Blog Yarışması Bitmiş
FST 13 Mayıs 2008
Geçenlerde blog yarışması var dediklerinde, Nahnu “abi sen de katıl, eğleniriz” şeklinde beni de gençlerin arasına itekleyivermişti. Ben de zor kötek niye istediklerini bilmediğim bir sahte adres ve sahte cep telefonu numarası uydurup ortama akmıştım. Ondan sonra ne oldu, ne bitti unutmuşken geçenlerde baktım Suat beyin sitede “yaşasın üçüncü oldum” başlıklı bir yazı var. Meğer yarışma neticelenmiş, ilk üçe girenler yazılım, kitap filan kazanmış. Kazananları tebrik ederim, tabii ben nal toplamışım, normaldir. Yapılan yorumlara göre yazılım bir yıllıkmış, yine de piyasada satsan 30-40 YTL eder herhalde. Kitaplar nedir bilemiyorum ama toplamda en azından 50 kağıtlık bir ödül var gibi görünüyor. Ödül alanların İstanbul gidiş dönüş bileti veriliyor muydu acaba? Orası da önemli tabii. Şu halde lisanslı bir Windows XP yüklü 3-4 yıllık bilgisayarım olduğundan yazılım ciddi bir kayıp sayılmaz. Kitaplar da benim kafaya pek uyan şeylere benzemiyor. Yol parası vardıysa belki 2 gün beleş İstanbul ziyareti söz konusu olabilirdi.
Bir de meraktan benim kategorideki birinci ve ikinciye baktım, öyle ya. Okan Yüksel diye bir arkadaş birinci olmuş. Sitesinde Tuncay Özkan’la çekilmiş bir resmi var, herhalde ulusalcı görüşleri ile öne çıkan bir blogcu. 2007 yılında da en iyi blog seçilmiş. Atilla Yayla ile ilgili de bir yazısı var, “bu ceza ona az bile” diyerek bitirmiş. 23 Temmuz tarihli seçim sonrası yazısında da “Açılan her sandıkta ister istemez Aziz Nesin’i andım, ne yazık değil mi; adam hala haklı çıkıyor!” diyor. İkinci blog Çağatay Aktürk’e ait, Çağatayca daha ortada ve tipik anlamda demokrat görünüyor. Bana yazıları da fena değil gibi geldi. Bu arkadaşta istidat var. (Bir yazısında beni övmesinin bu görüşümde herhangi bir etkisi yoktur). Okan için birşey diyemeyeceğim, hele de Tuncay Özkan “son kale” Kanaltürk’ü AKP yandaşlarına sattıktan sonra moral ve motivasyonda bir düşme görülecektir. Tipik bir çağdaş Türk genci izlenimi edindim ki ortaokulda kompozisyon yazmayı öğrenen her heyecanlı genç bu tür bir blogu idare edebilir. Hatırlarsanız geçen yıl fırtına gibi esen bir Atatürkçü Düşünce sitesi vardı, katılsalar herhalde “fikir blogu” kategorisini toz duman ederlerdi bu mantıkla.
Şu da aklıma geldi, Okan beyin tipik bir ulusalcı olması “blogcular hep liberal mi” şeklindeki saçma soruyu da gündemden düşürmüş oluyor. Ulusalcı blogcu var, hem de Türkiye birincisi olmuş. Tabii buradan şöyle bir yorum da yapılabilir, ulusalcı okur çok, yazar az olduğu için bu arkadaş çok oy almıştır, Hürriyet, Milliyet yorumcuları düşünülürse, denebilir. Ama sonuçta adam malı götürmüş, içerik analizi boş iş. Üçüncü olan blogla ilgili fazla konuşmaya gerek yok, Suat Bey herhalde yeni Vistayı kurmuş kitapları hatmetmekle meşguldür.
Hasılı bir yarışma iyi kötü sonuçlanmış, gençlere çalışmalarında başarılar dilerim. Bu arada fark ettim ki kendim dahi siteme oy vermemişim, oylamayı yanlış yapmışım, bizim yorumcular da burada sağa sola atıp tutacağız derken iki bilgisayar fırıldağı çevirip blog yarışmasını oy manyağı yapamamışlar. Yazıklar olsun, kaçırdığım 50 YTL’lik ödülleri tazmin edin arkadaş, bir de İstanbul’da “İzlenimler 2008″ toplantısı organize edin, otobüs biletimi bedava alın, herşeyi devletten beklemeyelim.
- Blog
- Yorum(45)
- Bu Yazıyı Paylaşın
- PDF olarak kaydedin
“izlenimler 2008″ yapılırsa, nasipse gelirim.
Fethi Bey,
Hani obur tarafta biri diyordu ya makine makine gezip Hoca’ya oy atiyorlardi diye… Ekranin yanina yaklasip dikkatli baksa Suat Bey’e giden oylar tespit edilecekti
Ben sizi uyarmistim ama dinlemediniz beni… Yarim kilo kiymaya 3. sizdiniz… yaaaa
Fethi Bey ,
Ben beş oy verdim
Yalnız sizin kendi blogunuza oy kullanmamanzı belki de 3 lü averaja kalma şansınızı kaybetirdi.
Üçlü averaja kalsanız BJk vari kurtarırdınız. Neyse gönüllerin şampiyonu İzlenimler olsun.
Yaw ekonomiturk’e 8 tane oy verdim, onlar da nal toplamış. Sporda Galasaraylı bir blog vardı,
benim desteklediklerimden zirveye çıkan tek o var.Diğer oyları yazarları bayan olan bloglara verdim.
Düşünceleri tebrik ederim, bir blogcu için büyük bir adım, insanlık için küçük bir adım olmuş.
(bu söz böyle miydi, tersi miydi?)
Türk bloggerı Türkiye’nin sesini Dünyaya duyuracaktır.
Okan için birşey diyemeyeceğim, hele de Tuncay Özkan “son kale” Kanaltürk’ü AKP yandaşlarına sattıktan sonra moral ve motivasyonda bir düşme görülecektir.
Tuncay Özkan AKP’yi ülkeyi satmakla suçluyordu…Kanalını bir AKP liye sattı…
Okan’ın böyle bir hataya düşeceğini sanmıyorum…
Son blog çünkü orası
fethi abi, bu dediğin atatürkçü düşünce sitesine girdim ama geç kalmışım ben bakana kadar siteyi kapatmışlar. daha doğrusu hacklemişler. ama fethi abi sen yanlış yazmışsın. onlar birinci olurdu demişsin ama zaten birinci olan olan yüksel adlı adam orayı yazan faşik deniz adlı kişiyle aynı kişi zaten. yani resimleri aynı. demek istediğim site olarak olmasada kişisel olarak adam yine birinci olmuş. fikirlerine katılmasak bile tebrik etmek lazım.
Okan birinciligi cok haketmis. Onceden blogundan haberdar olsaydik biz de ona oy verirdik.
Fethi bey,
Hani bir süre önce Atilla hoca hakkında bir yazı yazmış, sonra malum “jurnal” olayı yüzünden kaldırmak zorunda kalmıştım. İşte o yazıyı okuyan az sayıdaki kişiden biri de Okan Yüksel idi. Bana bir yorum bırakmış ve hoca hakkında iyi şeyler söylemişti. O yazıyı saklamıştım. İşte bir kısmı şöyle:
Her ne kadar yazı artık yoksa da, en azından birilerinin fikirlerini zamanında etkilemiş. Bu da bir kazançtır.
Ben bu tarz yarışmalara biraz tereddütlü bakıyorum. Yazılım ödülünü falan boşverin. Burada kaçak satıyorlar. Uydururuz bir şeyler.
Nahnu
Sen ödül de aldın, yol parasını denkleştirmeye yardım edersin. Kalanı da Suat bey öder.
Bliyaal,
Arkadaşa kefil olmuşsan mesele yok.
Bu arada yarışmaya sen ‘tereddütlü bakmışsın’ ben hiç bakamadım. Bunlar genç işi, ben siteye bir iki geyik muhabbetçisi çeker miyiz düşüncesiyle yazıldım. Bir de belirttiğim gibi hani olur ya, 3-5 kuruş da çıkarsa hiç fena olmaz dedim.
Fethi Hocam,
Vista falan benim pc ye ağır gelir zannederim. Bir de ben öyle çok fonksiyonlu şeyleri kullanamıyorum, beceri meselesi. Cep telefonumun özelliklerini bilmeyen teknoloji özürlü birisiyim. Genç işi bunlar, XP bize çok bile.
Daha gelen bir şey yok bakalım. Kitapların ilgimi çekeceğini sanmam, Vista işi dediğim gibi. Troya bileti var bir de. Oldum olası insanların o tür gösterilere niçin gittiğini anlamam, meraklı, gidebilecek bir ahbaba veririm, gider.
Suat Bey,
Ne anladık bu işten, nakde çeviremiyor musunuz, peşinde yarı fiyatı filan deseniz? Vista da geçici süreliymiş, öyle diyorlar.
Onu ben de duydum. Ödül olarak demo vermek ilginç olmuş. Daha bir şey demeyeyim, susma hakkımı kullanayım.
Ne anladık olur mu, önemli olan katılmaktı
Buradan ilan edelim, Troya meraklısı varsa bana ulaşsın.
Troya nedir? İyi birşeyse ben alayım.
İyi bir şey mi bilmem, burada bilgi var:
http://www.ntvmsnbc.com/news/437073.asp
Gelince göndereyim hocam size biletleri
Bliyaal bey,
Hani bir süre önce Atilla hoca hakkında bir yazı yazmış, sonra malum “jurnal” olayı yüzünden kaldırmak zorunda kalmıştım. İşte o yazıyı okuyan az sayıdaki kişiden biri de Okan Yüksel idi. Bana bir yorum bırakmış ve hoca hakkında iyi şeyler söylemişti.
Bundan anladigimiz su: eger AY size soyledigi cinsten laflari aciga soylerse ‘ulusalci’ denebilecek egilimdeki kitlenin bir kisminin ikna olmalari kabil. Bu diger liberal goruslu ve sesi cikanlar icin de gecerli herhalde. ABci, AKPci hatta ‘bati’ci gorunuste olmalarini gerektirmiyor bu insanlarin benimsedikleri fikriyat[1]. Fethi beyin burada kendisine ’sen de onlardan oldun’ mealli laflari ettirecek sekilde gosterdigi omurga diger insanlarda da vardir herhalde.
[1] Bilakis, Turkiye’de ‘liberal’ dedigimiz yabanci kulliyati yazanlar, su anda buradan ‘bati’ dedigimiz zaman muhatap oldugumuz resmi veya ozel konsantre guc odaklarina karsi fikirler ileri surmuslerdi. Degil mi?
Suat Bey,
Vista hakkında şöyle böyle diyorlar.
http://www.ihatevista.co.uk/pages/windows/vista/your_opinions/your_views_of_vista/
Fethi bey,
“yarışma bahane muhabbet şahane” demek lazım öncelikle. Bu organizasyonun en faydalı olabilecek yanı insanların birbirinden haberdar olmasını sağlaması gibi geldi bana. Son yazımda da dediğim gibi gündem-yorum yazıları yazan bloglar biraz daha içli dışlı olsa da, konferanslar, tartışma günleri gibi organizasyonlar düzenleyebilse keşke. Bundan kastım da öyle sponsorlu filan şeyler değil. Biraz büyükçe bir mekan bulunduktan sonra, iki masa ve biraz sandalyeyle çözülebilir gibi geliyor bana.
Okan Yüksel konusunda ise, yazmaya hevesli bir genç olarak değerlendiriyorum kendisini. Açıkcası blogundaki bir çok yazı ve tarzı bana göre olmasa da 18 yaşındaki bir üniversite öğrencisi için, uğraş vermesi, emek harcaması bile takdiri hakediyor diye düşünüyorum.
Suat Bey,
Aman kalsın, ben bunca gürültüyü kaldıramam, hele de para verip izleyemem. Tabii çok pahalı bir biletse yine de gönderin, meraklısına yarı fiyatına okuturum. Siz nasıl olsa malı götürdünüz.
Çağatay bey,
Okan Yüksel’in yazmasında problem yok tabii, zamanla kendini geliştirirse belki birşeye benzer. Ortalama her ortaokul, lisedeki heyecanlı resmi ideoloji mağduru da blog açabilir, bence mahzuru yok. Yalnız bunları okuyacağıma Hürriyet, Milliyet yorumcularını okurum, en azından daha eğlenceliler.
Misal Okan bey son yazısında şöyle şeyler söylemiş.
Hayret ben de Çin’i Japonya’dan çok daha gelişmiş bir ülke zannediyordum, meğer geri kalmışmış. Sormadan edemeyeceğim, bu nedir yahu? Bence hevesli ulusalcı gençlik yazılarına Hürriyet köşelerinde devam etse iyi olur, buradan bir iki yorumcu gidip adamın hevesini kırarlarsa iyi olmaz.
Bülent Bey,
Bence ulusalcı kitle Atilla Yayla’nin söyledikleri içinde Fethullah hocayı küçümseyici bir ifade yakaldığı için “aferin, biz bu adamı böyle bilmiyorduk” demiştir. Yoksa tipik anlamda ulusalcı kesimin birşeylere ikna olmasını ben mümkün görmüyorum.
Yoksa Atilla Yayla ve Mustafa Erdoğan AKP’nin ekonomik ve siyasi yanlışlarını aleni olarak defalarca eleştirmişlerdir. Hatta AB karşıtı yazıları da var bir sürü. Ama göze batan bunların muhafazakar kesimin lehindeki yazıları oluyor.
Fethi bey,
Bence ulusalcı kitle Atilla Yayla’nin söyledikleri içinde Fethullah hocayı küçümseyici bir ifade yakaldığı için “aferin, biz bu adamı böyle bilmiyorduk” demiştir. Yoksa tipik anlamda ulusalcı kesimin birşeylere ikna olmasını ben mümkün görmüyorum.
Bence degildir. Bunun benzeri bazi cemaatlerin mensuplari icin de soyleniyor ama aptal degil bu adamlarin hicbiri, dogru sekilde yaklasilirsa en azindan karsilarindakilerin ‘islah olmaz’ turden ‘fena’ olmayabilecegini anlarlar. Oyle degilse yandik tabii, ama oyledir dememin tek sebebi oyle olmamasinin isime gelmemesi degil. ‘Sol’dan (ve sol ugruna eziyet cekmelerine ragmen) ‘dondu’ denen ama sadece daha makul bir yaklasima isinan insanlar da oldu gecmiste. Cok genc bir nufusumuz var, bu insanlarin karsilarina basinda ve politikaci olarak ‘adam’ diye cikarttigimiz buyuklerde de pek is yok. Hal bu olunca uclara angaje olmaya yatkin olmalari normal belki insanlarin. Zaman icinde tecrubeleri artip okumaya ve gozleme devam ettikce daha bir temkinli yaklasabilirler kutuplarda yer begenmeye.
Bu arada ben Bliyaal beyin o girdisini okumustum (buraya da ben yetistirdim, ne bileyim hir cikacak). Yanlis hatirlamiyorsam orada Gulen’i kucumseyici birsey yoktu, daha ziyade o cemaatin insanlari hakkinda birseyler vardi. Ben bu soz konusu blogcuyu bilmiyorum, ama eger ‘bir kere de sunlar hakkinda konussun bu herifler yahu’ diyen turden bir insansa belki ‘hah’ demistir.
Yoksa Atilla Yayla ve Mustafa Erdoğan AKP’nin ekonomik ve siyasi yanlışlarını aleni olarak defalarca eleştirmişlerdir. Hatta AB karşıtı yazıları da var bir sürü. Ama göze batan bunların muhafazakar kesimin lehindeki yazıları oluyor.
O insanlarin okudugu yerlerde cikmiyordur o yazilar. Goze batan konusunda haklisiniz yani. Bu insanlar Zaman filana icerik vermek zorunda kaliyorlar galiba, belki ona gore de icerigi ayarlayip baska sey soylemeleri gereken konular hakkinda yazmiyorlardir. Baska gazeteler basmiyor mu acaba yazilarini?
Sanırım sohbete biraz geç kaldım, e kusuru bende aramayın: haber vermediniz
Link taraması yaparken keşfettim yukarıdaki satır ve yorumları. Açıkçası biraz mutlu, biraz da kırgınım. Mutluluğum tartışılıyor olmamdan, kırgınlığım tartışmadaki acımasızlıktan kaynaklanıyor..
Fethi Bey’le aynı kulvarda yarışmak, belki onun için değildir ama benim için bir mutluluktu. Bugün gelinen noktada bu mutluluk daha da arttı.. Fethi Bey’in eleştirilerini ise haklı buluyorum, sonuçta gidip başka bir kategoriyi eleştirmesi anlamsız olabilidi. Kendi yarıştığı kategorinin birincisi eleştirmesi ve bunu bloguna güvenerek yapması oldukça doğal..
Ben kendisine ve okurlarına olan saygımdan dolayı, kendisi kadar kırıcı olmadan cevap vermeye çalışacağım.. Özellikle Sayın Yayla, noktasında kendisi yazımı biraz fazla ince davranarak makaslamış. Oysa şu satırlarımı da sizlerle paylaşsa benim için daha objektif bir vizyon çizebilirdi: “Kimse ulusalcı ya da milliyetçi olmak zorunda değil, hatta ünlü şair gibi “Bayrakları bayrak yapan bayrak imalatçısıdır.” da diyebilir insanlar; hepsine saygı duyarım. Bu noktada Atilla Yayla’ya da saygı duyuyorum. Kendince sözler sarf etmiştir, bence oldukça haksızdır; ama bu onun susturulmasını gerekli kılmaz. Bu noktada ulusalcı kesimden kendisine çok ağır ithamlar geliyor ve ben dahi üzülüyorum.”
Demokrasi noktasında, evet liberal anlayışın demokrasi anlayışından uzağım. Türkiye gibi özelliklere sahip bir ülkede, eğitim bu kadar yoksun olması bendeki demokrasi inancını büyük ölçüde etkiledi. Bir çoban, bir porfesöre eşit değildir mantığı benim için oldukça mantıklı geliyor.. O noktada sizlerle tartışmayı ve belki aydınlanıp/aydınlatmayı çok arzu ederim.
Fethi Bey beni ortaokul, lise çağında heyecanlı bir genç diyerek olarak oldukça ağır eleştirmiş. O noktada yazılarıma bakarsanız, belki, yanıldığını görürsünüz. Benim de kendisi hakkında oldukça eleştirilerim olabilir. Mesela liberal bir yazar olarak siyasi bir partinin liderinin duvarlar ardına hapsedilmesi üzerine kalem oynatmaması liberal düşünceyle bağdaşır mı?
Uzun da tutmayayim, bir siz bir ben devam edelim.. Yalnız fazla da zorlamyın, oraokul lise çağındaki heyecanlı bir genci sıkmak ayıp olur sizin adınıza
Biraz saygı ve sevgiler..
” Bir çoban, bir porfesöre eşit değildir mantığı benim için oldukça mantıklı geliyor.. ”
hımmmm …
Fethi bey bahsettiğiniz gibi , istidat var , ışığını gördüm
Quo Vadi bey,
Profesor/coban esitligi acisindan degil de bu konuda firsat buldukca envai turlu laf edenlerin aslinda olmakta olan hangi oy esitsizligine ses etmedikleri acisindan sunu; vergi vermeyen oy da vermesin veya okumaya yazma bilmeyen oy vermesin gibi yaklasimlar acisindan da sunu ekmistim Suat beyin oraya.
Okan beyin bizim basindaki firsatci propagandistlerden ziyade meshur liberal John Stuart Mill’e yakin oldugunu soyleyerek istidat gormeniz yerinde olmus diyebilirim.
Bülent Bey ,
iller arası dengesizlik herzaman olabilir o kadar da önemli bir mevzu değil , ki tam bilmiyorum ama seçim kanununda da nüfusa göre güncelleme vardır sanırsam , azalıp arttığı oluyor bi şekilde halledilir ……
tekerliği yeniden keşfetmeye gerek yok , pratik hiç bir faydası olmaması bir yana basbaya faşist fikirler bunlar ( ben ki bu faşist tabirini pek nadir kullanırım , populer etiketlemeleri ciddiye almam dayanamadım kullandım )
vergi veren-vermeyen ifadesi görece objektif bir ayrım gibi görünse de aynı derece aşşağılık bir ifade
işin komik tarafı , hep bu zekalar sol tandanstan neşet ediyor , kapitali okuyup kapitali bukadar geç keşfetmenin verdiği bir geç kalmışlık duygusundan mıdır nedir en baba kapitalistlerin solculardan çıkması gibi ,(ve tabii ki -vergi kutsaldır- bürokratik organizması ile uyum halinde) ……
aynı yamukluk başka meselelerde de mevcut , ‘halkların kardeşliği’ mavalıyla adamın aklına önce ayrılık sokup sonra kardeşlikten dem vurmak gibi bir desise , yaw sen söylemesen onlar zaten bir adlediyorlardı………….
yok çobandı , yok profesördü , yok mükellefti değildi….. hiç önemi yok ,maksat engellemek , faraza dedikleri gibi yapsak , yüksek öğrenime bağlasak, vergi mükelleflerine hasretsek ne olacak ki ? rakamlar aleyhlerine döndüğünde ilk ağlayıp zırlayan yine onlar olacaklar …….. bu işin tabiatı bu , aksi takdirde 2008 yılında CHP gibi bir parti olabilir mi ? biz bu meseleleri konuşuyor olabilir miydik ?
azınlıksan ve çoğunluğa tahakküm etmek istiyorsan her zaman bir bahanen olacak olmalı …………..
uzun lafın kısası genç faşistler demokrasiden rahatsız…..
Quo vadi bey,
ller arası dengesizlik herzaman olabilir o kadar da önemli bir mevzu değil , ki tam bilmiyorum ama seçim kanununda da nüfusa göre güncelleme vardır sanırsam , azalıp arttığı oluyor bi şekilde halledilir ……
Hayir. Sitematik olarak kucuk illerdekinin oyunu buyuk illerdekinden kiymetli yapan bir sistem var. ‘Esit oy’ daha baraji filan hesaba katmadan ihlal edilen bir prensip yani. Sebep bir ilden en az iki mebus cikmasi ve TBMM uye sayisinin kisitli olmasi. Guncellemeyle de, sayimla da alakasi yok. TV’de cikan kadina fahise imasi yapacak kadar oy esitligine onem verir gibi yapanlarin ise bu konuda pek sesi cikmiyor. Belki haberleri dahi yok.
ekerliği yeniden keşfetmeye gerek yok , pratik hiç bir faydası olmaması bir yana basbaya faşist fikirler bunlar ( ben ki bu faşist tabirini pek nadir kullanırım , populer etiketlemeleri ciddiye almam dayanamadım kullandım )
Ben de siz ediyorum ki fasist olmayan insanlar benzer fikirleri konusmuslar. Bugunku konjonkturde ve kutuplasma icinde bunlar konusulamiyor, ama konusulmamalarinin sebebi fikirlerin fasizan olmasi degil konusacak bilgisi olanlarin (ben degil, birkac seyin aklima geldigine bakmayin) ya oy kaygisi icinde olmalari ya da tabansiz olmalari.
vergi veren-vermeyen ifadesi görece objektif bir ayrım gibi görünse de aynı derece aşşağılık bir ifade
Hayir. Bunlarin hep sebepleri var. O mankenin aklindaki degil belki ama makul sebepler var.
işin komik tarafı , hep bu zekalar sol tandanstan neşet ediyor
Linkini verdigim Mill liberaldir. O mankenin solcu oldugunu da zannetmiyorum.
yok çobandı , yok profesördü , yok mükellefti değildi….. hiç önemi yok ,maksat engellemek , faraza dedikleri gibi yapsak , yüksek öğrenime bağlasak, vergi mükelleflerine hasretsek ne olacak ki ? rakamlar aleyhlerine döndüğünde ilk ağlayıp zırlayan yine onlar olacaklar ……..
Gayet tabii. Isin karakteri bu. Bunun sagi solu olmaz.
uzun lafın kısası genç faşistler demokrasiden rahatsız…..
Fasist diyeceksek, Turkiye’de herhangi bir parti baskani icin de bu soylenebilir, kasar fasist demokrasiden rahatsiz diye mesela. Turkiye’ye asil kotulugu (sag sol farketmez) demokrasi diye parti baskanina ‘parmak’ olacak insanlarin secilmesini anlatanlar yapiyor olabilirler. Dokundugunuz zaman o mankenin soylemine yakin ‘efendim yerel teskilatlar yanlis adamlari secebilirler’ gibi seyler dendigini de duydum.
Bülent Bey ,
sizin de belirttiğiniz gibi konuyla doğrudan alakalı değil , bu illler arası dengesizlik 80 li yıllarda yapılmış seçim kanunun eskidiğini gösterir fakat yarışa eşit şartlar altında giriyor tüm partiler , heralde Dengir Fırat’tan bahsediyorsunuz , iktidar milletvekilinin, türkiyenin her yöresinden,her kesiminden oy alabilen partinin bu hususta bir karın ağrısı olmasa gerek , belli bölgelerde silinenler bunları kurcalar , iflas etmiş tüccar hesabı eski defterleri , ince ayarları , ( 22 temmuz öncesi de bazı yazarlar hatırlattı , muğla’da kullanmayın, oyunuz istanbul’da daha değerli vs… tavsiyeler )
siz böyle yapıyorsunuz demiyorum , temsil de adaletten bahsediyorsunuz elbette , fakat chp’ye de aynı gözle bakacak değilim , hem merak etmeyin milletin ortalama kararını etkileyecek derecede bir zaafiyet sözkonusu değil henüz ,
ellerine tevdi edilmiş oyun namusunu korumaktaki hassasiyetleri , kurda kuşa yemetmeme gayretleri şu aşamada birinci gündem maddemiz olmalı , 340 değil de 300 MV olsa ne değişecek ? koalisyon pazarlıkları daha mı demokratik , daha mı namuslu olacak ?
neyse bu konu fazla uzadı , asıl meselemize döneyim ,
batıda kutuplaşma olmadığı halde bu konu konuşuluyor mu ? hayır halledilmiş geçilmiş meseleler
hem vatandaşlık ve reşitlik dışında bir şart aramaya kalktınızmı bunun ardı arkası gelmez , kriterleri sizden farklı olanlar da kendi şartlarını koyacaklardır , bunu görmek için de kahin olmak gerekmez ,
anayasa mahkemesine üye seçmiyoruz , alttarafı 1/43.000.000 değerindeki oyumuzu kullanıyoruz , bu hususta rasyonel bir algı şartı aramak bile saçma , isterse tipini beğenir öyle oy verir , isterse memleketlim der öyle oy verir …….halkın ortalama tercihini yansıtır mı yansıtır , önemli olan budur ,
siyaseti etkilemek de her zaman oyla olmaz, elbette benimle aynı oyu kullanan bir sabancı , bir koç yada bir yazarın ne dediği başbakanı benden daha fazla etkileyecektir , bu etki ile oy değerini karşılaştırmak abesle iştigaldir, bu etkilerin farklılıkları tabiidir de , kalburüstü olmak budur ,
parmak vekilleri meselesi kolay çözülebilecek bir mevzu değil , aslında alan memnun veren memnun olduktan sonra da çözülemez , o milletvekilleri oyları kendilerinden ziyade başkanlarının prestiji ile almışlarsa hakiki anlamda itiraza hakları da olmaz , bugün başlarında Tayyip Erdoğan olmasa AKP bu kadar oy alabilirmiydi ? o vekil o bölgede acaba seçilebilir miydi ? bu işin sadece bir yönü , diğer bir yönü de tıpkı mahkemeyi etkilemek saçmalığında olduğu gibi eğer milletvekilleri başbakanlarının hoşuna gidecek bir karara parmak kaldırdıysa adamın o fikirde olmadığını nerden bileceğiz ? başbakanın milletvekillerini etkileme hakkı yok mu ?
parti içi mevzuat, tüzük düzenlemeleri de bunu tam anlamıyla çözemez , adam haysiyetini kendi eliyle teslime hazırsa yapacak hiç bişey yok ( velev ki muvafık olmasın) , bir şekilde kafaya alınır………
J.S. Mill tanımıyorum okumadım onu kastetmemiştim, bu konuda sola dair eleştirilerim de ondan bağımsız genel anlamda
Okan bey,
Ulusalcı gençler konusunda ümitsiz olmam ve sizin de görebildiğim kadarıyla tipik çizginin dışına çıkamamış olmanız benim genel üslubumla birleşince biraz kırıcı sayılabilecek manzarayı oluşturmuş. Ümit ederim bundan sonraki yazılarınızla beni mahcup edersiniz.
Bu vesileyle iki kelam edeyim.
Atilla Yayla ile ilgili yazınızın tümünü okumuş ve arada şimdi aktardığınız cümleyi görünce, yoksa yanılıyor muyum demiştim ama son paragrafınızda söyledikleriniz aradaki cümleleri geçersiz hale getiriyor. Bir de ayıp olmasın diye Necip Hablemitoğlu ile ilgili tuhaf kısmı görmezden gelmiştim. Yazınızın tümüne link verdim ve sonuç yargınızı gösteren bitiş cümlesi dışında hiçbir alıntı yapmadım, isteyen gider okur diye düşündüm. Makaslama diye birşey yok elbette, yazınız olduğu gibi yerinde duruyor.
Liberal Demokrasi ilgili bir akademisyenin makalesinde şöyle tanımlanıyor:
Bu tanımdan neden uzaksınız, hazır bir ulusalcı genç yakalamışken sormuş olayım.
Herhalde cümlede düşüklük var, bir daha yazarsanız üzerinde konuşan çıkacaktır.
Evet, herhalde üzerinde durulan bir konu, dediğim gibi tartışmak isteyen çıkabilir. Kaldı ki sizin söylediğinizin ille de yanlış olması gerekmiyor, herşeyin bir gerekçesi vardır.
Kimi kastediyorsunuz, Doğu Perinçek mi? Türkiye’de 301 vs. dahil fikir suçu konusunda en çok yazı yazan adamlardan biriyim, kimsenin konuşup yazması sebebiyle hapse atılmasından hoşlanmıyorum ve AKP’yi sürekli hakim ve savcılara bu konuda iş düşürmemesi için kanunları değiştirmesi yönünde eleştiriyorum.
Öte yandan darbe çağrısı yapanlara, silahlı milis gücü oluşturan çetelere önderlik eden siyasi yahut yazarların cari kanunlara göre içeri atılmasında mahzur yok, Tayyip Erdoğan, Erbakan, Hasan Celal Güzel gibi siyasetçiler de yargılanıp ceza aldılar, içeri de girdiler. Kanun oldukça savcıya “dava açma” diyemezsiniz. Kanun olmasın derken de “bizim lehimize olanlar kalsın, karşı tarafın işine gelecekler kalksın” mantığında da olmamak lazım. AKP bu sebeple çuvallamıştır mesela.
Bunlar yeni ve üzerinde konuşulmamış şeyler değil, arşivleri deşerseniz her konuda 3-4 yazı 3-4 bin de yorum bulursunuz. Ben pek yorumlara iştirak etmem, ama dediğim gibi bir muhatap bulacağınızı tahmin ediyorum.
Bunlar benim için zaman harcamaya değecek konular değil, söylenecek bir sözüm kalmadı ama pişmenize, yetişmenize katkısı olursa sert de olsa size yöneltilen eleştirilerden ders almanızı öneririm.
Bir iki de dostane not ekleyeyim,
Bakın internette yazıyorsunuz, bunun anlamı kendinizi yetkin görmenizdir, ama er meydanında çok dikkatli olmanız gerekir. Yazılarınız şu haliyle epey basit, rutin bir Hürriyet köşe yazarı okurunun yahut Kanaltürk izleyicisinin heyecanlı ve yüzeysel değerlendirmelerinin ötesine geçmiyor.
Benim yazdıklarım da derin değil ama benim amacım da o değil zaten. Sizin sitenizde ise ağır, ciddi bir siyasi, güncel analiz sitesi görüntüsü var, yazdıklarınızın buna uyumlu olması gerekir.
İnternette yanlış yaptığımız zaman bunun geriye dönüşü zordur ve eleştiriler zaman zaman acı olabilir. Bunlara hazırlıklı olmanız gerekir. Bir yazdığınızı mutlaka birkaç defa okuyun, argümanlarınızın ne tür eleştiriler alabileceğini düşünün. İyi bir blog sitesinin değeri bence iyi yorumcuları olmasıyla da ilişkilidir. Siz iyi yazılar yazarsanız sayıca az da olsa kalibresi yüksek insanlar sizi eleştirmeye değer bulurlar.
Bakın ciddi ulusalcı blog yazarı az deniyor, (aslında 3-4 tane vardı ama pek arkası gelmedi) siz madem bu işe soyunmuşsunuz sağlam giderseniz bir boşluğu da doldurursunuz.
Bir de yaşınızın genç olduğunu söylüyorlar, öğrenciymişsiniz, başlangıç aşamasında çok okuyup az yazmanızı öneririm. Çok laf yalansız olmaz demişler, ille de yazmış olmak için gereksiz yere yazı yazarsanız mahcup duruma düşersiniz, bu da sizin günlük hayatınızda gerginlikler, moral bozuklukları oluşturur. Artık sırtınızda Türkiye’nin en iyi haber vs. blogsucu yükü var. Bir de benim burada linkiniz de var, 80-100 adam sizi merak edebilir. Eşiniz dostunuzun da sitenizdeki tartışmaları izleyeceğini zannediyorum, artık daha sağlam yazılar yazmanız lazım. Bence eski yazılarınızı gözden geçirip eleyin. (Mesela şu Çin-Japon yazısını niye yazdınız anlamadım).
Benim internette blogcu olarak miadım dolmak üzere, siz bu tecrübelerden istifade edin, yolunuz açık olsun.
Dilimin sivriliğini de kafanıza takmayın, biz burada birbirimize iğne, çuvaldız, kama, pala batırarak eğleniyoruz.
Bu paragrafta sadece ‘devlet’ ve ‘birey’ kategorisi gpruyorum [akademisyenin yazdigil, eminim hayli de akademik (yani su gecirmez falan filan) olan metni okumadim].
Devlet-disi yapilanmalar, STK/STO taifesi, sirketler, sendikalar, tarikatler, cemaatler vb gibi ortulu/acik cikar gruplari hangi kategoridedir?
Birey mi devlet mi?
Devlet dışı demişsiniz zaten.
O zaman STK haklari birey haklari anlaminda mi koruma altina aliniyor…
hmmmmm….
O zaman bireysel silahlanma ozgurlugunu cemaatimin icinde kullanarak “ordu”ya donusme hakkim da “bireysel ozgurluk” anlaminda serbest oluyor oyle mi?
Bireysel silahlanma özgürlüğünüzü Kanarya Sevenler Derneği içinde kullanarak da orduya dönüştürebilirsiniz. Bunda mahzur olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Sadece “Devlet ve Birey”le aciklamaya calisirsaniz 3milyon uyesi olan Ergenekon Magdurlari Yardimlasma Dernegi yarin uyeleri icin 3 milyon silah siparis edince bunda mahzur gormezseniz ilginc seyler olabilir…
Kisinin silahlanmasi ile “grubun” silahlanmasi arasindaki fark “Devlet ve Birey” ile aciklama getiremeyeceginiz diger guclerin de varligina isaret eder ki bu yukarda Resul beyin de belirttigi gibi alintiladiginiz aciklamalarin eksik oldugunu gostermez mi?
Yok gostermez diyorsaniz bir sucu tek basina islemek ile yuz kisi islemek arasindaki farki nasil aciklarsiniz???
Ne demek istiyorsunuz anlamıyorum, cemiyet, dernek, okey arkadaşlarına silahlanma yasaklansın mı diyorsunuz? Bence mahzuru yok.
Alıntıladığım yerde bir tanım var, eksiği gediği için makaleyi okuyabilirsiniz, yahut liberal demokrasiyi tanımlayan kitaplara, internet sitelerine bakabilirsiniz, ben orada eksik birşey görmüyorum.
Suç işlendikten sonra ister tek kişi işleyin ister grup halinde ne fark eder. Suçlulara haddini bildirsin maaşlı kolluk güçleri. Boşa mı para alıyorlar.
Fethi Bey,
Bir kisi 1 mayis gunu Taksim’e tek basina kutlamaya gidince polis onu engellemiyor diye biliyorum. Bireysel hak ve ozgurlukler cercevesinde. Ama bunu DISK yapmaya kalkinca “yasak” oluyor ve sinirlaniyor. Bu noktada bu istek “bireysel hak ve ozgurlukler” alaninda mi kaliyor yoksa oradan cikip baska bir alan mi giriyor…
Yani “Liberal demokrasi” bireysel hak ve ozgurluklerle devletin sinirlarini belirlerken bu noktada ayri bir parantez acip “grup” haklarini da tanimlamak zorunda degil mi?
Ben bunun hakkinda konusmuyorlar, dernek haklarini korumuyorlar falan demiyorum. Sadece onun da belirtilmesi gerekip gerekmedigini sorguluyorum.
Alintilanan paragraftaki tanimi yeterli buldugunuzu ve bu tanimla hemfikir oldugunuzu varsaymazsak, bu alintilama islemini spor olsun diye yapmis oldugunuzu dusunmek gerekir.
OK, spor da iyi bir seydir, ama sirf hacimli yazi yazmis olmak icin bunu yapmak isteyeceginizi sanmam.
Fatih beyin de daha da detaylandirdigi uzere, ‘devlet’ ve ‘birey’ kategorilerinin disindaki kategoriyi liberal bakisin yoksaymasi –daha dogrusu, iltimas gecip herseyden muaf tutmasi– bence cok ciddi (hatta inanilmaz) bir eksikliktir.
Mesele sadece suc islemis ya da islememis olmak degil ki..
Diger bireyleri (ya da devleti) taciz yoluyla baski altina alip onlari yonlendirmegi suc isleyerek yapmalari gerekmiyor –bunun kirk tane yolu var; bunlari siz de bilirsiniz. Boyle bir seyi devlet yapinca sikayet etmek, ama STK irisi yapilanmalarin yapmasi halinde goz yummak bence birden fazla standard sahibi olmakla esdegerdir.
Fatih ve RC bey,
Ben sizin bu konuda ciddi olup olmadığınızı tam anlayamamıştım, kusura bakmayın.
Bu tanımla elbette hemfikirim, sonuçta burada genel ilkelerden söz ediliyor.
Böyle birşey olabilir mi? Liberal bakış denen şeyin en sıradan özelliği toplanma ve örgütlenme özgürlüğünü de ihtiva etmesidir. Kitabi bir şekilde söylersek:
Yine konuyla ilgili çalışan Prof. Ömer Çaha’nın bir makalesinden birey-devlet-sivil toplum ilişkisi üzerine alıntı yapayım:
RC bey,
Bir şeyi devletin yapması ile iri ya da ufak STK yapması arasında elbette fark var. Ben her ikisinden de şikayetçiyim ama devlet bu işi kolaylıkla yasa çıkararak, silah kullanarak, hakim, savcısını görevlendirerek yapıyor. STK olarak mesela Fethullah Gülen okulları türü yerleri kastediyorsanız, oranın içinde olup bitenlerin çoğu kaliteli eğitim dışında bana da hoş gelmiyor ama pratik bir çözümünüz varsa paylaşmanızı isterim.
Tabii Sivil Toplum ile Sivil Toplum Örgütü de aslında karıştırılmamalı, devlet faaliyetini sınırlamayı amaçlaması ve toplumsal faaliyetleri devlet kontrolü dışına çekmesi gereken sivil toplum örgütleri devletle kolaylıkla kolkola girebilirler. Bu tür örgütlerin kendi iç yapılarındaki anti demokratik unsurlar, bunların hükümetler üzerindeki etkileri, güçsüz örgütlerin güçlü olanlara karşı dezavantajı vs. akılda tutulması gereken noktalar.
Su ifadeden:
“Korunması gerekMEyen bireysel haklar”in da oldugunu cikarsiyorum. Bunlarin tadat edilip edilmedigini bilmiyorum. Edilmisse de farketmez, cunku kimin tadat ettigine bagli olarak degisecegi, elestrilebilecegi, karsi cikilabilecegi, savunulabilecegi izahtan varestedir. Fakat, birisinin/birilerinin de bu normlari (limitleri temsil eden cizgileri) belirlemesi zaruridir.
Hal boyle olunca, sonucta –bunca liberallige karsin– kimilerince keyfi sayilabilecek limitlerden bahsediyoruz.
Bu da ‘kral ciplak’ lahzasidir.
Siz, ya da liberaller, bu limitlerin –dogal olarak– sizin goruslerinize uygun belirlenmesi gerektigini, ya da belirlenecegini farzediyorsunuz –zannedersem. Ve, bunun da mihenginin birey haklari olacagini iddia ediyorsunuz.
Ben o kanaatte degilim: Yani, birey haklari vs bu tur yapilanmalarda kullanilan ortulerdir ve liberaller de bunu –en az fasistler kadar– kendi ajandalarina yontarlar.
Argumanlar da yalin ve basittir: {mealen} Imkani olan istedigini yapabilmelidir; imkani olmayana yardimci olmak ise kaynak israfidir.
Ben bunu oldum olasi ne ahlaki ne de basiretli buldum.
Birey-devlet iliskisini sadece asayis hizmeti alisverisine indirgemek bence cok yanlistir.
Bireylerin arasindaki sosyoekonomik vb ucurumlari torpulemek/gidermek gorevi de devletindir.
Bu gorevi ’serbest piyasa’ya vermek /tahis etmek/ demek, istedigi seyi yapmak ruhsatini verektir ve zulmun ilk adimidir bence.
{Bu topraklarda ‘metafiziksel’ devlet anlayisinin temelinde devletin metafiziksel ozellikleri iddiasi filan yatmiyordu. Yani, devleti yonetenlerin boyle bir iddianin gercek olmadigini bildigini biliyoruz. Ama, sorumlulugun o cercevede oldugunu, onun da idrakinde bulunmak zorunlulugun varligini biliyorlardi. Demek istedigim, devlet –eger Allah gibi– tarafsiz olmasa, uzun zaman devletligini devam ettiremezdi, bunu da yoneticiler biliyordu. Bkz. “Magrurlanma Padisahim, senden buyuk Allah var” uyarisi.}
Fethi bey,
Bir şeyi devletin yapması ile iri ya da ufak STK yapması arasında elbette fark var. Ben her ikisinden de şikayetçiyim ama devlet bu işi kolaylıkla yasa çıkararak, silah kullanarak, hakim, savcısını görevlendirerek yapıyor. STK olarak mesela Fethullah Gülen okulları türü yerleri kastediyorsanız, oranın içinde olup bitenlerin çoğu kaliteli eğitim dışında bana da hoş gelmiyor ama pratik bir çözümünüz varsa paylaşmanızı isterim.
Pratik olmayan cozum var, akil insanlarin seslerinin cikip dinlenmesi gibi.
KITler icin soylenenler ozel tekeller icin nasil soylenebiliyorsa, kultur kaymasi veya manipulasyon acisindan STKlar icin de basin guruplari filan icin de ayni sey soylenebilir. Bunlarin ‘tehlikeli’ olanlari eninde sonunda legal siddet kullanabilen devlet gucunu de ellerine gecirme gayreti icine giriyorlar. Yani dev ve ‘tehlikeli’ STK sadece insan kitlelerini gonullu olarak bir hallere sokmakla yetinmiyor, o kitleyle devlet gucunu de yanina cekmeye gayret ediyor. (Kadrolara nufuz filan da soz konusu ama konu disi, cunku ilk durumda calisan minimal bir devlet mekanizmasindan behsediyoruz. Konu bugunku Turkiye degil, Gulen cemaati de degil.)
Burada secilmisin gucunun anayasayla sInIrli olmasi aslinda o tur STKlarin isine gelen birsey degil. Kanalizasyon iscisinin mesai saatini duzenlemek gibi seylerden ibaret kararlar alabilen secilmis ‘bizim adamimiz’ olsa neye yarar hesabi. Ayni sekilde arkasina devleti almamis ekonomik tekelin tekel gucu kullanma suresi nasil kisitli oluyorsa soylenen tehlikeler de oyle kisitli olabilir.
Simdi tabii derseniz ki (Resul bey de diyebilir Fethi bey de) “devlet disi konsantre gucler para veya insan sayisi bakimindan o boyuta ulasinca anayasanin degeri ustune basili oldugu kagit kadardir”, ona denecek birsey yok bence.
Bu, ilk bakista realiteyi yansitir gibi gorunse de, aslinda cok da oyle degil.
Yani, devlet dedigimiz aygitin bunu yapabilmek iktidari her zaman mevcut olmayabiliyor. Kanun cikarabiliyor tabii ki; ama, uygulama apayri bir mevzu. [bkz., mesela, Guneydogu’da hala daha gecerli olamamis yururluge girememis kanunlar vs.]
Uygulamayi yapabilmek icin, devlet aygitinin arkasinda onu denetleyen ve yonlendiren aydinlarimizin olmasi lazim. Aydinlarimizin arasinda cok seslilik olmasi da normal tabii ki. Fakat, basiretsizlik sayabilecegim derecede fetret anlamina gelen savrukluklarin neye hizmet ettigini dusunmek gerekiyor.
Simdi.. FG okullari ve yayin organlarinin kulliyyen zararli oldugunu hic dusunmedim. Hayli faydali taraflari var. Var da, bunlari bu cizgide tutabilmek icin, yeri geldiginde –tabi caizse– ipliklerinin de pazara cikarilmasi gerekiyor.
Bu noktada, yakitlarinin dinsel aidiyet olmasinin yasattigi zorluklar oluyor. Yani, koru korune diyebilecegim sekilde ‘hareket’e iman etmislerin siddet sayilabilecek tepkileri olabiliyor.
Bu tepkinin bu boyutlara erismesini engellemenin –benim gorebildigim– yegane saglikli yolu, elestirinin surekli olmasi gerekiyor. Ki, dozunun da –dolayisi ile– muhataplarinca asiri hissedilmemesi saglansin.
Bu dedigim sadece FG icin gecerli degil tabii ki. Ayni seyi, irkcilar (sovenistlar) ya da ayrilikcilar (baska bir yerde ozgurluk pesinde olmak arzusunu dile getirenler, talep edenler, dayatanlar) vb icin de yapmak gerekiyor.
Buradan geri donup sizi elestireyim –kisisel de sayilabilir, ama tam olarak da degil; cunku artik yeterince yaygin bir yanlis bu..
Kemalizmi elestirdik. Hepmiz –ben dahil– elestirdik. OK. Hayli budandi. Fakat, elestirenleri okuyanlar konunun yeterince derinine bakmadigi icin, kendi egilimlerine hizmet ettigi kismini alip, Kemalizmi topyekun mahkum ettiler. Kemalizm bugun demonize olmustur –buyuk bir cogunlugun gozunde.
Bence bu yanlis. Yanlis, cunku Kemalizm dedigimiz seyle Mustafa Kemal’in de cok alakasi yok. Ondan once vardi; adi konmamisti. Var olus gerekceleri de gercekti. Hala daha gercek olan kisimlari var ve hic de az degil. Bunlari topyekun demonize edersek, hic ders almamis oldugumuz ortaya cikar ve sinifta kaliriz. Butunlemek firsatimiz da olmayabilir.
Bunlarin onemli kisminin da siradan vatandasa cok da hos gelmeyecegini ben de biliyorum –bana da (bireysel bakarsam) hos gelmeyen yanlari var cunku.
Orasi oyle, ama, tamamini yoksaydigimiz zaman da, geriye “Isteruk” “Istemezuk” ve “Ben DA! Ben DA!” diyen bir toplum kaliyor. Hedefsiz, daginik ve ic catismalarla parcalanmaga hazir bir tuketim toplumu..
Bu beni korkutuyor. Kendim icin degil korkum. Ortak gelecegimizi adina korkuyorum.
Siz hep ‘devletle kolkola’ olmak tarafina bakiyorsunuz galiba.. Ben, bundan daha tehlikeli olaninin devleti bertaraf etmek oldugunu dusunuyorum. Eskiden, malum, kurtarilmis bolgeler vardi.. Devlet dedigimiz aygitin buralara giremedigi yerler.. Bunlar bugun de var –degisik kisveler altinda ve cografik anlamda olmayabilen hallerde. Ben bunun cok daha tehlikeli oldugu kanaatindeyim.
Resul bey,
Eskiden, malum, kurtarilmis bolgeler vardi.. Devlet dedigimiz aygitin buralara giremedigi yerler.. Bunlar bugun de var –degisik kisveler altinda ve cografik anlamda olmayabilen hallerde. Ben bunun cok daha tehlikeli oldugu kanaatindeyim.
Ben zenginlerin fakirlerden bu derece ayrilip tamamen farkli bir ekonomi icinde, muazzam finans imkanlariyla, belki toplu tasimaya dahi binmeden, ozel guvenlikli filan (kurtarilmis!) yerlesim bolgelerinde yasiyor olmalarindan tirsiyorum biraz. Milyarderlerin yasadigi sehirler arasinda ilk dortte Moskova ve Istanbul’un olmasi bana tekin gelmiyor. Belki Alatli hakliydi, Rusya’nin once acilip sonra neye dondugune iyi bakmamizda fayda olabilir. Bizim petrolumuz de yok ustelik. Ruslarin yedigi son ekonomik soku yemedik biz, 2001 krizi benzer bir ‘aha liberal olduk simdi, yasasin’ arkaplani uzerine gelmedi. Daha ziyade islerin tikanip yari-sovyetik bir ekonomik yapinin tasfiye edilmesini sagladi. Aklima o geliyor iki senedir bur milyarder listesi ciktikca. (Sizinle de konusmusuzdur bunu belki?)
Bulent bey,
Fakirlikle kiyaslaninca, zenginlik iyi bir seydir.
Orasi oyledir, ama olculu sayilabilecek bir dengede olmasi gerekir. Aksi halde, alcak basinc yuksek basinc derken patlamalara, kasirgalara yol acar. Bunu bilmek icin de economystical tahsil ve dahi istiarelere ihtiyacimiz olmadiginda sanirim mutabikiz.
Zengin gettolari fakir gettolarindan daha beterdir bir bakima. Soyle: Fakir gettolarina hapsedilmis olanlar oradan cikmak isterler; zengin gettolarinda ise tersidir. Iceriye kimsenin girmesine izin verilmek istenmedigi icin, dis dunya dis dunyaya hapsedilmis sayilabilir.
Ve, ekonomi ve toplumsal asayis/huzur acisindan da uzun vadede oldurucu etkileri vardir.
Biz bunu Anadolu’da ozellikle de bizans doneminde yasadik tecrube ettik. Sehirlerin etrafina surlar cevrildi. Ekonomik hayat durdu. Sehir devletleri vergi vermez oldu. Merkezi devlete baskaldirdi. Devlet coktu. Devlet cokunce, sehirlerin disindaki ahali –zaten durmus olan ekonomik hayat yuzunden cok zorda idiler– daha da haydur oldular. Ve, hersey coktu. Turklerin Anadoluya gelisi boyle bir doneme denk gelir… O yuzden de, Turkler bir cesit kurtarici oldular –ekonomik hayati tekrar canlandiracak sekilde asayisi de kontrol altina alabildikleri icin vs.
Benzer seyler, daha hafif olceklerde de olsa, hem Selcuklu hem de Osmanli zamaninda oldu. Sehirlerin, kasabalarin, koylerin korunmasi icin ‘Yigitbasi’lik dedigimiz [bugunku karsiligi ‘korucular’ olabilir] milisler filan oldu. Bu da apayri sorunlara yol acti.
Uzatmamayim –aslinda hayli genis bir mevzudur–; zengin gettolarina {ve profosyonel ordulara} karsiyim. Gelecege yonelik hic de hos olmayan tedailer anlamina gelir.
Ruslarin avantaji bence petrol degil. Ellerindeki silahlar…
Irak’i isgal eden ABD’nin petrol fiyatini bu denli yukseltmesinin Ruslara verilmis dolayli bir rusvet oldugunu gozardi etmemeliyiz. Ruslarin petrolu olmasa da onlara baska yollarla uygun rusvet verilecekti bence demek istiyorum.
Daha once burada bir arkadasimiz –irticalen de olsa– isabetli bir tespit yapmisti: Rusya’da hersey keskin olur..
Evet. Orada oyle ama burada da ayni hatalari yapmamiz gerekli mi?
Bence degil.
Bizde bu kadar cok sayida uluslararasi zenginin olmasi hic de tekin degil.
Resul bey,
Tesekkur ederim. Biraz buna takdigim icin bir yerini vesile edecgim diyecegime:
Bizde bu kadar cok sayida uluslararasi zenginin olmasi hic de tekin degil.
Biz bu insanlari peydah edip sayilarini arttirirken, ‘guclu elit’ denince akla bunlarin gelmeyip (silahli silahsiz) burokratlarin gelmesi de tekin gelmiyor bana.
Surasi bence acik degil:
Irak’i isgal eden ABD’nin petrol fiyatini bu denli yukseltmesinin Ruslara verilmis dolayli bir rusvet oldugunu gozardi etmemeliyiz. Ruslarin petrolu olmasa da onlara baska yollarla uygun rusvet verilecekti bence demek istiyorum.
Bundan emin degilim ben. Yani fiyat yukselisinin ABD’nin kontrol edebilecegi bir sey oldugundan emin degilim. Kisa vadede Irak’ta uretimin bir derece artmasi ellerinde olabilir, ama asil musluk Suudilerde ve onlarin uretim kapasitelerinin ne oldugu bir muamma. Bunu Suudiler ve buyuk devletlerin/sirketlerin istihbarat orgutleri filan disinda bilen var mi bilmiyorum. Kendileri ‘ek kapasite var’ diyorlar ama muslugu uzun sureli acik tuttuklarini goremiyoruz. Herseyin mizansen olma ihtimali oldugu icin yakinm zamanda Bush’un ‘biraz daha’ ricasina hayir demeleri de delil degil tabii. Neyse, surada bazi bilgiler var:
http://www.economagic.com/em-cgi/data.exe/doeme/paprpsa
79-81 civarinden (Iran devrimi) beri uzun sureli olarak ayda 10M varilin ustune cikabildikleri zaman yok orada (rakamlar neyin/nasil olculdugune bagli olarak degisiyor, 10M sihirli sayi degil bu veri serisinde oyle diye oyle dedim). Nufusu ve kendi ic kullanimi da hizli artan bir ulke orasi, her cikani ihrac etmiyor yani.
Yukarida dedigim icin daha iyi bir kaynak buldum:
http://europe.theoildrum.com/node/3655#more
Burada joker Suudiler. Rusya’nin ek kapasitesi olmadigini biliyoruz. Suudilerin uretiminde artis olmamasi kendi secimleri mi jeolojik sinirlara vurduklari icin mi bilemiyoruz. Irak’ta kapasite oldugu malum tabii, ne kadar o bilinmiyor. Ne hizla eski uretimini yakalayabilecegini de ben bilmiyorum ama biliniyordur.