'Ekonomi' Arşivi

Cevapsız Kalan Soru

FST 1 Mayıs 2008

manda1.jpgCevapsız kalan bir soru buldum, aslında bu soru bende de cevapsız başka sorulara sebep oldu, ben de konuyu burada açmaya karar verdim. Haber şöyle:

Mazota zam gelince sabana sarıldılar

Kars’ın Selim ilçesine bağlı Beyköy’de çiftçiler tarlalarını öküzlerle sürüyorlar. Mazota ve gübreye yapılan zamlar çiftçi vatandaşları tarımda ilkel metotlar kullanmaya yöneltti.

Gün geçtikçe sayıları azalan öküzler, hayat pahalığı nedeniyle yeniden ilgi görmeye başladı. İl genelinde 10 çift öküz kalırken bunların bir çiftini ise Bahattin Gül isimli çiftçi Kağızman’dan satın aldı. Beyköy’de yaşayan Bahattin Gül, “Son zamanlarda mazota ve gübreye gelen zamlar yüzünden tarlalarımızı öküzlerle sürüyoruz” dedi.

Gül, 1 Mayıs İşçi Bayramı’yla ilgili soruları cevapsız bırakarak çift sürmeye devam etti.

Aşağıda verilen soruları parçayı dikkate alarak cevaplandırınız.

1. Bahattin Gül Kağızman’dan bir çift öküz almıştır. Buna göre Kağızman’da kaç çift öküz kalmıştır?

a) İl genelinde 10
b) İl genelinde 9
c) Mücavir alanda 5
d) Kayıtsız olanlarla 56
e) Öküz derken?

2. Habere göre, hayat pahalılığı sebebiyle öküzler;

a) İlgi görmektedir
b) Kesilip yenmektedir
c) Öküzlüğü bırakmaktadır
d) İlaveten gübre de üretmektedir

3. Bahattin Gül, diyelim cevap vermiş olsa, muhabire aşağıdakilerden hangisini söylerdi?

a) İşçi bayramının tüm emekçiler için kutlu olmasını dilerim
b) Bunlar işçi değil bir alay komünist, zaten çoğu öğrenci
c) İşçi bayramı Taksim’de kutlansa şık olurdu
d) Bi s.ktirin gidin, dalga mı geçiyorsunuz adamla

4.Bahattin Gül adlı vatandaşımıza çift sürme esnasında 1 Mayısla ilgili soru soran şahıs için aşağıdaki ifadelerden hangisi uygun düşer:

a) Duyarsız
b) Çelişkili
c) Öküz
d) Meraklı

Popularity: 14% [?]

Falez Otelde 120 Kişi

FST 18 Nisan 2008

falez.jpgTRT İbrahim Tatlıses ve Hülya Avşar “ataklarının” ardından giderek coşmaya başlamış. 23 Nisan etkinlikleri geliyor, TRT elbette bu konuda kolları sıvayacak derken, TRT’nin kolları yukarı fazla çekip gömleğin kolunu yırtma ihtimali dikkatimi çekti. Tuhaf bir haber okudum, şöyle deniyor:

TRT’ciler uyudu koca vali bekledi

Antalya’da yapılacak ’23 Nisan Uluslararası Çocuk Şenliği’ için Ankara’dan gelen TRT ekibi, Vali Alaaddin Yüksel’i mağdur etti.

’23 Nisan Çocuk Şenliği’ için 4.5 milyon YTL’lik bütçeyle işe başlayan TRT Ankara Televizyonu Çocuk Programları Müdürlüğü, 12’si kameraman, 120 kişilik ekiple Falez Otel’e yerleşti.

UYANIP GELDİLER TRT Ankara Televizyonu Çocuk Programları Müdürü Prodüktör Necdet Demircan ile Uluslararası Çocuk Şenliği Koordinatörü Tahsin Yıldız başkanlığındaki ekip canlı yayın aracını da beraberinde getirdi. TRT Haber Dairesi dün sabah için canlı yayın talebinde bulundu. Tahsin Yıldız’ı da, ’Sabah Haberleri’ yetkilileri bilgilendirdi. Sunucu tarafından ’Yayın konuğu’ olarak Antalya Valisi Alaaddin Yüksel’le görüşüldü. Ancak saat 07.45’te otele gelen Vali Yüksel, haber verilmeyen kameraların hazır olmadığını gördü. Yayın, uykudan uyandırılıp son anda gelen Ankara ekibine ait bazı kameramanlarla Antalya Bölge’den yapılan üçüncü destek ile ancak 45 dakika gecikmeli olarak başlayabildi.

Valiye ayıp olmuş edebiyatını geçelim, zaten adam o saatte mesaiye başlayacaktı, maaşlı memur, ha makamında oturmuş ha otelde lüks bir yerde kahve içip keyif yapmış fark etmez. O da bunun intikamını 23 Nisan törenlerinde küçük çocukları ayakta daha uzun bekletecek anlamsız bir konuşma yaparak alacaktır. Diğer taraftan, haberdeki detay gözünüzden kaçmamıştır. Daha 23 Nisan için 5-6 gün var, gelip 5 yıldızlı otelde 132 kişiyle kamp kurmanın alemi ne? 4.5 milyon YTL nasıl yenip bitirilecek diyebilirsiniz, orası öyle tabii. Otelde bedava kalan memurlar bir de Antalya’da kaldıkları her gün için şu kadar yolluk yevmiye de alacaklar. Dünyanın sağından solundan gelmiş çocuklar da iki folklör gösterisi yapacak, resmi erkan bir iki nutuk atacak iş bitecek.

Peki Türk gençlerinin kabahati ne? 19 Mayısta neden dünya gençliği Antalya Sheraton’da toplanıp abuk subuk 1930, 40′lardan kalma Hitler, Mussolini, Mao dönemi gösterilerini gerçekleştirmesinler? Bence TRT derhal çocuk dairesi yanına (eğer yoksa) 100 milyon YTL bütçeyle gençlik dairesi açmalı ve dünya gençliğine bir mesaj vermelidir. Dairenin başına adam lazımsa ben TRT’deki ortalama bir ücretle bu işi üstlenebilirim, sırf hizmet amacıyla. Sheratona da 10 Mayısta yerleşirim ki daha iyi planlama ve organizasyon yapabileyim.

TRT ve atılımlarını ilgiyle izliyoruz.

Popularity: 21% [?]

Kuyruklu Yazı

FST 17 Nisan 2008

pirinc2.jpgSon günlerde tuhaf haberler izleyip duruyorum. Yok pirincin fiyatı zamlanmış, kıtlık başlamış filan. “Pirinç bulamıyorsanız bulgur yeyin” diyen de var, bakan Tüzmen gibi “İthalatı serbest bırakırız ha, depoladığınız pirinci çıkarın meydana” diye tehdit savuran da. Ben bu işlerden anlamam ama durduk yerde niye pirinç kıtlığı olacakmış onu çözemedim. Buğdaydan kimyasal bazı maddeler yapıyorlarmış filan diye duyarım, bu sebeple fiyatı artacakmış. Hürriyet gazetesi başta sağdan soldan tüm medyada bir panik havası estirilmeye çalışılıyor. Bir de televizyonda konuşan Ziraat Odası başkanları zırt pırt “devlet daha çok para versin” mealinde laflar ediyorlar. Ağlayan ağlayana. İşte bu konuların piri olan Hürriyet iki gündür “kuyruklar hortladı” türlü haber yapıyor. Buna göre 30 senedir görülmeyen kuyruklar yeniden başlamış. Delil de Hürriyet mhabirinin İzmir TMO önünde çektiği fotoğraflar. Şöyle demişler:

300 metrelik pirinç kuyruğu

Pirinçte fiyatlar yüzde 155 artınca şok olan dar gelirli çareyi TMO’larda buldu. Türkiye’nin hemen her köşesinde pirinç kuyrukları oluştu. En çarpıcı kuyruk ise İzmir TMO önüne uzuyor. 15 Nisan’da yaptığımız haberde pirinç alamya gelenlerin oluşturdu kuyruk 20-25 metreyken bugün kuyruk 300 metreyi geçmişti.

Kuyruklar geri döndü

Türkiye’de pirinç fiyatlarının artması ardından İzmir’deki TMO parakende satış yerinin önündeki oluşmaya başlayan kuyruk yetkililerin “Kriz yok” açıklamalarına rağmen uzadı

Pirinç krizinin öncesinde her isteyene 10 kilogram satış yapılan TMO İzmir parakende satış yerinde hafta başında bu miktar 4 kilograma düşürüldü. Ancak piyasada 3 YTL’ye satılan osmancık cinsi pirinci 1.80 YTL’den almak isteyenlerin sayısı her geçen gün arttı. Hafta başında 50 metre kadar olan kuyruğun uzunluğu 300 metreyi buldu.

Önce karar verilsin, kuyruk 20-25 metre miydi yoksa 50 metre mi?  Yurt sathındaki kuyrukları bilmem ama “çarpıcı kuyruk” İzmir fotoğraflarına şöyle bir baktım ve pirinç almaya gidenlerin genelde emekli, başıboş, zamanını geçirmek için vesile arayan avare yaşlılar olduğu kanaatine ulaştım. Sonra şu da aklıma geldi, haydi ekmek kıtlığı densin anlayayım, millet gider un filan stoklar ama pirinç de ne oluyor? Türkiye Çin, Hindistan filan değil ki pirinci stoklayalım. Pirinç vazgeçilmez bir gıda kaynağı değil bizim için. En fazla kuru fasulyenin yanında turşu-soğan eşliğinde garnitür olur. Pirinç olmazsa bulgur pilavı da, hele şöyle hafif tereyağı yakılarak yapılmışsa süper gider. Turp da kesebilirsiniz yanında. Bir de bulgur daha sağlıklı denir, bilmem doğru bilmem yanlış.

pirinc1.jpg

Dolayısıyla Hürriyetin, televizyonda abuk subuk saçmalayan Ziraat odası yetkililerinin lafına kanan sayın emekli amca, dayı ve teyzelerim. Evhamı bırakın gidin evinize oturun. Yarın fiyatlar ofisten aldığınızın daha altına iner, boşa üzülmeyin. Ha, bu vesileyle iki dedikodu yaparız, hava alırız diyorsanız siz bilirsiniz. İzmir’de herhalde TMO bahçesi yerine gezilebilecek Kordonboyu, oturaklı park ve bahçeler vardır. Nedir öyle betonun üstüne yanlamışsınız.

Osmancık pirinci alamıyorsanız Karaman bulguru alın, yapın pilavınızı, kesin turpu, soğanı yanına, biraz da turşu koyun. Bir de süzme yoğurttan tuzlu ayran yapın, ne demeye pirincin peşinden koşuyorsunuz? Emekli vatandaşımız (şapkalı olan) epey çağdaş bir görüntüye sahip, ilerici adam akıllı olur.

Bu arada karnım acıktı nedense, akşama nohut olsa gerek evde, o da iyi gider pilavla. Bakalım kısmetimizde ne var.

Popularity: 16% [?]

Ücretsiz İzin

FST 4 Nisan 2008

dilenci2tt4.jpgBugün okuduğum haber aklıma bazı sorular getirdi. Şöyle deniyor:

Kadrolu işçi dilenirken yakalandı

Adıyaman Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri’nin dilencilere yönelik düzenlediği operasyonda eşine az raslanacak bir olay yaşandı.

Hekimhan İlçesi Belediyesi’nde kadrolu çalışan Soner Burak, ücretsiz izin alarak gittiği Adıyaman’da dilenirken yakalandı.

Malatya’nın Hekimhan İlçesinde belediyede kadrolu işçi olarak çalışan Soner Burak belediyeden ücretsiz izin alarak Adıyaman’a geldi. Burada yaklaşık bir saat dilenen şahıs 60 YTL para topladı. Daha önce çeşitli illerde yakalanan Soner Burak’ı, Adıyaman Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekiplerine yakaladı. Şahıs daha sonra Malatya’ya gönderildi. Zabıta Müdürü Mustafa Aktan’da olayla ilgili Hekimhan Belediye Başkanı’na bilgi verdi.

Son zamanlardaki en yaratıcı fikirlerden biri göründü bana. Düşünün, ortalama bir belediye memuru ayda 1000 YTL kazanıyor ama standart bir dilenci sağlam bir yere çökerse saatte 60 YTL doğrultabiliyorsa, bu günde 2-3 saat çalışmayla ayda 5000 YTL’yi geçer. Burada kafamızı kurcalayacak bir iki problem var;

1. Bu memur il dışına izinsiz çıkmış olsa, ne olacak? Atilla Yayla veŞahin Filiz bu sebeple soruşturma geçirmişlerdi. Gerçi yasa değişiyormuş ama gerçekleşti mi bilemem.

2. Memur başka işle uğraşamaz ama acaba dilencilik bir iş olarak kabul ediliyor mu? Yani dilenci memur buradan yakayı kolaylıkla sıyırabilir.

3. AKP’yi sevmeyenler ve sosyalistler buradan şöyle bir mesaj da verebilirler: “Devlet memurunu dilenci konumuna düşürmüş, utanacak biri varsa o da ülkeyi idare edemeyip sağa sola peşkeş çekenlerdir”

4. Ben ise ilgili şahsın yılın girişimcisi ödülüne adaylığını öneriyorum. Kendisinin geçmiş ücretsiz izin dönemleri incelensin, tahminim doğruysa bu adam Adıyaman’ın yarısını satın almıştır.Bizim orada bir dilenci var, millete yüksek faizle borç vererek ek iş yapıyor.

5. Tüm memurlara duyururum, ücretsiz izin imkanlarınızı artık daha mantıklı değerlendirin. Yaratıcı olun.

(Not: Resim temsilidir)

Popularity: 26% [?]

Timur Eziyeti: Türkiye Okuyor

FST 27 Mart 2008

merkezb13kahvehane.jpgTürkiye’nin birşey okuduğu yok da “devlet niçin lüzumsuz olmadığını sağa sola ispatlamak için saçmalamak zorundadır” konulu bir kompozisyon yazmaya zorlandığı anlaşılan İstanbul valisi bir alay laf etmiş, kahveler kıraathane olacak buyurmuş. Eziyet, pardon kampanya 4 yıl sürecekmiş. Ayvayı yedik demektir. Konunun detayına bakarsak;

Kahvehaneler kıraathaneye dönüşüyor

İstanbul Valisi Muammer Güler, Türkiye genelinde başlatılan ”Türkiye Okuyor” kampanyası kapsamında İstanbul’da kahvehanelerin kıraathanelere dönüştürülmesi için yeni bir yapılanma içine girileceğini, nikah töreninde eşlerin eğitim kurumlarına en az 3 kitap bağışlamasının özendirileceğini söyledi.

Güler, Afet Yönetim Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün himayelerinde Türkiye genelinde başlatılan ”Türkiye Okuyor” kampanyasını tanıttı.

İstanbul Valiliği tarafından hazırlanan kısa film gösterimi ile başlayan toplantıda konuşan Güler, kampanyanın, 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in eşi Semra Sezer tarafından başlatılan ve başarılı bir şekilde yürütülen ”Ulusal Eğitime Destek Kampanyası”nın devamı niteliğinde olduğunu belirtti.

[…] Kampanyanın, bilgi çağının ve değişimin beraberinde getirdiği önemli bir ihtiyacı karşılayacağını belirten Güler, ”Kampanya kapsamında bilmeyenlere okuma-yazma öğretilecek, birinci ve ikinci kademe eğitimlerin tamamlanmasına fırsat verilecek, kitap okuma alışkanlığı kazandırılacak ve bilgisayar okur-yazarlığı oranı yükseltilecek” dedi.

Türkiye’nin ekonomi alanında hızla gelişmesini kültürel alanlara da taşımak zorunda olduğunu vurgulayan Güler, kampanyanın, ülke genelinde eğitim sorunlarına katkı sağlamayı amaçladığını söyledi.

Eğitim ve öğretime daha fazla önem verilmesi gerektiğine işaret eden Güler, Atatürk’ün çağdaş uygarlık seviyesi üzerine çıkılması ve okuma-yazma konusunda gösterdiği hedeflere ulaşılması için birçok şey gerçekleştirdiğini, ama bunların yeterli olmadığını kaydetti. Güler, ”Bunun yeterli olmadığını biliyoruz. Hedef çağdaş dünyanın tüm olanaklarından Türk insanının da yararlanması ve bundan yararlanması için bilgi düzeyini artırması, bilgi birikimini kazanması ve bu suretle de hak ettiği yaşam koşullarına ulaşması gerekiyor” diye konuştu.

Kampanyada devlet ve sivil toplum kuruluşlarının güzel bir işbirliği ortaya çıkardığını belirten Güler, […] özellikle genç nüfusta kitap okuma alışkanlığını geliştirmeyi amaçladıklarını dile getirdi.

-KAMPANYA 4 YIL SÜRECEK-

Toplumda kitap okuma alışkanlığının yaygın olmadığını ifade eden Güler, vatandaşlara kitap okuma alışkanlığı aşılanarak üreten, düşünen ve yargılayan bireylerin topluma kazandırılmasının amaçlandığını kaydetti.

[…] Genç nüfusun erken yaştan yetiştirilmesi ve bilgi toplumuna atılmaları konusunda çalışmalar yapmak üzere İstanbul’da bir planlama yapıldığını belirten Güler, […]kampanyayı, kahvehanelerin uygun bölümleri, semtlerde bulunan uygun yapılar, muhtarlıklara bağlı yapılar, Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı kütüphaneler ve uygun fiziki mekanlarda yürüteceklerini anlattı. Güler, kampanya çerçevesinde yapılacakları da şöyle sıraladı:

”İstanbul’da bu amaçla yürütülen çalışmalar çerçevesinde çeşitli afiş ve broşürler ile tanıtım klipleri ve müzikleri hazırlanacak. Bu klibin sürekli televizyonlarda dönüşünü sağlayacağız. İlk ve orta öğretim okullarında sürdürülen kitap okuma çalışmaları değerlendirilecek. Rehber öğretmenler, edebiyat ve Türkçe öğretmenleri kampanya hakkında bilinçlendirilecek. İl genelinde bilboardlarda tanıtım afişleri yer alacak. Özellikle ulaşım araçlarında, istasyonlarda, bankalarda, resmi ve özel kurumlarda, park ve bahçelerde kampanyaya uygun bölümler oluşturulacak.”

Güler, satılan kitaplardan yola çıkılarak İstanbul’un kitap okuma haritasının da oluşturulacağını söyledi.

”Kahvehanelerin kıraathanelere dönüştürülmesi için yeni bir yapılanma içine girileceğini” bildiren Güler, ”Aslında buralar kahvehane değil, kıraathane. Eski tabirle okunan, ‘kıraat’ edilen yer anlamında kullanıyorum. Buraların amacına uygun hale getirilmesine çalışacağız. Nasıl sigara yasağı kanuni olarak uygulanıyorsa belediyeler de standartları getirirken, ruhsat verirken bu eksikliklerin olup olmadığına da bakacak” dedi.

Bu kadar uzun alıntı yapmak zorunda kaldığım için affedin ancak kesmeye gönlüm elvermedi. Bir beyanatın içinde bu kadar boş, anlamsız ve lüzumsuz lafın biraraya getirilebilmesi hakikaten kolay değil. İstanbul valisi Süleyman Demirel’in yerini doldurmaya aday görünüyor. Önce şu ağza bakın “Cumhurbaşkanının himayeleri”. Bırakın efendim bu lafları. Cumhurbaşkanı bir kişi, “himayesinde” de gitsin. Yalama protokol ağzı yapılacak ya. Sonra neden Sezer için “taraflarından” denmiyor da “tarafından” deniyor? “Valilikten meclise, bakanlığa, olmadı müsteşarlığa sıçrasak ne olur” hesabı. Ha, bu projenin mimarı Abdullah Gül ise ona ve bu aklı bulan danışmanına da yazık. Zamanınızı başka işlere harcayın.

Aslında söylenecek söz çok ama zaman az, ben bazı yerleri koyu olarak işaretledim, oralar üzerinde fikirleşebilirsiniz. Sadece bir paragrafa dikkat çekeceğim. Bakın “sayın” vali (bu tür adamlara sayın demezseniz bozulurlar, devlet geleneğidir, ihmal etmeyelim) reklam filmi çekimi, afiş, broşür basımı, klip çekimi filan demiş. Demek ki 4 yıl boyunca devlet kaynakları yağmalanacak. Allah bilir trilyonlar gidecek bu işe. Peki biz ne yapalım? Elbette keseyi doldurmaya bakacağız, hemen aklıma geliveren projeler şunlar:

1- FST ve Kırk Haramiler Yapım ve Prodüksiyon LDT. KOLL. A.Ş. Milli Eğitim Bakanlığına sunulmak üzere “Türkiye Okuyor, Çağdaş Uygarlık Buna Ne Diyor”, “Haydi Türkiyem Kıraathaneye”, “Vali Diyor ki: Oku, Biz Neden Yedik bu B.ku”, “Okumayan Alim, Yazmayan Katip Olmaz”, “Oku, oku, nereye kadar”, “Bilinçli Yurttaş Kitap Okur, Bilinçsizi Okumaz” türü projelerle ülke kalkınmasına katkı için gönüllü olur.

2-FST Jeodezi, Haritacılık A.Ş. İstanbul’un kültür-fizik-okuma haritası için AKP il teşkilatı üzerinden Belediye ve valilik nezdinde teşebbüsi şahside bulunur. Çizilen “Okuma Haritaları” stratejik bilgi içerdiği gerekçesiyle çok yüksek bedelle Savunma bakanlığına satılır.

3- FST Matbaacılık A.Ş. ucuz broşür, dandik afiş, “Ah Osmanlı Neredesin” temalı kitap basımı konularında yaratıcı projelerle ve sağlam komiyonlu siyasi referanslar eliyle harekete geçer.

4. FST Bilişim, Bilgi ve Uzay Çağı, İletişim ve Koordinasyon AŞ “Türkiye Okuyacak, Bilgi Çağını Parçalayacak: Her Okula, kahvehaneye, lokale, dernek binasına bir laptop, yanında kablosuz modem, klavye” projesiyle gündemi sarsar. Elde edilen gelirin bir kısmı Mehmetçik Vakfına bağışlanır.

5. FST Müteahhitlik ve İnşaat AŞ “Türkiye’de kahvehanelerin modernizasyonu ve yeniden kıraathaneye dönüştürülmesi” projesiyle TOKİ’ye başvurur.

Aranızdaki bazı kötü niyetli devlet düşmanları “canım bu iş için bu kadar masrafa gerek var mı, lüzumsuz işler bunlar, üstlerine vazife olmayan işe karışmasınlar, vatandaş ne yapacağını bilir” dese de beni devlete, millete hizmetten alıkoyamazsınız.

Son söz; “Okuyunuz babanız gibi eşşek olmayınız” Fethi Sipahi Tan, FST Şirketler Grubu Başkanı.

Popularity: 36% [?]

Hitit Medeniyeti

FST 20 Şubat 2008

hitit.jpg“Kaçakçılar bilim adamından fazla çalışmış” diye bir habere rastladım, hayrola bilim adamı çalışmaz ki, demek çalışanı varmış diyerek detaya baktım. Meğer Hititleri ile meşhur vilayetimiz Çorum’daki tarihi eser istatistiklerine göre kaçakçılardan yakalanan eser sayısı resmi kurumlrca yürütülen kazılarda bulunandan daha fazlaymış. Haberde şöyle deniyor:

Binlerce yıllık geçmişe sahip olan Çorum, tarih boyunca Anadolu’yu yurt edinen farklı medeniyetlere ev sahipliği yaptı. Köklü bir geçmişi olan ilde çok sayıda antik şehir kalıntıları bulunuyor. Hitit Medeniyeti’nin önemli şehirlerinin yer aldığı Çorum’da beş farklı bölgede yaklaşık 100 yıldır kazı çalışmaları yürütülüyor. Kazılarda gün yüzüne çıkarılan eserler Ankara ve Çorum’daki müzelerde sergileniyor. Bilimsel kazılar devam ederken yeraltındaki zenginlik tarihi eser kaçakçılarının gaspına uğruyor. Şehrin tarihsel önemi nedeniyle devamlı alarm durumunda olan güvenlik güçleri, kaçak kazılarla ortaya çıkardıkları eserleri satmak isteyenlere göz açtırmıyor. Eski eser kaçakçılarını sıkı takibe alan emniyet ve jandarma, son yıllarda çok sayıda operasyona imza attı. Güvenlik güçlerinin operasyonlarda ele geçirdiği tarihi eser sayısı, Çorum’da devam eden kazı çalışmalarında ortaya çıkarılanları ikiye katladı

Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi, düzenlediği 50 operasyonda 534 adet bronz sikke, 132 adet süs eşyası, 1 adet el yazması Kuran-ı Kerim, 1 adet tarihi mermer sütun, 8 adet tarihi taş eser, 182 adet ise muhtelif ebatlı tarihi eser yakaladı. Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri de, 4 tarihi eser kaçakçılığı olayında 22 şüpheliyi gözaltına alırken 333 tarihi eser ele geçirdi.

Aynı dönemde Hitit Medeniyeti’nin ortaya çıkarılması için devlet desteği ile yürütülen Boğazkale, Alacahöyük, Şapinuva, Resuloğlu ve Yörüklü kazılarında ise 160 adet tarihi değeri bulunan eşya, 3 adet sikke, 193 adet tablet, 14 adet mühür olmak üzere toplam 370 tarihi eser gün ışığına çıkarıldı. Ayrıca arkeolojik değeri bulunan 251 adet eser satın alındı. Böylece toplam 621 adet tarihi eser Çorum’daki müzelerin envanterlerine girdi. Kaçak kazılar sonucu ele geçirilen eser sayısı ise bu rakamı geride bıraktı.

Kaçakçı tabii daha fazla eser bulur, adam oradan ekmek parası kazanıyor, maaşlı arkeolog, müze müdürü, kültür müdürü ne demeye eser bulacakmış, bunlar akşam beşte dükkanı kapatır, işi de ağırdan alırlar. Memuriyete giren boğa misali, fıkra malum. Hatta bunlar buldukları bazı şeyleri kaçakçıya bile satar. Ama bakın, kaçakçı tabir edilen girişimci insanlar gece gündüz demeden, üstelik çok pahalı aletler yardımıyla dağ tepe dolaşıp Çorum’daki Hitit kalıntılarını deşeliyor, üstelik adamın fazla mesai, yolluk, yevmiye derdi de yok.

Ben olsam bilim adamlarını kovalar, onlara ödeyeceğim maaş, yolluk, yevmiye, yemek parası vs. ile kaçakçılarla pazarlık edip eserleri müzeye kazandırırım. Daha iyisi Çorum müzesinin idaresini kaçakçılara bırakırım, eserlerin bir kısmını sergilemek ve belli bir süre sonra satmak üzere anlaşır Çorum’u bir antika, eski eser piyasasının döndüğü cennete çeviririm. Japonlar filan pek meraklı bu Hititlere, gelen turist bir miktar döviz bıraksa fena mı olur? Ayşegül Nadir’den de bu konuda yararlanmak lazım.

Resmi kurumlar kendilerini gayri resmi ve akıllıca yürüyen yeraltı sistemine adapte etmedikçe debelenip dururlar. Mafya sisteminde bakmasını bilenler için nice ibretler vardır mesela. Arkeoloji bölümlerinde de derslerin çoğunun defineci, müzayedeci ve kaçakçılarca verilmesi gayet yerinde olur.

Hammurabi yaşasa benim dediğim gibi yapardı, muhtemelen beni de Çorum Valisi yahut başdanışmanı olarak atardı. Şimdikiler pek akıllı ya, bilim adamı, profesörden filan birşey olur zannediyorlar.

(Not: Hammurabi’nin Hititlerle doğrudan bir alakası olmadığını Afşar bey kardeşimiz hatırlattı, yazının özüyle ilgili olmasa da kendisini bu işe yanlışlıkla bulaştırdığım Hammurabi’den de özür dilerim.)

Popularity: 52% [?]

Sonlardaki Kale: Hıyar ve Domates

FST 11 Şubat 2008

hiyar1.JPGTürkiye’de senelerdir kale yıkılır, ama Çin seddi gibi olduğumuzdan bir türlü “son kale” denen yerler bitmez. Bugün okuduğum bir haber sonrasında gene aklıma “son kale yıkılıyor” lafı geldi. Tabii tahmin edeceğiniz üzere bu kalenin türban, laiklik ya da seçimde AKP kazanırsa Diyarbakır, Çankaya gibi yerlerle bir ilgisi yok. Ne iş yaptıklarını bilmediğim Türkiye Ziraatçılar Derneği diye bir yerin yetkilisi “özerk ve gerekli imkanlara sahip Sebze ve Meyve Piyasası Düzenleme Kurulu oluşturulması gerektiğini” söylemiş.

Ne güzel iş. Okul açamazsın, Milli Eğitim üst kurulu denetler, sağlık kuruluşlarında fiyatlar Sağlık Bakanlığı üst kuruluna bağlı, Bankacılık denetlenir ve düzenlenir, Enerji piyasası hakeza, berbere gitsen duvarda bir kağıt asılı adama istesen de ucuza kafanı kırktıramazsın, simitçiysen fırıncılar odası fiyatını belirler, denetler, ekmeği istediğin fiyata satamazsın, ucuza taksicilik yapamazsın vs. Güya serbest piyasa, yahu serbest piyasa denen yerin tek özelliği fiyatların serbestçe oluşması, fiyat sinyalini takip edenlerin özgür eylemleriyle hareket etmesi değil mi? Komünist ülkelerde öyledir, fiyatları devlet belirler, planlama yapar. Ha, bizde yok mu? Olmaz mı, kalıp gibi Devlet Planlama Teşkilatı. Yahu Stalin bile devrildi, bizde hala Devlet Planlama Teşkilatı denen bir yer var. Neyi planlar, ne iş yapar, bilen beri gelsin.

Ben de “Herşeyi devlet fiyatlandırıyor ama Allahtan pazara gelen sebze-meyveyi Cenabı Hakkın görünmez eli fiyatlandırıyor, kimi zaman mal bol ve ucuz olunca şaşırıyor, kimi zaman soğuk vurup da azalınca fiyatlar yükseliyor ona da hayret ediyoruz, bak şu işe” diyordum, artık bu kale de düşecek demek. Ziraatçılar derneğindeki adamın dediklerinden birşey anlamadım, mesela şunlar ne demek:

Üretici ve tüketici temsilcilerinin, kamu temsilcileri ile birlikte ağırlıkta olacağı, özerk ve gerekli imkanlara sahip bir Sebze ve Meyve Piyasası Düzenleme Kurulu oluşturulmalı. Bu kurul, ürünlerin tarladan markete kadar olan tüm dolaşım aşaması üzerinde denetim yetkisine sahip olmalı ve tüketiciyi koruma ve haksız rekabeti önleme açılarından gerekli yasal yetkiyle donatılmalı. Bunun yanı sıra pazar yerleri düzenlenmeli ve marketler karşısında alternatif hale getirilerek sektörde tekelleşme önlenmeli, kayıt dışı satışların önlenmesi için denetim örgütlenmesine gidilmeli, sebze ve meyve ambalajı konusunda standartlar belirlenmeli.

Bırakın dağınık kalsın efendim, kafasına esen hale filan da girme şartı olmadan getirip büyük markete yığsın domatesi, hıyarı, yahut götürsün serbestçe semt pazarına, seyyar satıcıya dağıtsın, vatandaş o zaman ucuz ve helalinden karnını doyurur. Kamu temsilcisi dediğin adam ne anlayacak bu işten, BDDK’ya özeneceğiz derken elimizdeki domates hıyarda da olacağız.

Allahın işine burnunuzu sokmayın, bu sizin altından kalkabileceğiniz iş değil. Piyasaya kafa tutanlar kadar acınacak kimse yoktur, iki akılsız memurla dernek üyesi mi bu işi becerek, rant yiyeceksiniz anladık ama bari anlaşılmaz laflarla kafamızı ütülemeyin. Hıyarlığın alemi yok.

Vatandaş, sen de pazarın namusuna sahip çık, yakında sadece ayva yiyeceğiz bu gidişle.

Popularity: 23% [?]

Sermayenin Sırrı

FST 2 Şubat 2008

desoto.gifİstanbul’da ruhsatsız imalathanedeki patlama sonrası gelişmeleri, yazılıp çizilenleri görünce Perulu iktisatçı De Soto’yu hatırladım. 2002 Nobel ödülü adayı iktisatçı Peru’nun başkenti Lima’daki merdivenaltı üretimden bahsederken azıcık bir sermayesi olan insanların resmi iş yapma sürecine bürokrasi ve yüksek maliyetler sebebiyle giremediklerinden böyle kaçak göçek gayri resmi bir düzen kurduklarını anlatır. İstanbul da aynı değil mi? Yüksek sigorta primleri, kalemlerce vergi, iş yapabilmek için aşılması gereken yüzlerce bürokratik engelle uğraşmaktansa zabıtaya 50 YTL rüşvet verip ekmek kazanmaya çalışan girişimci ve işçiler tüm dünyadaki manzaradan farklı değil.

Halbuki resmi süreç kendisini bu insanların legal yoldan mülk edinip çalışabilecekleri tarzda örgütlemeye çalışsa insanlar yerüstüne çıkacak, sigorta, kredi, teşvik, danışmanlık gibi imkanlardan yararlanabilecek.

Ekonomide çuvallamaya başlayan AKP’ye De Soto’ya akıl danışmalarını tavsiye ederim. O pahalı gelirse uzağa gitmelerine gerek yok, De Soto’nun Sermayenin Sırrı adlı kitabını Türkçeye çeviren şahıs hemen burunlarının dibinde ve bu konuda ehil biri. Eğer yoksullar, mülksüzler sistem içine çekilmezse daha büyük problemler kapıda, bu iş makarna, kömür dağıtıp eşe dosta ihale yağmalatmaya benzemez.

Faciada hayatını kaybedenlere Allahtan rahmet, kalanlara başsağlığı dilerim.

Popularity: 27% [?]

24 Ocak

FST 24 Ocak 2008

Bugün 24 Ocak, 28. yılında anmış olalım.

24ocak.JPG

Yok deyen beri gelsin

Uğramışken: Şuna da bakabilirsiniz.

Popularity: 36% [?]

Zachau’ya Ne Edelim?

FST 17 Ocak 2008

ogrenci_sirt_cantasi.jpgÖğretmenler hakkında yazıp çizerken bir dostumuz haberdar etti, ne göreyim meğer Dünya Bankası da Türk öğretmeni hakkında bir rapor yayınlamış. Milliyet gazetesindeki habere bakmadan “bakalım öğretmenlerimizin düşük maaşının arttırılması konusunda ne demişler” diye düşünürken afalladım. Şöyle şeyler yazılmış:

Devamı »

Popularity: 28% [?]

İleri »

Kapat
E-posta ile paylaş