'Bilim' Arşivi

Kırk Yıl Önce

FST 27 Mart 2008

lrg_cover.jpgKırk yıl önce biri 2008′de dünya nasıl olacak diye yazı yazmış. Tabii adam bazı ilginç isabetlerle birlikte çok yerde çuvallamış ama 1960′ların hızlı uzay yarışını filan düşünürsek bugün çok daha ileri bir yerde olacağımız kanaatini küçümsememek gerekir. Benim de çocukluğumda Uzay 1999 Ayüssü Alfa filan vardı. 1999 yılını geçtiğimizde dünyanın o dizinin oynadığı 1979 yılından pek farkı yoktu. Bir de Jetgiller vardı ama o herhalde konumuzla ilgili değil.

Uzay demişken, Stanislaw Lem’in ardından bir diğer bilim kurgucu A.C. Clarke da vefat etti. Kendisi yine yukarıdaki tahminin yapıldığı 1968 yılında Gözcü adlı hikayesi üzerine çekilen “2001: Bir Uzay Macerası” filminde Aydaki üslerden filan bahsediyordu. 2010′da Jüpiteri patlatıp bir güneşe dönüştürmesini de takdir etmemek mümkün değil. Bu vesileyle Clarke’ı da Dave Bowman’a kavuşması dileğiyle saygıyla anıyorum.

Bana sorulacak olursa 2048 yılında dünya bazı teknolojik cihazlar dışında 1968 veya 2008 yılından farklı olmaz. Hele Türkiye’de birşey değişmez. Kelek konularla eğlenir durur insanlar.

Popularity: 36% [?]

Yaratık-II

FST 23 Ocak 2008

yatara.jpgSami Selçuk’un yaratığının ardından ilginç bir yaratık da Mars’ta görülmüş. Haberde şöyle deniyor:

Uzay aracının Mars’tan geçtiği şaşırtıcı fotoğrafta, sanki öylesine dolaşan “çıplak yaratık”, bir tepeceğe tırmanmış ve oturuyormuş gibi görülüyor. Sipirit’in geçtiği fotoğrafları 4 yıldır en ince ayrıntısına kadar inceleyen uzmanlar, fotoğraflardan birisinde küçük yeşil bir “yaratık”ın olduğunu farketti. Görüntüde insan fizyonomisini de andıran “yaratık”, dağlık alanda yürüyüp, tepciklerden birisindeki kayanın üzerine  oturmuş gibi görünüyor. Gayet rahatmış gibi bir pozisyonda kameralara görüntüsü yasıyan “yaratık“ın kolu, iki ayağından birisinin üzerindeymiş gibi algılanıyor.

Peki buradan ne sonuç çıkar, son birkaç günün ardından sadece şunu söyleyebilirim: Bu yaratık evrende serbestçe dolaşabilir ve başörtü takmadıkça Türk üniversite kampüs alanlarına serbestçe girebilir.

Bu arada yeşil yaratığın kolu biz Türklere birşeyler anlatmaya çalışıyor gibi.

Popularity: 29% [?]

Yaratık

FST 19 Ocak 2008

alien-weaver.jpgYargıtay Onursal başkanı Sami Selçuk katıldıuğı bir toplantıda bir sürü konu yanında başörtüsü ile ilgili dekonuşmuş ve şunu demiş:

”Üniversite, evren kent demektir. Eğer evren söz konusuysa her türlü yaratık ve bu arada her türden insanın oraya girme, orada bulunma hakkı vardır. Siz bunu engelleyemezsiniz”

Evren kent nedir, Kenan Evren’le bir bağı var mı? Orasını bilemem ama Sami Selçuk gibi usta bir hukukçuya şu gaf yakışmamış. Evet, üniversiteye her yaratık girebilir ama önemli olan başı açık mı giriyor yoksa kapalı mı? Sami bey bu konuya bir açıklık getirmemiş. Sonra yaratığı engelleyemezsiniz ne demek? Türk rektörü yaratıktan korkmaz, muhtemelen yaratık rektörü görünce kaçacak delik arayacaktır.

Yaratık demişken, evvelki gün bir haber görmüştüm. “Dünyanın en önemli UFO görüntüleri Kumburgaz’da filme alındı” denen haberde kamrera görüntüleri de var. Bu vesileyle haberi veren siteyi de bir parça inceledim. Sirius UFO Uzay Bilimleri Araştırma Merkezi diye birşeymiş. Bir sürü titrek uzay gemisi görüntüsü yanında bir de ne göreyim, mor-pembe renkli bir grup uzaylının hemen altında Atatürk resmi var, hem de ünlü “İstikbal Göklerdedir” sözü alıntılanmış. UFO sitesine de bu yakışır diye düşünseler gerek. Aslında buna da şükür diyebiliriz, zira daha önceki tecrübelerimizden Sirius yetkililerinin isteseler “Ben uzaylının yeşil, çevik ve zekisini severim” yahut “Bir Türk Andromeda Galaksisine bedeldir” diye laf uydurabileceklerini de tahmin edebiliriz. Anadolu Ajansı türü örnekleri malum. yine de Sirius yetkililerni UFO ile Atatürk’ü bağdaştırma becerilerinden dolayı tebrik ederin. Gerçi bilimsel bir araştırma merkezi olduğuna göre normaldir, hatta eğitim müfredatlarına bakın, İnkılap Terihi dersi de mevcuttur.

ufo.JPG

Daha fazla sulandırmazsak, bu vesileyle uzaylı yaratıklara da bir nasihatte bulunayım. Aman kardeşim Türkiye semalarında fazla dolaşmayın. Bu ülke şeytana bile illallah dedirtmiş, canınızı seviyorsanız Andromeda içlerine geri çekilin. Malum, istikbal göklerdedir.

Popularity: 37% [?]

SAT Komandoları nerede?

FST 8 Ocak 2008

bsrt.jpgHatırlarsınız geçen hafta “Yunan” balıkçılarının Kardak “kayalığı” civarındaki çupra avı girişimleri SAT komandolarımızın müdahalesiyle engelenmiş, Yunan’a Dumlupınar’dan sonra bir şamar da Kardak açıklarında atılmıştı. Haberin detayında avlanan kilolarca çupra, lüfer gibi balığa el konulduğunu okuyamadım ama tek balığımız alçaklarda kaldıysa hakımı helal etmiyorum. Herneyse, Yunan dedik ya, bunlar işi iyice azıtmışlar. Habere bakın:

Devamı »

Popularity: 37% [?]

Nasıl Okunacak Konusu

FST 7 Ocak 2008

180px-auguste_comte.jpgBir yazıya gelen yorumda “Descartes” için Dekart yerine Deskartes diyen lise öğrencisinin zayıf aldığı söylenmişti. Aslında bu durum özel isimler için ciddi bir problem. Bir çok düşünür, bilim ve siyaset adamının adını telaffuz etmek, doğrusunu bir yerden işitmedikçe mümkün değil. Misal August Comte “Ogüst Kont” okunuyor ama gel de bunu işitmediysen bil bakalım. Michel Foucault “Mişel Fuko” okunuyor ama her babayiğit bunu nasıl okusun ve yazsın? Bizim bazı ukala üniversite hocaları bilmedikleri halde “bilmiyorum” diyemedikleri için kafadan atarlar bazen, halbuki bilmiyorum, şöyle idare edin deseler ayıp olacak değil ya. Git sor, araştırbakalım, üniversite hocası oldun diye her haltı bilirmiş gibi yapmana gerek yok ki.

Bence Azerilerin özel isimleri okunduğu gibi yazma usulleri çok sağlam bir yöntem. Corç Buş, Ogüst Kont diyorlar ve yazıyorlar, problem nerede? En azından böylece literatüre doğru okunuşuyla girecek ve adamcağızın adı doğru şekilde okunabilecektir. Şehirler, ülkeler için de böyle değil mi? Tabii bazı şehir isimleri iyice yerleşmiş, Londra, Paris (hatta Kölün, Bokum) ama genel olarak bu iş başarılabilir. Turist Ömer filmlerinde olduğu gibi ingilizce isimler hep türkçe yazıldığı gibi okunuyor ve bugün çoluk çocuk bu hataları büyüyünce de atamıyor üzerinden. Dil uzmanları şu işe bir eğilse iyi olur ama devletten birşey beklenirse yol alınmaz, herkes yeni YÖK başkanı kafasında olmayabilir, en azından internet gönüllüleri böyle bir iş yapabilir.

Yabancı özel isimler okunduğu gibi yazılmalı, şimdilik de ünlülerin isimlerinin okunuşunu veren bir site, forum ile bu iş halledilebilir. Misal Feyerabend nasıl okunur, bilen var mı? Ekşisözlükte fayırabınd denmiş, doğru mu acaba?

(Not: Bir dostumuz “sanıyorum “foyerabend” diye okunuyor” demiş, ben de öyle biliyorum. Demek ki ekşi sözlük yazarı çuvallamış ve konu da önemliymiş.) 

Popularity: 26% [?]

Yasadan Ödün

FST 18 Aralık 2007

7896-sapka-rektor.jpgGeçenlerde iki sebeple Şapka Kanununu daha doğrusu asıl adıyla Şapka İktisası Hakkındaki kanunu hatırladım. Birincisi Vitali Hakko vefat edince arkasından hayırla yad eden kadar “kendisi şapka kanunu sayesinde voleyi vurmuştu” şeklinde şikayetlenenler, konuyu Atatürk-II.Mahmut kıyaslamasına götürenler olmuştu. İkinci hatırlama sebebim de rektörlerin YÖK başkanına tepki olarak “olamaz, nasıl olur da bir kanun uygulanamaz denebilir, asla ve kat’a türban takılamaz, YÖK başkanı olmak yasa tanımazlık değildir” şeklinde ettikleri feryat ve figan oldu. ODTÜ rektörü şunu söylemiş:

Devamı »

Popularity: 47% [?]

Suç ve Ceza

FST 11 Aralık 2007

yayla.jpgProf. Atilla Yayla hadisesini hatırlarsınız. 25-30 kişinin dinlediği bir panelde “Kemalizm ilerlemeden çok gerilemeye tekabül etmektedir. İleride bizlere, neden her yerde bu adamın heykelleri ve fotoğrafları var diye soracaklar” dediği iddiasıyla hakkında dört koldan savcılığa başvurulmuş, Atatürk’e (pardon Atatürk’ün Hatırasına) hakaret ettiği iddiasıyla 5816 sayılı kanun kapsamında değerlendirilmesi isteğiyle dava açılmıştı. Dava İzmir’de görülüyormuş, geçenlerde bir tanıdık ilk davaya katıldığını 80-90 yaşında emekli memur, öğretmenlerin toparlanıp mahkeme salonuna getirildiğini, orada bu yaşlı insanlara Atilla Yayla’yı taciz ettirmeye çalıştıklarını filan anlatmıştı. Onun nükteli tahminine göre “keşke bu yaşlılardan biri orada sektei kalpten gitse de vukuat olsa” diye düşünülebilirmiş olay. Ben şahit olmadım, bilemem. Atilla Yayla da zaten ondan sonra davalara katılmamış, avukatları bulunmuş mahkemede. Yalnız son duruşmada ilgimi çeken şey savcının talebi oldu, meğer savcı daha önce telaffuz edilen 3 yıl hapsi yeterli görmemiş, suçun 5 yılla cezalandırılmasını istemiş. Şöyle deniyor:

Savcı sanık Prof. Dr. Yayla’nın söyleminin, Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret içerdiğini’ savundu. Savcı, Yayla’nın kullandığı sözlerin bilimsel açıklama boyutunu geçtiğini iddia etti ve söz konusu ifadelerin 5816 Sayılı Atatürk aleyhine işlenen suçlar kapsamında değerlendirilmesini istedi. Savcı, Prof. Yayla’nın beş yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti.

Bir başka yerde 5 yılın sebebi olarak “eylemini kamuya açık yerde gerçekleştirmesi” gösteriliyor. Şu konuda aklıma takılanlar var. Öncelikle, Atilla Yayla bir siyaset bilimi profesörü. Eğer kendisi Atatürk ve Kemalizm hakkında konuşmasa asıl o zaman hepimizin ayaklanıp “hoca, hoca, bilim adamı payesi kazanmışsın, neden bildiklerini, ilim yoluyla ulaştığın gerçekleri bizimle paylaşmıyorsun, susmak bilim adamına yakışmaz” demesi gerekirdi. Nitekim Prof. Yayla da Türkiye gibi orta yerde hapşırsan “Atatürk’ün hatırasına saygısızlık ettin” denecek bir ülkede Kemalizm başka dönemlerle kıyaslandığında ilerlemeye değil gerilemeye tekabül eder, şu kadar sene sonra yabancı biri gelse neden heryerde bu adamın resimleri var gibi sözleri açıkça söylemiş. Savcının “hocam sözleriniz hoşuma gitmedi ama bir bilim adamı olarak bildiğinizi söylemenizden, Atatürk istismarcısını ifşa etmenizden dolayı memnun oldum, şikayetçiyi azarlayıp geri yolladım, verin ilim ve fen adına elinizi öpeyim” demesi, Atilla beyin de “berhüdar ol, senin gibi cesur savcılar oldukça bu memleket muasır medeniyet seviyesini beşle çarpar, Atatürk’ü de gerçek saygın yerine oturtur, şimdi var selametle yoluna git, Allah muinin olsun” diye cevap vermesi çok daha mantıklı ve gerçekçi olurdu. Yani Atilla Yayla çıkıp 80 senelik resmi tarih palavralarını bir daha tekrar etse ne olacaktı? O zaman akademisyen yetiştirmeye ne gerek var? Lise inkılap tarihi kitabını ve Atatürk’ün sevdiği türküleri bir CD’ye doldurun tüm seminer, panel, üniversite eğitimini buradan hap gibi halledin. Ondan sonra Atatürk’ün ruhu sizi beyzbol sopasıyla kovaladığında kızmak yok ama.

Gelelim diğer konuya. Atatürk’ün hatırasına hakaret gibi bir ifade var. Hakaretin nasıl birşey olduğunu üç aşağı beş yukarı hepimiz biliriz. Toplumuzda hakaret belli bir standart sapma olmak kaydıyla ortalama olarak malumdur. Mesela Rıza Nur’un hatıratındaki bazı ifadeler Atatürk’e alenen hakaret olarak yorumlanabilir. Ancak Atilla Yayla’nın söylediği iddia edilen (zira bant çözümlemelerinde bu adam değil anlamı çok değiştirecek olan aynı adam, hatta aynı kişi ifadesini kullandığı söyleniyor) adam kelimesi hiçbir formatta hakaret kapsamına girmez. Kemalizm gerilemeye tekabül eder ifadesi de üzerinde tartışılabilecek bir varsayımdır, muhtemelen o panelde bunların sebepleri söylenmiştir. Bu konu savcıyı değil üniversitedeki farklı görüşten akademisyeni ilgilendirir, çok kızan varsa Kemalizm neden ilericiliktir izah eder.

Atatürk’ü hakaretten uzak tutalım derken toplumda nasıl bir ucube anlayış doğurduğunuza dikkat edin sayın yasa(k) yanlıları. Bu yasa var diye Atatürk’e hakaret edilmiyor mu? Siz anlamsız yasaklar koydukça insanlar için bu konular tabu haline getiriliyor ve efsane gibi yalanlar toplum içinde dolaşmaya başıyor, Atatürk’e karşı nefret uyandırılıyor. Ondan sonra sopayla bu nefreti kaldırmaya kalktığınızda, karşılığında Atatürk’ü bir ilah halinde dikmeye çalıştığınızda ise hem insanlara eziyet edi,yor hem de gülünç duruma düşüyorsunuz. Ha, kökene bakarsanız CHP’nin bu yasaya karşı olması gerekir, malum bu yasa Atatürk’ü sevme dışındaki tüm sebeplerden dolayı İsmet Paşaya karşı Celal Bayar ve Adnan Menderes ekibince getirilmiştir, 1950′lere aittir.

Bir CHP’li çıkıp “bu ne biçim yasa, bu memleketi kuran şahıs eğer hakarete uğrayacaksa burada yaşamayalım, kanunla adam mı korunurmuş, onun icraatını ilahlaştırmadan, putlaştırmadan, hakkıyla öğretin yeter. Koruma kanunu hem Ataya hem bize ayıptır, bu kanun CHP ve İsmet Paşaya karşı bir komplodur, ülkenin önünde terakkiye manidir” gibi eli öpülecek bir söz dese iş kökten çözülecek ya malum Türkiye’de Atatürk ile ilgili bir isim, yasa oluşmuşsa bunun değişmesi mümkün değildir. Misal bir yolun adını Atatürk Yolu koyun ilelebet onun adı değişmez. Paraların üstüne başkasının resmini koymayı teklif dahi edemezsiniz. İngiltere Kraliçesinin resmi paralarda var ama onlar saltanat, biz krallık mıyız ki hep Atatürk’ün resimleri parada yer alsın? Ünlü matematikçi, fizikçi, heykeltraş, ressamlarımız, Atatürk’ten başka asker ve siyaset adamımız, iktisatçımız yok mu, onların resimleri de koyulmalı desek biri çıkar “Atatürk’ün hatırasına alenen hakaretten 3 sene, internet yoluyla olduğu için 5 sene, kamuya açık olduğundan 7 sene” diye saçmalamaya başlar.

Üçüncü tuhaf nokta eylemin kamuya açık yerde yapıldığı için daha ağır cezalandırılması. Ne yani bunun başka bir yapılma tarzı olabilir mi? Atilla Yayla bunu ya derste, ya toplantıda, ya kamuya açık makalede ya da dost toplantısında söyleyebilir. Her halukarda bunların tümü kamuya açıktır. Demek ki Atilla Yayla kendi kendine söylense, uykusunda konuşsa, sayıklasa 3 yıl ceza istenecekti, normalde yapması gerektiği gibi bir topluluğa hitap edince 5 yıla çıkarmışlar.

Atilla beye Allahtan sabır dilerim. Yani uğraşmak zorunda kaldığı şu durum sebebiyle. Hani Fikret Başkaya için filan anlarım adam Paradigmanın İflasında Kemalizm bitmiştir diyerek yenilip yutulması zor laflar ediyor, alnının akıyla hapse girip çıkıyor, bari Atilla beyin sebebi de dişe dokunur birşey olsa. Misal, koğuştaki muhabbete bakın:

Koğuş Ağası-Hocam, hoşgeldin, Allah kurtarsın, sorması ayıp suçun neydi
Atilla hoca- Atatürk için başka birinin ağzından “aynı kişi” dediğim halde “bu adam” ifadesini kullanmadığım ileri sürüldü.
Ağa- Öyle mi vah vah, kaç yıl verdiler?
Hoca-5 sene
Ağa-Neyse, Allah kurtarsın
Hoca-Peki senin kabahatin ne?
Ağa-5 kişiyi doğradım, 7 kişiye tecavüz ettim, 35 kişiyi de yaraladım
Hoca- Peki sana ne kadar ceza verdiler
Ağa- Koca reis 20 sene istedi amma mahkemede iyi halimden dolayı, başımı yana büküp masum masum bakınca kader kurbanı dediler 10 seneye çektiler, herhalde 2-3 sene yatar çıkarım, ha, malum ikide bir af da çıkar, bizi salıverirler ama maalesef sizin gibi devlet düşmanı siyasi suçlulara af piyangosu vurmaz hocam
Hoca- Ne yapalım, kısmet
Ağa- Ama üzülme, benim dışarıda temizleyeceğim 4-5 adam daha var, aftan sonra bir haftaya kalmaz tekrar burada olurum, merak etme.
Hoca- Oh ne güzel, sohbetin hoşmuş
Ağa-Sevdim seni hoca, korumam altındasın bundan sonra, hüoop, Mustafa yap hocama benden demli bir çay
Nasreddin Hoca- Kesin gürültüyü iki dakika uyutmadınız be
Bekri Mustafa- Hoca gündüz vakti ne uykusu bu
Nasreddin Hoca-Sana ne be “adam”
İncili Çavuş- Ortalık gene karışacak, Nasreddin beyi şikayet ederlerse savcıya yandı
Keloğlan- Kurbanda benim kel tosunu keserler mi ki?
FST- Ortalığı daha fazla karıştırmayalım, el aman

Popularity: 47% [?]

Bir Kere Daha Küresel Isınma

FST 15 Ekim 2007

Eskiden Scott Adams’ın Dilbert Blogundan bir iki alıntı yaptığımı hatırlıyorum. Geçenlerde bir yabancı iktisat blogunda Dilbert bloguna atıfta bulunulduğunu gördüm. Meğer Scott Adams da benim kafamdan değil miymiş? Hatırlanırsa burada Küresel Isınma ile ilgili olarak konunun yersiz abartılıp ideolojik soslara bulandığını, sapla samanın karıştığını, dumanlı havayı seven kurtalrın bu işten rant sağladığını filan yazmış, ciltlerle külliyat oluşturacak yorumlar almıştım. (Yazı 1, Yazı 2, Bir de şu varmış)

O yazıların birinde Danimarkalı iktisatçı (aslında siyaset bilimi eğitimi almış) Bjorn Lomborg’un kitabı ve konuyu ele aldığı video dersine atıfta bulunulmuştu. Nitekim Scott Adams da Lomborg’un bir TV programında söylediklerinin program sunucusu ve (biri de Salman Ruşdi olan) konuklarca nasıl anlamazdan gelindiğini, çarpıtıldığını hayretle anlatıyor. Yazıya gelen yorumlarda elbette hem Scott Adams’ın hem de Lomborg’un aymaz birer yalancı, vurdumduymaz oldukları (hatta Lomborg’un cahil olduğu) söyleniyor. Bana da “iş senin bildiğin gibi değil, dünya batıyor sen vurdumduymaz yazılar yazıyorsun” diyenler oluyordu.

Konu nedense gündemden düşüyor, hatırlatayım dedim, küresel ısınma geyiği, pardon tartışması alevlenirse millete de iş bulunmuş olur. Hem bakın yağmur felaket getirdi, alın size küresel ısınmanın sonucu, İstanbul’un çarpık yapılanması sebeptir diyen cahil bir vurdumduymazdır.

Popularity: 22% [?]

“Uzmanlar Tepkili” imiş, bir de beni sorun

FST 5 Haziran 2007

dn11648-1_600.jpgKüresel ısınma konusunun muhtemel bir balon olduğu, öte yandan çevreyi korumamızın da gerektiğini eskiden beri iddia eder herkesin tepkisini çekerim. Bakın koca NASA’nın başkanı nasıl kendince doğruları söyleyince küresel ısınma erbabınca aforoz edilmiş:

NASA, küresel ısınmayı ciddi bulmadı, uzmanlar tepkili

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) Başkanı Michael Griffin, “Küresel ısınmanın ciddi sorun olduğundan emin değilim.” dedi. Ulusal Radyo’ya demeç veren Griffin, “Küresel anlamda bir ısınmanın olduğu şüphe götürmez. Ancak bunun, ilgilenmemiz gereken bir sorun olduğundan emin değilim.” diye konuştu. Griffin, “Hangi insan, şu andaki iklimin, tüm diğer insanlar için en iyisi olduğuna karar verme hakkına sahip? Sanırım bu, büyük konuşmak olacaktır.” ifadesini kullandı. Griffin’in, ’sanayi tesisleri ve ürünlerinden atmosfere salınan gazların dünyanın iklimine büyük zarar verdiğine’ dair yayımlanan rapordan iki gün sonra yaptığı açıklama, büyük tepki çekti. ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Araştırmaları Dairesi’nin yöneticisi Jerry Mahlman, “Sayın Griffin’in sözleri onun bihaber olduğunu ya da küresel ısınmayı reddedenlerin ideoloğu olduğunu gösteriyor.” dedi.

Bu defa küresel ısınmacılar sert kayaya tosladıklarından epey bozulmuşlar anlaşılan. Küresel ısınmayı reddedenlerin bir ideolojisi varsa, kabul edenlerinki de olmalı. Üstelik NASA başkanı “boyunuzdan büyük laflar etmeyin, hem size ne gidin işinize bakın” diyerek çevreci kesimi biraz da azarlamış. Sonra şu sözdeki gerçekliği nasıl inkar edelim: “Hangi insan, şu andaki iklimin, tüm diğer insanlar için en iyisi olduğuna karar verme hakkına sahip?” Hay Allah razı olsun.NASA Başkanı İstanbul 2. Bölgede Baskın Hoca’nın yanında bağımsız aday olsa hangisine rey atacağımı şaşırırdım herhalde.

Ha, küresel ısınma yandaşlarına da bir destek var, hakkını yemeyelim.

Karaman Ziraat Odası Başkanı Ercüment Yılmaz, son 10 yıldır yanlış ekonomik politikalar yüzünden sıkıntı yaşayan elma üreticisinin, bunlara bir de kuraklık tehlikesinin eklenmesi nedeniyle tedirgin olduğunu söyledi. […] Elma bahçelerinden yeteri kadar verim alınabilmesi için düzenli sulamanın şart olduğunu vurgulayan Yılmaz, “Karamanlı elma üreticisi, yıllarca çok fazla elma üretti; ancak pazar bulamadı. Sattığı elmanın parasını alamadı. Bütün bu olumsuzluklardan yılmayan elma üreticisi, yeni arayışlara girdi. Modern elma bahçeleri tesis edildi. Tarımdaki en son teknolojik gelişmeler uygulanmaya başlandı. Ancak şimdi de üretici küresel ısınmanın getirdiği susuzlukla karşı karşıya” dedi. Elma bahçelerinin ekonomik getirisinin yanı sıra başka açılardan da önemli olduğunu aktaran Yılmaz, “Karaman Ovası, çölleşmenin etkisiyle hızlı bir rüzgar erozyonuna da maruz kalıyor. Bu nedenle elma bahçelerinin çoğalması ve buralara iyi bakılması gerekiyor” diye konuştu.

Laflara bakın. İçinde tek doğru yer var, pazarlama çalışması yapmaktan aciz çiftçinin malını satamayıp ona buna para çarptırması. Küresel ısınma susuzluk getirmiş, yahu çocuk olsak kanarız belki, ovalardaki kuyulardan vicdansızca yapılan kaçak salma sulama mı susuzluğun sebebi yoksa küresel ısınma mı? Sonra bu sene Anadolu’da güzel kış oldu, hiç lafı evirip çevirmesinler. Karaman bölgesinde yaşayan varsa bilgi versin işin gerçeğini duyalım.

Evet, ne diyorsunuz, elbette Karaman Ziraat Odası yetkilileri dururken NASA başkanına halt yemek düşer diyorsanız siz bilirsiniz.

Popularity: 35% [?]

Kefal

FST 3 Nisan 2007

kefal.gifÇoktandır yazamıyorum ve herhangi bir mazeretim de yok. Evi taşıyorum desem kimse yutmayacak, taşınmanın en kralı bir hafta sürer ne mazeret bulsam derken bir haberle karşılaştım. En azından “avarelikten”, “artık heyecanımı kaybettim”, “olaylar hep aynı bıkkınlık geldi”, “bu işten ekmek çıkmaz ne uğraşayım” gibi kabul edilemez olanlar dışında niçin yazı yazmadığıma bir kulp bulmuş olurum düşüncesindeyim. Yerseniz elbette. Evet, şu ara moda olan tabirle, “küresel ısınma” sebebiyle yazmıyorum. “Bula bula bunu mu buldun” demeyin, şu ara epey popüler bir mazeret, bana neden uymasın?

Devamı »

Popularity: 24% [?]

İleri »

Kapat
E-posta ile paylaş