Varan 2
FST Eylül 4th, 2008
Ben burada çağdaşlık elden gidiyor, diye yırtınıyorum, hala laf salatası, derin analiz filan yapılıyor. Alın dün bir milli maç sırasında ponpon kızlar şalvar giyip dans etmişler. Haber şöyle:
Ponpon kızlara ‘Ramazan’ ayarı
Dün akşam İstanbul Abdi İpekçi Spor Salonu’nda oynanan Türkiye-Ukrayna basketbol maçında gösteri yapan ponpon kızların Ramazan ayı nedeniyle açık mayo yerine eşofman ve tişört giymeleri dikkatleri çekti. Kapalı giysili ponpon kızlarımızın maçtan önce ve periyot aralarında sahne alarak birbirinden güzel dans gösterileri sunmaları izleyiciler tarafından keyifle izlendi.
Ponpon kızlar salonu dolduran yaklaşık 5 bin kişiye dans ziyafeti çektirdiler.
Akıl alır şey değil, Cumhuriyet Türkiyesine yakışır şey mi şu? Açık mayo yerine eşofman ve tişört giyilmiş. Kadınların izzeti, şerefi, onuru ayaklar altına alınmış. Bir kadın özgürce vücudunun heryerini erkeklere gösteremeyecek mi? Hele de mazerete bakın, Ramazan ayı nedeniyle denmiş. Bari seyirciye pide dağıtıp maç arasında teravih de kıldırsaydılar. Ramazan ayı çağdaş, laik insanları bağlar mı? Bu olsa olsa gerici ayak takımının ilgileneceği ilkel bir yanılsamadan ibarettir. Ben ümidimi kestim, bu ülke AKP eliyle uçuruma yuvarlanmaktadır, şeriatın nefesi çağdaşlığın kalesi ponpon kızlara kadar ulaşmışsa, bu ülkenin dansçısına irticayı hatırlatan şalvarlar giydiriliyorsa, artık İran’la aramızda fark kalmamış demektir.Yarın çarşaflı ponpon kız, sarıklı basketbolcuya hazır olun, benden söylemesi.
- Toplum
- Comments(30)
Saniyorum bu habere kontra-atak şurada geldi, haberi de burada. Haberden inciler;
Bu arada, pardon ama bu gerçekten saçma sapan bir haber. Neden Radikal bu haberi yapıyor? Her sene Baykal’ın yüzme resitali haberi geçiyor. Bu sosyaldemokrat bir ritüel mi? 60 bilmem kaç yaşına gelmiş bir adam, orada iki büklüm bedeni ile alelade bir yüzme denemesi yapıyor. Etrafına toplaşmış bir sürü gazeteci -ne görmeyi umuyorlarsa- mal bulmuş mağribi gibi bekleşiyorlar.
Bu nedir gerçekten?
Refereans isimli gazete, nihayet, herkesin bildigi bir sirrin ifsaini hayli de mahcup bir dille soyluyor.
Lisan-i kefere ile merak edenler varsa, bir kaynak burada var; digeri ise, anli sanli New York Times’da yayinlanan bir kitap elestirisi.
Amerikan solunun fasizm genlerini incelemis kitap… Asil yapilmasi gereken is, Avrupa solunun kor parmagim gozune fasist kokenlerini saymak olurdu.
Ah, Metin bey burada olacakti da, bu konuda bizi aydinlatacakti..
Fethi bey icin bir sey demiyorum.
Bilerek demiyorum, cunku, ‘liberal musluman muhafazakar‘ denen mahlukun –Atilla Yayla ile birlikte– soyu kendileriyle son bulacak prototiplerine ilismek kulturozihinsel faunamizda anti-darwinist bir hamleye zinhar yeltenmek ve hatta soykirim hasa olur..
Obli bey,
Solun (ister ABD ister Avrupa’da) faşistliğiyle ilgili bu yazılanlar yeni değil ki, Hayek gibi klasik liberaller, liberteryenler nasyonal sosyalizm ile enternasyonel sosyalizm arasında bir fark olmadığını, sosyal demokrasi, üçüncüyol vs. de dahil bu tür devletçi sistemlerin varacakları yerin nihayetinde aynı tür bir baskı düzeni olacağını bir asırdır söylüyorlar.
Solculara liberal denmesi, liberalin esas olarak solcu olmadığı gerçeğini değiştirmez. Liberal denince Marx değil Adam Smith, Hayek akla gelir. Solcular ekonomik anlamda özgürlüğü kabul etmedikleri, yeniden dağıtımcı, ekonomik anlamda eşitlikçi oldukları için solcudur. (Bu kötüdür demiyorum). Ekonomik özgürlük olmadan başka özgürlüklerin olabileceğini düşünmek mümkün değildir.
Liberal muhafazakar yanlış bir ifade, Hayek bile kalkıp neden muhafazakar değilim diye yazı yazmak durumunda kalmıştır. Müslüman, hristiyan, budist, yahudi liberal yahut muhafazakar olabilir ama muhafazakar adamın liberalliği su götürür. Ha, muhafazakar demokrat filan bir parça anlaşılabilir bir ucundan ama liberal muhafazakarın izahı zordur. AKP’yi kastediyorsanız onların ne muhafazakar ne de liberal olduğunu söyleyemem belki Türk Müslümanlığı gibi böyle olur bizde liberallik yahut muhafazakarlık daha uygun düşebilir. Bir de bildiğim kadarıyla Türkiye’de muhafazakar denince Müslüman filan anlaşılıyor, halbuki bugün cumhuriyet değerlerini koruma açısından bakarsanız CHP en ala muhafazakar partidir ve sizin tırnak içi ifadenizle devletçi sol(?) muhafazakar gibi bir şey olması gerekir.
Hzhubble,
3.5 kilometre az değil. Bence bu performans dikkat çekmiştir.
Olur mu, paşadan tarihi açıklama, tarihi ziyaret, tarihi bakış, tarihi mesaj sonrası Baykal’dan tarihi yüzüş, tarihi duruş türü bir manşet çıkarmak önemsiz mi?
Heh, ikinizle de ayri dusuyorum.
Kimse begenir mi bilmem ama ben kendime Musluman diyorum, zorlanirsa ‘ihmalkar Musluman’ veya bes farzin birini ihmal etmemeye calisan Musluman filan diyebilirim.
Muhafazakar da diyorum kendime. Bundan da diyelim 0-25 yas arasinda ogrendigim veya buyuklerimden gordugum seyler icin aklimda ‘dogrusu budur’ diye dusunup, ‘yeni’lerine makul olmayan ve belki cevremdeki diger insanlardan fazla bir direnc gostermemden cikartiyorum.
‘Liberal’ de diyorum, cunku egilimimin oyle oldugunu biliyorum. Bu bazi acilardan problemli tabii cunku ‘Turkiye boyle olsun’ demek bana garip geldigi gibi, diger malum konuda yapilan ‘insanin liberali olmaz, duznenin liberali olur’ cikarimi bu konuda da gecerli olabilir.
N’olcak simdi?
Madem bir liberallik mevzuu acildi, iste buyurun:
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=734888
AB AB, evrensel deger, gaaak guuuk diyen guruh buna alkis tutar belki ama bu ‘liberal’ bir hal degil. Zaman alay etmis, bu alay edilecek bir seydir ustelik ama onlarin alay etme sebebiyle benim aklimdaki alay etme sebebi ayni degil tabii. Diger taraftan bunun TV’de raki/sigara/homoseksuellik/cinsellik gozukemez demekle prensipte bir farki yok, yani Zaman hakli.
Bülent bey,
Siz de haklısınız, ne diyeyim. Küpeli erkeğe, palyaço kıyafetli gence karşı olmak muhafazakarlık ise ben de muhafazakar, hatta tutucu bir yobazım demektir. Muhafazakarlık daha geniş ve toplumcu yönleri olan bir dünya görüşü olarak alınırsa sizin muhafazakar olmanız biraz zorlaşır.
Yalnız ben de bu bayram arefe günden kaçayım, bayramı parasız bir ev imkanım olan İstanbul’da geçireyim, her yıl akraba dolaşmaktan, el öpmekten, seremonilerden bıktım gibi bir hissiyat içindeyim. Acaba muhafazakarlık açısından bu bir hastalık belirtisi midir?
Bu arada sizi başına musallat ettiğim yazarın da ne hikmetse bu konuda da bir yazısı var, zavallı durumu bilse çattık belaya derdi (çok nüktedanlığı yanında tanırım, sizin kadar ‘iyidir’):
http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Yazi&YaziNo=822
Bülent bey,
Bu biraz benim tarzımda alay olmuş.
Fethi bey,
Yalnız ben de bu bayram arefe günden kaçayım, bayramı parasız bir ev imkanım olan İstanbul’da geçireyim, her yıl akraba dolaşmaktan, el öpmekten, seremonilerden bıktım gibi bir hissiyat içindeyim. Acaba muhafazakarlık açısından bu bir hastalık belirtisi midir?
Buyukler sizi tefe koyup bol bol kulaklarinizi cinlatacaksa ve sonra laf isitecekseniz orada bir hesap hatasi olabilir. Cocuklar razi gelmezler ki buna ayrica? Gelirler mi? Biz severdik bahsis veren buyuklere gitmeyi. Ne bileyim, memleket 10-20 senede o kadar degisiyor ki anlamak zor olabiliyor.
Benim de boyle ihmalkarliklar yaptigim olmustur, ustelik tatil filan diye degil ‘calisacagim’ diye yaparim. Dogrudan kirici laf isitmemisimdir ama keske dogrudan laf isitsem dedigim cok olmustur. Mesela benim gibi ortadan kaybolma huylari olan bir buyugumun uzun zaman gozukmedigi annesini sonra komaya girince gormeye gittiginde, sesini duyan annesinin ayilip ‘neredesin sen’ deyerek okkali bir tokat askedip koma haline geri dondugunu meclis icinde birden fazla defa dinlemisimdir (hikaye de dogru ustelik, sahitleri biliyorum). Tabii uslu uslu onume bakmakla yetinmis ve ‘o halde simdi dovun, belki siz komaya girmeden gidersiniz’ diyememisimdir. Benim bundan aldigim ders bu tip hikayeleri hatirlamam ve biriktirmem gerektigi, kucuklere eziyetin bu sekilde yapilmasinin caydirici olabildigi yonunde.
Bülent bey,
Çocuklar zaten gitmek istemiyor, harçlık düzeni sizin bizim zamanımızdan beri değişmedi buralarda. İstanbul’u bilemem.
Ben sizin uyarınız üzerine şimdi şunu düşünmeye başladım, birinci bayram sülalece yenen yemeğin ardından öğleyin yola çıkıp 4-5 günlük bir gezi planlayayım, daha hayırlı olur herhalde. Üstelik çocukların topladığı harçlığa çaktırmadan el koyma ihtimali de var. Yol parası için gerekebilir.
Bulent bey,
Bu sorunun cevabi, bence, sizin kendi taniminizda gizli.
Ne kadar ‘ihmalkar musluman’ oldugunuza bakar..
Obli bey,
Ne kadar ‘ihmalkar musluman’ oldugunuza bakar.
Nicin? Hangi ibadet yahut — hadi ekleyelim — adet digerlerini etkiliyor? Ben bir engel goremiyorum ama bilmiyor olabilirim, hatta muhtemeldir. Aklinizda olan tolerans filan gibi seyler midir?
Bulent bey,
Bes sartin birisini (akla geldiginde) uygulamak, digerlerini de ‘baska bir zaman insallah’a birakmak kisiyi –bence– hem yeterince liberal hem de kafi derecede laik kilar.
Dolayisi ile, burada tabii ki sorun yok.
Fakat, Muslumanlik Standardlari Enstitusu’nun kriter ve normlarina gore bu yeterli degil. Yasaklari da aynen uygulamalisiniz; dahasi uygulanmasina katkida bulunmalisiniz –nehy-i anil munker.
Bu acidan sorun olacagini dusunuyorum.
Obli bey,
Fakat, Muslumanlik Standardlari Enstitusu’nun kriter ve normlarina gore bu yeterli degil. Yasaklari da aynen uygulamalisiniz; dahasi uygulanmasina katkida bulunmalisiniz –nehy-i anil munker.
Bu Fethi hocaefendinin alani. Hem liberal hem Musluman olunur diyor benim anladigim kadariyla. Yazacakti bir ara, sizin beklediginizi de biliyorum ama gonullu yapilan islerde devamli ve bunaltici israr taraftari degilim ben.
Bülent bey,
Neden olunmasın, 32 yahut 54 farz içinde bilmediğimiz birşey mi var? Komünist müslüman da olunur. Ben liberalliği büyük ölçüde devletten ekonomik serbestlik olarak görüyorum, müslüman olmanın buna engel bir tarafı yok. Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler. Evet, domuz çiftliği işletmek, içkili lokanta açmak problemli olabilir ama neticede bunları dahi yapmanız durumunda kimse size karışacak değil. Ben islam dinindeki pek çok yasaktan hiç de muzdarip değilim, içki içmek hayati birşey değil, hatta zararlı, kumar da güzel ama adamı iflas ettirebilir, leş ve kan yemek zorunda değilim, domuz yerine dana yemekten bir şikayetim yok, zina, iftira, dedikodu da toplum hayatı açısından önemli şeyler.
Obli bey,
Liberallik kurallar sistemine uymak demektir, bu kuralların içinde dine dayalı olanların bulunmasında bir mahzur yok.
Fethi bey,
Ben islam dinindeki pek çok yasaktan hiç de muzdarip değilim, içki içmek hayati birşey değil, hatta zararlı, kumar da güzel ama adamı iflas ettirebilir, leş ve kan yemek zorunda değilim, domuz yerine dana yemekten bir şikayetim yok, zina, iftira, dedikodu da toplum hayatı açısından önemli şeyler.
Gayet tabii, zaten kismen bunlar uzerinden insa edilmis bir gelenek ve kulturumuz de var.
Mesele su: icki icen, domuz yiyen veya zina edene siddetle mudahale edilmesi durumunda kolluk kuvvetinin kola icen, dana yiyen veya nikahli esiyle cinsel munasebette bulunana siddetle mudahale edilmesine nasil mani oluyorsa oyle mani olmasi gerekiyor. Yani icki iceni de, zina edeni de, domuz yiyeni de koruyacak. Benzer sekilde kumar borcu veya faiz icin yapilan sozlesme mahkemede ticari borc icin yapilandan farkli muamele gormeyecek. Soylemediginiz ama soylenebilecek baska uc seyler de var, ne bileyim olay yaratan Salman Rusdi kitabi, simdi ortaya cikan Hz. Aise kitabi vs. kitaplari basan yayan ve satanlar kanunun onunde hadis kitabi basan/satanlardan farkli olmayacak.
Obli beyin aklindaki, yanlis tahmin etmiyorsam, devlet kurumlari boyle davranan ve rahatlikla liberal diyebilecegimiz bir toplumun ‘Musluman’ olamayacagi seklinde. Ustune boyle bir toplum ve kanun tasavvurunu kabul edilebilir hatta arzu edilir bulan bireylerin de Musluman sayilamayabilecegini soyluyor olabilir.
(Bu konuda konusulacagini tahmin etmiyordum, bileydim isin icine milleyetciligi de katip, ‘hem de milliyetci sayilirim, ANAP gibi adamim valla’ filan derdim toptan hepsi konusulurdu. Yapmis kabul edin.)
Bülent bey,
Söyledikleriniz malum.
Öyle düşündüğünü, hatta sadece onun değil müslümanlar başta genelde öyle kabul edildiğini ben de biliyorum. Öncelikle diyelim toplumda kesin olan islami yasaklar (ki tadat edildiğinde 5-6 kalem çıkar) uygulanıyor, bu durum yine de liberal ekonomi ve siyaset ilkelerinin orada geçersiz olduğunu göstermez. Serbest piyasa mekanizması işliyorsa, vergiler düşükse, özel mülkiyet korunuyorsa, azınlıkların hakkı çoğunluğa karşı mahfuz ise, adil yargılama varsa, kanunlar açık ve herkesçe ortalama düzeyde makbul ise vs. bu tür bir toplumda liberallikten söz etmek mümkündür.
(Diğer kısmına devam edeceğim)
Fethi bey,
Söyledikleriniz malum.
Sizce malum. Dini hassasiyeti kuvvetli kitlelere liberal fikriyatla ilgili seylerin benim anlattigim sekilde soylenmesinden benim ahlak disi buldugum bir sekilde imtina ediliyor gibime geliyor. Bir harp algisi oldugu, ittifaklarin ve ittifak temini icin kullanilan araclarin mesru goruldugu dogru ama bu arada duz gercegin ustu de ortulmus oluyor.
Bülent bey,
Obli beyin dediği ve sizin tahmininizle birlikte devamla;
…
İslam müslümanları ilgilendiren bazı yasakların olduğu açık. Peki bu yasakları ihlal edenler nasıl bir cezaya müstehaktır? Mesela içki içene, namaz kılmayana öngörülen bir dünyevi ceza var mıdır? Bunlar incelendiğinde ilk asırlarda çeşitli yaptırımlar (hatta namaz kılmamayı adet haline getirenlerin öldürülmesi gerektiği gibi uç olanları dahil) önerildiği görülüyor. Bunlar kimi zaman bir şehirdeki valinin inisiyatifinde, kimi zaman halifenin takdiriyle şekillenmiş. Fiiliyatta Obli beyin bahsettiği bir standart söz konusu değil.
Yasaklara uymayan yahut uymasak ne olur diyen ve müslüman olduğunu ileri süren kişinin bugün varsayalım bir şeriat devletinde fiziken cezalandırılmasını mümkün görmüyorum. Bu konularda sadece zina için önerilen ve dönemine göre hafif sayılabilecek bir sopa cezası (ki herhalde bugün kısa süreli bir hapis cezasına karşılık gelir) ve hırsızın elinin kesilmesi (ki şia mezhebinde kesme elini bu işten kesilmesi olarak yorumlanır) dışında bir ceza söz konusu olamaz.
İslamın ilk döneminde ibadetlerle ilgili bugün için katı sayılabilecek ceza önerileri getirilmiş olmasında o zamanın fıkıh bilginlerinin yorumundan ibarettir. Mesela Hanefi bilginler namaz kılmayanın hapsedilmesi gerektiğini ‘namaz Allahın hakkıdır, kul hakkı için birileri hapediliyorsa Allah için haydi haydi hapsedilir’ türü bir yoruma dayandırmışlardır. Diğer mezheplerdeki birçok yorum da müslümanlığın özüne uymayan zorbaca, uçuk yorumlardır.
Sonuçta farzlara uymak yahut haramlardan kaçınmanın karşılığı Allahtan beklenmesi gereken şeylerdir, bunlara riayet etmeyenlere en fazla tavsiyede bulunmak gerekir. İbadetlerde esas olan şekil değil huşu, tevazu, iyiniyet olduğuna göre zorla kılınacak namazın vs. bir anlamı da yoktur. Aynı şekilde zaten hep olageldiği gibi içki gizlice de olsa içilegelmiştir. Öte yandan hırsızlık gibi islam dışında da suç sayılan işlerde güncel ceza hukukuna göre caydırıcı yöntemler belirlenebilir.
Biri çıkıp da yok ille ben içki içeni öldüreceğim, namaz kılmayanı döveceğim diyorsa, öncelikle bunların üzerine vazife olmadığını, Allahın kimseye böyle bir görev biçmediğini bilmesi gerekir. Keçiören belediyesi de buna dahildir.
Bu iş uzun ama Obli beye bir başka çözüm daha önereyim.
Madem bu tür haramlardan şikayetçi, diyelim bir İslam devleti mevcut, birileri kendisine yaptırım uygulamaya çalışıyor, müslüman olduğunu belli etmesine gerek yok. Ben gayri müslimim der, kendisini askerlik dahil birçok yükümlülükten kurtaracak cizyesini öder (ki bu miktar yıllık 10 günlük asgari geçim tutarına yakındır) vatandaşlık haklarını tümüyle elde eder. Ha, yaşlı, fakirse zaten onu da ödemesine gerek yok. Müslümanlığın önemli olduğunu düşünüyorsa içinden iman eder, sonuçta hesabı Allaha verecek. Yok müslümanlık önemli değil diyorsa zaten dert değil, kendisi içki, domuz eti, zina gibi konularda serbest kalır.
Diğer şekliyle yani hem müslüman olduğumu söylerim hem de içki içer, namaz kılmam, zina da ederim diyorsa, yine dediğim gibi kendisine herhangi bir yaptırım uygulanması şu dönem için ortada bir islam devleti olsa bile mümkün değildir. Zira ilk asırlardan bu yana bir sürü mezhep, görüş, yorum ortaya çıktığından çok temel bazı kriterler dışında yeknesak, standart bir islam ceza, medeni hukuku uygulamak imkansızdır.
Anladığım kadarıyla bu tür standartların ortaya çıkışı dinle değil, dinin kurumlaşıp devletleştiği dönemlerle ilgili birşey. Yani zorbalık devlet gücünden kaynaklanıyor.
Müslümanların ve Obli beyin kafasında böyle şeyler olması bir hakikattir ama kendi kafasındaki müslümanlığı sopalı timlerle uygulamaya kalkan müslümanın durumunun polis dururken müdahaleyi üstüne vazife ilan eden ve bunu da Atatürk’ün Bursa Nutkuna dayandıran zorba ulusalcıdan farkı yoktur.
Fethi bey,
Yazi icin tesekkurler yalniz o alinti Obli beyden, benden degil, onu soyleyeyim.
Bülent bey,
Doğru, düzenledim.
Fethi bey,
Yok. Bu cevap cok muphem oldu.
Onun yerine, sarihlestirmek icin, soyle sorayim:
Liberallik, dini kurallar setinin tamamina mi uyar; yoksa, bu kurallar setinin icinden kendisinin uygun gorduklerini mi kabul eder?
Fethi bey,
Ya da, soyle diyelim: Standardlar var ama universal (evrensel) degil.
Yoksa, standard olmasaydi, bahsettiginiz yerel yoneticiler neye dayanarak bahsettiginiz fiileri tatbik edebilirlerdi?
Bundan sunu mu anlamaliyiz: Bugune kadar –gecmiste– gorulen ornekler birer mucize idi (imkansizin icrai)..
$irk’i unuttunuz galiba?
Derisi yuzunlenleri yani.
Tabii ki oyle olacak; baska sekli mumkun degil ki zaten.
Ve, bu bahsettiginiz ornekler, bize, uygulamalarin da aslinda limitsiz oldugunu gostermiyor mu?
Uygulamanin kurumsal oldugunu dikkate alirsak, bunlarin ‘zorbaca ve ucuk’ oldugu kanaati de –mecburen– kisisel kalmiyor mu?
Boylece fikih ve seriatin gereksiz oldugunu mu soyluyoruz?
İbadetlerde esas olan şekil değil huşu, tevazu, iyiniyet olduğuna göre zorla kılınacak namazın vs. bir anlamı da yoktur. Aynı şekilde zaten hep olageldiği gibi içki gizlice de olsa içilegelmiştir. Öte yandan hırsızlık gibi islam dışında da suç sayılan işlerde güncel ceza hukukuna göre caydırıcı yöntemler belirlenebilir.
Iyi de, bu dediklerinizi –ilgili cebahtan– cikip soyleyene ben rastlamadim.
Buyrun.
Benim sikayetci olup olmadigim degil ki mesele..
O kadar kolay degil. Musluman oldugunu belli etmeyene, olmadigini ihsas edenlere, soylendigi sekilde ‘madem oyle, sen bildigini yap’ demenin sozkonusu olmadigini bilmiyor muyuz?
Birincisi, askerlik gorevi, islamin dayattigi bir sey degil. Karistirmamak lazim.
Diger yukumluluklerin de yukumluluk oldugunu kim soyluyor?
Muslumanlar?
Iyi de, adam musluman degilse, bunlarin yukumluluk oldugunu kabul edecegini mi saniyorsunuz?
Bunu neye dayanarak soyluyorsunuz?
Kac yasindaki insan yaslidir; ne kadar geliri olursa insan fakirdir?
Bunlarin bir olcutu mu var?
Konumuz kisinin imani degil ki. Tersine, kurumsal bir yapi icinde nasil muamale gorecegi..
Allaha verilecek hesabi bugunden hangi kurum murakabe etmek yetkisine sahiptir?
Meseleyi sadece namaz, icki, kumar, zina vb.ye indirgemek kolayligina kacarsak; icki icmeyen, kumar oynamayan, zina islemeyen ve namaz kilan herkesi musluman sayariz ve olur biter.
Biterse, bu pekala laik bir durus da sayilir –oyle ya, bunlar kisinin kendi tercihleridir.
Halbuki, bir de ortada kurumsal ve referansini dinden aldigini iddia eden bir yapi var: Sizin neyi nasil yapacaginiza ve daha da onemlisi, yapmadiginiz zaman da, nasil cezalandirilacaginiza karar veren bir yapi.
Bu yapiya itiraz etmeniz mumkun olmaz, olmayacak, cunku bunun kaynaginin Allah oldugunu, itiraz ederseniz Allaha karsi geldiginizi soyleyecekler..
Bir defa bu tufaya dustuyseniz, cikmaniz neredeyse imkansizdir –ihtilaller, devrimler veya ayaklanma ya da isyanlar haric.
Ortada bir ‘the Standard’in olmadigi dogrudur; fakat birbirinden farkli da olsa, Islam’a dayanan veya dayandigini iddia eden uygulamalar az midir?
En kudretli zorbalik her devirde devlete ait olmustur –tarifi geregi bu boyledir.
Burada sorun, devletin zorbaliklarina dini uhrevi kiliflar giydirmesidir –ki, bu onu sorgulanamaz da yapar.
Baska bir deyisle, dine dayali referanslari olan devletler vatandaslar acisindan en riskli devletlerdir de diyebiliriz.
Fark vardir.
Zorba ulusalcinin referansini her zaman curutebilirsiniz.
Ama, zorba bir muslumancinin (sic) referansini curutmege yeltendiginiz anda katliniz zaten caiz olmustur.
Obli bey,
b şıkkı diyorum. Onu da uygun gördüklerini değil, makul bulduklarını şeklinde düzelterek.
Makul bulmadiklarini uygun goreceklerini beklemiyordum.
Neyse.
Buradan suna varabilir miyiz?
“Sizin hukugunuza gore benim katlim vaciptir” (mealen) deyisinin temelinde, Seyh Bedreddin’in de makul gorduklerini uygulamasi, digerlerini de takmayarak davranmasi vardi diyebilir miyiz?
Obli bey,
Bizdeki (genelde müslüman ülkelerdeki) problem o dönem için normal sayılabilecek bazı fıkhi pratikleri bağlamından koparıp bugün dünya ortalamasında makul sayılacak çözümler yerine kullanma gayretidir. Sizin de örnek verdiğiniz birçok katlin sebebi siyasi çıkar kavgalarıdır.
Son 10-15 yılda müslüman ilahiyatçılar din ve vicdan özgürlüğü konularında epey mesafe aldılar. İslamın pratiğe yansıması genelde dönemindeki evrensel pratikle uyumlu olmuştur, bugün çok ilkel görünen uygulamalar dönemi için dünyada normal sayılabilecek şeylerdi muhtemelen. Dolayısıyla bugün medeni bir ülkede aklı başında insanların yapacakları düzenlemelerin sizin vurguladığınız katli vaciptir, caizdir türü despotça uygulamalarla ilgisi olmayacağı açıktır.
İran, Suudi Arabistan gibi yerlerden ise insanlık ve müslümanlık adına utanç duyuyorum, ama oralarda da kıpırdanmaların başladığını işittim, sonu ne olur bilemem. Türkiye’de de halk içinde yaygın sapık ve yanlış görüşler çok ama sürekli söylediğim gibi 15-20 sene evvelini bilen biri olarak artık herşeyin bir daha eskisi gibi olmayacak şekilde değişme yoluna girdiğini söyleyebilirim.
Abdullah Gül’ün 15 yıl önceki konuşması ve dün akşamki manzarasına baktığımda kendimi düşündüm. 15 sene evvel ben de muhtemelen sizin kazığa geçirilmeniz gerektiğini düşünen, önüne geleni tekfir edip katline cevaz veren, ne olduğunu bilmediğim bir şeriat devleti isteklisiydim. Zamanla büyüyüp kendi başınıza düşündüğünüzde bunların korkunç bir saçmalık olduğunu anlıyorsunuz. Ama arada önemli bir nokta var, o zamanlar ben kendi aklımla düşünmüyordum, İmam falan, filanca cemaatin abisi, amcası, yüzbinlerce doğrusu yanlışı birbirine karışmış hadis diye önünüze getirilen söz, bugün olsa doktora ünvanı bile alamayacak bir eski zaman müctehidinin asırlar öncesinden kalma fetvaları içinde bocalayıp duruyordum. Sizin yazdıklarınız benim seneler evvelki halime hitap ediyor diyebilirim.
Sonuçta benim elimden gelen budur, çevremde ulaşabildiklerimle burada yazdıklarım çerçevesinde görüşmeler yapıyorum, insanları soru sormaya, eleştirmeye teşvik ediyorum. Daha ötesine imkanım olursa onu da yapmaktan kaçacak değilim ama benim yakacağım yer ancak bu kadar.
Fethi bey,
Bunu bu baglamda soyleyebiliyor fakat Ermeni olaylarinda soyleyemiyorsaniz, birilerine iltimas gectiginizi soyleyebilir miyiz?
Ustelik, butun orneklerde, cok daha sarih ve asikarane bir devlet ve kurulu duzen ortakligi sozkonusudur.
Bunu tersinden de soyleyebiliriz: Aksini yapmak isteMEdiklerinden degil; sadece buna mecbur olduklari icin, bazi cephelerde geri cekilmek, digerlerinde de taktik odunler vermek zorunda kaldilar..
Diyemez miyiz?
Isabetsiz mi olur?
Burada dediklerinizde soyle bir sorun var: Bahsettiginiz tarihlerde, Islam, evrensel pratigi olusturmak iddiasindaydi. Yani, yeni dunya duzeni demek Islam demekti o yillarda.
Dolayisi ile, diger testilerin de berbat olmasi mazereti bu durumda gecerli sayilmayabilir bence.
Ben, 15-20 sene oncesini pek bilmiyorum malesef. Ama, bugun rastladiklarim bana sizin kadar iyimserlik asilamiyor. Daha gecenlerde Adiyaman-Menzil hakkinda bir tanidiktan kendi tecrubelerini dinledim.. Afallamadim desem dogruyu soylemis olmam.
Ben, gelismenin bu yolda olduguna cok emin olamiyorum. Cumhuriyetin heyecaninin bittigi su donemlerde, sizin bahsettiginiz –ve gecmiste kalmis oldugunu dusundugunuz– kitlenin arttigini dusunmemek icin cok sebep goremiyorum.
Birisine hitap ettigine memnun olmakla beraber, benim problemim birilerini haberdar etmek degil. Ben sadece, kendi acimdan, cok da dogru gormedigim gelisme(me)lere isaret ediyorum.
Benim sizinle kisisel bir sorunum yok.
Tek itirazim, meseleleri magazinlestirip tepkiselliklere yol acip gecistirmek yerine, neyin neden olduguna yonelik daha farkli bir yaklasim benimsemeyisiniz. Yapamayacaginizi bilsem boyle bir talebim olmayacak; ama, ziyan olmasina uzuluyorum.
Obli bey,
Ben söylüyorum ama yapılan iş doğrudur demiyorum ki. Hallac-ı Mansur, Şeyh Bedrettin, Nesimi öldürülmeyi bırakın belki ceza almaması gereken insanlardı, ben bunların dini değil siyasi sebeple öldürüldüğünü söylüyorum. Aslında tersten bakarsak bu katllere sizin devletin bekası adına itiraz etmemeniz daha makul olur.
Bir kısmı için diyebiliriz ama Ankara İlahiyat çevresi ve bazı münferit isimlerin çabaları ister istemez eski katli vaciptir ekibini etkiliyor.
Öte yandan imam hatip, ilahiyat, ilahiyatçıların vaiz olmak için gittikleri Haseki eğitim merkezi gibi yerlerin 16-17. asır uyuşuk medreselerinden bir farkı yoktur. Bu doğru ve bunlara karşı yapılabilecekler üzerinde kafa yormak lazım. İki dönemdir bakan olan Mehmet Aydın maalesef çok pasif kalıyor, halbuki diyanet ve ilahiyatlarda devrim yapabilirler. Mesela ilahiyat fakülteleri yüksek imam hatip lisesi yerine gerçek anlamda bir teoloji fakültesine dönüşebilir ama maalesef 5 yıl boyunca Mehmet Aydın da imamların maaşı, yolluğu, hac, umre gibi işlerde zaman kaybetti.
Yaşar Nuri hoca, Süleyman Ateş gibileri medyatik kaldı Bekir Karlığa gibi işin ilmini yapanlar da belki haklı olarak fildişi kuleden inmediler. Biraz parlayanı popüler TV kanallarında para kazanmaya baktı. Halkta yerleşik geleneksel anlayışın değiştirilmesi için hassas davranmak yerine tamamen ters tepki yapacak, insanları daha da tutucu hale getirecek konuşma, yazma tarzları benimsendi. Halbuki AKP’nin ılımlı olma, değişme rüzgarı sayesinde daha büyük çapta değişimler -hala da- mümkün.
Ben pratik derken daha ziyade bugün eleştiri odağı olan ceza hukuku, miras hukuku gibi şeyleri kastetmiştim. Yani dönemde cari olan hukuk büyük ölçüde değişmiyor.
Ben, 15-20 sene oncesini pek bilmiyorum malesef. Ama, bugun rastladiklarim bana sizin kadar iyimserlik asilamiyor. Daha gecenlerde Adiyaman-Menzil hakkinda bir tanidiktan kendi tecrubelerini dinledim.. Afallamadim desem dogruyu soylemis olmam.
15-20 yıl öncesini bilseniz bana katılırdınız. İyimser olmamakta kendinizce haklısınız. Durum eskiye göre iyidir diyorum.
Menzil vs. dediğiniz gibi ama halk bu işlere çok meraklı. Millet kadın erkek otobüslere doluşup hacca gider gibi -muhtemelen daha fazla heyecan duyarak- gidip orada şeyhin evini süpürüyor filan. Bir sürü okumuş adam da var, yahu budala mısınız diyorum mütevazi bir edayla ‘Fethi bey bunlar manevi işler, gönül işleri, sen anlamazsın’ diyorlar. Ben de kendisine “manevi zannettiği işin çivi üzerine yatan Hint fakiri tarafından binlerce yıldır yapıldığı, tarikat, tasavvuf denen şeylerin Hintten, Çinden alınma olduğunu” söylüyorum ama boynunu yana büküp ‘allah selamet versin diyor’. Kalkıp iki tane yapıştıracaksın, sana doktora verenin de diye ama durum bu işte.
O sebeple ben diyorum ki madem okumuşu cahili bu işe hevesli,bunu kabullenip ona göre hareket etmekte fayda var. Zenginlik bu işleri çözer belki ama şöyle birşey oluyor, adam bu defa tarikatın kelek keseni haline geliyor. Sonradan görme şımarıklığıyla fukara tarikat erbabını istismar ediyor. Falan, filan, neyse işte, uzatmayalım.
Ben de bu durumu çevreme aktarıyorum, muhatabınız tek ben ve buradaki yorumcular değil merak etmeyin. Sorularınızın çoğu anlamlı şeyler. Ben yazılarınızın içindeki kırıcı, dökücü yerleri görmezden gelerek bunları ciddiye alıyorum. İşin ilginci, bu sorular islamın ilk günlerinden itibaren sorulmuş, daha birinci asırda ciddi görüş ayrılıkları ortaya çıkmış. Bunların detayları milel-nihal kitaplarında yazılı, Türkçeye çevrileni de çok. Fakat ne hikmetse Mutezile, İslam filozofları gibi olayların arkaplanını araştırmaya çalışanların söyledikleri, yazdıkları ve bunlara verilen cevaplar bugün akademik dar çevreler dışında dikkate alınmıyor. Sayenizde belki insanlar bu işlere ilgi duymaya başlayabilir. Mesela geçenlerde YÖK’te bir arama yaptım, Akıl, vahiy, peygamberlik, İbn Sina, Ibn Meymun, Farabi üzerine o kadar çok tez var ve bunların bir kısmı (2000 yılı sonrası) tam metin halinde de indiriliyor.
Bu zamana kadar bu işin beni ilgilendirmediğini düşünüyordum, zira benim branşım din bilimi değil, her yazdığımın arkasını doldurmakla yükümlüyüm ve bu da zaman alıcı bir iş. Burada bu konulara girmek doğru mu diyorum, İzlenimler içinde toplumun dine bakışı da olmalı, en azından kendi tecrübelerinizi paylaşırsınız diyorsanız haksızsınız da diyemem. Bu konularda benden daha ehil olanlar var, misal bir ara rüzgar gibi geçen Hacı Hoca vardı, ama o da fildişi kuleden bilmece soruyordu, benim gibi avamdan olanlar ise ‘bu herif ne demek istedi, gavur mu olduk’ diye debeleniyorduk.