Enkaz
FST 4 Ağustos 2008
Güngören’in ardından Konya’da meydana gelen facia tüm merhamet sahiplerinin yüreğini dağladı. 18 küçük kız çocuğunun vefatı özellikle o yaşlarda kız çocuğu olan benim gibiler için acıyı daha da arttırmış olsa gerek. Konunun benim için ilaveten bir önemi var, zira bu yurt benim de küçücük bir çocukken yerleştirildiğim ve uzun yıllar kaldığım yaygın bir tarikata ait. Üstelik yıkılan yurdun müdürünü de hatırladım, senelerce evvel bahsettiğim yurtta kalan yaşça bizden büyük son derece munis bir insandı. Dolayısıyla artık fiilen ilişkimin kalmadığı bu grubu çok iyi tanıyan biri olarak konuyla ilgili iki kelam etmek isterim. Aslında birkaç gün önce yazacaktım ama Doğan Grubu televizyonlarında, çocukların cesetleri taşınırken iştahlı muhabirlerin pis bir sırıtmayla “yurdun kaçak olduğu, burada gizli kuran okutulduğu” konusundaki ısrarları bundan alıkoydu. Bu arada Yaşar Nuri Öztürk’ün Star televizyonunda ısrarla kendisine “kaçak kuran kursu konusunda…” diyen şahsa yaşanan bu acı içinde kaçak kuran kursu konusunu tartışmayacağını söylemesi bir nebze yüreğimi ferahlattı.
Akla gelen sorular ve eleştiriler var, kaçak kuran eğitimi deniyor, ihmal var deniyor. Öncelikle inşaatın ruhsatı, denetim gibi teknik konular her deprem, doğal afet sonrasında sorgulanan şeyler. Bunda mahzur yok, evet, izni veren niye vermiş, demir ne kadar çalınmış vs. akla gelecektir ama bunun yıkılan yerin bir Kuran Kursu olmasıyla ilgisi yok. Sonuçta sıkışan gaz ile yıkılan bina yan taraftaki Diyanet yurdu, ötedeki okul, berideki ev de olabilirdi. Burada “kaçak” kuran okunmasının yahut erkek yurdu iken kız yurduna çevrilme izninin eksik olmasının konuyla bir bağlantısı bulunmuyor.
Diğer nokta vurdumduymazlık, devletin denetim görevini yapmaması olarak beyan ediliyor. Öncelikle müftü yahut Milli Eğitim yetkilisi sanki orayı denetlese LPG tankının bağlantı hortumuna mı bakacak? Kaldı ki milli eğitim yetkilileri denetim yaptıklarını da söylemişler. Burada “fırsat bu fırsat” diyenlerin derdinin ölen çocuklar değil o binada Kuran okunması olduğu açıkça ortaya çıkıyor. Detaya gelirsek, müftü de, vatandaş da oranın bir tarikata ait yurt olduğunu elbette biliyor, hatta benim yaşadığım şehirde en az 5-6 tane devasa binaları var ve hepsinde “kaçak (!)” din eğitimi veriliyor. Herkes bilmek bir yana muhtemelen o köydeki halkın büyük bölümü adı geçen tarikate bile mensuptur. Kaçak kuran kursu, tarikatçi diye bilir bilmez konuşanlar insanların neden bir tarikate girdiklerini merak etse, müftünün sosyal dinamikler sebebiyle bırakın bu yurdu kapatmayı yahut denetlemeyi, onlarla işbirliği içinde hareket etmesi gerektiğini de bilirdi. Aynı şey milli eğitim müdürlüğü için de geçerlidir.
Son olarak da AKP kaçak kurslara cezayı azalttı mealinde bir şeyler söyleniyor, 2-3 sene önce yazdığım gibi devlet önüne gelen eğitim kurumunu ideolojik açıdan ve rekabeti engelleyici şekilde denetlemesinin akla sığan bir tarafı yoktur. Bunlar Tevhidi Tedrisatın sonuçlarıdır. Belediye, zabıta vs. etrafa zarar vermesin diye denetimini yapar, polis insanların birbirine zarar vermesini kontrol eder, maliye vergisini alır anlarız. Kuran, karete, dikiş nakış kursunun ille de Milli Eğitimden izinli olması Nazi Almanyasından miras bir uygulama kokmaktadır. Konuyla ilgili CHP milletvekili Atilla Kart “Devlet Tekvando kursunu dahi denetlemeli, izinsiz açılamaz” diyordu. Bunu uzatmaya gerek yok, izin vermez, ille de Milli Eğitime bağlansın derseniz insanları işte böyle yerin altına, dağın başına kaçırır tuhaf tuhaf efsanelerin din diye yayılmasına yol açarsınız. Kaldı ki, duyan da diyanetin kuran kursunda son derece modern, bilimsel bir ilahiyat eğitimi verildiğini zanneder.
Diğer taraftan şu soruyu anlamsız bulduğum zannedilmesin: Niçin küçük çocuklar yatılı olarak buralarda toplanıp gizli kapaklı birtakım işler çevriliyor? Kuran okutulduğu, bir takım ibadetlerin öğretildiği yerde neden ilgililer “bilgisayar kursu verdiriyoruz” demek durumunda kalıyorlar?
Gizliliğin ilk sebebi, bu tarikat grubu özelinde konuşursak, bu insanların Diyanetçe verilen eğitime sıcak bakmaması, tek kanuni eğitim mercii Diyanet olduğundan ister istemez yasal takibata uğramamak için gizli hareket etmeleridir.
İkincisi de bu yurtlarda zannedildiği gibi sadece Kuran okuma eğitimi verilmez, Nakşibendi tarikatının sistematik hale gelmiş bazı usul ve adabı çocuklara, büyüklere öğretilir. Bunlar 8-10 asırdır Anadoluda yaygın eski tarikatlerin devamıdır. Cumhuriyet sonrası bu tür tarikatler külliyen yasaklandığından ister istemez yer altına kaçmışlardır. Bunların ibadet, zikir vs. eğitimini açıktan vermeleri yahut bunların devletin Milli Eğitim ya da Diyanet teşkilatınca açıktan verilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla o kızcağızların dağ başındaki bir yurtta toplanmalarının asıl sebebi Kuran öğrenmeden ziyade tarikat usul ve adabının öğrenilmesidir.
Peki bu konuda ben ne diyorum? İlk başta söylediğim gibi ben de bu tür yurtlarda kaldım. Böyle, çocuklara kendi iradeleri dışında bir takım tasavvufi usullerin son derece bilgisiz, yetersiz insanlarca aktarılmasını asla tasvip etmiyorum. Kaldı ki bu konuda “bilgili ve yeterli” olunması da şüphelidir, zira tasavvuf işleri, hele hele Nakşilik gibi Hindistan orijinli olanlarının bildik anlamda İslam diniyle bağdaşır bir tarafı da yoktur. Bir başka nokta da çocukların istekleri dışında bu tür bir eğitime konu edilmesidir. Buralarda anlatılan şeyleri aklı başında bir adamın kabullenmesi kolay değilken 10-12 yaşında çocukların tuhaf hikayelerle kafalarının karıştırılması hiç de “olsun, din eğitimi alıyorlar” diye mazur gösterilemez.
Kuran eğitimi denen şeyden kastedilen eğer Kuranın Arap harfleriyle okunabilmesi ise, ben ortalama zekada bir çocuğa bunu 3-4 günde öğretirim. Arapça dil eğitimi ise söz konusu olan, bahsi geçen kurumlarda senelerce okutulan çok basit giriş düzeyi gramer kitaplarından öğrenilecek Arapçanın bizim milli eğitimin ingilizce öğretmesinden farkı yoktur. İlmihal bilgisi, namaz vs. de 1-2 günlük iştir. Bunlar için çocukların ister Diyanetin, ister tarikatlerin kurslarına çok uzun vadeli gönderilmesi gerekmez. Maalesef halkımız nasıl devletin 10-15 sene zorla çocukları günde 5-10 saat alıp resmi ideoloji ile beyinlerini yıkamasını normal görüyorsa, bir takım dini bilgiler için de aylarca başka tür beyin yıkamalarının kaçınılmaz olduğunu düşünüyor.
Ben bunları diyorum ama boş konuştuğumun da farkındayım. Dediğim gibi bu tarikatlerin kökü çok eskidir, aksi gibi sosyal değişmeler kanunla, emirle sağlanamaz. Maalesef Cumhuriyet sonrasında bunlar bir hamlede sanki yok edilebilecekmiş gibi yasaklanıp yeraltına itilince işler iyice karmaşıklaşmıştır. 1923 sonrası baskı döneminde köylerde, şehirlerin fukara kesimlerinde korkuyla ağızdan ağıza bire bin katılarak aktarılan bu usul ve ibadetler 1950 sonrasındaki gevşemeyle tekrar eski halini almaya başlamış, bu hareketlerin modern dünyaya açılmasını sağlamak yerine onlardan oy devşirmeyi daha pratik bulan siyasilerle bugüne kadar gelinmiştir. Detayları merak eden olursa yorumlarda konuşuruz.
Kısaca, bu felaketten çıkacak birkaç ders vardır:
1. Binalarımız çürük, tüm kurumlarımızda ihmal, bilgisizlik yaygındır. Bunun kaçak olanla olmayanı fark etmemektedir.
2. İnsanlar çocuklarına Kuran, bazı tarikat yöntemleri öğretmek istemektedirler ve bunu çeşitli sebeplerle, özellikle de tarikatlerin gizlilikle ilgili bir yönü olduğundan devlet eliyle yapmak istememektedirler.
3. Devlet, akil adamlar, aydınlar, şunlar, bunlar bu tarikat işlerinden rahatsızlık duyuyorlarsa, bunları önce adam gibi analiz etmeli, dinamiklerini öğrenmeli ve ne kadar zor bir işe giriştiğinin farkına vararak hareket etmelidir.
4. Bu işler büyük ölçüde iletişim, medyanın yaygınlaşması, şeffaflık, zenginleşme ile kendiliğinden çözülecektir.
5. Devletin (özellikle din tekelini elinde bulunduran Diyanet eliyle) bu insanları rencide etmesi işi daha da kötüleştirir. İlave yasaklamalar, denetlemeler, cezalandırmalar kafasını kaldırıp etrafı tanımaya çalışan, o zamana kadar tarikat dışında birşey görmemiş insanları yeniden yerin altına iter.
6. Tarikatlerin ekonomik ve siyasi yönünü bilmemek değil öğrenmemek ayıptır.
(Yazıyı birkaç gün önce farklı bir şekilde yazmıştım, yer yer kopukluklar olabilir.)
- Toplum
- Yorum(147)
- Bu Yazıyı Paylaşın
- PDF olarak kaydedin
Elinize/akliniza saglik.
3. Devlet, akil adamlar, aydınlar, şunlar, bunlar bu tarikat işlerinden rahatsızlık duyuyorlarsa, bunları önce adam gibi analiz etmeli, dinamiklerini öğrenmeli ve ne kadar zor bir işe giriştiğinin farkına vararak hareket etmelidir.
Bunda bu konularda tecrubeli blogcularin kendi tecrubelerini anlatmalarinin da bir rolu olabilir mi acaba?
Bülent bey,
Elbette tecrübelerin aktarılması önemlidir. Ben kendi adıma bunu yapabilirim ama bunun çok tehlikeli, üzücü yanları da vardır. Mesela yakın akrabalarınız, arkadaşlarınız sizden yüz çevirebilir, dolaylı yaptırımlarla huzurunuz kaçabilir. Aslında bu yazıyı yazmaya başladığımda kafamda söylediğinize benzer birşey vardı, hatta yazdığım kadarıyla duruyor, belki geliştirebilirim.
Yalnız bu konuda bir de şu endişeyi anlamak lazım, Süleymancılık, Fethullahçılık vs. yaygın grupların iyi niyetle dahi eleştirilmesi piyasada bolca bulunan kötü niyetlilerle bir tutulmanıza, eleştirilere cevap yerine hakaret almanıza, “bunlar münferit şeyler” türü küçümsemelere sebebiyet verebilir.
Fethi bey,
Yalnız bu konuda bir de şu endişeyi anlamak lazım, Süleymancılık, Fethullahçılık vs. yaygın grupların iyi niyetle dahi eleştirilmesi piyasada bolca bulunan kötü niyetlilerle bir tutulmanıza, eleştirilere cevap yerine hakaret almanıza, “bunlar münferit şeyler” türü küçümsemelere sebebiyet verebilir.
Ben o ‘kotu niyetli’lerin niyetlerinin kotu oldugundan da emin degilim. Mesela, Knz hanimin buraya tasidigi konuda o yazarin ne yazdiginin, yahut yazdiginin benim okudugum gibi okunmasinin kacinilmaz oldugunun farkinda oldugundan emin degilim.
Eger isler gorebildigim gibiyse, sizin soylediginizden cok daha berbat bir durum var demektir herhalde. Cunku ortaligi sadece bilincli ‘kotu’ler degil ‘iyi’lerin de onemli kismi karistirip corba ediyor olabilir. (Birisi simdi ‘bu hep boyle degil midir?’ diyebilir ve hakli olur ama miktar/oran meselesi tabii.)
Fethi bey,
Adina ‘din’ dedigimiz seyin de, nihai analizde, bir tur ideoloji oldugunu en guzel boyle soyleyebilirdik herhalde.
Fakat, sizin “rekabeti engelleyici şekilde denetlemesi” dediginizin, aslinda, hem bir tur savunma, hem de idelojik Babil Kulesi olmak {yani, birden fazla ideolojinin mevcut oldugu bir tur putperest bir ortam} ihtimalinin bertaraf edilmesi amaciyla alinmis bir tedbir odlgunu da soylemek sozkonusu olabilir.
Bunun neden liberalizmle celistigini anlamiyorum: Elinde imkan olanin baskalarina diledigini yapmasi ne zamandan beri liberalizm dininde afaorz edildi?
–> Bunlar Tevhidi Tedrisat Kanununa uyMAmanin sonuçlarıdır.
{Okuyucu olarak gorevlerimizden biri de, yazarin bastansavma kaleme aldigi yerleri duzeltmektir
}
Kisinin kilavuzunun ne olduguna bagli olarak, ne kokacagi da degisebilir tabii ki.
Amma, bu dediginizin, Nazi olMAyan Almanya’da da mevcut oldugunu dikkate alirsak, herhalde once –o tarihten ders almamis olan– Almanya’yi kapatmak lazim olacak.
Bendeniz, Almanya’da, yangin cikis kapisi olmadigi icin izin verilmeyen mahalle-arasi camiler/mescitler bilir. O tarihte, imamin da ima ettigi uzere, bunun fasizan bir uygulama oldugunu dusunmemis olduguma uzuldum simdi.
O kadarla kalsa..
Bir de, her daga cikani, her yerin altina saklanani kahraman/hakli sayan aydinlarimiz var.
Oragize ve baskici olsa dahi, ismi ‘devlet’ olmayan her turlu yapiyi takdis eden aydinlarimiz..
17 kisi olmus..
Yoktan yere.
Ve, bu 17 kisinin hic bir yakini sikayetci degil.
Sizce bu insanlar ’sikayet etMEme’ ozgurluklerini mi kullaniyorlar?
Bir ex-muntesibi oldugunuzu soylediginiz bu ideolojik yapinin bu konuda kendi icinde bir sorusturma yapacagini dusunuyor musunuz?
Yoksa, ‘Allah verdi, Allah aldi. Kesin sesinizi!’ denecek?
Birinci soru: ‘Diyanet esittir Islam’ midir?
Ikinci soru: Sizce Diyanet’in temel gorevi Islamiin ogretilmesi midir, yoksa kontrol altinda tutulmasi mi?
Bunun cevabini ilgililerden almak gerek. Ama, olmaya ki, bilgisayar kursu vermek, bilgisayar kullanmagi ogretmek faydali bir seydir.
Bir izah olarak bunu kabul etmemek mumkun degil. Fakat, bu kadarla kalmadigi kanaatindeyim. Ortada, bir de, siyasi bir blok olmak gayretleri yok mudur?
Yani, bir tur derebeylik olmak arzusu?
Ok de; bunun faydasi nedir?
‘Tek tipci’ligin bir baska sekli degil midir bu?
Bu, bence, sadece bir iddiadir.
Tarikatler, Cumhuriyet’ten cok onceleri bozulmuslardi.
Amac ve hedef kaybolmus, sadece sekli bir ayinden –dolayisi ile de bir somuruden– ibaret hale gelmislerdi.
Bugun de, kismen degisse bile, ‘hizmet’ adi altinda sayisini kimsenin bilemedigi kadar insani bilabedel calistirmiyorlar mi?
OK. Bunu anladim.
Anladim ama, buna neden izin vermek –dolayisi ile, daha da yayginlasmasi icin, zemin olusturmak– gerektigini anlamis degilim.
Mutabikiz.
Ben, anlasilan, bir aylik bir kurs icin basvurmak zorundayim
Azizim, ‘devlet’, en azindan, beynini yikadiklarinin onemli bir kismina maasli is veriyor; hastanelerinden bakiyor, emekli maasi veriyor.
Ya tarikatler?
Eskiden bu konuya ‘biz ve onlar’ diye bakilmasini ben de anlayisla karsilardim. Ama, artik degil.
Devlet dedigimiz mekanizma artik ‘onlar’a ait degil –en azindan ben oyle oldugunu dusunmuyorum.
Dolayisi ile, tarikatlerden yetismis aydinlarimizin da artik takim fanatigi olmaktan vazgecmeleri gerekiyor bence.
Intikam alircasina, Cumhuriyet’in hurafelerini yikip yerine cok daha girift baska hurafeleri koymanin kimseye faydasi olmadigini artik hepimiz idrak etmeliyiz.
Bu acidan, FG cemaatinin okul acmak sevdasini takdir ediyorum ama bu faaliyetin emekcilerinin karin tokluguna calistirilmalarini, masonik yapiyi andiricasina ’sizma’lar pesinde olmalarini, uretilen katma degerin ekono-siyasi bir guc olmak pesinde kullanilmasini one surulen hedeflerle bagdasmaz buluyorum.
Bence, din adina yapilan yanlislara goz yumarak ne din yuceltileilir ne de muntesipleri.
Katiliyorum.
Umit etmek isterim. Ama, cok da iyimser degilim; cunku, iletisim –ayni zamanda– bu kultlerin guclenemsine/yayginlasmasina da yardimci olabiliyor.
Bkz Scientology tarikati ve/ya Adnan Hocacilar.
Buna cok da katilamiyorum. Son 100 senede yapilan herseyi takdis etmek mumkun degilse de, bu konuda –yetersiz de olsa– yasaklayici durus sayesinde tarikatlerin icinin aydinlanmasina yolacildigini dusunuyorum. Yani, yer altina itilmis olmak potansiyel acidan cok fazla geri tepmemistir.
Dogru. Ama, bunlari da bilenlerin aciklamasi/anlatmasi gerekiyor.
‘Tarikatin kafiri’ olmaktan korkMAmak lazim.
Bülent bey,
Kötü niyet derken aklımda bu tür eleştirileri misal ADD toplantılarında anlatıp kitaplaştırmak için para isteyenler vardı daha çok. Yoksa niyet tabii anlaşılacak şey değil.
Diğer taraftan “kötü niyetli” de olsa anlatılanların doğru olduğunu kabul ederim. Söyleyene değil söylenene bak demişler.
İşin kötülüğü yahut zorluğuna bir katkı daha yapayım, bu tarikat işlerinde akıl almaz tuhaflıklara inanıp bunlara göre hayatı şekillendiren, başkalarını da buna uymaya gayretkeşlik edenlerin sadece eğitimsiz fukara insanlar değil siyaset bilimi, fizik doktoralı, allame profesörler filan olması. Üstelik de bunların bir kısmı maddi bir çıkar için değil cidden iman ile bu şeylere sarılıyor.
Fethi Bey,
Ben bu endişeyi anlamayı reddiyorum.
Maksadım devletin bunlara müdahale etmesini talep etmek değil, yanlış anlaşılmasın.
Bunların ideolojisi, yaklaşımı bir gün “resmi ideoloji” haline gelirse o zamanda mı eleştirmeyeceğiz?
Neden bunlara eleştirilemezlik payesi veriyoruz. Burada CHP ve Laikler eleştirildiğinde karşı tarafta bunları kullanabilecek kötü niyetliler yok mu? Ben laikçilik-çağdaşlık tarikatının da eleştirilmemesini talep ediyorum, bazı kötü niyetliler kullanabilir.
Obli bey,
Yazıyı ilk yazdığımda koymadığım iki paragrafı da ekleyeyim buraya:
Fethi bey,
İşin kötülüğü yahut zorluğuna bir katkı daha yapayım, bu tarikat işlerinde akıl almaz tuhaflıklara inanıp bunlara göre hayatı şekillendiren, başkalarını da buna uymaya gayretkeşlik edenlerin sadece eğitimsiz fukara insanlar değil siyaset bilimi, fizik doktoralı, allame profesörler filan olması. Üstelik de bunların bir kısmı maddi bir çıkar için değil cidden iman ile bu şeylere sarılıyor.
Farkindayim bunun. Tahsilli, yabanci dil bilen, ozellikle disarida da tahsilli insanlarla biz/onlar bazinda degil de meslek veya bilimdeki alanlarinin birligi yuzunden beraber calisan/calisacak insanlarda bunun zaman icinde kirilacagini umit ediyorum. (Niye yabanci? Turkiye’de tahsilli ve mesleki acidan istifade edilecek bilgideki kesim hem sayica az hem baska bakimlardan cok zayif cunku, sekulerlesmis olanlari da baska garip yollara sapmis durumda.)
Kendimi mi kandiriyorum?
Fethi bey,
Cok daha aydinlatici oldu.
Tesekkur ederim.
[Diger iki paragrafi da bonus saymaliyiz herhal
]
Bulent bey,
Ben de umitlyim ama cok da degil –yani, daha dogrusu, benimki biraz da kendinden menkul gibi galiba..
Daha onceleri burada bahsetmistim zannediyorum.
Ismini ‘IhlasMarmaraEvleri tarikati’ olarak degistirdigim bir cemaatin bir hayli diplomali uyeleriyle biraz hasbihal etmistim. Muziplik mi dersiniz muzirlik mi –bilemem–, ama lafi dolandirip ilahiyata getirmistim…
Fethi beyin cok rahatca, “bunlar yeni seyler degil, aksi ispat edilmis seyler de degil” demek olgunlugu gosterdigi bazi seylerden onlara bahsettigim zaman –nasil diyyeim– bir oda dolusu insanin horon tepercesine oturup kalkmasina yol acmistim. Beni afaroz edecek seyler soylemediler degil; ama, kaynak da gosterince yuzlerindeki kizginlikla butunlesmis caresizligi izlemek was priceless..
Hidayete ermem icin beni baska sohbetlere de davet ettiler; ama, ben bir dahaki sefere artik dayak yemeden cikabilecegime emin degilim
Ayrildiktan sonra uzerinde hayli dusundum.. Bunca okumus yazmis insanin bu kadar temel seylerden haberinin olmamasi mumkun mudur diye?
Sonunda, evet, mumkundur demek zorunda kaldim. Cunku, akraba evliligi misali, kendi aralarinda gelin guvey oluyorlar hep.
Ve, butun dertleri de ‘teblig’.. Yani, onlar konusacak baskalari dinleyecek.
Dinlemek yerine konusan, sorular soran olursa butun kurgu bozuluyor ve duymazdan geliyorlar. [Tabii ki, beni duymazdan gediklerini soylemiyorum. Ama, biz de kapali kapilar ardinda konustuk sadece. Cemaat toplantilarinda bunlari soylememi, genc ve taze dimaglari benim ‘zehirlememi’ (!) hos gormeyecekleri ortadaydi.]
Şimdi devam edersek;
Liberalizmle ilgili kısmı geçiyorum, o tarikatın Türkiye şeyhliğine oynuyorum, iş bitiminde yeniden görüşürüz.
Bilakis Tevhidi Tedrisatın sonuçlarıdır demek istemiştim. Hatta aslında onu demiştim. Tevhidi Tedrisatı delelim derken ortaya bu tür durumlarçıkıyor. En iyisi insanları salıvermektir.
Kastettiğim Hitlerin Almanyayı koordineli bir bütün haline getirmesi gibi birşeydi.(Gleichschaltung). Şimdiki Almanya nasıl bilmiyorum.
Bu insanlar o tarikate kesin ve sarsılmaz bir inançla bağlı. Onlar için din de, devlet de o tarikatte yetkili sayılanların söylediğidir. Orada aşağı tabakanın, fertlerin bir kelime etmesi söz konusu değildir. Yetkililerin de birşey soruşturacağı filan yoktur.
Diyanet eşittir devletin uygun gördüğü Hanefi-Sünni-Türk Milliyetçisi kırma bir din eliyle vatandaşın kontrol altında tutulmasını hedefleyen bir kurumdur. İslamı öğretmek gibi bir amacı olup olmadığını bilmiyorum ama yazları yarım ağız Kuran okumayı öğretmeye çalıştığını gözlemliyorum. İyi de maaş alıyorlar galiba (siz kızarsınız şimdi maaş dedim diye).
Süleymancı cemmatında siyasi blok olma gayreti birinci dereceden önemli değildir. Zaten monolitik bir yapıdır ve bunu seçim dönemlerinde lokal çıkarlar için kullanırlar. Fethullah hoca, Erbakan, Özal türünden birini çıkarmadıkları gibi aktif siyasete de uzak dururlar. Bunların sebebi üzerinde düşünülebilir.
Bir de gizlilik, hareketi ayakta tutan efsunlu bir faktördür.
Genel bir faydası yok canım, ancak çocukların yaşken eğilip mürid yazılması için gerekir bu eğitimler.
Ben tasvip ediyor filan değilim.
Tarikatlerin bozulmuş olması onların yok olması anlamına gelmez. Sömürü de doğrudur ama sömürülen diyebileceğimiz kesimin bundan “manevi” birtakım hazlar alması ve sömürüden haberdar olmamasına dikkat etmek lazım.
İnsanlar bilabedel olmasa bile düşük maaş+sigorta karşılığı çalıştırılıyor, meccanen yapılanlar da var elbette. Kurban derileri, bağışlar, vs de var.
Devlet her okuttuğuna maaş vermiyor. Okuyanların çoğu işsiz. Halbuki bahsettiğim tarikatte dağbaşı dahi olsa bir yere hoca tayin edilen rahatça geçimini sürdürür, sosyal güvence de kazanır. Fethullah hoca düzenini tam bilmiyorum, onların da düşük de olsa bir maaşları var galiba ama unutmamak lazım ki bu insanlar maaşı filan pek umursamıyor. Elbette bu yukarıdakilerin işine geliyordur orası ayrı.
Evet, öyleleri var, belki küfranı nimet olmasın diye düşünüyorlardır. Bir de çocuk yaştan itibaren 10-15 senelik bir beyin yıkama süreci geçiyor.
Bu arada bunu bana söylemiyorsunuz herhalde…
Ben ediyorum. Cumhuriyet hurafelerinin yıkılmasına pek ihtimal vermesem de, o yıkıldığı takdirde yerine hurafe geleceğini zannetmiyorum. Fethullah hoca da muhtemelen dünyevileşecektir, akıllı olduğunu tahmin ediyorum. Uçup kaçma dönemi bitiyor.
Ben de bu gizlilikten hoşlanmamakla birlikte işin sırrının da burada yattığını düşünüyorum. Bu iş bizim aklımıza sığmıyor ama dediğim gibi insanların oğu başka bir boyutta yaşıyor.
Elbette. Yalnız yanlışın tespiti bazen zor olabilir.
O da bir ihtimal ama sonuçta rakip görüşler de ortaya çıkıyor, mesela siz buradan bir tarikat mensubu yakalayıp ona sorular sorabiliyorsunuz. Kendimi kastetmiyorum, daha önce bir hanımla diyalogunuz olmuştu zannedersem.
Belki daha ortayolcu bir yaklaşım benimseyebilirdi cumhuriyet. Onu kastediyorum. Bir de serde liberallik var, anlayın işte.
Korkmak değil, çevrenizdeki masumca inanan insanların hayal dünyasını yerle bir etme endişesi demek daha doğru olur.
Bülent bey,
Dışarıda tahsil gören şahıs herhangi bir dini gruba mensup ise pek farkedeceğini zannetmiyorum.
Bu işin sırrı biraz da Obli beyin bahsettiği akraba evliliği meselesinde.
Mr No,
Öyle birşey demedim, herhalde yanlış anlamışsın. Niye eleştirilmesin. Ben kişisel bir konudan bahsediyordum.
He tamam,şimdi anlaşıldı. :)Şahsi bir konuymuş.
Bu da anlaşılır bir durum. Zaten konuşmayarak da konuşmuş kadar oldunuz.
Benim 12-16 yaşlarım bir cemaat yurdunda geçti.Nisbeten daha liberal ve açık olanında. Sizinkilerin de yurdu vardı bizim ilçede. Orada da yemek yemişliğim, cumaya gitmişliğim vardır.
Fethi bey,
Dışarıda tahsil gören şahıs herhangi bir dini gruba mensup ise pek farkedeceğini zannetmiyorum.
Eh ama beraber bir seyler yapmak durumunda o adam hem fikren hem — belki — tabiyet olarak yabanci olanlarla. Bu adamlar gurup halinde mi yaparlar her isi? Birey olarak bir is yapmazlar mi? Yani su halin hep olmasi sart midir:
Bu işin sırrı biraz da Obli beyin bahsettiği akraba evliliği meselesinde.
Bunu anliyorum, din vs. disi islerde de bu var. Turkiye’de sekuler kesimde de vardir bu, kendilerine aslinda dogru olmayan ama kabul goren dogrular uretip dururlar. Baska yerlerde, islerde de vardir (bizim alanda vardir mesela). Cesit cesit insanlarla etkilesim filan onun icin ‘ufkun acilir’ diye anlatilir insanlara zaten.
Diger taraftan siz haklisiniz galiba. Oyle bir kirilma sureci varsa da ona karsi isleyen cok daha guclu, ustelik ozellikle bu etkilesimin donusturucu etkisi olmasin diye ortaya cikmis bir surec olabilir. Insanlar hayatlarini bulumlendirip bolumler arasinda etkilesimi sInIrli tutmayi da becerebiliyorlar.
Fethi bey,
Benim bu omrum buna yetmeyecek –bu belli.
Oteki dunyada ise, durumun pek de liberal olmadigini soyluyorlar. ya yanacaksin; ya da –BigBrother’in ajani mi nesi olduklarini kimsenin bilmedigi– etrafinda bilmemkactane huri ve gilmamin olacak… Birakin da kafa dinleyelim artik demek sozkonusu bile degil.. gibi.
Neyse.
Bir baska omurde, eger burada olursam, gorusuruz artik
Tam ve eksiksiz uygulanabilseydi, bugun sizin bahsettiginiz sonuclardan hicbirisi ortada olmazdi ki.
Simdi de cok farkli degil. Sadece kizlar degisti..
Orasi oyle de, bunun boyle oldugunu verili ve mesru imiscesine soyleyip gecistirMEmeliyiz [siz boyle yapiyorsunuz anlaminda soylemiyorum]; bu konulari gundemden dusurmek de suca/kabahate ortak olmak anlamina geliyor bence.
Maasin coklugundan siz sikayet etmezseniz, ben de konuya maydanoz olmam
Ama, evet, Diyanet’in baslica gorevi, elde coook sayida inanc grubu varken, bunlarin bir tanesini herkese dayatmak yerine, yaygin olan bir tanesini sulandirip onu kontrol etmektir. Tipki tarih, hukuk ve felsefe gibi, Kuran ogretmenin de belli bir yasi olsa gerektir –bitirme sinavlarina yakin olan donemlerin ideal oldugunu soyleyenler vardir. Yoksa, hurma agaclarinin tozaklanmasi konusu gibi son derece dunyevi bir konuda dahi kendi zamaninda o kadar yanlis bir yonlendirme yapmis olan bir ogretinin onderinin davranis bicimlerinin bugunku dunya icin ne derece uygulanabilir oldugu tabii ki su gotururdur. Ama, bu bu baslik altinda kapsam disidir.
Lokal cikarlar meselesi, benim ‘derebeylik’ dedigime karsilik geliyor.
Ve, hepimiz de biliyoruz ki, Bizans’taki ’sehir devlet’ler gibi, derebeylikler sadece vakti gelince bagimsizligini ilan etmegi bekleyen yapilardir. Bu bakimdan, varliklarini tespit onemlidir ama tahammul etmek icin ozel bir sebep oldugunu dusunmek safdillik olabilir.
Aktif siyaset deyince, sahne-i siyaset kastediyorsunuz galiba. Bu acidan isabetli oldugunuzu dusunurum. Ama, dogrudan sahneye cikmamak demek, oyun yazarligi ve yonetmenligi gibi seylerden de uzak durmak anlamina gelmiyor bence.
Bu bakimdan, akillica davranildigini kabul etmek zorundayim. Butun istihbarat orgutleri ve diger ortulu faaliyet teskilatlari benzer sekillerde davranirlar. Sahnedeki adam alasagi edildiginde kendilerine halel gelmesi diye bu yapilir ve hayli de basarili bir yontemdir.
Uzun soluklu bir gizlilik oldugundan, hiyerarsi icinde aykiri birilerinin bulunmasi ihtimali dusuyor tabii ki. Fakat, bu her zaman da boyle olmuyor galiba. Tuncay Guney isimli –simdi haham olan– zat buna bir ornektir.
Bu son ornekten yola cikacak olursak, anladigim kadariyla, bu yapinin parcalanMAmasi cok daha yukarilrdaki birilerinin isine geliyor galiba.
Yok olduklarini iddia ediyor degilim tabii ki. Fakat, eski bir yapinin devami olduklarini soylemek de isabetli degil bence. Tipki CHP gibi. Eskiden var olan, sonra kapatilan, sonra da baska birisi tarafindan acilan bir faaliyetten bahsediyor oldugumuzu bilmemiz lazim.
Yani, bunlarin bir antika degeri de yoktur. Sadece, bir antikanin yakin zamanda yapilmis bir replikasindan bahsediyoruz.
Bu ‘manevi haz’ dedigimiz sey tabii ki vardir. Ama, galiba bir de ’sefkat tokadi’ dedigimiz bir sey daha var. Yani, “ister haz al ya da alma, SS kurali geregi devam edeceksin” olarka ozetleyebilecegimiz bir tehdit de var gibi.
Bedelsiz –ya da sizin tabirinizle ‘meccanen’– yaptrilan seyler az midir acaba? Bir cemaat evinde sadece gecelemek karsiliginda, her turlu ayak isinin gordurulmesi hangi kapsamda sayilir –bilemem.
Oyle demeyin. Yesil kart uygulamasini da katarsaniz, devlet okutmadiklarina da maas veriyor. Konuda bir calisma yapan bir tanidigim, bu sayinin ulke nufusunun yuzde yetmislerine ulastigini hesaplamisti.
Ama, ‘hoca’lik herkese nasip olamiyor ki.. Tipki futbol gibi.. Onca klup var, ama kac futbolcu antreneor olabiliyor? Kaci da para alabiliyor?
Ben de bilmiyorum; ama, gerek bloglardan gerekse de ilgili taraf gazetelerinden okudugum kadariyla, cemaat tarafindan acilan okullarda (bilhassa da yurtdisinda) ogretmenlik yapanlarin durumunu tam olarak ‘kahramanlik’ (ok. kimilerince de ‘enayilik’) olarak nitelendirmek mumkun.
Beyni yikanmis kisilerin tercihlerini ozgur secim olarak degerlendirmek durumunda miyiz?
Hayir.
Ben sizin kadar iyimser/kotumser olamiyorum.
Ortada, bence, fetrete gidise benzer hummali bir yikim faaliyeti var. Kurunun yaninda yas da yaniyor bu arada.
Dunyevilesecegini ben de saniyorum. Ama, bunun genel icin daha iyi olacagi konusunda tereddutlerim var.
Sirrinin orada olduguna katiliyorum. O sirrin paylasilmasi gerektigini, bu amacla da bu konuya odaklanmak gerektigini dusunuyorum.
Fakat, malesef uzun erimli olamadi. “Aman kardes sir verme” mealli uyarilar sonunda, kula kullugu marifet bilen bu hanim kardesimiz arazi oldu gitti.
Aslida, dikkatli bakarsaniz, Cumhuriyet, ortayolcu davranmistir. Hemen yanibasimizdaki SSCB’deki anti-din ve anti-tanri yaklasim yerine, tanriya dokunmamis, dini de sadece biraz kontrol altina almak yolunu secmistir.
Bulent bey,
Bu konuda, en son iki ornek aklima geliyor.
Birincisi, ve bence onemlisi, Nuray Mert.
Bilmem hic rastladiniz mi, ama kadina artik gina gelmis durumda.. Daha once, hic de ait olmadiig halde, basortululeri savundugunda, El Kaide bir eylem yaptiginda, Nuray hanimin halasi/teyzesi onu arayip ‘bak, sizinkiler gene ne yapti’ turunden laflar ediyormuslar.. Simdi de, Ergenekoncular hakkinda –kendi vicdanina dayanarak laflar ettiginde– millet onu Ergenekonculukla itham ettigi icin, artik aglamakli bir kizginlikla herkese saldirir olmus durumda..
Yani, bazan bu ulkede vicdaninizin emrettiklerini soyleyemiyorsunuz.
Bir ornegi de Ahmet Hakan.. http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/9576632.asp?yazarid=131&gid=61&sz=94001
Bu bir ’suru/gurh ruhu’ illetidir.. Sol/laik(ci) kesimde reaksiyonist yansimalara daha cok yol acabiliyor gibi gorunuyor. Mesela, Metin beyin aradabir bahsettigi, yakin cevresi dedigi kitle ile Metin beyin farkli dusunebilmesi (ayni sey Nuray mert orneginde de var gibi).. Fakat, tarikat cevresinden bu sekilde reaksiyonlar pek cikamiyor.
Galiba, “grab ‘em by the balls and their souls will follow”
Buyuk Batili filozof (!) John Wayne’nin de dedigi sekilde “If you’ve got them by the balls, their hearts and minds will follow”, her zaman basarili olamayabiliyor galiba. Once kalp ve ruhlarini kiskivrak elde tutmak daha verimli anlasilan.. en azindan for those who have no balls.
Biosphere misali, herseyinizi elde ettiginiz, doktorunuzdan cenaze yikayiciniza kadar her ihtiyacinizi gideren bir cemaatle sirf prensipler geregi ters dusmek o kadar kolay olmasa gerek..
“Ne olacak canim, gunde 5 dakikadan 5 vakit namaz kilarim olur biter” diyerek tahammul etmek cok zor olmayabilir demek istiyorum. Oyle de, elimden gelmiyor; yoksa –sudan ucuz kira vaadlerini de dikkate alip– coktaan ben de Ihlas Marmara Evlerine tasinmis olurdum
Fethi beyin eline sağlık..
–Ara vermeden önceki zamanı kastediyorum– epeyce uzun bir zamandır İzlenimler’de böyle iyi yazı okumamıştım.
Aynı kurslarda 11 yıl kaldım. Zararsız, kendi hallerinde içlerine kapanık insanlardır. Böyle kemik gibi, yekpare cemaat az bulunur. Bakın, -doğruysa- yıkılan yurtta ölen çocuklar için, hiç bir veli şikayetçi olmamış diye haberler çıktı. Bu, eşi benzeri olmayan tuhaf bir bağlılıktır. Ancak içinden çıkanlar bilebilir.
Benim de fiilen ilişkim yok ama halen, zaman zaman birlikte kaldığımız bazı arkadaşlarla, bizleri okutan hocalarla tevafuken denk gelir, görüşürüm.
Bir aidiyetin, kalıplaşmış sabit düşüncenin ne olduğunu, bu düşüncenin her türlü muhalif yorum ya da eleştiriye, veya aklen ortada olan çelişkiye yönelik nasıl da kolayca tev’iller yaptığını, müntesiplerin bu tev’illeri nasıl da iştiyakla benimsediğini orada edindiğim tecrübelerle öğrendim.
Bu tecrübeyi yaşayarak edinmenin bana büyük faydası oldu. Çünkü insan davranışlarını, ideoloji savunularını, at gözlüğüyle olayları yorumlayanların tepkilerini gözlemlerken, “nasıl oluyor da bunu düşünüp savunabiliyor” sorusunun cevabı kolay oluyor, empati daha mümkün hal alıyor.
Fethi bey söylenecek herşeyi söylemiş hemen hemen. Vesileyle hoşgeldiniz demek için yazdım..
Ahmet Hakan’ın söylediği son derece haksız;
Ahmet Hakan, aykırı olacağım, ters olacağım, dürüst mert olacağım diye bazen gerçekleri tersten yorumluyor. Gerçek şu ki;
“O dağ başında ki kurslarda kuranı kerim öğrenildiği” için, lider milletvekili olmuyor.
Lider ya da işaret ettiği birileri “dağ başında kurs öğrenilmesine müsade ettirilmesi” için milletvekili ya da partili oluyor. Bu sayede kurs açılmasına bir şekilde müsade ediliyor.
Bu yanlış kanı, işi yüzeysel olarak görüp, millet vekili olmayı bir kıyak, kutsal bir amaç, önemli bir iş görenlerin çokça düştükleri elim bir hatadır. Gerçekten, kimi “böyle amaçları olanlar”, bu cemaatleri kullanarak, amaçlarına ulaşıyor da olabilirler. Ancak bu amaçlarına ulaşmaları “dağda kuran öğrenilmesine” vesile oluyorsa, birilerinin nefsinin tatmin olmasına neden müsade verilmesin ki?
İnsanların amaçları ve idealleri vardır. Bu ideallerine ulaşabilmek yolunda etrafındaki insanların güttükleri idealleri görmezden gelir, ya da yanlış adderler. Burada yazı yazan kimi arkadaşların amaçları çeşitlidir; siyasette bir yer edinmek, kimi hoş yazılar yazarak kendine bir paye verdirmek, kimi bunu bir şekilde paraya tahvil etmek, kimi de sadece kendi nefsini tatmin etmek, ve sair.
Belli ki, kızlarını koyunlarından çıkarıp dağ başına kuran kursuna gönderenlerin amacı, bu sayılanlardan hiç biri değil. Elbette gayelerini anlayamayanlar tarafından “Beyinleri yıkanmış” “körükörüne konuşan” gibi çeşitli şekillerde itham edilecekler. Ancak bu onların da sizi; “Paraya tapan” “güce tapan” “siyasi münafık” “nefsinin kölesi” “günümüz popüler kültürü tarafından beyni yıkanmış” olarak tasnif etmesine mani değildir ki… Kimin haklı olduğunu, kimin beyninin yıkandığını ortaya koymak için hangi mantık kıstaslarından yararlanacağız?
Herkes, amacına hizmet ediyor.
Ahmet Hakan, Aydın Doğandan zam istiyordur belki… Vakit gazetesi okuyucu kitlesini memnun ediyordur… Blogun sahibinin yazıları okunuyordur… Yorumcular da kendilerine göre kişisel tatminlerinin gereğini yapıyorlardır…
Peki o kızların, dağ başına gitmekteki, babalarının göndermekteki amacı neydi? O şimdi hapse giden, dağ başında ki derneğin yöneticisinin amacı neydi? O derneğin yöneticisini, yönetenin amacı ne?
Amaçlar ve icraatler… Birbirine uyuyorsa, mantıksızlık yoktur beyler. Gerisi kendini avutmak…
Merhaba. Enkaz altindan yarali kurtulan 12 yasinda bir kiz cocugunun babasi demis ki, olayin sorumlusu, yurt yoneticileri, ogretmenleri veya muteahhidi degildir; sorumlu, gaz kacagini tespit edip uyaracak alarm cihazini takmakta ihmali olanlardir. Ve dahi, eklemis acili baba, olenler sehit, kalanlar gazidir (kynk: Milliyet, 4 Agustos). Ee, kimin ihmali oluyor bu?
Tamam, bu sozlerdeki akillara zarar mantik(sizlik) uzerinden bodoslama din-tarikat kotulemesi yapilmasin, belki, bunlarin arkasindaki sosyal olgular dikkate alinarak elestirilsin, Cumhuriyet’in hurafeleri de tartisilsin, ve saire… Ve saire de, bendeniz, bu gidisatin nasil olumlu bir mecraya dokulecegini goremiyorum. Ozellikle, bu ilahi duygu ve dusunce biceminin (sadakatinin) siyaset sahnesinde sampiyonluga oynadigini dikkate alinca goremiyorum. Bir belediye baskani diyor ki: Vay sen benim biricik basbakanimin otoyol projesini nasil elestirirsin benim guzel ilcemde!.. Bir savci diyor ki: Vay sen milyonlarin sevgilisi FG’e nasil Feto dersin!.. Bence din/dindarlik olgusu acimasizca elestiril(ebil)meli.
Neyse… Amacim, polemik yaratip, bu forumun tartisma duzeyini zedelemek degil. Sadece aklimda duracagina, net’te dursun diye yazdim. Uzerinize afiyet, biraz selamsizimdir, biraz da patavatsiz belki. (Burayi, BM araciligiyla buldum.)
Nihat bey,
Bu vahim olay, veli ne derse desin, en azından birilerinin konuyu çeşitli açılardan tartışmasına vesile oluyor. Belki yarın aklı başında medya erbabı da konuya eğilir, olumlu gelişmeler olur.
Bilakis, şu an itibariyle forum düzeyinin epey üstünde duruyorsunuz. Ayrıca burası bitmez tükenmez ama ilginç polemiklerle doludur. Zamanınız oldukça katkınızı bekleriz.
O zaman yerinizi buldunuz demektir. Hoşgeldiniz.
Mahmut bey,
Bunun yanlis oldugunu soyleyemem. Benim de akrabalarim arasindan, ‘daha imanli olsun’ diye IHL’ye gonderilmis cocuklar var.
Bu acidan bakinca, ozellile ‘imansiz yetissin’ diye duz liselere gonderilen cocuklar da vardir herhalde, ama cocuk ile hayat arasina kalinca bir cizgi cekmek anlamina gelecek sekilde bazi kariyer yonlendirmelerinin altinda, ben. hep ‘buyuk’lerin (benim verdigim ornekte, anne-babanin) ’soz dinleyecek’ cocuk yetistirmek gayretlerini musahade ettim.
Yani, ufku dar ebeveynin, suratle degisen ulkede, bes-on sene icinde evlatlarindan on nesil geride kalmak korkularini, cocuklarini kendilerine itaatkar yetistirmek yoluyla gidermege calistilar.
IHL’lerin bunu belli bir dereceye kadar yerine getirdigini dusunuyorum; ama, henuz Nisanin Ortasi gecmedi.. bu munis ve itaatkar yetistirilen cocuklar, daha iyi yerlere gelemeyisinin muhasebesini yaptiklarinda, sarkacin nereye gidecegini merak ediyorum.
Benzer bir gelismenin, dag baslarinda, ne ise yaradigi tartisilabilen kurslarin acilmasini saglayan (bu amacla secilmis olsa da) milletvekillerine yonelik de ortaya cikmamasi icin fazla bir sebep goremiyorum –sadece zaman gerekiyor gibi.
Musaade etmek?
Bu konuda laf etmek kolay degil.
Kolay degil, cunku, vicdani kanaatlerimi soyledigim zaman –kendi yazdiklarimi okudugumda dahi– yazdiklarima ister istemez Jakoben bir havanin sinmis olacagini (okundugunda oyle anlasilmak ihtimalinin beni rahatsiz edici derecede yuksek olacagini) gorur gibi oluyorum…
Fethi bey, yukaridaki makalesinde ve devamindaki yorumlarinda, hayli guzel ifade etti bence: Kuran ogrenmek icin kac gune ihtiyac vardir?
Ve, ne demektir ‘Kuran ogrenmek’?
Namaz kilmak vb icin gerekenleri ogrenmekten bahsediyorsak, bu birkac gunluk bir sey olsa gerek. Yok, Kuran’i orjinalinden okumagi kastediyorsak, bu da ilaveten birkac gun daha gerektirir. Daha fazlasini da kurslarda ogretebileceklerini sanmam –hele de o yas grubuna.
Geriye ne kaliyor?
Kimimizin ‘beyin yikamak’ dedigi, kimimizin de iler-tutar yani olmayan hurafeleri cocuklara enjekte etmek dedigi ‘zaman ziyani’..
Eger buysa, sirf birileri nefsini tatmin edebilecek diye, iki haftadan fazla surecek bir kursa izin verilmesinden yana olmam ben…
Bu, bu onerme, burada yazan herkese tatbik edilebilir tabii ki.
Bunu nereden biliyoruz?
Ben, yukarida, kendi kisisel amaclari icin evlatlarini belli sekilde yonlendirenlere bir ornek verdim. Kisisel cikar unsurunu yok sayamayiz.
[Tabii ki, bu sadece ‘dindar’ kesim icin gecerli degil, sirf cocuk buyuyunce ‘baba topragini/koyunu terketmesin’ diye okula gondermeyenler de var; dahasi, bunu yapan ailelerin –tanidiklarim icin konusuyorum– bizzatihi kendilerinin cok da dindar olmadigini biliyorum; o yuzden ‘ufku dar’ terimini kullandim.]
Kimin kim hakkinda hangi sifat ve terimleri kullandigi bazan o kadar onemli olmayabiliyor. Aslolan, kisinin bilerek yaptigi secimidir. Bu ‘bilerek’ kelimesi bence anahtar kelime. Bu varsa, karsilikli firlatilan sifatlar onemli degil.
Dogru. Ama, bir de, kisisel ve sufli amaclarimizdan daha buyuk resme bakmak geregi var. Kayikci kavgasi degil hayatin tamami.
Burasi fazlasiyla gayr-i kabil-i itiraz olmus.. Kaderciligin bu kadari bu satirlara agir gelmis gibi..
Benim, aslinda, daha cok sayida sorum var.. vardi.. ama, bir de bunlar eklendi..
Of of.. aniden, yasanir mi bu memlekette, bu hayatin gayesi ne, bu hal neyin nesi; gozsuz goruyorum, nasil.. gibi nice ahiret sualleri sokun etti simdi..
Kendi icinde mantigi oldugunu varsaydigim herhangi bir seyi, sirf oyledir diye kabul ettigim zaman tek satir yazmayacagima soz veriyorum.
Mahmut bey,
“Herkes hayatından memnun, ulvi bir amaç belirlenmiş, bu amaç size göre saçma görünse de bu sizin kanaatiniz, esas olan hakkında konuştuğunuz kişilerin düşüncesidir” dediğinizi anlıyorum.
Yalnız 10-15 yaş aralığındaki bir çocuğun dağ başı veya şehirdeki bir yatılı yurda gitmesinde ne gibi bir amacı olduğunu düşündüğünüzü merak ediyorum. Ben de senelerce gittim, yaz tatillerinde herkes koşup oynarken manastır yapılı binalarda aylarca kapalı kaldım ve bundan hiç hoşnut olmamıştım. Çevremdeki kimse de severek kalmıyordu, muhtelif korkularla orada kalıyorduk, çoğumuzda mecburduk. Benzer şey bazı inançlara sahip babalar için de geçerlidir. Büyük kısmı fukaralık, orada öğretilenin cenneti garantilediği inancı, eğer o yıl göndermezse daha sonra çocuk büyük şehre giderse yurda kabul edilmeme riski gibi sebeplerle çocuğunu gönderiyor.
Neticede bir şeye kesin iman ettikten sonra şartlar size normal, dava ulvi görünebilir ama dışarıya akseden manzara bir absürdlükler bütünü olduğunda mantıksızlık yok demek yanlış olabilir.
hemen maddelere geçiyorum. fakat önce;
iskenderpaşa bilirim. hatta hamili kart yakınımdır bile getirebilirim.
1. Binalarımız çürük, tüm kurumlarımızda ihmal, bilgisizlik yaygındır. Bunun kaçak olanla olmayanı fark etmemektedir.
bu sözlerde gizli bir kadercilik var. vaya gerçekleri örtmeye yarayan bir indirgemecilik var. Böyle gelmiş böyle gider gibi bir anlayış doğru değil.
kırmızı ışıkta geçen arabalar var, ben kırmızı ışıkta geçmem.
bü ülkede gerek devlette , veya özlede olsun mevzuatın dışında bir iş yapmayan bir insanlar vardır. bu insanlar ezilirler. bu insanlar vaktinde vergisini öderler. havalandırma şukadar metrekere dediklerinde buna uyarlar ve yangın tüplerini kontrol edilmesi gerekiyorsa bunu yaparlar.
Bu insanlar vardır ve ne siyaset ödül veririr, ne de herşeyi düzleteceğinizi düşündüğünüz medya yer veririr onlara.
bu olaylardaki insanlarda böyle hassasiyet yoktu. bazen farkında olmamak da bi,şeylere delalat eder.
2. İnsanlar çocuklarına Kuran, bazı tarikat yöntemleri öğretmek istemektedirler ve bunu çeşitli sebeplerle, özellikle de tarikatlerin gizlilikle ilgili bir yönü olduğundan devlet eliyle yapmak istememektedirler.
Bu dediğiniz doğruysa eğer, neden insanlar yeşil kart için sıraYA giriyor?
Neden ölülerin hizmetini için devlete başvuruyor ? Yukardaki yazdığınız iddayı destekleyecek birşey bulamıyorum. burada bedava yemek karşılığında çocuk emanet etmek var. BU dine güvendikleri için vicdani rahat şekilde yapıyorlar ama aldatılma olasılığı da var. Ne yapalım yani aldatmaya gözümüzü mü kapatalım ? Eğer bilinçli bir aldatma yoksa bile, o tarikatın din hizmeti için çok kötü bir seçim olma olasılığı da var)
3. Devlet, akil adamlar, aydınlar, şunlar, bunlar bu tarikat işlerinden rahatsızlık duyuyorlarsa, bunları önce adam gibi analiz etmeli, dinamiklerini öğrenmeli ve ne kadar zor bir işe giriştiğinin farkına vararak hareket etmelidir.
süleyman efendi akli adamlardan çektiği kadar hiçbirşeyden çekmedi.
ne zaman gölge etmesinler başka ihsan istemez.
türk çocuğunu alıyorsun ister batıyı öğrensin diye fransya, ister dini öğrensin diye amerikaya gönderelim hep aynı bilgiçlikle dönüyorlar.
4. Bu işler büyük ölçüde iletişim, medyanın yaygınlaşması, şeffaflık, zenginleşme ile kendiliğinden çözülecektir.
kendiliğinden çözülecek ama onlara rağmen çözülecek.
5. Devletin (özellikle din tekelini elinde bulunduran Diyanet eliyle) bu insanları rencide etmesi işi daha da kötüleştirir. İlave yasaklamalar, denetlemeler, cezalandırmalar kafasını kaldırıp etrafı tanımaya çalışan, o zamana kadar tarikat dışında birşey görmemiş insanları yeniden yerin altına iter.
diyanet kimi rencide etmiş ki ? diyanetin tarikatların maaş kapısı olduğunu mu bilmiyorsunuz ?
6. Tarikatlerin ekonomik ve siyasi yönünü bilmemek değil öğrenmemek ayıptır
bunu bilmek ne gibi işime yarar ki benim ( hamili kart yakımıdır bulsam bile)
Burada her katilimcinin istikametini bilmedigim icin sormakla yetiniyorum.
Knz Hanim (?), Turk cocuklarinin Fransa ve Amerika’dan kapip getirdikleri ‘bilgiclik’ler neler oluyor? Acar misiniz bir zahmet… Tesekkurler.
Knz hanim,
OK. Ben de oylari toplar, Divan Heyetine arzederim.
Ben, o dili bir turlu sokemedim. Sizin bildiginiz iyi oldu.
Birbirinden kopuk bilgi adaciklarindan istifade etmek mumkun olamiyor ki. Keske bilenler yazsalar da, biz/ben bilmeyenler ogrensek.. Bilmeden, eksik bilgi ile, oneride bulunmak da, elestirmek de malul oluyor; duzeltilmesine yonelik anlamli bir katki yapmak mumkun olamiyor.
selam obli vious bey,
Diğerlerini bilemem ama ben neden sizin sorunuza istediğiniz cevabı vermemiş olmamı şu soru ile açıklamıştım.
Fethi bey ,Tarikatlerin ekonomik ve siyasi yönünü bilmemek değil öğrenmemek ayıptır demişti. Ben de,
diye sormuştum . Hani buralarda beni sahipsiz sanmasınlar
şimdi gelelim benim öncelikli konuma ve yeniden.
burda bir ihamlden çok bir ihmale bu kadar arka çıkılması beni dehşete düşürdü.
fethi beye olayı tersten göstermeye çalışacağım.
biz burda disko yangını üzerine diskonun naylon perdesini, dar çıkış kapısını gençlerin eğelnme ihtiyacı üzerinden rant kapan disko mafyasını konuşuyor olsaydık, işte gençlerin ihtiyacıdır. ailesi izin vermiş vs demeyeceklerdi. sanki disko sahibi yangını kendi istedi demeyeceklerdi.
çocuk ölümlerini 49 ölümden sonra farkediyoruz ama orda olayı duyuran bir sendikadır.
ne yapabilirlerdi ki..
netice de ihmal diye bir başlığın içine bir tarikat girdiğinde o diğerlerinden daha korunaklı olmaz. kötü bir kaza NASA da bile olabiliyor, ve biz bunu istemeyiz.
ki nasa en hassa tedbirleri alsa bile bu olabiliyor. aam bunun hesabını verecek birileri de oluyor.
fakat kaçak bir yapıyı savunmanın, buna karşı konuşanları din düşmanı ilan edecek hale gelmenin psikolojik alt yapısını ben anlamıyorum.
Bu İnsanlar da benim sahip olduğum insanı hassasiyet yok. müsadenizle disko mafyasından ayrı bunu o kişlere sorarım , bu nasıl dindarlık ?
bu dediğim en basit ve temel olan şeydi. yaşama karşı hassasiyet.
bir diğeri de şu: onu da yukarda yazdım. burası muz cumhuriyeti değildir. ben iyi bişey yapıyorum diye çocukları belli mekanlara koyup, üstelik onların can güvenliğini dahi hiç düşünmeden güdüleyemezsiniz.
birçok tanıdığım pekala evlerde kuran öğrendiler. Bu yatılı kursların sabah akşam sadece kuran okuma eğitimleri yok. onlara kendi yanlış dini bilgilerini, normlara uygun olmayan bilgilerini psikolojik baskı aracı olarak dini kullanarak aktarıyorlar.
nerde bu bolluk ? ben inglizce kursu açsam , ders metinlerini, soruılan soruları, programı bakanlığa aktarmak zorunda değil miyim ? bedava hizmet veriyorum diye bir inglizce soru cümlesinde muhammede hakaret edebilir miyim ? o zaman din sahibi iddasında bulunan kişilerin ayrıcalığı ne ? onlar neden programlarını sunmadan, hatta izin bile tanımadan keyfince hareket ediyor ? neden o kursa öğrencilerin sorgulama hakkı yok. en azında ilahiyat fakültelerinin onaylanmış bir normu yok.
yalan yanlış dini bilgileri çocuklara cehenem korkusuyla veriyorlar. insan bir kere düşünmez mi ? ya ben yanlış yorum yapıyorsam. orada aranızdan kızların başörtüsünü özgür seçme hakkını olduğunu idda edebilecek bir samimi kişi var mı ?
ben biliyorum. öbür dünyada yanacaklarına bu dünyada yanmayı tercih etmek zorunda bırakılırlar. yani başka bir tercih yok mu ? bu hırs niyedir ? bugün bu cumhuriyette kızlara cinsiyet ayrımcılığını vurgulayan bir eğitime izin verilemez ( normal yollarda) yani içinizden biri ya bu olsun mu diyor ? bunların programı ne ? izmirde uzay programı var. çocukların saat ve saat ne yapacakları yazıyor. onların niye başı kel.
ayetleri belki yanlış yorumladılar. nerde erkek tabiatıdır kızlara bakar, erkek kaplandır. kız ceylanndır vs diye yazan din kitabı ? valla ben okudum, yusuf suresini buldum.
başörtüsü kulak ve baş kısmı ile örtünme şekli tek buyruk değil. ve bu şekilde bir kızın dini zorunluluk olarak zorlanacağı bir alan değil.
ama tek taraflı bir eğitim, üstelik sorgulama alanından uzak, bu kursu denetim yapanı bile allah korkusu sarmış., nerde bu bolluk ?
zaten 2. maddede yazdıklarım olmadığı için birinci madde de disko mafyası duyarsızlığına düştük.
Obli bey,
Knz “benim ne işime yarar” demiş, tarikat konusuyla ilgilenmek isteyen bunu da az çok göz önünde bulundurmalı demek istemiştim.
Bu ekonomik yön basit yardım kermesleri ve bir ötede bal tutan parmağını yalardan başlayıp inşa edilecek bir yurdun malzemelerini temin, aynı gruba ait insanların “kendilerine ait” marketlerden alışveriş yapması, kalabalık ve emre amade bir nüfusun siyasi pazarlıklarda koz olarak kullanılması türü şeylerden ibaret.
Timur Kuran’ın “İslamın Ekonomik Yüzleri” kitabında anlattığı genel ekonomi içinde islami kurallar çerçevesinde yaşamaya çalışanların oluşturduğu İslami Alt Ekonomiler gibi, tarikateler vs. de İslami Alt Ekonomilerin alt ekonomilerini oluştururlar. Bunun artı ve eksileri olabilir. Mesela “bizden olandan alalım” derken kazıklanma ihtimali vardır. Öte yandan güven duygusu, “paranın bizde kalması” huzuru filan işin artısıdır.
Siyasi olarak ise itaatkar bir kalabalık nüfusun tüm siyasi partilerin, çıkar gruplarının iştahını kabartacağını söylememe bile gerek yok. Kadınlarını günah olur diye hacca bile göndermeyen bahsi geçen grup, 2002 seçimlerinde yükselen AKP’ye karşı meydanlara kadınlarını doldurup ANAP mitingleri yapmıştı. Sonuçta emir günahı keser demişler. Herhalde gökten ANAP ve Mesut Yılmaz’ın kutsallığına dair birşey gelmişti.
Yani ekonomik ve siyasi yön abartacak birşey olmadığı gibi sadece dinle ilgili birşey de değil, Atatürkçü Düşünce Derneği de kendi marketinden alışveriş yapar, ihaleyi kendi adamına verir.
İnsan bilmediğini küçümser. Küçümser çünkü, bildiğinden emin olduğu halde aslında boyutunu bilmiyordur. Bilse, zaten küçümsemeyecektir.
Kur’an: İslam inancına göre, Allahın ezelde takdir buyurup, vakti zamanı gelince, Rasülüllah’a (S.a.v) tenzil buyurduğu, yüce bir kitaptır.
Manasını anlamasan bile yüzünden okumak, kimi ulemaya göre, inşaallah sevap vesilesidir. Ancak esas olan, manasını anlamak, icabını yerine getirmektir.
Misal, “namaz kılın” emrini anlamak için kuran okumak sevap ise de, namaz kılmadıktan sonra, onu okumanın büyük faydası olduğu da söylenemez.
Bundan sonra,
Kuran öğrenmek, sadece yüzünden okumayı öğrenmek değildir, bu; kuran öğrenmenin sadece ilk aşamasıdır. İbtidaidir. Kuran öğrenmek; sadece yazıtın manasını öğrenmek de değildir. Yazılanın manasını öğrnmek, arapça öğrenmek olacaktır.
Kuran öğrenmek, ne zaman, nasıl, niçin nazil olduğunu, icabının nasıl yerine getirileceğini öğrenmektir. Tefsirini, ilgili hadisi şerifleri, yorumlamakta yetenekli olan, konuda araştırma yapmış olan geçmiş alimlerin yorumlarını öğrenmektir. Peygamber Efendimiz zamanında bile eshabı kiram da kuran öğreniyorlardı. Bunun için eshabı suffe kurulmuştu. Kuranın manasını öğrenip bitti demiyorlar, resülüllaha icabını soruyorlardı.
Kuran öğrenmek budur.
Ancak esas amaç “kuran öğrenmek” de değildir. Amaç, bunları öğrendikten sonra hayatına tatbik edebilmektir. Kullanılmayan bilginin, insana yükten başka bir şey getirmeyeceği açıktır. Namazın nasıl kılınacağını en ince detayına kadar bilip namaz kılmayan müslüman sevap işlemiş olmaz. Rüşvetin, zinanın, içkinin ne kadar günah olduğunu bilip de içen kişinin durumu, günah olduğunu bilmeyenden kötü değil midir?
O dağ başında ki kursta, kuran öğrenilmeye ve yaşanmaya başlanmaktadır. Orası bitince, başka bir kursta bir aşama daha ilerlenir. Sonra bir aşama daha. Amaca doğru ilerleme sağlanır. Bu amaca doğru hiç gitmemeğe niyet etmekten yeğdir.
Diyanetinkileri bilemiyorum ama işte bu kuran kursları, kuranın öğretilmekle birlikte, cemaat halinde yaşanmaya çalışıldığı yerlerdir. Yaşı küçük çocuklar, hedefin farkında olmasalar bile, gönderen babalarının, kursu açan büyüklerinin amacı budur. Küçüklerde zamanla büyüdükçe amaçlarının farkına varmakta, ya da varamamakta ve buralardan uzaklaşarak kendi hayat çizgilerine devam etmektedir.
Ancak amaçlarını kuranı öğrenmek ve yaşamak şekilinde geliştirenlerin, amaçlarına hizmet etmek için kimi başka faliyetlerde bulunmak zorunlulukları da mevcuttur. Bu faaliyetlerini yapabilmek; yani kuranı öğretebilmek, ve yaşatabilmek için; Zamanında Ormanlık yerlerde, bilet alıp kapattıkları tren kompartımanlarında, dağ evlerinde çabalamışlardır. Bugün de hepsi imkanları çerçevesinde çalışmaya devam etmektedir.
Knz,
Burada kimsenin ihmale arka çıktığını ben görmedim. Sadece bu olayı vesile bilip başka bir konudan bahsediyoruz. İhmal ihmaldir, burasının Kuran kursu olması lpg hortumunun daha kolay çıkmasını gerektirmez.
Niye öyle denmesin, ben derdim, Disko sahibi niye yangın istesin, adamın ekmek kapısı. Ha, sigortadan filan birşey almayı ummuyorsa. Yangın Kuran kursunda da çıksa, diskoda da olsa yangındır.
Tamam işte biz de bu insanlar ne demeye çocukları buraya gönderiyor acaba iye meraklanıp üzerinde konuşuyoruz. Bir sürü de laf söyledik, işin öte dünyayla ilgili bir tarafı var, gelecekle ilgili beklentiler olabilir dedik.
Niye zorunda olacakmışsınız? Bakanlık ne karışır benim ingilizce müfredatıma? Müşteri kapmak istersem adam gibi müfredat oluştururum.
Edebilirsiniz, sonuçta kendi bileceğiniz iş. Niye edemeyeceğinizi düşünüyorsunuz?
Ekonomik ve sosyal sebepler. Dediğim gibi bu tarikat ilahiyat, resmi dini kurumları filan iplemiyor, kendine ait bir dünyası var. Resmi kurumlar da buradan elde edecekleri siyasi ve ekonomik rant sebebiyle konuyu görmezden geliyorlar.
Ben de kendi adıma bu sebeple endişe ediyorum. Ama bu iş sadece tarikatle ilgili değil dinle bir şekilde ilgili sünni nüfusun ve din adamlarının neredeyse tamamı başörtüsü ve cehennem konusunda sizden farklı düşünür. Ben bu işi ancak şeffaflık, zaman ve bu tür konuşmaların çözeceğini zannediyorum.
Şöyle bir hataya düşmemek lazım, bu kişilere hakaretamiz, alaycı bir şekilde yaptıklarının yanlışlığı söyleniyor, bu da ters etki yapabiliyor. Yaşar Nuri hoca bu işi kıvırabilecek bir adamken tuttu askerlere brifing vermeye filan başladı.
Evet. Söyledikleriniz doğru da muhatap ben değilim. Yalnız toplum içinde sizin görüşünüzün epey yaygınlaşmaya başladığı da görülüyor, başını örten insanların çevre etkisinden oyutlanabilmesi ve kendi kararını verebilmesi zor ama ite kaka da olsa olacak gibi görünüyor. Sopa zoruyla baş açtırmanın sonuçları hiç iyi olmadı Türkiye’de. Kadınlar erkekler gibi değil demek ki.
Bir de ortada sizin şu şekilde, bir başkasının bu şekilde yorumladığı bir ayet var, tabii kökleşmiş bir de gelenek. Bu gelenek belki yavaşça ortadan kalkardı ama Türkiye’deki siyasi istismar ve ardından gelen zorbalık işi kemikleştirdi.
Ahmet Hakan’ın yazısında bir hataya düşmüş.Şu anda AKP’den milletvekili olan Mehmet Denizolgun’un cemaatle hiçbir ilişkisi yoktur.Hatta cemaat içinde daha çok düşman olarak görülür.Kardeşi Ahmet Denizolgun, yani şuanda cemaatin liderliğini yapan kişi ise geçmiş seçimlerde Anap’tan milletvekili adayıydı.
Mehmet Denizolgun ve eski AKP milletvekili Tayyar Altıkulaç’ın (http://www.haberler.com/uyardim-dinlemediler-haberi/) yurtları kapatacağı korkusu itmiştir zaten cemaati Anap’ı desteklemeye.Aslında kapatmaya çalışacaklarını da sanmıyorum.İki kardeş arasındaki kavgada diğer kardeşin yurtları kapatacağı şeklinde bir korku yerleştirilmişti cemaat içinde diğer kardeşi(Mehmet Denizolgun) kötülemek için….(Bir de cemaatin içindeyken anlamadığım şeylerden biri Süleyman Tunahan’ın bir torunu aynı soydan olduğu için evliya muamelesi görürken diğerinin devamlı kötülendiğiydi.)
Tabana bazı siyasi ve maddi mücadeleler farklı anlatılıyordu.(http://www.haber7.com/haber/20050624/Denizolgun-kardeslerin-miras-kavgasi.php)
Sekube merhaba,
Ben çok eskiden işin içindeydim, Kemal Kacar vefat ettikten sonra ne olup bitti pek izlemiyorum. Verdiğiniz bilgiler ilginç. Bu arada kötüleme benim zamanımda soyisim değiştirmelere yansırdı. 1970′lerde gruptan kopan Hüseyin Kaplan öyle kötülenirdi ki, soyadı Kaplan olan insanların soyadları da değişmişti. Adam sanki dinden çıkmış gibi algılanıyordu. Ha, cemaat nezdinde dinden çıkmaktan beter görüldüğü ayrı birşey.
Ama çok ilginç bir tutkal var ki tüm sarsıntılara rağmen bu grup yekpare yapısını bozmuyor.
Suat bey,
Kusura bakmayın cevap yazamadım, teşekkürler, selamlar.
Bu arada eskiden bir site vardı, ilgili cemaatten insanlar yazışırdı, bilgiler resimler vardı, az evvel meraklanıp baktım ve mahkeme kararı lafını gördüm. Bu ilginç.
http://www.silistrevi.org/
Resmi sitedeki forum da kapatılmış.
www.tunahan.org
Vatan yazarı da konuya değinmiş ve pararlel düşündüğüm yerler var:
“Ne verdin” kısımlarına belki itiraz edilebilir, sonuçta devlet okul açıyor, belli bir dönemden sonra kurs açıyor ama verilenin halk tarafından nasıl algılandığı ayrı bir konu.
Ben işin sefillik kısmına biraz değineyim:
Anadolu’da genelde köylere gittiğimde gördüğüm manzara karşısında şunu düşünürüm, bu insanlar nasıl oluyor da 10.000 yıl boyunca gram ilerlememiş? Konya yakınlarındaki Çatalhöyük kazılarını ziyaret ettiğimde gördüğüm ev manzarası Çatalhöyük kazısı yapılan bölgedeki ova köyünden hiç de farklı değildi. Bir arkadaşımın deyimiyle onlar eve damdan girerken bizim köylüler yan taraftan giriyorlar o kadar. Hatta 9000-10000 senelik Çatalhöyük evi nispeten konforlu da görünüyordu.
Babamın çocukken yaşadığı köyde sokak diye birşey yok, bir evin damı diğerinin avlusu durumunda. Tuvalet diye evlerin dışında derme çatma yerler var. Hatta şöyle bir hikaye de anlatılır, bu köylerden birinden bir şahıs ilk defa şehre gitmiş, dönüşünde herkes heyecanla karşılamış “eee, ne gördün, şehir nasıl bir yer, nerede oturuyorlar” diye sormuş. Bizim vatandaş da cevaben: “Fena değil, evleri de güzel amma bir de ortasına s.çmasalar” demiş.
Tuvalet içeride mi dışarıda mı olsun ayrı da hakikaten manzara felaket. İnsanlar da bu sefilliği değiştirme yönünde tek adım atmıyorlar. Yılgınlık da yaygın.
Mahmut bey,
Bunu, kendilerine Kuran okutturulmak/dinletilmek disinda baska pek de birsey verilmeyen insanlar icin de soyleyebilecegimizi dusunuyorum.
Dahasi, Kuran okumak o kadar zor bir is degil. Normal bir fani icin, tas catlasa 3-5 ay icinde lazim gelen derinligi elde etmek mumkundur.
Fakat, ya alternatifi?
Koskoca bir dunyanin varligini, bir omur bir gettoya kapatilmislik yuzunden yok bilmek, kucumsemek?..
Bunun vebali kimin uzerine kalacak?
OK. Tanimlardan birisi budur.
Daha farkli tanimlar da vardir.
Farkli tanim ve goruslerden bihaber olmak, dengeli beslenmegi gozardi etmek dogru mudur?
Bu iki cumlede o kadar bosluk var ki..
Ulema kimdir; Kuran’da mevcut olan bilgiden daha fazla ne bilebilirler; nerden alirlar bu ‘alim’lik akreditasyonunu (icazetini); icazetin ucu kime dayanir, gercekten dayanir mi; cizgide kopukluklar var midir?
Anlamadan okumak?.. Bunu, faydasiz ilimden Allaha siginmak (birakmak, terketmek ve baska bir seye yonelmek) kapsaminda degerlendiremez miyiz?
Sirf bir ayetinin yedi deve yuku manasi oldugu soylentisi dogru ise, Kuran’i yeterince/hic anlamak mumkun mudur?
Daha boyle nice soru.. her birinin cevabi da –olsa olsa– ‘ben oyle dusunuyorum da ondan’ olabilecek seyler..
Bunu siz diyorsunuz; ben ise o kadar emin degilim. ‘Ikra!’ emrini muteakip ‘namaz kil!’ da gelmis miydi; namaz dualari o zamanlar mevcut muydu; namaz sekli ve vakitleri surekli ayni miydi; degildiyse, Allahin farz kildigi bir seyi kim hangi yetki ile nasil degistirebilmis?..
Bu konuda ‘ulema’ya ne danisabiliriz? Bilgilerini nasil sinayabiliriz/dogrulatabiliriz?
Benim buradan anladigim dogru ise, siz, tam anlamiyla bir kariyerden bahsediyorsunuz. Bu, bir tur ruhban sinifi yaratmaga gider. Nitekim, gitmisdir de.
Ya da, ihtiyac hasil oldugunda, kisinin aklina takilan sorularin cevaplarini bulmasi icin imkanlarin mevcut olmasi lazim –ezberde tutup yalap sap hatirlamak riskini bertaraf etmek icin. Cok sukur ki, devrimizde bilgiye metodik olarak erismek mumkun. Bu bakimdan, kiis eger bu konuda kariyer yapacak degilse, siraladiginiz faaliyetleri belli bir zaman araligina hapsetmek gerekmiyor bence.
Katiliyorum. Boyle bir bilgi yukunu, kisi ihtiyaci halinde arayip bulabilir olursa, daha taze bir fidan iken kaldirmak zorunda kalmaz. Icinde bulundugumuz ortam, Internet, bu bakimdan bazi faaliyetleri gereksiz kiliyor, bazilarini da cok kolay.
Tabii ki oyledir. Ama, kisinin gunah islemek ozgurlugu de vardir diye biliyorum ben.
‘Asama asama’ nereye gidildigini, neden gidildigini, gidildiginde neyin elde edilecegini biliyor gibisiniz.. Halbuki, ben, kisinin sokuldugu bu labirentten baska bir dunyanin da var oldugunu bilmesini, bilerek secimini yapmasina imkan taninmasini daha dogru/ahlaki bulurum.
Bu, ‘cemaat halinde yasa[tiril]mak’ neden bu kadar onemlidir?
Sizin ‘amaclarin farkina varmak’ dediginiz, baska bir acidan bakildiginda, ‘orada harcanan zamanin faydali olduguna inanmak’ olarak da dusunulebilir galiba..
Iyi de, akli kesmege basladiginda faydali bulmayanlarin orada harcadigi zamanin vebali kimin uzerindedir?
Muhakkak.
Bir iki hafta kadar once yolum Cennet Golune dustu. Pek de hos bir yer. Oradaki tek otelde yer yoktu –biliyordum, onceden sormustum. Oteli, amaclari Kuran okumak, tefsir etmek, tartismak filan olmayip, yakin zamanda yasamis bir faninin mukaddes metinlerini hatim etmek icin bir araya gelmis bir grup kapatmisti. Epeyi zaman daha otel kapatilmis kalacak: ayni grubun diger uyeleri –munavebeli olarak– oraya gelecek ve bu faaliyete dahil olacakmis.
Dagbasi olmasina dagbasiydi da, pek de mahrumiyet cektiklerini sanmiyorum.
Ama, belki bahsettigim bu grup Allahin sevgili kullarindandi –herkes oyle olamiyor, malum.
sefillik konusunu 10 bin yıl önce ile işkillendirmek resmne hedeften tarikat kaçırmak gibi olmuyor mu ?
basit evde yaşamayı tercih etmek neden sefillik olsun ? Ferrasirisini satan adamlar kitap yazıyor ve satıyor ya. belki gider 10 bin yılllık evlere onlar da özenirler.
onlar fay hattında lüks ama çürük apartman gibi acuze değil hiçolmazsa.
yani demek istediğim can güvenliği başka bir hassasiyet hocam. normlara uygunluk keyfi olmuyor ki..
fakat vatan yazarı da ihmal üzerine durmadığı için, doğrudan sefiliğe kaydırmış işi.
disconun naylon perdeleri de yangından önce sefil gözükmezlerdi.
ben kaçak bina derken, güvenlik için denetimden kaçan bina anlamında diyorum.
Binanın yıkılmadan önce görüntüsünü biliyor muyuz ? sanmam kapısız bacasız olsun.
hatta pembe ördekli perdeleri bile vardır.
bunun dışında bana yazdığınız cevaba nerdeyse tamamen katılıyorum.
pardon “ördek” resmi haram olduğu için, pemebe ördekli perdeli bina olamazdı,.. desensiz bir perdedir ama mutlaka perdesi vardır. obli beyin yazdığı ile benzerlik oldu gliba.
Fethi bey,
Verdiginiz linkteki yazi yerine sizin yazdiklarinizi onemsiyorum. O yazida, konuyu benim kadar dahi bilmeyen birisi bir seyler yazmis. Benim acimdan, sizin yazmaniza vesile olmus olmasidir faydasi.
Sozkonusu yaziya gelen yorumlardan birisinde bildik nakaratlar tekrarlaniyordu:
Ben de, bu beylik teraneleri duydugum zaman, bunu soyleyenin Islam dusmanligina zemin hazirladigini dusunurum hep..
Oyle ya, bu topraklar son bin yildir Islam ile yogrulagelmis..
Bahsedilen ‘devr-i saadet’ de, bu topraklarda Islamin sulanik/seyreltik yasandigi zamanlara denk gelir.
[Halifeligi devralip devleti Islami olabildigince usullere uygun yonetmege basladigimiz tarih itibariyle (devr-i Muhstesem Suleyman’dan bahsediyorum) gerileme baslamis..]
Elde kilic, ganimet pesinde seferlere gitmek, savas endustrimiz icin gerekli alet edavati uretecek zevati baska yerlerden ithal etmek (bunlar icin gereken ‘fen’ni metodik olarak hic ogretmemek, bu amacla hic bir sey kurmamak) disinda ele gelir birsey yapmamisiz..
Fethedilebilecek (read: ganimet elde edilebilecek) topraklar bitince durmusuz… Ilim adina butun yaptigimiz, ‘o dedi bu dedi’ cinsinden birbirine serh ve tefisrler yazan nakli ilimcilerin sayfa ziyanindan baska bir sey olmamis..
Asama asama uyusturdugumuz insanlarin isyan etmesini de tabii ki imkansiz kilmisiz. Geriye, tabii ki, onbin senedir hep ayni olan seylerin kalmasi neden bizi sasirtiyor; anlamiyorum.
Fethi Bey,
İnsanların çocuklarını buralara gönderme sebeplerinden birisi de onları “sokağın kötülük”lerinden korumak olabilir.Bir başka neden de çocukların eğitimlerinin finansmanını kısmen karşılamak. Çocuklar hem imanlı yetişiyorlar, hem kötülüklerden korunuyorlar, hem de cemaat onların eğitimini kısmen (bazen tamamen) üstleniyor. Benim akraba çevremden kimse çocuklarını “tarikat adabı” öğrensinler diye göndermiyor.Bunları bu örneklem çerçevesinde söylüyorum. Bizimkiler pragmatist, tabii dine bakışı “müsbet” olan bir örneklem. Benim ailem de beni bu saiklerle cemaate verdi.Devlet parasız yatılı statüsüne geçince devlet yurduna geçtim ve ilişkim zamanla bitti.Burs sağlama, kalacak yer sağlama işinde çok organizeler. Bu cemaatlerin ve tarikatların öğrencileri devlet yurdunda kalmazlar. Belirli bir misyonla devlet yurduna gelenleri var, yurttaki “müsbet” öğrencileri evlere çekme gibi.
Maddeleri esastan görüşmeye geçtik mi?
Böyle bir musibet diskodaki öğrencilerin, veya deniz kıyısında tatil yapanların başına da gelebilirdi.Ya da MEB’in “Gönül Köprüsü” Projesi var, bizim buraya Bingöllü minikler geldi mesela. Onların başına da gelebilirdi mazallah.Bu elemanların başlarına bir şey gelse kazara, veliler devletten hesap soracaklar mı sormayacaklar mı?
Bu maddeye esastan katılıyorum ama bu soruyu sormasam olmazdı.
Bu bence gayet normal.
Devlet derken, seçilmişler kısmı bu tarikatlardan memnundur. Atanmışlar kısmı değildir. Akil adamlar da ikiye ayrılır.Analiz etmenin tek yoluda bu koşullarda içlerine girip Arabistanlı Lawrence olmak olmalı. Trasperancy yok. Benim doğuda görev bir öğretmen arkadaşıma MEB bir anket yaptırmış.Öğrencilerin ailelerine giderek bazı sorular soruyorlar: Çocuğunuz sigara içer mi, uyuşturucu kullanır mı şeklinde.Aile bu soruların cevaplarını bilse de söylemez.
Birinci dalgada doğdular (tarım devrimi), ikinci dalgada (Endüstri) yok olmadılar, üçüncü dalga onalr için niye tehlike arz etsin ki? Biz hafta sonları yurtta Hollywood filmleri izlerdik, abiler filmleri kırpa kırpa kuşa döndürürlerdi. Harama bakmayalım diye. İnternete de bir yol bulunur.
Baskı olmasın.
Çok bilince paranoyaklık yapıyor.
Sonuç: Devlet kötüdür, ama devlet dışı bazı sivil oluşumlar beterdir.
Obli Bey,
Bu yorumu görünce aklıma şu yazı geldi:
Öngörülebilir irrasyonalite
Bu yazıda şöyle bir ifade var:
Müslümanın üstteki yorumu da
demek gibi bir şey.
Mister No bey,
Ezici cogunlugun bu oldugunu dusunuyorum. Bunda da cok yanlis bir sey gormuyorum.
Yanlis olan su: Niyet/Amac ile elde edilen arasindaki derin mesafe.
Ha ha.. siz hala daha orada misiniz? Ben, acik_oy/gizli-tasnif teknigi ile coktan sonucu belirledim. Ama, olmasi gerektigi uzere, sonucu aciklayacak degilim
Bunu da, eminim, tarikat konusuna sicak bakan herkes anlayisla karsilayacaktir –demokratik olmak gibi bir takintimiz yok yani
Geldi de nitekim. Gavur ellerde yanan bir suru disko var, icinde insanlarin cayir cayir yandigi filan..
Daha gecen hafta miydi ne; kopuk puskurten bir alet (panoya termik salter konmamis oldugundan) cok kiymetli turistlerimizden bir kacini aldi goturdu…
Walla, ben hangi gruba girerim –hic birine galiba–; ama, pragmatik baktigim zaman bu tarikatlerin/cemaatlerin gerekli olduguna ben de kalibimi basarim. Eminim, sizin saydiginiz kumelerdekiler de oyledir [Bu noktada, Bulent beyin bir ‘citation’da bulunmasini bekliyorum. Roma’da cok sayidaki dine genel bakisi cok da guzel anlatan..]
Ama, bir de, ‘gelecegimiz’ dedigimiz cocuklarimiza