Yolumdan Gidenler
FST 13 Eylül 2008
3 sene evvel bir deniz tatili yapmış ve gözlemlerimi buraya yazmıştım, hatırlarsınız, Balıkesir valiliği yol boyu tuhaf tabelalar dikmişti, hatta biri sitenin tepesinde kafasına Atatürk resmi kazıtan oğlanla Emin Çölaşan’ın arasında duruyor, işte o tabelaları Kürşat Bumin de görmüş ve benim gibi çok alamlı bulmuş. Gerçi ben tabelaların devlete maliyetini daha çok düşünmüştüm ama o kadar fark olsun. Kürşat Bumin Edremit’e fiziki ve coğrafi olarak yolumdan gitmekle kalmamış, oradaki bir okul açılışına şahitlik ederek son günlerde dayaktı, disiplindi, formaydı filan atıp tuttuğumuz okul üzerine de sözler söylemiş. Yani o açıdan da yolumdan gitmiş. Hani sabahları okullarda Mussolini döneminden kalma tek parti diktatörlüğünün emaneti and okunurken denirya ‘açtığın yolda’ hiç durmadan yürüyeceğim diye, ona benzemiş. İşte yazı:
Münasebeti olmayan iki konu: Orman ve Okul
Biliyorum, ilk bakışta önemsiz bir mesele gibi görünüyor. Hatta içinizden bazıları belki “Bu da konu edilir mi?” diyecektir. Ama ben bu fikirde olmadığımdan devam edeceğim.
Hafta içinde çarşamba yazısını gazeteye postalayıp iki günlüğüne kuzey Ege sahillerine gittim.
Dönüşte otomobille geliyoruz. Balıkesir’e yaklaşırken ormanlık alanda şu “özdeyiş” ile karşılaştık: “Ormanda ateş yakma, doğa sevenleri ağlatma”. İmza: “Balıkesir Valiliği”.
Orman yangınlarını önleme yolunda kaleme alınmış bayağı enteresan bir uyarı bu…
Demek ki, ormanda ateş yakarak yangına sebebiyet vermemek lazımmış, çünkü doğa sevenler ağlayabilirmiş.
Bir uyarı ancak bu derece ince, duygu yüklü, “Yeşilçam usulü” olabilir. (Bu son nitelemeyi özellikle seçtim, çünkü içinde “çam” var.)
Demek ki bu ülkede insanları zararlı-sorumsuz davranışlardan alıkoyabilmek için başvurulacak en başta gelen yöntem -yasak-müeyyide vesaireden çok önce- “duygulara hitap” ederek –aksi takdirde- bir kesimin “ağlayabileceğının” hatırlatılmasıdır.
İdare olarak bu kadar inceldiğimizin farkında değildim.
Orman içinden çıkınca da şu tabela ile karşılaştık: “Milli Egemenlik Ormanı”.
Sizi bilmem ama, ağzımızdan düşürmediğimiz bu lafın (”milli egemenlik”) bir ormana ad olarak seçilmiş olması beni çok şaşırttı. Olur mu böyle şey, “milli egemenlik” niçin bir orman adı olsun.
Ayrıca kolayca tahmin edebileceğiniz gibi, “Milli Egemenlik Ormanı” olarak vaftiz edilen alan henüz bir orman da değildi. Henüz çok genç fidanların oluşturduğu bir alan bu. “İşte şimdi oldu dedim” içimden, “Ne kadar ‘milli egemenlik’, o kadar orman!”
Yola çarşamba günü çıkmıştım. Yani ilköğretim okullarının ve liselerin açılmasından iki gün sonra. Dolayısıyla bu üç günü sanki biz de (bu yaşımızda) okullu olmuş gibi geçirdik. Çünkü yanı başımızda bir lise var. Mikrofon sonuna kadar açık olduğundan, ilk günlerin açılış törenlerine –sanki okulun avlusundaymışız gibi- biz de katıldık.
Ahhh o bitmez tükenmez nutuklar…. Ahhh o müdürün (?) bütün mahalleyi ayağa kaldıran “Hazır ol!” ları… Ahhh o özellikle bundan böyle hiçbir işe yaramayacağı bilindiği halde çocukları yıllarca duvarları arasında tutan o manâsız “Okulumuz”…
Bir gün düzelecek mi bütün bunlar acaba? Yoksa bu alanlarda da yine yıllarca “Milli Egemenlik Ormanı” mı anlatılacak-dinlenecek?
Yanı başımızdaki okulun iyi yanı, adının son derece tabii olarak, yer aldığı semtin adını taşıması. Hiç değilse bu yerinde ad seçimiyle teselli bulabiliriz. Ya bir de bu okul binasını TOKİ yapmış olsa ve adı TOKİ Başkanı’nın bir yakınının adını taşıyor olsaydı…
Aslına bakacak (ve hatırlayacak) olursanız, Eşkişehir’de bir okula TOKİ Başkanı’nın babasının adının verilmesi bu ülkede ne ilk ne de bu gidişle son münasebetsizliktir. Şimdi adlarını sıralayamam ama ben bu ülkede milli eğitim bakanlığı yapmış hemen herkesin adlarını taşıyan bir okulla karşılaştığımı hatırlıyorum. Üç yıl bakan koltuğunda otur, olsun senin de bir okulun, ne rahat değil mi?
Dolayısıyla, hayırla yad edilmek amacıyla bir okul inşaatını karşılayanların adları dışında, ülkedeki hiçbir okula eski-yeni hiçbir şahsiyetin adını vermeyip, buraları sadece semt adıyla adlandırmak en iyi çözümdür.
Söz Milli Eğitim Bakanlığı’ndan açıldığına göre, bakanlığın 2009-2010 eğitim öğretim yılında uygulamaya koyacağı yeni öğrenci kıyafetlerine ilişkin genelgesinden de söz edelim. Yapılan açıklamaya göre bu tarihten itibaren ilköğretim okullarında “mavi önlük” mecburiyeti kaldırılacakmış. Bu amaçla Kız Teknik Öğretim Genel müdürlüğü yeni kıyafetler tasarlamış.
Genelgede yer alan şu bölüm özellikle dikkatimi çekti:
“Yapılacak bu düzenleme ile kıyafet serbestisi getirilmemekte olup, okullarımızdaki düzen ve disiplinden vazgeçmek mümkün bulunmamaktadır. Bununla okul disiplini içerisindeki öğrencilerimizin rahat edebilecekleri kıyafetlerin belirlenmesi amaçlanmıştır.”
Aman bu çok iyi haber doğrusu… Biz de sanmıştık ki, “okullarımızdaki düzen ve disiplinden vazgeçmek mümkün bulunmaktadır”! Mesele sadece öğrencilerin “rahat edebilecekleri kıyafet” arayışıyla sınırlıymış.
Bakanlık açıklaması aslında her şeyi açıklıyor. Yani şunu: Bu ülkede Okul demek, “düzen ve disiplin” demektir.
Oysa biliyorsunuz; kendisini bu amaçla sınırlandırmış hiçbir kurum kendisinden beklenen işlevi yerine getiremez. “Kışla dayağı”na dayanarak ortaya işini iyi yapan bir ordu konulamayacağı gibi, üzerinde en fazla titizlik gösterilen neredeyse tek şeyin “düzen ve disiplin” olduğu bir Okul’dan da –inanın- hiçbir hayır gelmez.








