<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress/2.3.1" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>
<channel>
	<title>Comments on: Blog Yarışması Bitmiş</title>
	<link>http://www.izlenimler.net/2008/05/13/blog-yarismasi-bitmis/</link>
	<description>Memleket Manzaraları</description>
	<pubDate>Sat, 11 Oct 2008 16:12:34 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.3.1</generator>
		<item>
		<title>By: Bulent Murtezaoglu</title>
		<link>http://www.izlenimler.net/2008/05/13/blog-yarismasi-bitmis/#comment-15328</link>
		<dc:creator>Bulent Murtezaoglu</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 May 2008 11:31:41 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.izlenimler.net/2008/05/13/blog-yarismasi-bitmis/#comment-15328</guid>
		<description>Yukarida dedigim icin daha iyi bir kaynak buldum:

http://europe.theoildrum.com/node/3655#more

Burada joker Suudiler.  Rusya'nin ek kapasitesi olmadigini biliyoruz.  Suudilerin uretiminde artis olmamasi kendi secimleri mi jeolojik sinirlara vurduklari icin mi bilemiyoruz.  Irak'ta kapasite oldugu malum tabii, ne kadar o bilinmiyor.  Ne hizla eski uretimini yakalayabilecegini de ben bilmiyorum ama biliniyordur.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Yukarida dedigim icin daha iyi bir kaynak buldum:</p>
<p><a href="http://europe.theoildrum.com/node/3655#more" rel="nofollow">http://europe.theoildrum.com/node/3655#more</a></p>
<p>Burada joker Suudiler.  Rusya&#8217;nin ek kapasitesi olmadigini biliyoruz.  Suudilerin uretiminde artis olmamasi kendi secimleri mi jeolojik sinirlara vurduklari icin mi bilemiyoruz.  Irak&#8217;ta kapasite oldugu malum tabii, ne kadar o bilinmiyor.  Ne hizla eski uretimini yakalayabilecegini de ben bilmiyorum ama biliniyordur.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: Bulent Murtezaoglu</title>
		<link>http://www.izlenimler.net/2008/05/13/blog-yarismasi-bitmis/#comment-15324</link>
		<dc:creator>Bulent Murtezaoglu</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 May 2008 10:49:07 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.izlenimler.net/2008/05/13/blog-yarismasi-bitmis/#comment-15324</guid>
		<description>Resul bey, 

Tesekkur ederim.  Biraz buna takdigim icin bir yerini vesile edecgim diyecegime:

&lt;i&gt;Bizde bu kadar cok sayida uluslararasi zenginin olmasi hic de tekin degil.&lt;/i&gt;

Biz bu insanlari peydah edip sayilarini arttirirken, 'guclu elit' denince akla bunlarin gelmeyip (silahli silahsiz) burokratlarin gelmesi de tekin  gelmiyor bana.  

Surasi bence acik degil:

&lt;i&gt;Irak’i isgal eden ABD’nin petrol fiyatini bu denli yukseltmesinin Ruslara verilmis dolayli bir rusvet oldugunu gozardi etmemeliyiz. Ruslarin petrolu olmasa da onlara baska yollarla uygun rusvet verilecekti bence demek istiyorum.&lt;/i&gt;

Bundan emin degilim ben.  Yani fiyat yukselisinin ABD'nin kontrol edebilecegi bir sey oldugundan emin degilim.   Kisa vadede Irak'ta uretimin bir derece artmasi ellerinde olabilir, ama asil musluk Suudilerde ve onlarin  uretim kapasitelerinin ne oldugu bir muamma.   Bunu Suudiler ve buyuk devletlerin/sirketlerin istihbarat orgutleri filan disinda bilen var mi bilmiyorum.   Kendileri 'ek kapasite var' diyorlar ama muslugu uzun sureli acik tuttuklarini goremiyoruz.  Herseyin mizansen olma ihtimali oldugu icin yakinm zamanda Bush'un 'biraz daha' ricasina hayir demeleri de delil degil tabii.  Neyse, surada bazi bilgiler var:

http://www.economagic.com/em-cgi/data.exe/doeme/paprpsa

79-81 civarinden (Iran devrimi) beri uzun sureli olarak ayda 10M varilin ustune cikabildikleri zaman yok orada (rakamlar neyin/nasil olculdugune bagli olarak degisiyor, 10M sihirli sayi degil bu veri serisinde oyle diye oyle dedim).   Nufusu ve kendi ic kullanimi da hizli artan bir ulke orasi, her cikani ihrac etmiyor yani.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Resul bey, </p>
<p>Tesekkur ederim.  Biraz buna takdigim icin bir yerini vesile edecgim diyecegime:</p>
<p><i>Bizde bu kadar cok sayida uluslararasi zenginin olmasi hic de tekin degil.</i></p>
<p>Biz bu insanlari peydah edip sayilarini arttirirken, &#8216;guclu elit&#8217; denince akla bunlarin gelmeyip (silahli silahsiz) burokratlarin gelmesi de tekin  gelmiyor bana.  </p>
<p>Surasi bence acik degil:</p>
<p><i>Irak’i isgal eden ABD’nin petrol fiyatini bu denli yukseltmesinin Ruslara verilmis dolayli bir rusvet oldugunu gozardi etmemeliyiz. Ruslarin petrolu olmasa da onlara baska yollarla uygun rusvet verilecekti bence demek istiyorum.</i></p>
<p>Bundan emin degilim ben.  Yani fiyat yukselisinin ABD&#8217;nin kontrol edebilecegi bir sey oldugundan emin degilim.   Kisa vadede Irak&#8217;ta uretimin bir derece artmasi ellerinde olabilir, ama asil musluk Suudilerde ve onlarin  uretim kapasitelerinin ne oldugu bir muamma.   Bunu Suudiler ve buyuk devletlerin/sirketlerin istihbarat orgutleri filan disinda bilen var mi bilmiyorum.   Kendileri &#8216;ek kapasite var&#8217; diyorlar ama muslugu uzun sureli acik tuttuklarini goremiyoruz.  Herseyin mizansen olma ihtimali oldugu icin yakinm zamanda Bush&#8217;un &#8216;biraz daha&#8217; ricasina hayir demeleri de delil degil tabii.  Neyse, surada bazi bilgiler var:</p>
<p><a href="http://www.economagic.com/em-cgi/data.exe/doeme/paprpsa" rel="nofollow">http://www.economagic.com/em-cgi/data.exe/doeme/paprpsa</a></p>
<p>79-81 civarinden (Iran devrimi) beri uzun sureli olarak ayda 10M varilin ustune cikabildikleri zaman yok orada (rakamlar neyin/nasil olculdugune bagli olarak degisiyor, 10M sihirli sayi degil bu veri serisinde oyle diye oyle dedim).   Nufusu ve kendi ic kullanimi da hizli artan bir ulke orasi, her cikani ihrac etmiyor yani.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: Resul Cibril</title>
		<link>http://www.izlenimler.net/2008/05/13/blog-yarismasi-bitmis/#comment-15323</link>
		<dc:creator>Resul Cibril</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 May 2008 10:04:48 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.izlenimler.net/2008/05/13/blog-yarismasi-bitmis/#comment-15323</guid>
		<description>Bulent bey,

Fakirlikle kiyaslaninca, zenginlik iyi bir seydir.

Orasi oyledir, ama olculu sayilabilecek bir dengede olmasi gerekir. Aksi halde, alcak basinc yuksek basinc derken patlamalara, kasirgalara yol acar. Bunu bilmek icin de economystical tahsil ve dahi istiarelere ihtiyacimiz olmadiginda sanirim mutabikiz.

Zengin gettolari fakir gettolarindan daha beterdir bir bakima. Soyle: Fakir gettolarina hapsedilmis olanlar oradan cikmak isterler; zengin gettolarinda ise tersidir. Iceriye kimsenin  girmesine izin verilmek istenmedigi icin, dis dunya dis dunyaya hapsedilmis sayilabilir.

Ve, ekonomi ve toplumsal asayis/huzur acisindan da uzun vadede oldurucu etkileri vardir.

Biz bunu Anadolu'da ozellikle de bizans doneminde yasadik tecrube ettik. Sehirlerin etrafina surlar cevrildi. Ekonomik hayat durdu. Sehir devletleri vergi vermez oldu. Merkezi devlete baskaldirdi. Devlet coktu. Devlet cokunce, sehirlerin disindaki ahali --zaten durmus olan ekonomik hayat yuzunden cok zorda idiler-- daha da haydur oldular. Ve, hersey coktu. Turklerin Anadoluya gelisi boyle bir doneme denk gelir... O yuzden de, Turkler bir cesit kurtarici oldular --ekonomik hayati tekrar canlandiracak sekilde asayisi de kontrol altina alabildikleri icin vs.

Benzer seyler, daha hafif olceklerde de olsa, hem Selcuklu hem de Osmanli zamaninda oldu. Sehirlerin, kasabalarin, koylerin korunmasi icin 'Yigitbasi'lik dedigimiz [bugunku karsiligi 'korucular' olabilir] milisler filan oldu. Bu da apayri sorunlara yol acti.

Uzatmamayim --aslinda hayli genis bir mevzudur--; zengin gettolarina {ve profosyonel ordulara} karsiyim. Gelecege yonelik hic de hos olmayan tedailer anlamina gelir.

Ruslarin avantaji bence petrol degil. Ellerindeki silahlar...

Irak'i isgal eden ABD'nin petrol fiyatini bu denli yukseltmesinin Ruslara verilmis dolayli bir rusvet oldugunu gozardi etmemeliyiz. Ruslarin petrolu olmasa da onlara baska yollarla uygun rusvet verilecekti bence demek istiyorum.

Daha once burada bir arkadasimiz --irticalen de olsa-- isabetli bir tespit yapmisti: Rusya'da hersey keskin olur..

Evet. Orada oyle ama burada da ayni hatalari yapmamiz gerekli mi?

Bence degil.

Bizde bu kadar cok sayida uluslararasi zenginin olmasi hic de tekin degil.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bulent bey,</p>
<p>Fakirlikle kiyaslaninca, zenginlik iyi bir seydir.</p>
<p>Orasi oyledir, ama olculu sayilabilecek bir dengede olmasi gerekir. Aksi halde, alcak basinc yuksek basinc derken patlamalara, kasirgalara yol acar. Bunu bilmek icin de economystical tahsil ve dahi istiarelere ihtiyacimiz olmadiginda sanirim mutabikiz.</p>
<p>Zengin gettolari fakir gettolarindan daha beterdir bir bakima. Soyle: Fakir gettolarina hapsedilmis olanlar oradan cikmak isterler; zengin gettolarinda ise tersidir. Iceriye kimsenin  girmesine izin verilmek istenmedigi icin, dis dunya dis dunyaya hapsedilmis sayilabilir.</p>
<p>Ve, ekonomi ve toplumsal asayis/huzur acisindan da uzun vadede oldurucu etkileri vardir.</p>
<p>Biz bunu Anadolu&#8217;da ozellikle de bizans doneminde yasadik tecrube ettik. Sehirlerin etrafina surlar cevrildi. Ekonomik hayat durdu. Sehir devletleri vergi vermez oldu. Merkezi devlete baskaldirdi. Devlet coktu. Devlet cokunce, sehirlerin disindaki ahali &#8211;zaten durmus olan ekonomik hayat yuzunden cok zorda idiler&#8211; daha da haydur oldular. Ve, hersey coktu. Turklerin Anadoluya gelisi boyle bir doneme denk gelir&#8230; O yuzden de, Turkler bir cesit kurtarici oldular &#8211;ekonomik hayati tekrar canlandiracak sekilde asayisi de kontrol altina alabildikleri icin vs.</p>
<p>Benzer seyler, daha hafif olceklerde de olsa, hem Selcuklu hem de Osmanli zamaninda oldu. Sehirlerin, kasabalarin, koylerin korunmasi icin &#8216;Yigitbasi&#8217;lik dedigimiz [bugunku karsiligi &#8216;korucular&#8217; olabilir] milisler filan oldu. Bu da apayri sorunlara yol acti.</p>
<p>Uzatmamayim &#8211;aslinda hayli genis bir mevzudur&#8211;; zengin gettolarina {ve profosyonel ordulara} karsiyim. Gelecege yonelik hic de hos olmayan tedailer anlamina gelir.</p>
<p>Ruslarin avantaji bence petrol degil. Ellerindeki silahlar&#8230;</p>
<p>Irak&#8217;i isgal eden ABD&#8217;nin petrol fiyatini bu denli yukseltmesinin Ruslara verilmis dolayli bir rusvet oldugunu gozardi etmemeliyiz. Ruslarin petrolu olmasa da onlara baska yollarla uygun rusvet verilecekti bence demek istiyorum.</p>
<p>Daha once burada bir arkadasimiz &#8211;irticalen de olsa&#8211; isabetli bir tespit yapmisti: Rusya&#8217;da hersey keskin olur..</p>
<p>Evet. Orada oyle ama burada da ayni hatalari yapmamiz gerekli mi?</p>
<p>Bence degil.</p>
<p>Bizde bu kadar cok sayida uluslararasi zenginin olmasi hic de tekin degil.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: Bulent Murtezaoglu</title>
		<link>http://www.izlenimler.net/2008/05/13/blog-yarismasi-bitmis/#comment-15320</link>
		<dc:creator>Bulent Murtezaoglu</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 May 2008 09:45:25 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.izlenimler.net/2008/05/13/blog-yarismasi-bitmis/#comment-15320</guid>
		<description>Resul bey,

&lt;i&gt;Eskiden, malum, kurtarilmis bolgeler vardi.. Devlet dedigimiz aygitin buralara giremedigi yerler.. Bunlar bugun de var –degisik kisveler altinda ve cografik anlamda olmayabilen hallerde. Ben bunun cok daha tehlikeli oldugu kanaatindeyim.&lt;/i&gt;

Ben zenginlerin fakirlerden bu derece ayrilip tamamen farkli bir ekonomi icinde, muazzam finans imkanlariyla, belki toplu tasimaya dahi binmeden, ozel guvenlikli filan (kurtarilmis!) yerlesim bolgelerinde yasiyor olmalarindan tirsiyorum biraz.  Milyarderlerin &lt;a href="http://www.gadling.com/2008/03/10/cities-packed-with-billionaires/" rel="nofollow"&gt;yasadigi sehirler&lt;/a&gt; arasinda ilk dortte Moskova ve Istanbul'un olmasi bana tekin gelmiyor.   Belki Alatli hakliydi, Rusya'nin once acilip sonra neye dondugune iyi bakmamizda fayda olabilir.  Bizim petrolumuz de yok ustelik.   Ruslarin yedigi son ekonomik soku yemedik biz, 2001 krizi benzer bir 'aha liberal olduk simdi, yasasin' arkaplani uzerine gelmedi.  Daha ziyade islerin tikanip yari-sovyetik bir ekonomik yapinin tasfiye edilmesini sagladi.  Aklima o geliyor iki senedir bur milyarder listesi ciktikca.  (Sizinle de konusmusuzdur bunu belki?)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Resul bey,</p>
<p><i>Eskiden, malum, kurtarilmis bolgeler vardi.. Devlet dedigimiz aygitin buralara giremedigi yerler.. Bunlar bugun de var –degisik kisveler altinda ve cografik anlamda olmayabilen hallerde. Ben bunun cok daha tehlikeli oldugu kanaatindeyim.</i></p>
<p>Ben zenginlerin fakirlerden bu derece ayrilip tamamen farkli bir ekonomi icinde, muazzam finans imkanlariyla, belki toplu tasimaya dahi binmeden, ozel guvenlikli filan (kurtarilmis!) yerlesim bolgelerinde yasiyor olmalarindan tirsiyorum biraz.  Milyarderlerin <a href="http://www.gadling.com/2008/03/10/cities-packed-with-billionaires/" rel="nofollow">yasadigi sehirler</a> arasinda ilk dortte Moskova ve Istanbul&#8217;un olmasi bana tekin gelmiyor.   Belki Alatli hakliydi, Rusya&#8217;nin once acilip sonra neye dondugune iyi bakmamizda fayda olabilir.  Bizim petrolumuz de yok ustelik.   Ruslarin yedigi son ekonomik soku yemedik biz, 2001 krizi benzer bir &#8216;aha liberal olduk simdi, yasasin&#8217; arkaplani uzerine gelmedi.  Daha ziyade islerin tikanip yari-sovyetik bir ekonomik yapinin tasfiye edilmesini sagladi.  Aklima o geliyor iki senedir bur milyarder listesi ciktikca.  (Sizinle de konusmusuzdur bunu belki?)</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: Resul Cibril</title>
		<link>http://www.izlenimler.net/2008/05/13/blog-yarismasi-bitmis/#comment-15317</link>
		<dc:creator>Resul Cibril</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 May 2008 08:56:33 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.izlenimler.net/2008/05/13/blog-yarismasi-bitmis/#comment-15317</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;Bir şeyi devletin yapması ile iri ya da ufak STK yapması arasında elbette fark var. Ben her ikisinden de şikayetçiyim ama devlet bu işi kolaylıkla yasa çıkararak, silah kullanarak, hakim, savcısını görevlendirerek yapıyor.&lt;/blockquote&gt;

Bu, ilk bakista realiteyi yansitir gibi gorunse de, aslinda cok da oyle degil.

Yani, devlet dedigimiz aygitin bunu yapabilmek iktidari her zaman mevcut olmayabiliyor. Kanun cikarabiliyor tabii ki; ama, uygulama apayri bir mevzu. [bkz., mesela, Guneydogu'da hala daha gecerli olamamis yururluge girememis kanunlar vs.]

Uygulamayi yapabilmek icin, devlet aygitinin arkasinda onu denetleyen ve yonlendiren aydinlarimizin olmasi lazim. Aydinlarimizin arasinda cok seslilik olmasi da normal tabii ki. Fakat, basiretsizlik sayabilecegim derecede fetret anlamina gelen savrukluklarin neye hizmet ettigini dusunmek gerekiyor.

&lt;blockquote&gt;STK olarak mesela Fethullah Gülen okulları türü yerleri kastediyorsanız, oranın içinde olup bitenlerin çoğu kaliteli eğitim dışında bana da hoş gelmiyor ama pratik bir çözümünüz varsa paylaşmanızı isterim.&lt;/blockquote&gt;

Simdi.. FG okullari ve yayin organlarinin kulliyyen zararli oldugunu hic dusunmedim. Hayli faydali taraflari var. Var da, bunlari bu cizgide tutabilmek icin, yeri geldiginde --tabi caizse-- ipliklerinin de pazara cikarilmasi gerekiyor. 

Bu noktada, yakitlarinin dinsel aidiyet olmasinin yasattigi zorluklar oluyor. Yani, koru korune diyebilecegim sekilde 'hareket'e iman etmislerin siddet sayilabilecek tepkileri olabiliyor.

Bu tepkinin bu boyutlara erismesini engellemenin --benim gorebildigim-- yegane saglikli yolu, elestirinin surekli olmasi gerekiyor. Ki, dozunun da --dolayisi ile-- muhataplarinca asiri hissedilmemesi saglansin.

Bu dedigim sadece FG icin gecerli degil tabii ki. Ayni seyi, irkcilar (sovenistlar) ya da ayrilikcilar (baska bir yerde ozgurluk pesinde olmak arzusunu dile getirenler, talep edenler, dayatanlar) vb icin de yapmak gerekiyor.

Buradan geri donup sizi elestireyim --kisisel de sayilabilir, ama tam olarak da degil; cunku artik yeterince yaygin bir yanlis bu..

Kemalizmi elestirdik. Hepmiz --ben dahil-- elestirdik. OK. Hayli budandi. Fakat, elestirenleri okuyanlar konunun yeterince derinine bakmadigi icin, kendi egilimlerine hizmet ettigi kismini alip, Kemalizmi topyekun mahkum ettiler. Kemalizm bugun demonize olmustur --buyuk bir cogunlugun gozunde.

Bence bu yanlis. Yanlis, cunku Kemalizm dedigimiz seyle Mustafa Kemal'in de cok alakasi yok. Ondan once vardi; adi konmamisti. Var olus gerekceleri de gercekti. Hala daha gercek olan kisimlari var ve hic de az degil. Bunlari topyekun demonize edersek, hic ders almamis oldugumuz ortaya cikar ve sinifta kaliriz. Butunlemek firsatimiz da olmayabilir.

Bunlarin onemli kisminin da siradan vatandasa cok da hos gelmeyecegini ben de biliyorum --bana da (bireysel bakarsam) hos gelmeyen yanlari var cunku.

Orasi oyle, ama, tamamini yoksaydigimiz zaman da, geriye "Isteruk" "Istemezuk" ve "Ben DA! Ben DA!" diyen bir toplum kaliyor. Hedefsiz, daginik ve ic catismalarla parcalanmaga hazir bir tuketim toplumu..

Bu beni korkutuyor. Kendim icin degil korkum. Ortak gelecegimizi adina korkuyorum.

&lt;blockquote&gt;Tabii Sivil Toplum ile Sivil Toplum Örgütü de aslında karıştırılmamalı, devlet faaliyetini sınırlamayı amaçlaması ve toplumsal faaliyetleri devlet kontrolü dışına çekmesi gereken sivil toplum örgütleri devletle kolaylıkla kolkola girebilirler. Bu tür örgütlerin kendi iç yapılarındaki anti demokratik unsurlar, bunların hükümetler üzerindeki etkileri, güçsüz örgütlerin güçlü olanlara karşı dezavantajı vs. akılda tutulması gereken noktalar.&lt;/blockquote&gt;

Siz hep 'devletle kolkola' olmak tarafina bakiyorsunuz galiba.. Ben, bundan daha tehlikeli olaninin devleti bertaraf etmek oldugunu dusunuyorum. Eskiden, malum, kurtarilmis bolgeler vardi.. Devlet dedigimiz aygitin buralara giremedigi yerler.. Bunlar bugun de var --degisik kisveler altinda ve cografik anlamda olmayabilen hallerde. Ben bunun cok daha tehlikeli oldugu kanaatindeyim.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Bir şeyi devletin yapması ile iri ya da ufak STK yapması arasında elbette fark var. Ben her ikisinden de şikayetçiyim ama devlet bu işi kolaylıkla yasa çıkararak, silah kullanarak, hakim, savcısını görevlendirerek yapıyor.</p></blockquote>
<p>Bu, ilk bakista realiteyi yansitir gibi gorunse de, aslinda cok da oyle degil.</p>
<p>Yani, devlet dedigimiz aygitin bunu yapabilmek iktidari her zaman mevcut olmayabiliyor. Kanun cikarabiliyor tabii ki; ama, uygulama apayri bir mevzu. [bkz., mesela, Guneydogu&#8217;da hala daha gecerli olamamis yururluge girememis kanunlar vs.]</p>
<p>Uygulamayi yapabilmek icin, devlet aygitinin arkasinda onu denetleyen ve yonlendiren aydinlarimizin olmasi lazim. Aydinlarimizin arasinda cok seslilik olmasi da normal tabii ki. Fakat, basiretsizlik sayabilecegim derecede fetret anlamina gelen savrukluklarin neye hizmet ettigini dusunmek gerekiyor.</p>
<blockquote><p>STK olarak mesela Fethullah Gülen okulları türü yerleri kastediyorsanız, oranın içinde olup bitenlerin çoğu kaliteli eğitim dışında bana da hoş gelmiyor ama pratik bir çözümünüz varsa paylaşmanızı isterim.</p></blockquote>
<p>Simdi.. FG okullari ve yayin organlarinin kulliyyen zararli oldugunu hic dusunmedim. Hayli faydali taraflari var. Var da, bunlari bu cizgide tutabilmek icin, yeri geldiginde &#8211;tabi caizse&#8211; ipliklerinin de pazara cikarilmasi gerekiyor. </p>
<p>Bu noktada, yakitlarinin dinsel aidiyet olmasinin yasattigi zorluklar oluyor. Yani, koru korune diyebilecegim sekilde &#8216;hareket&#8217;e iman etmislerin siddet sayilabilecek tepkileri olabiliyor.</p>
<p>Bu tepkinin bu boyutlara erismesini engellemenin &#8211;benim gorebildigim&#8211; yegane saglikli yolu, elestirinin surekli olmasi gerekiyor. Ki, dozunun da &#8211;dolayisi ile&#8211; muhataplarinca asiri hissedilmemesi saglansin.</p>
<p>Bu dedigim sadece FG icin gecerli degil tabii ki. Ayni seyi, irkcilar (sovenistlar) ya da ayrilikcilar (baska bir yerde ozgurluk pesinde olmak arzusunu dile getirenler, talep edenler, dayatanlar) vb icin de yapmak gerekiyor.</p>
<p>Buradan geri donup sizi elestireyim &#8211;kisisel de sayilabilir, ama tam olarak da degil; cunku artik yeterince yaygin bir yanlis bu..</p>
<p>Kemalizmi elestirdik. Hepmiz &#8211;ben dahil&#8211; elestirdik. OK. Hayli budandi. Fakat, elestirenleri okuyanlar konunun yeterince derinine bakmadigi icin, kendi egilimlerine hizmet ettigi kismini alip, Kemalizmi topyekun mahkum ettiler. Kemalizm bugun demonize olmustur &#8211;buyuk bir cogunlugun gozunde.</p>
<p>Bence bu yanlis. Yanlis, cunku Kemalizm dedigimiz seyle Mustafa Kemal&#8217;in de cok alakasi yok. Ondan once vardi; adi konmamisti. Var olus gerekceleri de gercekti. Hala daha gercek olan kisimlari var ve hic de az degil. Bunlari topyekun demonize edersek, hic ders almamis oldugumuz ortaya cikar ve sinifta kaliriz. Butunlemek firsatimiz da olmayabilir.</p>
<p>Bunlarin onemli kisminin da siradan vatandasa cok da hos gelmeyecegini ben de biliyorum &#8211;bana da (bireysel bakarsam) hos gelmeyen yanlari var cunku.</p>
<p>Orasi oyle, ama, tamamini yoksaydigimiz zaman da, geriye &#8220;Isteruk&#8221; &#8220;Istemezuk&#8221; ve &#8220;Ben DA! Ben DA!&#8221; diyen bir toplum kaliyor. Hedefsiz, daginik ve ic catismalarla parcalanmaga hazir bir tuketim toplumu..</p>
<p>Bu beni korkutuyor. Kendim icin degil korkum. Ortak gelecegimizi adina korkuyorum.</p>
<blockquote><p>Tabii Sivil Toplum ile Sivil Toplum Örgütü de aslında karıştırılmamalı, devlet faaliyetini sınırlamayı amaçlaması ve toplumsal faaliyetleri devlet kontrolü dışına çekmesi gereken sivil toplum örgütleri devletle kolaylıkla kolkola girebilirler. Bu tür örgütlerin kendi iç yapılarındaki anti demokratik unsurlar, bunların hükümetler üzerindeki etkileri, güçsüz örgütlerin güçlü olanlara karşı dezavantajı vs. akılda tutulması gereken noktalar.</p></blockquote>
<p>Siz hep &#8216;devletle kolkola&#8217; olmak tarafina bakiyorsunuz galiba.. Ben, bundan daha tehlikeli olaninin devleti bertaraf etmek oldugunu dusunuyorum. Eskiden, malum, kurtarilmis bolgeler vardi.. Devlet dedigimiz aygitin buralara giremedigi yerler.. Bunlar bugun de var &#8211;degisik kisveler altinda ve cografik anlamda olmayabilen hallerde. Ben bunun cok daha tehlikeli oldugu kanaatindeyim.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: Bulent Murtezaoglu</title>
		<link>http://www.izlenimler.net/2008/05/13/blog-yarismasi-bitmis/#comment-15316</link>
		<dc:creator>Bulent Murtezaoglu</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 May 2008 08:36:54 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.izlenimler.net/2008/05/13/blog-yarismasi-bitmis/#comment-15316</guid>
		<description>Fethi bey, 

&lt;i&gt;Bir şeyi devletin yapması ile iri ya da ufak STK yapması arasında elbette fark var. Ben her ikisinden de şikayetçiyim ama devlet bu işi kolaylıkla yasa çıkararak, silah kullanarak, hakim, savcısını görevlendirerek yapıyor. STK olarak mesela Fethullah Gülen okulları türü yerleri kastediyorsanız, oranın içinde olup bitenlerin çoğu kaliteli eğitim dışında bana da hoş gelmiyor ama pratik bir çözümünüz varsa paylaşmanızı isterim.&lt;/i&gt;

Pratik olmayan cozum var, akil insanlarin seslerinin cikip dinlenmesi gibi.   

KITler icin soylenenler ozel tekeller icin nasil soylenebiliyorsa, kultur kaymasi veya manipulasyon acisindan STKlar icin de basin guruplari filan icin de ayni sey soylenebilir.  Bunlarin 'tehlikeli' olanlari eninde sonunda legal siddet kullanabilen devlet gucunu de ellerine gecirme gayreti icine giriyorlar.   Yani dev ve 'tehlikeli' STK sadece insan kitlelerini gonullu olarak bir hallere sokmakla yetinmiyor, o kitleyle devlet gucunu de yanina cekmeye gayret ediyor.  (Kadrolara nufuz filan da soz konusu ama konu disi, cunku ilk durumda calisan minimal bir devlet mekanizmasindan behsediyoruz.  Konu bugunku Turkiye degil, Gulen cemaati de degil.)

Burada secilmisin gucunun anayasayla sInIrli olmasi aslinda o tur STKlarin isine gelen birsey degil.  Kanalizasyon iscisinin mesai saatini duzenlemek gibi seylerden ibaret kararlar alabilen secilmis 'bizim adamimiz' olsa neye yarar hesabi.  Ayni sekilde arkasina devleti almamis ekonomik tekelin tekel gucu kullanma suresi nasil kisitli oluyorsa soylenen tehlikeler de oyle kisitli olabilir.    

Simdi tabii derseniz ki (Resul bey de diyebilir Fethi bey de) "devlet disi konsantre gucler para veya insan sayisi bakimindan o boyuta ulasinca anayasanin degeri ustune basili oldugu kagit kadardir", ona denecek birsey yok bence.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Fethi bey, </p>
<p><i>Bir şeyi devletin yapması ile iri ya da ufak STK yapması arasında elbette fark var. Ben her ikisinden de şikayetçiyim ama devlet bu işi kolaylıkla yasa çıkararak, silah kullanarak, hakim, savcısını görevlendirerek yapıyor. STK olarak mesela Fethullah Gülen okulları türü yerleri kastediyorsanız, oranın içinde olup bitenlerin çoğu kaliteli eğitim dışında bana da hoş gelmiyor ama pratik bir çözümünüz varsa paylaşmanızı isterim.</i></p>
<p>Pratik olmayan cozum var, akil insanlarin seslerinin cikip dinlenmesi gibi.   </p>
<p>KITler icin soylenenler ozel tekeller icin nasil soylenebiliyorsa, kultur kaymasi veya manipulasyon acisindan STKlar icin de basin guruplari filan icin de ayni sey soylenebilir.  Bunlarin &#8216;tehlikeli&#8217; olanlari eninde sonunda legal siddet kullanabilen devlet gucunu de ellerine gecirme gayreti icine giriyorlar.   Yani dev ve &#8216;tehlikeli&#8217; STK sadece insan kitlelerini gonullu olarak bir hallere sokmakla yetinmiyor, o kitleyle devlet gucunu de yanina cekmeye gayret ediyor.  (Kadrolara nufuz filan da soz konusu ama konu disi, cunku ilk durumda calisan minimal bir devlet mekanizmasindan behsediyoruz.  Konu bugunku Turkiye degil, Gulen cemaati de degil.)</p>
<p>Burada secilmisin gucunun anayasayla sInIrli olmasi aslinda o tur STKlarin isine gelen birsey degil.  Kanalizasyon iscisinin mesai saatini duzenlemek gibi seylerden ibaret kararlar alabilen secilmis &#8216;bizim adamimiz&#8217; olsa neye yarar hesabi.  Ayni sekilde arkasina devleti almamis ekonomik tekelin tekel gucu kullanma suresi nasil kisitli oluyorsa soylenen tehlikeler de oyle kisitli olabilir.    </p>
<p>Simdi tabii derseniz ki (Resul bey de diyebilir Fethi bey de) &#8220;devlet disi konsantre gucler para veya insan sayisi bakimindan o boyuta ulasinca anayasanin degeri ustune basili oldugu kagit kadardir&#8221;, ona denecek birsey yok bence.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: Resul Cibril</title>
		<link>http://www.izlenimler.net/2008/05/13/blog-yarismasi-bitmis/#comment-15315</link>
		<dc:creator>Resul Cibril</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 May 2008 08:22:31 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.izlenimler.net/2008/05/13/blog-yarismasi-bitmis/#comment-15315</guid>
		<description>Su ifadeden:

&lt;blockquote&gt;Başka bir ifadeyle, karar alma sürecinde halk denetimini sağlamak için gerekli olan ve hükümeti ya da toplumun genelini rahatsız edecek düşüncelere ve eylemlere neden olması halinde bile korunması gereken bireysel hakları demokratik haklar olarak tanımlayabiliriz.&lt;/blockquote&gt;

"Korunması gerekMEyen bireysel haklar"in da oldugunu cikarsiyorum. Bunlarin tadat edilip edilmedigini bilmiyorum. Edilmisse de farketmez, cunku kimin tadat ettigine bagli olarak degisecegi, elestrilebilecegi, karsi cikilabilecegi, savunulabilecegi izahtan varestedir. Fakat, birisinin/birilerinin de bu normlari (limitleri temsil eden cizgileri) belirlemesi zaruridir.

Hal boyle olunca, sonucta --bunca liberallige karsin-- kimilerince keyfi sayilabilecek limitlerden bahsediyoruz.

Bu da 'kral ciplak' lahzasidir.

Siz, ya da liberaller, bu limitlerin --dogal olarak-- sizin goruslerinize uygun belirlenmesi gerektigini, ya da belirlenecegini farzediyorsunuz --zannedersem. Ve, bunun da mihenginin birey haklari olacagini iddia ediyorsunuz.

Ben o kanaatte degilim: Yani, birey haklari vs bu tur yapilanmalarda kullanilan ortulerdir ve liberaller de bunu --en az fasistler kadar-- kendi ajandalarina yontarlar. 

Argumanlar da yalin ve basittir: {mealen} Imkani olan istedigini yapabilmelidir; imkani olmayana yardimci olmak ise kaynak israfidir.

Ben bunu oldum olasi ne ahlaki ne de basiretli buldum.

Birey-devlet iliskisini sadece asayis hizmeti alisverisine indirgemek bence cok yanlistir.

Bireylerin arasindaki sosyoekonomik vb ucurumlari torpulemek/gidermek gorevi de devletindir.

Bu gorevi 'serbest piyasa'ya vermek /tahis etmek/ demek, istedigi seyi yapmak ruhsatini verektir ve zulmun ilk adimidir bence.

{Bu topraklarda 'metafiziksel' devlet anlayisinin temelinde devletin metafiziksel ozellikleri iddiasi filan yatmiyordu. Yani, devleti yonetenlerin boyle bir iddianin gercek olmadigini bildigini biliyoruz. Ama, sorumlulugun o cercevede oldugunu, onun da idrakinde bulunmak zorunlulugun varligini biliyorlardi. Demek istedigim, devlet --eger Allah gibi-- tarafsiz olmasa, uzun zaman devletligini devam ettiremezdi, bunu da yoneticiler biliyordu. Bkz. "Magrurlanma Padisahim, senden buyuk Allah var" uyarisi.}</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Su ifadeden:</p>
<blockquote><p>Başka bir ifadeyle, karar alma sürecinde halk denetimini sağlamak için gerekli olan ve hükümeti ya da toplumun genelini rahatsız edecek düşüncelere ve eylemlere neden olması halinde bile korunması gereken bireysel hakları demokratik haklar olarak tanımlayabiliriz.</p></blockquote>
<p>&#8220;Korunması gerekMEyen bireysel haklar&#8221;in da oldugunu cikarsiyorum. Bunlarin tadat edilip edilmedigini bilmiyorum. Edilmisse de farketmez, cunku kimin tadat ettigine bagli olarak degisecegi, elestrilebilecegi, karsi cikilabilecegi, savunulabilecegi izahtan varestedir. Fakat, birisinin/birilerinin de bu normlari (limitleri temsil eden cizgileri) belirlemesi zaruridir.</p>
<p>Hal boyle olunca, sonucta &#8211;bunca liberallige karsin&#8211; kimilerince keyfi sayilabilecek limitlerden bahsediyoruz.</p>
<p>Bu da &#8216;kral ciplak&#8217; lahzasidir.</p>
<p>Siz, ya da liberaller, bu limitlerin &#8211;dogal olarak&#8211; sizin goruslerinize uygun belirlenmesi gerektigini, ya da belirlenecegini farzediyorsunuz &#8211;zannedersem. Ve, bunun da mihenginin birey haklari olacagini iddia ediyorsunuz.</p>
<p>Ben o kanaatte degilim: Yani, birey haklari vs bu tur yapilanmalarda kullanilan ortulerdir ve liberaller de bunu &#8211;en az fasistler kadar&#8211; kendi ajandalarina yontarlar. </p>
<p>Argumanlar da yalin ve basittir: {mealen} Imkani olan istedigini yapabilmelidir; imkani olmayana yardimci olmak ise kaynak israfidir.</p>
<p>Ben bunu oldum olasi ne ahlaki ne de basiretli buldum.</p>
<p>Birey-devlet iliskisini sadece asayis hizmeti alisverisine indirgemek bence cok yanlistir.</p>
<p>Bireylerin arasindaki sosyoekonomik vb ucurumlari torpulemek/gidermek gorevi de devletindir.</p>
<p>Bu gorevi &#8217;serbest piyasa&#8217;ya vermek /tahis etmek/ demek, istedigi seyi yapmak ruhsatini verektir ve zulmun ilk adimidir bence.</p>
<p>{Bu topraklarda &#8216;metafiziksel&#8217; devlet anlayisinin temelinde devletin metafiziksel ozellikleri iddiasi filan yatmiyordu. Yani, devleti yonetenlerin boyle bir iddianin gercek olmadigini bildigini biliyoruz. Ama, sorumlulugun o cercevede oldugunu, onun da idrakinde bulunmak zorunlulugun varligini biliyorlardi. Demek istedigim, devlet &#8211;eger Allah gibi&#8211; tarafsiz olmasa, uzun zaman devletligini devam ettiremezdi, bunu da yoneticiler biliyordu. Bkz. &#8220;Magrurlanma Padisahim, senden buyuk Allah var&#8221; uyarisi.}</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: FST</title>
		<link>http://www.izlenimler.net/2008/05/13/blog-yarismasi-bitmis/#comment-15308</link>
		<dc:creator>FST</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 May 2008 07:46:35 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.izlenimler.net/2008/05/13/blog-yarismasi-bitmis/#comment-15308</guid>
		<description>RC bey,

&lt;blockquote&gt;Diger bireyleri (ya da devleti) taciz yoluyla baski altina alip onlari yonlendirmegi suc isleyerek yapmalari gerekmiyor –bunun kirk tane yolu var; bunlari siz de bilirsiniz. Boyle bir seyi devlet yapinca sikayet etmek, ama STK irisi yapilanmalarin yapmasi halinde goz yummak bence birden fazla standard sahibi olmakla esdegerdir.&lt;/blockquote&gt;

Bir şeyi devletin yapması ile iri ya da ufak STK yapması arasında elbette fark var. Ben her ikisinden de şikayetçiyim ama devlet bu işi kolaylıkla yasa çıkararak, silah kullanarak, hakim, savcısını görevlendirerek yapıyor. STK olarak mesela Fethullah Gülen okulları türü yerleri kastediyorsanız, oranın içinde olup bitenlerin çoğu kaliteli eğitim dışında bana da hoş gelmiyor ama pratik bir çözümünüz varsa paylaşmanızı isterim. 

Tabii Sivil Toplum ile Sivil Toplum Örgütü de aslında karıştırılmamalı, devlet faaliyetini sınırlamayı amaçlaması ve toplumsal faaliyetleri devlet kontrolü dışına çekmesi gereken sivil toplum örgütleri devletle kolaylıkla kolkola girebilirler. Bu tür örgütlerin kendi iç yapılarındaki anti demokratik unsurlar, bunların hükümetler üzerindeki etkileri, güçsüz örgütlerin güçlü olanlara karşı dezavantajı vs. akılda tutulması gereken noktalar.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>RC bey,</p>
<blockquote><p>Diger bireyleri (ya da devleti) taciz yoluyla baski altina alip onlari yonlendirmegi suc isleyerek yapmalari gerekmiyor –bunun kirk tane yolu var; bunlari siz de bilirsiniz. Boyle bir seyi devlet yapinca sikayet etmek, ama STK irisi yapilanmalarin yapmasi halinde goz yummak bence birden fazla standard sahibi olmakla esdegerdir.</p></blockquote>
<p>Bir şeyi devletin yapması ile iri ya da ufak STK yapması arasında elbette fark var. Ben her ikisinden de şikayetçiyim ama devlet bu işi kolaylıkla yasa çıkararak, silah kullanarak, hakim, savcısını görevlendirerek yapıyor. STK olarak mesela Fethullah Gülen okulları türü yerleri kastediyorsanız, oranın içinde olup bitenlerin çoğu kaliteli eğitim dışında bana da hoş gelmiyor ama pratik bir çözümünüz varsa paylaşmanızı isterim. </p>
<p>Tabii Sivil Toplum ile Sivil Toplum Örgütü de aslında karıştırılmamalı, devlet faaliyetini sınırlamayı amaçlaması ve toplumsal faaliyetleri devlet kontrolü dışına çekmesi gereken sivil toplum örgütleri devletle kolaylıkla kolkola girebilirler. Bu tür örgütlerin kendi iç yapılarındaki anti demokratik unsurlar, bunların hükümetler üzerindeki etkileri, güçsüz örgütlerin güçlü olanlara karşı dezavantajı vs. akılda tutulması gereken noktalar.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: FST</title>
		<link>http://www.izlenimler.net/2008/05/13/blog-yarismasi-bitmis/#comment-15307</link>
		<dc:creator>FST</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 May 2008 07:34:50 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.izlenimler.net/2008/05/13/blog-yarismasi-bitmis/#comment-15307</guid>
		<description>Fatih ve RC bey,

Ben sizin bu konuda ciddi olup olmadığınızı tam anlayamamıştım, kusura bakmayın. 

&lt;blockquote&gt;Alintilanan paragraftaki tanimi yeterli buldugunuzu ve bu tanimla hemfikir oldugunuzu varsaymazsak,&lt;/blockquote&gt;

Bu tanımla elbette hemfikirim, sonuçta burada genel ilkelerden söz ediliyor. 

&lt;blockquote&gt;‘devlet’ ve ‘birey’ kategorilerinin disindaki kategoriyi liberal bakisin yoksaymasi –daha dogrusu, iltimas gecip herseyden muaf tutmasi– bence cok ciddi (hatta inanilmaz) bir eksikliktir.&lt;/blockquote&gt;

Böyle birşey olabilir mi? Liberal bakış denen şeyin en sıradan özelliği toplanma ve örgütlenme özgürlüğünü de ihtiva etmesidir. Kitabi bir şekilde söylersek: 



&lt;blockquote&gt;"[...] liberalizmin ulus-devlet düzeyinde demokrasi için vazgeçilmez olan unsurlarından beşi üzerinde durmak istiyorum:

1.Kişi güvenliği ve özgürlüğü, ifade özgürlüğü, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü ve benzeri bireysel hakların yasal veya anayasal koruma altına alınarak güvenceye kavuşturulması. Bütün bireysel hakların aynı zamanda demokratik haklar olmadığı açıktır. Ancak, vatandaşların toplanma özgürlüğüne, bilgi alma, diğer vatandaşları iknaya çalışma ve seçme haklarına sahip olmadığı bir demokrasi anlamını yitirecektir. Başka bir ifadeyle, karar alma sürecinde halk denetimini sağlamak için gerekli olan ve hükümeti ya da toplumun genelini rahatsız edecek düşüncelere ve eylemlere neden olması halinde bile korunması gereken bireysel hakları demokratik haklar olarak tanımlayabiliriz.

(David Beetham, Demokrasi ve İnsan Hakları, Liberte, 2007, s.51)
&lt;/blockquote&gt;


Yine &lt;a href="http://www.fatih.edu.tr/~omercaha/" rel="nofollow"&gt;konuyla ilgili çalışan Prof. Ömer Çaha'nın&lt;/a&gt; bir makalesinden birey-devlet-sivil toplum ilişkisi üzerine alıntı yapayım:

&lt;blockquote&gt;Sivil Toplum ve Liberalizm

Sivil toplum, Batı siyasal literatüründe onyedinci yüzyıldan itibaren tartışılmaya başlanan bir kavram olagelmiştir.  Onyedinci yüzyılda geleneksel siyasal yapıların çözülmesini müteakiben yeni bir siyasal yapıyla ilgili arayışlar yoğun biçimde ortaya çıkmıştır. Modern toplumun siyasal boyutunun teorik bir arkaplana dayandırılması gereği sözkonusu olmuş ve bu bağlamda değişik teorik argümanlar formüle edilmiştir. Birey, doğa durumu, toplum, sivil toplum, sözleşme ve devlet gibi kavramlar bu dönemin birer ürünü olarak tartışılmış ve farklı boyutlarda içerikleri dodurulmaya çalışılmıştır. Kuşkusuz, modern toplumun siyasal yapısına  ilişkin en hararetli argümanlar sivil toplum-devlet kavramları etrafında gelişmiştir. 

Sivil toplum-devlet tartışmalarıyla ilgili genel olarak iki  anlayış ortaya çıkmıştır. &lt;strong&gt;Devleti metafiziksel ve transandantal tarihsel bir varlık ve etik alanı olarak kabul eden devletçi anlayış ile; devleti, birey güvenliğinin bir teminatı olarak kabul eden bireyci anlayış. &lt;/strong&gt;Birinci zihniyeti oluşturan zincirin en önemli halkasını Hegel temsil etmiştir. İkinci anlayışın en önemli temsilcisi, hatta babası ise John Locke olmuştur. Hegel diyalektiğinde tarihsel  bir aşama olarak aileden sonra gelen sivil toplum, tarihin amacı olan metafiziksel ve aşkın bir devleti ortaya çıkarma  misyonuna sahiptir. &lt;strong&gt;Modern toplumun aile ile devlet arasındaki geçici basamağını oluşturan sivil toplum, Hegel için çatışma, bencillik, kavga, farklılık ve rekabetin merkezi olarak güvensiz bir zemin oluşturmaktaydı. Bu nedenle sivil toplum, yerini  yarı-Tanrısal, kuşatıcı bir devlete  bırakarak tarihsel misyonunu tamamlayacaktı. &lt;/strong&gt;Sivil toplum, bağrından kuşatıcı ve aşkın bir devleti çıkardıktan sonra, artık devlet, sivil toplumdaki her tür farklılık ve çeşitliliği kendi şahsında güçlü bir harmoni ve birlikteliğe dönüştürecekti. Kısaca, zengin bir farklılık ve çeşitlilik alanı olan sivil toplum, yerini tekçil normlarla şekillenen  kuşatıcı ve soyut bir devlete  terk edecekti. 

Oysa Locke, Hegel’in tarihsel bir zorunluluk olarak algıladığı yarı-Tanrısal devletini, bireyler arası sözleşme esasına dayalı olarak ortaya çıkan araçsal bir devlet olarak algılamıştır. Hegel’in aksine Locke,  Tanrısal özellikleri, insan olmaktan ötürü bireylere yüklemiş  ve devleti de bireylerin doğa durumunda sahip oldukları yaşam, özgürlük ve mülkiyet gibi temel haklarını korumanın bir güvencesi olarak kabul etmiştir.  Sivil toplumda bireylerin rızasına dayalı olarak  ortaya çıkan siyasal otorite, bireylerin doğal haklarını korumaktan öte bir misyona sahip değildir. Locke için  sivil toplum,  bireylerin doğa durumundaki temel haklarını maksimum düzeyde koruyabilmek için sözleşme gerçekleştirdikleri bir alandır. &lt;strong&gt;Kısaca Locke için,  doğa durumunun karşıtı olan sivil toplum geçici ve olumsuz bir alan değil, bireysel hakların bizzat yaşandığı ve korunduğu  ve uygarlığın merkezini oluşturan bir  alandır.&lt;/strong&gt;

Ondokuzuncu yüzyıldan sonra Batı’daki siyasal yapılara ilişkin anlayışlar genel olarak bu iki düşüncenin birer uzantısı olarak şekillenmiştir. Yirminci yüzyıla geldiğimizde ise bu anlayışlar artık tamamen  pratik siyasal yapılara dönüşmüşlerdir. Bir yandan devletin dışında gelişen dinsel, ekonomik, kültürel, ideolojik, sınıfsal ve etnik farklılıklar etrafındaki sivil toplum unsurlarını barındıran Batı Avrupa ülkeleri modelleri, diğer yandan da katı, merkeziyetçi ve despotik bir devleti öngören ve sivil toplum adına ne varsa silip süpüren Doğu Avrupa ülkeleri modelleri günyüzüne çıkmıştır. Birinci kümedeki ülkelerde devleti sınırlayan yasal gelişmeler ve bireysel siyasal katılımı maksimum düzeyde öngören demokratik rejim 1950’lere kadar sivil toplum kavramına gerek hissettirmemiştir. Doğu Bloku ülkelerinde ise devletlerin despotik politikaları karşısında zaten sivil toplumun varolma şansı sözkonusu olmamıştır. Dolayısıyla iki blokta da sivil toplum kavramı uzun zaman kullanılmayan bir kavram haline gelmiştir. 

Ancak İkinci Dünya Savaşı’ından sonra Batı Avrupa’daki refah koşulları bireyleri  ve sosyal grupları post-materyal arayışlara yöneltti. 1960’lı yılların öğrenci hareketlerinin sağladığı dinamizm post-materyal değerlerle birleşince farklı talepler etrafında örgütlenen gruplar ortaya çıktı. Bu kez bireysel katılım yerine, grup bazındaki siyasal katılım imkanlarının aranmasının yanısıra, kamusal yaşamda da farklı  grupsal kimlik ve taleplerin meşruiyeti aranır oldu. Öte yandan Doğu Bloku’ndaki çözülmelere paralel olarak bu ülkelerde, daha önce yer altına inen sivil toplumsal hareketler yeniden canlanmış ve adeta Locke’un doğa durumundan sivil toplumuna yönelmişlerdir.  

Bu iki bloktaki gelişmelere paralel olarak sivil toplum kavramı yeniden güncellik kazanmaya başladı. Tarih, Hegel’in, sivil toplumun en ufak titreşim noktalarına kadar yansımasını öngördüğü  metafiziksel devlet  yönündeki kehanetini doğrulamamıştır.  Bunun yerine, Locke’un toplumsal sözleşmesi, özellikle Doğu Bloku’nda adeta yeni bir başlangıç noktası oluşturacak duruma gelmiştir. Kısaca Locke’un elinde şekillenen liberal anlayışın öngördüğü sivil toplumun yeniden canlanması sözkonusu olmuştur. &lt;strong&gt;Sivil toplumun bugünkü ana karekteri olan farklılık, çeşitlilik, devlet karşısında özerklik ve devlet alanını sınırlayıcı gibi özellikleri tamamen bireysel özgürlüklere hizmet edecek bir nitelik taşımaktadır.&lt;/strong&gt; Kısaca, liberal geleneğin özlemi olan  bireysel özgürlükler, sivil toplumun yerini alan kuşatıcı ve metafiziksel devletçi bir ortamda değil, farklılığı ve çeşitliliği öngören sivil toplumcu bir kamusal ve siyasal alanda  yaşanabilir.  Başka bir deyişle liberalizm, özellikle  Doğu Bloku’nda sivil topluma  yeniden geçit hazırlarken, sivil toplum da genel olarak liberal özlemleri yaşatabilecek  nitelikte açılımlar sağlamaktadır.

&lt;/blockquote&gt;</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Fatih ve RC bey,</p>
<p>Ben sizin bu konuda ciddi olup olmadığınızı tam anlayamamıştım, kusura bakmayın. </p>
<blockquote><p>Alintilanan paragraftaki tanimi yeterli buldugunuzu ve bu tanimla hemfikir oldugunuzu varsaymazsak,</p></blockquote>
<p>Bu tanımla elbette hemfikirim, sonuçta burada genel ilkelerden söz ediliyor. </p>
<blockquote><p>‘devlet’ ve ‘birey’ kategorilerinin disindaki kategoriyi liberal bakisin yoksaymasi –daha dogrusu, iltimas gecip herseyden muaf tutmasi– bence cok ciddi (hatta inanilmaz) bir eksikliktir.</p></blockquote>
<p>Böyle birşey olabilir mi? Liberal bakış denen şeyin en sıradan özelliği toplanma ve örgütlenme özgürlüğünü de ihtiva etmesidir. Kitabi bir şekilde söylersek: </p>
<blockquote><p>&#8220;[&#8230;] liberalizmin ulus-devlet düzeyinde demokrasi için vazgeçilmez olan unsurlarından beşi üzerinde durmak istiyorum:</p>
<p>1.Kişi güvenliği ve özgürlüğü, ifade özgürlüğü, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü ve benzeri bireysel hakların yasal veya anayasal koruma altına alınarak güvenceye kavuşturulması. Bütün bireysel hakların aynı zamanda demokratik haklar olmadığı açıktır. Ancak, vatandaşların toplanma özgürlüğüne, bilgi alma, diğer vatandaşları iknaya çalışma ve seçme haklarına sahip olmadığı bir demokrasi anlamını yitirecektir. Başka bir ifadeyle, karar alma sürecinde halk denetimini sağlamak için gerekli olan ve hükümeti ya da toplumun genelini rahatsız edecek düşüncelere ve eylemlere neden olması halinde bile korunması gereken bireysel hakları demokratik haklar olarak tanımlayabiliriz.</p>
<p>(David Beetham, Demokrasi ve İnsan Hakları, Liberte, 2007, s.51)
</p></blockquote>
<p>Yine <a href="http://www.fatih.edu.tr/~omercaha/" rel="nofollow">konuyla ilgili çalışan Prof. Ömer Çaha&#8217;nın</a> bir makalesinden birey-devlet-sivil toplum ilişkisi üzerine alıntı yapayım:</p>
<blockquote><p>Sivil Toplum ve Liberalizm</p>
<p>Sivil toplum, Batı siyasal literatüründe onyedinci yüzyıldan itibaren tartışılmaya başlanan bir kavram olagelmiştir.  Onyedinci yüzyılda geleneksel siyasal yapıların çözülmesini müteakiben yeni bir siyasal yapıyla ilgili arayışlar yoğun biçimde ortaya çıkmıştır. Modern toplumun siyasal boyutunun teorik bir arkaplana dayandırılması gereği sözkonusu olmuş ve bu bağlamda değişik teorik argümanlar formüle edilmiştir. Birey, doğa durumu, toplum, sivil toplum, sözleşme ve devlet gibi kavramlar bu dönemin birer ürünü olarak tartışılmış ve farklı boyutlarda içerikleri dodurulmaya çalışılmıştır. Kuşkusuz, modern toplumun siyasal yapısına  ilişkin en hararetli argümanlar sivil toplum-devlet kavramları etrafında gelişmiştir. </p>
<p>Sivil toplum-devlet tartışmalarıyla ilgili genel olarak iki  anlayış ortaya çıkmıştır. <strong>Devleti metafiziksel ve transandantal tarihsel bir varlık ve etik alanı olarak kabul eden devletçi anlayış ile; devleti, birey güvenliğinin bir teminatı olarak kabul eden bireyci anlayış. </strong>Birinci zihniyeti oluşturan zincirin en önemli halkasını Hegel temsil etmiştir. İkinci anlayışın en önemli temsilcisi, hatta babası ise John Locke olmuştur. Hegel diyalektiğinde tarihsel  bir aşama olarak aileden sonra gelen sivil toplum, tarihin amacı olan metafiziksel ve aşkın bir devleti ortaya çıkarma  misyonuna sahiptir. <strong>Modern toplumun aile ile devlet arasındaki geçici basamağını oluşturan sivil toplum, Hegel için çatışma, bencillik, kavga, farklılık ve rekabetin merkezi olarak güvensiz bir zemin oluşturmaktaydı. Bu nedenle sivil toplum, yerini  yarı-Tanrısal, kuşatıcı bir devlete  bırakarak tarihsel misyonunu tamamlayacaktı. </strong>Sivil toplum, bağrından kuşatıcı ve aşkın bir devleti çıkardıktan sonra, artık devlet, sivil toplumdaki her tür farklılık ve çeşitliliği kendi şahsında güçlü bir harmoni ve birlikteliğe dönüştürecekti. Kısaca, zengin bir farklılık ve çeşitlilik alanı olan sivil toplum, yerini tekçil normlarla şekillenen  kuşatıcı ve soyut bir devlete  terk edecekti. </p>
<p>Oysa Locke, Hegel’in tarihsel bir zorunluluk olarak algıladığı yarı-Tanrısal devletini, bireyler arası sözleşme esasına dayalı olarak ortaya çıkan araçsal bir devlet olarak algılamıştır. Hegel’in aksine Locke,  Tanrısal özellikleri, insan olmaktan ötürü bireylere yüklemiş  ve devleti de bireylerin doğa durumunda sahip oldukları yaşam, özgürlük ve mülkiyet gibi temel haklarını korumanın bir güvencesi olarak kabul etmiştir.  Sivil toplumda bireylerin rızasına dayalı olarak  ortaya çıkan siyasal otorite, bireylerin doğal haklarını korumaktan öte bir misyona sahip değildir. Locke için  sivil toplum,  bireylerin doğa durumundaki temel haklarını maksimum düzeyde koruyabilmek için sözleşme gerçekleştirdikleri bir alandır. <strong>Kısaca Locke için,  doğa durumunun karşıtı olan sivil toplum geçici ve olumsuz bir alan değil, bireysel hakların bizzat yaşandığı ve korunduğu  ve uygarlığın merkezini oluşturan bir  alandır.</strong></p>
<p>Ondokuzuncu yüzyıldan sonra Batı’daki siyasal yapılara ilişkin anlayışlar genel olarak bu iki düşüncenin birer uzantısı olarak şekillenmiştir. Yirminci yüzyıla geldiğimizde ise bu anlayışlar artık tamamen  pratik siyasal yapılara dönüşmüşlerdir. Bir yandan devletin dışında gelişen dinsel, ekonomik, kültürel, ideolojik, sınıfsal ve etnik farklılıklar etrafındaki sivil toplum unsurlarını barındıran Batı Avrupa ülkeleri modelleri, diğer yandan da katı, merkeziyetçi ve despotik bir devleti öngören ve sivil toplum adına ne varsa silip süpüren Doğu Avrupa ülkeleri modelleri günyüzüne çıkmıştır. Birinci kümedeki ülkelerde devleti sınırlayan yasal gelişmeler ve bireysel siyasal katılımı maksimum düzeyde öngören demokratik rejim 1950’lere kadar sivil toplum kavramına gerek hissettirmemiştir. Doğu Bloku ülkelerinde ise devletlerin despotik politikaları karşısında zaten sivil toplumun varolma şansı sözkonusu olmamıştır. Dolayısıyla iki blokta da sivil toplum kavramı uzun zaman kullanılmayan bir kavram haline gelmiştir. </p>
<p>Ancak İkinci Dünya Savaşı’ından sonra Batı Avrupa’daki refah koşulları bireyleri  ve sosyal grupları post-materyal arayışlara yöneltti. 1960’lı yılların öğrenci hareketlerinin sağladığı dinamizm post-materyal değerlerle birleşince farklı talepler etrafında örgütlenen gruplar ortaya çıktı. Bu kez bireysel katılım yerine, grup bazındaki siyasal katılım imkanlarının aranmasının yanısıra, kamusal yaşamda da farklı  grupsal kimlik ve taleplerin meşruiyeti aranır oldu. Öte yandan Doğu Bloku’ndaki çözülmelere paralel olarak bu ülkelerde, daha önce yer altına inen sivil toplumsal hareketler yeniden canlanmış ve adeta Locke’un doğa durumundan sivil toplumuna yönelmişlerdir.  </p>
<p>Bu iki bloktaki gelişmelere paralel olarak sivil toplum kavramı yeniden güncellik kazanmaya başladı. Tarih, Hegel’in, sivil toplumun en ufak titreşim noktalarına kadar yansımasını öngördüğü  metafiziksel devlet  yönündeki kehanetini doğrulamamıştır.  Bunun yerine, Locke’un toplumsal sözleşmesi, özellikle Doğu Bloku’nda adeta yeni bir başlangıç noktası oluşturacak duruma gelmiştir. Kısaca Locke’un elinde şekillenen liberal anlayışın öngördüğü sivil toplumun yeniden canlanması sözkonusu olmuştur. <strong>Sivil toplumun bugünkü ana karekteri olan farklılık, çeşitlilik, devlet karşısında özerklik ve devlet alanını sınırlayıcı gibi özellikleri tamamen bireysel özgürlüklere hizmet edecek bir nitelik taşımaktadır.</strong> Kısaca, liberal geleneğin özlemi olan  bireysel özgürlükler, sivil toplumun yerini alan kuşatıcı ve metafiziksel devletçi bir ortamda değil, farklılığı ve çeşitliliği öngören sivil toplumcu bir kamusal ve siyasal alanda  yaşanabilir.  Başka bir deyişle liberalizm, özellikle  Doğu Bloku’nda sivil topluma  yeniden geçit hazırlarken, sivil toplum da genel olarak liberal özlemleri yaşatabilecek  nitelikte açılımlar sağlamaktadır.</p>
</blockquote>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: Resul Cibril</title>
		<link>http://www.izlenimler.net/2008/05/13/blog-yarismasi-bitmis/#comment-15304</link>
		<dc:creator>Resul Cibril</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 May 2008 06:14:14 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.izlenimler.net/2008/05/13/blog-yarismasi-bitmis/#comment-15304</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;Alıntıladığım yerde bir tanım var, eksiği gediği için makaleyi okuyabilirsiniz, yahut liberal demokrasiyi tanımlayan kitaplara, internet sitelerine bakabilirsiniz, ben orada eksik birşey görmüyorum.&lt;/blockquote&gt;

Alintilanan paragraftaki tanimi yeterli buldugunuzu ve bu tanimla hemfikir oldugunuzu varsaymazsak, bu alintilama islemini spor olsun diye yapmis oldugunuzu dusunmek gerekir. 

OK, spor da iyi bir seydir, ama sirf hacimli yazi yazmis olmak icin bunu yapmak isteyeceginizi sanmam.

Fatih beyin de daha da detaylandirdigi uzere, 'devlet' ve 'birey' kategorilerinin disindaki kategoriyi liberal bakisin yoksaymasi --daha dogrusu, iltimas gecip herseyden muaf tutmasi-- bence cok ciddi (hatta inanilmaz) bir eksikliktir.

Mesele sadece suc islemis ya da islememis olmak degil ki..

Diger bireyleri (ya da devleti) taciz yoluyla baski altina alip onlari yonlendirmegi suc isleyerek yapmalari gerekmiyor --bunun kirk tane yolu var; bunlari siz de bilirsiniz. Boyle bir seyi devlet yapinca sikayet etmek, ama STK irisi yapilanmalarin yapmasi halinde goz yummak bence birden fazla standard sahibi olmakla esdegerdir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Alıntıladığım yerde bir tanım var, eksiği gediği için makaleyi okuyabilirsiniz, yahut liberal demokrasiyi tanımlayan kitaplara, internet sitelerine bakabilirsiniz, ben orada eksik birşey görmüyorum.</p></blockquote>
<p>Alintilanan paragraftaki tanimi yeterli buldugunuzu ve bu tanimla hemfikir oldugunuzu varsaymazsak, bu alintilama islemini spor olsun diye yapmis oldugunuzu dusunmek gerekir. </p>
<p>OK, spor da iyi bir seydir, ama sirf hacimli yazi yazmis olmak icin bunu yapmak isteyeceginizi sanmam.</p>
<p>Fatih beyin de daha da detaylandirdigi uzere, &#8216;devlet&#8217; ve &#8216;birey&#8217; kategorilerinin disindaki kategoriyi liberal bakisin yoksaymasi &#8211;daha dogrusu, iltimas gecip herseyden muaf tutmasi&#8211; bence cok ciddi (hatta inanilmaz) bir eksikliktir.</p>
<p>Mesele sadece suc islemis ya da islememis olmak degil ki..</p>
<p>Diger bireyleri (ya da devleti) taciz yoluyla baski altina alip onlari yonlendirmegi suc isleyerek yapmalari gerekmiyor &#8211;bunun kirk tane yolu var; bunlari siz de bilirsiniz. Boyle bir seyi devlet yapinca sikayet etmek, ama STK irisi yapilanmalarin yapmasi halinde goz yummak bence birden fazla standard sahibi olmakla esdegerdir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
