de ilk gündeme getirenlerden biriymiş. Bakalım başka neler işiteceğiz, misal “Atatürk ISO-9000 çalışmalarından çok önce kalite güvenceye dikkat çekmişti” desem başım ağrımaz herhalde.

Bu arada sezonun ilk karpuzu da TBMM’de bakan tarafından kesilmiş, bu önemli etkinlikle ilgili gelişmeleri linkteki haberden izleyebilirsiniz. Yalnız ilk karpuz kelek çıkmış gibi, zira ikinciyi kesmek zorunda kalmışlar. Bu ikincisi fena değil ama. Bir de adamın biri eldiven takmış, o da tuhaf.

(Karpuz gerçekten kelekmiş)  

Popularity: 6% [?]

Var mısın, Yok musun

FST 8 Mayıs 2008

fathr.jpgŞu ara böyle bir yarışma popülermiş, geçenlerde bir şehirlerarası otobüste mecburiyetten izledim. 10-15 kişi toplanmışlar, başlarında eski gezginlerden Acun diye bir oğlan, kutu açılıyor, içinden çıkan rakama göre millet birbirine sarılıyor yahut ağlaşıyor, “hissediyorum abi bunun içinde kırmızı var” veya “Ayşe hanım içinize ne doğuyor” şekilndeki diyaloglara akrabalar filan da karışıyor, “15′i açtır, Hulusi beyin çok masum bir duruşu var” şeklinde fikir beyan ediliyor. Arada Hamdi diye bir bankacı yarışmacıyı caydırmak için telefon açıyor, hasılı bir sürü saçmalık. Bana göre saçma ama insanlar eğleniyor, buna karışamayız. Tabii asıl önemlisi bu yarışmaya önümüzdeki hafta Fatih Terim başkanlığında Türk milli takımının katılacak olması. Haberde şöyle deniyor:

İmparator Terim ‘Varım’ diyecek!

Acun Ilıcalı’nın sunduğu yarışma programı ‘Var Mısın Yok Musun’un 15 veya 16 Mayıs’taki programına Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim ile Ay-Yıldızlı futbolcular katılacak.

Terim programdan kazanacakları parayı bir hayır kurumuna bağışlayacak. Programın yapımcısı ve sunucusu Acun Ilıcalı, “Fatih hocama bu teklifi götürdüm. Çünkü onun hayır işlerine olan ilgisini uzun zamandır takip ediyorum. Fatih hocanın Hamdi beyle iyi bir pazarlık edip, iyi bir parayla ayrılması şart” şeklinde konuştu.

Demek Fatih Terim hayır işleri de yapıyormuş. Allah razı olsun, dergahı izzetinde kabul etsin. Acun “uzun zamandır takip ediyorum” demiş. Yahu bu uzun zaman zarfında biz fark edememişiz Acun, bu işte bir bit yeniği olmasın? Fatih Terim’in geçenlerde maaşına gelen 35.000 YTL’lik gizli zammı hatırlıyorum ama hayır işini tam çıkaramadım. Eh, hayır gizli olur, ancak Acun gibi temiz kalpliler bunu fark eder de diyebilirsiniz.

Uzatmazsak, Fatih hocanın yarışmasını hepimiz herhalde heyecanla takip edeceğiz. Benim iki merak ettiğim şey var, diyelim bunlar büyük ödül kazanamadılar acaba Türk Milli Takımı cepten yine fukaraya destek olacaklar mı? Zira bir ara Hakan Şükür başta “bize vaad edilen 4X4 jipler ne oldu” diye yaygara yapıyorlardı. İkinci merakım ise Fatih Terim ingilizcesi kendisiyle ayar olan Acun ile kısa bir yabancı dil gösterisi yapacak mı? Olursa tüm internet ahalisi bu olaya kilitlenir, haber vereyim.

Kısaca are you exist or no?

Popularity: 5% [?]

Örgüt

FST 8 Mayıs 2008

ssrt.jpgŞeriat tehditi ahtapot gibi ükeyi sarmışken bazı duyarlı vatandaşlarımızın konuyla ilgili somut öneriler getirmeye başlaması fevkalade memnuniyet verici bir durum. Nitekim eskiden beri solcu geçinen ve özellikle de darbe destekçiliğiyle Özdemir İnce’nin aferinini alan Tarık Akan, Türk siyasi hayatına Kadirizm ideolojisini hediye etmiş Kadir İnanır ile birlikte bir törende anlamlı mesajlar vermişler. Haberde şunlar var:

Türk Sineması Emek Ödülü’ne layık görülen Kadir İnanır ve Tarık Akan’ın konuşmaları geceye damga vurdu. Kadir İnanır, çalışma şartlarının ağırlığını vurgulayıp, “Tek başına tavır koymak doğru değil. Demokrasi, örgütlü toplumlardan geçer. Birbirimizle uğraşmaktan vazgeçelim, geleceğimizi düşünelim” diye konuştu.

Tarık Akan ise şeriatçı eğilimlere karşı çıkılması çağrısı yaparak şöyle dedi: “Bugüne kadar Kadir arkadaşımla ben, dincilere faşistlere karşı, ülkenin adam gibi idare edilmesi için mücadelemizi verdik. Ama artık yaşlandık. Gelin hep beraber dinci, şeriatçı basına ve televizyonlara hayır diyelim ve çalışmayalım.”

Öncelikle Kadir İnanır’ın yorumunda şeriat vurgusu yok. Tarık bey bu konuda daha hassas görünüyor. Bana göre Kadir İnanır daha gerçekçi konuşmuş, paraya vurgu yapması anlamlı olmuş. Birbirimizle uğraşmak derken ne kastettiğini anlamadım, sanat camiasıyla ilgim yok, maalesef İzlenimler sitesi bu konuda epey eksik yönü olan bir yer. Bir türlü sanata, kültüre gereken önemi veremedik. Bir parça spor oldu ama kültür yönümüz eksik kaldı. Sağlık olsun. Dolayısıyla Kadir İnanır kimle uğraşmış bilmiyorum.

Tarık Akan’a gelirsek, 1980 sonrası baydırıcı entel, sol ve sosyal içerikli karanlık filmleriyle gözümden düşmüştür, onu öncelikle söyleyeyim. Eski günlerin Ferit tiplemesi yerine gelen sakallı, karanlık odalarda boş boş sağa sola bakan, anlaşılmaz laflar eden bu topluma duyarlı adamdan hiç hazzedemedim. Kadir İnanır Allahtan bu kadar sosyal içeriğe vurmadı işi, adamın mayası kabadayılık olduğundan mıdır, nedir, o paçayı kurtardı. En son bir klipte Örümcek Adam’a nasihat ederken görmüştüm.

Diğer taraftan şeriat tehdidi denen şey nedir çok açık değil, sıkça bunu duyuyorum ama zannedersem bununla İslam dininin bazı uygulamalarının medeni hukuk ve ceza hukuku içinde uygulama alanı bulması filan kastediliyor. Elimizi keser, başımızı kapatırlar, içkimize engel olurlar mı şeklinde basite indirgenebilecek bir durum. Bana göre tabii hava hoş, Türkiye’de bu anlamda bir şeriat arzu edenlerin oranı bölücü milliyetçiler, devrimci sosyalistler, faşist ulusalcılara kıyasla daha azdır. Marjinal olduğunu zannediyorum. Yok, Tarık Akan ‘Şeriat’ ile devlet nizamıyla bir ilişki kurmasızın namaz kılan, başı örtülü, içki içmeyen, domuz eti yemeyen, İslami anlamda Allaha inananların genel olarak durumunu kastediyorsa ‘Örgüte’ düşecek iş çok demektir. Bunları vurup öldürmekle bitirmek kolay iş değil.

Aslında Tarık Akan’ın durumu yeni de değil. Zamanında kendisi için “çağının çağdaşı” diyen Özdemir İnce epey övgü dolu yazılar yazmış, buraya da konu olmuştu. Özdemir İnce üzerine 2005 Kasım ayında yazdığım çok uzun yazıdan sadece Tarık Akan ile ilgili kısmı alıntılayayım:

Özdemir İnce ve darbe demişken, son hafta gündemde olan bir Tarık Akan meselesine değinmemek olmaz diye düşünüyorum. Malum Milliyette Derya Sazak Tarık Akan ile bir mülakat yapmış Tarık Akan da “solculara karşı yapılan darbeler kötüdür, gericilere karşı olanlar iyidir” mealinde bir şeyler söylemiş. Tarık Akan bir sürü abuk subuk laf arasında “Ben 28 Şubat’ı askerin müdahalesi olarak görmüyorum. Devletin iradesiydi. Devleti devlet yapan kurumların içinde asker de var, savcılar, hâkimler var. Öğretmen de var. Halk var. Tabii ki demokrasilerde halkın iradesi geçerlidir” türünden bir şeyler de söylemiş. Yani güya 28 Şubatı yapanlar sadece asker değil hakim, savcı, öğretmen, halktır, dolayısıyla bu halk iradesi olarak darbe sayılmaz demeye getiriyor. Doğal olarak bu anlayış sağdan soldan eleştirilmiş, bu ne biçim perhizdir, diyerek kınanmışken, sahneye çıkan Özdemir İnce bir seri yazıyla Tarık Akan’a sahip çıkmış. Şöyle diyor İnce:

‘Demokrasilerde askerin sivil yönetime müdahalesi savunulabilir mi? Darbe sola karşı olunca karşı çıkacaksınız, ‘şeriat’a karşı diye ‘postmodern darbe’de bir sakınca görmeyeceksiniz. Burada çelişki yok mu?’

Tarık Akan, bu klasikleşen tuzak soruya harika bir yanıt çıkartıyor:

‘Ben 28 Şubat’ı askerin müdahalesi olarak görmüyorum. Devletin iradesiydi!’

Bu konuda şimdiye kadar söylenmiş en müthiş saptama ve tanım: ‘Devlet iradesiydi!’

Sanıldığı ve iddia edildiği gibi askerin müdahaleleri Türkiye’yi elli-yüz yıl geri bırakmamıştır; tam tersine demokratikleşme yolunda cumhuriyetin ilke ve değerlerini öne çıkartarak soyut demokrasiye kapsamlı bir içerik kazandırmıştır (1960, 1997). Ya da düzeni restore etmek istemiştir (1971, 1980).

Tarık Akan’ın, Türkiye’de pek az kimsenin fark ettiği ‘devlet iradesi’ işte budur!

Askeri müdahaleye muhatap olan bütün hükümetlerin, cumhuriyet rejimiyle ve onun kurumlarıyla sorunları olmuştur. Rejimin temel ilkeleriyle uzlaşmazlık sorunları olan bir iktidarın ve siyasal partinin meşru ve demokratik olduğunu söyleyebilir miyiz? Söyleyemeyiz!

Bizler ve Derya Sazak anlayamamışız demek ki, saf saf soruyoruz, yahu ne farkı var o da müdahale bu da ne farkı var diyerekten. Devlet iradesi denen şey meğer asker, hakim, savcı, öğretmen dayanışmasıymış haberimiz yok. Özdemir Bey haklı olarak bizim saflığımıza fildişi kulesinden gülüyor acıyarak ve Tarık Akan’ı tuzağa düşmeyip “çıkardığı harika yanıt” sebebiyle kutluyor. Yazının devamında ve ilgili diğer yazısında Tarık Akan yere göğe sığmıyor. O konuda çeşitli yazılar yazılmış, ne diyeyim, üstelik Özdemir usta noktayı koyduktan sonra bize halt yemek düşer.

Görüldüğü gibi Özdemir İnce resmindeki tavrın hakkını sonuna kadar veren ciddiyet ve sertlikte gerçek bir cumhuriyetçi. Her konudan anlıyor, herkese verilecek bir cevabı mevcut. Hürriyet gazetesi okurları yazarlarıyla övünebilir, sayesinde alçaklar, hainler deşifre ediliyor, sert bakışları, gözlerinden saçılan kıvılcımlarla eriyip ortaçağ karanlığını boyluyorlar. Kendisinin eski yazılarına arşivlerden ulaşıp istifade edebilirsiniz. Yalnız fazla dalarsanız çıldırmanız, dolayısıyla Çılgın Bir Türk’e dönüşmeniz de söz konusu olabilir. Aklı başında Türkler şu ara pek tutulmadığı için iyi olur, daha güzel, prim yaparız derseniz o başka tabii.

Örgüt konusunda da şunu söyleyeyim, artist eskileri şeriat, komünizm türü tehlikelere karşı nasıl örgütlenebilirler üzerinde düşünmek lazım. Bunlar epey çaptan düştüklerine göre kadroya daha genç ve aktif olanları katmaları lazım. Misal, Polat Alemdar, Yandım Ali gibiler ‘örgütü’ güçlendirecektir. Elbette Cüneyt Arkın şu haliyle bile epey şeriatçı dövebilir, yalnız kendisinin içki karşıtı yeşilaycı mücadelesi konsepti bozabilir.

Kısaca şunu söylemek isterim: Yaşasın Örgütlü Toplum.

Popularity: 6% [?]

Bloglar

FST 8 Mayıs 2008

Bugün düşünceler sitesine bıraktığım bir yorumu eleştiren kişinin netamiye isimli blogunu ziyaret ettim. Dikkate değer bir yer, inşallah uzun ömürlü olur. Yorumcu arkadaşımız Mr No da blogunu yenilemiş, arayışı devam ediyor anlaşılan ama merak etmesinler büyük ihtimalle 7 Haziranda meydan gençlere kalacak.

Bir de eski tarzını bırakıp üçüncü dalgaya dönen Murat Karun da yazılarına devam ediyor. Gerçi sitenin başlığı bana sürekli ‘Kaptan Mağara Adamı Geliyor’ nidasını hatırlatıyor, bu bir problem mi, değil tabii ki.

Bu arada bir süredir kapalı olan Jazzetta da açılmış, daha besmele çekmeden eski yoğun trafiği de başlayıvermiş. Bekir beyin blogu sessiz ve derinden gidiyor, 2-3 defa yorum bırakmaya çalıştım ama nedense gitmedi, kendisine buradan arzı hürmet ediyorum. Ha, İnikas da yazmaya başlamış, Adnan hoca zulmü bitti mi acaba, yani wordpress’e doğrudan erişilebiliyor mu bilmem ama epey blogcuyu küstüren bu iş sonlanmışsa ne güzel. Benim Robdöşambrın da çanına bu herif ot tıkamıştı.

Robdöşambr demişken, meğer geçen sene neler yazmışım, wordpress gerçekten açıksa şu yazıdan itibaren bakın, ben okudum, neler olmuş neler. Aslında izlenimler filan iş değil, günlük hayatı yaz, hem daha risksiz hem de yazması, okuması kolay. Robdöşambr arşivlerini gezmenizi tavsiye ederim.

Popularity: 8% [?]

Depo

FST 7 Mayıs 2008

depo1.jpgTRT ile ilgili bir kanun mu çıkacakmış, tam anladığımdan değil de, güya TRT çalışanlarının bir kısmı Kültür Bakanlığına geçecekmiş bir sürü laf ediliyor. “TRT emekçisi hakkını arar” türü zırvalamalar yanında bugün Kültür Bakanlığından bir yetkilinin açıklamasına rastladım:

Güzel Sanatlar Genel Müdürü Mustafa Atalar, .[…] Meclis Genel Kurulu’nda bu hafta görüşülecek TRT Kanunu’nda değişiklik yapan ve 425 sanatçının Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilmesini öngören tartışmalı yasa tasarısına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Güzel Sanatların eğitimden, kaynak ve mekana kadar pek çok sorunu olduğunu belirten Atalar, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’ne bağlı bin 400 sanatçının olduğunu, Devlet Opera ve Balesi ve Devlet Tiyatrosu sanatçılarıyla birlikte bu rakamın 5 bine çıktığını kaydetti. Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’nün en az bütçesi olan genel müdürlüklerden biri olduğuna da dikkat çeken Atalar, “Bu nedenle biz de en büyük sorun kaynak, gelecek sanatçılara hatta güzel sanatların geneline kaynak yaratmak gerek. Bizim kendi bir yapımız var, o yapı tamamen bozulacak. Bizim sanatçıya ihtiyacımız yok. 425 sanatçıyı nereye koyacağım? Gelecek sanatçıları çalıştırmak bir yana depolayacağım bir yer bile yok. Genel Müdürlüğümüzün çoğu koro ve topluluklarının kendi konser salonları, prova salonları, idari mekanları bile yok” diye konuştu.

Haberin devamında bir sürü mevzuat lafı var, anlamsız, lüzumsuz memurluk halleri. Öncelikle basit bir hesap yaptım, TRT’den gelecek 425 sanatkar, 1400 de güzel sanatlarda, etti 1825 sanatçı. Opera ve Balecilerle 5000 oluyorsa, 3125 balerin, operet vs. var demektir. İlginç, demek Devletin Sanatçılarının bir kısmı TRT, bir kısmı kültür bakanlığında çalıp söylüyormuş. konuya dönersek, yer konusu niye dert ediliyor onu anlamadım. Bir defa bu “sanatçıların” çoğu zaten bankamatikçi değil mi? TRT sanatçısının sabah 8 akşam 5 gelip masada oturacak hali yok ya. Ayda çift maaş, ikramiye, ıvır zıvırla 3-4.000 papel götürüyorlardır, bunların ‘depoları’ evleri, Ankara’nın kafeleri filan olmalı. Tiyatrocular zaten düşeş, dizilerde filan oynuyorlar.

Sonra şu haberdeki garipliğe bakın. Genel Müdür kanun yapanları eleştirmeye cüret ediyor. Kafaya takmamak lazım böyle şeyleri, sana götür de evinde barındır mı diyorlar? Memursun otur işine bak, sana ne TRT onu yapmış, Kültür bunu yapmış. Üzerine vazife olmayan işe karışma. Amirin olan devlet sana “425 sanatçı gönderiyorum” dedi mi alacaksın, öyle medyaya beyanat vermek filan haddine değil. Hayret bir vaka.

Bu arada TRT genel müdürü triple maaşlıymış, laf arasında onu da hatırlatayım, Allah bereket versin. Herhalde aylık 20.000 kağıt götürüyordur.

Popularity: 6% [?]

Aferin Serdar Bey

FST 7 Mayıs 2008

Şurada senelerdir sağda solda oluşum hareketlerinin gülünçlüğünden bahsederim. Arada da Milliyetteki Fikret Bila diye bir yazarın uyduruk lafları önemli birşeymiş gibi ciddi pozda aktarmasına kızarım. Akşam yazarı Serdar Turgut geç de olsa Fikret Bila ve Türkiye’de oluşum, yeni lider gibi matrak işlerin içyüzünü anlamış ve konuyla ilgili bir yazı yazmış. Abdüllatif Şener konusunu ben daha yeni ele almıştım. Serdar beyin yazısı şöyle:

Tuna Kiremitçi’nin yeni aşkları ve Hıncal Uluç’un Sabah’tan neden ayrılmayacağını anlattığı yazıları gibi Türkiye’nin ebedi meselelerinden bir tanesi olan Abdüllatif Şener’in ne yapacağı sorusu, ‘prototip Ankara temsilcisi leşkeri’ olan Fikret Bila’nın yazısıyla tekrar gündeme geldi.

Son dönemde Fikret Bila’nın yazılarının Milliyet gazetesindeki en eğlendirici yazı haline gelmesi, Milliyet açısından son derece vahim bir durumdur. Üstelik Bila’nın böyle bir amacı da olduğunu zannetmiyorum ama o, gazetede istemeden de olsa bu görevi de üstleniyor.

Dün yazısında Bila ‘güvenilir bir araştırma şirketi’ diyerek tanımladığı, bence saf bir oksimoron olan bir şeyin yaptığı araştırmaya dayanarak şu bilgiyi veriyor:

“Mevcut liderler dışında ‘yeni bir siyasi hareketin lideri kim olmalıdır?’ sorusuna verilen yanıtların başında Abdüllatif Şener gelmiş”.

Ondan sonra gelen isimlere bakınca Türk insanının nihayet bir espritüel bakış açısı geliştirmeye muvaffak olduğunu, yıllardır siyasi tavrında eksik olan ‘Sense of humour’u nihayet kullanmaya başladığını gördüm ve çok sevindim.

Çünkü Şener dışında verilen isimler şunlardı: Rifat Hisarcıklıoğlu, Sinan Aygün, Mustafa Sarıgül.

Bu sıralama gösteriyor ki; Türk insanı en az Guatemala halkı kadar bir mizah duygusuna sahip olmuş.

İdareden ve devletten çektikleri açısından Guatemala halkıyla benzerlikler taşıyan Türk halkı da, baskı ve düzensizliğe karşı espri yaparak mücadele edebileceğini gördü sonunda.

Guatemala halkı da bir zamanlar, Taco ve Enchilada adlı komedi ikilisine seçimde yüzde 70 oranda oy vererek başkan ve başkan yardımcısı seçip, sisteme karşı sessizce ayaklanmıştı.

Türk insanının da-tepki içinde verdiği isimlerden bu net olarak anlaşılıyor ama-kafası hâlâ daha çok karışık. Çünkü bu dörtlü bir arada olsa olsa meşhur ‘Marx Brothers’ dörtlüsü gibi bir arada sadece komedi yapmayı becerebilirler.

Bizimkilerin bunu bile başarabilecekleri şüpheli ama halkın aklına lider olarak başka isim gelmiyor. Ne kadar acıklı bir durum değil mi?..

Meseleye bu açıdan bakıldığında Milliyet gerçekten de Türkiye’nin bir gazetesi. Hatta Resmi Gazete bile diyebilirsiniz.

Üstelik bazı günler Resmi Gazete’deki kanun maddelerinin başlığı Milliyet gazetesinin manşetinden daha ilgi çekici olabiliyor.”

Liderlere bakın, hey Allahım ne günlere kaldık. Bir de AKP’nin Tayyip Erdoğan sonrası halefleri var ki en az Serdar Turgut’un dörtlüsü kadar eğlenceli. Fikret Bila gerçeğini de ben ne yazsam ipleyen yoktu, belki Serdar Turgut yazınca itibar ederler. Bunlara niye para verip yazı yazdırırlar hayret. Ortaokul 2. sınıf öğrencileri Fikret Bila, Bekir Coşkun gibilerin yazılarını hem daha güzel hem de parasız yazar. Ha, bana para versinler, Hürriyet, Milliyetteki tüm köşe yazarlarnın yazısını günlük hallederim. Tümüne verdikleri paranın yüzde onu da yeter.

Konuyla ilgili yazılar:

Fitret Bila Özal-Erdoğan, Özlenen Üslup, Şaka Gibi Lan 

Abdüllatif Şener ve Oluşumlar:  Tek Adam, Yeni Bir Ümit, Seçime Doğru II, Sağda Yeni Oluşum, Turkuaz Hareketi, Troyka, Kazanımlar Hareketi

Popularity: 7% [?]

Uçan Top

FST 6 Mayıs 2008

voleybol11.jpgTürk Dil Kurumu yabancı dilden geçen kelimeler için karşılık uydurmuş, eskiden beri tutmuş birçok kelime için gülünç şeyler öneriyorlar. Haberde şöyle deniyor:

TDK Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, bir konferans için geldiği Adana’da, medya çalışanları için bastırılan 50 bin kitapçılığın dağıtımını Anadolu Ajansı Adana Bölge Müdürlüğünde başlattı.

Eklemeli bir dil olan Türkçenin diğer dillerin yaşadığı sorunlardan fazlasını yaşadığını belirten Akalın, “Yabancı kökenli sözcüklerin özgün biçimleriyle yazılıp özgün biçimleriyle okunmaları ve Türkçe eklerin de İngilizcedeki özgün söylenişe göre getirilmesi pek çok soruna yol açıyor” dedi.

Akalın, çok fazla yabancı kelime kullanımının zaman içinde o sözlerin Türkçe karşılığının bile unutulmasına yol açtığına dikkati çekerek, “Örneğin, son yıllarda çok sık kullanılan trend sözünün Türkçede eğilim, yönelim, yönelme, doğrultu, gelişme yönü, tarz gibi tam 56 karşılığı var” diye konuştu.

KILAVUZDAN ÖRNEKLER
Bu arada kılavuzda, basketbola “sepet topu”, voleybola “uçan top”, avansa “öndelik”, banknota “kağıt para”, asparagasa “uydurma”, aspiratöre “emmeç”, fabrikaya “üretimevi”, zappinge “geçgeç”, etiğe “töre bilimi” denilmesi öngörülüyor.

Kılavuza göre, iletişim araçlarında sıkça kullanılan ve Türkçe karşılığı bulunan diğer yabancı sözcüklerden bazıları şöyle: Afiş “ası”, ajanda “andaç”, aktivite “etkinlik”, aktüel “güncel”, amblem “belirtke”, ambulans “cankurtaran”, amortisman “yıpranma payı”, anarşi “kargaşa”, arşiv “belgelik”, atölye “işlik”, türbülans “burgaç”, badminton “tüytop”, bypas “köprüleme”, otizm “içeyöneliklik, ipotek “tutu”, fuel oil “yağ yakıt”, garanti “güvence”, depozito “güvence akçesi”, fitness “sağlıklı yaşam”, finanse “akçalanmış”, first lady “başbayan”, CD “yoğun disk”, terörist “yıldırıcı”, idealist “ülkücü”.

Bunlar adam olmaz, devlet memuruna kelime uydurma görevi ver anca bunu becerir. Laflara bak, akçalanmış nedir yahu? Osmanlı dönemi mi bu akça filan? Başbayan, yıldırıcı da tam olmuş. Kırk yıllık fabrikanın kabahati nedir arkadaş, bu adamlarda hiç mi fikir yok. Tutu da ipotek imiş, Afrika kabilesi adına benzemiş. Bir iki deneme yapalım:

İdealist gençler uçak türbülansa girdiğinde terörist saldırısına uğradı.

Ülkücü gençler uçak burgaça girdiğinde yıldırıcı saldırısına uğradı.

Fabrikanın amblemi için afiş hazırlamak üzere ajandama aldığım nota bakarken, geçenlerde depozitosunu ödemediğim ve borçla finanse ettiğim aspiratör aklıma geldi.

Üretimevi belirtkesi için ası hazırlamak üzere andaçıma aldığım nota bakarken geçenlerde güvence akçesi ödemediğim ve borçla akçaladığım emmeç aklıma geldi.

Uzun lafın kısası, lütfen bizi rahat bırakın, kelime filan da uydurmayın, yoksa eskilerden Ercüment Menemen’in dediği hepinizin anasını betimleyeceğim. Uçan top neymiş, yakan top gibi.

Bir de şiir aktaralım eski yazılardan, tam olsun:

Yoğurtlu Turşu

Toplum ağacında ham betiklerin
Buruk lezzetinden tatmayan bilmez
Düşsel anıların, kör yitiklerin
Küflü gölgesinde yatmayan bilmez

Şişerken mutluluk salatasından;
Usumuz döküldü ayran tasından
Tutuk sevilerin üç ortasından
Havucu çorbaya katmayan bilmez

Ulusal sevinge söylevleri hiç
Yaşamlar hörgüçlü, koşullar tüm piç
Yığınla sözcükten çıkmaz bir kerpiç
Yılanı koynunda tutmayan bilmez

Çabalar armutça düşerken daldan
Yapıtlar dumanca tüttü kavaldan
İki kez, dört sanı, altı çuvaldan
Bir giz var kargaca ötmeyen bilmez

Özgürlük evrende koşturur atı
Bir ettik yoğunu, yalını, saltı;
Yeni tilciklerin yediği haltı
Yır denen kazıktan yutmayan bilmez

A. Karakoç

Popularity: 11% [?]

Çözümün Adresi

FST 6 Mayıs 2008

haydarcabs.jpgTürkiye muhtelif problemlerle uğraşırken çözüm yolu önerenler de çıkıyor. Bugün gördüğüm bir haber eski dostların yeniden sahne aldığına işaret ediyor. Malum, geçen sene bu zamanlar hepimiz Mazot 1 YTL, fındık başkası ne verirse 5 fazlası, her vatandaşa 2 milyar maaş şeklinde vaatleri ağzımız sulanarak takip ediyorduk. Gerçi ben “yahu dizel arabam yok mazot ucuzlasa bana ne” ve “Fındığa yüksek fiyat verirlerse zaten çaktırmadan çerez tabağından ayıklamaya çalışıyorduk, temelli bulamaz hale geleceğiz” şeklinde bazı çekinceler beyan etsem de hakikaten eğlenceli bir dönem geçirmiştik. Bu dönemin starları da kuşkusuz Haydar Baş ve Cem Uzan beylerdi. Seçimler oldu bitti, herkes alacağını alıp dağıldı bir daha sesleri çıkmaz oldu demişken bugün şu haberi gördüm:

AK Partili belediye başkanı BTP’ye geçti

BTP Başkanlık Divan Toplantısı’nda bir süpriz yaşandı. AKP’li Konya Akşehir Karahüyük Belediye Başkanı Muammer Yüksel partisinden istifa ederek BTP’ye iltihak etti.

Genel Başkan Prof.Dr. Haydar Baş’la el ele samimi pozlar veren Başkan Yüksel, Milli Ekonomik Modeli’nin ve ‘Sosyal Devlet, Milli Devlet’ projesinin Türkiye’yi düzlüğe çıkaracak tek sistem olması nedeniyle BTP’yi seçtiğini ve bu projeleri mahalli idarelerde de hayata geçirmek için var gücüyle çalışacağını söyledi.

Katılımın anlamı büyük

Akşehir Karahüyük Belediye Başkanı Muammer Yüksel’in iktidar partisinden istifa ederek, BTP’ye iltihak etmesi büyük yankı uyandırdı. Başkanlık Divanı toplantısına katılan BTP kurmayları, bu gelişmenin çok anlamlı olduğuna işaret ederek, şunları söylediler: “İlk kez iktidar partisinden istifa eden bir belediye başkanı BTP’ye geçmiştir. Bu durumun devam etmesi beklenmektedir. Bu çözümün adresinin BTP olduğunu ortaya koymaktadır.”

Ben de diyorum kulağımdaki bu ses ne diye, meğer filanca kasabanın belediye reisi BTP’ye geçmiş, onun yankısıymış. Büyük yankı uyandırdı deniyor ya, yalan olacak hali yok. Gelişme hakikaten ‘anlamlı’ ve ‘durumun devam etmesi’ beklenmeli, bu görüşlere katılmamak mümkün değil. Tabii tuhaf isimli bir beldenin belediye reisi ‘Milli Ekonomi modeli Türkiye’yi düzlüğe çıkaracak’ diye çözümün adresinin BTP olduğu yargısına ulaşmak biraz ihtiyatsızlık olarak görülebilir. Bakıp göreceğiz durum devam edecek mi.

Özlemişiz be, eski dostlar, eski dostlar, bilinmez ki nasıl nerde, şimdi artık resimlerde, hey gidinin Haydar Baş’ı, demek bir sene olmuş. Yahu birkaç belediye daha Milli Ekonomi Modelinin faziletini anlasa da (misal ayda 5.000 YTL verilirse ben de muhtemelen çok iyi anlarım bunu) malzeme çıksa. Gündem iyice ota sardı, malzeme olarak Fatih Terim ve Hakan Şükür’e kaldık.

Arşivleri bir gezin bakalım Haziran 2007, Temmuz 2007, bol malzeme vardır.

Popularity: 9% [?]

Beklenen Açıklama

FST 5 Mayıs 2008

spor14192fl3.jpgHakan Şükür iki laf etti, millet birbirine girdi, koca bir Galatasaray ‘camiası’ soluğu Anıtkabir’de alırken kimi yurttaşımız “bre yobaz, susturun, laik Türkiye’de Kutlu Doğum türü gerici laflar etmek laik Galatasaray camiasına yakışmaz” şeklinde tepki vermiş kimi “Aferin Hakan’a dini bütün delikanlıymış, küffara iyi bir şamar çekti, o hızla Feneri de süpürdüler, yardımcısıdır doğruların hazreti Allah” diyerek kendisini alkışlamışlardı. Benim gibi birkaç kişi de “söylenen laf iyi veya kötü değil, boştur, bundan mana çıkarmaya kalkmayın, Hakar Şükür emekliliği gelmiş bir futbolcudur, kerameti kendinden menkuldür” şeklinde tarafsız kalmıştık.

Peki bu fırtınanın içinde Hakan Şükür’ün bir açıklama yapması gerekmiyor muydu? Öyle ya, bu adam ne dedi, neyin üstüne dedi, herkes yorum yapıp duruyor, hatta Anıtkabire gidiyor filan. Neyse ki Hakan Şükür bugün konuya ‘beklenen’ açıklamayla netlik kazandırmış:

“[…] Ben, Hakan Şükür, hayatım boyunca Atatürk ilkelerine bağlı, kalmış, laikliği bir yaşam tarzı olarak benimsemiş bir sporcuyum. Futbola başladığım günden itibaren, gerek Galatasaray gerekse Türk Milli Takımı’nın formasını giyme ve kaptanlık mertebesine yükselme şerefini yaşarken, centilmenliğin, disiplinli ve ciddi çalışmanın bir genci nerelere getirebileceğini göstermek için çok çaba harcadım.

Dünyanın her yerinde insanların ve tabii ki sporcuların vicdani inançları farklı olabilir. İnanç bireysel bir şeydir. Vicdan hürriyeti, kimsenin boyunduruğu altında olmamalıdır. Mücadele ettiğim formayla kazandığımız başarıları da, zaferleri de, üzüntüleri de, Musevisinden Hristiyanına, Katoliğinden, Protestanına, Ortodoksuna kadar farklı inanç sahipleriyle paylaştım. Mutlaka çoğunuz için de bu böyledir. Özellikle sporda milliyet ve inanç farklılığını bir ayrılık olarak göstermek, sporun ruhuna aykırıdır. Mensubu olmaktan ve hizmet etmekten büyük gurur duyduğum Galatasaray Camiası’nı ve kamuoyunu bu konuda aydınlatmayı bir borç bilirim. “

Hakan Şükür başarılarını tüm ehli kitap ile paylaşmış, Kuran ehli Müslümanları ve Nutuk ehli Kemalistleri saymamış. Halbuki bunlar da kitap ehlidir. Öte yandan Atatürkçülüğe atıf yapması yerinde olmuş. Bu şüphe içimizi kemiriyordu, acaba Hakan Şükür denen futbolcu Atatürkçü müdür, laikliği özümsemiş midir, ne halttır diye. Ne olursa olsun, laikliği bir yaşam tarzı olarak benimseyen Hakan Şükür bakalım gururlu ortaokul öğretmeni Candan Erçetin ve Bekir Coşkun’a kendisini affettirebilecek mi? Ben olsam af ihtimalini yükseltmek için bu açıklamayı resmi internet sitesinde değil bir grup futbolcu ve taraftarla birlikte Anıtkabirde yapardım.

Tabii gitmişken “Atam bıktık milletin dırdırından” mealinde bir de şikayet dilekçesi vermek kaydıyla.

Popularity: 16% [?]

Şikayet

FST 5 Mayıs 2008

tekbir.jpgBazı ilahiyat hocaları Tekbir Giyim için “kapatma davası” açmışlar. Güya bu isimle din istismar ediliyormuş. Bana pek mantıklı gelmedi, marka, lisans, patent gibi konular zaten muammalı bir de böyle girişimler düpedüz saçmalamaya dönüşebilir. Tekbir giyimin defile icraatlarından, patronun “üç karım var kime ne” deyişinden rahatsızlık duyuyor olabilir bu profesörler ama dava açmaları gülünç olmuş. Bence oturup makale yazsalar daha iyi. Öyle olunca ipleyen çıkmaz diyebilirsiniz, eh haklısınız da. Belki de hocalar “bu Tekbir giyimin hakkından ancak böyle medyatik bir girişimle geliriz” demişlerdir.

Tabii burada akla başka sorular da gelebilir. Türkiye’de istismara açık iki konudan biri din iken diğeri de Cumhuriyet ve Atatürk konusudur. Adam okuluna Özel Atatürk Lisesi demişse bu da prim yaptıran bir durumdur ve Türkiye özelinde din istismarıdır. Afyon’da Cumhuriyet Sucukları var mesela. Bir de madem “tekbir” kelimesi din istismarı imiş, RavzaTurizm, Sıbga Boya, Miraç asansör, Medine Pazarı, Arafat Hacı Malzemeleri, Akabe Tesettür filan da var. Türkiye’de vatandaş prim yapar diye çocuğuna isim koyarken, dükkana tabela asarken Kuran veçeşitli din kitaplarına bakar. Hatta bir sürü yanlış da yaparlar ama böyle bir alışkanlık var. Misal bir tanıdığın kızına Kezban adı koymuş, neden diye sorulduğunda “Tükezziban ayeti var ya” demiş. Halbuki oradaki kezban yalan kelimesinden türeyen bir şey. Çocukken mahalle mektebinde ilmihal okurken peygamber isimlerini sayarken İdris yerine İblis diyen de çıkardı. Sonuçta o da yazıyor Kuranda. Hasılı bizde Kuran’ı açıp dükkana, çocuğa isim koyma yaygındır, dava açmaya bir başlarsan arkası gelmez. Ankara İlahiyatın hocalarını takdir ederim ama burada hata yapmışlar.

Bu arada sitenin reytingini arttırmak için bir isim revizyonu da düşünebilirim, benim adımla bir sure bile var “Feth Suresi”. Ama dursun, yarın iki profesör dava açar başımıza iş çıkar. Benim sitem çağdaş bir yer, hatta önümüzdeki ay kuruluş yıldönümünü Anıtkabirde kutlayalım diyorum.

Gitmişken İneternet Üst Kurulu hakkında bir de şikayet dilekçesi bırakırız.

Popularity: 13% [?]

İleri »

Kapat
E-posta ile paylaş