Archive for Eylül, 2008

Nerde Bu Devlet-II: Bu Nasıl İş?

FST Eylül 28th, 2008

bogzci.jpgBoğaziçi Üniversitesinin kanun tanımaz rektörünün başörtüsü takanları kağıt imzalatıp içeri alması üzerine özetle ‘nasıl olur, başı kapalı öğrenci okula bir kağıt imzalamayla girebilir mi? Öyle ise diğer üniversiteler de kağıt imzalatsın, bu ülkede uygulama okuldan okula göre nasıl değişir, Tevhidi Tedrisat yok mu, YÖK kuralları Boğaziçinde sökmüyor mu, nerde bu devlet’ diye epey söylenmiş, üstelik koca bir sakalı olan rektör hakkında kılık kıyafet yönetmeliklerine göre işlem yapmayan amirlerini de eleştirmiş, ‘bu ülkede bağımsız savcılar yok mu, alenen kanunlar deliniyor, kanun yoksa biz de bilelim sakalı göbeğe kadar salalım, hergün traş olmak için harcanan para ve zamana yazık değil mi’ şeklinde hukuk adamlarını göreve çağırmıştım. Bugün konuyla ilgili bir gelişme daha okudum:

Üniversitenin açıldığı gün türbanlı öğrencileri “kampusa türbanla girmenin doğuracağı hukuki sonuçları önceden kabul ediyorum” yazılı kağıt imzalatarak içeriye alan Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kadri Özçaldıran, tepkiler üzerine öğrencilerle yeni bir formül üzerinde anlaştı. Önceki rektör Prof. Dr. Ayşe Soysal döneminde derslere türbanla giren öğrenciler, Özçaldıran ile yaptıkları anlaşma sonucu türban yerine “farklı bağlama, kapüşon ve şapka” kullanacak.

Öğrencilere kağıt imzalatmasının nedeninin “yaptıklarının sorumluluğunu almaktan ibaret” olduğunu savunan Özçaldıran, öğrencilerini iddia edildiği gibi “fişlemediğini” belirterek, şöyle dedi: “Yanlış anlaşıldığı için kaldırdık. Fişleme, gözüne soka soka kağıt imzalatmak değildir, habersiz yapılır.”

Bu imza ‘Mahkeme kararlarına rağmen böyle davranmayı seçebilirsiniz o zaman seçimlerinizin arkasında durun’ anlamına geliyordu.” Gerginliğin ardından ertesi sabah “Çabuk bana öğrencileri temsil edebilecek bir kaç tane arkadaş yollayım” diyerek, iki öğrenci temsilcisi ile görüştüğünü söyleyen rektör, öğrencilere yaptığı açıklamayı şöyle anlattı:

“Öğrencinin ne başına, ne piercing’ine karışırım. Ama bu hoca Kadri. Rektör olarak ise sorumluluklarım var. Öte yandan burası Boğaziçi. Ben size yasaları anlatarak, bunun sorumluluğunu taşımanızı istedim. Bu kağıdın anlamı da bu.” Özçaldıran, öğrencilerin ise “Madem ki türban rahatsızlık doğuruyor o zaman biz onu simge şeklinde bağlamayız, başka şekilde bağlarız, kullanırken de onu kamufle eder, kapüşan ve şapka takarız” çözümünü sunduklarını söyledi. Özçaldıran rektör yardımcıları ile yaptığı görüşme sonucunda da bu fikrin benimsendiğini anlattı.

Şu olayı neresinden tutalım? Koca ülkeyi 15 senedir sallayan, iktidar kellesi alan, bir vaatle iktidar getiren, milyonların hayatını karartan, ağartan, etkileyen başörtüsü yasağı rektör ve yardımcıları iki dakika görüşüp ‘tamam abi, simge gibi bağlamasın olur’ denerek çözülecek birşey mi? Bu kadar basitse bir yıldır ülkenin yeni anaysasına madde konulsun diye uğraştırılmasına gerek var mıydı? Haydi onu geçtik, bu çözüm mümkün mü? Anayasa Mahkemesi sadece ve sadece öğrencilerin başının örtülü olması konusunu rejim tehdidi saymıyor mu? Boğaziçi üniveristesi alenen kanunları, teamülleri hiçe sayıyor.

Üniversitelerde başörtüsü kadar kız öğrencilerin başını atkı, şapka hatta peruk ile kapatmaları da yasaktır. Bunların tümü soruşturma açılması ve kızların okuldan atılması için sebeptir. Konunun kızın başına örttüğü şeyle bir alakası yoktur, kızlar babaanneleri gibi, köydeki halaları gibi yahut bugs bunny gibi de başlarını örtseler rejim açısından durum değişmez. Değişir deniyorsa, bir rektör erkek gibi çıksın bunu kamuoyuna deklare etsin ‘tamam türban dini simgedir ama benim anamın başındaki örtü de simge değil ya, öyle örteni alacağım’ desin bakalım ne oluyor. Türkiye’deki tüm üniversiteler ertesi gün başlarını anneleri gibi örtmüş kızla dolmazsa ben adam değilim. Hatta atkı, şapka serbest olsun, üniversite önünde atkı, şapka satmak için ilk girişimi ben yaparım, zira bu işten elde edeceğim kazançla zamanında Vitali Hakko’nun elde ettiği serveti sollayacağıma eminim. Kızların derdi başını örtmek, ister şapkayla, ister türbanla, ister tülbentle. İşin moda kısmı arkadan gelir.

Diğer taraftan, Boğaziçi rektörüne -fişleme dışında- katılmıyorum. Kadri hoca ile rektör birbirinden ayrı iki adam olmamalıdır. Eğer Kadri hoca samimi olarak öğrencilerin hürriyetine taraftar ise ve rektör olduğunda bu işin değişeceğini düşünüyorduysa rektörlüğe aday olmamalıydı. Doğru olan ‘burası Boğaziçidir, burada yasakçılık olmaz, Ayşe hanım döneminde kanunları göstere göstere nasıl çiğnediysek şimdi de çiğneriz, bir şeyin kanun olması onun doğru olduğunu göstermez’ demesiydi. Bunu diyemeyeceksen Marksın mübarek sakalını göbeğine kadar salmayacaksın, herşeyin bir bedeli var.Yahut da yöneticiliğe aday olmayacakın.

Diğer üniversite rektörleri, öğrencileri, haydi bakalım sıra sizde. Demek ki ortada kanun filan yok ki savcılar ses çıkarmıyor. Yarından tezi yok bugs bunny tarzı başörtüsü, tülbent, atkı ne bulursanız kafaya dolayıp üniversite kapısına dayanıyorsunuz. Türban dini simge diyenin de lafını ‘al, anayın başındaki örtüyle geldim’diye ağzına tıkıyorsunuz. Rektörler, haydi bakalım, yardımcılarınızla bir toplantı yapın, siz Boğaziçinden eksik misiniz? Kanunlar orada geçmediğine göre size de geçmeyecek demektir.

Bunlara İyilik Yaramaz

FST Eylül 28th, 2008

patpat.jpgDaha evvelki gün devletimizin büyük fedakarlık timsali valisini görüp ‘bunu eleştirenler alçak ve nankördür, devletin valisi merkebe mi binecek’ şeklinde buradan mesaj vermişken bugün yine o bölgeden bir başka haberle karşılaştım. Bu defa haberdeki taşıt aracı patpat denen Türk icadı tuhaf makine. Bunlardan Afyon civarlarında görmüştüm, şimdi tipi filan düzelmiş yurt sathında yaygınlaşmış. Tabii tutup vali patpata binsin demiyorum, bana kalırsa birşeye binmesine de gerek yok otursa yerinde yolluk ve yevmiyeden yapılacak tasarruf açısından daha iyi ya, haberde okullarına patpatla giden ilkokul öğrencilerinden bahsediliyor:

ZONGULDAK’ın Alaplı İlçesi’ne bağlı Aydınyayla Köyü’ndeki 42 öğrenci, ilçe merkezinde bulunan Yatılı İlköğretim Bölge Okulu’nda (YİBO) eğitim görmek istemeyince, taşımalı sistem kapsamına alınmadı.

[…] İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, 2008-2009 eğitim ve öğretim yılı için de Aydın yayla Köyü’ndeki 6-7 ve 8’inci sınıf öğrencileri taşımalı sistem ihalesine dahil etmedi. 1 yıl boyunca çocuklarını kiraladıkları servis ile okula gönderen veliler, bu yıl için de bir minibüs ile anlaştı. Ancak bazı velilerin, birinci haftanın sonunda servis ücretini karşılayamayacaklarını söylemesi üzerine öğrenciler ortada kaldı.Veliler, 8 eğitim günü okula gitmeyen çocuklarını dün pat pat motorlarıyla Dağköy İlköğretim Okulu’na götürmeye başladı. Pat pat motorlarının kasalarına doluşan öğrenciler, 7 kilometre uzaklıktaki okula gidip geliyor. Köy muhtarı Mehmet Ali Akar, öğrencilerin bir kısmının geçtiğimiz yıl YİBO’da eğitim gördüğünü belirterek, “Çocuklarımız oradan memnun kalmadılar. Orada çocuklarımıza kötü davranılmış. Geçen yıl ağlayarak okula gidiyorlardı. Biz de bu yıl mecbur kaldık pat patlarla eski okullarına götürmeye” dedi.

[…] Geçen yıl YİBO’da kendilerine kötü davranıldığını, başka köylerden gelen öğrencilerle kavga ettiklerini ileri süren öğrenciler ise, “Biz orada okumak istemiyoruz. Ailelerimizden ayrılmak da istemiyoruz. Bir haftadır okula gitmiyoruz. Eğitimimizden geri kaldık. Servis parasını devletin karşılamasını istiyoruz. Çünkü pat patların üzerinde böyle sarsılarak okula gitmek zor oluyor. Soğukta üşüyoruz. Kışın zaten hiç gidemeyiz” diye konuştu.

İlçe Milli Eğitim müdürü de devamla mevzuat şöyle böyle türünden laflar etmiş. Bu memurla konuşan gazetecinin aklına neden ‘Yatılı bölge okullarında çocuklara kötü davranılıyormuş, konuyla ilgili ne tedbir alıyorsunuz’ sorusu gelmez ilginç. Gerçi kendisi de eski bir öğretmen olan müdür herhalde öğrenciye şiddeti meşrulaştıracak andavalca laflar edeceğinden, söyleyeceği şeylerin bir anlamı olmayacaktır ama en azından bunun medyaya yansıması iyi olurdu.

Diğer taraftan Zonguldak valiliği bu işe nasıl çözüm bulabilir? Birinci yol, velilere çocuklarını kanunlara uygun olmayan şekilde başka okula gönderdikleri için ceza kesmek olabilir. Ne demek çocuklara kötü davranılıyor, devletimiz babadır, sevdiğine pek rastlanmasa da dövecek elbette, eğitim hakkı kutsaldır, tüm çocuklar, özellikle de köylü, arkası olmayan fakir çocukları bu haktan sopa zoruyla yararlandırılacaktır. Diğer taraftan diyelim vali insafa geldi, Boğaziçi rektörü yahut elektrik çalana acıyıp ceza vermeyen hakim gibi, her kanun uygulanmayıversin dedi, peki bu çocukların benim tahminimce yılda 10 bin ytl tutacak taşıma gideri nasıl ödenecek? Az para değil, valinin aylık maaşını buluyor neredeyse.

Ama bir dakika durun, valinin 150 Bin Euro düzeyinde yeni makam arabası almak için ihtiyat akçesi olduğunu Bolu valisi örneğinde görmüştük. Bolu valisi ülkesini çok sevdiğinden bunun 117 Bin avrosu ile otomobil almış gerisini yüce gönüllülük göstererek ülkeye bağışlamıştı ya, arada kalan 33 Bin avro acaba bu işe seferber edilebilir mi? Yaptığım detay hesaplamaya göre 33000X1.8=59400 YTL bir para boşta duruyor. Bu parayla bölgedeki bir çok köye servis hizmeti verilebilir. Ha, vali eski arabasına tüp taktırsın binsin, babasının malı mı devlet bütçesi denirse 150000X1.8=270 Milyalık bir para artar ki, bununla daha çok köye hizmet götürülebilir.

navara.jpgTabii valiyi etkilemek isteyen milli eğitim müdürleri bu paranın milli eğitimin fakru zaruret içinde harap ve bitap oldukları için öğrencileri dövmek zorunda kalan öğretmenlere ek ödenek olarak yahut falanca ilçe milli eğitim müdürüne yeni bir lojman için kullanılmasını da önerebilirler. Artık valinin insafına kalmış, herhalde okullarda serserilik ettikleri için haklı olarak kötü muamele göre 9-10 yaşlarındaki sıpalara devletin şerefini temsil eden, cumhuriyetin rejim bekçisi öğretmenlerini yedirmeyecektir.

Uzun lafın kısası, bizim halkımız iyilikten anlamaz, bunlar fakir ve sefil olmaları yanında cahildir de, kendi kabahatlerini şerefli yatılı okul öğretmenlerine yıkıp utanmadan bir de devletten ayda 40 lira servis parası isterler. Vermeyin alçaklara parayı, hatta daha iyisi bu parayla öğretmenlere çift kabin (tercihan benzinli) araçlar alın, öğretmenlerden timler oluşturun, bunlar yatılı okuldan kaçıp dayaktan kurtulan fakir çocuklarını köylerinde yakalayıp orada hadlerini bildirsinler. Nedir yahu, başı sıkışan devletten para istiyor, pis dilenciler, devlet koca valinin itibarını mı düşünecek ayaktakımının okul derdini mi. Açmış yatılı okul, bedava gidip okuyun, terbiyesiz nankörler.

Bu nedir yahu, hep öğretmen suçlu, hep devlet suçlu. Öğrencide, vatandaşta hiç mi kabahat yok?

Tevazu

FST Eylül 26th, 2008

q7.jpgDevlet ciddiyeti ve tevazuyu birbirinden ayırmak lazım. Bolu’ya yeni atanan vali göreve geldikten 4.5 ay sonra yeni bir makam aracı aldırmış. Konu medyaya intikal etmiş, şöyle deniyor:

15 Mayıs’da Bolu Valiliği görevine başlayan Halil İbrahim Akpınar, makam aracı olarak kullandığı 1998 model Mercedes S 320 ve arazi aracı 1997 model Toyota Land Cruiser’ın eskimesi üzerine yeni makam aracı olarak Valilik bütçesinden 117 bin 500 Euro’ya ‘Audi Q7’ cip aldı. Mercedes S 320 Vali Konağı’nın garajında dururken, Toyota Land Cruiser ise İl Özel İdare Müdürlüğü’ne ait araç parkına çekildi.

Kullandığı makam araçlarının eskidiğini belirten Vali Akpınar konuyla ilgili şunları söyledi:

“Valilik bütçesinden aldık. İki aracımız vardı. Bir tanesi 1997 model Toyota Land Cruiser cip. Bu araç çok yakıt tüketiyordu ve bir depo benzinle Ankara’ya gidemiyorduk. Satışa çıkardık alan da olmadı. Bir diğer araç da Vakıflar Bankası’nın bize vermiş olduğu Mercedes model, 3200 motor olan bir araç. Araçların yenilenmesi gerekiyor diye düşündük. Araç alırken de çok lüks bir araç almadık. Valilerin genelde kullanmış olduğu araçlar Mercedes S 320 ve bu tip araçlar. Bunların fiyatı da 150 bin Euro civarında. Biz çok mütevazı olan bir araç aldık.”

Akpınar, ‘Makam aracını tasarruf amaçlı mı aldınız?” sorusuna ise, “Araçlar hem eskiydi, hem de tasarruf amaçlı” diye cevap verdi.

Yahu şu devlet memurundaki fedakarlığa bak, milletin malına ancak böyle sahip çıkılır, helal olsun. Sen tut Mercedes yerine Audi Q7 al, bu millet bu fedakarlığı ömür boyu unutmaz. Gerçi laf arasında ‘valilik bütçesi’ diye bir yer gördüm, herhalde vali maaşından birikim yapıyor, yoksa bu kadar titiz bir adamın devlet bütçesini kullanıp cip alacak hali yok. Bir de ‘madem 3200 motorlu Mercedes çok yakıyor, satın onu 2000 motorlusunu alın, beşte birini yakar yahut 2000 motora tüp taktırın, tasarruf onda bir olsun’ diyen çıkabilir ama unutulan bir yer var.

Kardeşim bir devletin ciddiyeti onun valisinin, memurunun azametiyle ölçülür. Bir vali asla pısırık durmamalı, sırık yutmuş gibi dik yürümeli, her an fotoğraf çektirecekmiş gibi kaşları çatık olmal, halkın önünde atraksiyon babından bir iki adam azarlamalıdır. Bunlar valinin tek görevidir, yani gerçek anlamda konuşuyorum, bir şehirde vali olmasa, adam özel köşkünde ölse, bir kaç ay kimsenin haberi olmaz. Zira yaptığı bir iş yoktur. Yolluk ve yevmiye amaçlı Ankara, İstanbul, yurtdışı gezileri hariç.

Neyse, benim aklıma gelen birşey daha var. Tamam arabada tasarruf amaçlı bir 117 bin Euro harcanmış, ev ne olacak? Bu adamın kaldığı evin lüksü, uşağı, bahçıvanı acaba şanına yakışıyor mu? Eski evlerde tamirat gideri de olur, tasarruf amacıyla 1 milyon euroluk bir konak inşaatına başlanması gerekmez mi? Her şeyi de ben aklıma getirecek değilim ya, Vakıflar bankası idaresi, haydi bakalım, valiye şöyle triplex bir villa hediye edin, adamın asabını bozmayın.

Lütfen devletin ciddiyet, azamet, gurur, onur vs. vasıflarını ayaklar altına almayalım. Benim devletimin valisi nasıl Mercedes pahalı geldi diye Audi’ye biner, bu hepimizin utancı olmalı. İşte şimdi inandım arkadaş, bu AKP hükümeti sata sata valisini dahi mağdur duruma düşürmüş. Yazıklar olsun.

Nerde Bu Devlet

FST Eylül 26th, 2008

caldiran.jpgİki gündür sabrediyorum ama herşeyin bir sınırı var. Boğaziçi Üniversitesindeki rezilliği görüyorsunuz. Tüm Türkiye’nin 15 yıldır mücadele ettiği başörtüsü yasağı meğer bu üniversitede eskiden beri deliniyormuş da haberimiz yokmuş. Yeni rektör gelip devletin yasalarını uygulamaya kalkınca da kanun tanımaz öğrenciler, gericiler, liboşlar dört koldan adama saldırıya geçtiler. Dün gördüm, uyduruk bir kağıt imzalanmakla birlikte başı örtülü kızlar okula alınıyordu. Yahu nerede yaşıyoruz, hukuk, kanun, nizam, intizam yok mu? Başörtüsü ile okula gitmek serbest kaldı da bizim mi haberimiz yok? Bu devlette kanuna uymayana yaptırım uygulanmıyor mu? Kapıdaki polisler, Rumeli Hisarüstü karakol görevlileri, avukatlar, savcılar başçavuşun beygiri mi, bu kızlar nasıl olur da devletin güç kullanma zoruyla dışarı atılamazlar? Okul yöneticileri nasıl olur da güvenlik güçleri marifetiyle bu kızlara haddini bildirmezler?

Boğaziçi Üniversitesi Türkiye sınırları dışında mı, orada kanun, kitap geçmiyor mu? Öteki üniversitelere giden kızlara uygulanan yaptırım söküyor da burada neden sökmüyor? Çıldırmamak elde değil. Boğaziçi rektörü de kofti adammış, zaten göbeğine kadar bir sakal koymuş, tuhaf tipin teki. İlk gören müteveffa Marks mezardan çıkıp geldi zanneder. Ha, devlet memuru nasıl sakallı olur o da ayrı bir muamma. Devletin gücü bu adama yetmiyor mu? Aybaşında maaşı alırken iyi de, sakalsız olunacak yasasına uymamayı ne yapalım? Savcıla, avukatlar, polis, asker herneyse şu adamı tutup ‘ya sakalı kesersin, ya da aylık 8-10 milyar maaşa veda’ diyemiyor mu? Sıkılasınlar bakın nasıl kanunlara uyacak.

Evet, Boğaziçinde hem sakal hem başörtüsü üzerinden kanunlar çiğneniyor, biz buradan seyrediyoruz. Anlaşılan Bursa Nutkunu hatırlatmanın zamanı geldi. Ey ulusalcı gençler, polis, avukat, hakim, savcı kanunları yerine getirmiyor, daha ne duruyorsunuz, Ergenekon korkusunu aşın artık, gün bugündür, permatikleri alıp şu adamı sinekkaydı bir çağdaşa çevirelim, kızların da kafalarına birer pösteki benzeri peruk atar devletin namusunu kurtarırız.

Yeniden haykırıyorum, nerde bu devlet, kanun varsa çiğneniyor, ses çıkaran yok. Ha, başı örtmeyle ilgili kanun yoksa  o zaman bu yasak niye var, lakin orasını karştırmayalım, fiili duruma odaklanalım.

Bu kadın nereye bakıyor

FST Eylül 25th, 2008

miltvekili.jpgDün bir haber gördüm CHP milletvekili bir hanım ön safta cenaze namazı kılmış, güzel bir jest, yalnız resimde bana tuhaf gelen bir yer oldu, herkes sola bakarken bu hanım neden sağa bakıyor? Ben bir açıklama bulamadım, selam verirken karıştırmış olabilir yahut gecikmiştir belki diyeceğim ama kırk yıllık cami cemaati gibi öne geçince bunu biliyordur herhalde. Yok protokol gereği milletvekili ön safta yer alır deniyorsa onu bilemem.

Geçenlerde de benim tanıdığım, aktif CHP mensubu bir hanım ile cenaze namazındaydık, babasının cenazesini en önde kıldı o da ama başına bir tülbent örtmüştü. İmam mırın kırın edecek oldu, içinde her görüşten adam olan cemaat başta ben ’sen işine bak imam efendi, namazı kıldır maaşını al’ dedik. Dolayısıyla dünkü resimde bana tuhaf görünen CHP’linin namaz kılması ya da kadının başı açık ön safta olması değil sadece milletvekilinin farklı bir yere bakması (ve elini biraz aşağıdan birbirinin üstüne koyması) oldu.

CHP için yeni birşey değil tabii bu, Deniz Baykal da Sosyalist Enternasyonalden kovulma lafları çıkmadan evvel oralarda gezerken Kudüste namaz kılmıştı, Baykal’a dikkat etmiştim, mızraklı ilmihalki hatmetmiş gibi tadili erkana riayet ediyordu. Zaten torunlarını bayram namazına götüren sorumlu bir dede olduğu da malum. Hatta CHP bir defa da iftar verip hepimizi şaşırtmıştı, hatırlayan çıkar. Deniz Baykal ile Ertuğrul Özkök’ün iftarı da var ama o biraz farklı konudaydı.

Kısaca, bu açılımın CHP kadınlarına da yol göstereceğini zannediyorum. CHP halkla bütünleşsin denmişti, biraz iğreti de olsa bu yolda bir adım atılmış, bravo.

Yerel Seçimler ve MHP’nin ‘Atağı’

FST Eylül 25th, 2008

konya.jpgTercüman gazetesi yerel seçim anketi yapıyormuş, baktım MHP tüm Türkiye’de atağa geçmiş. Zaten gazete de MHP atağa kalktı diyor. Demek ki önümüzdeki günlerde yerel seçimler üzerine epey gürültü kopacak. Yalnız bir iki şehir var ki bana ilginç göründü, tamam, koca Tercüman gazetesi uyduruk anket yapmaz ama Diyarbakır ve Konya ile ilgili son durum şuymuş:

Diyarbakır AKP: % 32.61   MHP:  %28.41  DTP: %18.42

Konya AKP:% 30.07    MHP:%30.22   CHP:% 29.8

Üşenmeyip son yerel seçim sonuçlarına da baktım,

Diyarbakır AKP: %30.79    MHP: % 1.33   DTP (SHP): %41.8

Konya AKP: %54   MHP: %13    CHP: %8.6

diyarbakir1.jpgMHP hakikaten atağa kalkmış, yaygın tabirle Konya ve Diyarbakır’da eşşek koysa kazanacak hale gelmiş. 2004 yılında Diyarbakır’da yüzde 1 olan oy yüzde 28′e fırlamış görünüyor, hem de seçimlere bir sürü zaman var, Allah bilir aradaki ataklarla yüzde 100 oranına bile ulaşılabilir. Konya’da ise halk arasında AKP’nin yüzde 70 ile rekor kıracağı filan konuşuluyor, demek ki külliyen yalanmış, işte apaçık istatistik ve rakamlar Konya’da MHP’nin yüzde 13 olan oyunu şimdiden yüzde 30′a çıkardığını gösteriyor. Milliyetçiler dincilerin kalesini düşürecek anlaşılan.

Ben de büyükşehirde yaşamamama rağmen gittim oy verdim, şöyle yapıyorsunuz, şehri ve oy vereceğiniz partiyi seçip göndere basıyorsunuz, çok kolay. Ha, ‘yahu bu Tercüman denen gazeteyi MHP’liler dışında alan, sitesine giren mi var, belki bir kısım da ulusalcı, tabii MHP fazla oy alır, hatta az bile almış demek MHP’nin oyu aslında düşüyor’ diyorsanız ona birşey diyemem, anket ankettir, rakamlara güvenelim derim.

Becerebilirsem ben de bir anket koyayım yan tarafa, oradan nabız yoklarım.

Yaptık da yaptık

FST Eylül 24th, 2008

akilliisaret.jpgRTÜK başkanı Hürriyet gazetesine cevap verirken arada anlamsız şeyler söylemiş. Bu adamlar gerçekten kendilerini ve çalıştıkları devlet kurumlarını çok önemli zannediyor herhalde. Geçenlerde TRT genel müdürü de saçma sapan konuşuyordu. Halbuki RTÜK olsa ne olmasa ne. 7-8 yandaş ve bir sürü memur çöplensin diye açılmış, yeri geldiğinde iktidarların borusunu öttüren ucube yerler. Neyse şöyle şeyler söylemiş Akman:

Birincisi biz RTÜK olarak  4 yıllık süre içerisinde tarihte olmayan bir takım hizmetleri gerçekleştirdik. Bu ülkenin gençlerini çocuklarını korumak için birçok şey yaptık. Akıllı işaretleri geliştirdik. İnternet filtre programı kurduk. Yaptık da yaptık. Bunların temel nedeni çocukları ve gençleri korumak.

Bu son çalışmalar birilerini rahatsız etti. Biz aldığımız kararlarla bir çok insanın ticari faaliyetini de etkiliyoruz. Bazılarının hedefleri vardır, doymaz hırsları vardır. Bu insanların iştahının sınırı olmadığı zaman bunun sınırını koyan kanunlardır. Biz yayın tekeli oluşmasın diye bazı konularda daha derin araştırmalar yaptık.

İcraata bak be, 4 yıldır yapmışlar da yapmışlar, akıllı işaret geliştirmişle, internete filtre takmışlar, derin araştırma yapmışlar. Müthiş. Peki bütçeniz ne kadar ayda 7-8 bin YTL’den yılda adam başı 100 bin YTL çarpı üye sayısı ilaveten memur, danışman ücretleri, yolluk yevmiyeler deseniz adamların 4-5 senede Türkiye’ye verdiği zarar büyükçe bir çekirge sürüsü yahut sel felaketine eşdeğer görünüyor. Zahit Akman ikide bir çocuk korumadan bahsediyor, bunlar bizi salak mı zannediyor, çocuklar iyice ipten kazıktan kurtuldular, sen ekrana iki şabalak adam kafası koyup +7 yazdın diye bir halt mı olur, densizliğe bak.

Zahit Akman istifa eder mi etmez mi ilgimi bile çekmiyor ama TRT ile birlikte bu dangalak kurum da kapanırsa o günü milli kurtuluş bayramı ilan edeceğim. Bu ne be, zır zır televizyonda herifin suratını görmekten gına geldi.

Daha önceki RTÜK yazılarına baktım Akıllı Simge, RTÜK veKıyak, Müfredat, Konsept, SKAAS, TV izleme meğer bir de şiir yarışması varmış, ben de bir şiir yazmışım o zamanlar. Önemine binaen bakmanızı tavsiye ederim.

Kürt Büyüğü

FST Eylül 24th, 2008

orhandgn.jpgMuş’un Bulanık ilçesinde bir parka isim verme konusunda sıkıntı yaşanınca kaymakamlık bir araştırma yapmış. Yapılan araştırma ve yaşanan sıkıntı şu:

Muş’un Bulanık ilçesinde Muş Belediyesi tarafından yapılan parka Orhan Doğan’ın isminin verilmek istenmesine Kaymakamlık izin vermedi. Belediye meclisinin yeni yapılan park ve caddelere verilmesi için hazırladığı isim listesi, onaylanması için İlçe Kaymakamı Fatih Aksoy’a gönderildi. DTP, MHP ve AKP’li meclis üyelerinin oybirliğiyle hazırladığı isim listesinde bulunan cadde isimleri onaylanırken, belediye binası yanında bulunan boş arazide yapılan parka Orhan Doğan isminin verilmesi reddedildi.

“TÜRK BÜYÜĞÜ DEĞİL”

Kaymakam Aksoy karara ilişkin, ‘Yaptığımız araştırmada Orhan Doğan sadece DEP Milletvekili olduğu ve Türk büyüğü olmadığı tespit edilmiştir. Park ve benzeri yerlere verilen isimler Türk büyüklerine ait olması gerekiyor. Bunun için alınan karar kaymakamlığımız tarafından reddedilmiştir’ dedi.

Aslında konu eski ama kaymakamı duyan da AB projesi yapıldı filan zannedecek. Araştırma yapılmış ve bilmem ne tespit edilmiş vs. boş boş protokol ağızları. Lafa bak, Orhan Doğan Türk büyüğü değilmiş, yahu TOKİ başkanının dayısının adı daha geçen bir parka verilmiş, madem kanun kitap var herifin dayısı Türk büyüğü diye bakılmış mı? Orhan Doğan Türk büyüğü değilse Türk küçüğü mü, sadece DEP milletvekili olmak neyin nesidir, adam Türk vatandaşı değil mi? Hani biz kan, kafatası, soy, sopa değil vatandaşlık bağına bakıyorduk? Bir de bizim mahallede demokrasi parkı var, Demokrasi de bir Türk büyüğü müdür?

Demek ki vatandaşlık filan palavra. O zaman katlanacaksın kardeşim, Türk dışında bir kavmin büyüğü olamaz mı, Muş’ta yaşayanlar Kürt olduğuna göre elbette Kürt büyüğü adı koyacaklar, biz Türkler parklara gidip Yunan, ABD, Alman büyüğü adı koyuyor muyuz? Gerçi Kennedy parkı gibi şeyler vardır ama Amerikalılar Kürtlere göre ehven sayılıyor herhalde. Devlet hem Kürtlerle PKK ayrılmalı diyor hem de Kürtlere terörist muamelesi yapıyor. Demek ki samimiyet yok. Orhan Doğan da uygun bir isim, gidip de 30′ların Kürt kırımı mucidi İsmet İnönü yahut Mustafa Muğlalı adına park açılacak değil ya. Ha, İsmet Paşa da Kürttür denir, kaymakam bir araştırsın bakalım, Türk büyüğü olup olmadığına karar verebilecek mi.

Bu arada kaymakama hatırlatmak isterim ki, geçenlerde açılan ve benim de takdirimi toplayan bir sergiye göre Türk tarihinde sadece 18 Türk büyüğü bulunmaktadır ve bunlar 16 devlet kurucusu, Atatürk ve Melih Gökçek’ten ibarettir. Dolayısıyla Türkiye’de açılacak tüm parklara bu isimler arasından seçilecek isimler verilmelidir. Eskilerin isimleri belki bilinmediğinden Atatürk ve Melih Gökçek parkları şiş ve kebabı yanmaktan kurtarır, kaymakama buradan akıl vermiş olayım. Fatih Terim gibi ders almamazlık etmezse istifade eder, yoksa yarın başına iş gelirse kabahati başka yerde aramasın.

Ha, adı geçmişken, başarılarından dolayı Fatih Terim ismi parka verilir mi derseniz, ırkını bilemem ama ilk 18 arasına giremese de kendisi Adana büyüğü olarak heykelinin dikilmesini çoktan hak etmiştir. Yaka bağır açık kafa atar pozda bir heykeli kendi adına yaptırılan parka dikilirse güzel olur.

Habere gelen yorumlardan da bir çeşni yapayım:

VATANSEVER SAVCI yazıyor 24 Eylül 2008 Çarşamba 05:18
kandil kod adlı okuuuuuuuuu
onların kürt büyüğü dediği hain zanalarla birlikte hapisteydi. 2003 yılında tayyip affetti.eeeeee demekki tayyip içinde eğerliymiş .boş boş sallama kodesten affettiğiniz adam için.

zübeyde yazıyor 24 Eylül 2008 Çarşamba 04:34
Dtpli belediye başkanı!
Madem parka o kürt büyüğünün ismini veremiyosun sende köpeğine ver o ismi hem yerini bulur hemde yakışmış olur!

cemal daglı yazıyor 24 Eylül 2008 Çarşamba 03:19
turan
eyyyyy türk milletiii uyanın artık uyanııın her yeri sarmış bu pislikler memleket elden gitmişşş ama birgün ülkücü gençlik insiyatifi alırsaaaa işte ozaman gün birlik günüdür işte ozaman namerdin çakalın ezildiği gündür allahım bizleri utandırmasın amiiiin

alpertunga atasoy yazıyor 24 Eylül 2008 Çarşamba 02:58
ATATURK
EN BUYUK TURK O KADAR YORUMA GEREK YOK..

osman37 yazıyor 24 Eylül 2008 Çarşamba 02:05
kürt oğlu küüüüüüüüüüürrrrrrrtttttt
tttttttttüüüüüüüüüüüürrrrrrrrrkkkkkkkkkkkk…. oğlum madem bu kadar kanın kaynıyorsa git dağa çatış.erkeklik masa başında olmaz,meydanlarda olur.allah sen ve senin gibi beyinsizleri ıslah etsin ramazan ramazan açma ağzımı ve boş boş atma ulu orta yerde.

küüüürrrrrrrrrrrrrrttttttttttttt yazıyor 24 Eylül 2008 Çarşamba 01:49
muhattap olmayın kürtle küvereyle
vatan hainleriyle atışmayın kendilerini adamdan zannedecekler ben türküm deyip aslen kürt olan yorumcularda kendilerini kandırsınlar

vatandaş yazıyor 24 Eylül 2008 Çarşamba 01:30
SADECE VATAN..
Ve tarih bir gün, acz içinde kıvrana kıvrana şehadete susamış bir ülkücüden daha müthiş bir silahın keşfedilemediğini yazmak zorunda kalacaktır… S.Ahmet Arvasi

hamza

daha 6-7 sene evvel kürt bayramı diye yasakladıkları NEVROZA şimdi sahip çıkıyor develer

 

 

Ehmede Xane

Ettiginiz her kufur, Kurdler*i kucuk gösteren her ifade tarziniz, Kurd Ulusal Birligini sarsilmaz bir noktaya göturmekte. Bu vesile ile hepinize tesekkuru kendi adima vacib görmekteyim. Sag olun var olun! Kurdler, ökuz degilse tabii, bu tabloyu ibret ve skutu hayal ile takib etmekte!

 

TUM ZAVALLILARA
Gerisi Bos.
Yaptiginiz bu irkcilikla Kurd halkinin sempatisini kazanacaginiza inaniyorsaniz, way halinize! Bir an kendinizi bir Kurd’un yerine koyun. O zaman görun ne hissedersiniz.

 

 

kurde

kürdlerden nefter ettiren zihniyeti kınıyorum.içimizdeki ermenileri kovalım arkadaşlar.

 

TÜRK
pehhh
fazla konuşmayın yaşadığınız ülke TÜRKiye bayrağınız TÜRK bayrağı. bu ülkenin ekmeğini yiyorsanız bunu kabul edeceksiniz. TÜRKiye de alt kimlik üst kimlik yoktur. Ben TÜRK üm diyosan sözüm yok. Ama yok ben zazayım ben kürtüm vs. diyosan bu ülkede yaşamaya hakkın yok. buranın ekmeğini yiyip ihanet ediyosan cezasını öyle yada böyle çekersin…

 

 

 

TÜRRRRRRRRRRRRK

ATILLA HUN

Ey yüce Türk oğlu, Kanı iman dolu, Yüreği sevgi dolu, Anadoluyum ben ANADOLU… Savaşlar yapıldı Meydanlar yıkıldı Allandı pullandı Bu vatan öyle kazanıldı… Börtücüne uludu, Atilla kılıcına sarıldı, Alparslan atına atladı, Bu vatan öyle kazanıldı…

 

KISLA ZIHNIYETLI YORUMLAR
Zittttt En Son habere Kurban olun
Bu ne ya: “Vatan sana canim feda, her sey vatan icin, Ne mutlu turkum diyene, turk irki sag olsun” Kislada ögretilen sloganlar, yourum diye yutturuluyor. Bu sloganla aya degil, ancak yaya kalirsiniz. Bakin dun izmirde 13 bebek 12 saatte öldu? Yorum yok….

Bravo

FST Eylül 23rd, 2008

Burada öğretmenler hakkında atar tutarım ama iyisini görünce de hakkaniyetli davranırım. Bir okul müdürü 5 yıl sonra ‘kazık mı çakacağız’ diyerek görevinden ayrılmış. Haberin detayında epey şey anlatılıyor. Diğer müdürlerin gözünde enayi ve keriz olan bu müdürü tebrik ederim.

Çok Sevindim

FST Eylül 23rd, 2008

bayktunc.jpgTuncay Özkan’ı hatırlayan var mı? Hani geçen sene meydan mitinglerinde bağırıp çağırıyordu. Sonradan bizkaçkişiyiz diye bir örgüt kurduğu, örgüt elemanlarından para toplayıp bununla darbe çağrısı yapan bir televizyon finanse ettiğini hatırlıyorum. En son bu kanalı dolar hesabından milyonlarla AKP yandaşlarına satıp bizkaçkişiyiz darbe beklenti grubunu eşşekten düşmüşe çevirip bizkaçsalağız pozisyonuna sokmuştu. İşte bu Tuncay beyin bir başka özelliği daha var, efendim malum Ergenekon çete davasında piyasadaki epey gürültücü adam içeri alınırken Tuncay Özkan’ı ipleyen olmamış, koca paşalar filan gövde gösterisiyle hapse girerken Tuncay Özkan ‘beni niye içeri atmıyorsunuz, ben de kabahatliyim’ diye dövünmüş durmuştu. Mart ayından beri ‘beni de içeri alın’ diye çırpınınca ben de kendisinin durumuna üzülmüş ‘yahu hakikaten bu adama haksızlık yapılıyor, darbe şakşakçılığıysa en alası var, Sinan Aygün kadar da mı değeri yok, ne diye içeri atmıyorlar, sevinirdi garip’ diyerek gözyaşı dökmüştüm. Nihayet aradan epey zaman geçmekle birlikte Tuncay da Cumhuriyet travestisi Sisi ve Cumhuriyet kadını Nurseli İdiz’in tahliyesiyle yer boşaldığından olsa gerek geçenlerde gözaltına alınmış. Şöyle deniyor:

Tuncay Özkan’ın eski avukatı CHP milletvekili Şahin Mengü, Özkan’ın sabah saatlerinde kendisini telefonla aradığını anlatarak, “Sabah beni aradı. Saat 06.30 gibi. ‘Ağabey beni gözaltına alıyorlar. Evde arama var’ dedi” diye konuştu. Mengü, Özkan’ın polisin evini aradığını söyledikten sonra telefon bağlantısının kesildiğini belirtti. Mengü, eve bir avukatlarını gönderdiklerini de ifade etti.

Milletvekili olmadan önce Özkan’ın avukatlığını yaptığını söyleyen Mengü, Özkan’ın ciddi sağlık sorunları olduğunu, devamlı yüksek olan kolesterolünün doktor takibinde olduğunu ifade etti.

Hayırlı olsun, Tuncay bey nihayet muradınıza erdiniz, adınıza çok sevindim. Kolesterolü de kafanıza takmayın, içeride çok ağır yemezseniz rejim de yapmış olursunuz, sağlığınız için faydalı olur.  İnşallah herkesi salıverdiklerinde ‘durun, bu adam içeriden çıkmak istemiyormuş, zaten zorla tutuklatmış kendini’ diyerek size ayrımcılık yapmazlar.

Ben ve sayısı kaç olduğunu bilmediğim bir grup vatandaş arkanızdayız.

Next »

Kapat
E-posta ile paylaş