Nerde Bu Devlet-II: Bu Nasıl İş?
FST Eylül 28th, 2008
Boğaziçi Üniversitesinin kanun tanımaz rektörünün başörtüsü takanları kağıt imzalatıp içeri alması üzerine özetle ‘nasıl olur, başı kapalı öğrenci okula bir kağıt imzalamayla girebilir mi? Öyle ise diğer üniversiteler de kağıt imzalatsın, bu ülkede uygulama okuldan okula göre nasıl değişir, Tevhidi Tedrisat yok mu, YÖK kuralları Boğaziçinde sökmüyor mu, nerde bu devlet’ diye epey söylenmiş, üstelik koca bir sakalı olan rektör hakkında kılık kıyafet yönetmeliklerine göre işlem yapmayan amirlerini de eleştirmiş, ‘bu ülkede bağımsız savcılar yok mu, alenen kanunlar deliniyor, kanun yoksa biz de bilelim sakalı göbeğe kadar salalım, hergün traş olmak için harcanan para ve zamana yazık değil mi’ şeklinde hukuk adamlarını göreve çağırmıştım. Bugün konuyla ilgili bir gelişme daha okudum:
Üniversitenin açıldığı gün türbanlı öğrencileri “kampusa türbanla girmenin doğuracağı hukuki sonuçları önceden kabul ediyorum” yazılı kağıt imzalatarak içeriye alan Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kadri Özçaldıran, tepkiler üzerine öğrencilerle yeni bir formül üzerinde anlaştı. Önceki rektör Prof. Dr. Ayşe Soysal döneminde derslere türbanla giren öğrenciler, Özçaldıran ile yaptıkları anlaşma sonucu türban yerine “farklı bağlama, kapüşon ve şapka” kullanacak.
Öğrencilere kağıt imzalatmasının nedeninin “yaptıklarının sorumluluğunu almaktan ibaret” olduğunu savunan Özçaldıran, öğrencilerini iddia edildiği gibi “fişlemediğini” belirterek, şöyle dedi: “Yanlış anlaşıldığı için kaldırdık. Fişleme, gözüne soka soka kağıt imzalatmak değildir, habersiz yapılır.”
Bu imza ‘Mahkeme kararlarına rağmen böyle davranmayı seçebilirsiniz o zaman seçimlerinizin arkasında durun’ anlamına geliyordu.” Gerginliğin ardından ertesi sabah “Çabuk bana öğrencileri temsil edebilecek bir kaç tane arkadaş yollayım” diyerek, iki öğrenci temsilcisi ile görüştüğünü söyleyen rektör, öğrencilere yaptığı açıklamayı şöyle anlattı:
“Öğrencinin ne başına, ne piercing’ine karışırım. Ama bu hoca Kadri. Rektör olarak ise sorumluluklarım var. Öte yandan burası Boğaziçi. Ben size yasaları anlatarak, bunun sorumluluğunu taşımanızı istedim. Bu kağıdın anlamı da bu.” Özçaldıran, öğrencilerin ise “Madem ki türban rahatsızlık doğuruyor o zaman biz onu simge şeklinde bağlamayız, başka şekilde bağlarız, kullanırken de onu kamufle eder, kapüşan ve şapka takarız” çözümünü sunduklarını söyledi. Özçaldıran rektör yardımcıları ile yaptığı görüşme sonucunda da bu fikrin benimsendiğini anlattı.
Şu olayı neresinden tutalım? Koca ülkeyi 15 senedir sallayan, iktidar kellesi alan, bir vaatle iktidar getiren, milyonların hayatını karartan, ağartan, etkileyen başörtüsü yasağı rektör ve yardımcıları iki dakika görüşüp ‘tamam abi, simge gibi bağlamasın olur’ denerek çözülecek birşey mi? Bu kadar basitse bir yıldır ülkenin yeni anaysasına madde konulsun diye uğraştırılmasına gerek var mıydı? Haydi onu geçtik, bu çözüm mümkün mü? Anayasa Mahkemesi sadece ve sadece öğrencilerin başının örtülü olması konusunu rejim tehdidi saymıyor mu? Boğaziçi üniveristesi alenen kanunları, teamülleri hiçe sayıyor.
Üniversitelerde başörtüsü kadar kız öğrencilerin başını atkı, şapka hatta peruk ile kapatmaları da yasaktır. Bunların tümü soruşturma açılması ve kızların okuldan atılması için sebeptir. Konunun kızın başına örttüğü şeyle bir alakası yoktur, kızlar babaanneleri gibi, köydeki halaları gibi yahut bugs bunny gibi de başlarını örtseler rejim açısından durum değişmez. Değişir deniyorsa, bir rektör erkek gibi çıksın bunu kamuoyuna deklare etsin ‘tamam türban dini simgedir ama benim anamın başındaki örtü de simge değil ya, öyle örteni alacağım’ desin bakalım ne oluyor. Türkiye’deki tüm üniversiteler ertesi gün başlarını anneleri gibi örtmüş kızla dolmazsa ben adam değilim. Hatta atkı, şapka serbest olsun, üniversite önünde atkı, şapka satmak için ilk girişimi ben yaparım, zira bu işten elde edeceğim kazançla zamanında Vitali Hakko’nun elde ettiği serveti sollayacağıma eminim. Kızların derdi başını örtmek, ister şapkayla, ister türbanla, ister tülbentle. İşin moda kısmı arkadan gelir.
Diğer taraftan, Boğaziçi rektörüne -fişleme dışında- katılmıyorum. Kadri hoca ile rektör birbirinden ayrı iki adam olmamalıdır. Eğer Kadri hoca samimi olarak öğrencilerin hürriyetine taraftar ise ve rektör olduğunda bu işin değişeceğini düşünüyorduysa rektörlüğe aday olmamalıydı. Doğru olan ‘burası Boğaziçidir, burada yasakçılık olmaz, Ayşe hanım döneminde kanunları göstere göstere nasıl çiğnediysek şimdi de çiğneriz, bir şeyin kanun olması onun doğru olduğunu göstermez’ demesiydi. Bunu diyemeyeceksen Marksın mübarek sakalını göbeğine kadar salmayacaksın, herşeyin bir bedeli var.Yahut da yöneticiliğe aday olmayacakın.
Diğer üniversite rektörleri, öğrencileri, haydi bakalım sıra sizde. Demek ki ortada kanun filan yok ki savcılar ses çıkarmıyor. Yarından tezi yok bugs bunny tarzı başörtüsü, tülbent, atkı ne bulursanız kafaya dolayıp üniversite kapısına dayanıyorsunuz. Türban dini simge diyenin de lafını ‘al, anayın başındaki örtüyle geldim’diye ağzına tıkıyorsunuz. Rektörler, haydi bakalım, yardımcılarınızla bir toplantı yapın, siz Boğaziçinden eksik misiniz? Kanunlar orada geçmediğine göre size de geçmeyecek demektir.









