“Gerçek İTÜ’lü” ve Sahte İstifacı

FST 6 Ağustos 2008

itu11.jpgCumhurbaşkanı Abdullah Gül yeni rektörleri atadı, elbette enayilik edip en fazla oy almış diye kendisine muhalif olacakları seçmedi, beklendiği gibi AKP ile “uyumlu”, yani onun emrinde çalışacakları tercih etti. Bu işler böyledir. Daha sırada bir sürü yeni kurulmuş üniversite var, onların da herhalde başına benzer görüşte insanları getirecektir. Devlet dairesi üniversitelerde cari kanunlar açısından bunda hiç de mahzur yok, etme bulma dünyası. Kaldı ki, bu seçim sistemi başlıbaşına bir gülünçlüktür. Bana göre rektör denen adamın Vali Yardımcısı türü bir kamu görevlisi olması gerekir ki bütçesi vs. iyi denetlensin. Hem devletten bütçe alacaksın hem de bunu sorumsuzca, kafana göre harcayacak, seçim vaadi olarak dağıtacaksın, ne ala. Üstelik seçimi yapan da diğer tuzu kuru memurlar, keller yağırlar birbirini ağırlar. Kim daha çok kemik vaad ederse ona oy verilecek. Seçim, demokrasi diyorsan vatandaşa oy verdir, ne bileyim en kötüsü öğrenciye oy verdir, o da yok. Yardımcı doçent, doçent, profesör oy verecek, seçilen adam dokunulmaz hale gelecek. Sonra devasa rantı bu ekip kendi arasında yurtdışı gezi, budalaca projeye para akıtma, anlamsız bina yapma, vakıf kurup cebi doldurma gibi yollarla yiyip bitirecek. Adam 8 sene dümeni kuruyor, ondan sonra karısını, tutturamazsa en yakın adamını halef bırakıp 8 senede satın aldığı akademisyenlerin oyuyla seçtiriyor arkasından da “en yüksek oyu aldık” diye demokrasi nutku atıyor. Devlet imkanlarıyla börek yağmalanıyor, adı seçim oluyor. Hangi devlet dairesinde memurlar kendisine amir seçiyor, olacak iş mi?

Ha, memuru vatandaş seçsin derseniz, ona eyvallah derim, şerif, savcı filan seçiliyor ya, onun gibi birşey. Tapu müdürünü, devlet hastanesine doktoru, mahalle ilkokuluna öğretmeni, polisi, bekçiyi, şehirdeki üniversite hocasını biz seçelim beğenirsek 5 sene daha süre veririz, salla başıcıya, üçkağıtçıya da kapıyı gösteririz. Ne güzel. Şimdikiler merkezden gelip başa bela oluyorlar. Devletin memurunu halkın seçmesi iyidir. Vali gibi lüzumsuz adamlara da ihtiyaç kalmaz, onun yerine Belediye başkanı ile merkez hükümet arasındaki işleri koordine amaçlı küçük bir katip yeter. Ne öyle şimdiki saltanat kayığından inmeyen kara gözlüklü valiler, kaymakamlar? Hasılı her memur gibi üniversite yöneticisi de halk tarafından seçilebilir, en azından bir yere hesap vermesi sağlanır. Şimdi AKP’nin, CHP’nin, MHP’nin kuklası bir sürü sorumsuz var ortalıkta. Paralar da vatandaşın cebinden çıkıyor. Ne güzel.

Neyse, uzatmayıp konuya geleyim. Seçimler oldu, cumhurbaşkanı atamaları yaptı, gazetelerde “Tepki göstermek için istifa ettiler” türü haberler saçılmaya başladı. Yahu hangi memur ballı memuriyeti bırakıp da istifa edermiş, hayret diyerek haberi okuyan iyi niyetli vatandaş biraz uyanık olsa buradaki aldatmacayı kolayca fark edecektir. Bakın haberde ne deniyor:

Muhammed Şahin üniversitede yapılan oylamada 209 oy alarak ikinci sırada yer almıştı. Ancak YÖK, Gül’e gönderdiği listede Şahin’i en çok oy alan Hüseyin Faruk Karadoğan’ın önüne koymuştu. Öğretim görevlileri gazetelere verdikleri ilan ile YÖK’ün listesini dikkate almaması için Cumhurbaşkanına çağrıda bulunmuştu.

İTÜ Ayazağa Yerleşkesi’ndeki Atatürk Meydanı’nda bir araya gelen eski rektör Prof. Dr. Faruk Karadoğan ile bazı senato ve öğretim üyeleri, rektörlüğe yapılan atamayı protesto ettiler.

Prof. Dr. Karadoğan, burada yaptığı açıklamada, böyle bir devir teslimin İTÜ’de ilk defa yaşandığını belirterek, bu durumun İTÜ’nün edindiği birikimle bağdaşmadığını söyledi.

İTÜ’nün bu karardan iyi ders alması gerektiğini ifade eden ve bu kararı verenlerin İTÜ’yü tanımadıklarını savunan Karadoğan, “İTÜ, Türkiye’ye çok şey kazandırmış. Tarihimizin 335 yıllık kutsal sayılacak bir kuruluşudur” dedi.

Karadoğan, gerçek İTÜ’lünün söylemiyle, eylemiyle demokrat ve sözünün eri olduğunu belirterek, demokrat olabilmek için ön koşulun “laik olmak” olduğunu, gerçek İTÜ’lülerin ise laik olduğunu vurguladı.

İTÜ’lülerin, bilimin yönetiminde demokrasi olabileceğini gördüklerini ve bunu vurgulayarak yaşadıklarını ifade eden Karadoğan, son 20 rektörü belirleme sürecinin demokratik esaslara dayalı olarak gerçekleştiğini kaydetti.

Prof. Dr. Faruk Karadoğan, İTÜ yönetim kurulu ve senatosunun farklı görüşlerin bir araya geldiği, farklılıkların akılla birleştiği bir kurum olduğunu, bunun da İTÜ’nün demokrasi düzeyini gösterdiğini dile getirdi.

Karadoğan, rektör atamasının açıklanmasının ardından bazı senato ve öğretim üyelerinin sözlü olarak istifa ettiklerini kendisine ilettiklerini bildirdi.

Prof. Dr. Faruk Karadoğan, istifa edeceklerini belirten öğretim üyeleriyle ilgili bir soru üzerine, “Bunlar bireysel kararlardır. Saygı ile karşılıyorum, önem veriyorum” dedi.

Bu arada, Maden Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mahir Vardar, görevinden istifa ettiğine ilişkin dilekçeyi, basın açıklamasının ardından Faruk Karadoğan’a verdi.

Sözlü olarak istifalarını ileten senato ve öğretim üyelerinin isimleri şöyle:

Rektör yardımcıları Prof. Dr. Erkin Nasuf, Prof. Dr. Fuat Anday ve Prof. Dr. Haluk Karadoğan, Sosyal Bilimler Enstitü Müdürü Prof. Dr. Ümit Şenesen, Prof. Dr. Özgür Turhan, Prof. Dr. Remzi Akkök, Prof. Dr. Mehmet Ali Taşdemir, Prof. Dr. Haluk Eyidoğan, Doç. Dr. Rahmi Nurhan Çelik, Prof. Dr. Melek Tüter, Fen Bilimleri Enstitü Müdürü Prof. Dr. Sumru Pala.”

GAZİ’DE TEPKİ İSTİFALARI

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi dekanı, dekan yardımcıları, başhekim ve hastane müdürü istifa etti…

‘Gerçek İTÜ’lü laik olur’ türü gülünçlüklere takılmazsak, istifa bahsine dikkatinizi çekerim. Adamlar çeşitli idari görevlerden istifa etmişler. Senato üyeliğinden istifa ettim. Breh breh. Yahu senato ne ola ki, duyan da Roma İmparatorluğu filan zannedecek. Uyduruk bir kurul, rektörün her dediğine kafa sallayan bir alay emir kulu olduğunu bilmesek adına bakıp “hay yavrum, koca profesör senatodan istifa etmiş” diyeceğiz. Enstitü müdürü, dekan, dekan yardımcısı gibi yerlerdeki de komik. İstifa etmesen yeni rektör seni zaten sepetleyecek, mahcup olacaksın, en iyisi “düşmesem de inecektim” kabilinden laiklik, demokrasi edebiyatla Atatürk heykelinin önünde resim çektirip isitifa ediyoruz demek. Ha, bu makamların öyle çok yağlı bir getirisi de yoktur, sadece sınırsız gücün getirdiği terörün hazzını yaşarsınız. Para da vardır ama diğer gelirlere kıyasla dişe dokunmaz.

Peki bu istifa haberlerini yiyen var mıdır? Olmaz mı. Gazete haberine baksan bu profesörlerin sanki devlet memurluğundan ayrıldığını zannedersin. O biraz sıkar, yağlı kapı bırakılıp da istifa edecek yiğit çağdaş cumhuriyetimizde, laik İTÜ dahil, henüz yetişmemiştir. Gerçek laik, çağdaş adam protesto için üniversite öğretim üyeliğinden istifa eder gider sigortalı olarak özel sektörde çalışır. Kof adam bunlar. Benim görevim vatandaşı uyarmak. Kimsenin bir yerden istifa ettiği filan yok, anlamsız müsamereler bunlar, sırtına cübbeyi çekmiş koca elektronik, maden, petrol profesörü saçma saçma konuşuyor. Burada adamın asabını bozuyorlar.

İstifra ettirecekler adama, kafa itülüyorlar diyerek soğuk bir de lise talebesi esprisi yapayım, havalar sıcak, uygun olur. (Yahu bu İTÜ kampüsü eskiden ormanlık bir yerdeydi, ayı filan yok mudur, celallenip şunları iyi bir kovalasa ne olurdu ama…)

138 Yorum

  1. Mister No - 06 Ağu 2008 - 8:47 pm

    Süper bir yazı olmuş ellerinize sağlık.
    Rektörlerin seçimle işbaşına gelmeleri bir komedi. Demokrasi iyidir de her yerde gerekli değildir. Öte yandan rektörleri seçmede Cumhurbaşkanının biraz fazla yetkisi var.
    Sezer en çok oyu aln rektörü atamadı, niye üçüncüyü, beşinciyi atadı diyen “amasız demokratları” buraya çağırıyorum. Sesleri çıksın. O zaman Sezer’e hak verdim, şimdi Gül’e bir şey demiyorum. Yaşasın anti-demokratik duruşumuz.

    Eski YÖK Başkanı Prof. Dr. İhsan Doğramacı’nın şu sözünü bazı durumlarda (saltanatvari yönetim biçimi ) YÖK Genel Kurulu dikkate almıştır:
    “Ben olsam bir oy alanı rektör atarım; çünkü sadece 1 kişiye angaje olmuştur.”
    Doğramacı, rektörlerin atamayla gelmesi isteğini şu sözlerle savunmuştur: “Şu anda üniversitelerde rektörlük seçim kampanyaları sürüyor. Benim en yakinen bildiğim Hacettepe Üniversitesi’nde gruplar birbiriyle kavga ediyor. Kim kime oy verecek diye. Bu, üniversite için olabilecek en kötü şeydir. Bundan daha kötüsü olamaz.” (Basın, 18.03.2007.)

    Aktaran Karluk

    Rektör seçilebilmek için hocaların kampanya yaptığı başka bir ülke olmadığını dile getiren Doğramacı çok haklıdır.
    Rektörlük seçimleri üniversitelerde parti seçimlerini bile sollamıştır. Bu durum üniversiteleri yıpratmakta, bölünmelere yol açmakta ve bunun sonucunda öğretim üyeleri birbirlerini düşman olarak görebilmektedirler.
    Oy verdiği aday eğer rektör seçilmez ise, bu öğretim üyeleri yeni seçilen rektörün hışmından kendilerini kurtaramamaktadırlar.
    Eğer Sayın Doğramacı’nın dediği yapılırsa, üniversitelerimizdeki bu korkunç yarış son bulur ve üniversite öğretim üyeleri asli işlerine daha çok zaman ayırırlar

    Karluk

    İTÜ’de olanları ilk olarak gazete görünce “vay be helal olsun” demedim çünkü istifa ettikleri görevlerin idari görevler olduğu belliydi. Ama gerçekten istifa eden bir Kemalist çıksa helal olsun diyeceğim. İstifa edenlerin başka seçenekleri de var: Arel, Özyeğin,Aydın üni gibi bi sürü yeni vakıf üniversitesi var. Oralarda çalışabilirler.
    Korkut Boratav, Siyasaldan atıldığında Zimabvede mi bir yerde çalışmış.

    Netekim Fethi Bey’in dediği gibi ballı memurluk bırakılmaz, Atatürkçülük adına olsa bile.

  2. Mister No - 06 Ağu 2008 - 8:49 pm

    Gazi’nin eski rektörü geri dönmüş, artık o kampüse “selamun aleykum”süz, kafa tokuşturulmaksızın girilmez.

  3. FST - 06 Ağu 2008 - 8:58 pm

    Şurada bazı ek bilgiler de var:

    http://www.samanyoluhaber.com/haber-111733.html

  4. Mister No - 06 Ağu 2008 - 9:04 pm

    Beşik ulemalığı meselesi.

  5. Levent Cetin - 06 Ağu 2008 - 9:06 pm

    Universite kurulunca rektorler konusuna bakilir. Once universiteye ihtiyac var. Yuksek liselerle de kim ilgilenirse ilgilensin, cok farketmez.

  6. Levent Cetin - 06 Ağu 2008 - 9:14 pm

    Meselenin rant yonune bakmaniz cok iyi olmus. Disaridan bakildiginda demokrasi mucadelesi gibi gorunen seylerin geride bambaska hesaplarda yapildigini da goruyoruz bu sayede. Icerden birinden duymak baska oluyor.

    Bir partinin kadrolasmasina tepki gostermek cok normal. CHP liler MHP liler kadrolasirken sesini cikarmayanlarin AKP kadrolasinca bozulmalari anormal. “Ben sakalli adami ise almam” diyen Rahmi Koc’a destek olanlar “Ben turbanli calistiririm” diyenlere bozuk atarlar bu ulkede. Halbuku herkes kendi konforunu yaratmaya calisiyor. Catisma da hep cikar catismasi.

  7. metin - 07 Ağu 2008 - 10:44 am

    “Süper bir yazı olmuş ellerinize sağlık.”

    Bence de.

  8. Obli Vious - 07 Ağu 2008 - 4:14 pm

    Ben yaziya super demem yazar rektor olmayinca ;)

  9. Mister No - 07 Ağu 2008 - 4:34 pm

    Üniversiteleri özelleştirsek fena olur mu?
    Gazi’yi Milliyetçiler alsın, Ankara’yı solcular, Hacettepeyi liberaller alsın, çekip çevirsinler. Hem aralarında rekabet de olur biz daha fazla makale çıkardık, biz cep telefonunda numara taşınabilirliliğini bulduk felan diye.

  10. Levent Cetin - 07 Ağu 2008 - 5:55 pm

    ODTU’yu kim alacak?

  11. Obli Vious - 07 Ağu 2008 - 6:05 pm

    Ankara BB?

  12. Fatih Zeki - 07 Ağu 2008 - 6:47 pm

    Fethi bey,

    Yahu hangi memur ballı memuriyeti bırakıp da istifa edermiş, hayret diyerek haberi okuyan iyi niyetli vatandaş biraz uyanık olsa buradaki aldatmacayı kolayca fark edecektir

    Sizin satıraralarından çıkardığınızı tescilleyen haber:
    http://www.haber7.com/haber/20080807/ITUde-dunku-istifalar-blof-cikti.php

  13. Mister No - 08 Ağu 2008 - 12:06 am

    Obli Bey,

    Ankara BB?

    Orası Kuran kursu olarak tahsis edilebilir.

  14. Obli Vious - 08 Ağu 2008 - 12:53 am

    Ben bu yazinin bir de oteki yuzune bakmak istiyorum.

    Bilmem kimse dikkat etti mi, ama bu yazida –yaygin karsilastigimiz sekliyle– istifa muessesesinin alaya alinmasi var.

    Ne yapilirsa ciddiye alinacak, samimi bulunacak insanlar?

    Cikip kendisini gaz dokup alev ates yakmasi mi, aclik grevine gidip olup giderek mi?

    Ben, bu tip yazilara bakinca, demokratikligin ne oldugunu daha bir anliyorum sanki..

    Hani, soz konusu olan ben olsam dert degil –ben demokrat filan oldugumu hic bir zaman iddia etmedim cunku–, ama, liberallerimiz?..

    Simdi, hala daha haksiz mi sayilacagim ben ’sozumona’ ya da ’sozde’ veya ‘guya’ tamlayicisini ‘liberal’ ve ‘demokrat’ kelimelerinin onune ekleyince?

  15. Mister No - 08 Ağu 2008 - 1:00 am

    Obli Bey,
    Bülent Bey şöyle bir vecize göstermişti.
    “We must hang together, gentlemen…else, we shall most assuredly hang separately.”
    Hepsi aynı anda istifa edecek, öğretim üyeliğinden işlerinden. O zaman yaptıkları işe yarar, yoksa böyle tatlısu Kemalistliğiyle olmaz.Ben hocaları anlıyorum gerçi çoluk çocukları var, taksitleri var, belki eşlerine de bakıyorlar. Risk edemezler mesleklerini. En iyisi salla başı,al maaşı.

  16. Mister No - 08 Ağu 2008 - 1:02 am

    Sözde demokratlara gelince bir aralar “ama” “fakat” “lakin” kelimelerini sözlükten sileceklerdi. Bu konuda demokrasi olmaz deyince hemen “amacı demokrat seni” diye lafa başlıyorlardı. Demokrasi yalan, psikolojik silah ancak.

  17. Nihat - 08 Ağu 2008 - 1:25 am

    Dogru, istifa kurumuyla ‘alay’ beni de rahatsiz etmis idi. Kaldi ki, bu konuda cikan her yaziyi okumamis isem de, okudugum bir kac haberde, istifalarin idari gorevlerden istifa oldugu bence acikti. Tabii, TV’leri seyredemiyorum; orada kimbilir ne havalar esiyor, estiriliyor.

    Hepsi aynı anda istifa edecek, öğretim üyeliğinden işlerinden. O zaman yaptıkları işe yarar

    Mister No Bey, o zaman da yaramaz. Kimse bulunmaz Hint kumasi veya vazgecilmez degildir. Devir o devir. Yapilacak cok sey de yok bu durum karsisinda. Vatandas olarak daha bilincli olmamiz, kuru (partizan) gurultuyu reddetmemiz lazim. Laik (laikci veya dinsiz, ne derseniz deyin) bir vatandas olarak, ben laikligin basi kapali kizlari universite kapisi disinda tutmaya indirgenmesinden muzdaribim. Bunun uzerine suregiden berbat polemik, milletin kafasini bosyere mesgul etmekten baska ise yaramiyor.

  18. Fatih Demir - 08 Ağu 2008 - 1:40 am

    Bence “istifa” muessesesi ile gecilen bir dalga yok. Okudugum ve anladigim kadari ile yeni rektor gelince o “title”lar zaten birakiliyormus, yeni rektor kendi kadrosu ile calissin diye.
    Bunlar zaten olagelen birseyi sanki “atamaya tepki” olarak yapiyormus gibi yapan uckagitcilar.

    Bu suna benziyor. Yarin Hurriyet “Basbakan Erdogan AKP’ye yakinligi nedeni ile Kara Kuvvetleri Komutani Basbug’u Genelkurmay baskani olarak atadi, Bu AKP’nin kadrolasmasinda geldigi son nokta” diye bir haber verse biz “Oha be, zaten bundan onceki onbinyuzmilyon basbakan da karakuvvetleri komutanini genelkurmay baskani olarak atamisti, utanmaz herifler” demez miyiz?
    (Ben derim en azindan :P)

    Utanmasalar AKP’nin bati karsitligi nedeni ile gunesin bile dogudan dogdugunu iddia edecekler…

    Vesselam Obli bey bence yanlis bir sey pesindesiniz.

  19. Nihat - 08 Ağu 2008 - 1:46 am

    Fatih Bey, al diyetini diyerek kolunu dirsekten kesip atan bir milletin cocuklariyiz, degil mi? Oyle sembolik seyler bizi kesmez.

  20. Fatih Demir - 08 Ağu 2008 - 1:58 am

    Nihat Bey,
    Aynen oyle walla…
    Fethi beyin de soyledigi gibi “memurluktan” “universitelerinden” istifa etseler yine anlayacagim, zaten 3 gun sonra yeni rektorun degistirecegi yerden istifa etmis adam. Bu kovuldugu an hayir ben istifa ediyorum diyen Turk film repliklerine benziyor. Aci degil komik :p

  21. Bulent Murtezaoglu - 08 Ağu 2008 - 2:09 am

    Obli bey,

    Bilmem kimse dikkat etti mi, ama bu yazida –yaygin karsilastigimiz sekliyle– istifa muessesesinin alaya alinmasi var.

    Yok, daha ziyade bu tur istifalarin alay edilecek turden istifalar oldugunun anlatimi var.

    Ne yapilirsa ciddiye alinacak, samimi bulunacak insanlar?

    Otururlar, bu atamanin nicin bu kadar fena oldugunu araya cubbe, Ataturk heykeli, kurum ovgusu filan katmadan anlatirlar. Samimi bulmam gerekmez ama hic olmazsa anlarim o zaman nicin kizdiklarini ve nicin onem vermem gerektigini. Atanan adam da oranin hocasi, ne yapacagindan korktuklarini hem iyi biliyor hem iyi anlatabiliyor olmalari lazim. Degil mi?

    Nedir mesele?

    Basortusu mu? Basortusu ise basortulu bir kiza nicin muhendislik ogretilemeyecegi hususunda ikna edici bir arguman var mi? Acik veya kapali ogrenmeyeni gecirmeyiz mezun etmeyiz zaten ama bu yeni rektor bizi zorlayacak biliyoruz filan mi diyecekler? (Zaten yasak hala.)

    Kadrolasma mi? Burasi oldukca kucuk ve kapali bir sistem, cikartirsiniz doktora hocasindan terfi ettiren kadroya kadar kadar insanlarin gecmislerini, kimin hangi ‘gurup’ oldugunu, bu gurubun nicin yetersiz oldugunu, kimin kimin onune gectigini gosterirsiniz. Bu ‘fisleme’ isi sanki zaten halka acik bilgiyle yapilirsa da yanlismis gibi gosteriliyor ki degil bence. Oradaki idarenin yapmasi yakisik almaz belki ama pekala da ‘kadrolasma’ iddiasinda bulunanin delili olacak sekilde bir seyler toplanabilir.

    Dini baski mi? Kilik kiyafet, namaz, aidiyet uzerinden kayirma mi var? Vaka bazinda sikayet edildigini ve bir sey yapilmadigini gosteren bir sey yok mudur?

    Bu YOK zannediyorum 26 senedir var, bu atamanin yukaridan yapilma proseduru de var. Simdi feryad ediliyorsa, bunun anlatilabilir bir sebebi olmali. “Ilk defa ITU’ye denk geldi” benim icin muteber bir sebep degildir, ustelik “simdiye kadar bana dokunmayan yilan diyorduk” demektir.

    Laiklik elbette cok onemli bir seydir, ama ben burada laiklik temelli bir itirazin izahina tesebbus dahi gormuyorum. Yazmakla cizmekle fikir ifade etmekle zoru olan insanlar degil bu isi yapanlar, yazsinlar biz de anlayalim.

    Yanlis mi dusunuyorum? Yahut nicin “gercek ITU’lu laik olur” filan gibi sozleri ciddiye almaliyim?

  22. Obli Vious - 08 Ağu 2008 - 2:11 am

    Fatih bey,

    Bence “istifa” muessesesi ile gecilen bir dalga yok. Okudugum ve anladigim kadari ile yeni rektor gelince o “title”lar zaten birakiliyormus, yeni rektor kendi kadrosu ile calissin diye.

    ‘Firavun geberince hizmetcileriyle beraber gomulur’ prensibinin uygulandigi yerler var tabii –mesela Hukumet, yani, Bakanlar Kurulu; Basbakan istifa edince bakanlarin hepsinin bakamaz olusu gibi– ama, universitelerin (ya da benzeri yerlerin) bu sekilde calistigini ilk defa sizden duyuyorum.

    Idari gorevlerde, kisinin yeni yonetime yer acmak icin istifa etmesi zorunlu degil. Bunun boyle olmadigini, bugune kadar, bir suru mustesarin idari mahkeme karari ile goreve iadesinde gorduk. Dolayisi ile, istifa eden kisi icin, otomatik olarak, ‘o zaten gidici idi’ demek konuyu ya bilmemek ya da bilmezlikten gelmek sayilabilir..

    Bunlar zaten olagelen birseyi sanki “atamaya tepki” olarak yapiyormus gibi yapan uckagitcilar.

    Hmmm.. Bu gelen kadro, bir dahki sefere benzer bir durumda kalir ve istifa ederse, onlar da uckagitci olacaklar galiba.. Oyleyse, o kadar beklemege ne gerek var: Simdiden bunlara da uckagitci deyip cikalim bari.

    Bu suna benziyor. Yarin Hurriyet “Basbakan Erdogan AKP’ye yakinligi nedeni ile Kara Kuvvetleri Komutani Basbug’u Genelkurmay baskani olarak atadi, Bu AKP’nin kadrolasmasinda geldigi son nokta” diye bir haber verse biz “Oha be, zaten bundan onceki onbinyuzmilyon basbakan da karakuvvetleri komutanini genelkurmay baskani olarak atamisti, utanmaz herifler” demez miyiz? (Ben derim en azindan :P)

    Yeri gelir ne deseniz yeridir derim ben de :P

    Ama, verdiginiz ornek cok aceleye gelmis gibi.. Tekrar, ve konuyla bir sekilde iliskilendirilebilecek bir ornek vermegi denemek ister misiniz?

    Utanmasalar AKP’nin bati karsitligi nedeni ile gunesin bile dogudan dogdugunu iddia edecekler…

    Yok canim. Gunes, aslinda hic dogamadi ki.. [bkz. kurulup sutre gerisinde bekletilen Gunes Partisi.]

    Vesselam Obli bey bence yanlis bir sey pesindesiniz.

    Benim niyetlerimi benden daha iyi bilen insanlarin varligina mutesekkir olmayayim da ne yapayim..

    Birisi cikar, ne diyecegimi daha ben yazmadan bildigini soyler; bir digeri de neyin pesinde oldgumu itiraza mahal birakmayacak sekilde bildigini yazar..

    Yaw, beni ne yoruyorsunuz. Biriniz niyetimi yazsin, digeriniz de benim yazacaklarimi.. olsun bitsin :P

  23. Fatih Demir - 08 Ağu 2008 - 2:27 am

    Buyrun burdan yakin o zaman Obli Bey :)

    “Görevlerini asaleten yürüten İnşaat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Ali Taşdemir, Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sumru Pala ve Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Remzi Akkök bu görevlerinden istifa etmişlerdir. Dolayısıyla görevlerinden istifa edenlerin sayısı 3′tür. Atamaları doğrudan rektör tarafından yapılan enstitü müdürlerinin, yüksekokul müdürlerinin değişen rektörle birlikte istifaları ise üniversitelerde yıllardır var olan teamülün gereğidir. Benzeri istifalar eski rektörün görevi devraldığı 2004 yılında da teamüllere uygun olarak gerçekleşmiştir. İTÜ’nün birlik ve beraberliğini bozmaya yönelik yanlı ve yanlış olarak basına iletilen bilgiler üniversitemizdeki durumu yansıtmamakta, kamuoyunda gerçek olmayan bir durum yaratmaktadır.”

    Eee simdi mesele bu olunca sizin kurdugunuz

    “Dolayisi ile, istifa eden kisi icin, otomatik olarak, ‘o zaten gidici idi’ demek konuyu ya bilmemek ya da bilmezlikten gelmek sayilabilir..”

    cumlesi sanirim bu saydiklarinizdan biri sayilamaz …
    Ama siz isterseniz kendiniz icin sayabilirsiniz (Ozgurlukculuk damarinin kabarmasi :P)

    Yeri gelir ne deseniz yeridir derim ben de :P

    Demeseniz de belgesini verseniz de su “disable” parking lot’lara park edebilsem ? :P

    Ama, verdiginiz ornek cok aceleye gelmis gibi.. Tekrar, ve konuyla bir sekilde iliskilendirilebilecek bir ornek vermegi denemek ister misiniz?

    Ikinci lige dusmesi matematiksel olarak kesinlesen bir takimin yoneticisinin “Birinci ligde buyuk oyunlar donuyor, buna tepkimizi gostermek icin bundan sonra ikinci lige dusuyoruz” demesi??? :)

    Yok canim. Gunes, aslinda hic dogamadi ki.. [bkz. kurulup sutre gerisinde bekletilen Gunes Partisi.]

    O partiyi ulusalcilar kurdu, onlar agizlari ile kus tutsalar sayilmiyordu hani?

    Benim niyetlerimi benden daha iyi bilen insanlarin varligina mutesekkir olmayayim da ne yapayim..

    Birisi cikar, ne diyecegimi daha ben yazmadan bildigini soyler; bir digeri de neyin pesinde oldgumu itiraza mahal birakmayacak sekilde bildigini yazar..

    Yaw, beni ne yoruyorsunuz. Biriniz niyetimi yazsin, digeriniz de benim yazacaklarimi.. olsun bitsin :P

    Bu da yeni ongorum, “Ben yukardaki universite aciklamasini getirmeme ragmen bana, bimeyen siz degilmissiniz demeyeceksiniz ” :P
    Yine mi oyun bozanlik yapiyorum yoksa…

    (Bu arada Bulent Bey’in olayi benim gibi sulandirmadan yaptigi aciklama da cok hos, okumadiysaniz tavsiye ederim hemen azicik yukarda :P)

  24. Obli Vious - 08 Ağu 2008 - 2:35 am

    Bulent bey,

    Yok, daha ziyade bu tur istifalarin alay edilecek turden istifalar oldugunun anlatimi var.

    Walla, ben bu ulkede zor alay edilebilecek cok az istifa biliyorum –Hikmet Uluğbay’inki belki de tekdir. Ki, o bile, bir suru sepkulasyon yuzunden yeterince samimi bulunmamisti.

    Otururlar, bu atamanin nicin bu kadar fena oldugunu araya cubbe, Ataturk heykeli, kurum ovgusu filan katmadan anlatirlar. Samimi bulmam gerekmez ama hic olmazsa anlarim o zaman nicin kizdiklarini ve nicin onem vermem gerektigini. Atanan adam da oranin hocasi, ne yapacagindan korktuklarini hem iyi biliyor hem iyi anlatabiliyor olmalari lazim. Degil mi?

    Evet. Haklisiniz. Fakat, ‘basimiza tas yagacak’ seklinde durumdan sikayetci olanlarin kendilerini ifade edis biciminden bagimsiz olarak gidisatta sorun gorduklerini anlamak cok mu zor. Sorunun ne oldugunun tarifini dogru durust –ya da benim anladigim sekilde– yap[a]mamis olmalari onlari hic bir sekilde ciddiye almak icin yeterli sebep midir?

    Basortusu mu? Basortusu ise basortulu bir kiza nicin muhendislik ogretilemeyecegi hususunda ikna edici bir arguman var mi? Acik veya kapali ogrenmeyeni gecirmeyiz mezun etmeyiz zaten ama bu yeni rektor bizi zorlayacak biliyoruz filan mi diyecekler? (Zaten yasak hala.)

    Bilmem. Gerekceleir arasinda bu var miydi?

    Kadrolasma mi? Burasi oldukca kucuk ve kapali bir sistem, cikartirsiniz doktora hocasindan terfi ettiren kadroya kadar kadar insanlarin gecmislerini, kimin hangi ‘gurup’ oldugunu, bu gurubun nicin yetersiz oldugunu, kimin kimin onune gectigini gosterirsiniz. Bu ‘fisleme’ isi sanki zaten halka acik bilgiyle yapilirsa da yanlismis gibi gosteriliyor ki degil bence. Oradaki idarenin yapmasi yakisik almaz belki ama pekala da ‘kadrolasma’ iddiasinda bulunanin delili olacak sekilde bir seyler toplanabilir.

    Kisisel olarak, ben boyle bir seyi can-i gonulden arzu ederim. Keske yapan olsa. Ama, galiba arkasindan gelecek ve bitmez tukenmez hakaret davalari vb yuzunden, hic bir taraf bunu dogrudan dogruya yap[a]miyor.

    Dini baski mi? Kilik kiyafet, namaz, aidiyet uzerinden kayirma mi var? Vaka bazinda sikayet edildigini ve bir sey yapilmadigini gosteren bir sey yok mudur?

    Universitelerin icini bilmiyorum. Yani, her zaman oldugu kadar karanlik bir dunya o, biz faniler icin. Fakat, mesela Poliste benzer bir sey oldu. Birilerinin F-tipi yapilanma icinde olduguna dair birilerine sicil veren oldu. Bilin bakalim ne oldu? Sicili veren tasfiye, sicil alanlar da terfi edildi.

    Bu YOK zannediyorum 26 senedir var, bu atamanin yukaridan yapilma proseduru de var. Simdi feryad ediliyorsa, bunun anlatilabilir bir sebebi olmali. “Ilk defa ITU’ye denk geldi” benim icin muteber bir sebep degildir, ustelik “simdiye kadar bana dokunmayan yilan diyorduk” demektir.

    Dogru. Burada ciddi bir ikiyuzluluk var tabii ki. Ama, bugun ‘kudret bende’ diyenlerin savunmasinda da ayni ikiyuzluluk var. Tipki, isine geldigi dava sonucu icin ‘mahkemenin kararina saygi duymak gerekir’ diyen, iki gun sonra da baska bir dava sonucunda magdur edildigini soyleyenler gibi..

    Ya da, kendi yandasi oldugunda, istifayi bir kahramanlik, bir sehadet gibi konumlandirmak; ama, karsi taraf yaptiginda da alaya almak gibi..

    Burada, sorun, moral superiority’si olmayanlarin varmis gibi davranmasi.. Buna ‘liberaller’ de dahildir.

    Bkz. ‘Liberal’ Taraf.. http://www.birgun.net/actuel_index.php?news_code=1218015623&day=06&month=08&year=2008

    Laiklik elbette cok onemli bir seydir, ama ben burada laiklik temelli bir itirazin izahina tesebbus dahi gormuyorum. Yazmakla cizmekle fikir ifade etmekle zoru olan insanlar degil bu isi yapanlar, yazsinlar biz de anlayalim.

    Dogru. Yok. Kendi aralarindaki kucuk meseleler yuzunden toplumla baglari kesilmis hepsinin –istisnasiz hepsinin.

    Yanlis mi dusunuyorum? Yahut nicin “gercek ITU’lu laik olur” filan gibi sozleri ciddiye almaliyim?

    Yanlis degilsiniz. Ama, ‘dinime kufreden bari musluman olsa’ tarafini gozardi ediyorsunuz bence.

  25. Obli Vious - 08 Ağu 2008 - 2:37 am

    Fatih bey,

    ‘teamül’ kelimesinin ‘zorunluluk’ anlamina gelmedigini hemen not edeyim de oradan yanin :P

  26. Obli Vious - 08 Ağu 2008 - 2:42 am

    Fatih bey,

    O partiyi ulusalcilar kurdu, onlar agizlari ile kus tutsalar sayilmiyordu hani?

    Tabii ya.. O yuzden, E5 uzerinde devasa posterlerde ‘Gunes yeniden dogacak’ temali RTE hadisleri okuduk o siralarda..

    Bu da yeni ongorum, “Ben yukardaki universite aciklamasini getirmeme ragmen bana, bimeyen siz degilmissiniz demeyeceksiniz ” :P
    Yine mi oyun bozanlik yapiyorum yoksa…

    Yok. Onu oyunbozanlik saymiyorum. Vatandan onca zaman o kadar uzak kalmis insanlarin yanlarinda Turkce sozluk olmayisini anlayisla karsiliyorum.

  27. Fatih Demir - 08 Ağu 2008 - 2:48 am

    Obli Bey,

    ‘teamül’ kelimesinin ‘zorunluluk’ anlamina gelmedigini hemen not edeyim de oradan yanin :P

    Yani diyorsunuz ki bu “laik ITU” luler zaten teamul falan sallamazlardi, eger o rektor degil yine baska bir rektor de gelmis olsa bu istifa mizikacilari “bu koltuk benim, oldurseniz de birakmam” diyecekti oyle mi? :)

  28. Mxyzptlk - 08 Ağu 2008 - 2:49 am

    “Burada, sorun, moral superiority’si olmayanlarin varmis gibi davranmasi.. Buna ‘liberaller’ de dahildir.”

    Turkce lutfen.. Ayrica liberaller ahlaki ustunluk sahibi olduklarini soylemiyorlar - sadece daha verimli isleyecek bir sistemi savunduklarini soyluyorlar. Iki toplumu t=0 aninda baslatin, birinde bireysel ozgurlukler (ifade, girisim, multkiyet) olsun, digerinde olmasin. Hangi toplum sizde t=10000 aninda daha zengin olacaktir? Butun sorun burada dugumleniyor. Cevabi tarih vermis zaten.

    “Dogru. Burada ciddi bir ikiyuzluluk var tabii ki. Ama, bugun ‘kudret bende’ diyenlerin savunmasinda da ayni ikiyuzluluk var. ”

    “Kudret bende” dedigini varsaydiniz kisilere en kucuk sistem degisikligi bile yaptirmiyorlar. Bu hem bir celiski, hem de kimsenin otoriter merkezi sistemi degistiremediginin de bir cevabi. Demagoji yaparak ortaligi bulandirmaya ugrasmayin.

  29. Fatih Demir - 08 Ağu 2008 - 2:56 am

    Obli Bey,
    Verdiginiz linkteki adamin soylediklerine mi katiliyorsunuz verilen reklamdaki sahislarin oyle olduguna mi?
    Dini goruslu bir gazetenin ciplak bacak gostermemesini komiklik olarak gormeye mi?

    Walla bu dusuncedeki adamlar bakkal bile yonetemezler ama gazetede yazi yaziyorlar. Siz de link veriyorsunuz ya en cok o acayipime gitti. Daha mantikli birini bulamadiniz mi?

  30. Obli Vious - 08 Ağu 2008 - 2:56 am

    Mxyzptlk bey/hanim,

    Turkce lutfen..

    Why?

    Ayrica liberaller ahlaki ustunluk sahibi olduklarini soylemiyorlar - sadece daha verimli isleyecek bir sistemi savunduklarini soyluyorlar.

    Ayranim kara diyen mi vardi da bunlar farkli?

    Iki toplumu t=0 aninda baslatin, birinde bireysel ozgurlukler (ifade, girisim, multkiyet) olsun, digerinde olmasin. Hangi toplum sizde t=10000 aninda daha zengin olacaktir? Butun sorun burada dugumleniyor. Cevabi tarih vermis zaten.

    Tabii ki tarih cevabi vermis. Baslangicta daha cok ganimet/kole elde edebilenler; ardindan da daha organize olup somurgeler elde edebilenler.

    Bunlarin ‘ozgurluk’ filan ile alakasi oldugunu bana ikna edici bir sekilde anlatabilirseniz medyun-u sukraniniz olurum. O gune kadar, sloganlarinizi dinlemis sayiniz beni.

    “Kudret bende” dedigini varsaydiniz kisilere en kucuk sistem degisikligi bile yaptirmiyorlar.

    Sistemin temel taslarini topyekun/henuz degistirememis olmalari, noktasal kudretlerinin olmadigi anlamina mi geliyor?

    Bu hem bir celiski, hem de kimsenin otoriter merkezi sistemi degistiremediginin de bir cevabi.

    Belki de gercekten istemiyorlardir. Olamaz mi?

    Demagoji yaparak ortaligi bulandirmaya ugrasmayin.

    Demagoji kelimesini ilk kullanan oldugunuz icin siz kazandiniz.

  31. Fatih Demir - 08 Ağu 2008 - 2:59 am

    Mxyzptlk Bey/Hanim,

    Turkce lutfen.. Ayrica liberaller ahlaki ustunluk sahibi olduklarini soylemiyorlar - sadece daha verimli isleyecek bir sistemi savunduklarini soyluyorlar. Iki toplumu t=0 aninda baslatin, birinde bireysel ozgurlukler (ifade, girisim, multkiyet) olsun, digerinde olmasin. Hangi toplum sizde t=10000 aninda daha zengin olacaktir? Butun sorun burada dugumleniyor. Cevabi tarih vermis zaten.

    Bu ornekten matematik evrensel bir dildir anlami mi cikarmaliyim? Yoksa “Turkce Lutfen” deme ozgurlugune ben de haiz miyim?

  32. Obli Vious - 08 Ağu 2008 - 3:01 am

    Fatih bey,

    Verdiginiz linkteki adamin soylediklerine mi katiliyorsunuz verilen reklamdaki sahislarin oyle olduguna mi?

    Sansurun varligina isaret ediyorum. Yetmez mi?

    Dini goruslu bir gazetenin ciplak bacak gostermemesini komiklik olarak gormeye mi?

    Yani, Taraf’in ‘din’inde “Kenan Evren’li, Tansu Çiller’li, Yaşar Büyükanıt’lı, Şevket Kazan’lı” kolaj memnu mudur?

    Walla bu dusuncedeki adamlar bakkal bile yonetemezler ama gazetede yazi yaziyorlar. Siz de link veriyorsunuz ya en cok o acayipime gitti. Daha mantikli birini bulamadiniz mi?

    Bakkal bile yonetemeyenleri gazetecilikten men edecek olsak, basta Taraf’cilar olmak uzere, piyasafa gazeteci kalmaz korkarim.

    Olabilse, bunun fena bir sey olacagini soyluyor degilim tabii ki.

  33. Obli Vious - 08 Ağu 2008 - 3:04 am

    Fatih bey,

    Bu ornekten matematik evrensel bir dildir anlami mi cikarmaliyim?

    Belki anlamli olabilirdi, sayet birim de verseydi..

  34. Fatih Demir - 08 Ağu 2008 - 3:46 am

    Obli Bey,

    Sansurun varligina isaret ediyorum. Yetmez mi?

    Hayir siz etmiyorsunuz o adam ediyor. Siz “sansur” var mi diyorsunuz? benim ogrenmek istedigim o…

    Yani, Taraf’in ‘din’inde “Kenan Evren’li, Tansu Çiller’li, Yaşar Büyükanıt’lı, Şevket Kazan’lı” kolaj memnu mudur?

    Peki siz bir firmanin verdigi reklam/mesaj/duyuru’nun sahibinin izni olmadan degistirilebilecegine inaniyor musunuz? Yoksa bizlerin inandigini dusunup dalga mi geciyorsunuz?
    Disardan gelen seyler konusunda degisiklik yapmaya sansur denir mi?
    Ben mesela beni aldatmis kiz arkadasimin cirilciplak resimlerini Taraf’a verip “beni aldatti kaltak” dedigimde bu resmi yine benim istegim ile yuz resmi ve altindaki yaziyi “beni aldatti” diye degistirince sansur yemis mi oluyorum?
    Gorevdeki genelkurmay baskanini terorist ilan etmeyi reddetmek sansur mudur?

    Bakkal bile yonetemeyenleri gazetecilikten men edecek olsak, basta Taraf’cilar olmak uzere, piyasafa gazeteci kalmaz korkarim.

    Olabilse, bunun fena bir sey olacagini soyluyor degilim tabii ki.

    Bunu su yuzden soyledim. Hani Koc diyor ya “sakalli adam calistirmam diye” ben dedim ki ….(bir yeri yiyorsa…) hadi Amerikan ifadesi ile soyleyeyim “if he has balls…” der ki “Sakalli adama mal satmam”…
    Bu adamda aynen o hesap… Ikinci kismini atip tutuyor…

  35. Obli Vious - 08 Ağu 2008 - 4:03 am

    Fatih bey,

    Peki siz bir firmanin verdigi reklam/mesaj/duyuru’nun sahibinin izni olmadan degistirilebilecegine inaniyor musunuz? Yoksa bizlerin inandigini dusunup dalga mi geciyorsunuz?

    Benim de dalga gecmem belki daha isabetli/ehven olurdu. Ama, hayir, dalga gecmiyorum.

    Bu konudaki tavrimi bildiginizi saniyorum: Bloglardaki yorumlarla ilgili bu konuda yazmis cizmisligim var cunku.

    Yayinlamak ya da yayinlaMAmak blog sahibine ait bir karardir. Ama, tadil edilmesini dayatmak ya da yayinladiktan sonra silmek benim kabul edebilecegim bir sey degil.

    Dolayisi ile, Taraf, eger hic yayinlamamis olsa benim acimdan sorun olmazdi. Ama, yayinlamak icin onsartlar ileri surmelerini kabul edemiyorum.

    Siz edebiliyorsunuz galiba.

    Disardan gelen seyler konusunda degisiklik yapmaya sansur denir mi?

    Evet. Mesaji degistirmek, ya da degistirilmesini dayatmak da sansurdur.

    Ben mesela beni aldatmis kiz arkadasimin cirilciplak resimlerini Taraf’a verip “beni aldatti kaltak” dedigimde bu resmi yine benim istegim ile yuz resmi ve altindaki yaziyi “beni aldatti” diye degistirince sansur yemis mi oluyorum?

    Belki farkinda degilsiniz ama, siz, ’servis etmek’ diye de adlandirabilecegimiz bir fiilden bahsediyorsunuz. Bazi olculerinizi yerine yerlestirmek acisindan, bunun ahlakiligini ayrica tartismamiz gerektigini dusunmege basladim…

    Gorevdeki genelkurmay baskanini terorist ilan etmeyi reddetmek sansur mudur?

    Tabii ki degildir.

    Ama, bakkal idare etmeyi bilenlerin, sozkonusu metnin herhangi bir yerinde kimseye terorist denmedigin de farkina varmasini beklemek cok sey istemek mi olur?..

  36. Obli Vious - 08 Ağu 2008 - 4:06 am

    Fatih bey,

    Bunu su yuzden soyledim. Hani Koc diyor ya “sakalli adam calistirmam diye” ben dedim ki ….(bir yeri yiyorsa…) hadi Amerikan ifadesi ile soyleyeyim “if he has balls…” der ki “Sakalli adama mal satmam”… Bu adamda aynen o hesap… Ikinci kismini atip tutuyor…

    Ne duruyorsunuz anlamiyorum. RK’nin sirketlerinden birisinin ABD’ye herhangi bir sey satmasini engellemek icin bundan daha iyi firsat mi olur?

    Gecenlerde, NY cabbies ihalesine gireceklerini okumustum bir yerden.

  37. FST - 08 Ağu 2008 - 9:08 am

    Sabah kalktım ve gördüğüm manzara delinin kuyuya attığı taşa benziyor. Obli bey de bu hamleyle demagojide (ikinciliği almış oldum) Süleyman Demirel’in halefi olabileceğini mükemmelen ispatlamıştır.

    Şöyle denmiş:

    Ben bu yazinin bir de oteki yuzune bakmak istiyorum.

    Bilmem kimse dikkat etti mi, ama bu yazida –yaygin karsilastigimiz sekliyle– istifa muessesesinin alaya alinmasi var.

    İnsaf.

    Bu yazının öbür yüzü istifa ile alay etmek öyle mi? Zaten siz demeseniz kimsenin dikkatini çekmeyecek olan şey, siz deyince de -herhalde hatırınız için- zorlanarak karmaşıklaşmış.

    Ne yapilirsa ciddiye alinacak, samimi bulunacak insanlar?

    Bu insanların -bu olay özelinde- ciddiye alınacak bir tarafı olmadığı gibi cereyan eden olayın bu tür gösterileri gerektiren bir tarafı da yoktur. Zaten yanlış bir seçim işi var, atama süreci külliyen saçma, bunun elle tutulacak bir yanı yok. Ha, gerekmez ama ille de birşeyler yapılsın deniyorsa Bülent bey birşeyler yazmış. Ona da gerek yok zaten onu yapan ve ciddiye alınmayan çok adam var.

    Cikip kendisini gaz dokup alev ates yakmasi mi, aclik grevine gidip olup giderek mi?

    Kim, İTÜ’deki laik yahut dinci profesör mü? Ne sebeple peki? Medeni bir ülkede kimsenin üstüne yapışmasını istemeyeceği idari bir takım işler kendisine yahut adamına verilmediği için mi? Bu konuda gösterilmesi gereken bir tepki filan yoktur. Bunlar devlet üniversitesi çiftliğinde müsamere yapıyor, siz burada çok ciddi birşeyden bahseder gibisiniz.

    Ben, bu tip yazilara bakinca, demokratikligin ne oldugunu daha bir anliyorum sanki..

    Hani, soz konusu olan ben olsam dert degil –ben demokrat filan oldugumu hic bir zaman iddia etmedim cunku–, ama, liberallerimiz?..

    Elhamdülillah demokratlık konusunda hiçbir beyanım yoktur, adalet kelimesini önemserim ama demokrat olunsun diye şu sitede tek yazı gösteremezsiniz. Öte yandan buradaki yazıyla demokrasi analizi yapmaya kalkmanız da iyice işi zorlamak oluyor. Bu işlerin üniversitede yeri yok, bu tür bir üniversite yapısı başlıbaşına akıl dışıdır, siz saçmalıklar zincirini mantıklı birşey gibi kabul edin diyorsunuz.

    Simdi, hala daha haksiz mi sayilacagim ben ’sozumona’ ya da ’sozde’ veya ‘guya’ tamlayicisini ‘liberal’ ve ‘demokrat’ kelimelerinin onune ekleyince?

    Bunları istediğinize ekleyin de bu işe yazıyı vesile ederseniz “ne diyor şimdi bu adam, derdi ne” durumuna düşersiniz. Ha, başka yazılarda olabilir ona birşey diyemem.

    Bu arada konuyla ilgili birlaf daha edeyim. Burada şimdi zırlayanlar Kemalist (bana sorarsanız bir halt oldukları filan da yok) ama dört sene evvel tantana yapanlar bunların tersiydi. Mesela Gaziye atanan milliyetçi muhafazakar Rıza Ayhan daha 4 sene evvel ‘ben ikinci sırada seçileceğim ve atanacağım, ondan sonra bu koltuğa oturacağım öyle mi, haşa” filan diye saçmalıyordu, şimdi birinci olamadı ve atandı, güzelce de koltuğa oturdu.

    Benim bu tür işleri eleştirmemden rahatsızlık duymayın, gizli bir gündemim, birilerine hıncım filan da yok. Bu yazı eğlence amaçlı, koca koca heriflerin nasıl kendilerini kamuoyu önünde küçük düşürdüklerini gösteren basit birşey. Sizin buradan istifa, demokrasi, liberallik vs. çıkarmanız yazı başka türlü yazılsa mümkün olabilirdi.

    Bir iki de (Obli beyin yazdığında değil) bilgi eksikliğine dikkat çekeyim, rektör değiştiğinde dekan, bölüm başkanı vs. değişecek diye bir kaide yok, rektörler kafalarına göre emir kullarıyla çalışmak isteyecekleri için daha kanuni süreleri olan idarecileri ancak şantajla yerinden edebilirler. İTÜ veya bilmem nerede böyle bir gelenek yoktur, ortada açık kanun vs. var. Ha, dekan eski rektörün adamıysa, ya “ben bu heriflerle çalışamam, gidip işime bakayım” der, yahut “biraz uğraştırayım” der, hakkında elli tane lüzumsuz soruşturma açıp adamı görevinden almaya kalkarlar. Uygulamada genelde ya dekan, enstirü müdürü yeni rektöre biat eder, kendisine “sayın hocam biz aslında sizi destekledik” derler ve makamı tutmaya çalışırlar, bu işi söktüremeyeceklerini görürlerse sürelerinin dolmasını beklemeden ayrılır giderler.

    Öte yandan rektör canı istediği takdirde bir şekilde muhalifini idarecilikten atma imkanına sahiptir.

  38. FST - 08 Ağu 2008 - 9:25 am

    Mevzuat şurada,

    http://www.yok.gov.tr/mevzuat/yonet/yonet4.html

  39. knz - 08 Ağu 2008 - 11:00 am

    Basortusu mu? Basortusu ise basortulu bir kiza nicin muhendislik ogretilemeyecegi hususunda ikna edici bir arguman var mi? Acik veya kapali ogrenmeyeni gecirmeyiz mezun etmeyiz zaten ama bu yeni rektor bizi zorlayacak biliyoruz filan mi diyecekler? (Zaten yasak hala.)

    bünent bey çok önemli bir hata var bu yazıda. başörtüsü ile ilgili anayasa kararı var. bir diğer husu AIHM kararları da buna ayıkırı bir görüş vermedi. o halde şu veya bu rektör, A veya B kişi kendi kendine ait birşey yapıyor değil. Netice de rektötlük idari bir işlemleri yürüten bir yer. Hukuki bir süreç var ama biz işletmeyim demek muz cumhuriyetlerinde olur. yeni rektör ne yapabilir ? başörtüsü ile ilgili hiç bir hukuki argüman 10 belki 20 senedir geliştirilemedi. geliştirilseydi eski rektörler de uygulardı.

    ha bunun için en çok oy almış insanları seçmedilerse, yani kriter buysa bu çok büyük haksızlık. bakın kriteri ortaya koyarlar, sonra derler ki şu özelliğinden seçmedik.

    ha siz o kriteri beğenmezsiniz o başka, en azından sezer ben kadın eli sıkmayan kişiyi rektör atamam diye bir kriter koyduğunda onu tartışabilirdik. o zaman kadın eli sıkmayan rektör olur, onu tartışırdık. o görevde kadın eli sıkmamanın görevin tarafsızlıkla yürütülmesine etkisini tartışırdık.

    ama burada birinci seçilen kişinin neden seçilmedi, 3. kişinin neden seçildiğine dair bilgi kırıntısı yok.

    bu sayfanın tartışma ekseni yok. çünkü türbana ait o rektörler sadece hukuki kararları uyguladılar., o yönde bir kriter var idiyse, o rektörlerle ne alaka ? ben anlamadım valla.
    sonra fatih bey zaten kovulackken istifa etmiş gibi bir sözü var, hastahane başhekimliği ile ne alaka ? başhekimliği ile ilgili yetenekler bu mudur ?

    yoksa antalya orman müdürü seçilirken liyakat olarak, türban savunması mı seçildi ? yani bu kadar alakasız bir kişi ancak böyle bulunabilirdi, orman korumaya.

    ben kendimi bu sayfada hiçbirşeyden anlamamış vatandaş olarak görüyorum.

  40. metin - 08 Ağu 2008 - 11:48 am

    Obli Bey,

    “Birisi cikar, ne diyecegimi daha ben yazmadan bildigini soyler”

    “Birisi” diyeceğinize ismimi zikretseydiniz ya!.. Ayıp etmişsiniz, ne o öyle “birisi” filan?

    Taraf’a attığınız şeye gelince… O zamanki genelkurmay başkanının resminin de yeraldığı bir kolajla metnin üst ve ana başlığını birlikte düşündüğünüzde, Taraf’ın bunu kabul edemeyeceği çok açıktır. Bu, sansür değil, gxx altına gitmek istemeyişten ibaret, anlaşılabilir ve hak verilebilir bir tutumdur.

  41. metin - 08 Ağu 2008 - 11:48 am

    Bülent Bey,

    Mükemmel bir yorum yapmışsınız. Tebrik etmeden geçemedim.

  42. metin - 08 Ağu 2008 - 12:17 pm

    http://www.stargazete.com/gazete/yazar/beter-olsunlar-119419.htm

  43. Bulent Murtezaoglu - 08 Ağu 2008 - 12:57 pm

    Obli bey,

    Fethi beyin demokratlik konusunda soyledigini teyid eden bir yazismaya link vereyim:

    http://www.izlenimler.net/2007/07/19/secime-dogru-akp-ve-digerleri/#comment-5612

    Liberallik demokratlik filan ‘iyi’ ile esanlamli gibi oraya buraya serpistirildigi icin aslinda kendi egilimi ve aldigi pozisyonun ne olmadigini bilenlerin dikkatli konusmalari da gume gidiyor.

  44. Bulent Murtezaoglu - 08 Ağu 2008 - 1:06 pm

    Metin bey,

    Tesekkur ederim. Obli beyin, Knz hanimin cevaplari dikkate alinmali, Fethi beyin zaten yapildigini soyledigi seylerin de detayina bakilmali tabii. Mukemmel degil yani.

  45. Obli Vious - 08 Ağu 2008 - 2:44 pm

    Fethi bey,

    Sabah kalktım ve gördüğüm manzara delinin kuyuya attığı taşa benziyor. Obli bey de bu hamleyle demagojide (ikinciliği almış oldum) Süleyman Demirel’in halefi olabileceğini mükemmelen ispatlamıştır.

    Demagoji kelimesinin kullanildigi cevaplari aslinda kaale almamagi tercih ederim. Sebebi basittir:

    1) Bir suru seyde oldugu uzere, (’mantik yurutmek’, ’siyaset yapmak’ orneklerinde olduguna benzer sekilde) Turkce’de yanlis bir anlam ustlenmistir. ‘Laf cambazlığı’ oldugu sanilir [Bkz TDK].

    Dolayisi ile, ‘demagoji yapiyorsun’ diyene ‘asil sen demagoji yapiyorsun’ dediginiz zaman, o tartisma artik bitmez olur; surekli ‘yok sen yapiyorsun’larla uzar gider. Baska bir deyisle, ‘demagoji yapiyorsun’ diyen, aslinda, soyleyecek anlamli lafi olmayandir bence.

    2) Demagoji, demagog gibi davranan demektir. Demagog ise, ‘ahalinin (hitap edilen kitlenin) duygularini, tutkularini ve/ya onyargilarini uyandirip kudret yada populerlik elde eden siyasi lider ya da konusmaci’dir. http://dictionary.reference.com/search?q=demagogue&x=0&y=0 Yani, siyasi konularda, duygusal, empatik sempatik konusmalar, yazilar bu kapsama girer.

    Bu gercek tanimini bilmeyenlerin, ogrenmeleri halinde, ‘ahalinin duygularini, tutkularini ve/ya onyargilarini uyandir’maga gayret edenin ben degil de, mesela bu makalenin yazari oldugunu farketmeleri sozkonusu olabilir. Buna da cok fazla gerek gormuyorum.

    İnsaf.

    Bu tur seyler tek tarafli beklentiler olmamali bence.

    Bu yazının öbür yüzü istifa ile alay etmek öyle mi?

    Begenmeyebilirsiniz tabii ki. Ama, ‘nasil olsa gorevden alinacaklardi’larla degersizlestirilmesi istifa muessesesiyle alay etmek anlamina geliyor; benim degerlendirmem o istikamettedir.

    ‘Nasil olsa’larla yola cikarsak, protesto amaciyla kendini yakan icin dahi ‘kimse sonsuza kadar yasamiyor; nasil olsa bir gun olecekti’ diyebiliriz..

    Zaten siz demeseniz kimsenin dikkatini çekmeyecek olan şey, siz deyince de -herhalde hatırınız için- zorlanarak karmaşıklaşmış.

    Yoo, aslinda o kadar karmasik degil. Tek farki, herhalde beklenmedigi icin, birisinin cikip itiraz etmesi, festival havasina halel getirmis olmali.

    Bu insanların -bu olay özelinde- ciddiye alınacak bir tarafı olmadığı gibi cereyan eden olayın bu tür gösterileri gerektiren bir tarafı da yoktur.

    Hakli oldugunuza kanaat getirmis olanlar var galiba. Bazi istifa haberlerinin gercegi yansitmadigina dair soylentiler cikmaga basladi cunku.

    Zaten yanlış bir seçim işi var, atama süreci külliyen saçma, bunun elle tutulacak bir yanı yok. Ha, gerekmez ama ille de birşeyler yapılsın deniyorsa Bülent bey birşeyler yazmış. Ona da gerek yok zaten onu yapan ve ciddiye alınmayan çok adam var.

    Subjektif sayilarla genelleyerek gozardi etmek herzaman adil olmayabiliyor.

    Kim, İTÜ’deki laik yahut dinci profesör mü? Ne sebeple peki? Medeni bir ülkede kimsenin üstüne yapışmasını istemeyeceği idari bir takım işler kendisine yahut adamına verilmediği için mi? Bu konuda gösterilmesi gereken bir tepki filan yoktur. Bunlar devlet üniversitesi çiftliğinde müsamere yapıyor, siz burada çok ciddi birşeyden bahseder gibisiniz.

    Ciddi degilse, konu hakkinda zaman ayirip yazmaniza belki belki de gerek yoktu.

    Elhamdülillah demokratlık konusunda hiçbir beyanım yoktur, adalet kelimesini önemserim ama demokrat olunsun diye şu sitede tek yazı gösteremezsiniz.

    OK. Bunu aklimda tutayim. Yani, bu konuda beyaninizin olmayisini. Ama, bu –beyan olmayisi– kisinin nasil dusundugu anlamina gelir mi bilemem. Dolayisi ile, eger size cok zahmet olmayacaksa, demokrat olup olmadiginizi, demokrat olmagi onemseyip onemsemediginizi benim gibilerin dahi anlayabilecegi sekilde yazar misiniz.

    Öte yandan buradaki yazıyla demokrasi analizi yapmaya kalkmanız da iyice işi zorlamak oluyor. Bu işlerin üniversitede yeri yok, bu tür bir üniversite yapısı başlıbaşına akıl dışıdır, siz saçmalıklar zincirini mantıklı birşey gibi kabul edin diyorsunuz.

    Iyi. Yani, anlar gibi olmaga basladim sanki.. Fakat, bu ’sacmaliklar zinciri’nin en onemli yeri birilerinin istifasi midir ki, bu yazi/ilmek bu konuya hasredilmis durumdadir?

    Bunları istediğinize ekleyin de bu işe yazıyı vesile ederseniz “ne diyor şimdi bu adam, derdi ne” durumuna düşersiniz. Ha, başka yazılarda olabilir ona birşey diyemem.

    ‘Ne diyor simdi bu adam, derdi ne’ durumlari yabanci oldugum durumlar degil; dolayisi ile, ister bu yazida, ister baska bir yazida olsun, bu tur riskler benim gozumu korkutmuyor.

    Fakat, anladigim kadariyla, ‘ne diyor simdi bu adam, derdi ne’ durumuna dusmek sizin icin onemli. Eger oyleyse, ciddiye alinmasi gerekmedigini dusundugunuz konularda tek tarafli yazilar yazmadan once durup dusunmegi onermem gerekebilir.

    Bu arada konuyla ilgili birlaf daha edeyim. Burada şimdi zırlayanlar Kemalist (bana sorarsanız bir halt oldukları filan da yok) ama dört sene evvel tantana yapanlar bunların tersiydi. Mesela Gaziye atanan milliyetçi muhafazakar Rıza Ayhan daha 4 sene evvel ‘ben ikinci sırada seçileceğim ve atanacağım, ondan sonra bu koltuğa oturacağım öyle mi, haşa” filan diye saçmalıyordu, şimdi birinci olamadı ve atandı, güzelce de koltuğa oturdu.

    Kemalist kisvesi ile dolasanlarin, Islami kisve ile dolasanlar kadar samimi olduguna katilirim. Ve, benzeri seyler her iktidar degisiminde de olur. Fakat, sira bunu dile getirmege geldiginde, daha onceleri benzer seyler hic olmamis (ya da bundan boyle olmayacakmis) gibi konumlandirmak ne derece dogrudur?

    Benim bu tür işleri eleştirmemden rahatsızlık duymayın, gizli bir gündemim, birilerine hıncım filan da yok.

    Ben, elestirinin (ve elestirenin) de elestirilmesinden rahatsizlik duymamak gerektigini dusunuyorum. Elestiri alinca, buradan, elestirenin bir gizli gundem, hinc tespit etmis oldugu zehabina kapilmak ve/ya elestirinin demagoji oldugu yolunda tepkiler vermek yerine, elestiriye dogrudan cevap vermenin daha uygun olabilecegini dikkate almanizi onermek istiyorum.

    Bu yazı eğlence amaçlı, koca koca heriflerin nasıl kendilerini kamuoyu önünde küçük düşürdüklerini gösteren basit birşey. Sizin buradan istifa, demokrasi, liberallik vs. çıkarmanız yazı başka türlü yazılsa mümkün olabilirdi.

    Kamuoyu onunde kucuk dusmek kimsenin tekelinde olmayabiliyor. Gun geliyor birileri, gun geliyor baska birileri bu tur nahos durumlarda bulabiliyor kendilerini. Mesela, her ne kadar ‘dusene bir tekme de sen vur’culuk seyrek sergilenen bir davranis bicimi degilse de, bu konuda cok fazla secici davranmak, tutarli olmak arzusu varsa, celiskilere hatta hic istenmedigi halde kucuk dusmelere yol acabileceginden, dikkatli olmak faydali olabilir.

    Öte yandan rektör canı istediği takdirde bir şekilde muhalifini idarecilikten atma imkanına sahiptir.

    Bir sekilde?

    Tabii ki.

  46. FST - 08 Ağu 2008 - 3:59 pm

    Obli bey,

    Demagoji kelimesi aslında kullandığım birşey değil ama bakın verdiğiniz tanım ile bu yazıya getirdiğiniz eleştiri cümlesi birbirine uyuyor. Benim yazdığım yazıda istifanın küçümsenmesi değil, istifa adı altında büyük payeli adamların küçülmesinin küçümsenmesi söz konusu.

    Siz ise “…ama bu yazida –yaygin karsilastigimiz sekliyle– istifa muessesesinin alaya alinmasi var” diyerek “ahalinin (hitap edilen kitlenin) duygularini, tutkularini ve/ya onyargilarini uyandirip kudret yada populerlik elde eden siyasi lider ya da konusmaci”ya yaklaşıyorsunuz. Bence yazıyı amacından saptırıyorsunuz. (Muhtemelen iyi niyetle, konuyu istifa müessesesinin önemine, muhalif rektörlerin de zamanında benzer tavırlar gösterdiğine vs çekiyorsunuz.)

    Burası için insaf dedim.

    Ama, ‘nasil olsa gorevden alinacaklardi’larla degersizlestirilmesi istifa muessesesiyle alay etmek anlamina geliyor; benim degerlendirmem o istikamettedir.

    Bunu anlayabilirim. Ama benim esas gerekçem nasıl olsa görevden alınacakları değil, onların aslında istifa filan etmemiş olmalarıydı.

    Tek farki, herhalde beklenmedigi icin, birisinin cikip itiraz etmesi, festival havasina halel getirmis olmali.

    Bence bu da haksız bir cümle. Kendiniz çalıp kendiniz söylüyorsunuz diyorsunuz ama senelerdir de siz, Bülent bey başta ve bazen umulmadık başka yorumcular pek çok konuda ciddi itirazlar getiriyorsunuz. Niye beklemeyelim, hatta birçok yazıyı yazarken içimden “Şimdi Obli bey kesin bu cümleye iki laf eder” yahut “Tam Bülent beyin takılacağı bir yem” diye düşünüyorum. Yazılar curcuna, festival görüntüsünde olsa bile ‘beklenmedik anda itiraz ettim, havanızı bozdum’ düşünceniz pek doğru değil.

    Benim beklemediğim ve size uyduramadığım eleştiriyi, itirazı bana göre alenen ve zorlama lduğu bariz şekilde hatalı yerden yapmanız. Acaba bana kızdığı için mi diyorum ama neden böyle olsun, bu meselelerden dolayı ne ben bir sözden alınırım, ne de sizin kızmanıza gerek var.

    Ciddi degilse, konu hakkinda zaman ayirip yazmaniza belki belki de gerek yoktu.

    Her şakada bir ciddiyet payı vardır elbette ama benim burada zaman ayırıp yazı yazmamdaki temel sebep bundan hoşlanıyor olmam. O sebeple yazıların çoğundan ille de ciddi bir mesaj bulma gayreti olmamalı.

    Dolayisi ile, eger size cok zahmet olmayacaksa, demokrat olup olmadiginizi, demokrat olmagi onemseyip onemsemediginizi benim gibilerin dahi anlayabilecegi sekilde yazar misiniz.

    Peki. Aslında sizin kafanızdaki demokrat resmini bilsem o da işe yarar. Kısa cevaplar vereyim, kendimi demokrat olarak tanımlayamam, zira benim hissettiğim liberallik, demokrasinin bir takım şekli faydalarını zaten ihtiva eder. Demokratım diyen kişiyi de dediğinin farkında olup olmadığına göre önemseyebilirim, eğer demokrat olmayı sosyalist olmak, seçimle gelen çoğunluğun kafasına eseni bu çoğunluk oyuna dayalı larak yapmasına imkan veren bir düzeni benimsemek olarak algılıyorsa demokratlığı önemsemem. Bana göre şekli bir iş olan demokrasi ancak çoğunluğun tahakkümü sınırlanıyorsa yani anayasal yahut liberal demokrasi ise üzerinde düşünülebilir. Sosyal demokrasi, demokratik sosyalizm, demokratik islam vs. ise ister istemez liberal demokrasinin temel özgürlüklerin engellenmesine karşı birkaç kalem olan kısıtlamasının ötesine geçecek ve sonunda kaçınılmaz olarak kollektivist toplum tasavvurlarını realiteye dönüştürmeye çalışacaktır.

    Dilim daha basitine dönmedi, kusura bakmayın.

    Fakat, anladigim kadariyla, ‘ne diyor simdi bu adam, derdi ne’ durumuna dusmek sizin icin onemli.

    Hayır, yukarıda açıkladım. Hamam giren terler, burada her yazdığım şey eleştiri ve yoruma açıktır, yanlış yapmışsam kabullenmek boynumun borcudur, doğrusunu öğrenmiş olurum. Mümkün lduğunca, savruk da yazsam, yazıların genel bir bütünlük arzetmesini gözetirim. Bu her zaman mümkün olmayabilir yahut yanlış da yazabilirim, bunda problem yok.

    Fakat, sira bunu dile getirmege geldiginde, daha onceleri benzer seyler hic olmamis (ya da bundan boyle olmayacakmis) gibi konumlandirmak ne derece dogrudur?

    Anlıyorum da, 2000 ve 2004 yılı rektörlük değişimi sırasında ben bu işlerle meşgul değildim. Rektörlük dışında benzer şeyleri de çokça eleştirdiğim daha önceleri size bu minvalde verdiğim 8-10 cevapta örneklendirilmiştir. Ama siz hala benim AKP yandaşı olmadığıma ikna olmamışsınız ki, artık bundan öte yapabileceğim birşey yok.

    Ben, elestirinin (ve elestirenin) de elestirilmesinden rahatsizlik duymamak gerektigini dusunuyorum. Elestiri alinca, buradan, elestirenin bir gizli gundem, hinc tespit etmis oldugu zehabina kapilmak ve/ya elestirinin demagoji oldugu yolunda tepkiler vermek yerine, elestiriye dogrudan cevap vermenin daha uygun olabilecegini dikkate almanizi onermek istiyorum.

    Ben rahatsız değilim. Aramızdaki (olduğunu varsaydığım) hukuka binaen yahu insaf diyorum. Yoksa ayrı telden çalardım. Kaldı ki bu sizin bireleştirinize ilk itiraz edip cevap verişim de değil. Üsluba takılırsak, onu da şöyle söyleyebilirim, sizden de bu çapta bir yanlışlık belemediğimden olabilir.

    Mesela, her ne kadar ‘dusene bir tekme de sen vur’culuk seyrek sergilenen bir davranis bicimi degilse de, bu konuda cok fazla secici davranmak, tutarli olmak arzusu varsa, celiskilere hatta hic istenmedigi halde kucuk dusmelere yol acabileceginden, dikkatli olmak faydali olabilir.

    Amenna. Benim bu konuda alnım açıktır. Hiç de seçici olduğumu zannetmiyorum, düşmeyi hak edene bir tane ilave yapıştırmaktan da kaçmam, bakın onu inkar etmiyorum. Düşenin durumu önemlidir.

    Bir sekilde?

    Tabii ki.

    Rektörün istediğini yapabileceği açıktır, meğer ki kanunlarda açık bir yer olmasın. Bunda problemli bir şey var mı?

  47. Mister No - 08 Ağu 2008 - 4:06 pm

    Mesela Gaziye atanan milliyetçi muhafazakar Rıza Ayhan daha 4 sene evvel ‘ben ikinci sırada seçileceğim ve atanacağım, ondan sonra bu koltuğa oturacağım öyle mi, haşa” filan diye saçmalıyordu, şimdi birinci olamadı ve atandı, güzelce de koltuğa oturdu.

    Araştırmacı blogger olarak Ayhan’ın sözünü kayıt altına almıştım :)
    http://deniz-gok.blogspot.com/2008/07/rza-ayhan-ne-demi.html
    Üniversitelerde demokrasi deyince ben ifade özgürlüğü, akademik özgürlük kavramlarını anlıyorum. Seçim demokrasisini değil. Seçim demokrasisi üniversitede gereksiz. Öte yandan akademik özgürlük de hocanın istediği öğrenciye istediği notu vermesi de değil. Başörtülü öğrencilere hakettikleri notu veremeyiz tayfası var,bunun yanısıra Kürt,Alevi;solcu oldukları malum öğrencilere yönelik bir hakettiği notu verememe de olabiliyor. Bu durumlarda öğrencilerin hak arama süreçleri zorlu. Önce hocayı dava edeceksiniz ki bu her halukarda riskli. Diyelim ki hocayı dava ettiniz, başka üniversitenin öğretim üyelerinden bir komisyon toplanıyor ve sınav kağıdını yeniden okuyor.Burada da “dog doesnt bite dog ” ilkesi işliyordur. Umulur ki adaleti önemseyen bir hoca çıksın. Bu süreç öğrenci için sıkıntılı bir süreç ve bunu göze alan kimseye rastlamadım.
    Akademik özgürlük dilediğinizi bırakma, dilediğinizi geçirme özgürlüğü değildir.
    Üniversitelere başörtüsü ile girmek hala yasak. Üniversitelerde bir çok gereksiz yasaklardan bazılarını iyi bir öğrenci olan bendeniz bile ihlal etmiş.

    a) Öğrencilik sıfatının gerektirdiği vekara yakışmayan tutum ve davranışta bulunmak,

    Mutlaka ihlal etmişimdir.Cezası uyarma.

    b) Kişilerle olan ilişkilerde, kaba ve saygısız davranmak, başkalarını rahatsız edecek biçimde bağırmak, şarkı söylemek, çalgı çalmak, gürültü etmek, çevresini temiz tutmamak

    .
    Gürültü etme, şarkı ,çalgı kısımlarını ihlal ettik. Uyarma gerektiriyornuş.

    d) Yükseköğretim kurumu yetkililerince, tespit edilen yerler dışına ilan asmak,

    Kitap satmak için ilan astım. Kınamaymış.

    f) Yükseköğretim Kurumu içinde bildiri dağıtmak, afiş ve pankart asmak,

    Vay cezası bir haftadan başlayan uzaklaştırmaymış.

    c) Yükseköğretim Kurumu içinde siyasi faaliyetlerde bulunmak,

    Bu çok net olmamakla birlikte bana kafayı takan birisi bu suçu işlediğimi rahatlıkla iddia edebilir. 1 aya kadar uzaklaştırma.
    Bir tane suç daha var ciddiymiş:

    h) Yükseköğretim kurumunda alkollü içki içmek,

    Bir ya da iki yarıyıl uzaklaştırma gerekiyormuş. Suç ortaklarım Erasmus değişim öğrencileri oldukları için kimse bir şey demedi. Avrupalıları tutup uzaklaştırma cezası veremezlerdi :)
    Bu yazılı kuralları birisi çıkıp uygulamaya kalkarsa halimiz duman.

  48. FST - 08 Ağu 2008 - 4:27 pm

    Mister No,

    Senden ümitli olduğumu önceden de söylemiştim. Erasmus dalgası bitsin iyice asılırsın artık blog davasına.

    Burada da “dog doesnt bite dog ” ilkesi işliyordur. Umulur ki adaleti önemseyen bir hoca çıksın.

    O konuda genelde iş öğrenci lehine gelişiyor. Nedense öğrenciler pek korkak, halbuki idarimakemeye başvursalar hocayı pişman ederler. Ben öğrenci olsam hocalardan epey para kazanırdım. Hatta bence nota itiraz davasını kazandıktan sonra “bana haksızlık yaptı” diye ilave bir de manevi tazminat davası açar adamı yahut kadını diğerlerine ibretlik hale getiririm. Sağdan soldan işittiğime göre hocalar hesap sorulamaz bir mevkideymiş. Hadlerini bildirmek lazım.

  49. Bulent Murtezaoglu - 08 Ağu 2008 - 4:42 pm

    Fethi bey (aslinda Obli bey),

    Ama siz hala benim AKP yandaşı olmadığıma ikna olmamışsınız ki, artık bundan öte yapabileceğim birşey yok.

    Bu bana da oyle guzukuyor, hatta denk geldikce sorup duruyorum. Ben de anlamadim nicin Obli bey oyle dusunuyor olmasiyla uyumlu yorum ve imalar yapar diye. Bir daha sormus olayim.

  50. Nihat - 08 Ağu 2008 - 9:56 pm

    Yukarida reklam sansuru konu olmus. Arcelik reklaminda hanimlarin etek boylarina rotus ve, burada aktarildigi kadariyla, Taraf’in siyasi icerikli sansurunden sonra, bir de buna bakin:

    Ulaş’ın maymunu Zaman’da kayboldu (Radikal).

    Bu Avea reklam karikaturunu gormenizi oneririm de, diyalog soyle:

    Ogretmen: Kim cevap verecek? Insanoglu ne zaman iki ayagi uzerinde dik durmaya baslamistir cocuklar?

    Ogrenci: Cep numarasini degistirmeden, fiyati daha uygun bir operatore gectikten sonra belini dogrultmaya baslamistir!

    Bence Zaman gazetesi, milleti aptal zannediyor. Sadece resimlere bakar, yaziyi sozu anlamayiz zannediyor. Insanoglunun iki ayak ustunde durmaya bir gecis yaptigi kabul ediliyorsa (ki soze dokunulmadigina gore ediliyor, onceki hali neydi Zaman tayfasinca? Tek ayakli, uc veya bes ayakli mi idik? Neyse, bir de, “dik durma” nuansi var tabii. Birisi, soru ayak sayisiyla ilgili degil, dik veya kambur durmakla ilgili derse, yine apismis kalmis olur bir laikci Darwinist daha. Vaka-i adiye yani…

  51. FST - 08 Ağu 2008 - 10:20 pm

    Nihat bey,

    Zaman gazetesinin sicili bu alanda pek parlak değil. Özellikle Ali Nesin ile uğraşmasını burada epey ele almıştım.

    http://www.izlenimler.net/2007/08/10/egitim-mi-degil-mi/
    http://www.izlenimler.net/2007/11/22/nesin-kislasi/
    http://www.izlenimler.net/2008/04/10/zaman-uyuma-ali-nesin-tasiniyor/

    Şu da var:

    http://www.izlenimler.net/2008/01/17/ben-desem-kabahat/

  52. Nihat - 08 Ağu 2008 - 10:41 pm

    Fethi Bey, linkler icin tesekkurler. Begeniyle okudum (ucuncusunu biraz ibretle okudum).

  53. Nihat - 08 Ağu 2008 - 11:05 pm

    Fethi Bey, bu ucuncusuyle ilgili (yani, imali/yakistirmali/genellemeli habercilikle ilgili) Amerika’dan bir izlenim aktarayim. Daha bir haftalik bir olay. Belli ki, NPR (National Public Radio) bir programinda, bir hafta-10 gun kadar once intihar eden 2001′de 11 Eylul’u takiben yasanan anthrax’li mektup gonderme eyleminin zanlisi bilimadamini konu etmis. Cikarsamam o ki, bu intiharin, FBI arastirmasini ve olayin tatminkar bicimde aydinliga kavusmasini nasil zora soktugundan bahis edilmis. Ama bir de, bu bilimadaminin lisede iken bir piyeste katil rolu ustlendiginden bahis etmisler. Benim dinledigim takip eden programda ise, sunucu, dinleyici yorumlarini aktariyordu. Dedi ki, cok sayida dinleyiciden “sahsin lise piyesinde ustlendigi rolun konuyla alakasi ne ola ki; kendinize gelin” seklinde azar yedik. (Tabii, Amerikan veya NPR usul ve adabina binaen, bu azarlara cevap verilmedi yayin esnasinda.)

    Bundan nasil sonuclar cikartilabilir, bir sonuc cikartilmali midir, karsilastirmalar yapilabilir mi, -mali mi? Girmeyi gereksiz goruyorum… Ama NPR’in dinleyici kitlesine yapilan genel yakistirmalar varsa da, kimse bu kitlenin, o anthrax’li mektup vasitasiyla islenen ic teror eylemine sempatiyle bakiyor olabilecegini iddia edemez. Yani, vatandasin, radyo programcisindan adeta bir mahkeme duyarliligi talep ediyor oldugunu tespit etmek gerekir herhalde.

  54. FST - 08 Ağu 2008 - 11:42 pm

    Nihat bey,

    Bizde bu tür tepkilerin verilmesi çok nadirattan olur gibime geliyor. Bu şahsi kanaatim tabii. Zaman, Hürriyet gibi bu işi adet haline getiren gazetelerin okurları da tersine yangına körükle gitmeye teşne olunca arkası kesilmiyor “… dikkat çekti, … şaşkınlıkla karşılandı” türü lafların.

    ABD’de bu yola başvuran medya kuruluşları da çoktur, Bülent bey arada “aman sadece Türkiye’de var zannedilmesin ha” diye örneklerini verir. Demek ki orada daha hassas bir dinleyici, okur kesimi var.

    Şu yazının yorumlarında da konu ele alınmış olabilir diye hatırlıyorum
    http://www.izlenimler.net/2007/10/25/hurriyete-yakismamis/

  55. Obli Vious - 09 Ağu 2008 - 1:01 am

    Fethi bey,

    Demagoji kelimesi aslında kullandığım birşey değil ama bakın verdiğiniz tanım ile bu yazıya getirdiğiniz eleştiri cümlesi birbirine uyuyor.

    Ona az sonra gelecegiz :)

    Benim yazdığım yazıda istifanın küçümsenmesi değil, istifa adı altında büyük payeli adamların küçülmesinin küçümsenmesi söz konusu.

    Ilginc. Bu tek cumle, bana sizin kendi liberalliginizi sorgulamaniz gerektigini soyluyor. Azzz sonra :)

    Siz ise “…ama bu yazida –yaygin karsilastigimiz sekliyle– istifa muessesesinin alaya alinmasi var” diyerek “ahalinin (hitap edilen kitlenin) duygularini, tutkularini ve/ya onyargilarini uyandirip kudret yada populerlik elde eden siyasi lider ya da konusmaci”ya yaklaşıyorsunuz.

    Bu da ilginc. Ilginc, cunku, konu hakkinda –populer medyamizin (read: Yeni Safak, Zaman, taraf vs) edindigi ses tonuyla ya da ona cok yakin bir yaklasimla– makale yazan ben degilim. Dahasi, ben makale (entry) de yazmis degilim –OK, benim yazdigim yorumlara birer makale degeri izafe ettiginizi anlayabilir ve bu ortulu iltifat icin size tesekkur edebilirim; ama, tarafsiz bakan birisinin gozunde bunlar birer makale olamazlar.

    Benim butun yaptigim, daire semai oturup ney neye soylerken, ‘bir de soyle bakilabilir’ diyerek –olsa olsa– kuddum etkisine yol acmaktir.

    Bence yazıyı amacından saptırıyorsunuz. (Muhtemelen iyi niyetle, konuyu istifa müessesesinin önemine, muhalif rektörlerin de zamanında benzer tavırlar gösterdiğine vs çekiyorsunuz.)

    Burası için insaf dedim.

    Yazinin amacinin ne oldugunu bilmiyorum. Ben sadece yazilanlari okuyabilirim.

    Ama, su ‘insaf’ kelimesini kullandiginiz iyi oldu.

    Liberalizm ile insafin nerede ortustugunu anlamama yardimci olabilirsiniz –isterseniz– simdi.

    Benim baktigim yerden, istifa bir protesto seklidir ve insanlar ya bireysel cikarlari icin, ya da sinifsal/zumrese/ulusal gibi daha buyuk cercevedeki cikarlari icin protestoda bulunur. bu ‘cikar’ da ister derhal isterse de gelecege matuf olsun, ozunde degismez: protestolar cikar amaclidir ve istifalar da birer protestodur.

    Iste burada benim kafam karisiyor.

    Benim bildigim liberalizm, ‘cikar’ unsurunu, cikarin ahlakiligini sorgulamak hakkini kendinde gormeksizin, kutsallastiracak derecede onemser…

    Bu dogru mudur?

    Dogru ise, sizin liberalliginize ne oldu? :P

    Bunu anlayabilirim. Ama benim esas gerekçem nasıl olsa görevden alınacakları değil, onların aslında istifa filan etmemiş olmalarıydı.

    Buraya donecegim, ama, once sizin disinizdaki bir bakisi elestireyim istiyorum:

    Istifalarin (ki, siz simdi bunlarin gayr-i vaki oldugunu soyluyorsunuz) teamul geregi oldugunu, dolayisi ile bu protestonun dikkate dahi alinmasinin gerekmedigini soyluyorlardi.

    Benim bildigim, kisiler mecbur olmadiklari halde baskalarinin iyiligi icin (isini kolaylastirdiklari icin) birsey yapiyorlarsa, bunlara en azindan tesekkur etmek lazim gelir. yani, otobuste giderken, benden daha yasli ya da oturmaga muhtac birisini gordugumde ona yerimi verirsem, en azindan bir tur tesekkur jesti beklerim –yarim agizla ya da robotik bir ‘Allah razi olsun’, ya da ’sagol’ filan.

    Ben, teamul geregi istifa etmis olduklarini soyleyenlerin, yine teamul geregi tesekkur eder bir halini gormedim. Siz gorduyseniz, bana da gormem icin yardimci olmanizi istirham edecegim.

    Simdi gelelim sizin dediklerinize, ki ‘istifa muessesesi ile alay etmek’ten kastim da biraz buydu. Siz, ilgili kisilerin universitedeki tum gorevlerinden, maas/ucret elde ettikleri tum gorevlerinden istifa etmemis olmadiklarini soyleyerek, sozkonusu istifalari onemsizlstiriyorsunuz.

    Iste, ben de bu noktada ‘ne yapacaklardi ki sizi samimiyetlerine inandirsinlar; meydanda gaz dokunup kendilerini yaksalar miydi?’ diyorum.

    Cunku, universitedeki tum gorevlerinden, maas/ucret elde ettikleri tum gorevlerinden istifa etseler bile, buna da bir kulp takmak –ozel univeristelerde islerinin hazir oldugunu soylemek– filan mumkundu..

    Yani, o tur bir yaklasimda, mustafinin kazanmasi mumkun degil; o yuzden bu yaklasimi dogru bulmuyorum.

    Buna, bir de, liberalizmin ‘cikar’ unsurunu onemseyisini eklendiginde, sizin bu protestolari –bilhassa da bu sekilde– kucumsemenizi cok da anlayabilmis degilim.

    Bence bu da haksız bir cümle. Kendiniz çalıp kendiniz söylüyorsunuz diyorsunuz ama senelerdir de siz, Bülent bey başta ve bazen umulmadık başka yorumcular pek çok konuda ciddi itirazlar getiriyorsunuz.

    Yani… benim dedigimi illa oyle okuyacaksaniz, benim de cevabim –mecburen– ‘demek ki senelerdir bir habbe kadarcik olsun ilerlemeye yolacabilmis degilim’ demek durumunda kalirim :)

    Benim beklemediğim ve size uyduramadığım eleştiriyi, itirazı bana göre alenen ve zorlama lduğu bariz şekilde hatalı yerden yapmanız.

    Bence o kadar da zorlama degildi.. Tamam, meramimi cok da iyi anlatabilmsi degilim belki –oyle de gorunuyor– ama, zorlama sonucunda yazmis degildim.

    Acaba bana kızdığı için mi diyorum ama neden böyle olsun, bu meselelerden dolayı ne ben bir sözden alınırım, ne de sizin kızmanıza gerek var.

    Uslubuma dikkat etmem gerekiyor belki de. Bu tur sorulari Metin beyin de sormasina yol aciyorum yakin zamanda.. 38 kisi daha buna benzer bir sey soylerse gidip kendime semer almam gerekecek.

    Peki. Aslında sizin kafanızdaki demokrat resmini bilsem o da işe yarar.

    Benim kafamdaki demokrat insan resmi, arasira bende de oldugu uzere, kafasi karmakarisik bir insanin resmidir :P

    Kısa cevaplar vereyim, kendimi demokrat olarak tanımlayamam, zira benim hissettiğim liberallik, demokrasinin bir takım şekli faydalarını zaten ihtiva eder.

    Cikari daha buyuk olanin oyunun da daha buyuk olmasi yani mi?

    Sosyal demokrasi, demokratik sosyalizm, demokratik islam vs. ise ister istemez liberal demokrasinin temel özgürlüklerin engellenmesine karşı birkaç kalem olan kısıtlamasının ötesine geçecek ve sonunda kaçınılmaz olarak kollektivist toplum tasavvurlarını realiteye dönüştürmeye çalışacaktır.

    Bunu bu uzun cumlede zor anlasilir sekilde soylemek yerine, keske, “sosyal demokrasi, demokratik sosyalizm, demokratik islam vs.ye karsiyim. Cunku, bunlar birer totaliter ideolojidirler” turunden soyleseydiniz. O zaman daha kolay anlardim demek istiyorum. :P

    Ama siz hala benim AKP yandaşı olmadığıma ikna olmamışsınız ki, artık bundan öte yapabileceğim birşey yok.

    Soyle soylersem meramimi daha iyi anlatmis olabilirim herhalde: Ben sizin AKP karsiti olmadiginiz kanaatindeyim. Yandasi olmadiginiz istikametinde kanaat pekistirmek icin de henuz erken gibi geliyor bana. [Bunu soyledigimde, yandas ya da karsit olmanizin –iki laternatiften birsini secmenizin– zorunlu oldugunu soyluyor degilim. Secim/tercih tabii ki sizindir. Ben sadece kendi kanaatimi dile getiriyorum.]

    Üsluba takılırsak, onu da şöyle söyleyebilirim, sizden de bu çapta bir yanlışlık belemediğimden olabilir.

    Biliyor musunuz? Ben, eminim nice buyuk/devasa capli yanlislar yapmisimdir; ama, bu elestirimin yanlis oldugu kanatinde degilim. Sizin sahsiniza yonelik degil zaten bu elestiri –fikirlerinizin.

    Mesela, her ne kadar ‘dusene bir tekme de sen vur’culuk seyrek sergilenen bir davranis bicimi degilse de, bu konuda cok fazla secici davranmak, tutarli olmak arzusu varsa, celiskilere hatta hic istenmedigi halde kucuk dusmelere yol acabileceginden, dikkatli olmak faydali olabilir.

    Rektörün istediğini yapabileceği açıktır, meğer ki kanunlarda açık bir yer olmasın. Bunda problemli bir şey var mı?

    Yok tabii ki. Sezar’in hakki Sezar’a..

    Fakat, teamul geregi bazi gorevlerden –protesto da ederek– istifa edenleri sadece ‘cikarci adiler’ olarak gormek bence cok da adil olmuyor.

  56. Nihat - 09 Ağu 2008 - 1:26 am

    Fethi Bey, tabii, ABD’de de partizan cok, kiskirtma ve doldurusa getirmeyi siar edinmis yayin organi cok. Illa da doldurusa gelmek isteyen yayin tuketicisi de ona keza. Ortalama Amerikalinin cehaleti ile ilgili parodiler malum. Ama benim gozlemim, ozellikle adalet ve yurttaslik anlayisi konusunda yabana atilamayacak olduklari yonunde. Ortalama gayet yuksek, baska deyisle. Hic umulmadik sahislardan, son derecede uygar ve olculu tepkiler alabiliyorsunuz. (Umulmadik dememden herhangi bir onyargiyi anlamakta serbestsiniz.)

    Biraz spekulasyon yapmak gerekirse, sunu sormak isterim. Sade yurtdaslardan olusan juri kurumunun Amerikan adalet sistemindeki yeri dikkate alinirsa, acaba baska turlu olmasi beklenebilir mi? Bu sistem mukemmel degil belki ama pekala isliyor.

  57. Obli Vious - 09 Ağu 2008 - 1:30 am

    Yukairdaki yazimda asagidaki kisim/paragraf orada olmayacakti. Yanlislikla kalmistir.

    Mesela, her ne kadar ‘dusene bir tekme de sen vur’culuk seyrek sergilenen bir davranis bicimi degilse de, bu konuda cok fazla secici davranmak, tutarli olmak arzusu varsa, celiskilere hatta hic istenmedigi halde kucuk dusmelere yol acabileceginden, dikkatli olmak faydali olabilir.

  58. Nihat - 09 Ağu 2008 - 1:54 am

    Obli Bey,

    Meraminizi gayet guzel anlatiyorsunuz. Imrendim dogrusu. Ozellikle gosterdiginiz enerjiye. Daha onceki bir yorumumda ifade etmeye calistigim gibi temel elestirinizde haklilik goruyorum. Tabii, burada yeni olmam hasebiyle, ve dahi mizac bakimindan olumlu gordugum ve fakat cok iyi tanimadigim kimselerle siddetli tartismadan bir yarar elde edemeyecegimi dusundugumden, biraz uzak duruyorum. Nacizane fikrim soyle… Fethi Bey, soyle bir gecis yapmis: “‘Gerçek İTÜ’lü laik olur’ türü gülünçlüklere takılmazsak [… elestirdiginiz elestiriler …]” Tam tersi, bu nokta disinda takilmaya deger cok sey yok. Baska deyisle, bu pozdur, insani kiskirtan, zivanadan cikartacak olan. Fethi Beyin, bunu bir kenara birakalim deyip, istifalari diger acilardan elestirmesinde, evet, biraz talihsizlik var.

  59. Bulent Murtezaoglu - 09 Ağu 2008 - 2:48 am

    Bu Taraf/Birgun Zaman/Radikal islerine baktim.

    Taraf’in reklami ancak degistirilirse kabul etmesi anlasilir bir sey Metin beyin dedigi gibi. Taraf’in bu ‘anlasilir’ seyleri yaparken ‘biz cok cesuruz’ havasinda olmasi da sasirdigim bir sey degil — ben zaten burada beklenen sekilde ilkeli olmalarini da cesur olmalarini da beklemiyordum. Bunu asagilamak icin soylemiyorum. Herhangi bir gazete eger digerlerinin basmadigi seyleri yayinlayacaksa, basina belanin kendi misyonun basmasini gerektirdigi seyleri yayinladigi icin gelmesini ve o misyona engel olacak sekilde basina bela gelmemesini tercih edecektir elbette. Buna yapilacak pek bir sey yok, isin karakteri bu. Reklam verenler Taraf’la uzlasip reklami degistirmisler zaten, hic vermeyip o gelirden mahrum ederlerdi en fazla.

    Zaman’in o maymunu silmesi ise sasirtici degil ama ilginc bir tarafa dokunuyor. Karikaturist bu isten haberi olmadigini belli eden bir demec vermis. Ustelik dava edebilecegini soylemis. Burada dava ihtimalinden bahsetmek komik olmayabilir. Fikri mulkiyet ile ilgili kanunlarda ‘ahlaki haklar’ diye bahsedilen haklar var. Mesela ismarlamis ve satin almis bile olsaniz, birinin yaptigi heykele onun rizasi disinda ne bileyim esek kulagi ekleyip turuncuya boyayip sergilerseniz dava edebiliyor. Reklam icin yapilan karikaturde durum nedir bilmiyorum, Turkiye’deki kanunun detayini da bilmiyorum ama eger davalik olurlarsa ilginc olabilir. (Metin bey? Bilirsiniz belki?) Bu durumda mudahaleyi kimin yaptigi da onemli herhalde. Reklami veren yapiyorsa Zaman’i ilgilendiren bir sey olmayabilir. Zannetmiyorum kendilerine parayla ilan veren birinin reklamina icazet almadan mudahale edeceklerini. Dava acilirsa ve basina yansirsa ogreniriz.

    Bu arada, tekrar, kullana kullana eskittigim bir Amerikan(?) lafini ekleyeyim buraya: “Freedom of the press is for those who own one.”

    Hazir tekrar yapiyorum bari birbirlerine bok atmaya gelince ‘ozgurlukcu’ kesilen gazetecilerin, nete sansur gelirken ses etmeyip canak tuttuklarini da hatirlatayim. (Dogan gurubu bas fail, Zaman da sevinerek duyurmustu ‘Bilgi Ihbar Merkezi’ni.)

  60. Obli Vious - 09 Ağu 2008 - 3:19 am

    Bulent bey,

    Taraf’in reklami ancak degistirilirse kabul etmesi anlasilir bir sey Metin beyin dedigi gibi. Taraf’in bu ‘anlasilir’ seyleri yaparken ‘biz cok cesuruz’ havasinda olmasi da sasirdigim bir sey degil — ben zaten burada beklenen sekilde ilkeli olmalarini da cesur olmalarini da beklemiyordum.

    Kazin ayagi, sizin –yukariya alintiladigim paragraftaki– son cumlenizde tasvirini buluyor.

    Taraf Gazetesi, okuyucularin gozunde, ozgurluklerin yaninda cesur davrandigi iddiasiyla var.

    Gercegin bu oldugu ya da olmadigi, yani Taraf’in gercekten cesur ya da ozgurluklerin yaninda olup olmadigi beni de ilgilendirmiyor.

    Ben sadece, okuruna, Taraf’in, sandiklari kadar ilkeli olmadigini gostermek istedim.

    Taraf, tabii ki, ilkeli filan olmak zorunda degil. Kendi ajandasi olabilir ve ona uymayanlari disarlayabilir.

    Benim sorunum o degil. Taraf’i muhatap almak zorunda degilim.

    Ama, okuyucusu, eger muhatap alinmak istiyorsa, esyanin gercek yuzunu gorup, Taraf’in tarafini luzumundan fazla tutmamalidir bence.

    PS: Zaman’i hep biliriz de, Yeni Safak’in sermuharriri ve gunumuz islamci liberal siyasetinin deniz feneri sayabilecegimiz Fehmi Koru’nun KGB [Kamu Guvenligi Bakanligi] teklifini unutmamak lazim.

    Edibe Sozen’den sonra sira herhalde buna gelecek. O zaman gormek isterim ben Fethi beyin ne yazacagini. Gerci, Koru bu teklifi yaptiginda [da] bir sey yazmamisti –o siralar odagi Hurriyet oldugu icindir belki de.. :P

  61. Nihat - 09 Ağu 2008 - 8:13 am

    Avea yetkilileri ne demis (demislerse) diye bakip duruyordum. Sonunda buldum bir sey:

    Zaman’a Uymadi (Hurriyet)

    Avea yetkilileri: Zaman Gazetesi’ne gönderdiğimiz karikatürün orijinali böyle değildi.

    (Yani, reklam verenle alan arasinda degisiklik icin bir iletisim yok? –N.)

    ZAMAN Genel Yayın Yönetmeni: Karikatür gündüz gelmesine rağmen gözümden kaçmış, görmemiştim. Gece yazı işlerinden aradılar, söz konusu karikatüre okuyucuların yarın büyük tepki gösterebileceği konusunda beni ikaz ettiler. Ben de karikatürün biraz belirsizleştirilebileceğini söyledim. Ancak gecedeki arkadaşlar abartmışlar. Yapılan şey güzel olmamış.

    (Emre Ulas, gececi arkadasi dava eder artik? –N.)

    Veya, diger ifadeleri ve suna binaen …

    Emre Ulaş ise olayı meğine, 80 yıllık cumhuriyete ve bilime saygısızlık olarak nitelerken, “Ne hale geldik. Saygısızlık boyutu çok anormal, söyleyecek bir şey bulamıyorum. Reklamverenin bundan haberi olduğunu zannetmiyorum. Zaman Gazetesi’nde bir sürü çizgilerini beğendiğim çizer arkadaşım var. Ama demek ki özgür çizemiyorlar, buradan bunu anlıyorum ben. Ya da hepsi aynı kafadan olan insanlar yazıyor çiziyor” dedi.

    … kendisi Fazil Say mertebesine ihale edilir, o sekilde icabina bakilir.

    Bu arada, Hurriyet’in haber basligina (Zaman’a Uymadi’ya yani) bakilirsa, Zaman’i kendilerinin hakiki mukabili kabul ediyorlar besbelli. Yakismis.

    Bunlardan benim cikardigim, kisi veya kurumlarin yanlis yapmayacagi varsayimindan hareketle, olur mu canim, koskoca gazete ile reklam sirketi arasinda bir teati olmadan boyle sey olmamistir falan demeye gerek yok. Derhal ilk akla gelen ugursuz ihtimaller uzerinden konusmakta beis yok dolayisiyla.

  62. FST - 09 Ağu 2008 - 9:50 am

    Obli bey,

    Bu da ilginc. Ilginc, cunku, konu hakkinda –populer medyamizin (read: Yeni Safak, Zaman, taraf vs) edindigi ses tonuyla ya da ona cok yakin bir yaklasimla– makale yazan ben degilim.

    Güzel ama bu benim demagoji yaptığım iddiasıyla ilgili birşey. Bana bu tür bir eleştiri gelse muhatabıma “pek de haksız değilsin” diyebilirim. Ben size bir ithamda bulunuyorum, siz ise “ben istediğimi yaparım ama yazıyı yazan sensin, benim demagog olmam normal sen kendini düşün” tarzında cevap veriyorsunuz. Asıl ilginç nokta burası olabilir mi?

    Benim baktigim yerden, istifa bir protesto seklidir ve insanlar ya bireysel cikarlari icin, ya da sinifsal/zumrese/ulusal gibi daha buyuk cercevedeki cikarlari icin protestoda bulunur. bu ‘cikar’ da ister derhal isterse de gelecege matuf olsun, ozunde degismez: protestolar cikar amaclidir ve istifalar da birer protestodur.

    İyi ama ben istifadan değil Atatürk heykeli önündeki şaklabanlıktan söz ediyorum. Siz ısrarla bunların zoraki de olsa takdir edilmesi en azından küçümsenmemesi gereken birşey olduğunu söylüyorsunuz.

    Ha, bu arkadaşlar rektör göreve başladıktan 1-2 gün sonra yanına gidip her ne kadar “muhalif de olsak nezaket gereği görevimizi bırakıyorsunuz, iyi çalışmalar” filan deseler anlarım. O zaman herhlde başta ben bu zoraki istifaları öper başıma koyarım.

    Iste burada benim kafam karisiyor.

    Benim bildigim liberalizm, ‘cikar’ unsurunu, cikarin ahlakiligini sorgulamak hakkini kendinde gormeksizin, kutsallastiracak derecede onemser…

    Bunu nereden çıkardığınızı bilmiyorum, kendisini hakiki liberal olarak gören Bülent bey isterse birşey söylesin, ben artık liberalizm konusunda ne söylesem boşa gidiyor.

    Bunu bu uzun cumlede zor anlasilir sekilde soylemek yerine, keske, “sosyal demokrasi, demokratik sosyalizm, demokratik islam vs.ye karsiyim. Cunku, bunlar birer totaliter ideolojidirler” turunden soyleseydiniz. O zaman daha kolay anlardim demek istiyorum.

    İyi ama siz “benim gibilerin dahi anlayabileceği şekilde” demediniz mi? Size basit bir cümle kursam şanınıza yakışmazdı, ben de elimden geldiğince uzun ve anlamsız bir cümle oluşturmaya çabaladım sonuç bu işte.

    Ben sizin AKP karsiti olmadiginiz kanaatindeyim.

    Bu doğru ama ilginç şekilde daha başka şeylerin de karşıtı değilim. Mihenk olarak AKP yandaşlığını almanız bence problemli. ‘Tamam yanında değilsin ama karşısında da değilsin, ne haber’ diyorsunuz. Ben AKP’nin, CHP’nin vs. yanında olunacak yerde yanında, karşısında olunacak yerde karşısındayım. Buna da sizi yahut bir başkasını ikna etmek zorunda olmamakla birlikte kendimden eminim. Niçin burada ulusalcı kemalistleri eleştiren yazı AKP yanlılarına göre daha fazladır derseniz (ki en az 80 defa dediniz) ulusalcıların budalalığı AKP yanlılarına göre daha fazla olduğu için derim. Mesela benden 4 yıldır hiç Zaman gazetesinin maymun oytarılığı türü bir yazıya yandaşlık gayretiyle meşruiyet getirme gayreti gördünüz mü? Ben görmedim.

    ama, bu elestirimin yanlis oldugu kanatinde degilim. Sizin sahsiniza yonelik degil zaten bu elestiri –fikirlerinizin.

    Peki, amenna.

    teamul geregi bazi gorevlerden –protesto da ederek– istifa edenleri sadece ‘cikarci adiler’ olarak gormek bence cok da adil olmuyor.

    Bu istifaların Atatürk heykeli altında saçmalayarak yapılması eleştiriye mazhar olmalarını gerektirir.

  63. FST - 09 Ağu 2008 - 9:54 am

    Nihat bey,

    Tabii, burada yeni olmam hasebiyle, ve dahi mizac bakimindan olumlu gordugum ve fakat cok iyi tanimadigim kimselerle siddetli tartismadan bir yarar elde edemeyecegimi dusundugumden, biraz uzak duruyorum.

    Bir süre daha kalırsanız sert tartışılsa da kırıp dökmediğimizi görebilirsiniz. Bazen ipin ucu kaçmaya yaklaşabiliyor ama Allahtan aklı başında adamlar var.

    Nacizane fikrim soyle… Fethi Bey, soyle bir gecis yapmis: “‘Gerçek İTÜ’lü laik olur’ türü gülünçlüklere takılmazsak [… elestirdiginiz elestiriler …]” Tam tersi, bu nokta disinda takilmaya deger cok sey yok. Baska deyisle, bu pozdur, insani kiskirtan, zivanadan cikartacak olan. Fethi Beyin, bunu bir kenara birakalim deyip, istifalari diger acilardan elestirmesinde, evet, biraz talihsizlik var.

    Yeni olduğunuzu belirtmeniz iyi olmuş, bu siteyi iyi bilseniz, bu yazının sadece ve sadece belirttiğiniz cümleyi laf arasına sokuşturabilmek için yazıldığını da kolaylıkla anlardınız. Bakmayın Obli beyin hiç o tarafa ayak basmayıp lafı dolaştırmasına.

    O şey kenara bırakılmış değil, bakmasını (sizin gibi) bilene yazının ortasına yerleştirilmiştir.

    Şu da İTÜ ile ilgili bir başka yazı:
    http://www.izlenimler.net/2008/02/12/doktora-toreni/

  64. FST - 09 Ağu 2008 - 9:55 am

    Bu arada bir de mali konuda haber var:

    http://www.haber7.com/haber/20080809/Universitelerin-vurgunu-110-milyon.php

    Aslında şu cümle üzerinde biraz konuşulmaya muhtaç:

    Örneğin, Boğaziçi Üniversitesi’nde 2002, 2003, 2004, 2005 ve 2006 yıllarına ilişkin giderleri üzerinde yapılan incelemede, öğretim üyelerinin dışarıya verdikleri hizmetler karşılığında elde edilen gelir döner sermaye yerine öğretim üyelerinin bizzat kendilerine ödendiği ortaya çıkarıldı.

    Öğretim üyesi iş yapıyor ama kazandığı para üniversiteye gelir yazılıyor.

  65. Bulent Murtezaoglu - 09 Ağu 2008 - 12:47 pm

    Fethi bey,

    Bunu nereden çıkardığınızı bilmiyorum, kendisini hakiki liberal olarak gören Bülent bey isterse birşey söylesin, ben artık liberalizm konusunda ne söylesem boşa gidiyor.

    Bu isin basima kalacagi belliydi. Once o ‘hakiki liberalik’ lafini ettigimi teyid edeyim (yuz yuze demis de olabilirim) ama baglami biraz degisik. Doktrini en iyi ben biliyorum diye degil, devlet veya ozel isletmede memur olmamak, sermaye kullanmadan serbest calismak, devletten bana emeklilik veya subvanse edilmis sigorta yoluyla para/destek akisi olmamasi, musterilerimin de devlet olmamalari filan gibi sebeplerle demisimdir onu. Yani ekonomik duzende herhangi bir seyin liberallesmesi beni — zaten oyle bir duzende yasadigiim icin — etkilemedigi gibi isime de gelebilir (buyurun ‘cikar’ iste). Universitede hoca olduklari icin bir yerde mecburen devlet memuru olmus liberallerin durumu daha farkli. Onlarin, cikarina uygun degil aslinda liberal olmak, serbest piyasa filanla yuz yuze de calisiyor degiller. (Gayet tabii ben bu halime — eger iyi bir halse ki olmadigini iddia etmek de kolay — sansim yuzunden geldim. O sansin olsumasinda devletin da dahli vardir.)

    Neyse, denen, ‘cikar’in liberallerce kutsal sayilmasiydi. Herhalde Obli beyin aklinda Adam Smith’in ahalinin ekonomik cikar yuzunden o gorunmez eli duzgun calistirmalari gibi cikarimlar var. Bunun ozgur ortamin bir sonucu olmasi, yani cikarin veya/hatta bencilligin ozgur ortamda kendisine faydali denebilecek bir duzene de destek olan yol bulmasi ile cikarciligin kutsanmasi farkli seyler. Ustelik cikar pesinde kosmak da kisitlamasi olmayan bir ortamda kosulsuz olarak mesru diyen yok. Yani, ne bileyim, birini dovup/oldurup malini almak yahut siddet tehtidiyle kole edip calistirmak da pekala cikara uygun olabilir, ama bunlarin kutsandigi bir ‘liberal’ teori yok benim bildigim. (Randcilarin bizim biraz cekistirip merhamet veya daha dar anlamda ‘altruizm’ de diyebilecegimiz seylere karsi oldugunu gosterebilecegimiz laflari olabilir. Randci varsa ses etsin, ben sevmem o fikriyati pek. Hepsini de bilmem.)

    Liberalizme yapilan itirazlarin bir kismi ozgurlukcu ortamin dayandigi prensibin degil bir sonucunun bu kotu hallerin olmasi, ’serbest pazarlik’ denen fiyat olusturma mekanizmasinin taraflarin gucleri arasinda buyuk asimetri oldugu durumlarda calismadigi gibi gozlemlere dayaniyor anlayabildigim kadariyla. Yani, itirazlar liberallerin cikari dogrudan kutsadiklari yonunde degil ozgurlukcu duzenin cikarin kutsandigi bir duzene esdeger olabilegi cikariminin uzerine bina ediliyor. O pozisyon savulunulabilir bir pozisyon (bkz. solun cesitleri) ama buradaki baglamda durumun o oldugunu gostermek zor olabilir.

    Bunlar benim oturdugum yerden simdi aklima gelen seyler. Bu konuda ciddi calisma yapanlar var da ben o literaure hakim degilim. Ilgililerin bunlari bulup okunmalarini, benim dedigime bakilmamasini tavsiye ederim.

  66. Bulent Murtezaoglu - 09 Ağu 2008 - 12:57 pm

    Nihat bey,

    Bunlardan benim cikardigim, kisi veya kurumlarin yanlis yapmayacagi varsayimindan hareketle, olur mu canim, koskoca gazete ile reklam sirketi arasinda bir teati olmadan boyle sey olmamistir falan demeye gerek yok. Derhal ilk akla gelen ugursuz ihtimaller uzerinden konusmakta beis yok dolayisiyla.

    Dogru diyorsunuz, cok hatir etmisim Zaman’a.

    Tesekkur ederim ek haberi buldugunuz icin, cok faydali oldu durumu daha iyi anlamamiza.

  67. Bulent Murtezaoglu - 09 Ağu 2008 - 1:16 pm

    Fethi bey,

    Öğretim üyesi iş yapıyor ama kazandığı para üniversiteye gelir yazılıyor.

    Isin kanun/yonetmelik tarafini ben bilmem. Duzenli maas, garanti is, hayatin sonuna kadar bakilma, hatta universite imkanlarini kullanma mukabilinde bu avantajlara sahip insanlarin emegiyle ortaya cikan kazancin da (belki bir kisminin) universiteye gitmesine dayali bir duzen pekala da olabilir. Bir yanlislik olmasi gerekmiyor yani is yapanin kazandiginin okula gitmesinde. Begenmeyenler ayrilsinlar serbest danismanlik yapsinlar. Bedava kullandiklari kutuphane, internetten akademik makalelere (okul para verdigi icin) ulasim, bilgisayar, yazilim, laboratuar filanlari da gelirleriyle kendileri temin etsinler. (Bunun icinde bu memeklette buyuk maliyet olarak internet de vardi yakin zamana kadar. Akademik paziyounu olan adamin ulaknet uzerinden hizli cikisini serbest calisan esek yukuyle para odeyerek — o da belki — alabiliyordu. Bu yeni sansur ve ciddi yapilirsa oynanip bozulmasi gereken protokollerin durumu Ulaknet’i etkiliyor mu onu da bilmiyorum.)

  68. FST - 09 Ağu 2008 - 1:26 pm

    Bülent bey,

    Sizi ister istemez hamama davet ettim, bir parça terlemenin zararı olmaz herhalde.

    Bu arada Ayn Rand’a atıfta bulunmanız iyi olmuş. Rand aslında merhamete karşı değil, hak etmeyene (mesela işkencecilere) merhamet gösterilmemesini filan söylüyor. Sivri tarafları olabilir ama fanatik Randcılık etmedikten sonra (ki kadının -kendisinin değil ama ilk anda etkileyen görüşlerinin- böyle bir yanı var, bir ara fanatik Randcı objektivistler görmüştüm) Ayn Rand’ın kapitalizmi açıklayan görüşlerini dikkate almak gerekir.

    Şurada epey detaylı bir mülakat var:

    http://www.bencil.org/4873/Without_fl/Html/roportaj.htm

    “Kapitalizm: Bilinmeyen İdeal” de epeydir Türkçeye çevrilmiş durumda, ben istifade etmiştim. Atlas serisi kalın kitaplar grubuna girdiğinden okunması zaman alabilir:
    http://www.ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=B5W6MSVFC2TW1OEAWJNC

  69. FST - 09 Ağu 2008 - 1:30 pm

    Bülent Bey,

    Isin kanun/yonetmelik tarafini ben bilmem. Duzenli maas, garanti is, hayatin sonuna kadar bakilma, hatta universite imkanlarini kullanma mukabilinde bu avantajlara sahip insanlarin emegiyle ortaya cikan kazancin da (belki bir kisminin) universiteye gitmesine dayali bir duzen pekala da olabilir.

    Zaten düzen sizin dediğiniz gibi. Döner sermaye denen yere 100 YTL yatarsa -yanılmıyorsam- 70 YTL’si okula, 30 YTL’si hocaya veriliyor. Bu durum Türkiye’deki hocaların pek hoşuna gitmiyor. En azından “canım ne uğraşacağım, işi yap parayı okul alsın” diyen çok çıkıyor. Genelde kaçak çalışıyorlar.

    Ben bu alıntıyı yaparken duruma işaret etmek istedim, böyle bir şey var. Bana kalırsa da mevcut durumda bir problem yok. Yalnız hocaların geliri zaten fena olmadığından, büyük miktarlarda olmayan paralar için ellerini kaldırmak istemeyebilirler.

  70. Bulent Murtezaoglu - 09 Ağu 2008 - 2:16 pm

    Fethi bey,

    Rand aslında merhamete karşı değil, hak etmeyene (mesela işkencecilere) merhamet gösterilmemesini filan söylüyor. Sivri tarafları olabilir ama fanatik Randcılık etmedikten sonra (ki kadının -kendisinin değil ama ilk anda etkileyen görüşlerinin- böyle bir yanı var, bir ara fanatik Randcı objektivistler görmüştüm) Ayn Rand’ın kapitalizmi açıklayan görüşlerini dikkate almak gerekir.

    Bu fanatik Randci dediginiz profildeki insanlar ilk anda buna kapilmis olanlar kadar Rand Institute denen yerin yoneticileri de olabiliyor. Ozellikle Irak harbi icin acayip laflar edebiliyorlar (oradan aklima geldi, Rand’in yazdiklari aklimda degil, hepsini de okumadim). Surada soyle ifadeler var merhamet ile ilgili mesela:

    Stark evidence of the enemy’s growing audacity came in March with the grisly murder and mutilation of four American contractors. America’s response to the attack confirmed the militants’ expectation that they can get away with murder. Following the attack, U.S. forces entered the city of Fallujah vowing to capture the murderers and punish the town that supports them. But such resolve was supplanted by compassion.

    [devam ediyor bu ‘merhamet’in ne kadar zararli oldugunu anlatarak ve sununla bitiriyor]

    Though Washington may be blinded by the longing to buy the love of Iraqis, our service men know all too well that (as one put it): “When you go to fight, it’s time to shoot–not to make friends with people.” In its might and courage our military is unequaled; it is the moral responsibility of Washington to issue battle plans that will properly “shock and awe” the enemy. Eschewing self-interest in the name of compassion is immoral. The result is self-destruction.

    Bunu yazan da Ayn Rand Enstitusu’nun direktoru. (Site ayakta degil google cacheden okudum ve alintiladim ben).

    Simdi, bu yazinin ozellikle Istanbul’da otururken okundugunda ne kadar itici gelecegi ortada. Itici gelmesi aslinda gayet acik ve samimi olmasindan da kaynaklaniyor olabilir, yani adamlari acik konusuyorlar diye elestirmek dogru degil. Ben boyle konusulmasini tercih ederim dansozluk edilecegine. Orasi oyle de, en nihayet kollektif cezalandirmaya varan goruslerin ve bu baglamda merhameti zaaf olarak algilamanin da benim baktigim yerden hosgorulecek bir tarafi yok.

    Yine o enstituden Peikoff’un da akla ziyan laflari vardi. Diger uctan (von Mises, Rothbard filan ekolu) buna bulasanlar olmustu, mesela su: The Objectivist Death Cult.

    Diger taraftan dediginiz kitaplarin okunmasinda zarar vardir demiyorum tabii. Tavsiyeleriniz icin tesekkurler.

  71. Bulent Murtezaoglu - 09 Ağu 2008 - 2:30 pm

    Fethi bey,

    En azından “canım ne uğraşacağım, işi yap parayı okul alsın” diyen çok çıkıyor. Genelde kaçak çalışıyorlar.

    Ogrencileri de kullaniyorlar mi ‘kacak’ calisirken?

  72. Mister No - 09 Ağu 2008 - 2:41 pm

    Fethi bey belki bu konu sizin ilginizi çeker: