Archive for Mayıs 8th, 2008

Gıda Güvenliği

FST Mayıs 8th, 2008

karpuz1.jpgAtatürk’ün pek çok konuda söz söylediği, pek çok konuyla ilişkilendirildiği malumdur. Ancak bir haber gördüm, dört yıldır bu iş üzerine ihtisas yapmış biri olarak şaşırmadım desem yeridir. Tarım bakanı bana göre ilginç bir özelliği olan şu etkinlikte bazı sözler sarf etmiş:

‘Gıda güvenliğini Atatürk öngörmüştü’

Tarım ve Köy İşleri Bakanı Mehdi Eker, Atatürk, Orman Çiftliği (AOÇ)’nin kuruluş yıldönümünde bugün çok tartışılan bir konu hakkında Atatürk’ün bir öngörüsüne dikkat çekti.

Bakan Eker, AOÇ Müdürlüğü bahçesindeki resepsiyonda yaptığı konuşmada, Ankara’nın başkent ilan edilmesinden sonra, bozkır, bataklık ve tarım için elverişli olmayan alanda Atatürk’ün, bizzat kendi planlayıp ıslahında çalışarak çiftliği kurduğunu söyledi.

Bu çalışmalarda ana amacın, halkın sağlıklı gıda teminini kolaylaştırmak olduğunu bildiren Eker, Atatürk’ün 21. yüzyılda konuşulmaya başlanan gıda güvenliği konusunu, çiftliği kurarken gündeme getirdiğini belirtti.

[…] Çiftlikte, tarım, sanayi entegrasyonunun gerçekleştiğini, bal, şarap, süt ve süt ürünleri, meyve suyu, süs bitkileri, meyve fidanları üretildiğini anlatan Eker, Hayvanat Bahçesi ve Atatürk’ün Selanik’teki evinin bir benzerinin de halkın ziyaretine açık olduğunu hatırlattı.

Demek Atatürk 21. yüzyılda yeni yeni gündeme gelen gıda güvenliğini de ilk gündeme getirenlerden biriymiş. Bakalım başka neler işiteceğiz, misal “Atatürk ISO-9000 çalışmalarından çok önce kalite güvenceye dikkat çekmişti” desem başım ağrımaz herhalde.

Bu arada sezonun ilk karpuzu da TBMM’de bakan tarafından kesilmiş, bu önemli etkinlikle ilgili gelişmeleri linkteki haberden izleyebilirsiniz. Yalnız ilk karpuz kelek çıkmış gibi, zira ikinciyi kesmek zorunda kalmışlar. Bu ikincisi fena değil ama. Bir de adamın biri eldiven takmış, o da tuhaf.

(Karpuz gerçekten kelekmiş)  

Var mısın, Yok musun

FST Mayıs 8th, 2008

fathr.jpgŞu ara böyle bir yarışma popülermiş, geçenlerde bir şehirlerarası otobüste mecburiyetten izledim. 10-15 kişi toplanmışlar, başlarında eski gezginlerden Acun diye bir oğlan, kutu açılıyor, içinden çıkan rakama göre millet birbirine sarılıyor yahut ağlaşıyor, “hissediyorum abi bunun içinde kırmızı var” veya “Ayşe hanım içinize ne doğuyor” şekilndeki diyaloglara akrabalar filan da karışıyor, “15′i açtır, Hulusi beyin çok masum bir duruşu var” şeklinde fikir beyan ediliyor. Arada Hamdi diye bir bankacı yarışmacıyı caydırmak için telefon açıyor, hasılı bir sürü saçmalık. Bana göre saçma ama insanlar eğleniyor, buna karışamayız. Tabii asıl önemlisi bu yarışmaya önümüzdeki hafta Fatih Terim başkanlığında Türk milli takımının katılacak olması. Haberde şöyle deniyor:

İmparator Terim ‘Varım’ diyecek!

Acun Ilıcalı’nın sunduğu yarışma programı ‘Var Mısın Yok Musun’un 15 veya 16 Mayıs’taki programına Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim ile Ay-Yıldızlı futbolcular katılacak.

Terim programdan kazanacakları parayı bir hayır kurumuna bağışlayacak. Programın yapımcısı ve sunucusu Acun Ilıcalı, “Fatih hocama bu teklifi götürdüm. Çünkü onun hayır işlerine olan ilgisini uzun zamandır takip ediyorum. Fatih hocanın Hamdi beyle iyi bir pazarlık edip, iyi bir parayla ayrılması şart” şeklinde konuştu.

Demek Fatih Terim hayır işleri de yapıyormuş. Allah razı olsun, dergahı izzetinde kabul etsin. Acun “uzun zamandır takip ediyorum” demiş. Yahu bu uzun zaman zarfında biz fark edememişiz Acun, bu işte bir bit yeniği olmasın? Fatih Terim’in geçenlerde maaşına gelen 35.000 YTL’lik gizli zammı hatırlıyorum ama hayır işini tam çıkaramadım. Eh, hayır gizli olur, ancak Acun gibi temiz kalpliler bunu fark eder de diyebilirsiniz.

Uzatmazsak, Fatih hocanın yarışmasını hepimiz herhalde heyecanla takip edeceğiz. Benim iki merak ettiğim şey var, diyelim bunlar büyük ödül kazanamadılar acaba Türk Milli Takımı cepten yine fukaraya destek olacaklar mı? Zira bir ara Hakan Şükür başta “bize vaad edilen 4X4 jipler ne oldu” diye yaygara yapıyorlardı. İkinci merakım ise Fatih Terim ingilizcesi kendisiyle ayar olan Acun ile kısa bir yabancı dil gösterisi yapacak mı? Olursa tüm internet ahalisi bu olaya kilitlenir, haber vereyim.

Kısaca are you exist or no?

Örgüt

FST Mayıs 8th, 2008

ssrt.jpgŞeriat tehditi ahtapot gibi ükeyi sarmışken bazı duyarlı vatandaşlarımızın konuyla ilgili somut öneriler getirmeye başlaması fevkalade memnuniyet verici bir durum. Nitekim eskiden beri solcu geçinen ve özellikle de darbe destekçiliğiyle Özdemir İnce’nin aferinini alan Tarık Akan, Türk siyasi hayatına Kadirizm ideolojisini hediye etmiş Kadir İnanır ile birlikte bir törende anlamlı mesajlar vermişler. Haberde şunlar var:

Türk Sineması Emek Ödülü’ne layık görülen Kadir İnanır ve Tarık Akan’ın konuşmaları geceye damga vurdu. Kadir İnanır, çalışma şartlarının ağırlığını vurgulayıp, “Tek başına tavır koymak doğru değil. Demokrasi, örgütlü toplumlardan geçer. Birbirimizle uğraşmaktan vazgeçelim, geleceğimizi düşünelim” diye konuştu.

Tarık Akan ise şeriatçı eğilimlere karşı çıkılması çağrısı yaparak şöyle dedi: “Bugüne kadar Kadir arkadaşımla ben, dincilere faşistlere karşı, ülkenin adam gibi idare edilmesi için mücadelemizi verdik. Ama artık yaşlandık. Gelin hep beraber dinci, şeriatçı basına ve televizyonlara hayır diyelim ve çalışmayalım.”

Öncelikle Kadir İnanır’ın yorumunda şeriat vurgusu yok. Tarık bey bu konuda daha hassas görünüyor. Bana göre Kadir İnanır daha gerçekçi konuşmuş, paraya vurgu yapması anlamlı olmuş. Birbirimizle uğraşmak derken ne kastettiğini anlamadım, sanat camiasıyla ilgim yok, maalesef İzlenimler sitesi bu konuda epey eksik yönü olan bir yer. Bir türlü sanata, kültüre gereken önemi veremedik. Bir parça spor oldu ama kültür yönümüz eksik kaldı. Sağlık olsun. Dolayısıyla Kadir İnanır kimle uğraşmış bilmiyorum.

Tarık Akan’a gelirsek, 1980 sonrası baydırıcı entel, sol ve sosyal içerikli karanlık filmleriyle gözümden düşmüştür, onu öncelikle söyleyeyim. Eski günlerin Ferit tiplemesi yerine gelen sakallı, karanlık odalarda boş boş sağa sola bakan, anlaşılmaz laflar eden bu topluma duyarlı adamdan hiç hazzedemedim. Kadir İnanır Allahtan bu kadar sosyal içeriğe vurmadı işi, adamın mayası kabadayılık olduğundan mıdır, nedir, o paçayı kurtardı. En son bir klipte Örümcek Adam’a nasihat ederken görmüştüm.

Diğer taraftan şeriat tehdidi denen şey nedir çok açık değil, sıkça bunu duyuyorum ama zannedersem bununla İslam dininin bazı uygulamalarının medeni hukuk ve ceza hukuku içinde uygulama alanı bulması filan kastediliyor. Elimizi keser, başımızı kapatırlar, içkimize engel olurlar mı şeklinde basite indirgenebilecek bir durum. Bana göre tabii hava hoş, Türkiye’de bu anlamda bir şeriat arzu edenlerin oranı bölücü milliyetçiler, devrimci sosyalistler, faşist ulusalcılara kıyasla daha azdır. Marjinal olduğunu zannediyorum. Yok, Tarık Akan ‘Şeriat’ ile devlet nizamıyla bir ilişki kurmasızın namaz kılan, başı örtülü, içki içmeyen, domuz eti yemeyen, İslami anlamda Allaha inananların genel olarak durumunu kastediyorsa ‘Örgüte’ düşecek iş çok demektir. Bunları vurup öldürmekle bitirmek kolay iş değil.

Aslında Tarık Akan’ın durumu yeni de değil. Zamanında kendisi için “çağının çağdaşı” diyen Özdemir İnce epey övgü dolu yazılar yazmış, buraya da konu olmuştu. Özdemir İnce üzerine 2005 Kasım ayında yazdığım çok uzun yazıdan sadece Tarık Akan ile ilgili kısmı alıntılayayım:

Özdemir İnce ve darbe demişken, son hafta gündemde olan bir Tarık Akan meselesine değinmemek olmaz diye düşünüyorum. Malum Milliyette Derya Sazak Tarık Akan ile bir mülakat yapmış Tarık Akan da “solculara karşı yapılan darbeler kötüdür, gericilere karşı olanlar iyidir” mealinde bir şeyler söylemiş. Tarık Akan bir sürü abuk subuk laf arasında “Ben 28 Şubat’ı askerin müdahalesi olarak görmüyorum. Devletin iradesiydi. Devleti devlet yapan kurumların içinde asker de var, savcılar, hâkimler var. Öğretmen de var. Halk var. Tabii ki demokrasilerde halkın iradesi geçerlidir” türünden bir şeyler de söylemiş. Yani güya 28 Şubatı yapanlar sadece asker değil hakim, savcı, öğretmen, halktır, dolayısıyla bu halk iradesi olarak darbe sayılmaz demeye getiriyor. Doğal olarak bu anlayış sağdan soldan eleştirilmiş, bu ne biçim perhizdir, diyerek kınanmışken, sahneye çıkan Özdemir İnce bir seri yazıyla Tarık Akan’a sahip çıkmış. Şöyle diyor İnce:

‘Demokrasilerde askerin sivil yönetime müdahalesi savunulabilir mi? Darbe sola karşı olunca karşı çıkacaksınız, ‘şeriat’a karşı diye ‘postmodern darbe’de bir sakınca görmeyeceksiniz. Burada çelişki yok mu?’

Tarık Akan, bu klasikleşen tuzak soruya harika bir yanıt çıkartıyor:

‘Ben 28 Şubat’ı askerin müdahalesi olarak görmüyorum. Devletin iradesiydi!’

Bu konuda şimdiye kadar söylenmiş en müthiş saptama ve tanım: ‘Devlet iradesiydi!’

Sanıldığı ve iddia edildiği gibi askerin müdahaleleri Türkiye’yi elli-yüz yıl geri bırakmamıştır; tam tersine demokratikleşme yolunda cumhuriyetin ilke ve değerlerini öne çıkartarak soyut demokrasiye kapsamlı bir içerik kazandırmıştır (1960, 1997). Ya da düzeni restore etmek istemiştir (1971, 1980).

Tarık Akan’ın, Türkiye’de pek az kimsenin fark ettiği ‘devlet iradesi’ işte budur!

Askeri müdahaleye muhatap olan bütün hükümetlerin, cumhuriyet rejimiyle ve onun kurumlarıyla sorunları olmuştur. Rejimin temel ilkeleriyle uzlaşmazlık sorunları olan bir iktidarın ve siyasal partinin meşru ve demokratik olduğunu söyleyebilir miyiz? Söyleyemeyiz!

Bizler ve Derya Sazak anlayamamışız demek ki, saf saf soruyoruz, yahu ne farkı var o da müdahale bu da ne farkı var diyerekten. Devlet iradesi denen şey meğer asker, hakim, savcı, öğretmen dayanışmasıymış haberimiz yok. Özdemir Bey haklı olarak bizim saflığımıza fildişi kulesinden gülüyor acıyarak ve Tarık Akan’ı tuzağa düşmeyip “çıkardığı harika yanıt” sebebiyle kutluyor. Yazının devamında ve ilgili diğer yazısında Tarık Akan yere göğe sığmıyor. O konuda çeşitli yazılar yazılmış, ne diyeyim, üstelik Özdemir usta noktayı koyduktan sonra bize halt yemek düşer.

Görüldüğü gibi Özdemir İnce resmindeki tavrın hakkını sonuna kadar veren ciddiyet ve sertlikte gerçek bir cumhuriyetçi. Her konudan anlıyor, herkese verilecek bir cevabı mevcut. Hürriyet gazetesi okurları yazarlarıyla övünebilir, sayesinde alçaklar, hainler deşifre ediliyor, sert bakışları, gözlerinden saçılan kıvılcımlarla eriyip ortaçağ karanlığını boyluyorlar. Kendisinin eski yazılarına arşivlerden ulaşıp istifade edebilirsiniz. Yalnız fazla dalarsanız çıldırmanız, dolayısıyla Çılgın Bir Türk’e dönüşmeniz de söz konusu olabilir. Aklı başında Türkler şu ara pek tutulmadığı için iyi olur, daha güzel, prim yaparız derseniz o başka tabii.

Örgüt konusunda da şunu söyleyeyim, artist eskileri şeriat, komünizm türü tehlikelere karşı nasıl örgütlenebilirler üzerinde düşünmek lazım. Bunlar epey çaptan düştüklerine göre kadroya daha genç ve aktif olanları katmaları lazım. Misal, Polat Alemdar, Yandım Ali gibiler ‘örgütü’ güçlendirecektir. Elbette Cüneyt Arkın şu haliyle bile epey şeriatçı dövebilir, yalnız kendisinin içki karşıtı yeşilaycı mücadelesi konsepti bozabilir.

Kısaca şunu söylemek isterim: Yaşasın Örgütlü Toplum.

Bloglar

FST Mayıs 8th, 2008

Bugün düşünceler sitesine bıraktığım bir yorumu eleştiren kişinin netamiye isimli blogunu ziyaret ettim. Dikkate değer bir yer, inşallah uzun ömürlü olur. Yorumcu arkadaşımız Mr No da blogunu yenilemiş, arayışı devam ediyor anlaşılan ama merak etmesinler büyük ihtimalle 7 Haziranda meydan gençlere kalacak.

Bir de eski tarzını bırakıp üçüncü dalgaya dönen Murat Karun da yazılarına devam ediyor. Gerçi sitenin başlığı bana sürekli ‘Kaptan Mağara Adamı Geliyor’ nidasını hatırlatıyor, bu bir problem mi, değil tabii ki.

Bu arada bir süredir kapalı olan Jazzetta da açılmış, daha besmele çekmeden eski yoğun trafiği de başlayıvermiş. Bekir beyin blogu sessiz ve derinden gidiyor, 2-3 defa yorum bırakmaya çalıştım ama nedense gitmedi, kendisine buradan arzı hürmet ediyorum. Ha, İnikas da yazmaya başlamış, Adnan hoca zulmü bitti mi acaba, yani wordpress’e doğrudan erişilebiliyor mu bilmem ama epey blogcuyu küstüren bu iş sonlanmışsa ne güzel. Benim Robdöşambrın da çanına bu herif ot tıkamıştı.

Robdöşambr demişken, meğer geçen sene neler yazmışım, wordpress gerçekten açıksa şu yazıdan itibaren bakın, ben okudum, neler olmuş neler. Aslında izlenimler filan iş değil, günlük hayatı yaz, hem daha risksiz hem de yazması, okuması kolay. Robdöşambr arşivlerini gezmenizi tavsiye ederim.

Kapat
E-posta ile paylaş