Moda’da Mehtap
FST Eylül 1st, 2008
Türkiye’de cumhuriyet kazanımları denince somut iki şey olduğunu senelerdir iddia ederim. Bir içki içmek diğeri de açık giyinmek. Bilim, teknik, sanayi, kültür, edebiyat, ekonomi, spor alanlarında cumhuriyet ne getirmiş, ne götürmüş doğru dürüst üzerinde durulduğunu işitmedim. Ama iş filanca restoranda içki bulunmayışı, filanca okula başını örterek giden kız, başı örtülü çalışan kadın gibi konulara gelince ortalık toz duman olur. Demek ki önemli olan bu ikisi, gerisini salıverseniz de birşey olmaz. Halbuki benim bildiğim dünyanın heryerinde içkiye kısıtlamalar getirilir, zira bu meret insanoğlu için zararlı birşeydir. Hele hele uluorta içki içip sağı solu rahatsız etmeye çağdaşlıkta bizimle yarışacak ülkelerde bile kolaylıkla göz yumulmaz. Türkiye’de işin tuhaf tarafı içkiye karşı olanlara “yahu kardeşim ben akşamcıyım, alışmışım içkisiz yapamam” yahut “sana ne benim içkimden, işine bak” demek yerine “Türkiye laiktir, içkimize karışamazsınız”, “çağdaş adam içki içer” türü laflar etmek, Atatürk rakı içti diye rakıyı milli içecek haline getirmeye çalışmak yaygındır. Nitekim şu haberde de konuyla ilgili garip şeyler var:
Şerbetli Restorana Direniyorlar
MODALILAR, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) iştiraki Beltur A.Ş.’ye kiralamasıyla içki yasağı gelen tarihi iskele için eylem yapmayı sürdürüyor. 2 aydır her cuma ellerinde içkileriyle iskeleye gelen Modalılar tarihi iskelenin ’içkili restoran’dan ’şerbetli restoran’a dönüşmesini protesto ediyor.
Mimar Vedat Tek’in tasarımıyla 1917’de yapılan iskele, 2000’de onarıma alındı ve 1 Temmuz 2001 Kabotaj Bayramı’nda açıldı. Büyükşehir Belediyesi, semt halkının mehtap seyredip içki yudumladığı iskeleyi işletme sözleşmesi bittiğinde geri aldı ve iştiraklerinden Beltur’a kiraladı. Böylece tarihi Moda İskelesi de içki yasaklı tesisler arasında yerini aldı. İçki yasağını protesto eden Modalılar da o günden beri, her cuma saat 20.30’da toplanıyorlar. İçkilerini alıp iskeleye gelen grup, şarkılar türküler söylüyor. Arada bir güvenlikle tartışmalar yaşansa da “İçkini kap gel” eylemi, her geçen gün daha fazla kişiyle yapılıyor. Eylemcilerin facebook’ta grup oluşturmasından sonra protesto eylemine Moda dışından da katılım başladı.
Son eylemi önceki akşam 300 kişinin katılımıyla yapıldı. Grup bu kez mezelerini de getirdi ve restorana girip mehtap seyretmek istedi. Güvenlik görevlilerinin karşı koyması üzerine kısa süreli itiş kakış yaşandı. Bu sırada iskeleye gelen çevik kuvvet ekibi restoranın önünde etten duvar ördü. Protestocular da 100 metrelik rıhtımda oturup içkilerini içtiler. Yediden yetmişe Modalılar, gençlerin gitarı eşliğinde Onuncu Yıl Marşı’nı da hep bir ağızdan söyledi. Protestoculardan İdil Özel, “Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın uygulamasına karşıyız. Burası yıllardır Türk halkına hizmet eden, kamuya açık alandı. Fakat belediyenin himayesine geçince alkol uygulaması kalktı. Bu şekilde bizi sindirmeye çalışıyorlar” dedi.
Öncelikle belediyenin uygulamasına şu eleştiri getirilebilir. Bu tür yerlerde içkili ve içkisiz yerlerin ayrılması mümkün değil mi? Üst kat içkisiz olabilir mesela. Yahut başka hal çaresi aranabilir. Her içki içen adam potansiyel suçlu olmadığı gibi, kendini bilmez ayyaşlardan gelmesi muhtemel nahoş hareketler de güvenlik görevlilerince bertaraf edilir. Kaldı ki asabi bir dinci adam en az bir sarhoş kadar etrafı tedirgin edebilir, sonuçta güvenlik sağlandıktan sonra içki bulundurmakta problem yok. AKP taraftarları alkollü içki haramdır diye güç ellerine geçince bu tür işlere girişiyorlar ama günümüzde gerçekçi birşey değil, Türkiye İslami hukuk kurallarına göre yönetilmiyor, hayalciliğe gerek yok. AKP yönetiminin yavaş yavaş tabanın ipini tutması şart, ılımlı islam projesi bunu gerektirir.
Gelelim eylemcilere, onuncu yıl marşının hep bir ağızdan söylenmesi iyi olmuş, düşmana karşı birlik mesajı verilmiş. Resimdeki kızlarımız da açık kıyafetleri ve bira şişeleriyle hakikaten çok çağdaş görünüyorlar, işte çağdaş Türkiye bu hakikaten de. İçkiyi kapan gelmiş. Yalnız protestocu İdil’in söylediğinden birşey anlamadım. “Burası yıllardır Türk halkına hizmet eden, kamuya açık alandı.” demiş. Şimdi de Türk halkına hizmet etmiyor mu? Üstelik hala da kamuya açık bir alan. Sadece içki yasağı konmuş. İdil herhalde üzüntüden ve biranın da etkisiyle ne dediğinin farkında değil.
Ilımlı islama evet, bırakınız içsinler ama Kemalistlerin de biraz oturup “Ilımlı Kemalizm” üzerinde düşünmesi gerekmiyor mu? 28 Şubat müslümanların kulağını çekti, farklı din ve kültürlere karşı olan kin ve düşmanlığı epey törpüledi, belki Kemalistlere de bu tür bir ayar gerekiyor ki saçmalamayı bırakabilsinler. Acaba şu Ergenekon hareketi Kemalistler için bir 28 Şubat etkisi yapar, azgın kesimin gazını alır, şaşkın olanları da “yahu kendimize gelelim, çağdaş cumhuriyet ilim ve fen ile olur, başı açmakla, içki içmekle çağdaşlık mı olur, AKP ülkeyi satıyor deniyor ama neresi satılmış, öküzlüğü bırakmak, her lafa inanmamak lazım” şeklinde titretip kendine getirir.
- Toplum
- Comments(40)
Fethi bey,
Öncelikle belediyenin uygulamasına şu eleştiri getirilebilir. Bu tür yerlerde içkili ve içkisiz yerlerin ayrılması mümkün değil mi?
Buna ne gerek var? Mesela menusunde domuz eti olan bir lokanta olsa ‘domuzlu kat’ ‘domuzsuz kat’ mi yapilacak? Havalandirmanin iyi olmadigi yerlerde sigara bolumunun ayrilmasini anliyorum da bu durum oyle midir?
Burada isi cikartan belediyenin dogru durust ihale edip malini kiralayacagi yerde tutup kendisinin isletmesi galiba. Boyle su kenarindaki yerlerde icki satmamak da olur, icki satanin verdigi kirayi verir teklif sahibi ona gore de yemekleri pahali yapar. Nasil, ne bileyim, balik lokantasina gidip ‘niye burada lahmacun yok?’ diye tepinmiyorlarsa insanlar, ona da ses cikartmazlar herhalde. Neyse, su haberde belediye yetkililerinin dedikleri de var:
http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&VersionID=12115&Date=27.08.2008&ArticleID=895420
Tesisin kapisina — dogruysa — 300 kisi dayanmis polis mudahil olmus belediyeci de “Yurttaşın böyle bir talebi yok” diyor.
Bülent bey,
Bu iki kesim birbiriyle her an hırgür çıkarabilir. Sizle ben olsak mesele değil. Bakın 2-3 gündür buralarda konuşuyoruz, yolcu vapurunda birbirine girecek iki kesim içkili restoranda birbirine ne yapmaz. O sebeple tahammül, tolerans her iki grup için de gelişene kadar bunları birbirine yaklaştırmamakta yarar var.
Burada şunu da unutmamak lazım, zannedersem bu belediyenin mekanları önceden kara Türklerin ayak basamadığı yerler idi. Ben çoktandır İstanbul’da yaşamıyorum ama Çamlıca’daki tesise filan giden sıradan vatandaşın önce yeri öpüp sonra deniz manzarası izlediği filan rivayet edilir. Daha önce avam takımını buralarda görmekten hoşlanmayan çağdaş kesiminin hoşnutsuzluğunda sadece içki yokluğu değil, ayaktakımıyla aynı yerde bulunma rahatsızlığı da etkili olabilir.
fethi bey sen olaya yanlış bakıyorsun. bunun çağdaşlıkla falan ilgisi yok. asıl olay halkın başkalaşım geçirmiş olmasıyla ilgili. bak mesela bu koyduğun resimdeki kızlara. dediğin gibi hepsi yüzdeyüz çağdaş. açık giyinip içki içiyorlar. ama bunlar halkın bir kesimi. bir başka kesimi ise aynı anda sahurlara kalkıyor oruç tutuyor iftar ediyor teravih kılıyor. asıl olay budur. halk ile çağdaşlar arasında farklılık oluşmuştur. yani iki ayrı kültür ama tek devlet olmuşuz. bu iki ayrı kesim ise şimdi birbirini anlayamıyor. biri mesela ağzına içki sürmemiş, hatta içkinin bulunduğu yerde yemek yemek çocuğunu gezdirmek istemiyor. diğer kesimin ise çoğusunun alnı secde görmemiş ramazanda oruç yiyor.
yemesin zorla tutsun demiyorum ha. sosyal vakadır. ama iki millet tek devlet olduk diyorum. yazıklar olsun bu tabloyu doğuran aslından utanç duyan adilere.
Selami,
Bir ara benim bu konuya kesin çözüm önerim vardı, bilmem buralara yazdım mı, bence çağdaş laik kesimi Türkiyenin Alanya-İzmir arası bölgesine dolduracaksın, oraya Likya deniyor galiba, adına da Laikya diyeceksin. Bunların nüfusa oranı maksimum yüzde 20 kadardır, o ülkeye giriş çıkış vizeyle olacak. Ortada problem filan kalmaz.
İki millet iki devlet anlayacağın.
Pek doğru tespitler olmamış. Askılı bluz (sizin deyiminizle açık giyinen) giyip bira içen insan oruç da tutabilir. Namaz da kılabilir. Örnekleri var.
Tuncay Özkan’ın veciz lafı aklıma geldi. Pek de yanlış olmamış sanırım. Allah’ımızı çaldılar diyordu
Yeri geldiğinde her koyun kendi bacağından diyoruz. Ama sadece lafta..
“Aslından utanç duyan adiler” kim oluyor anlamadım. Asıl nedir neden utanç duyuluyor?
Fethi bey siz de olur olmaz yüzde verenler safına katıldınız
Türkiye’de doğru dürüst hiç bir istatistiki araştırma yapılmazken herkes bol kepçeden bi yüzde atıveriyor ortaya. Ama size kötü haber, “bunlar” yüzde 20′den çoklar.
ben de atıyım dedim..
Sessiz,
Bir dakika, benim o cepheden olmadığımı nereden çıkardınız? İngilizlerle birlikte o bölgeden arsa alma planlarım var. Laikya’nın fikir babası olarak ilk reisi cumhuru olmak da bana yakışmaz mı?
Fazla aramadım valla.. satır aralarınızdan kendiliğinden çıkıyor
Madem fikir babası sizsiniz yakışır tabii..
Selami bey,
yemesin zorla tutsun demiyorum ha. sosyal vakadır. ama iki millet tek devlet olduk diyorum. yazıklar olsun bu tabloyu doğuran aslından utanç duyan adilere.
Bu teshisi yanlis yapiyor olabilirsiniz. Bu yeni bir hal degil bence, Istanbul ve baska sehirlerde Osmanli zamaninda da icki icen ama Musluman olan bir nufus var. Icki yasagi koyan padisahlar olmayan bir seyi veya gayri Muslimleri hedef almiyorlardi herhalde. Kaldi ki alkoliklik derecesinde icen padisahlarin oldugu da rivayet edilir. Yani insanlar ‘asillarindan’ utanc duymuyorlar, sadece zaten soy sop, devlet erkaninin bir kismi filanla hep beraber girdikleri bir kulvarda Cumhuriyet’ten sonra devletten de yuz bulunca digerlerinden biraz daha hizli gitmis olabilirler.
Bu arada, o ucyuz kisinin belki ikiyuzu belki daha fazlasi simdi niyetlidir buyuk ihtimalle. Galiba bu tur sureclerde en son ihmal edilmeye baslanan ibadetler (Sunniler icin) oruc ve bayram namazi oluyor.
Zannediyorum benzer sebeplerden Fethi bey de Osmali’da da acik kadin gozukecekdi herhalde diyor.
aa ama ben izmir’de oturuyorum ve ayrılmak istemiyorum nolucak laikyanın belirlediği kriterlere uygun olmadığım için beni anadoluya falan zorla transfer edecekler heralde.
Taner, fikri verdim, insanlar üzerinde çalışsın bakalım. Ben alacağım başkanlık maaşına bakarım, gerisini siz aranızda halledin.
Misal İzmir’deki evin karşılığı, İzmir’e taşınacak Konya CHP il teşkilatı sana bir ev bulabilir.
Her aklı da ben vermeyeyim,kolaycılık olmasın.
sessiz, A kümesi var B kümesi var dedik. Bu iki kümenin kesişimi yoktur demedik. Her düşüncenin merkezi vardır ucu vardır ılımlısı ılımsızı vardır değil mi?
Bulent, Osmanlı’da müslümanı gayrimüslümanı hepsi kendi mahallesinde kendi havasında yaşıyordu. yani şimdi de fethi’nin dediği gibi ayrılıp bölünmek mi lazım? bana öyle geliyor ki ya bunlar birbirini kabullenecek, ya birbirini yiyecek ya da bölünmesi lazım.
bu arada bülent: kendi kültürünün elbisesinden utanıp millete zorla şapka giydirenler, kadınları zorla açanlar nasıl oluyordu da kendi aslından utanmıyordu mümkün müdür?
selami senin büyük deden şort mu giyiyordu ? sen muhtemelen giyiyorsun ?
hanhi ingliz kadın kraliçe viktoria gibi giyiniyor.
yaşam değişiyor. üstelik türkler, yani bu topraklarda yaşayan insanlar, tarihin hiç bir devrinde takıntılı olmamışlar. bu insanlar tarihte birkaç kez anadil bile değiştirmişler.
alfabelerini de birkaç kez değiştirmişler.
tarihte imparatorluk kurmuş bir kültür için ilaki folklor kıyafeti ile dolaşacağım diye takıntı olur mu ?
Tabii ki. Hem de ziyadesiyle.
Hatta, o kadar ki, Topkapi Sarayi’ni ziyarete gittiginizde, dikkatle bakarsaniz, ‘seyhulislam kadehi‘ de gorebilirsiniz.
Cok ozel bir uretimdir. Ic ice iki kadeh de diyebiliriz.
Alt kismina raki konur, ust kismina da su.
Normal olarak ikisi karismaz (ve tabii ki rakinin o bildik sulu ayran rengi de ortaya cikmaz), ta ki icene kadar –agiz dokunacak olan kisimda bir yarik vardir ve orada karisir raki ile su.
[Not 1: Bu iktidar/zihniyet doneminde gitmedim; bunu sergiden kaldirmis olabilirler.]
‘Iki kulturlu’lukten sikayet eden arkadaslarimizin, aslinda, bu topraklardaki insanlarin Cumhuriyet ile muslumanlastirildiklarini bilmedigine eminim.
Hatta, dahasi, korkarim ki Geyikli Baba’yi da bilmez.. bilse dahi, hikayesinin en can alici kismini bielcegini hic zannetmem.
Cunku, hikayeyi “İsimsiz derviş Geyikli Baba” basligiyla uhrevi sansure bogan İrfan Özfatura, surasini iskalar da oyle anlatir gunumuzun ’sera muminleri’ne..
Not 2: Burada bahsedilen ‘yuk’, ‘katir yuku’dur.
Iki katir yuku raki ve sarabi gonderen de Orhan beydir. Alici ise, alperenlerin onde gelenlerinden Geyikli Baba’dir..
Bursa’ya yolu dusen olursa, turbesine gidip ne yapmak gerektigini artik biliyoruzdur; umarim.
peki biz nasıl 10 yılda tatsız tuzsuz müslümanlarına döndük ?
bence bunun nedeni tanzimat kafasındaki müslümanlardır. batıya gidince hayran kala kala mormonlara hayran kaldılar..
Obli bey,
‘Iki kulturlu’lukten sikayet eden arkadaslarimizin, aslinda, bu topraklardaki insanlarin Cumhuriyet ile muslumanlastirildiklarini bilmedigine eminim.
O konu hem netameli hem konusmak kimsenin isine gelmiyor. Kutuplardan biri %99′u Musluman filan demeyi seviyor, oteki zaten burada o tasfiyeyi gerekli bulan akimla buyuk bir ortak paydaya sahip.
Fethi beyin icki ve basi acikligin one ciktigi konusunda soyledigi bana da dogru gozukuyor. Kultur olarak farklilasmanin tezahurleri bunlardan ibaretse ortada iki farkli kultur var midir diye sormak da makul bence.
Bugun basortusu kullanan bir kizin gezmek, okumak ve calismak konusundaki taleplerini 1910′lu senelerde dogmus ama basortusune pek onem vermeyen rahmetli hafiz halam o yaslardayken dile getirmeyi birakin aklina getirebilir miydi? Oyle olsa ‘zeki ve azimli bir kizin olabilecegi sey’ olarak gordugu hafizligin yerine/yaninda doktorluk, muhendislik filan da olurdu. Toplumun ikiye ayrilarak degil beraberce gecirdigi bir evrim de var demek istiyorum.
Demisim ki,
Bugun basortusu kullanan bir kizin gezmek, okumak ve calismak konusundaki taleplerini (herhalde) 1910′lu senelerde dogmus ama basortusune pek onem vermeyen rahmetli hafiz halam o yaslardayken dile getirmeyi birakin aklina getirebilir miydi?
Gittim baktim olabilir miymis diye. Trabzon lisesi 1936‘da ilk defa kiz mezun etmis. Iki tane Zekiye hanim gozukuyor o sene mezun olan. Birisinin babasi da haci olabilir eger ismi Haci degilse. Baslari acik kizlarin tabii.
Bulent bey,
Netameli?
Evet, cunku, ‘laik’ Cumhuriyet’in kurulus felsefesinin temelinde ‘Turk = Musluman’ oldugunu aciklamak –simdilerde ayrismis zanneden– kimsenin isine gelmiyor. Dar ufuklu siyaset sayesinde tabii ki.
Bu cumlenin ikinci kismini anlayamadim.
Her ikisi de –bence– cok salakca ayrim. Hic birisi de herhangi bir anlamda ilerleme manasina gelmiyor. Sadece ici bos bir inat.
Benim, Fethi bey gibilerinden (yani, zahiren de olsa kendisini nispeten tarafsiz konumlandiranlardan) hayal kirikligim, bu inadi magazinlestirip gundemde tutmalaridir.
Bunun yerine, her iki tarafi –usulu cercevesinde– da tenkit etmek ve bu salakca inattan vazgecirecek istikamette pozisyon almak bence cok daha faydali olurdu.
Ama, olmuyor nedense.
Onun yerine, yuz sene onceki, bin sene onceki luzumsuz kan davalarini desip cikartarak bu atesin cevherine korukluk yapiliyor.
Buna da entellektuellik diyoruz.
Her soru sorulabilir tabii ki. Sorun o degil.
Ama, nihai olarak hangi gundeme odun tasidigimiz daha onemli bence.
Tabii ki.
Bu arada, dogum tarihlerine dikkat ettiniz mi?
1934-35 mezunlarinin genelinin dogum tarihi 1330 (Hicri).. Bu da, miladi takvimle, 1910-1911 yillarina denk geliyor. Yani, mezunlarin yaslari 23 civarinda…
Bunlar lise mezunu –universite degil. Su anda lise mezunu olanlar kac yaslarnda oluyor? 16? 17?
6-7 senelik gecikmeler var.
Bu kadarla kalsa..
O tarihlerden bir kac sene sonra o lisede hocalik yapmis olan bir tanidigim var ve yukarida bahsedilen dogrum tarihlerinin de aslinda pek gercegi yansitmadigini –nufus kayit sisteminin sagliksizligi yuzunden–, cok sayida ciddi derecede yetiskin (ve sakalli-biyikli ve birer silahli haydut!) ogrencisi oldugunu soylerdi.
Neyse. Bunlari sadece –kismen– matrak bilgiler olarak not edeyim dedim.
Su anda, benim gordugum kadariyla en az iki sosyolojik damar birbiri ile mucadele halinde:
Bir tarafta beyaz-kara Turkler olarak nitelendirebilecegimiz bir cephe; digerinde de kadin-erkek cephesi.
Kavga, beyaz-kara Turkler olmaktan cikmis (ya da cikmak uzere) sayilir. Hayli sayida ‘kara Turk’ merkeze tasindi cunku.
Fakat, kadin-erkek cekismesinde, henuz o derece dahi netlik yok.
Dahasi, ‘kara Turk’ler, kadinlarin, geleneksel cercevede ‘kontrolden cikmalari’na pek de sicak bakmiyorlar.
Basortusu takintisi, sosyolojik acidan, bence budur ve ‘kara Turk’ erkeklerinin bunu bu denli onemsemelerini bu acidan degerlendirmek gerektigini dusunuyorum.
Basortusu, kontrolden cikmayacaklarina karsi bir teminat sayiliyor. Ya da, en azindan, ilerde ayar vermek gerektiginde, bu noktadan baslamisligin bir avantaj olacagi asikar.
Obli bey,
Çok iddialısınız ama bu konuda yazılanlar var:
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=173267&tarih=19/12/2005
…
Salakça olmasının sebebi ayrıma yol açanların alkollü içki ve çıplaklık dışında birşeyle cumhuriyet kazanımından bahsetmemeleri ve gerçekten de ortada öyle büyük bir kazanım filan olmaması. Sağda solda marş okuyup uluorta şarap içen, soyunmakla medenileşileceğini zanneden salaklardan da ancak bu tür eğlencelik yazılar çıkar.
Aslında bu ülkede ve bu şartlarda ciddi analiz yazıları yazanlar salak durumuna düşüyor, bunları ipleyen de yok.
Hüsamettin Arslan’ın mülakatını buraya alayım, (eski bir yazıda da bahsi geçmiş gibiydi ama ahtırlamıyorum) gazeteye bağlanmakta problem olabiliyor:
1923 Müslümanlara ‘Türk’ dedi
19/12/2005 (7675 kişi okudu)
NEŞE DÜZEL (E-mektup | Arşivi)
NEDEN? Hüsamettin Arslan
Türkiye, sorunlarına isim koymakta hep zorlanır. Önce sorununu yok farz eder. Sorun büyüdükçe, bu kez buna asıl nedeninden başka nedenler bulmaya çalışır. Sonra da kaçınılmaz olarak sorunun asıl nedeniyle yüzleşir ve sorunun adını sonunda koyar. Cumhuriyet’in başından beri bazen gizlice, bazen de ayaklanmalarla yaşanan Kürt sorununun aslında bir ‘kimlik’ sorunu olduğu, Başbakan tarafından da dile getirilerek tartışılmaya başlandı son dönemde. Kürtlerin kendi kültürel kimliklerine sahip çıkmak istedikleri görüşü tartışma gündemine girdi. Bununla birlikte kimlik nedir, bir Türk’ün kimliğini ne oluşturur, altkimlik, üstkimlik neye denir, niye biz Türkiye’de kimlik sorunu yaşıyoruz, sorunu nasıl çözebiliriz soruları da insanların aklını kurcalamaya başladı. Biz de Uludağ Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü Hüsamettin Arslan ile Osmanlı’nın son döneminde başlayıp Cumhuriyet’e dek süren kimlik sorununu, kimliğe dayalı milliyetçiliğin bu ülkede var olup olamayacağını, kimlik sorununun bir ülkeyi bölüp bölmeyeceğini konuştuk.
Türkiye ciddi bir kimlik tartışması yaşıyor. Niye böyle bir kimlik sorunumuz var bizim?
Kimlik problemi bütün dünyada modern bir problemdir. Yani modern insanın problemidir. Kimlik, otantik halkın problemi değildir. Kendi havzasında gelenekleriyle yaşayan, kendini başka uygarlıklarla, kültürlerle ölçme imkânı olmayan, modernleşmeye uğramamış Anadolu’daki halkın ‘kimlik’ diye bir problemi yoktur. Güneydoğu’daki kimlik sorunu da otantik Kürt halkının değil, modern uygarlıkla tanışmış, Kürt entelektüel elitlerinin sorunudur. Türk etnisiteden gelen otantik halkın da Türklük, milliyetçilik gibi sorunları yoktur. Kürt veya Türk olmak, modern toplum arenasına çıktığınızda önem kazanır. Modern arenaya ilk çıkanlar da genellikle eğitimlilerdir. Bu yüzden de kimlik sorunu önce eğitimlilerde başlar.
Türkiye geleneksellikten, köylülükten çıkıp modernleşiyor. Kimlik sorunumuz artacak mı?
Evet artacak. Çünkü modernliğin bir özelliği de insanların farklılaşmasıdır. Geleneksel bir Çerkez’in kendisini Çerkez olarak nitelemesiyle bir modernin kendisini Çerkez diye nitelemesi aynı şey değildir. Modern eğitim almamış insanlar kendilerini ırka atıfta bulunarak ifade etmezler. Irk kavramı modernite döneminde çıktı. Bunu, bezelyenin kalıtım yasalarının keşfine götürebiliriz. Bitki ve hayvanlarda deney yapılmasaydı, insanların da ortak genlerden geldiği fikri doğmayacaktı.
Türkiye’de yaşayan insanların kimliği ne?
Biz, Fransız örneğinde bir cumhuriyet devrimi yaşadık. Devrimci düşünce ’sıfırcı’ bir düşüncedir. Devrimciler sıfır noktalarından yani temiz sayfalardan başlamak isterler. Cumhuriyet devrimini yapanlar da geçmişin yükünden kurtulmak istediler. ‘Avrupalı modernler, Fransız Jakobenler nasıl kendi ortaçağlarından kurtulduysa, biz de kendi ortaçağımızdan kurtulalım, bir sıfır noktası koyalım ve hayata yeniden başlayalım. Yeni bir devlet, rejim ve kimlik kuralım’ dediler.
Yapabildiler mi peki?
Bütün devrimciler gibi yeni bir toplum yaratacaklarını düşündüler ama halkı değiştiremediler. Çünkü halk değiştirilemez. Hatta bazen halk, Arnavutluk’ta olduğu gibi devleti terk eder gider. Biz, Osmanlı’dan bize miras kalmış bir halkın mensuplarıyız. Bu bir imparatorluk halkıdır. İmparatorluk halkı ne kadar farklıysa, bugün de Türkiye’de o kadar farklılık kesinlikle vardır. Ermeni, Rum, Çerkez, Türk, Kürt herkes var. Cumhuriyet’in kurucuları böyle bir halk devraldılar ve çatışma olmadan homojen toplum yaratmayı en büyük ideal olarak benimsediler. Ve bu halka ‘Türk halkı’ dediler. Acaba onların Türk halkı dedikleri halk kendisini nasıl görüyordu?
Nasıl görüyordu sizce?
O zaman Türkiye’de yaşayan bir halk vardı ama bu halk kendisini ‘Türk milleti’ olarak görmüyordu. Onlar için iki şey önemliydi: ‘Devlet ve Müslümanlık.’ Cumhuriyet’te, işte bu Müslüman halka ‘Türk’ denildi. Halbuki Müslüman halk içinde Kürtler kendilerini ‘Şafi’ görüyordu. Osmanlı’da Kürt olmak Şafi olmak demekti. Çünkü Osmanlı’nın İran’daki Şii devletiyle mücadelesi vardı ve Kürt Şafiler Osmanlı’nın yanında yer aldı. Bir ‘Kürt Şafi- Osmanlı ittifakı’ kuruldu. Kürtlerin Osmanlıları sevmesinin nedeni budur. Ayrıca Osmanlı’da Aleviler kendilerini Alevi, Türkler de kendilerini Sünni olarak görüyordu. Şimdi ise Türkler de ve Kürtler de kimliklerini yeni keşfediyor. Okula gidip modernleşen Kürtler dünyaya ırk ve etnisite gibi modern kategorilerle bakıyor ve kendilerini Kürt olarak görüyorlar.
Türkiye’de yaşanan kimlik sorununun temel nedeni Cumhuriyet’in adını ülkedeki en kalabalık etnik gruptan alması mı?
Temel nedeni bu değil. Bana göre Türk diye bir ırk yoktur. Irkçı düşüncenin vurgu yaptığı öyle kanı belli bir ırk yoktur. Böyle bir Kürt ırkı da yok. Türkiye’de ırk yok. Türkiye’ de Ermeni ırkından da söz edemeyiz. Bu coğrafyada Türk, Kürt ya da Ermeni diye saf ırk yok. Başka coğrafyalarda da saf ırk yok. Türk diye bir etnik grup var ama, bu, etnisite bilinci olmayan bir grup. Aslında Türkiye’deki kimlik sorunu dünya konjonktürüyle ilgili. Cumhuriyet’in kurulduğu dönemde Avrupa ulus-devlet çağındaydı. Her ulus-devlet kendini bir etnik kimlikle adlandırıyordu. Bizimkiler de o günün dünyasında yaşamak için konjonktüre uydu.
Fransız diye etnik grup var mı?
Fransız devletini kuranlar var diye görüyorsa, vardır. Bizim cumhuriyetin uygulamaları eleştirilebilir ama Batıyla kıyaslandığında softtur. Türkiye Cumhuriyeti ırkçı olsaydı, Alman örneğindeki gibi hijyen hareketleri yaşanırdı. Eğer Türk ırkına denildiği gibi bir vurgu yapılsaydı, bir devlet istihbarat servisini Çerkezlere teslim eder miydi? Bugün bile MİT’te Çerkezler egemendir. Cumhuriyeti kuranlar devletin gizli örgütünü değiştirmediler. Osmanlı’daki gizli servis sürdü ve Teşkilat-ı Mahsusa’nın devamı olarak bugünkü MİT’e kadar gelindi. Cumhuriyet’in kurucuları, bürokratik elitleri acaba Türk ırkından mıydı?
Etnik kimlik olarak Türk kim?
Tarihin eski devirlerinde başka birileri birtakım insanlara Türk demişler ve kendilerine Türk denilenler de bu ismi içselleştirmişler. Türk adını bize ilk yakıştıran Çinlilerdir. Etnisite, belli bir bölgede yaşamaktır, belli alışkanlıkları olmaktır, dünyaya belli bir şekilde bakmaktır. Bir uygulamalar serisidir, bir yaşama tarzıdır. Biz Anadolu’ya geldiğimizde Kürtler buradaydı ve bizden haberleri yoktu. Bu iki toplum hayatı farklı biçimde yaşıyordu. Bana göre etnisitenin kanla ilgisi yok. İnsanların karmaşık ilişkileri içinde saf süt, saf yün gibi saf bir etnisite, saf bir toplum, saf bir maya bulmak mümkün değildir. Bu, Kürt, Çerkez, Ermeni, Laz için de geçerli. Mesela Türkler gibi Kürtler de etnik olarak homojen değiller. Kırmançiler Zazaları Kürt kabul etmiyor ve ‘Saf Kürt biziz. Onlar eski Anadolu halkı’ diyorlar.
Bir toplumda yaşayan farklı etnik kimliklerin kendi kimliklerine sahip çıkması o toplumu böler mi? Yoksa herkesin kendi kimliğine ve kültürüne sahip çıkabilmesi o toplumda daha birleştirici bir özgürlük mü yaratır?
Toplumlar farklı kimlikler yüzünden bölünmez. Toplumlar, birileri bu kimlikleri bölünme talebiyle kullandığı için bölünür.
Herkesin eşit olduğu, kimliklerin özgürce yaşandığı bir demokratik hukuk devletinde kimlikler bölünme için kullanılabilir mi?
Kullanılamaz. Zaten modernitenin özelliği parçalamasıdır. Modernite parçalar çünkü toplum modernleştikçe bireyselleşir ve farklılıklar gün yüzüne çıkar. Demokratik bir hukuk devletinde farklılıkların yaşanması sorun doğurmaz. Türkiye’nin korktuğu şey aslında Kürtler değil. Gariban Bitlisliler, Vanlılar değil. Türkiye’nin korktuğu, Amerika ve Batılı süper güçler. Türkiye Cumhuriyeti, Amerika bir Kürt devleti kurdurur diye ödü kopuyor. Türkiye güçsüz bir devlet olduğu ve bundan da ödü koptuğu için Türkiye’de bu sorunlar yaşanıyor. Türkiye’nin entelektüel Kürtleri de bağımsızlık isterken, bu güçlüler konteksinde acaba kimlere yaklaşmak, kimlerden uzaklaşmak gerekir diye düşünmeliler. Kürtlerin sorunu sadece farklı kimlikten değil, yaşadıkları mekândan da kaynaklanıyor çünkü. Oraya Lazları, Çerkezleri, Katalanları getirsen, Kürtlerin başına gelen onların da başına gelir. Sen Ortadoğu’da ilişkiler sisteminin göbeğinde altında petrolle yaşayacaksın ve uluslararası ilişkiler seni rahat bırakacak. Bırakmazlar. Kürt sorunu niye Türkiye’nin sorunu olmaktan çıktı da Amerika’nın, Almanya’nın, Fransa’nın sorunu oldu?
Türklerin önemli bir kısmı, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının alt ya da üstkimlik tartışmasına girilmeden ‘Türk’ olarak tanımlanmasından yana. Türkler bunu, toplumu bir bütünlük içinde tutmak için mi yoksa kendi etnik kimliklerinin üstünlüğünü belirtmek için mi istiyorlar?
Genellikle sağ kesim, bütün vatandaşlara ‘Türk’ denilmesini istiyor. Bu sağ kesim de şu. Türkiye’de bir modern politik sağ var. Bu, Cumhuriyet Halk Partisi ve mensupları oluyor. Bir de geleneksel sağ var. Bu, ‘geçmişimize sahip çıkalım’ diyen muhafazakâr ve kültürel sağ oluyor. Bu iki grup da, farklı nedenlerle ‘Türkiye’de Türkler yaşar, burası Türkiye’dir, burada yaşayan halklar da Türk’tür’ diye düşünüyor. Bu öyle benim kanım seninkinden üstün diye bir tartışma değil. Söylemek istedikleri şu: ‘Her toplumda bir egemen halk vardır ve bu toplumda egemen halk biziz.’ CHP’yi anlayabiliriz. Çünkü CHP Türkçüdür, milliyetçidir. Sağın gelenekçi, muhazakâr kesimi ise, onlar da imparatorluğu kaybetmiş olmaktan mustariptir, tarihsel olarak dertlidir. Osmanlı’ya dönüş özlemi yoktur ama Cumhuriyet’in Osmanlı kadar güçlü bir devlet olmasını isterler. Osmanlı’yı Türkler kurduğu için de herkese Türk derler. Aslında Türk muhafazakârlığı, Aleviler Türk olduğu halde Kürtlere daha yakındır.
Niye?
Nedeni dindir. Çünkü geleneksel toplumda ırk bilinci yoktur. Halkta tarihsel olarak Şafi , Sünni ve Alevi olma bilinci vardır. Etnisite, ırk, ulus kavramıyla düşünmek modernlerin bakış açısıdır. Üstelik modernlerde bile Sünni Alevi evliliği reddediliyor. Türk-Kürt, Sünni-Şafi evliliği sorun yaratmıyor.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Kürtler, Çerkezler, Abazalar sadece Türk olarak tanınmaktan nasıl bir rahatsızlık duyuyorlar?
Çerkez, Abaza, Pomak, Boşnak bundan rahatsız olmaz ama bir Kürt rahatsız olur. Bir Kafkasyalı devlete karşı kimlik iddiasında bulunabilir ama toprak talebinde bulunamaz. Onun toprağı Türkiye’nin dışındadır. Onlar bize sığınmış halklardır. Kürtler ise biz yokken de buradaydı. Kürtler ve Türkler birlikte yaşamaya mecburlar. Türkiye’de etnisite bilinci tutmayacak.
Türk milliyetçiliği tutmadı mı?
Tutmadı. Kürt milliyetçiliği de tutmayacak. Milliyetçilik Türkiye’de tutmaz. Biz, imparatorluk halkıyız ve çok renkliyiz. Bundan daha güzel bir halk bulunamaz. Her şey var.
Bu kadar farklılıktan ‘homojen toplum’ yaratmak mümkün mü?
Mümkün değil. Cumhuriyet’in kurucuları, homojen toplum yaratamadılar. Unutmamak lazım. Her toplumun egemen değerleri vardır. Bizim toplumunki de ‘devlet, din ve para.’ Bunlar çatışmayı minimize eder. Devlete tapmak bu ülkede herkes için geçerli. Türkiye’de otosansür çok yaygındır, sokaktaki insan bile kendine sansür koyar. Çünkü herkes kendini devletin yerine koyar ve öyle düşünür. Aslında devlet herkestir Türkiye’de. Bu, bir demokrasi sorunudur ve tarihimizde muhalefet hareketleri güçlü değildir. Çünkü devlet eleştirilmez burada. Dine gelince, Müslümanlık Kürtlerin de Türklerin de paylaştığı bir şeydir.
Dini ve devleti anladım. Para bu toplumu nasıl birleştiriyor?
Kapitalizm, tüketimde insanları eşitler. Din karşısında kullar nasıl eşitse para karşısında da eşittir. Paranız varsa cumhurbaşkanıyla aynı diş macununu kullanırsınız. Etnisitenin böyle bir ortamda yeri olamaz. Olayların en yoğun olduğu zamanda bile televizyonda beyaz Türk dizisi olduğunda Diyarbakır’da sokaklar boşalıyordu. Türkiye’de etnisite sorun olmayacak. Bu konjonktüreldir, geçicidir. Zaten Güneydoğu’da yaşanan halkların çatışması değildir. Bu, devlet otoritesiyle oradaki bazı gruplar arasındaki çatışmadır. İstanbul bugün Kürt şehri. Çatışma yaşanırken Türkiye’nin batısında kimse birbirini Kürt ya da Türk diye öldürmedi. Çünkü Türkiye’de tarihsel olarak etnik bilinç yok. Bizim toplumumuzda etnik gruplar çatışmamıştır ve çatışmaz. Bizim toplumumuzda Kürdü, Türkü, Çerkezi aynı apartmanda bulmak mümkün. Bu kadar iç içe geçmiş bir toplum çatışırsa, bu, herkesin birbirini boğazlaması anlamına gelir ki… Hiçbir toplum intihar etmez.
Bir Türk, Türklüğünden toplumun bütünlüğü için vazgeçer mi?
Bizdeki Türkçülük Batı’daki formlarında değil. Türkiye’de milliyetçilik devlete tapmaktır, devlete kayıtsız şartsız bağlılıktır. İnsanlar devleti korumak için Türklükten vazgeçerler. Zaten son dönemde ‘Türklük aslında ırk kategorisi değil, kültürel bir kategori, bir coğrafyayı, benzer hayat tarzını yaşayanları temsil ediyor’ diyorlar.
Kimlik tanımlamalarının toplumlar için çok önemli olduğunu görüyoruz. Neden Türk veya Kürt olmak Türkiyeli olmaktan ya da Anadolulu olmaktan daha önemli?
İnsanların aslında bir sürü kimliği var. Mesela ben birinin dayısıyım. Dayı kimliğim var. Üniversitede hocayım. Hoca kimliğim var. Galatasaray taraftarıyım, Galatasaraylılık kimliğim var. Kimlik çoğuldur. Önemli olan insanların hangisini öne çıkardığıdır. Eğer kişi etnisite tartışması yapan bir toplumda yaşıyorsa, etnik kimliğini öne çıkarır. Biri ısrarla ben Kürdüm diyorsa, öbürü de diğer kimliklerini bir yana atıp ben de Türküm diyecektir. Şu sıra bazı kesimler etnik kimliklerini öne çıkarıyorlar. Vatandaşın derdi ise başka. 400 lira asgari ücretle yaşayan ya da işsiz olan geçim derdindeki insanlar oturacaklar, kimlik tartışacaklar, öyle mi? Gülerler buna.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ‘Türkiyelilik’ üstkimliği altında bütünleşirse Türkler bunu bir yenilmişlik olarak mı görür?
Milliyetçi olanlar, Türkçü olanlar bundan rencide olurlar.
Türkiye’nin bütün vatandaşlarına Türk denildiğinde Türkler kendilerini galip, Kürtler de kendilerini mağlup mu hissedecek peki?
Evet böyle hissedecekler ve zaten hissetmişler…
Obli bey,
Netameli?
Niye soru isareti? Bazi demografik degisiklikleri konusmak tehlikeli olabiliyor biliyorsunuz.
[BM]Kutuplardan biri %99′u Musluman filan demeyi seviyor, oteki zaten burada o tasfiyeyi gerekli bulan akimla buyuk bir ortak paydaya sahip.
[OV]Bu cumlenin ikinci kismini anlayamadim.
Ancak ulus-devlet sekline donulurse devletin bekasinin temin edilecegini dusunmek, bunu da gayri Muslimleri tasfiye, Musluman ahaliyi de ‘Turk’ ederek yapmakti aklimdaki.
Fethi bey,
Yoo cok iddiali degilim, benim tevazumu siz abartiyorsunuz bence.
Dediginiz yaziyi daha once de okumustum.
Orada da pekala gordugunuz uzere, devlet (yani, MKA’nin onderligini ettigi yapi) irkci filan olmamistir. Olamazdi da. Cunku, MKA da, Mehmet Akif de, Ziya Gokalp de irk olarak kendilerinin kimlerden oldugunu pekala biliyordu.
Ama, devir milliyetler devriydi. Anadoluya toplanan ahaliye ’siz muslumansiniz, bu yeter’ denemiyordu –’musluman; olmak yeter olsaydi, Araplar da Arnavutlar da, baska digerleri de ayrilmazlardi.
O yuzden, bir irk semsiyesi uyduruldu ve bunu da –o gunlerde akli basinda olan– herkes kabul etti. Yola devam ettiler.
Kimse kimsenin ne kadar Turk oldugunu sorgulamadi.
Ama, simdi ilginc buluyorum: Millet birilerinin ne kadar ‘musluman’ oldugunu sorgulamaga kalkiyor.
301′lerin kalkmasini istemek iyi de, onun yerine ‘musluman’lik kriterleri getirmek ne kadar iyi? Durup dusunmek lazim.
Insan bakmadigi seyi pek goremez. Oyle olunca da, kucumsemek kolaylasir.
Diyecegim o ki, bir kulubeden azicik daha buyuk olan Hayber’in fethini onemseyenleri, ya da bir cete irisinden daha buyuk olmayan sayilardaki insanlarin birbirleri etrafinda cirit oynadigi Uhut filan gibi savaslari yuceltenleri gordugum zaman, kimin neyi neden muhimsedigini ben de anlamakta zorlaniyorum bazan.
Neyse.
Belki de asil sorun, seviyesiz muhatap secmek..
Ciplaklik ve icki konusunu gundem sananlari muhatap secmek demek istiyorum.
Anliyorum.
Evet.
Bu tur konularda yazi yazmak zorunda olmak gercekten zor olmali.
Fakat, anlamadigim sey su: Bu mecburiyetin kaynagi nedir?
Iplenmek endisesi..
Eminim bunu yasayanlar da vardir, fakat, eger o cok onemli ise, hic bu kadar ikinmaga gerek yok bence: Moda, muzik, spor gbi konularda yeterince incir cekirdegini doldurmayacak ve gundelik kavga mevzuu bulmak mumkun olsa gerek.
Bulent bey,
Hangi baglamda (context) konusulduguna bagli olarak degisebiliyor; haklisiniz.
Bunun da sebebi aslinda o kadar karmasik degil bence.
Birinci sebebi olarak, Osmanli’yi paramparca eden irk (milliyetcilik) canavarinin tekrar peydahlanmasini istemiyoruz. Istemiyoruz, zira, bir imparatorluk bakiyesi oldugumuz icin, her mahalle apayri mikro-milliyetcilikler zuhur ettirmek potansiyeline sahip.
Bu devletin bekasina yonelik korku.
Ikincisi de, oyle ya da boyle, gecmiste her irkin bir baskasi ile bir sekilde kan davasi var. Bunlar yeniden canlanirsa, tekrar bu kan davalari gundeme gelebilir korkumuz var. Bu da asayis baglamindaki korkularimizin temelini teskil ediyor.
Baska bir deyisle, ‘zenginlik’ baglaminda sozetmekte sorun yok; ama, ayristirmak potansiyeli tasidigi anda tehlikeli bulunuyor.
Simdi anladim.
Isin ilginc tarafi, kendileri hic de bugunku olcutlerle ‘musluman’ sayilmayacak olanlarin aktif gayretleri sayesinde ortada hayli sayida ‘musluman’ kestaneler yetistirdik.
Ve, simdi kabuklarini begenmiyorlar.
Obli bey,
Belki gözden kaçar diye vurgulayalım:
Sizin tabirinizle ’sevsinler’.
Evet, kimse Tarih Tezi, Güneş Dil Teorisi geliştirmedi kafatası ölçümü de yapmadı. Kart kurt sesi de hıyar yerken çıkan bir ses türüdür.
Bir örnek de gördüm şimdi: http://ucuncudalgageliyor.blogspot.com/2008/08/org.html
Millet her alanda konuşur, çok zaman da boş konuşur, atar tutar, vatanı, dünyayı kurtarır. Esas olan devletin sorgusudur. Diyanet Alevilerin müslümanlığı hakkında konuşuyor ama hay Allah, ne çare ki bu Cumhuriyet kazanımlarının başımıza bela ettiği bir kurum. Kurunun yanında yaş dayanar mantığını meşru gördükçe bu işin ardını alamayız.
Bunları onlara söyleyin, beni ilgilendiren bir konu değil.
Gündem budur, bu kafadaki kalabalıkların icabında meydanlara doldurulup nasıl güdüldüğünü görüyoruz. Sizin ne olduğunuzu bilmiyorum ama kendini laik zannedenlerin derdi bira ve bikini, bu da bana göre üzerinde durulması gereken bir konu.
Mecbur değilim canım, ne alakası var, şurada stres atıyoruz o kadar.
İplenmek endişesi değil, anlamsız işlere zaman harcamamak akıllılığı diyelim. Bu ülke gündeminden ciddi analiz çıkarmaya çalışmak boşa kürek çekmektir.
Fethi bey,
Dogru.
Sevsinler.
Hay bin kunduz..
Bunlara mi takildiniz..
Yaw, ben bunlari liseli cocuklarin kafasi karissin da azicik daha dusunmegi ogrensin diye kullanirdim eskilerde..
Neyse ki, burada o tur bir oltaya gerek yok.
Elimden gelirse, ozet olarak yardimci olayim:
Farkinda misiniz bilmem, ama, o bahsettiginiz tezlerde, elde bir numune yoktur. Hayal urunu seylerdir.
‘Senin baban gercek bir kahramandi, evladim’ diyerek bir annenin –hakka yurumus, fakat yasarken himbilin teki olan– oglunun babasini anlatmasi gibidirler.
Ne tarih tezi ile anlatilmaga calisilan (uydurulan) ne de Gunes Dil teorisi ile peydahlanmaga calisilan sey herhangi bir asil ile alakaliydi. Metin beyin utopya denemeleri kadar hali ya da maziyi temsil ediyordu.
Zaten, receli kar tatlisi misali, icad eden de daha sonra begenmedi ve vazgecti.
Siz hala daha anneannenizin margarinini mi kullaniyorsunuz?
Bunu ben bilemeyecegim, oyle aliskanliklarim olmadigindan..
Link calismiyor.
Nasil yani?
Aniden devletci mi oldunuz simdi?
Milletin dedigini nasil onemsemezsiniz?
Degil mi?
Seyhulislamligi ve Evkaf Idaresini (ve Vekaletini) de ben kurmustum.. Dogru ya?
Siz, bana, bunu soyleyince, orman yanginlarinin dogal olamayacagini iddia eden nev-cevrecileri ve agac-kucaklayicilari (tree-huggers) hatirlattiniz simdi..
Asker kacaklarina siginak teskil etmek yoluyla isbirlikci esrafa dulda olmuslari aniden kutsamak niyetim depresti..
Nasil ilgilendirmez? Bunlar da sanli tarihimizin parcasi degil mi?
Sah-i merdan Hazret-i Ali efendimizin mubarek Kuheylan’a bir mahmuzuyla Ermenistan’a, oradan da Lazistan’a gectigini, Zulfikariyla nice bin kafiri kilictan gecirdigini nasil gozardi edebilirsiniz? Icinizde zerre kadar iman aski da mi yoktur?
Yoksa, size, kendi cin ve perileri olan, onlarla sesli sesli gulup aglayan, yururken onunu bile gormeyip debbag cukuruna dusecek kadar dunyadan elini etegini cekmis bir pir-i fani olan Adam Smith’ten mi bahsetmem gerekecek surekli?
Neye bakarsaniz onu seversiniz..
Aniden iki kutuplu dunya olmaga yeniden yol alisimiz gundem degil de, bir kac (yuz) kisinin bir araya gelisidir gundem..
Oyle mi?
Peki, oyle olsun.
Kafam karisti.. Az yukarida halkin onemsiz oldugunu soylemiyor muydunuz? Ne oldu da simdi kalabaliklari onemser olduk?
Bilmek isterdiniz, degil mi?
Hayli light takiliyorlar anlasilan..
Bira, malum, pek de ciddi icki sayilmaz. Bikini de, cook eskidi, pek de ciplakliktan sayilmiyor.
Ramazan gunu bu tur seyleri onemsemenin neden anlamli olabilecegini tahmin etmek zor olmasa gerek.
Zor geliyorsa, kefaret muessesesi var.. Bunu kullanmak neden akla gelmez?
Iyi de, daha dogru olan, bu tur seyleri stres yapmamak olmaz miydi?
Ulke gundemi icin hakli olabilirsiniz; dunya gundemine bakmak daha az bosa kurek cekmek sayilmaz miydi?
Söyleşiyi bozmadan bir ilavede bulanayım.
alkolü içki kazanımdır. Osmanlı’da devlete özel bir kadeh imal edilmiş olması halk arasında kendini içki konusunda serbestleştirmiş bölgeler dışında /trakya- gavur izmir-
istanbul kenar mahalleleri vs..dışında zındık işidir. istanbul kenar mahalleri ise bu hakkını bekri mustafa geleneğinden kelle vererek almıştır. Osmanlı saray ahalisinin kendisinin modernleşmesi başkadır, ürdün sarayı da bu anlamda moderndir. ama halk açısından cumhuriyet öncesi içki zındıktır. Biraz da ikiyüzlülük vardır. gizlidir. halk adam yerine konmaz. Cumhuriyet halk ile saray arasındaki statü farkını yıktı.
peki burada hep beraber içkiyi aşalayalım ? sorun bu değil ki. cumhuriyetle birlikte bu işlevi yeşilay üstelndi. yani din içkinin zararları hakkındaki potansiyelini kullanacağını
zındık gibi ilkelliğin tekelinden kurataıldı aslında. kafasını kullanan dindar hala zındık gibi
ilkel kafa yapısını taşımak zorunda değildi.
Ama bir insan, içinde potansiyelleri olan bir insan neden kastamonuda bir italyan lokantası şarap ve makarna ile bir avrupa lokantası açamasın ?
biz bir dünya insanı yartamaya çalışmıyor muyduk ? kanatları olsun isteyen her hezerfan çelebeyi aşağı dikmele mi o dediğiniz liberal düşlere ulaşabilecektiniz ?
evet içki bir kazanımdır., ama kastanomuda, evet kaznımdır, adıyamanda kadınlar için kazanımdır. niye boğazda bir lokantada olan orada yaşayan insanın hakkı olmasın ?
haa kolaysa kullansın diyorsanız, bu kazanımı cumhuriyet henüz sağlayamamıştır.
içki zararlıdır tabi, çünkü halk bilmez, gider nafakasını verir, sonra karısını, çocuğunu döver döver vs. bunu diyorsanız eğer, yukarda dedim. bunu din adına veya yeşilay adına yapmanız aynı iştir. yeşil ay size bir soruna sorun olarak bakmayı öğretecekti.
gelelim diğer sakız edilen söze,. bu çıplaklık kelimesinin bile ne çağırıştırdığı belli.
Benim anladığım önce kulağını açan kadına bunu diyorsunuz. Herşeyden önce, bir kere bunu kadına diyorsunuz. Bizim “lost yakışıklıSI” gibi erkeklerimize demiyorsunuz.. bu lafı ederken bile ortada bir önyargı var ki, onu da başka bir zamanda yazacağım.
son bir şey, bülent beyin dediği bir mevzu vardı. Bizim yetenekli büyük anneler, osmanlı doğumlu olanlar vs zamanında kadınlar sadece din yönünden kısıtlı değildi.
benim büyükannem çok yetenekliydi ama çamaşır makinasinin henüz olmadığı bir evde dört çocuk yetiştirip savcı olmayı aklından pek geçiremezdi. cumhuriyet bize sanayi devrime uyum sağlamamız ve çağın bu fırsatından yaralanmamız için bir kapı açtı sadece. ha orada muzmin beyin dediği inatla vakit harcayıp duruyoruz.
Ben diyorum ki, kadınlar için kapı kapalı olmasın. Yani kafası çalışan kadın, gidip din alimlerine yalvar yakar olamayalım. Bakın 80 yıl geçti, hala bir din alimine şahitlik anlatamadık, eğer onlara kalsaydık ???
kafası çalışan girer içeri. Hem de kastamonu’da yaşayan adam hayal kurar ve dağ eteğinde italyan lokantası açar. isterse ticari olarak saçmalık olsun ama o adam zındık olmasın diye..
fethi bey ben diğer görüş olarak yazdım, yoksa bedri baykam cumhuriyetçisi gibi de değilim. ama siyah ve beyaz arasında kaybolmamak için ne yapmalı ??
Knz,
Benim dediğim de şuydu, cumhuriyete gerek kalmadan o duvar zaten yıkılacaktı, gidişat Bülent beyin deyimiyle gavurlaşma yönündeydi zaten.
Yalnız keşke Saray halk arasındaki duvar sadece içkinin yaygınlaştırılması noktasında değil de halkın sefaletten, sopadan çıkarılması için de yıkılaydı. Hatta daha doğrusunu söylersek Osmanlı Sarayı yıkıldı ama yerine daha ceberrut ve ulaşılmaz cumhuriyet sarayı dikildi.
Bu arada cumhuriyetin tek kazanımı alkollü içkidir iddiamı desteklediğiniz için de teşekkürler.
Bu kapılar Osmanlı’da zaten açılmıştı, Osmanlıda olmayan Cumhuriyette getirilen ekonomik, teknik bir yenilik söyleyin bilelim. Demiryolları, mühendislik ve siyaset okulları, teşviki sanayi kanunları, bugün bile geçerli memur kanunları Osmanlıya aittir. Cumhuriyet kurulmasa da zaten işler mecrasında devam edecekti. Hatta daha farklı birşey diyeyim, Cumhuriyet muhtemel gelişmelere sekte bile vurmuş olabilir, İstanbul mesela senelerce mağdur edilmiştir.
Diğer taraftan bu süreçte İçki kazanımı belki bir süre gecikebilirdi, ona birşey diyemem.
Hmm… Cumhuriyet nedir o zaman? Osmanli’yi biliyoruz da, birisi, cumhuriyeti tanimlayabilir mi bir zahmet?
İki de örnek vereyim, boğaza ilk tüp geçit projesi Abdülmecid, köprü projesi de Abdülhamit döneminde düşünülmüş, çizilmiş. Cumhuriyet döneminde olup biten ise malum. Bugün Pozantı, Adana bölgesinde hala Osmanlının Almanlara deldirdiği tünellerin yanına uyduruk bir çift yol yapılabilmiş değil. Birkaç kilometrelik Bolu Dağı tünelinin hikayesi de malum.
Cumhuriyet bu alanlarda bir kazanım filan getirmiş değil, saltanat kalktıktan sonraki manzara Atatürk’ün kendi sözüyle bir istibdat, diktatörlük manzarasıdır, içki, açık giyinme gibi kazanımları inkar etmiyorum ama Osmanlıda olmayan, temeli atılmamış başka kazanım gösterirseniz sevinirim diyorum.
Bosuna hayiflaniyorsunuz Fethi Bey. Bence cumhuriyetin kazanim(larin)i pratikte degil, teori de aramak dogru olur. Knz Hanim yeterli ipucu vermis yukarida, ama bosa…
Bu arada, “evet, icki bir kazanimdir” denmesini, “cumhuriyetin tek kazanımı alkollü içkidir” deyisinizi destekler sekilde okumus olmaniza sasirdim.
Fethi bey,
Diğer taraftan bu süreçte İçki kazanımı belki bir süre gecikebilirdi, ona birşey diyemem.
Niye oyle olsun? Ataturk ve arkadaslari icki icmeyi Osmanli vatandasi olarak ogrenmediler mi? Ben iki dedemin de (19. asir dogumlu) o zamandan ickiyle tanisik olduklarini dusunuyorum. Istanbul’da da degiller ama tabii Dogu Karadeniz’de gayri Muslim nufus da var o zamanlarda. Gittikleri yerlerin isletmecileri Musluman olmayabilir.
Menkibelere filan baktiginiz zaman icki lafi bol bol geciyor. Bektasi fikralarinda da oyle. Ben bunu bilmiyorum ama soyle dusunmek de kabil belki, Yencileriler Bektasi, bu adamlar Istanbul’da icki icmek isteyecekler de mahalle baskisi mi gorecekler, devlet baskisi mi? Su heykeli olan sarapci yeniceri orada ilk defa mi sarabi tadiyordu mesela?
Nihat bey,
O Knz ile aramızdaki bir nükteden ibaret.
Kazanımlar konusunda bazı şeyler söylenebilir, pek zamanım yok ama;
Ben saltanatın kalkmasının iyi olduğunu düşünüyorum. (Gerçi büyük ihtimalle bugünkü İngiltere, Hollanda gibi tamamen sembolik hale dönüşecekti, ki zaten 1908 sonrası biraz öyledir) Ancak bu büyük ve olumlu gelişme imkan olduğu halde pozitif yönde sürdürülememiş, şapkaydı, içkiydi, baloydu karikatür işlerle eldeki fırsat heba edilmiştir diyorum. Bunların detayları herhalde ehil kişilerce tartışılmıştır, tartışılabilir. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kapatılmasa, kurucu kadro tek adam diktatörlüğüne sarılmasa işler farklı yönde gelişebilirdi. En azından Cumhuriyet yoluna daha sağlıklı bir şekilde devam edebilirdi.
Bülent bey,
Doğru, üstelik bu gizli içilen bir içki de değil.Benim cumhuriyet olmasa da içki, kapalı giyinme gibi şeyler zamanla dönemin gereğine uyardı demem biraz da bunlardandı.
Gecikecek olan kazanım içkinin dini bir yasak olduğu konusundaki mahcubiyetin ortadan kalkması olarak düşünülebilir.
Fethi bey,
Bu verdiginiz ornek daha dune ait bir sey..
Onun yerine, halk edebiyatimizda cok kullanilan ‘turna’ motifini de verebilirdiniz.
Ucmak, ta ne zaman once dusunulmus; uzerinde yazilmis cizilmis..
O kadarla kalsa iyi, bir de ‘telli turna’ motifi var ki, keferenin daha yeni yeni buldugu ‘fly-by-wire’ teknolojisinin en can alici noktasini temsil ediyor..
Ya. Gordunuz mu? Ecdad hic de bos durmamis.
[Bir de cikarlar, ayaklari yere basmiyordu filan diyerek, Gunes Dil Teorisini eletirirler..]
Obli Bey,
Taksim-Karaköy metrosu sayılabilecek Tüneli unutmayın. Cumhuriyet herşeyde yepyeni bir başlangıç zannedenlere hatırlattım o kadar.
İster Osmanlı, ister cumhuriyet, her iki ecdadımıza da hizmetlerinden dolayı teşekkrü ederim.
Bizim Tunel, kita Avrupasi icin bir ilk olabilir aslinda. Boyel seyleri ben ekerim oraya genelde ama bunun faili ben degilim, baskasi oyle yazmis Wikipedia’ya:
http://en.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCnel
Fethi bey,
Dogru. Ama, o tunel bile bize, o gunlerde ne derece imkansizliklarla bgostugumuzu gosterir..
O kadar kisa bir tunel yapabilmisiz. Paramiz, ve diger imkanlarimiz o kadar azmis..
Ustelik, o tunel –ekonomik katkisi yok denecek kadar az oldugundan– bir prototip gibidir.
O devirde, Londra metrosu 1850′lerde basladi ve 30 sene icinde Londra’nin onemli yerlerini kapsar oldu. Bizdeki ise, ayni donemlerde yapilmis olmasina ragmen, hem sadece halatli sistemdir (yeralti teleferigi demek daha dogru) hem de 700 metre uzunlugundadir.
Daha yaygin bir aga donusturemedik. Teknolojisi musait degildi, paramiz da yoktu.
Cumhuriyet’in onemsenmesi gereken bir kac tarafi var. Bunlardan birisi de, kaynaklari cok iyi kullanmistir. Baslangicta oyledir.
Bunu yaparken de ahaliye cile etmis midir; tabii ki.
Baska turlusu mumkun degildi cunku.
Ben de
Bu tur konularda yanlis olan, takim tutmak ve mukayeseli bakmaksizin sirf elestiri olsun diye elestirmektir.
Obli bey,
Ardı arkası kesilmeyen savaşları da düşünürsek Kırım Savaşı ile Kurtuluş Savaşı arası neredeyse 60 sene kesintisiz savaş dönemi yaşanmış. Devlet yere düşmesi yaklaşmış bir cisme benziyor, ne yapılsa kurtuluşu da mümkün olmayacak.
Bunları ben de belki sizin kadar olmasa bile bilirim ama geçmiş 150 seneden süzülüp gelen miras bir şişe bira içme ve başı açık gezmeye indirgenince bir parça kızıyorum.
Takım tutma konusunda da Osmanlı-Cumhuriyet müsabakasında taraf değilim, bana göre olan şey Osmanlı Cumhuriyetinden ibarettir.
Demisim ki:
Bu arada, o ucyuz kisinin belki ikiyuzu belki daha fazlasi simdi niyetlidir buyuk ihtimalle.
Dun de 100 kisi toplamislar ve hir cikmis. Acaba hepsi o 300 kisi denen kalabaliktan mi yoksa isin icine boyle gosterileri sevenler mi girmeye basladi? Neyse, haber su:
http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&ArticleID=897380
Bülent bey,
Matematik sizi destekliyor, muhtemelen gündüz oruçlu olan 200 kişilik moda halkı akşam da teravihte olduğu için eylemi 100 samimi inançlı adam yürütmüş.
Bu arada Moda da demek ki Çankaya, İzmir türü sembolik bir yer ki orada içkisiz tesis gürültü koparıyor. Ben bir iki sefer gitmiştim, Egedeki sahil kasabaları gibi bir yer diye hatırlıyorum Moda’yı. Az yürüyünce Kadıköye çıkmasan öyle zannedersin.