FST 12 Kasım 2005
Bu sözler Şemdinli olaylarında polislerin aradığı Mehmet Ağar’a ait. DYP genel başkanı “ne alakası var, şüpheli bir olayda durduk yerde neden siz aranıyorsunuz” mealindeki sorulara “demek ki ülkede benden başka adam kalmamış ki arıyorlar” demiş. Biz de bu cevabı alıp kabul ettik. Konunun ne Susurluk, ne de derin yerlerle elbette ilişkisi yoktur. Sayın Ağar “kimse farklı yorumlarda bulunmasın” demiş, öyle olsun. Yalnız bir parti başkanına bir polis bu kadar kolay nasıl ulaşır acayibime gitti. Sayın Ağar telefonunu kamuya açıklasa da başımız sıkıştığında, adam lazım olduğunda arasak, malum ülkede adam gibi adam kalmamış.
FST 12 Kasım 2005
RTÜK bilindiği üzere devletimizin lüzumsuz kuruluşları arasındadır. Her iktidarın, hatta ilgili bakanın ahlak anlayışını yansıtacak şekilde radyo ve televizyonları sözüm ona denetleyecek “özerk” bir kuruluş RTÜK. Malum “özerk” lafı bugünlerde kulağa sorumsuz ya da başıboştan daha hoş geldiği için kullanılan bir kelime. RTÜK ile ilgili detaylar Anti TRT sitesindeele alınıyor, ben sadece Akşam gazetesindeki bir habere dikkat çekmek istiyorum. Habere göre RTÜK üyelerine 1.5 Milyar “kira yardımı” yapılacakmış. Bunlar zaten çalıştıkları kurumlardan deve yüküyle maaş alan insanlar. RTÜK yönetim kurulundan da bir sürü para alıyorlar, yetmemiş olacak ki bir de kira yardımı yapılıyormuş. Allah devlete zeval vermesin, beslesin bakalım sözde denetçi takımını. Yalnız benim anlamadığım 1.5 Milyar kiranın neye göre belirlendiği. Ankara’da oturmuyorum ama 1.5 milyara bayağı iyi bir dairede oturulabilir gibi geliyor bana. Yoksa RTÜK üyeleri ve tabii diğer “özerk” kurum üyeleri normal bir evde oturunca işlerini göremiyorlar da onlara birer saray yavrusu mu tahsis ediliyor? RTÜK’ten bir açıklama da yapılmış:
[…] Üyelerimiz arasında Ankara dışında oturanlar bulunuyor. Bu üyelerimizin Ankara’da oturacak ev sorunları var. Alınan karar, bu üyelerimizin mağduriyetini gidermeye yönelik. RTÜK’ün doğrudan aldığı bir karar değil, Hükümetin bir uygulamasının hayata geçirilmesidir. Bir üyemiz istemese bu parayı almayabilir. İsteyen üye yararlanabilecek.”
Zavallı RTÜK, demek lojma hizmetinden yararlanamıyormuş şu ana kadar, eh hükümetimizin de tesadüfen bir uygulaması var, yararlanalım bari demişler. Duyan da RTÜK üyelerinin bu işe atanabilmek için birbirlerini yemeyip çok üstün nitelikleri dolayısıyla oraya geldiğini, aranan adam olduğunu filan zannedecek. O kadar kıymetliler ki “Ankara’da oturacak ev sorunu olabilir” diye 1000 doların üzerinde kira yardımı yapılıyor. Ha, bu arada alınan karar “üyenin mağduriyetini gidermeye” yönelikmiş. Ne mağduriyet ama, sanki 500 milyon maaşlı gariban taşradan Ankara’ya geliyor da ona yardım yapılıyor. Adamda biraz yüz olur.
FST 12 Kasım 2005
Akşam gazetesindeki habere göre ülkemizde ihtiyaca binaen bir parti daha kuruluyormuş. Haber şu:
YENİDEN Müdafaa-i Hukuk Hareketi Derneği öncülüğünde yeni bir siyasi parti kurulacağı açıklandı. Bu amaç doğrultusunda bugün saat 09.30’da Ankara Tandoğan Meydanı’ndan Anıtkabir’e ‘Atatürk’ü Anma Bin Bayrak - Bin Delege Yürüyüşü’nün yapılacağı kaydedildi. Müdafaa-i Hukuk Hareketi I. Milli Kongresi, 13 Kasım Pazar saat 10.00’da Büyük Anadolu Oteli’nde düzenlenecek.
Daha önce Yekta Güngör Özden gibi kuvvacılarca denenen partileşme, “birleşelim” diye toplanan kongrelerdeki fiyaskolarla dağılınca ulusalcı hareket siyasi arenada başsız kalmış, Sadettin Tantan’ın muhafazakar ulusalcılığına dudak büküldüğü için CHP, MHP ve İP arasında başıboş dolaşan müdafai hukukçular için yeni bir kapı açılıyor diyebiliriz. Yalnız, ben olsam Ankara’da doğrudan kongreyi toplamaz Samsun-Havza-Amasya-Erzurum-Sivas üzerinden Anıtkabire yönlenirdim. Böylece AKP tarafından bilfiil işgal edilmiş, Arap sermayesi ve AB’ye peşkeş çekilmeye hazırlanan sathı vatanı da uyandırmış olurdum.
Bu arada dikkatimi çeken bir konu da bu ismin çeşitli türevlerinden oluşan bir sürü hareketin mevcudiyeti. “Yeniden Müdafai Hukuk” derneğinden hoşlanmayan “Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk” derneği kendilerini bu dernek ve Mahmut Yılbaş’a ait “Müdafaa-i Hukuk Dergisi”ile karıştırılmamaları konusunda uyarıda bulunuyor mesela. Bir de Misakımilli.com sitesi var, sanırım bunlar “Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk” derneği ile ilişkili. Neyse, merak eden varsa gitsin baksın.
FST 12 Kasım 2005
Önemine binaen tekrar etmek istiyorum. Silahlı kuvvetlerimiz yeniden yapılanmaya çalışıyor, bröve değiştiriyor, iyi de oluyor ama lütfen şu kışla dayağı adlı haysiyet kırıcı işe de el atsınlar. Tek başına konuyu gündemde tutmaya çalışan Kürşat Bumin’e kısa bir haberle Haberx sitesi ve Liberal Hareket sitesi destek olmaya çalıştı. Ben ara sıra konuyu ele alarak sıcak tutmaya çalışacağım. Ta ki kamuoyu konuyu gündeme alıp enine boyuna tartışıncaya kadar…
FST 11 Kasım 2005
Son günlerin en kritik meselesi Kara Kuvvetleri brövesi davasında kimsenin akıl edemediği önemli bir konuyu gündeme getirmeyi görev biliyorum. Emin Çölaşan, Emin Pazarcı, Melih Aşık gibi konuyu ciddiye alan gazetecilerimize de duyurmuş olayım. Bu kritik konu gündeme gelince Hava ve Deniz kuvvetlerimizin internet sitelerine girdim ve brövelerde Atatürk resmi olmadığını dehşetle farkettim. En korkuncu da genelkurmay brövesinde Atanın resminin bulunmayışı idi. Daha fazla dehşete kapılmamak için TSK alt birimlerinin brövelerini inceleyemedim. “Öfke selimi” ilgililere duyuruyorum. Genelkurmayın ülkeyi islami düzene dönüştürme projesine meze olmasına inat, gelin Genelkurmay, Kara, Hava, Deniz, Jandarma gibi tüm silahlı personelimizin kurumlarının brövelerini Atanın resimleriyle süsleyelim. Hatta özel güvenlik kurumlarına da bunu şart koşalım. Ne dersiniz, şu 10 Kasımda bu projeye TÜSİAD destek olsa, yeni brövelerin tasarlanması için ahbap bir profesöre yüklüce bir ödeme yapılsa, ben de proje fikri sahibi olarak biraz sebeplensem fena mı olur.
Güncelleme: CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’e, Kara Kuvvetleri Komutanlığı brövesinden Atatürk resminin çıkarılmasını teklif edip etmediğini sormuş. Ayrıca Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreterliğinden yapılan açıklamanın, Atatürk resminin bröveden çıkarılmasını haklı kılmadığını savunmuş. Yani Ahmet Ersin diyor ki, bu işi yapsa yapsa bir AKP’li yapar, başka ihtimal yok. Genelkurmayın açıklamasını da beğenmiyor.
Acaba bu insanların aklına bröve değişikliğinin zaman zaman yeniden rutin olarak gereçekleşen sıradan bir değişiklik olabileceği, tasarım sırasında da ille de bir yerlere Atatürk resmi koymayı düşünmenin gerekmeyebileceği, bunun ille de Atatürk düşmanlığıyla ilgisi olmayabileceği gelmiyor mu? Üstelik işi yapan Genelkurmay ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı gibi “Atatürkçülüğü Türkiye’de tartışılmayacak” iki kurum. Demek ki CHP ve bu işi abartan ulusalcılar yarın yanlışlıkla kendilerini ilgilendiren herhangi bir evrakta, rozette vs. Atatürkle ilgili simgeyi unuturlarsa kendilerini de itham edip suçlayacaklar.
FST 9 Kasım 2005
Bu bir haber başlığı. İlk anda “demek memurların vatandaşa karşı aymaz, vurdumduymaz tavrı dikkat çekmiş, birileri uyarıyor, iyi, aferin” demişken yazının devamında yanıldığımı anladım. Meğer BASK diye bir örgüte bağlı Bağımsız Eğitimciler Sendikası Genel Başkanı Gürkan Avcı, “memurları kazanılmış haklarını bir bir elinden alan yasal düzenlemelere karşı duyarsız davranmakla ve vurdum duymazlıkla” eleştiriyormuş. Haber şu:
“Büyük mücadeleler ve uğraşlar neticesinde kazanılan hakların, İMF ve AB tarafından dikte ettirilen sözde reformlarla bir bir kaybedildiğini, hükümetle masaya oturan yetkili sendikaların da müzakere özürlü, pasif tutumları nedeniyle kaybedilen hakların kazanım olarak memurlara sunulduğunu belirten Avcı, kamu çalışanları son dönemlerde bırakın yeni haklar kazanmayı, eski kazanılmış haklarını bile arar hale gelmiştir, dedi.”
Anlayacağınız memurlar artık vurdumduymazlığı o kadar ileri götürmüşler ki, kendileri ile ilgili konularda da aymaz bir tavır takınmaya başlamışlar. Zirve yapmışlar yani.
FST 8 Kasım 2005
Kürşat Bumin bir süredir Malatya’daki dayak konusundan belki çok daha önemli bir konu olan “Askerde erlerin uğradığı insanlık dışı muamele” meselesini gündemde tutuyor. Ancak tuhaftır ki, sanki böyle bir “vakıa” Türkiye’de yokmuş gibi ne medyadan, ne silahlı kuvvetler yetkililerinden tıs yok. Tüm blog sahibi, okur yazar dostlardan bu konuyu gündemlerine almalarını istirham ediyorum. Malatya’daki olay nasıl dayağın cennetten çıkma olduğu efsanesini sarsıp toplumda tartışma oluşturduysa, askerdeki dayak ve hakaret konusunun tez elden gündeme taşınması gerekiyor. Konuyla ilgili Kürşat Bumin’i yalnız bırakmayalım. Bu konuda hassas olduklarını tahmin ettiğim üst kademe komutanlarımızın da işe el atmalarının zamanı çoktan gelmiştir. Bu pislik artık Türkiye gündeminden çıksın.
FST 7 Kasım 2005
Rektörünün çeşitli iddialarla tutuklandığı 100. Yıl Üniversitemizle ilgili bir gelişme medyaya yansıdı, okumuşsunuzdur. Bilim yuvasında cereyan eden olay, “kapısında nöbet tuttum beni bile fişlemiş” diyen bir doçent tarafından şöyle anlatılıyor:
“Arkadaşlarla birlikte Aşkın’ın seçilmesi için büyük gayret gösterdik. Göreve başlayacağı ilk günlerde eski genel sekreteri, görevden alma yazısını memurlara yazdıramamıştı. Seçimlerde ‘İlk yapacağım iş genel sekreteri almak olacak.’ demişti. Bunun üzerine genel sekreterin işe yerleştirdiği adamlar resmen rektörlüğü basmıştı. Biz de arkadaşlarla kapıda durup silahımızla rektörlüğü ve rektörü korumuştuk.��?
Genel sekreteri görevden alamayan rektör, görevden alma yazısını yazmayan ve iktidarı kaybetmemek için rektörlüğü “basan” memurlar, rektörün kapısında “silahla” nöbet tutan doçentler, kapısında silahla bekleyen “adamını” fişleyen, farklı suçlamalarla tutuklanan rektörler, bu rektörü geçici olarak açığa almak yerine hapishanede ziyarete gelen YÖK ve diğer rektörler, bunları çağırıp fırçalayacağına usulü bozup hepsini resepsiyona çağıran cumhurbaşkanı. “Elle tutulacak tarafı var” diyen babayiğit çıkar mı bilemem. Benim aklıma gelen tek çözüm yolu, bu kadar büyük bir rantı devlet sırtından kontrol eden YÖK, üniversiteler ve bağlı birimlerin sıfıra kadar lağvedilmesi, eski yapıya alışık akademisyen ve idari personelin Parkinson yasası gereği dağıtılmasıdır. Bu kurum tamir kabul etmez, biline.
FST 5 Kasım 2005
Habere göre Çek Cumhuriyeti, BBG evini hayvanat bahçesine taşımış, buradaki gorillerin yaşamını izleyicilerin evlerine getirecekmiş. Bir erkek, iki dişi ve yavru bir gorilin yarışacağı şovda, izleyiciler cep telefonlarından favori gorilleri için oy kullanacakmış vs. Haberdeki bir detay da şovun sonunda birinci olan gorile 12 karpuz hediye edilecek olması. Buradan Türk BBG camiasına da bazı mesajlar çıkarılması gerektiğini düşünüyorum.
Demek ki BBG yapımcıları artık insanlardan ümidi kesmeye başladı. Bence de, özellikle Türkiye’de benzer programları, bulabildikleri takdirde, gorille yaparlarsa daha iyi netice alabilirler. Benim favorim ayıdır ve ülkemizde daha kolay bulunabilir ama goril de takdir edilecek ciddiyet ve zekada bir hayvandır, olabilir. Kaldı ki goril bizdeki BBG katılımcılarına nazaran fazla zeki sayılabileceğinden tercihan daha şımarık ve vurdumduymaz şebeklerle de iş yürütülebilir. Üstelik Gorile 12 karpuz veriliyormuş, bu mevsimde turfanda pahalı olur, şebeklere fıstık filan atar daha da ucuza getirirsiniz.
Bir de geçen sene moda olan “Ünlüler Çiftliği��? var, malum kış geldi, çetin şartlarda çiftliğe doldurulup dövüştürülecek kaşarlanmış artist eskisi, manken, türkücü tayfası için yeni senaryolar düşünülüyor olabilir. Yapımcılara Çek Cumhuriyetinden aldığım ilhamla eve sığırları ve küçükbaş hayvanları doldurmalarını önerebilirim. “Ünlü��?lerden daha güzel bir eğlence olacağı aşikardır. Bayram zamanı bulduğum bu fikir boşa gitmesin.
Güncelleme: Ünlüler çiftliğinde başarılı olan büyük ve küçük baş hayvanlar ödül olarak kurban bayramında kesilmeyebilir.
FST 5 Kasım 2005
Son günlerde popüler olan bir filmden bahsetmiyorum, zira bulunduğum yerde kısa vadede bu filmi görme şansım yok. Hoş şansım olsa da gidip görür müydüm bilemem. Benim “imamım” Diyanet İşlerinin ideal imamıyla ilgili. Haberx sitesinde Diyanet işlerinin bir imamdan beklentileri, imamın sahip olması gereken nitelikler sayılmış. İyi eğitim görmüş olması, yabancı dil bilmesi, ideal bir tip, başarılı ve örnek bir kişi, ahlaklı bir insan olması, medyayı da iyi takip etmesi, felsefe tarih, sosyoloji, psikoloji ve eğitim dallarında bilgiye sahip olması, internetten kendi alanlarıyla ilgili gelişmeleri izlemesi gibi bir sürü özellik sayılmış. Arada “Siyasi konularda tarafsızlıklarını korumaları gerekir, çok partili hayat ve demokrasinin gereği bunu gerekli kılmaktadır” türü gülünç şeyler de var.
Bizim Diyanetin lüzumsuzlukları meşhurdur. Ancak devletin toplumu başka türlü kontrol altında tutması imkansız olduğundan laikliğe aykırı bu kurumun kapatılması da maalesef imkansızdır. Sırf bunu programına aldı diye bir siyasi partiye kapatma cezası verildiğini hatırlıyorum. Dolayısıyla bu kuruma katlanmak zorundayız. Yalnız, bu özelliklere sahip, bir iki dil bilen, bilgisayar, felsefe, eğitimi almış, “ideal tipin” 500 YTL karşılığı mahalle camisinde imamlık yapacağını düşünmek için en iyi ihtimalle biraz saf olmak gerekir. Duyan da devlete maaşlı memur alınmadığını zannedecek. Tabii arada Malatyadaki laptoplu imam gibileri çıksa da önemi yoktur. Kendisinin tüm dualarına rağmen Malatyaspor gelen geçenden 5 yemekten kurtulamamış, vatandaşta iman zafiyeti başgöstermişti. Demek ki bu iş teknolojiyle pek ilgili de değil. Ben olsam aranan özelliklere bir sürü boş laf yazmak yerine şunları eklerdim:
- İyi bir torpili olmak
- Müftüyle iyi geçinmek
- Teravihi ortalama bir hızın üstünde (dayak yememeye dikkat ederek) kıldırmak,
- Merkezden gönderilen yazılı hutbe ve vaaz dışına çıkmamak, suya sabuna dokunmamak,
- Cemaatten yakıt, inşaat, tamir parası koparabilecek düzeyde ağzı laf yapar olmak,
- Boş vakitlerinde oto galericiliği, kömürcülük, emlakçılık gibi işlerle uğraşmaya yetecek düzeyde ticaret bilgisi sahibi olmak vs. vs.