'Bilim' Arşivi

Kuran Neye İşaret Ediyor?

FST 17 Ağustos 2006

Ekrana sıkça çıkan uzun saçlı, saf görüntülü bir oğlan var. Kadir Çelik ve Objektif ekibinin demirbaşı Ömer Çelakıl Kuran’ı harf sayarak, ebced hesaplayarak, yerine göre 1 arttırıp 1 eksilterek “kıyamet şu gün kopacak”, “Kuranda peryodik cetvel var” türü yorumlarda bulunuyor. Kendisini ciddiye alan var mı bilmiyorum ama mesela bir programda arapça r-d-n harflerinin yanyana gelmesiyle Radon gazının peryodik numarasını bulduğunda, konuk profesör yalvarır gözlerle etrafa bakınırken, ben de kendimi intihar etmek üzere radon gazı aramaya başlamıştım.

Artık ben kendisi ekrana çıktığımda üzülerek kanal değiştiriyorum. Hani bazı saf insanların cahilliğine şahit olmak istemezsiniz ya, öyle bir şey. Bir de Küçük Emrah için aynı şeyi düşünürüm. Zavallının kimi zaman kıyafetini değiştirirler, kimi zaman kaşını yolarlar, saçını beyaza boyarlar, ekran ekran gezdirirler. Severim ama haline de üzülürüm. Çelakıl için hissettiklerim de bunu andırıyor. Ha, “öyle diyorsun ama para bunlarda ne haber” derseniz orası öyle elbette. Ama Emrah gibi zengin mi olmak istersin yoksa Fethi gibi aylak blogcu mu derseniz, neticede parayı seçsem de bir müddet tereddüt edeceğimden şüpheniz olmasın.

Herneyse, işte bu Ömer Çelakıl geçenlerde bir ayette t-y-b ve t-r-k-y harflerini görmüş, bir iki sayı hesabıyla Tayyip Erdoğan’ın Türkiye başbakanı olacağının Kuranda yazılı olduğunu keşfetmiş. Ben önceleri, yahu bu avanak oğlan gene birşeyleri karıştırıyor filan diyecekken bir an gelen ilhamla kendi ismimin geçtiği sureye bakıverdim. Dikkat ederseniz benim adım Arapça f-t-h harflerinden oluşuyor ve Kuranda bu isimde bir sure de var. Derhal Kuranın 26. cüz, 510. sayfasında, 29 ayetten oluşan 48 numaralı surenin adımın geçtiği bölümünü inceledim. 1. ayette tam 20 harf saydım. Buradan yola çıkarak şu hesabı yaptım, 510+(48×20)=1470. 26+29=54. İkisi arasındaki fark 1470-54=1416 yapar. Ayette geçen tüm f-t-h ifadelerindeki toplam harf sayısı 9. Ayet de suredeki 1. ayet. 9+1=10. Ayetin başından ilk f-t-h ifadesinin sonuna kadar 8 harf var. 10+8=18 eder. 1416+18=1434. Hicri 1434 yılının miladi karşılığı 2012 yılıdır.

Peki bunun manası nedir? Hayır, Marduk dünyaya çarpmayacak, Fethi 2012 yılında (5+5 sistemine göre) halkın tercihiyle cumhurbaşkanı olarak sorumsuzluk ve lojman sahipliği makamına erecek demektir. Aranızda neden bazı rakamları toplarken bazılarını çıkardın, niye ayetin sonundan değil de başından başladın gibi sorular sormaya kalkanlar çıkabilir. Bunların cevabını kısa süre sonra piyasaya çıkaracağım “Kuranın Kriptosu” adlı en az 10 YTL’den 2 Milyon satmayı planladığım eserde detaylı olarak vereceğim. Meraklısına şimdiden duyurmuş olayım. Tabii Kadir Çelik ile de görüşmelere başladım, biraz da saçımı uzatıp kirli sakal bırakırsam tam olacak.

Ömer Çelakıl’dan özür dilerim. Yanılmışım, hesap ortada. Bu yanılgı beni Emrah konusunda da düşünmeye sevk etti. Kimbilir belki her sene yenilediği imajlar için kendisi karar veriyordur. Neyse, gideyim de bakışlarımla inşaat çivisi ve çatalları bükme antrenmanıma devam edeyim, orada da ekmek var, Kadir Çelik’in yanına ne kadar donanımlı çıkarsam o kadar iyidir. Sonra artık Zekeriya Beyaz ve bir mankenle program mı sunarım, orası şansa kalmış.

Popularity: 19% [?]

Türkiye Uzay Faaliyetleri: Müfredata Dikkat!

FST 29 Mayıs 2006

andromeda_big.gifŞu ara uzay konusunda önemli gelişmeler oluyor, Science dergisindeki bir makaleye göre ışık teorik hızından daha büyük bir hızla bükülüp ters yönde hareket edebiliyormuş. Bu Andromeda’ya gidebilme konusunda bende bir ümit ışığı oluşturdu. Tabii cumhuriyet kazanımlarımızdan bir parça uzakta kalma ihtimali var ama ikinci bir haber Türklerin uzay çalışmalarının peşini bırakmayacağını göstermesi açısından bir parça ferahlamama sebep oldu. Buna göre Uluslararası Uzay Üniversitesi ile Bilkent Üniversitesi ve Ankara Cyberpark ortak bir eğitim düzenleyerek katılımcılara çeşitli konular yanında “uzay ekonomisi ve Türkiye’de uzay faaliyetlerinin geleceği” gibi konularda eğitim verilecekmiş. Ben internet üzerinden kayıt formunu doldurmak için gerekli araştırma yaparken eğitim programının içeriğine rastladım. Andromeda yolunda gerekli techizatı elde etme heyecanı ile müfredatı incelediğimde çok ciddi bir tehlikeyi de fark ettim. Bakın bakalım şu konular ve müfredata ne diyeceksiniz:

[Konular…]Uluslararası uzay faaliyetleri, Uzay faaliyetlerinin farklı gerekçeleri, Uzay sistemleri tasarım ve üretimi, Temel uzay uygulamalarının ve fırsatlarının genel değerlendirilmesi, Uzay ekonomisi, Uzayda uluslararası rekabet ve işbirliğinin rolü, Durum çalışması: “ Uzaya Doğru” Uluslarası ve disiplinlerarası perspektiften Türkiye’de uzay faaliyetlerinin geleceği

[Eğitimciler] Eğitim, Uluslararası Uzay Üniversitesi’nin tecrübeli eğitim ekibi ve Bilkent Üniversitesi’nden bir misafir öğretim görevlisinin katılımı ile verilecektir. Prof. Dr. Walter Peeters, Uzay İşi ve Yönetimi, Prof. Dr. Nikolai Tolyarenko, Uzay Sistemleri, Prof. Dr. John Farrow, Uzay Uygulamaları, Prof. Dr. Ekmel Özbay, Nanoteknoloji ve Uzay, Dr. Özgür Gürtuna, Finans ve Risk Yönetimi

Konulara bir diyeceğim yok. Mesela, memlekette “uzay faaliyetlerinin farklı gerekçeleri” konusunda birkaç cilt gerekçe bulunması mümkün. Normal bir ülkede akla ilk gelecek gerekçeler “dünyaya bir meteor çarparsa nereye kaçabiliriz, meteoru nasıl vurabiliriz, başka galaksilerde yaşanabilir ortamlar nasıl oluşturabiliriz, uzay tozundan kainatın yaşını nasıl hesaplarız” gibi sıradan şeyler iken, Türkiye’de “Göktaşının çarpması cumhuriyet kazanımlarını nasıl etkileyebilir, kazanımlar Andromeda içlerine nasıl taşınabilir, kurulacak kolonide çağdaşlığın tesisi” gibi soruların akla gelmesi daha muhtemeldir. Bu noktayı geçtik, şu müfredata bakın. Nerede Türk Dili, İnkılap Tarihi, Beden Eğitimi gibi temel dersler? YÖK, CHP ve sivil toplum kuruluşlarının gözünden bu eksiklikler nasıl kaçabilir? Vakıf üniversiteleri iyice azıtmaya başladı, sayın cumhurbaşkanının kendilerine ambargo koyması boşa değilmiş demek.

Hatayı yakalamak, problemi tespit etmek önemlidir ama yeterli değildir. Ben çözüm üretilmeden ortaya konan problemlere karşı biri olarak bu temel dersler yanında katılımcılara aşağıdaki “hocaların” davet edileceği seçmeli derslerin eklenmesini bu vesileyle hatanın telafi edilmesini öneriyorum:

Erol Manisalı: Uzayda Şer İttifakı, Kıskaçtaki Gezegen Dünya
Yaşar Nuri Öztürk: Uzaydaki İslam, Galaksiyi Ben Kurtarırım
Vural Savaş: Satılmış Marslıların Ekonomisi
Vural Savaş: Galakside İrtica ve Bölücülüğe karşı Militan Demokrasi
Çetin Yetkin, Uranüste Karşıdevrim 21945-21950
Ümit Zileli, Karanlığa Karşı Yazılar: Andromeda’da Şeriatçı - Irkçı - Mandacı Kuşatma
Ergün Poyraz, Uzay Tozları ve Fethullah’ın Gerçek Yüzü
Sinan Aygün: Andromeda’ya Çin İstilası ve Neptün’de Kredi Kartı Borcu
Sinan Aygün, Kozmik Baklavanın kökenleri ve Türk ayakkabı sektörü
Aytunç Altındal, Andromeda’da Patrikhane ve Ortodoks Kıskacı
Süleyman Demirel, Uzay Tozu Vaa da Biz mi Yuttuk
Fahrettin Cüreklibatur, Andromeda’yı Batıran Adamın Oğlu
Erman Toroğlu (Hoca), Ayda Hıyar Yetiştiriciliği ve Seracılık Rehberi

(Not: Bir süredir yıllık iznimi kullandığımın farkındasınızdır, daha 3-4 gün böyle olacak. Henüz ışık deneyleri yolun başında, Andromeda galaksisine gidemiyorum ama çoğunuzun bulunmaktan hoşlanacağınızı tahmin ettiğim bir bölgede olacağım. FST)

Popularity: 23% [?]

Dilbert Blog

FST 26 Nisan 2006

dilbert.jpgDilbert çoğumuzun yakından tanıdığı bir çizgi karakter. İş Dünyasındaki aptallıkları (mesela işletmecilerin uydurduğu yönetim teknik ve modalarını) eleştirerek çok satan kitaplar yazan (aslında çizen) Scott Adams’ın bloguna henüz rastladım. Eskiden çizgi filmi CNBC-e’de çıkardı, eğlenceli mühendis ve bulunduğu iş ortamı zamanında benim de favori dizimdi. Hatta kendisinin çok satan birkaç kitabını o zamanlar paraya kıyıp Amazon üzerinden getirtmiştim. İngilizcem pek yeterli olmamakla birlikte resimlerine bakıp eğleniyordum.

Scott Adams blogunda Dilbert karakteri dışında son günlerde dine merak sarmış gibi görünüyor. Kuranı inceliyor, bilim ve dinle ilgili sorular soruyor, cevaplar üzerinde yarı şaka ama çoğunlukla ciddi ve makul yorumlar yapıyor. Mesela Fizik  Psişikler ve Tanrı başlıklı yazıda Tanrıya İnanma gerekçelerini 3 kategoride ele almış ve şunları yazmış (tercümeme güvenmeyin, daha iyisini yapana kapım açıktır):

Budalaca Gerekçeler

1. Yetkili bir şahıs öyle olduğunu söyledi (Hep yalan söylerler)

2. Bir kitapta yazılı (Örümcek Adam da öyle)

3. Gerçek nasıl başka türlü olabilir (Cahillik kanıt değildir)

4. İnandığım Kutsal Kitap olacakları kesin olarak tahmin edebiliyor (Moby Dick de öyleydi, kanıtlanmıştır)

5. Böyle yetiştirildim.

6. Tanrının varlığı apaçıktır, seni dinsiz, kafir

Nispeten makul gerekçeler

1. Tanrıyla konuştum, bana cevap verdi (Mormon Yöntemi)

2. Allah/Tanrı/İsa bedenimdedir.

3. Dualarım bazen/genellikle kabul oluyor

Mükemmel Gerekçeler

1. Gerçekmiş gibi kendimi garantiye alıyorum

2. İnançlarım bana gerçek dünyada sağlık, mutluluk ve sosyal açıdan kazanımlar sağlıyor. Bir de inandığım gerçekse, o da ikramiyesi.

3. Tarihi ve bilimsel kanıtları inceledim, Tanrıya inanmak için bol miktarda sebep olduğunu gördüm.

Bir başka yazıda Scott Adams eğitim ve din ilişkisini ele almış. Daha yüksek okullarda eğitim alanların dine daha uzak, inançsız kimseler olduğuna dair “ortalama” istatistikleri yorumlamış. Şu bölümler hoşuma gitti, bir de siz bakın:

3.Tanrı zeki/eğitilmiş insanları sevmiyor bu sebeple cennette fazla miktarda bulunmalarını istemiyor
5. “Ortalama” nedir?

Scott Adams’ın “God’s Debris” başlıklı içinde Dilbert geçmeyen kitabını da online ücretsiz indirebiliyorsunuz. Tabii Scott Adams’ın günlük çizgilerini dilbert.com’dan izleyebilirsiniz. Devlet ya da özel fark etmez, çalışma hayatının kimi zaman çok acı yönlerine bir nebze gülmek isteyenlere birebir.

(Güncelleme: Fizik ile psişik karışmış, bir dostumuz uyardı. Gözüm iyi seçemiyor son zamanlarda, başlıktaki iki kelimeyi kaldırdım)

Popularity: 19% [?]

Uzayda Türk Bayrağı ve Hilalin Ucu

FST 24 Nisan 2006

uzaybayr.jpgGeçenlerde Türk Astronotlarının uzaya çıkışıyla ilgili TÜBİTAK projesi gündeme gelmişti hatırlanırsa. Başbakan da bir tamim yayınlayarak “herkese uzay bilinci aşılansın” emri vermişti. Bu süreçte ben çevremdekileri bilinçlendirmek için Andromeda üzerine konferans verme, şu ara yenisi çekilecek “Dünyayı Kurtaran Adam” filmini gündeme getirme, çoluk çocuk “Turist Ömer Uzay Yolunda” izlemeye faaliyetlerine hız verdim. Fakat meğer boşa yoruluyormuşum, bizim uzay çalışmalarımız çok önce başlamış haberimiz yokmuş.Hürriyete göre ABD’li astronot F. Reilly “iki kez uzaya gittiğini, ikisinde de Türkiye’nin kendisiyle birlikte uçtuğunu” söylemiş. Tabii uçan Türkiye değil küçük bir bayrak. O bayrak da şimdi Ankara’da sergileniyormuş. Gazetede eski Meclis Başkanı Mustafa Kalemli’nin astronotla birlikte çekilmiş bir resmi var. Kalemli demişken aklıma eski bir hatıra geldi, resme dikkatle baktım ama turuncu ceylan derisinden mamul bir eşya göremedim.

İki astronotun BBC’ye verdikleri beyanat ilginizi çekebilir, haberde Reilly’nin akıcı bir Türkçe “İstikbal göklerdedir” dediği aktarılıyor. 10. Yıl marşını söylese daha hoş olurdu ama yine de güzel bir hatıra olmuş.

Tam bu haber üzerine düşünürken Vatan Gazetesinde AKP’li bir milletvekilinin “Hilalin Ucu” üzerine ciddi bir konuyu gündeme getirdiğini gördüm ve konu uzay olunca yukarıdaki ile birlikte değerlendirilebilir diye düşündüm. Habere göre AKP Diyarbakır Milletvekili Aziz Akgül, Türk Bayrağı dışında, ay-yıldız sembolünün kullanımında ayın açıklığının sol yöne çevrilmesi için yasa teklifi vermiş. Peki hilalin ucu sağ yönde olsa ne olur derseniz cevabı şu imiş:

“Yeni doğan ayın açık uçları sola bakar. 1929 yılında çıkarılan kararname ile yeni Türkiye Cumhuriyetinin doğuşunu temsilen ayın bu şekilde kullanılması öngörülmüştü. 1978 Ecevit hükümeti döneminde ayın açık uçları Bakanlar Kurulu kararıyla sağa döndürüldü. Nüfus Hizmetleri Kanunu tasarısı yasalaştığında, nüfus cüzdanları değişecek. Pasaport ve ehliyet de gündeme gelecek. Hazır bu değişiklik yapılırken, hiçbir masrafa yol açmadan Ay’ın yönü değiştirilebilir.”

Hiç masrafa yol açmadan Ayın yönünü ancak bizim milletvekillerimiz değiştirebilir, ona bir diyeceğim yok, ama Ecevit’e de teessüf ederim. Koca Bakanlar Kurulunu ayın ucunun ne tarafa döneceği işiyle meşgul edeceğine “köy-kent” işine odaklansa şimdi derdimiz kalmayacaktı. Neyse, bakarsınız hatayı AKP telafi eder, Ay da Türk siyasilerinin şerrinden kurtulmuş olur.

Popularity: 4% [?]

Akıllı Tasarıma Ciddi Bir Darbe

FST 9 Nisan 2006

evrim1.jpgBir grup bilimadamı deney yapmışlar, sonuçta molekül düzeyinde evrim teorisi destekleniyormuş. Ben yazılanların bir kelimesini dahi anlayamadım, bilen bilir pek de ilgilenmiyorum. Yalnız haberin bir yerinde “Çalışmamız, Darwin’in evrim teorisine karşı çıkan tezde (akıllı tasarım) köklü bir hata bulunduğunu da ispatlamış oldu” deniyormuş. Bu akıllı tasarım işini de anlamıyorum ama herhalde bu haberdeki konu sebebiyle sayın Mustafa Akyol’un sitesinde birkaç cilt yorum yazılacaktır.

Ben bunca ciltlik yorumdan şunu çıkarıyorum. Akıllı Tasarımcılar “bu kadar karmaşık yapılar kendiliğinden olmaz, mutlak biri bunu yapmıştır” derken Evrimciler “Allah diye bir şey bilime aykırıdır, dolayısıyla mevcut yaratıklar kendiliğinden belli süreçler geçirip ortaya çıkmışlardır” diyorlar. Akıllı Tasarımcılar “yobaz, dinciler” denerek bilim erbabınca kınanmamak, Evrimciler de “Allahsız ateistler” damgası yiyip toplumun çoğunluğu nezdinde kınanmamak için siyaseten doğruculuk yapıyorlar. Siyaseten doğruculuğun benim görebildiğim en önemli sonucu yazılan kitap ve makalelerin sayfasının artmasından ibarettir. Bir de fazla ıkınıp kıvırmaktan insan fiziki olarak da zarar görebilir. (Örnek, O biçim kovboylar filminin adı)

Ben bu tartışmalara katılmayan biri olarak Akıllı Tasarım’a ciddi bir darbe vurulduğunu düşünüyorum ama beklendiği gibi darbe ABD’li ateist biyologlarca vurulmuş değil. Bahsettiğim darbe çok daha yakın bir yerden geliyor. Akıllı Tasarımcılar “Kompleks sistemler kendiliğinden oluyorsa, bir parça plastik, demir ve bakırı bırakın bakalım ne zaman Laptop oluşacak, haydi laptop oluştu, başına bir maymun koyun bakalım ne zaman blogger olacak” şeklinde örnekler vermiyor mu? İşte bu noktada teorilerini çökerten bir örnek aylar önce benim sitemde yer alan bir haber içinde geçiyordu. Normalde evrilip insana dönüşmesi için milyonlarca yıl gereken “Manşet” adlı rotveiler cinsi köpek bir anda Hürriyet gazetesi yazı işleri kadrosuna girmedi mi? Hatta aynı gazetede daha evrimini tamamlayamamış birçok tür yazarlık yapmıyor mu?

Demek ki Akıllı Tasarımın temel varsayımı daha bir iki yanlışlamayla güme gitmiş oluyor. Mustafa Akyol kusuruma bakmasın, burada olgulardan yola çıkmış olmasam teorisini zedeleyecek bilgileri kamuya açmazdım. Ama gerçek çok net, üzgünüm.

Eski Evrim Yazıları: Bir o kadar da üzüntü verici, Bilimiİçine Sindirememiş, Sızlanmayın, Maymunun yürüyüşü, Teorime Hırvatistandan destek, Evrim tartışmaları ile ilgili bir hatırlatma

Popularity: 8% [?]

Pardus İzlenimleri

FST 30 Aralık 2005

Bulunduğum yerde hızlı internet bağlantısı yok. Evden modemle, işten 128 KB ADSL (15 bilgisayara dağılıyor) ile internete bağlanabiliyorum. Pardusu 3 günde parça parça indirip bugün kurdum. Uzun süre diğer Linux dağıtımlarını iyi kötü kullandığım için herhangi bir problem yaşamadım. İlk intiba olarak gayet güzel bir görüntüsü olduğunu söyleyebilirim. Yarı ehil biri olarak kurulum süreci için başında heyecanlı dakikalar geçirdim, kurulum sonrası hemen bir iki internet sitesi gezip yorum bile yaptım. Ama şu anda mecburen Windows kullanıyorum. Taşınabilir bilgisayarım 256 MB belleğe sahip, Open Office 2.0′ın açılması Pardusta 1-2 dakika arasında gerçekleşiyor. Ethernet kartından bağlantı problem olmadı ama tahmin edileceği üzere evden modemle internete bağlanmam mümkün değil. Kablosuz ağ bağlantısını deneme şansım da yok.

Yine acemi olduğum için Mandrakede alışık olduğum bazı kolaylıkları Pardusta bulamadım. Mesela masaüstündeki bir ikonu görev çubuğu üzerine sürükleyemiyorum. Mandrake kontrol merkezinden LİLO’yu ayarlayabiliyordum, PARDUS’ta başka bir sistem var ve bu tür bir ayar göremedim, doğal olarak bilgisayar sürekli Linuxtan açılıyor. Muhtemelen bunların halledilmesi kolaydır da ben bilmiyorum.

Sonuçta, eğer kabloyla yerel bir ağa bağlıysanız, evinizde de kablolu ADSL imkanınız varsa, bilgisayarınız minimum 512 MB RAM sahibiyse, Windows için tasarlanmış kritik yazılımlar kullanmıyorsanız PARDUS tam size göre. (Ben zaten diğer Linux yazılımlarını kullanıyorum neden Pardus kurayım derseniz, sırf Anadolu Aslanı hatırına bile değer derim). Kablosuz bağlantı ve modem problemleri tabii ki çözülebilir, bellek için de 40-50 YTL masraf edilirse problem kalmaz ama amatör ve züğürtler için bunlar yine de rahatsız edici konular. Çoğunluğumuzu oluşturan Linuxtan bihaber kitlenin “aman ulusal işletim sistemimiz çıkmış, hayırlı olsun hemen kuralım” derken daha birinci adımda küçük puntolu uyarıları okumayacakları, okusalar da anlamayacakları için mevcut harddisklerinde kurulu windowsu formatlayıp tertemiz bir harddisk sahibi olacaklarını tahmin etmek için kahin olmaya gerek yok.

Pardus, ehli için güzel bir ürün olmuş, emeği geçenlere teşekkürler. Diğer güncel dağıtımlara göre Türkçesi daha iyi ve nispeten kararlı görünüyor. Öte yandan, kimimiz 100 USD, kimimiz 1 USD ödeyerek, biz ezici çoğunluk gene Windowsa devam edecek gibiyiz. Sürekli Mandrake’deki oyunları oynayan ilkokul öğrencisi oğlum bile “ne sadece bu oyunlar mı var” diyerek burun kıvırdı. Hayırlısı olsun, ben artık yaşlandım galiba, heyecanım da pek kalmamış.

Popularity: 14% [?]

“Ormanın Erozyonu Önlediği Yalan”

FST 30 Temmuz 2005

Bu sitede zaman zaman çevrecileri kızdırabilecek konulara değiniyorum. Bu vesileyle bazı hassas okurlardan fırça da yemiyor değilim. Dünya çöl olacak, heryeri su basacak türünden ara sıra medyaya yansıyan raporların genelde sol çevre örgütlerinin finanse edilmesine yaradığına inandığım için bunlara pek kulak asmıyorum. Öte yandan, çevreyi koruma konusunda hassas davranıyorum. Yediğim içtiğim şeylerin mümkün olduğunca doğal ve organik olmasına gayret ediyorum. Kırmızı içi boş tatsız bir domates yerine, yaşadığım yerde hala ucuz fiyata bulunabilen iri yeşil-kırmızı renkli, elinizle ikiye böldüğünüzde pembemsi rengi olan şahane domatesleri tercih ediyorum. Yani çevrecilerin bazı eylemlerinden rahatsızım diyorsam, bu çevre varsın kirlensin, doğal tarım önemsizdir diye düşündüğüm anlamına gelmiyor. Öte yandan gen teknolojisi konusunda da son derece iyimserim. Neticede biz insanoğlu aklı olan yaratıklarız, bu zamana kadar yapılan icatlar ve sağlanan gelişmeler çoğunlukla lehimize olmuştur.

Bu lafları nereye bağlayacaksın derseniz, İngiliz Prof. John Palmer ve ekibi uzu süredir Ormanlar ve Erozyon üzerine biraraştırma yürütüyormuş. Bulgulara göre ormanlar kuru sezonda toprağın suyunu çekerek çölleşmeye yol açıyomuş. Araştırmaya göre çam ve okaliptüs gibi ağaçlar toprağın derinliklerinden diğer tüm bitkilerden daha çok su emiyor, böylece yetiştikleri toprağın su kaybetmesine hatta çölleşmesine sebep oluyormuş. Yani bir çok inancı kökten sarsabilecek bir sonuç.

Zavallı profesör de benim gibi çevrecilerin şerrinden korktuğundan olsa gerek raporda “Orman düşmanı gibi görünmek istemeyiz” dedikten sonra “Sadece bilimsel verilerini paylaşıyoruz. Ormanların erozyonu önlediği ve yağmur bulutlarına neden olduğu 17′nci yüzyıldan gelen bir mittir” demiş. Yani erozyonu önleyelim derken harcanan milyar dolarlar boşa gidiyormuş.

Herzaman yaptığım uyarıyı tekrarlayarak yazıyı bitiriyorum. Milliyetçiliki, dincilik, solculuk ile ahmaklığı biribirine karıştırmamak gerektiği gibi çevrecilikle aptallığı da birbirinden ayırmamız gerekiyor.

Popularity: 12% [?]

Teorime Hırvatistan’dan Destek

FST 8 Temmuz 2005

Malumunuz Evrim teorisine “insana ille de ortak bir ata arıyorsanız, maymun yerine ayı üzerinde düşünün” şeklinde bir katkıda bulunmuş, pozitif bilim camiasını sarsmıştım. Nitekim Hırvatistan’daki Loknar ailesinin başına gelenler teorime destek kazandırıyor. Aile olayı şöyle anlatmış:

… Dış kapının üç defa çalındığını işittik. Camdan bakınca kocaman yabani bir ayı gördük. Kapıyı açan ayı doğruca mutfağa yöneldi. Korkudan yerimizden kıpırdayamadık. Ayakta durup çevresine bakındı ve masadaki yiyecekleri bitirip geldiği gibi evi terk etti.

Hangi maymun bunu yapabilir? Adam edebiyle kapıyı çalıyor, efendice karnını doyurup “geldiği gibi” geri dönüyor. Bir çok insandan daha medeni değil mi? Dünya genelindeki ayı hikayelerini toplayıp yeterli veriye ulaşırsam bombayı patlatacağım.

Popularity: 7% [?]

« Geri

Kapat
E-posta ile paylaş