'DiÄŸer' ArÅŸivi

Farklı Ses

FST 26 Kasım 2005

Hürriyet gazetesi bildik yazarları ve yayın politikasıyla bu sitenin ayakta kalmasına yardımcı olan Demireldışı unsurlardan biri. O sebeple politikasını deÄŸiÅŸtirmesini vatan-millet adına belki sevinçle karşılarım ancak izlenimlerin malzeme sıkıntısına sebep olma ihtimaline de biraz hayıflanırım. Hamdolsun, ÅŸimdilik böyle bir niyetin olmadığı anlaşılıyor, ancak Hürriyet yazarı Yalçın DoÄŸan’ın yazdığı yazı klasik çizgiden ciddi bir sapmaya iÅŸaret ediyor. Hürriyetin 5 atlısının asabını bozacak yazıda Yalçın Bey genelkurmay baÅŸkanı ile ilgili ÅŸunları söylüyor:

Oysa, Özkök Paşa’nın özelliklerine bakınca, içimden ‘keşke Cumhurbaşkanı olsa’ düşüncesi geçiyor. Orgeneral Özkök uzun süre Brüksel’de NATO’da görev yapıyor. Çok iyi İngilizce biliyor. Oradaki görev sırasında, Batı demokrasilerini içine sindiriyor. Batı demokrasisinde sivil-asker otorite dengesini öğreniyor. Siyaset-ordu ilişkilerini özümsüyor.

Türkiye’nin AB sürecine inancı tam. Klasik bir Türk komutanı gibi değil, ama sivil otoriteye saygılı, Batılı bir komutan gibi davrandığı için, ona yönelik Kemalist eleştiriler eksik değil. Sivil otoriteye itaat, onların gözünde, AKP’ye teslim olmakla eşit. Ne garip, 12 Mart ve 12 Eylül’de askerin tekmesinden en çok nasibini alanlar, işkenceden geçen, hapis yatanlar arasında, bugün çare olarak hala askeri görenler var.

[…] EleÅŸtiriye tahammülü var. İkide bir, ÅŸu ya da bu nedenle, kendisini polemik içine çekmeye çalışanlara da, gösterdiÄŸi hoÅŸgörü ortada. Sonunda bu polemiklerle iligili açıklama yapmak zorunda kalıyor. Hangi AB ülkesinde bir Genelkurmay BaÅŸkanı bu tür polemiklere çekiliyor?..

Özellikle laik kimliği, gerçekte CHP ve Kemalist kesimin tavrıyla örtüşmüyor mu?.. Özkök üzerinden AKP’ye yüklenmek yerine, doğrudan AKP’yi eleştirmek daha doğru değil mi?.. Türkiye’nin de arayıp, bulamadığı bir kişi Özkök Paşa. Keşke Cumhurbaşkanı seçilse!..

Yalçın Beye tavsiyem, ÅŸu günlerde diÄŸer Hürriyet yazarları, özellikle de Emin ÇölaÅŸan’ın odası civarından geçerken dikkatli olması. Herkes derin nefes alıp veriyor, kırmızı görmüş boÄŸa gibiler, başına bir iÅŸ gelmesin. Hele “sivil otoriteye saygılı, Batılı bir komutan gibi davrandığı için, ona yönelik Kemalist eleÅŸtiriler eksik deÄŸil. Sivil otoriteye itaat, onların gözünde, AKP’ye teslim olmakla eÅŸit” gibi sözlerin affı mümkün deÄŸildir, ödün verilemez.

Popularity: 16% [?]

Salınan Derin Nefesler

FST 25 Kasım 2005

Genelkurmay baÅŸkanı “görev süremin uzatılmasını talep etmiyorum” dedi malum. Bazıları “Kemalistler paÅŸaya balans ayarı yaptı” yorumu yapıyorlar. Benim dikkatimi Hürriyet gazetesi yazarları çekti. Gazetenin neredeyse tüm “köşelerinden” bir oh çekilmiÅŸ. Gaztenin manÅŸeti de “Komutan Kesip Attı” ÅŸeklinde. GeliÅŸmeleri “endiÅŸeyle” izleyen Oktay EkÅŸi, Tufan Türenç, ErtuÄŸrul Özkök, Emin ÇölaÅŸan “Rahatlatan açıklama”, “Ben zaten notumu vermiÅŸtim”, “Dedikodulara Yanıt”, ” Genelkurmay BaÅŸkanı noktayı koydu” türü baÅŸlıklarla uzun süredir tuttukları nefesi salıvermiÅŸler. Allahtan bugün Hürriyet gazetesinde deÄŸildim, bu kadar adam (hele kimi durmadan İtalyan ÅŸarabı içiyorsa) hoh diyerek nefesi bırakınca plazayı muhtemelen bir koku almıştır. Bu kokudan da en fazla kardeÅŸ gazete Posta için yazan Mehmet Ali Birand etkilenmiÅŸ olsa gerek, bilmem yanılıyor muyum…

Popularity: 17% [?]

“Yakın Dövüş Dersi”

FST 25 Kasım 2005

Pendik belediyesi pazarcı esnafından sürekli dayak yiyen zabıtalardan bıkmış, artık yakın dövüş konusunda eğitim verdirmeye başlıyormuş. Üstelik zabıtalar esnafa karşı karate kursu yanında ferdi kaza sigortası ile de desteklenecekmiş. Pendik Belediyesini seyyar satıcılara karşı bu önemli girişimi sebebiyle kutlarım. Yalnız gariban seyyar pazarcı esnafına karşı karate tedbiriyle elemanlarını techiz eden belediyenin arazi, otopark türü mafyalara karşı ne tür bir uzak veya yakın doğulu tedbir aldığını da, varsa eğer, öğrenmek isterdim.

Popularity: 20% [?]

Bir İhtimal: “Hacı Ahmet Necdet Efendi”

FST 25 Kasım 2005

Malum İKÖ (İslam Konferansı Örgütü) önümüzdeki ay Mekke’de toplanıyor. Türkiye bu konferansa hep en üst düzeyde katılmış bir ülke. Hatta Rusya baÅŸkanı Putin bile bu önemli toplantıya gözlemci sıfatıyla temsilci gönderiyor. “Bize ne, bunda ne var” diyeniniz olabilir, ancak bu seneki konferans Türk kamuoyuna nurtopu gibi bir polemik konusu hediye etti. CumhurbaÅŸkanı Sezer konferanstan yan çizmeye çalışıyormuÅŸ. Hayır, açılış laikliÄŸe aykırı ÅŸekilde Kuran okunarak yapıldığı için deÄŸil, yorumlara göre Mekke’ye giderse, ister istemez İhrama girip Kabeyi ziyaret etmek zorunda kalacağı içinmiÅŸ. Elbette cumhurbaÅŸkanlığının açıklaması deÄŸil, haberdeki yorum bu ÅŸekilde.

Ortodoks bir Kemaliste yapılacak en büyük zulüm nedir deseniz “içinde hurafe olan Çanakkale filmi izletmek”ten sonra “ihrama sokup Kabe çevresinde döndürmek” cevabı muhtemelen ilk sıralarda yer alacaktır. Haberde daha önce Kenan Evren ve Turgut Özal’ın Kabeyi ziyaretle umre yaptıklarından bahsediliyor. Ben cumhurbaÅŸkanının “ödünsüz” tavrını destekliyorum. Putin bile bu toplantıya katılmak için ihram giymeye razı olur ama kökten laik bir çaÄŸdaÅŸ asla tongaya basamaz. Helal olsun, giderse iki elim yakasındadır.

Popularity: 17% [?]

Öğretmenler Günü Hatırası-II ve III

FST 25 Kasım 2005

Öğretmenler günü münasebetiyle ortaöğrenim anılarını bizimle paylaşan arkadaşımızın daha söyleyecekleri var, dinlemeye devam edelim:

Yazimda da belirttigim gibi yurt disina cikmak zorunda birakildim.Belki cok alakasiz olacak ama isterseniz yurt disina cikma olayinada aciklik getireyim. Orta okuldayken karar vermistim ben askeriyede okuyacagim diye. Bu munasebetle Kara ve Deniz Subayligi ve Astsubayliga basvurmustum. 3 tane yazili sinav oldu. Birinde Turkiye ikincisi oldum. Diger ikisinde ilk ona girdim. Sinavi gecenler birde sporu (400m=85sn, 4 barfiks, mekik, sinav) gecmek zorundaydi. Kosuyu 60 snde gectim digerlerindede hic zorlanmadim.

Buraya kadar simdi aklinizda tutun baska bir olaya gececegim. Orta 1 deydim. Millet fen lisesi sinavlarina falan hazirlaniyor. Yani bir dershane stresi almis basini gidiyor.Birgun bir dershanenin sinavi vardi.Bir hedefim yok ama annemler gir bakalim dediler. Bende girdim. Bulundugumuz ilcede birinci oldum.O yil dershaneye bedava gitme hakkini kazandim.Orta 3 degil ha orta 2 daha.Bizde dusunduk bedava dershane niye gitmeyeyim, ve o yil dershaneye basladim.Biraz hareketli bir cocuk oldugumdan pek derslere girmez disarda top oynar, pazarcilarin uzerlerine bozuk para falan atardim.Hatta bir gun ders sirasinda elektrikli sobada defterimi falan yakmistim.

Simdi sira iki olayi birbirine baglamada. Askeriyede spordan sonra sagligida gectim. Mulakata gelindi. Onuda gectim. Ama elediler. Cunku orta okul ikinci sinifta ve henuz 13 yasindayken Korfez Dershanesine gitmistim. Ve bu dershanede “dinci” bir dershaneymis. Orta okul 3te hic bir dershaneye gitmemis olmama ragmen.

Babam bu olaya cok bozuldu.Nasil bozulmasin?Benim dedem astsubay babam 35 yasinda ilk kez namaz kilmis.4. 5. dereceden akrabalara kadar (5.den sonrasini takip edemiyorum) aramizda dindar olan pek yok ama ben 13 yasinda dinci oldum. Neyse neticede babam ogun yemin etti seni bu ulkede okutmayacagim diye.

Iste babamin yemini neticesinde yurt disina ciktik.Sakin yurt disi cazip gelmis diye dusunmeyin. Zira babam basmuhendisti, 4-5 sene sonra emekli olmaya hak kazanacakti. Buraya geldi diplomasini kabul etmediler.

Ben bu problemleri ilk okuldan beri yasamaya basladiysam eger kim bilir daha neler var yasanilan. Ve hala kutsal meslek diye saygi bekleyen ayni zamanda dilenen bir ogretmen kitlesi…

Sevgili dostumuzun anlattıkları ibretlik, yalnız Türkiye’de irtica tehlikesini bertaraf etmek için yatay ve dikey yedi sülalesinin namaz ve başörtüsü ile malül olup olmadığını ispatlaması gerektiÄŸini bilmemesi onun boÅŸ yere askeri okul hayali kurmasına sebep olmuÅŸ. Düşünün 6. göbekten bir akrabası hacca gitmiÅŸ bir adam (hele bu örnekte olduÄŸu gibi çok yetenekli ise) yarın laik rejimin başına bela olmaz mı? Bakın bugün orgeneral Hilmi Özkök meselesinde bir kesim (ortada fol yumurta yokken) nasıl dokuz doÄŸuruyor.

(Bu zamana kadar bu yasadigim olaylari anlattigimda hic dinleyen olmadi.Genelde insanlarda bir umursamazlik vardi.Madem siz okuyorsunuz ben devam edeyim :)
O gun mulakat oncesi vucut kontrolu yapiliyordu.Hepimizin tekli olmus siramizi bekliyorduk.Sira geldiginde anadan dogma soyuluyor muayene oluyorduk.Sira bana geldi. Kulodu indir dediler.Sasirdim cunku yanimizda bayan da vardi.Neyse soyundum. Afedersiniz munasib yerime parmagini sokmaya basladi.Megersem gaylik testiymis. 15 yasinda bir gencin bir bayanin yaninda cirilciplak soyunup parmaklanmasinin biraktigi psikolojik izi bir dusunun.Allah’a sukur bir sakatlik olmadan o testide gectim.

Mulakata girmeyenler bilmeyebilir.Ornek sorular sunlar;

1)Bir gemi batmak uzere.Gemiden ilk once Ataturku mu yoksa Hz. Muhammedi mi kurtarirsin?(Hz Muhammed dersen gule gule)
2)Pacalarini kivir! (kat kat yaparsan abdest aldigina isaret, hayvan gibi yukari cekersen almadigina isaret)
3)Annen plajda bikinisiyle gunesleniyor.Adamin gelip onun dudaklarina saldirdi.Ne yaparsin?(Tahminim senin sinirini kontrol altinda tutup tutamadigini ogreniyor.Tabi bu yeteneklere sahipsek askeri egitime ne gerek var tartisilir.)

Sirada beklerken biriyle tanismistim.Arkadas cocukluktan cikali 6 yil olmus. Erzurumluydu kendisi. Kimligi dogduktan 6 yil sonra cikartilmis.Kendisi askeriyeye kabul edilmisti.

Beni abartiyor diye suclayabilirsiniz.Hani daha cocukken dinci damgasinin vurulmasi ileriki yasamini niye etkilesin diye. Size “benim iyike babam yemin etmis” diye dusundurten bir olay daha anlatayim.

Bulundugum ulkede bir Turk vatandasi sahibi oldugu Turk pasaportunu uzatabilmek icin konsolosluga gidiyor.O yillarda konsolosluk internete gecmedigi icin orada fiziki bulunmasi lazim.Izmir-Istanbul arasi bir yol gidiyor.Vardiginda gayet somurtkan bir yuz ifadesiyle karsilaniyor (sanki okadar yolu gelen kendileri).Bugun git yarin gel deniyor :).Gayet egitimli oldugunu tahmin ettigim bu memur kitlesi asil bombayi sona sakliyor.”Sen dincisin ne isin var Turkiye’de”.Olay kelimesi kelimesi boyle gerceklesmemis olabilir, atladigim bazi seylerde olabilir ama temel olarak olayin bu sekilde olduguna yemin edebilirim.

Memur:Ne isin var Turkiye’de.Sen dincisin.
Vatandas:Ne alakasi var.Ben Turkum ve annemi babami ziyaret edecegim.
Memur:Ben sizin gibilerin ne zihniyette oldugunu bilirim.
Vatandas:Ne bildigini sormadim.Sadece pasaportumu uzatmaya geldim.
Memur:Dinci!
Vatandas:Bunun sahitligini bana ahirette yapar misin?

Konu dagildi ama yillarin verdigi “icini bosaltma” hadisesi mevcut. O yuzden beni mazur gorunuz.

Olaylar anlatmakla bitmez.Olan bizim millete oluyor.Bulundugum yerde Turkler Hristiyan-Nurcu-Suleymanci-Solcu-Komunist-Milliyetci-Ataturkcu ve Turk dusmani gibi gruplara ayrilmis durumda.Hayir oyle milyonlarca nufusumuz yok burda. Bir kac bin!Bu bizim sucumuz mu, hayir. Sadece oyunlara cok guzel kaniyoruz.

Gene uzattim biliyorum.Kusura bakmayin.

Sayin Fethi bey. Yerini isgal etmis oluyorum sen de kusura bakma.

Sevgili dostum, yerimiz bol, Blogger sağolsun, öğretmenler gününden çıkıp buralara geldik. İzlenimleri zenginleştirdiniz, katkı için teşekkürler, bir gün bir site açıp sizde yazmaya başlarsanız haberimiz olsun.

Fethi Sipahi Tan

Popularity: 14% [?]

Öğretmenler Günü Münasebetiyle Bir Hatıra

FST 25 Kasım 2005

Öğretmenler günü için yazdığım yazıya gelen isimsiz uzun bir yorumu sizinle paylaşmak isterim. Belki de hepimiz geçmişe dönüp o günleri bir kere daha hatırlarız. Türkçe karakterleri artık siz koyuverin, mesaj uzun ben düzeltmedim.

Benimkisi sadece kisisel bir onyargi. Bunca yillik ogrenci hayatimin bende ogretmenlerle ilgili biraktigi kisim…

Orta okulu iki okulda okumakla birlikte toplamda universite haric 4 degisik okulda okudum. Ilk okuldaki ogretmenim sabah 9′dan aksam 15′e kadar kitaptan bize turlu seyler okur bizde o hizla deftere gecirdik.Butun bir sene boyle gecer mi?Genelde boyle gecti. Oyle resim dersiymis beden dersiymis hic isimiz olmazdi.Mudur beyimiz…valla ne diyeyim ki. Bir odasi vardi. Saddam’in sarayi gibi.

Orta okulda ilk sene hazirlikti. Bugunun parasiyla 700-800 YTL aldirdilar ingilizce kitaplarini. Neden pahali diyeceksiniz, ingiltere’den geliyordu. Simdi dusunuyorum da bir tane ogretmen cikipta onceki sene okumus ogrencilerden bize kitap temin etmedi. 10 cesit kitaptanda toplamda 2 tanesi bir yil boyunca acik tutuldu bir tanesine bazen ihtiyac duyuldu. Kalanlari mechul. 2 sene kadar okudum sonra okuldan ayrildim. Sebebi “sevgili” hocalarimdan bir tanesi beni ders sirasinda bogazimdan tutup arka siraya yatirmak suretiyle beni dovdu, diger bir hoca yaklasik 100 kisinin icinde ve yine yaklasik 15-20 tokat darbesiyle beni hasladi. Bir namussuzluk mu yaptim, hayir, birine fiziksel bir saldirida mi bulundum, hayir… Ilkinde hocam kalemin nerde diye sordugunda konusmak yerine elimle cantami isaret etmistim, ikincisi sinif baskaniydim ve o gun sinif defterini mudur yardimcisinin odasina goturmeyi unutmustum. Diger onemli bir faktor ise 13 yasindaydim.Yani agac yasken mi egilir dediler bilemiyorum.Birde bir mudur beyimiz vardi.Okula basladigim yil onunda ilk yiliymis.Bizim okula yeni mudur atanmis.Sebebi de eski mudurden daha uysalmis.Gittigim okul Izmir’in zamaninda en iyi ikinci anadolu lisesiydi.Talep oldukca yogundu. Denizli milletvekilinin oglu (Izmir’de ne isi varsa) bizim okulu tutturamamis. E milletvekili oglu.Onun icin ek bir sinif acilip, kontenjanlar arttirilip, puan limitinde dusurulmesi gerekiyormus.Eski mudur kabul etmemis.Baska yere atamislar. Yeni mudurde kabul etmis tabii.

Diger ortaokula gectim.Mudur hanim vardi gene oda saray gibi.Ogretmenler odasi off!!! 9′dan 15′e kadar cay servisi. Hafta sonlari kurs.Sikiysa katilma.Katilipa sikiysa yuklu bir para verme. Sikiysa o paranin nereye gittigini sor.Sikiysa niye zorlandigimizi sor. Sikiysa para alinacakken yoklama yapilip neden ders islenirken yoklama yapilmadigini sor…Neyse sonra fen lisesini kazandim.Matematik hocam beni uyardi.”gidip fen liseside yatili okucagina gel burda ne isin var.ogrenciler arasinda fark da yok zaten” gibi bir yaklasimda bulundu.Ama cok yaklastirmadim kendisini.Iyiki de yaklastirmadim zira kendisi ayni okula matematik hocaligi icin basvurmus fakat sinavi gecememis :). Ama oyle “heee senin kazanamadigini ben kazandim” gorgusuzlugu yapmadim.

Neyse sonra iste fen lisesine basladim.Yatili.Bir gun anons yapildi oglen yemegi verilmeyecekmis. Herkes kantinden hamburger takviyesi yapmak zorunda kaldi. Soyle bir bakayim dedim niye yemek yok yemekhanede.Megersem mudur beyin haniminin gunu varmis.Yanlis yazmadim.Haniminin degerli bir maden gunu varmis. Obur yandan bizim muduru diger mudurlerden ayiran ozelligi odasi idi.Hani dedim ya onceki mudurler saray gibi odalardan okulu yonetiyorlardi. Kendisinin odasi saray pek sayilmazdi, ultra-mega saraydi. Kocaman bir akvaryum super bir ses sistemi koltuklar falan filan.Okulun bir temizlikci grubu vardi.Devletin atadigini kabul etmemis bizim mudur (sebebi tahminim daha ucuza calistiracak birini buldu zira gelenler oldukca capulcu idi) baska bir temizlikci grup tuttu.Bu sahislar (yaklasik 5 kisi) okulun yemeginde tuvaletlerin temizligine ordan tutun okulun elektrik tesisatina kadar bakiyorlardi.Hatta birgun haftasonu bir milletvekili okulu teftise gelecek oldu.Teftis ama bizim iki hafta once haberimiz oldu.Iki hafta onceden gene ayni sahislar derme catma asansorlerle okulun dis cephelerini sonrasinda ic duvarlari boyadilar.E iki hafta cok ciddi bir calisma ortami olmadi haliyle.Ogrencilerin tumu o hafta sonu okulda bulunmak zorunda birakildi ogretmenler dahil.En guzel kiyafetlerle milletvekili karsilandi.Ogle yemegi et cikti aksam yemegi kalan et parcalarindan sulu bir sebze yemegi yapildi.

Bu okulla ilgili onemli bir dipnot gecmek istiyorum.Mudur beyimiz imam hatipten tarih ogretmenligi mesleginden atanmistir.Tarih ogretmeninin mudur olarak fen lisesinde ne isi var diye sormayin.Kanunen yok.Sayisal olmak zorunda.Ama okule milletvekili falan geliyordu ordan tahmin edin iste.Birde adam yillardir orda Krallik yapiyor.Atanmiyor.Odasindan cikmiyor.Masa ortusu gibi bir okul kiyafetimiz vardi.Hicbiryerde bulamazsiniz bir yer haric.Okulun bulundugu sehirde bir kiyafet dukkanindan.Mudur beyimizin kardesinin sahip oldugu.

Hadi bir dipnot daha geceyim.Tum bulundugum okullarda fizik, matematik, turkce gibi “ana” olan derslerin hocalari 2-3 gune sigdirtirlardi ders programlarini kalan gunler tatil.Diger muzik, resim, vatandaslik gibi “ana” olmayan derslerin hocalarida haftada max 6-7 derse girerlerdi.

Sonrada ben yurt disina kactim zaten.3 sene sonra geri dondugumde okullari ziyaret ettim falan filan.Aradan gunler gecti bir Fenerbahce maci var.Izlememiz gerekiyor ama kahvehaneler beni cekmiyor.Arkadas dedi gel ozaman ogretmen evine gidelim!Oyle bir sahsin evi degil.Herseyini devletin karsiladigi bir kurummudur nedir iste.Bir suru dusunun, koyun surusu, cevresi citlerle cevrilmis olsun oyle bir yer.Girdim iceri gayet iyi niyetlerle.Almiyorlar iceri.Neymis ogretmen cocugu degilmisim.E diyecektim senin bu saatte okulda olman gerekmiyor mu ama sonra dusundum bu cumle genelde ogretmenlere ait.Neyse parayla beni iceri aldilar!Mac basladi 17. dakikada ben nefes darligindan maci yarida bitirdim.Baska bir odada nefesleneyim dedim.Boyle tak tak seslerin geldigi bir oda. Megersem okey oynaniyor.Baktim icerde goz gozu gormuyor bende terkettim binayi. Isin diger bir garip yani benimle gelen arkadasin olayi normal gormesiydi.

Benimkisi yine kisisel bir dusunce.Belkide hepsi bana denk gelmistir bilmiyorum.Yada abartiyorumdur ama ben eger Turkiye’de yasiyor ve vergi veriyor olsaydim bu sahislarin cennete girme sanslari olmazdi.Zira onlara giden 1 kurusu helal etmezdim.

Sevgili ogretmenlerden ve yakinlarindan ozur diliyorum.Benim anlattigim olaylar benim gordugum hocalarin %100unu kapsasada Turkiye’deki ogretmenlerin %1ini kapsamaz.Tabiki iyi ogretmenlerimizde vardir.Sadece bana denk gelmemistir.

Saygilar.

Sevgili izleyiciye yorumunu bize aktardığı için teÅŸekkür ederim. Üç aÅŸağı beÅŸ yukarı hangimiz aynı yollardan geçmedik, böyle “hoÅŸ” okul anılarını arasıra paylaÅŸmak, Türkiye gerçeklerini asla akıldan çıkarmamak gerekiyor.

Popularity: 19% [?]

Çanakkale: Bitmeyen Dava

FST 24 Kasım 2005

GeçtiÄŸimiz yıl gündemi meÅŸgul eden Türkiye’ye özgü ahmaklıklarımızdan biri Çanakkale’de hurafe mi anlatılıyor, Atatürk’ten bahsediliyor mu gibi konular olmuÅŸtu. Hatta konuyu gündeme getirenlerden eski Deniz Kuvvetleri Komutanının oÄŸlu Tolga Örnek “içinde hurafe geçmeyen” bir belgesel çekip entellik yapayım derken ortaya zavallı Anzaklardan bahseden bir garabet çıkarmıştı. Bir sürü gayretli CHP yandaşı Çanakkale’de rehber avına çıkmış, “bu Atatürk’ten bahsetmedi, bu hurafe anlattı” diyerek muhbirliÄŸe soyunmuÅŸtu. Bu görüşü savunanlara göre Çanakkale Savaşında bahsedilen olaÄŸanüstü hadiseler bilime aykırıdır, dincilerin Atatürk’e saldırıp “Çanakkale’de baÅŸarı Atatürk tarafından deÄŸil Allah tarafından saÄŸlanmıştır” demelerine yol açmak için uydurulmuÅŸtur. İşte bugünlerde AKP’li bir belediyenin hazırlattığı “Çanakkale Geçilmez” adlı çizgi belgesel CHP milletvekillerinin fena halde asabını bozmuÅŸ. Zira bu belgeselde de hurafelerden bahsedildiÄŸi ve Atatürk’e yeterince yer verilmediÄŸi öne sürülüyor. CHP TekirdaÄŸ Milletvekili ErdoÄŸan Kaplan şöyle sormuÅŸ:

[…] Çanakkale Savaşı’nın imanla kazanıldığına yönelik mesajlar içerdiÄŸi iddia olunan ve Mustafa Kemal Atatürk’e verilen yerin gerçeklerle baÄŸdaÅŸmadığı söylenen çizgi filmin içeriÄŸi ve verdiÄŸi mesajlar, ilköğretim müfredatında anlatılan Çanakkale Savaşı’nın içeriÄŸiyle örtüşmekte midir?

Milletvekili filmi izlememiÅŸ ki, “baÄŸdaÅŸmadığı söylenen” diyor. Tesadüfen ben bu çizgi filmi izlemiÅŸtim, 2 ay kadar oluyor, o sebeple yorum yapmakta mahzur görmüyorum. Filmi izlediÄŸimde “vay be, bizde böyle bir film nasıl yapılmış, helal olsun” demekten kendimi alamadım. Hem teknik açıdan hem de senatyo olarak Çanakkale Savaşı ancak bu kadar güzel yansıtılabilirdi, ellerine saÄŸlık öyle de yapmışlar. Peki “hurafe ve Atatürk” ile ilgili yerler nerelerde? İki tane “hurafe” vardı, biri bahriyeli bir Türk komutana rüyasında ellerinde kalan 26 mayını belli bir ÅŸekilde boÄŸaza dizmesi telkin edilmesi. Filme göre gelen bu manevi ihtara uyan Türk komutan gece gizlice hepimizin bildiÄŸi ünlü mayınları boÄŸaza döşüyor ve ertesi gün boÄŸazı geçip 5 çayını İstanbul’da içmeyi planlayan müttefiklerin gemilerinden bir kaç tanesi bu mayınlarla denizin dibini boyluyordu. Hatırladığım ikinci hurafe, bataryası düşman topçusu ateÅŸiyle yok olan Seyit Onbaşının 276 kg. lık top mermisini kaldırıp namluya sürmesi ve koca bir zırhlıyı vurması efsanesiydi. Bunlar dışında CHP’li vekilleri ve bir grup vatandaşı çıldırtacak “ders kitapları müfredatında yer almayan” hurafe hatırlamıyorum.

Atatürk konusuna gelince, Atatürk çizgi filmin Çanakkale kara savaÅŸları bölümünde yarbay Mustafa Kemal Bey olarak meÅŸhur süngü taktırma ve “sizlere ölmeyi emrediyorum” sözünü söylediÄŸi yerde meydana çıkıyor ve ilerleyen bir kaç bölümde diÄŸer komutanlarla birlikte görülüyor. Film daha ziyade savaÅŸa katılan iki öğrenci arkadaşın hikayesi çevresinde döndüğü için olaylar da siperlerde yoÄŸunlaşıyordu. Dolayısıyla bu savaÅŸtaki baÅŸarılarıyla albaylığa terfi eden Mustafa Kemal Bey filmde görünmesi gerektiÄŸi kadar yer alıyor. Ha, sayın CHP yetkilileri o tarihte Atatürk’ün Çanakkale cephesi baÅŸkomutanı olduÄŸunu, deniz savaÅŸları ve kara savaÅŸlarında tüm inisiyatifi elealdığını düşünüyorlarsa, onu bilemem, gitsinler biraz ilkokul ders kitabı dışında tarih okusunlar. Çanakkale cephesinin yönetici komutanı bir Almandı ve biz yedi düvele karşı Almanlar emrinde çarpışıyorduk. Atatürk’ün sınırlı ama önemli bir rolü olmuÅŸtur Çanakkale cephesinde. Nitekim filmde de kendisinin Anafartalar karamanlığına vurgu yapılıyor. Demek ki CHP cephesi bundan hiç memnun deÄŸil. Kendileri bilir.

Atatürk’ün sahte kahramanlıklara ihtiyacı yok, bunu onu abartılı ÅŸekilde yüceltmek isteyenlerin kafasına iyi kazıması lazım. Çanakkale askeri baÅŸarı kadar iman gücüne de dayanıyordu. CHP’li dostlara tavsiyem Mehmed Akif’in Çanakkale Destanı eÅŸliÄŸinde bir Gelibolu gezisi yapmalarıdır. İman ve maneviyat gibi kelimelerden bu kadar iÄŸrenenler el hak ÅŸimdiki gibi marjinal kalacak ve sözde partisi oldukları “halkın” tiksintisini üzerlerine çekeceklerdir. İnsanda biraz utanma olur, birçok ateist dahi içinde yaÅŸadığı toplumun deÄŸerlerine saygı gösterirken, sözde Kemalistlerin bu kin ve nefretini anlamak kolay deÄŸil. Yazıklar olsun.

Çanakkaleyi bugüne kadar herşeyden iyi anlatmış olan Çanakale Destanını bu garabetlere inat bir daha okuyalım. Bakarsınız CHP alternatif bir Çanakkale Destanı yazdırır, malum bu şiirde hurafe bolca mevcut.

Çanakkale Destanı

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiÄŸi vahÅŸetle ‘bu: bir Avrupalı’
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşına da,
Ostralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
Bomba ÅŸimÅŸekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiÅŸ tipidir: Savrulur enkaaz-ı beÅŸer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yaÄŸan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i İlahi o metin istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
BeÅŸerin azmini tevkif edemez sun’-i beÅŸer;
Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedi serhaddi;
‘O benim sun’-i bedi’im, onu çiÄŸnetme’ dedi.
Asım’ın nesli…diyordum ya…nesilmiÅŸ gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, daÄŸlar, taÅŸlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar ÅŸanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiÄŸin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
‘Bu, taşındır’ diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen maÄŸribi, akÅŸamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Åžarkın en sevgili sultânı Salâhaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslam’ı kuÅŸatmış, boÄŸuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taÅŸacaksın…Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…
Ey ÅŸehid oÄŸlu ÅŸehid, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif Ersoy

Popularity: 17% [?]

Öğretmenler Günü: “Bürokrat Kimle Evlenmeli”

FST 24 Kasım 2005

Bugün 24 Kasım Öğretmenler günü ve Milli EÄŸitim Bakanı bazı açıklamalarıyla gündemde. Radikal Gazetesinde Bakanın TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda önceki gece bakanlığının bütçesi görüşülürken yaptığı CHP milletvekilllerine karşı yaptığı açıklamalar yer alıyor. CHP’liler öğretmenlerin çok çalışıp az maaÅŸ aldığını iddia etmiÅŸler. 1800 saat çalışırlar gibi bir laf da gözüme çarptı. Bazı bölümleri aktarayım:

[…] Öğretmenler öyle iddia ettiÄŸiniz gibi yılda 1500 saat çalışmıyor. Okullar yılda 186 gün açık, bu da 26 hafta eder. Günde sekiz saat çalışsalar bile bin saati bulmaz. Oysa öğretmenler haftada 15 saat maaÅŸ karşılığı çalışıyor. Bu da iki gün mesai demek. Birçok öğretmen müdürüyle anlaşıyor, zamanının çoÄŸunu evinde geçiriyor. Bu yüzden üst düzey bürokratların çoÄŸu öğretmenlerle evleniyor.

[…] ABD’de, bizim öğretmenlerin haftada 15 saat çalıştığını söylediÄŸimde, hayret ettiler. Orada günlük yedi buçuk saat çalışıyorlar. Ayrıca dünyanın hiçbir yerinde öğretmenlere kucak dolusu para vermiyorlar. Kamuda ücret farklılığı kalmadı. Popülizm yapma adına para dağıtmak yanlış.

[…] Olmayan bir kaynaktan kimseye bir ÅŸey verilmez, doktorların, hâkimlerin, savcıların, polislerin maaşı çok mu yüksek?.. Sürekli aç olduÄŸunuzu söylerseniz veliler, öğrenciler ve diÄŸer kiÅŸiler nezdinde mesleÄŸin saygınlığı azalır.

Ben Milli EÄŸitim Bakanının bu çıkışını hayretle izledim. Bu hayret bildik anlamda “öğretmene bu laf söylenir mi, haksızlık” türü bir ÅŸey deÄŸil. İlk defa bir bakanın kendi teÅŸkilatı aleyhinde ve çok doÄŸru lafları açıkça söylemesi beni hayrete düşürdü. Benim bildiÄŸim tüm bakanlar kendilerine baÄŸlı personele nedense çoÄŸu yalan olan mesajlar verip yaÄŸcılık yapmayı huy edinmiÅŸtir. Hüseyin Çelik’in çıkışını bu açıdan takdirle karşıladım.

Bürokratların öğretmen tercihini istatistik olarak incelemiÅŸ deÄŸilim ama ÅŸahsi gözlemim de memurların birbirleriyle evli olduÄŸu ve “çift maaÅŸ” tabir edilen konumu iÅŸgal ettikleri yönünde. İsteyen yakın çevresinden tesadüfi bir örnekleme yapıp kontrol etsin. Bir hanım öğretmenin kocası ya öğretmen ya da kamuda görevli bir memurdur. Nitekim bakan yakınında oturan bürokratlara sorduÄŸunda hepsinin öğretmenle evli olduÄŸu cevabını almış.

Para konusu da öyledir. Bir öğretmen 15 saat karşılığı 700 YTL veya üzerinde para alır, bunun dışında bakanın dediÄŸi gibi okula uÄŸramaz. Dönem baÅŸlarında öğretmenlere ayrıca harçlık verilir. Yazları 2 ay ücretli tatilleri vardır. Dolayısıyla “haftada iki gün standart mesai karşılığı” 700-1000 YTL arası para bir devlet dairesinin rahat ÅŸartlarında fena deÄŸildir. ÇoÄŸunun çift maaÅŸlı olduÄŸunu düşünürsek ÅŸartların biraz daha iyileÅŸeceÄŸi gözönüne alınabilir.

Peki boÅŸ zamanlar nasıl deÄŸerlendirilir? Erkek öğretmenler konularıyla ilgili dershane öğretmenliÄŸi, kitapçılık yanında ufak tefek ticaretle uÄŸraÅŸma, kömürcülük, galericilik gibi iÅŸlerle meÅŸgul olurlar. BulunduÄŸu ÅŸehirde tarımla uÄŸraÅŸanı da çoktur. Vakitlerinin çoÄŸunu yanlışlıkla “kahvehane” yerine öğretmenevi olarak adlandırılan yerlerde zeka oyunları ile deÄŸerlendirirler. Ortalama bir öğretmen emekli olduÄŸunda Türkiye’yi dünya tavla ve okey ÅŸampiyonasında temsil etmeye yetecek kadar tecrübeyi kazanmış olur. Hanımlar genelde diÄŸer öğretmenlerle kendi aralarında pasta, börek ve kek üçgeninde altın günü ile vakit geçirirler. Bir arkadaşımla yaptığımız kiÅŸisel gözlemlerimize dayalı bilimsel olmayan “saptamamız” giriÅŸimciliÄŸin öğretmenler ve imamlar arasında çok yaygın olduÄŸuydu. Yukarıdaki manzara da buna iÅŸaret ediyor, belki merak eden akademisyenler bu konuda veri toplayıp bir çalışma yaparlar.

Alınan paranın mutlak olarak az ya da çok olması benim açımdan pek birşey ifade etmiyor. Kimine göre ayde 500 YTL iyi paradır, kimine göre 10.000 YTL. Keşke herkes umduğu kadar çok paraya sahip olsa. Neticede devlet dairesinde çalışmayı tercih edenler devletin verdiğine razı olmak zorundadır. İyi kötü insanların bir tercih hakkı var. Piyasada bir sürü insan asgari ücrete iş bulduğunda takla atarken, haftada bir kaç gün, o da izafi olarak gayet rahat şartlarda çalışıp elverir düzeyde para alanların biraz seslerini kısmaları gerekiyor.

Öte yandan, bu işi ciddiye alan ve gerçekten bu ciddiyetlerine göre diğerleriyle bir tutulup aynı maaş ödenen saygıdeğer öğretmenler bu yazıdan gocunmayacaktır elbette. Herkes kendini bilir. Geçenlerde medyada öğrencisini sırtında taşıyan, Güneydoğuda çok kötü şartlarda fakir öğrencilere elleriyle okul inşa ertmeye çalışan, süresi dolduğu halde tayin istemeyen, oralarda garibana iyi kötü destek olmaya çalışan hakiki öğretmen manzaralarına da şahit oldum. Hak edenlerin öğretmenler günü kutlu olsun.

Güncelleme: Bakan Çelik sonradan çark ederek “Benim konuÅŸmamı çarpıtan zihniyeti kınıyorum ve bunun bir iftira olduÄŸunu ifade etmek istiyorum. Kendileri için, onların her meselesi için yüreÄŸi çarpan bir bakanın, kendi mesai arkadaÅŸlarıyla ilgili böyle bir ÅŸey söylemesi mümkün deÄŸildir” demiÅŸ. Ben de aferini geri alıyorum. Radikal gerçekten haberi çarpıtmışsa arkasında yatan amaç, öğretmenlerin ek ders ücretini alması için yapılan bir komplo mudur diye düşünmeden edemiyorum. Herkese eÅŸit ücret ve artış vermek, yatanla çalışanı ayırmamak yapacakları en büyük kabahat olur.

Popularity: 16% [?]

“Mini etekli kızların oruç tuttuÄŸuna da ÅŸahit olduk”

FST 23 Kasım 2005

Özdemir İnce’den bahsederken arÅŸivlerde gözüme Yalçın Bayer’in Azerbaycan ile ilgili bir yazısı takıldı. Yazı biraz eski, geçen ay kendisi Azerbaycan’da iken yaptığı gözlemlere dayanıyor. Yalçın Beyin bir özelliÄŸi bazı yazılarının orta yerinde alaksız bir ÅŸekilde “sakal, başörtüsü, mini etek” gibi kelimeler kullanıp sonra tekrar konuya dönmesi. Bir örneÄŸini bir kaç ay önceki bir yazısında konu dikkatimi çekmiÅŸ ve bir yorum yapmıştım. Aynı ÅŸeyi Azerbaycan ile ilgili yazıda da görünce Yalçın Beyin böyle biralışkanlığı olabileceÄŸini düşündüm. Bakın belki hak verirsiniz:

[Yazıda Azerbaycanla ilgili genel bilgiler, inşaat sektörü vs.den bahsediliyor, sonra Atatürk merkezindeki bir Türkologun konuşmasına geçiliyor. ]

[…] Restore edilen tarihi şık bir binada faaliyet gösteren Atatürk Merkezi’nin Müdürü, Türkolog Prof. Nizami CaferoÄŸlu, ‘ÇaÄŸdaÅŸ Azerbaycan’ın kuruluÅŸunun Atatürk ideolojisine’ dayandığını söyledi. ‘Türkiye’siz bir Azerbaycan yoktur’ dedi, Türk ve Azerbaycan alfabeleri arasındaki dil farklılıkların ortadan kaldırılmasını da önerdi bize. ‘Bu merkez sizindir. Ben aynı zamanda milletvekili olduÄŸum için ÅŸimdi Meclis’e gitmem gerekiyor’ diyerek ayrıldı. Türkiye’de, bazı güçler Atatürk’ü unutturmaya çalışırken, bu merkezin çalışmalarını yakından izlemeleri gerekiyor.

Azerbaycan’da başörtülü kadın görmedik; mini etekli kızların oruç tuttuğuna da şahit olduk.

Daha sonra CumhurbaÅŸkanı İlham Aliyev’in eÅŸi Mihriban Aliyev’in baÅŸkanlığını yaptığı, kayınpederi Haydar Aliyev adına kurulan vakfa gittik. Kadınlara ve çocuklara yönelik yürütülen çalışmaları gördük. 41 yaşında, üç çocuklu, güzelliÄŸiyle bilinen Aliyev’in en büyük uÄŸraşısı, KarabaÄŸ mültecileri için yeni yerleÅŸim merkezleri açmak…

Azerbaycan ile ilgili yüzeysel deÄŸerlendirmeler içeren bu yazıda durduk yerde Azerbaycan’da başörtülü kadın görmedik, mini eteklilerin oruç tuttuÄŸuna ÅŸahit olduk demenin, Mihriban (Aliyev deÄŸil) Aliyeva’nın “güzelliÄŸiyle ünlü” olmasından dem vurmanın ne alakası var? Haydi, Azerbaycan’da başörtülü kadın görmedik lafı düpedüz saçmalıktır da, mini eteklinin oruç tutmasındaki acayiplik nerede onu çözemedim. Sokakta çevirip oruç tutuyor musun diye mi sormuÅŸ yoksa Yalçın Bey oruç tutuyor da Azerbaycan’da iftarda bir mini etekliyle beraber oruç açmış orada mı biliyor, iÅŸin ayrı bir yönü.

Yalçın Beye de artık sağ mı olur, sol mu olur bir ayar gerekiyor ama hayırlısı.

Popularity: 18% [?]

“Sol Ayar”

FST 23 Kasım 2005

Özdemir İnce Hürriyette Fransa olayları ile ilgili yorumlar yapıyor. Daha önce kendisinden bahsettiÄŸim bir yazıda belirttiÄŸim gibi tavırları çok kendinden emin, itiraza mahal bırakmıyor. Zaten gazetedeki resmine bakınca ürküp itiraz etmeyi aklınızdan dahi geçiremiyorsunuz. Ben tümçekincelerime raÄŸmen anlayamadığım bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Özdemir bey Fransa’da “1970’ten bu yana tanıdığı (dostu ve arkadaşı) bir Fransız diplomatla yoksul banliyölerin karşıtı Montparnasse’da bir kahvede oturuyor” iken diplomat arkadaşı olayları yorumlamış. Özdemir beyin kahvede bir diplomatla entel sohbet yapacak çapta iyi Fransızca bildiÄŸi, dolayısıyla tercümeyi doÄŸru yaptığı varsayımıyla aÅŸağıdaki bölüme dikkatinize sunuyorum:

‘Eskiden sola oy veren banliyönün artık sağa oy vermesi çok şaşırtıcı. Göçmenlerden oluşan yoksul banliyöler neden sağa oy veriyorlar anlaşılır gibi değil. Biliyorsun, ben soldan değilim ama içinde bulunduğumuz ekonomik düzenin tepeden tırnağa değişmesi gerekiyor. Zenginler daha çok vergi vermeli. Liberal sistem eskidi artık, bu sisteme bir sol ayar gerekiyor gibime geliyor.

Eskiden sola oy verenler ÅŸimdi saÄŸa yöneliyor, o halde liberal sistem eskidi, sisteme sol bir ayar yapalım demek mantıklı mı? Adamların solla bir dertleri var ki saÄŸa yöneliyor o halde “sola biraz ayar lazım” demek daha makul deÄŸil mi? Sonra solcuların iktidardan düşmediÄŸi sosyal devletin kalesi, milliyetçi Fransa’da ne zaman liberal sistem uygulanmış o da meçhul. Öte yandan Fransa’da “zenginler daha çok vergi vermeli” lafı, verginin çoÄŸunu fakirlerin ödediÄŸi, zenginlerin az vergi verdiÄŸi gibi bir manaya da çekilebilir. Fransa’da deÄŸirmenin suyu nereden dönüyor bilemem ama ya Özdemir beyin tercümesinin ya da “orta sınıftan” diplomat büyükelçi dostunun “orta çapta” bir ayara ihtiyacı var anlaşılan.

Popularity: 13% [?]

İleri »

Kapat
E-posta ile paylaÅŸ