Geçmiş Zaman Olur ki
FST 2 Mayıs 2008
Bugün birşeyler araştırırken Hürriyet gazetesinin eski sayılarından birinde ilginç bir habere rastladım. Bir de o zamanın Hürriyeti pek çıplak kadın resmi de basmıyormuş, bayağı efendiden gazeteye benzettim. Gerçi “Duvara işeyen prens” Türkçe özür diledi gibi hoşluklar var ama, evet, adam gibiymiş görüntüsü filan. Darbe konusunda Ertuğrul Özkök’ün fiştekçiliğiyle ilgili de bir şey gördüm. Meğer bizim “Kabotaj değil Sabotaj” diyen Besim Tibuk Ertuğrul Özkök darbe istiyor diye kendisini basın konseyine şikayet etmişmiş. Tabii Besim beyin şikayetine konsey anlamsız laflardan oluşan uyduruk bir cevap vermekle yetinmiş. Ama bunlar önemsiz. Asıl benim ilgimi Denizli horozu ile ilgili şu haber çekti:
Damızlık yumurtaları tutanakla yediler
Denizli horozunun neslinin korunması amacıyla başlatılan proje için ayrılan 316 damızlık yumurta, belediye çalışanlarına afiyetle yedirildi. Damızlık yumurtalar mideye inince, 6 horoz ve 3 tavuktan bir yılda sadece 6 civciv elde edilebildi.
DENİZLİ horozunun neslinin korunup geliştirilmesi projesini 4 yıl önce uygulamaya koyan Denizli Belediyesi, icraatıyla hayal kırıklığı yarattı. Belediye Veteriner Müdürlüğü’nde damızlık 6 horoz ve 3 tavuktan üretim planlanırken, bir yılda sadece 6 civciv alındı, 316 yumurta da ‘fazla’ olduğu gerekçesiyle tutanakla yemekhaneye teslim edilip personele yedirildi.
MUHALEFETTEN ELEŞTİRİ
İlginç icraat Belediye Meclisi’nin iki gün önceki oturumunda görüşülen 1999- 2000 Yılı Çalışma Raporu’nda da yer aldı. Çalışma Raporu’nda ‘Belediyemiz, Denizli’nin simgesi Denizli Horozu neslini koruma misyonunu da üstlenmiş olup, müdürlüğümüz tarafından çalışmalar devam etmektedir. 316 yumurta tutanakla yemekhaneye teslim edildi. 6 adet Denizli Horozu civcivi üretilmiştir’ denildi.
Denizli Horozu için umut olan yumurtaların personele yedirilmesi tepkilere neden oldu. Denizli Belediye Meclisi üyesi DSP’li Hüsamettin Ataman, Denizli Horozu neslinin devam ettirilmesi misyonunu üstlenen belediyenin bu konudaki çalışmasının yetersiz olduğunu söyledi. Ataman, ‘‘Denizli Belediyesi, Denizli Horozu’nun çoğalmasından neden çekiniyor? Yumurtaları yiyeceklerine civciv üretsinler. Altı civciv çok yetersiz. Belediye, Veterinerlik Müdürlüğü’ne ek ödenek ayırıp, kuluçka makinası alınmasını sağlamalı. Horoz, belediyenin de simgesi. Yılda yüzlerce civciv üretilmeliydi’’ dedi.
Veteriner Müdürü Ali Beceren ise ‘‘Altı horoz, üç tavuğumuz var. Tavukların performansı çok iyi. Üç mevsim günde iki- üç kez yumurtluyorlar. Ancak Denizli Tavuğu kuluçkaya yatmayı sevmiyor. Makinamız da yok. Başka tavuk bulup kuluçkaya yatırıyoruz. Bazen yumurtalar da elde kalıyor’’ dedi.
HEDEFİ TUTTURDUK
Belediye Başkanı DYP’li Ali Aygören, çalışmanın icraatlarının önemli parçalarından biri olduğunu söyledi. Başkan Aygören, ‘‘Amacımız yumurta değil, dünyaca ünlü Denizli Horozu üretmek. Yılda 5- 6 horoz üretmeyi hedeflemiştik, bu hedefi de tutturduk. Denizli Horozu, kentimizin ve belediyemizin simgesi. Bu nedenle neslinin korunması misyonunu da başarıyla temsil ediyoruz’’ diye konuştu.
TAVUK KULUÇKAYA YATAR
Denizli Tavuğu’nun kuluçkaya yatmadığını iddia eden Belediye Veteriner Müdürü Ali Beceren’in bu sözleri uzmanlardan tepki gördü. Tarım İl Müdürlüğü Denizli Horozu Üretim İstasyonu Müdürü Veteriner Zeki Aslan, Denizli tavuğunun diğer tavuklardan üreme ve kuluçkaya yatma yönünden hiç bir farkının olmadığını belirterek, ‘‘Bizim tesislerimizde kuluçka makinası olduğu için tavukları kuluçkaya yatırmıyoruz. Ancak tavuklar yılda ortalama iki kez kuluçkaya yatar ve her seferinde 8 ile 15 arasında civciv çıkarır. Tavuk, zamanı geldiğinde döllenmiş yumurta bulursa kuluçkaya yatar. Tavuğun kuluçkaya yatması için sade ve güvenli bir kümes yeterlidir’’ diye konuştu.
Gürültüyü sevmiyor
Denizli’nin uzun ötüşü ve güzelliğiyle ünlü horozunun, dünyada saf olarak üretildiği tek yer Denizli Tarım İl Müdürlüğü üretme istasyonu. Nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalan Denizli Horozu, burada da yetiştiriliyor. Denizli Horozu’nun en büyük düşmanı aşırı sıcak, soğuk ve gürültü kirliliği. Bu olumsuz koşullar horozun ötüşünü etkiliyor ve verimini düşürüyor.
Çapkın ayı kısırlaştırıldı
BURSA Hayvanat Bahçesi’nde, bütün dişi ayılarla cinsel ilişkiye giren 5 yaşındaki ‘Efe’, bir saatlik operasyonla kısırlaştırıldı. Çapkın ayı, bugüne kadar dört dişi ayıyı hamile bıraktı. Bursa Hayvanat Bahçesi’nin en çapkın hayvanı olarak bilinen ‘Efe’, artık hiçbir ayıyı hamile bırakamayacak.
Ne günlermiş be, özledik şöyle haberleri. Bu arada damızlık horoz mevzusuna giren çapkın ayı “Efe” neyin nesidir, ama iyi olmuş boşverin. Hürriyet 8 sene önceki çizgisini yakalasa belki sapık dünya gençliği bundan olumsuz etkilenir ama biz fevkalade memnun oluruz herhalde.
Haftasonunu bu moralle geçirelim, önümüzdeki hafta hepimizi yoğun bir ‘gündem’ bekliyor.
(Bu arada Besim Tibuk’un şurada ekonomi üzerine bir sohbeti var, benim gülmekten gözümden yaş geldi, tavsiye ederim. Özal ile ilgili görüşlerini buraya alayım)
Soru : Ekonominin temel dinamiği olarak ticareti görüyorsunuz. Ağır sanayi, milli sanayi hamlesine filân karşısınız. Bütün bunlar Turgut Özal’a çok yakın görüşler özünde, temelinde. Biliyorsunuz, rahmetli hizmetler sektörünü çok savunurdu. Çok büyük paralellik var aranızda. Siz kendinizi rahmetli Özal ile kıyasladığınızda, politikalarınız itibariyle, farkı nerede görüyorsunuz? Ben 1989 sonrasının popülist ANAP çizgisini kastetmiyorum.
Tibuk : Yukarıda kısaca değindiğim gibi, insanlar,belirli bir yetişmenin ürünüdür; belli zaafları, belli - alışkanlıkları vardır. Rahmetli Turgut Bey’in içinde devletçilik vardı çünkü, devamlı devlette çalışmıştı, devlette birçok projeye, işe imza atmıştı, devletin başarısız olduğunu kabul etmesi çok zordu.
Aynı psikoloji Süleyman Bey’de de vardır. Meselâ Süleyman Bey’e Afşin-Elbistan’ın yanlış olduğunu İskenderun Demir Çelik’in, Seydişehir’in yanlış olduğunu söyleyin, hemen yüzünü buruşturur. Bu Turgut Bey için de böyleydi.
Turgut Bey lâfta bizim söylediklerimizi söylüyordu aynen ama, fiiliyatta devletçiydi. Birçok konuda bunu gözledim: Davranışlarında, yatırımlarında, devlet idaresinde. Turgut Bey’in söyledikleri ile yaptıkları arasındaki farklar hatta, uçurumlar çok enteresandır.
Bizim söylediklerimiz kısmen rahmetli Özal’ın görüşlerine uyuyor ama, yaptıklarına uymuyor. Ben 1983′ten sonra devletin daha da büyüdüğünü, devletçiliğin daha da ağırlaştığını iddia ediyorum. Rakamlarla söylüyorum. Bir fıkra anlatayım bununla ilgili:
Kars’ta bir hoca efendi varmış, doğacak çocuğun cinsiyetini söyleyebilen. Ha bire hamile hanımları getirirlermiş kendisine, doğacak çocuğun cinsiyetini söylesin diye. Hoca efendi bakarmış ve diyelim, erkek doğacağını söyler ve fakat, kadının adını soyadını, kocasının adını soyadını, saati ve tarihi bir yere yazar, defterin bir köşesine de, gelenin yüzüne karşı erkek demişse, kız; kız demişse, erkek diye not düşermiş. Örneğin, erkek doğduysa, ne âlâ ama, kız doğduysa, “Hoca efendi, sen erkek dedindi, kız doğdu” diye geldiklerinde, “Gelin bakalım, ne söylemişim, deftere bakalım” der, herkesi mahcup edermiş. Hoca efendi çok meşhur olmuş.
Derken, günlerden bir gün padişah çağırmış kendisini, hamile gelini için. Tabii, padişahın huzurunda, yanında bir sürü adamı ile vaziyeti çok zor hoca efendinin. Gelini getirmişler. Hoca boncuk boncuk terlemeye başlamış. Padişah kızmış ve “Bre hoca, ne terlersin, söyle ne söyleyeceksin” demiş. Hoca ter içinde, demiş ki, “Vallahi önden bakıyorum kız görünüyor, arkadan bakıyorum erkek görünüyor sultanım “.
Gelinin nesi olmuş dersiniz? Biri kız, biri erkek ikizleri!!!
Soru : Özal döneminde devletçiliğin ne kadar ağırlaştığını rakamlarla ifade edebilirim demiştiniz, Bazı rakamlar verebilir misiniz?
Tibuk : Kamunun harcadığı her para devletleştirmek demektir ve rahmetli Özal döneminde bu rakam çok yükselmiştir. Finansmanda bütün paranın %80′ini devlet kullanıyor. Ülke tasarruflarını, iç borçlanmayı, dışarıdan alınan borçları hep devlet kullanıyor,
Meselâ, dış borçlar 18 milyar dolardı, 57 milyar dolara çıktı. Özal döneminden yani, 1991 sonuna kadar olan durumdan bahsediyorum. şimdi ise 68 milyar dolar.
Para basımı yani, emisyon da devletin halktan para çekmesidir. Ek vergiler, konulan bütün fonlar da devletçiliktir ve olan devletçiliğin üstüne rahmetli Özal döneminde gelen yeni devletçilik biçimleridir. Malûm, gümrük devletçiliktir. Eskiden diyelim, %30 olan gümrüğe sen bir de %25 fon koyuyorsan, devletçiliği büyütüyorsun demektir.
Özal için bizim iddiamız bu. Özelleştirme retoriği altında Ozal devleti büyütmüştür devam ettirmiştir demiyorum, büyütmüştür diyorum. Yapılan tüm kamu yatırımları, devletin büyümesidir. Özal döneminde Türkiye hiç yaşamadığı kadar büyük devletçilik yaşamıştır.
Ayrı bir husus ama, devletin ekonomideki bir diğer ağırlığı da yönlendirmedir. Örneğin, bir sektörü teşvik eder, diğerini cezalandırır. Bu tabii, endirekt bir ağırlıktır.
Soru : Özal’ın söyledikleri ile yaptıklarının çelişkisini hiç Türkiye’nin politik ya da bürokratik gerçeği itibariyle değerlendirdiniz mi? Yani, dışarıdan konuşmak kolay ama, o mekanizmanın içine girdiğiniz zaman belki de bu mümkün olmuyor ya da, işte o kadar mümkün oluyor.
Tibuk : Özal iktidara geldiği zaman Ankara’da tam bir bürokratik yapı buldu ve bence, sözünü geçiremedi. Bu, mazeret değil. Diyelim, yapamadı ama, hiç olmazsa devleti büyütmeyecekti.
Diyelim, özelleştirmeyi yapamıyorsun - ki, teslim etmek lâzım, büyük muhalefetle karşılaştı - o zaman söz konusu KİT’lerin büyümesi için tevsi plânlarını imzalamazsın, öyle değil mi? Örneğin, Sûmerbank’ı özelleştiremiyorsun ama, yeni dükkânlar açtırıyorsun. Burada bir samimiyet yok.
Biraz evvel söylediğim gibi, Özal’ın bütün politikası, kız çocuk mu, erkek çocuk mu diye fal bakan hocanın durumu gibidir. Bu diğer politik liderlerimiz için de geçerli. Bunların felsefesi yok. Hava nereden esiyorsa, oradan etkileniyorlar. Kötü niyetliler demiyorum ama, içten inandıkları bir felsefe olmadığı için, etkileniyorlar.
Size somut bir örnek vereyim. 1990 yılında bir Türk özel sektör havayolunun Tokyo’ya iniş hakkı alması için Japonya’da uğraşıyorduk. Doğal olarak, Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi’nden de yardım istedik, Malûm, Narita Havaalanı’na iniş hakkı almak çok zordur. Ne oldu biliyor musunuz? Îşbirliği içinde olduğumuz Japon yetkili Türkiye’ye geldi ve bana dedi ki, “Yahu, sizin büyükelçi bizim aleyhimize çalışıyor!”. “Nasıl olur?” dedim. Bir Türk büyükelçisi bir Türk şirketinin aleyhine nasıl çalışabilir, öyle değil mi? Adam dedi ki, “Benim büyükelçi ile samimiyetim var ve konuştum. Büyükelçi bana dedi ki, Özal yardımcı olmamasını; olması halinde, THY’nın yolcusunun azalacağını söylemiş.”
Diyeceğim, rahmetli Özal’ın içinde hâlâ devletçilik vardı. THY’ye kendi çocuğu gibi bakarken, ülkenin bir özel şirketine üvey evlât gibi bakabiliyordu. Bunu çok da yadırgamıyorum, yetişme tarzına bağlıyorum. Adam devlette yetişmiş, babası devlet memuru.
Popularity: 16% [?]
- Medya
- Yorum(27)
- Bu Yazıyı Paylaşın
- PDF olarak kaydedin
Hürriyetteki fotograflara bakmak sapıklık değil bence.
Toplumda böyle bir talep varsa arz da olur.
Yalnız Hürriyet yapmamalı bu arzı, başka gazete mesela Posta olabilir.Almanların Bild, İngilizlerin The Sun gazeteleri bu tip gazetelerden yanlış bilmiyorsam.
bu fotograf olayi fazla abartiliyor. rahatsiz olanlar icin, alternatif gazeteler, internet siteleri var. vatandas, hurriyet’i bu haldeyken aliyor, internet sitesini bu haldeyken ziyaret ediyor. adamlar gazeteyi hayrina cikarmiyorlar ki. demek ki medya sektorunden para boyle kazaniliyor.
Yok niye rahatsız olalım, ‘temiz sayfa açacağız’ diyerek yaptıkları işin pis olduğunu kabul etmeleriyle kafa buluyorum o kadar.
Bir de kadın resmine bakmak için Hürriyete giren var mı hakikaten? Mister No var, onu anladık.
Yine çift L ile yazılmış bir entelektüel haberi. Aysun Kayacıya Cevap
Mr No,
Hürriyete fotoğraf için bakmak bir tür sapıklık değilse de tuhaflık olmalı.
Yalnız Da Vinci Çinliler vs. bakıyor demişti, onu dikkate alın. Müşteri Türkiye’den değil bence, Türkçe bilen bir adam açık saçık resimler için Hürriyete mi girer? Akıl var mantık var.
Bence yabancılar manken isimlerinden tesadüfen giriyor yabancılar ve reyting yapılıyor.
Hürriyet’e fofograf için bakmak başka, haber okumak için girip diğer servislerden yararlanmak başka bir şey.
Ama Hürriyet sanki fotoğrafları yem olarak kullandığını zannediyor.
Hürriyet’in içeriğinin büyük bir kısmı o belaltı haberleri. Ama genelde bu haberlerdeki rahatsız edici unsur, çıplak kadın fotoğrafından öte, bir yaşam biçiminin alttan alta sunulması.
arz/talep konusuna gelince. Ülkede eğitim ortalaması 4 yıl ve internete giren 10 milyonu aşkın nüfusun internet üzerinde yaptığı/aradığı şey, zaten gündelik hayatında aç olduğu şey. Ve biliyorum ki bu şey “bilgi” değil. En azından “entelektüel” bilgi değil. O yüzden Hürriyet piyasa şartlarında devletin ortaladığı şeye “vole” çakmaktadır.
ve ne yazik ki hep gol olmaktadir.
http://www.seyvet.com/foto/9035/
şimdilik şu fotoğrafa bakın. derin analiz yazacam daha sonra.
hürriyette ayşa armanın bir yazısına da gönderme yaparak yazacam.
Hzhubble bey,
Ama genelde bu haberlerdeki rahatsız edici unsur, çıplak kadın fotoğrafından öte, bir yaşam biçiminin alttan alta sunulması.
Iyi de, bu nasil bir bicim?
Ülkede eğitim ortalaması 4 yıl ve internete giren 10 milyonu aşkın nüfusun internet üzerinde yaptığı/aradığı şey, zaten gündelik hayatında aç olduğu şey.
2001 senesinde nicin Hurriyet’in daha gazeteye benzer bir halde oldugunu da aciklayabilir bu. O zaman internet erisimi cok pahali ve daha yavasti. Bu kadar da yaygin degildi. Belki o zamanki kullanici habere bakma islerini kadina bakma islerinden ayiran turdendi. (90larin ortasinda hem ABD hem TR’de biraz ISPcilik yaptim oaradan biliyorum, dogrudan pornoya veya artik neyse ciplakliga yonelen musteri hep vardi iki yerde de. Net erisimini sirf bunlar icin edinen de az degil gibi gozukuyordu.)
Ve biliyorum ki bu şey “bilgi” değil. En azından “entelektüel” bilgi değil. O yüzden Hürriyet piyasa şartlarında devletin ortaladığı şeye “vole” çakmaktadır.
Bu iste devletin bir paslama rolu yok bence. Normal hayatta hakim olan kulturun ve kullanicilarin yasinin bir rolu olabilir. Neyse bakin asagidaki aramalari sIk yapan iller oyle cok da yoldan cikmis insanlarin yasandigi illere benzemiyorlar (Ramazan’da dusus de var):
http://www.google.com/trends?q=porno%2C+sex%2C+seks&ctab=0&geo=TR
Milletin ’seks’ yerine ’sex’ yazmayi daha verimli buldugunu yillar icinde ‘ks’ ile yazilandaki dususten cikartabilir miyiz acaba?
HzHubble bey,
Üstü kapalı olarak millete ayak takımı demek oluyor bu. Öte yandan bu milletin yüzde 47sinin AKP gibi muhafazakar bir partiye oy verdiğini düşünün.
yanıldığız bişey var bence.
her zaman bu böyleydi eski mısır, hitit, hindistan da, roma ‘da vs..
insanlar ilk çağda da homeros okumuyordu.
o zamanlar da homeros okumayan bilmeyenler küçük görülüyordu herhalde.
her yaşayan kaşgarli mahmut değildi
değişen birşey yok.
fakat biz şimdi kendi yaşadığımız çağda hangi efsenlere kendimiz kaptırdık yaşıyoruz ?
kadın tabitaını çarpıtmak ve yok varsaymak üzerine yapılandırdığımız kültürün gerçekle ilgisi olmadığını görmüyoruz.
http://www.seyvet.com/foto/9035/
şunlara bakmaktan çekinmeyin. ve özellikle 10. fotoğraf. Bunlara bakmak sapıklık mı ? tuhaflık mı ? kadınlar açıısnda parmaklarını kesecek kadar bakacakalarına emin olun. Yalanlar çok ama alt kültür olmaktan dolayı, tabiatla didişmektir bu.
burada yazdığınız herşeyi gözden geçirin.
kadınların henüz insani değerlerini sahiplenmediği bir alt kültür olduğu bir toplumun
baskısından uzak olarak kendi kendinize sorun.
bayağlaşma ile estetik sanat arasında bir fark olup olmadığını sorun.
bu fotoğraflar ticari olarak önümüzdeki yıllarda yaygınlaşacaktır.
madem arz ve alep kuralları işlemiyor. O halde psikolojik analiz yapacağız.
http://www.seyvet.com/foto/9035/
çinli, japan, genç veya yaşlı veya müslüman, evli ya da bekar nerdeyse üm kadınların parmaklarını kesercesine bakacağı fotoğraflar bunlar. ( son fooğraf dahil)
neden peki ? hürriyet gazeesinde veya burada, veya müslüman mahallesinde ve laik mahallesinde geyiği dönmüyor bunların ? ( zamana yenik düşmek kaçılmaz da, direnç ne ?
lost dizisinin yakışıklısı istenbula da geldi. beyazın şovuna katıldı. beyazın yüz ifadesindeki psikoloji kaçırılacak gibi değil. kıskançlık olarak yazmış gazetenin biri.
beyaz yakışıklı oyuncuya şöyle soru sordu (you tube da var) dizideki öteki oyuncu sizden daha anlayışı ve çözüm bulan karakter neden kadınlar seni tercih ediyor ?
o da dediki; ben sadece hafta sonları içinim, o ise her zaman seçecekleri biri.
ilginç bir cevaptı.
salonda hayretle karışık bir gülüşme oldu.
lost dizisi yakışıklısının yüzünde de bir tevazu iafadesi oldu. ( nasıl erkekler ora sayfa güzeli ile süreklilik konusunda atılgan değiller, belki birlikte olmak bile isemezler)
japon kadınlarda ilhan manzsız için evlenmeye gelmemişti. sadece biraz daha seyremek için.,
bizim mahaledeki kadınlar ise sadece takiye yapıyor.
psikolojik analiz dediğim gibi. yazacağım.
kuran da yusuf suresi olmasa bu yazıyı yazmaya ben de ceseret edemezdim.
inanın her ürlü sansür gerekirecek düşünceden daha sansürdür kadınlar için .
korkuttun beni @knz , Allah müstehakını vermesin emi !!!
korkarak tıkladım valla ,ne çıkcak acaba diye
acaba dedim ebu gureyb gibi bişey mi çıkacak
.
.
.
.
.
ciddiye alırmısın bilmem ama tavsiyem parmaklarını kesebileceğin bir hususta analiz yapmaya kalkma, objektif olmayabilir…………………………..
Knz Hanım,
Benim sizin verdiğiniz linklere bakmam sapıklık olur, ama Adriana Lima’ya vs bakmam sapıklık değil.
Orada 2. fotograftaki hatun süpermiş.
Knz Hanım,
Erkeklerin böyle objeler gibi teşhir edilmesine karşıyım. Yaşasın Erkek hakları.
Bak gor yapiyosun yine knz.
Sagol yaf Beyaza misafir olusunu izlememistim, iyiymis. Cevirmen yanina oturunca parmagini kesememis ama nevri donmus herhalde : )
sorma ya betül, çevirmen kadın tehlike atllattı. neyseki yanında ayıklayacak bişey bıçak falan yokmuş
Mr No bu konu başlığında sözü geçen hüriyet müdürleri farketmeden para kazanma ile erkeklik karizması arasında bocalıyorlar, ama para galip gelecek tabi.
ama hiç merak etmeyin. berlin duvarı yıkınca nasıl sosyalizme bişey olmadı hatta öz-eleştiri ile daha iyi oldu. erkeklik duvarı yıkılınca da erkeklere bişey olmayacak
illmihalciler şimdiye kadar tek kale maç yaptılar. kadın kıskaç olduğunu söylediler. kadın kıskaç olduğu iiçin kendisinden güzel kadını kıskanır ve bu yüzden şahitlik yapamazmış.
erkeği de güvenli limanlarda rakipsiz bıraktılar. koruma duvarları olmasın, daha iyi olacak., erkekler için böylesi daha iyi. böylesi herkes için daha iyi olacak.
Devam ediyorum: sabah haberlerde duydum. Medya da yönetici kadın oranı sadece %15, tartışmalara katılanlar sadece %11. kadınlar sorunları ile değil arka sayfa da görüntü olarak yer alıyor. haberlerde ise mağduriyet unsuru olarak yer alabiliyorlar.
kadınlar genetik olarak aptallıktan değil, ama isveç sendromu dedikleri bir psikoloji içinde eşitsizliğe sahip çıkıyorlar. kendilerine dayatılan çembere kısılıyorlar ve orada ayak oyunları ile var olmaya çalışıyorlar. Erkek egemenliğini tırmalamak şeklinde savunma gelişiyor.
Erkekler de, ki, bu sayfa da hürriyet yöneticileridir, gördüğünüz gibi bu fotoğrafları ticari değeri olduğu halde henüz pek basmıyorlar., çünkü her yer erkek meclisi ve kendilerine çalışıyorlar, onlar yine iyi tabi, vakit gazetesi derin felaket.
erkekler dini özgürlükler kavramında yine aynıdır. Onlar da yusuf suresini hatırlatığımız da öfkelenip sansürcü oluyorlar.
Halbuki insan da narsizmi körükleyen ticari bu tür metalar hasas bir yönetici sorumluğu istiyor. ve bunun cinsiyeti yok.
he he fethi beybetüle cevap olarak başladığım yazı takılmış. Erkeklik duvarına takılmadı değil mi
sabah 2. yazım gidince onu unuttunuz herhalde .
“isveç sendromu” değil de ‘Stockholm Sendromu’nu kastetmis olmalısınız..
‘Yusuf Suresi’ni bilmem ama “erkelerin günahı kızlardan sorulacak”mış..
Eğer bu doğruysa, hiç birinize iki dünyada da rahat yok demektir
bizim kesilen parmakların günahı kimsen sorulacak, de mi betül
Henuz parmagimi kestirecek kimse karsima cikmadi knz.
Sawyerla karsilasmadik daha : )
‘Ne kadar’asi henuz belli degilse bile ne oldugu belli.
At a dinner party, George Bernard Shaw was seated beside a woman…
“Madam,” he asked, “would you go to bed with me for a thousand pounds?”
The woman blushed and rather indignantly shook her head.
“For ten thousand pounds?” he asked.
“No. I would not.”
“Then how about fifty thousand pounds?” he continued.
The colossal sum gave the woman pause, and after further reflection, she coyly replied: “Perhaps.”
“And if I were to offer you five pounds?” Shaw asked.
“Mr. Shaw!” the woman exclaimed. “What do you take me for!”
“We have already established what you are,” Shaw calmly replied. “Now we are merely haggling over the price.”
Betül futbol başlığında konuşsursak başımıza iş gelmesin diye buraya aldım
http://images.google.ca/images?q=josh%20Holloway&ie=UTF-8&oe=utf-8&rls=org.mozilla:en-GB:official&client=firefox-a&um=1&sa=N&tab=wi
Fakat Allah kullarını ne kadar iyi biliyor değil mi
Biz bu devride anlatamadığımız bir durumu nasıl anlatmış değil mi ? Fakat Bu böyle diye lost yakışıklısı evimize köle gelse saldıracak değiliz ama..
Bu durumda ne yapamak lazım ?
evet lost dizisinin yakışıklısı diye bir gerçek var. lost dizisinin yakışıklıısnın günümüzde ticari değeri var. var bu. real bu. gerçek bu. kadınlar yemez içmez gibi bir varsayım ne kadar saçma ise bu da öyle.
resul cibril niye o fıkrayı yazdın
para ve güçle ilgili bir akışı görmüyor musun ?
yaşlı alman kadınları gelip antalya genç delikanlı alıp AB ye götürmüyor mu ?
erkeğin fiatı olmaz mı ? Fizyolojik olarak kadınların bu işi yapmaları ( fıkradaki gibi fiat)
kadına özgü birşey değil.
Çin cinsiyetsiz bir tolum oluşturmaya çalışmadı olmadı. kadınları yok sayınca olmuyor.
artık toplumda kadınları yok saymak mümkün değil.
o halde insanları ne ayırmak mümkün, ne cinsiyetsiz toplum yapmak.
o halde bu resimler de, insanın ticari meta olarak kullanılması sadece esetik kısıtlamalar getirilebilir. Ynai hürriyet bayağı resimler kullanılamaz. ama yukarda parfüm rekalmında gibi estetik erkek güzeliği neden rekalmlarda kullanılacak ? günümüz dünyası böyle.
eski kuşak koministeler bunu narsizmi tetiklediği için yasaklamışlardı. yani mr no nun dediği gibi, insanı ( kadın tek başına değil artık) ticari meta olarak kullanmıyorlarıd ama berlin duvarı yıkıldı zaten.
diğer bir nokta kıskançlık. binyıllardır kadınlar başka güzel kadını kıskanır diye iftira attılar. ( şahitlikle bile ilişkillendirdiler, ne alaka ?
halbuki erkek de kıskanır, başka yakışıklı bir erkeği de kıskanır. ama insan bu dünyaya zaten kendini aşmaya gelmedi mi ?
Yukarda dediğim gibi lost oyuncusu bunu beyaz showda çok güzel ifade etti.
ingiltere kralı chars güzel eşinin( diana) vefatından sonra gözle görünür derecede güzellik yansıtmayan bir kadınla evlenmedi mi ? üstelik yılllarca süren aşkla..
kalıcı olmak başkadır., bakmak başkadır.
uzun yazdım sabah sabah..
Gormez olur muyum?..
Dile getirilen henuz bir Sawyer ile karsilasmamisliktan hayiflanmalar, sira namus/iffet kumkumaligina gelince mangalda kul birakmamalarin altinda firsat cikmamisligin verdigi hincin yattigina isaret ediyor.
‘Sofu sogan yemez, bulsa kabugunu dahi koyvermez’ misali..
İmdi…
Fethi Beyciği’m,
Bo yazınıza gelen cevap sayısı ortalamanızın epey altında ( ortalamanız herhalde 150 civarında, değil mi?) bu beni epey düşündürdü. Çünkü “bilmem kimi oylayalım” daha köpüklü/ light bir haber için gelen evap sayısı 100′ün üzerinde.
Hani Hürriyet’in profiline azıcık değinmişsiniz ya ahan da aynısı buarda görülüyor. Toplumun neye nasıl değer verdiği enfes şekilde ortaya çıkıyor.
Allah selamet versin Besim Bey’in hakikaten iktisadın köküne dair gayet güzel tespitleri okurları pek ilgilendirmemiş.
Bunların felsefesi yok. Hava nereden esiyorsa, oradan etkileniyorlar. Kötü niyetliler demiyorum ama, içten inandıkları bir felsefe olmadığı için, etkileniyorlar.
Bu cümleler anahtardır, hem devletin felsefesizliği açısından hem de okur kalitemizi göstermesi açısından. Ağzımızı her açtığımızda Filistin’e taş göndermek, ABD “emperyalizmine” kahretmek, ırkçı ayrımcılığa destek ( devleti bir de Türk’ü ortadan kaldırdınız mı halklar kardeş oluveriyor ya…)vermek gibi acullukları savurmak yerine, hayatımızı nasıl bir felsefenin veya felsefesizliğin,sığlığın kuşattığına, yönettiğine bakmak azıcık daha faydalı olmaz mıydı?
Cevap sayısından anladığım kadarıyla kimsenin, devletin elinin, cebimize nasıl daldırdığını falan umrusadığı yok! Eh devletin cebinde gezinmesine, yediğin lokmayı saymasına izin verirsen “Niye demokrasi yok?!” diye ağlamayacaksın kardeşim.
Aysun Kayacı haberine de yarı açık göğüs görebilmek için sürekli dalıyorsan da “Ufukta niye aydınlık günler yok!?” diye toplumcu toplumcu melemeyeceksin.