'Ekonomi' Arşivi

Sakınca Nerede?

FST 23 Temmuz 2006

yak.jpgEmekli generallerin en popülerlerinden biri olan Osman Özbek OYAK Bank’ın Fransızlara satışının gündemde olduğu şu günlerde “şerefli bir Türk subayı olarak Oyakbank’ın yabancılara satılmasını kabul edemiyorum” demiş. İlk anda kulağa hoş gelen, alkışlama isteği uyandıran bu cümle, üzerinde biraz düşünülüp haberin detaylarına inildiğinde akla bazı sorular getiriyor. Mesela ben OYAK’ın ihale ile kazanıp “yabancılara peşkeş çektirmedik, bizde kaldı” şeklinde özelleştirmeye karşı çıkan sendika tarafından dahi kınanmayan ERDEMİR’in Fransızlara devri söz konusu olduğunda paşadan benzer bir tepki duyduğumu hatırlamıyorum. Oyakbank ile ilgili gelişmeler haberde şöyle özetleniyor:

[…] Son yıllarda Oyakbank’ın askerî birliklerin büyük bölümünde etkinliğini artırdığını ve askerî personelin büyük bir bölümünün bu bankayla çalışmaya başladığını hatırlatan Özbek, “Bu güveni sarsacak kararlardan sakınılması gerekir.” diye konuştu. Özbek, bankanın yabancılara satılmasının askerî açıdan da bazı sakıncalar doğurabileceği uyarısında bulundu.

[…] Milliyet Gazetesi yazarı Metin Münir’in iddialarına göre Oyak, bankanın tamamının satışı için uluslararası yatırım bankası Morgan Stanley’e tam yetki verdi. Yaşanan bu strateji değişikliğinin temelinde Oyak’ın finanstan çekilerek yatırımlarını demir-çelik sektörüne kaydırmasının yattığı öne sürülüyor. Basında çıkan haberleri yalanlamayan Oyak’ın, satış için çeşitli gruplarla temasta bulunduğu ifade ediliyor.

Osman Özbek’in “milli hassasiyet” ile ilgili sözlerine bir diyeceğim yok ama acaba paşa öncelikle bir ülkenin ordusunun o ükedeki en güçlü bankalardan birine sahip olmasında bir anormallik aramak durumunda değil midir? Bu bankada sadece askerlerin değil, bir darbe durumunda parasını güvenceye alma düşüncesindeki garantici sivillerin de parası mevcut. Haliyle ortada diğer bankalara göre “silahlı” bir banka olmaktan kaynaklanan haksız rekabet durumu var. Nitekim OYAK’ın “sivil” yöneticilerinin bazı eski beyanatlarında aba altından sopa gösterdiklerini de hepimiz hatırlarız. Şu halde Oyakbank’ın satılması ülke için fevkalade hayırlı bir iş olmakla kalmaz, Türk ordusunu da böyle saçma polemiklerin dışında tutarak kendi işine yoğunlaştırır. Dünyanın neresinde “askerlerin banka açtığı ve bu bankanın yabancıya satılmasıyla sakınca oluştuğu” gibi absürd gündemler oluşur?

Başka haberlerde OYAK’ın Erdemir borcu sebebiyle bu satışı yapmak zorunda kaldığı da söyleniyor. Sebep ne olursa olsun, OYAK ya tamamen ortadan kalkmadıkça, ya da olması gerektiği gibi biryardımlaşma kurumuna dönüşmedikçe bu anormal konular hep gündemde kalır. Osman Paşa artık emekli olmuş durumda, daha ziyade ulusalcı stratejilerle uğraşıyor ama muvazzaf komutanlara tavsiyem YAŞ sonrası ilk olarak OYAK’ı ticaret ve sanayi alanından çekerek bu sıkıntıdan kurtulmalarıdır. Yoksa ülke olarak daha çok başımız ağrır.

Beyaz Yaka-Mavi Yaka: Statistically Significant

FST 20 Temmuz 2006

gs.jpgBarometre başlıklı yazıda Ekonomi Türk sitesine pasladığım bir yazıdan bahsetmiştim. Daha sonra avarelikten ilgili haberin detayına baktım ve ortada tuhaf bir şeyin olduğuna karar verdim. Öncelikle haberde adı geçen akademisyen Bilkent üniversitesinden bir doçent. Kelli felli yabancı akademik dergilerde yazıları çıkmış. Bu yayın listesiyle dünyanın neresine gitse iktisat okullarında el üstünde tutulur. Ben BJK ve FB ile ilgili iktisadi analizlerini ihtiva eden iki makalesine baktım. Journal of Economic Psychology (2005, 26) dergisinde “Long Live Fenerbahce: Production Boosting Effects of Football in Turkey” başlıklı makalede şöyle bir yer var:

“… There might be various reasons why Besiktas’s domestic wins still affect industrial production. Fenerbahce and Galatasaray are archrivals. Therefore, wins of either team in the domestic league may decrease the morale of the fans of the other team. Therefore, the possible positive effect on industrial production caused by better moods of Fenerbahce (or Galatasaray) fans might be cancelled by the effect of the worse moods of the fans of the other team. However, this cancellation effect may not be present for Besiktas. Thus, we could observe the effect of Besiktass success on domestic games, but not for the other two.

Daha yakın tarihliSucess in Soccer and Economic Performance Evidence from Besiktas- Turkey”, RISEC 53(2), 260-74 başlıklı makalenin sonucunda ise şöyle deniyor:

In this study, we try to assess any relationship between economic performance and the success of a popular Turkish team: Beşiktaş. The success of a soccer team may motivate workers to be more productive and this may boost the economic performance. Thus, we study how workers’ happiness affects industrial performance and present statistically significant evidence that there is a positive feedback from workers’ happiness to industrial performance using a transfer function analysis. The magnitude of this positive feedback is an increase in the monthly rate of industrial growth for the games won by Beşiktaş in European cups. Moreover, this increase is higher if these wins occur in displacement (the home of the rival team). However, we are not able to find this positive feedback in Turkish National League games in a statistically significant manner. There is a canceling effect for the supporters of rival clubs of Beşiktaş, which may offset the positive effects of Beşiktaş in the national season.

Türkçe tercüme için zamanım yok, boş bir arkadaş çevirirse ekleriz, anlayan anlamıştır, yalnız merak ettiğim bende oluşan “bu tür bir çalışma neden yapılır” sorusu sizin de aklınıza geldi mi? 3 büyük takımın geçmiş yıllardaki toto neticeleri ile muhtelif ekonomik göstergelerin bir araya getirilmesini takiben çok önemli ve doğruluk payı varmış gibi sonuçlar çıkarmanın tutar yanı var mı? Rastgele bir 2. lig takımının, bir Voleybol takımının vs. son 50 yılda aldığı neticelerden de bir alay “istatistik açıdan anlamlı” bulguya ulaşılamaz mı? Haydi bunları kabul ettik, anlı şanlı birinci sınıf yabancı “hakemli dergiler” bu yazıları incelemiş, önemli bulmuş basmış, Sabah Gazetesine işin yansıma biçimine ne diyelim? Gazetede yer alan ifadelere bakın:

[…] Futbol tutkusu herşeyin önünde olduğu Türkiye’de üç büyüklerin sanayi üretimindeki artışı da etkilediği anlaşıldı. Özellikle Avrupa kupalarında oynanan maçlardan zaferle dönen Türk takımları, sanayi üretimini olması gerekenden yarım puan fazla çıkmasına neden oluyor. Bu konuda üç büyüklerin arasında Beşiktaş önde geliyor. Beşiktaş, Avrupa’da bir maç kazanarak döndüğünde o ayın sanayi üretimi yüzde 0.51 daha fazla artış gösteriyor. Yani, artış örneğin normal koşullarda yüzde 7 olacaksa, yüzde 7.51 şeklinde gerçekleşiyor. Fenerbahçe 0.26 puanlık artışa neden olurken Galatasaray sanayi üretimi artışını çok fazla etkilemiyor. Ancak Galatasaray, UEFA ve Süper Kupa’yı aldığında sanayi üretimine etkisi yüzde 0.31′lik daha fazla artış oldu.

[…] GALATASARAY’IN sanayi üretimindeki artışa etkisinin düşük kalması tarafrtarlarının ağırlıklı olarak beyaz yakalı olmasından kaynaklanıyor. Berument’e göre Galatasaray taraftarını harekete daha çok yarı final veya final gibi kritik maçlar harekete geçiriyor. Sarı-kırmızılı taraftarlar beyaz yakalı olduğun için de kulübün başarısı kendini bankcılık ve finans sektöründe daha çok hissetiriyor.

Yüzde 0.51 vs. rakamlar neyin nesidir, böyle rasgele kafaya esildiği gibi iki ayrı kalem seçilip bir istatistik programına yüklendikten sonra biri diğerini şu kadar etkiliyor demenin hakiki dünyada ne manası olabilir? Cim Bom kazanırsa beyaz yakalılar sevinip daha çok çalışıyor, BJK kazanırsa mavi yakalılar demek için elde istatistik var mı? Galatasaray, BJK, Fenerbahçe gibi takımları gerçekten beyaz yakalılar, mavi yakalılar vs. destekliyor diye önden bir araştırma mı yapılmış? Her takımın idarecisinin kafadan salladığı 30 milyon GS’li, 50 Milyon FB’li, 20 Milyon BJK’li istatistikleri ve “Birgün herkes Fenerli olacak” türü laflar dışında ortada bir bulgu var da biz mi duymadık?

Bu akademisyenlerimiz Bilkent gibi itibarlı bir kurumdalar, ama kusura bakılmasın ben bu işten birşey anlamadım. Bir sürü zaman ve emek harcayıp sonunda BJK Avrupa’da maç kazandığında sanayi üretimi binde 5 artıyor denirse ben de “şu arkadaşlara ülkemizi dünya bilim camiasında temsil ettikleri için 500 USD verilsin, yalnız lüzumsuz işlerle bir daha uğraşmamaları için 50 sopa atılması da ihmal edilmesin” derim. Bilime saygılıyım dediysem sabrım da sınırsızdır demedim ya.

(Not: Ekonomiden anlayanlar ben dahil avamın kafasına girecek şekilde konuyu açıklarsa ben de buradan hocaların 50′şer sopasını geri alırım.)

Kısa Bir Not: At Arabası

FST 16 Temmuz 2006

atarabasi.jpgSon 15 gündür koşturmaca içindeyim, bakmayın tatildeyim filan dediğime, daha -kısa- bir süre muntazam yazı yazabileceğimi zannetmiyorum. Yalnız, detayından sonra bahsedeceğim görüşme ve gezilerimin birinde uzunca sohbet ettiğimiz sevgili Veysel Aratlıoğlu şu dönemde teknolojiye karşı geleneksel yöntemlerle işsizliğe bir nebze çare bulunabilir dediğinde kendisine çok önceden yaptığı bir yorumu hatırlattım.

Veysel beyin daha önce “otomatik akbil yerine etten kemikten biletçiler, kamyonetler yerine hamallar şu ara düşünülmeli, eksik istihdam işsizlikten iyidir” mealindeki yorumuna binaen yükselen benzin fiyatlarına mukabil at arabalarının da tekrar gündeme getirebileceğini hatırlatmıştım. İkimiz bu konuda hemfikir iken, geçen gün konuyla ilgili bir yazı görünce hemen kendisini haberdar ettim. Urfa’da at arabasının yeniden canlanmasından bahseden haberi Liberal Hareket sitesi de bir şekilde konu etmiş, “böyle giderse samanla arpaya da dolaylı vergi konur” şeklinde daha farklı -ve doğru- bir yorum yapmış.

Toplumca bilgi çağına girdik, dijitalleştik filan derken, içmeye ayranı olmadan ayakyoluna tahtırevanla gitmeye fazla adapte olmuş gibiyiz. Çağ atlayalım derken ayak-yorgan dengesini de şaşırdık. Hepimiz arabaları atıp birer at edinelim demiyorum ama bu at arabası meselesini daha ciddi düşünmekte fayda var gibime geliyor. Urfa’da belki bu iş eskiden beri vardır lakin akaryakıt fiyatları böyle giderse Anadolu’da benzer gelişmeler beklenebilir. Piyasa bu, neyin ne olacağını kestirmek mümkün değil, o işini fevkalade iyi bilir.

Not: Kıvanç Tarhan bey bir önceki yazıda ünlü bir yazarımızın ufuk açıcı yazısını hatırlatmış, gerçekten 3. Kolordu ve bir iki komutanını fiilen tanıyan biri olarak çok eğlendim. Dönüşte iki laf ederim artık.

Leninland

FST 26 Haziran 2006

lenin2.jpgŞu ara Lenin ile ilgili haberler dikkatimi çekiyor. Haberler Türkiye ve dünyada komünizme inananlar için pek iç açıcı değil. Gerçi ben daha farklı düşünüyorum, birazdan bahsedeceğim. BBC’deki bir haberde Leninland diye bir projeden söz ediliyormuş. Buna göre Lenin’in doğduğu bölgede ziyaretçi arttırmak için eski dönemleri hatırlatan büyük bir park yapılacakmış. Projeyi destekleyenler yanında, “canım koca Lenin böyle işler için istismar edilir mi” diyenler de varmış. Detaylar Şöyle:

Devamı »

“Ekonominin 28 Şubatı”

FST 23 Haziran 2006

Marmara Üniversitesi İktisat Bölümü doçenti İbrahim Öztürk ekonomi ve siyaset alanındaki son gelişmeleri ele alırken “28 Şubat” ve “Balans Ayarı” ifadelerini kullanmış. Bana pek mantıksız gelmedi, ekonomiden anlayanlar bakalım ne diyecek.

[…] Hükümet, sermaye ve ‘derin devlet’ arasında sandviçe dönüşmüş durumda. Kur-faiz operasyonu birinciyi, Danıştay saldırısı ikinciyi ifade ediyor. Başbakan Erdoğan, önceki gün TÜSİAD Başkanı Sabancı, önceki hafta da Genelkurmay Başkanı ile görüşmüştü. Sonuçlarını da aldık sayılır: Bir yandan Terörle Mücadele Kanun Tasarısı komisyondan geçerken, 2006 yılının başında konulmuş olan yüzde 15′lik stopajın da ‘yabancılar’ için kaldırıldığını öğrendik.

[…] Sistemin yeni Süleyman Demirel’i Baykal’ın bir yandan boşluğu iyi görüp yüklendiğini varsaymak mümkün. Ama Baykal esas olarak bir kesimin eline tutuşturduğu listeyi okudu. Hükümet, ekonomi alanında ‘evcilleşerek’ operasyonu durduracağını zannedip ‘yeni tedbirler paketi’ açıklıyor. “IMF anlaşması için de yeni bir anlaşma isteniyor” demiştim. Öyle de oldu. Ancak, ekonomide kimsenin güzel haber satın alacağı yok. Şimdi bir şey daha diyorum: Verilecek en büyük tavizin etkisi de sadece birkaç saat, bilemediniz birkaç gün sürebilir.

Ekonomide hükümetin inisiyatifi çoktan kaybettiğini ve bundan sonra seçimlere kadar geçen zamanın yüreği yanan halkımızın sırtına yeni yükler bindireceğini, 2002′den beri kaydedilen kazanımların tekrar geri gideceğini düşünüyorum. ‘Köprüden önceki son çıkış’ yazımı artık arşive kaldırabilirsiniz. Baykal’ın listesi daha bitmedi. Siyaseti bilmem; ama ekonominin 28 Şubat kararlarının altına imza atılmıştır.

“Turkish Delight olarak bilinen…”

FST 21 Mayıs 2006

Son haftalarda peydahlanan bir tartışma var. Türkiye tanıtılsın mı, tanıtılmasın mı, tanıtılırsa nasıl tanıtılsın vs. Bazıları bu işi ciddi bir halkla ilişkiler faaliyeti olarak görürken bir kısım da yersiz olduğunu ileri sürüyor. Ülke tanıtımı denince ilk akla gelen yöresel ve ulusal yiyecek içeceklerimiz oluyor. Bunlar arasında da baklavanın ayrı bir yeri var elbette. Son haftalarda baklava konusunda süren Yunanlılar ve Türkler arasındaki baklavayı sahiplenme tartışması Hürriyet gazetesinde Şermin Terzi tarafından ayrıntılı olarak ele alınmış. Yazıda “Brüksel’de, AB ülkeleri tarafından düzenlenen Avrupa Günü etkinliklerinde dağıtılan kitapçıkta, Rum tatlısı olarak tanıtılınca tüm baklavacılar ve baklavaseverler bu ‘Rum oyununa’ karşı teyakkuza geçti” deniyor.

Yazıda baklavayla ilgili ilginç detaylar veriliyor, oradan okunabilir. Neticeye gelirsek, bana göre ATO başkanı Sinan Aygün’ün elindeki ay yıldız desenli baklava tasarımı, bu tatlının kesinlikle bir Türk ürünü olduğunu ispatlamada yeterli delili oluşturuyor. Tabii yazıya yapılan yanlı yorumlarda Yunanlıların ataklık yapıp “kaptığı” yoğurt, lokum, kebap, rakı gibi ulusal ürünlerin Türkler tarafından dışarıda kalitesiz imali ve yetersiz pazarlanmasındaki problemlerden bahsedilmesi işin ayrı bir yönüne işaret ediyor.

Ben sürekli ürünlerimizi çalıp daha kaliteli pazarlayarak haksız rekabet yapan hırsız Yunanlılara prim verilmemesi noktasında baklava işinin üstadı Hacıbozanoğullarının

“Rumlar, Turkish Delight olarak bilinen lokumumuzu yapıp, Guinness Rekorlar Kitabı’na girdiler. Aynı hırsızlığı baklava için yapamayacaklar”

diyerek Sultanahmet Meydanı’nda yapmayı kararlaştırdığı “Baklava Türk’tür, Rumlara yedirtmeyiz” mitingine destek veriyorum. Tüm izleyicileri de bu mitinge davet ederken, muhtemelen bedava baklava dağıtılacak olmasının bu desteğimle doğrudan bir ilişkisi olduğunu düşünenleri şiddetle kınadığımı da belirtmek isterim.

Yecüc-Mecüc-Mehdi

FST 10 Nisan 2006

cinmali.jpgHabere göre vatandaş meclisteki Dilekçe Komisyonu diye bir yere şikayette bulunuyormuş. İlgili komisyonun başkanı “Çin mallarına ilişkin şikayetlerinin kısa zamanda bozulması ve defolu çıkması konusunda olduğunu” söylemiş. Vatandaş da bir acayip, hem malı ucuz diye alıyor, hem de Meclise şikayet dilekçesi yazıyor. Benim ilgimi çeken komisyon başkanı Akman’ın şu lafları oldu:

“[…Akman] tehlikenin, kıyamet alametlerinden sayılan; boyları kısa, kulakları uzun insan topluluğunun dünyayı istila edeceği, ‘Ye’cüc Me’cüc’ istilasına benzetildiğini de dile getirdi”

Haberde bir sürü de mal sayılmış, şu kadar armatür, bu kadar gözlük çerçevesi Çin’den geliyor diye. Neyse, zaten bilinen bir konu üstünde duran duruyor. Benim tek hatırlatacağım şudur, Yecüc-Mecüc çıkınca bir de Mehdi gelecektir, TBMM dilekçe komisyonu verilerine göre Mehdi’nin Çin malları ile mücadelesine binaen ATO başkanı Sinan Aygün olması muhtemeldir. Bir nevi Hz. Zülkarneyn anlayacağınız.

Sosyoloji Talebesi: “İşimiz Garanti Olsun

FST 5 Nisan 2006

fransa1.jpgGeçen gün Milliyet gazetesinde Fransa olaylarına “öncülük yapan

“Ne beni, ne başkasını…�?

FST 20 Mart 2006

Yeni Merkez Bankası başkanına medyada gösterilen tavır ilgimi çekmeye devam ediyor. Zaman gibi muhafazakar kanatta “halk adamı, esnaf çocuğu, derslerini Ayşe Teyze diyerek anlatırdı” mealinde bir meşrulaştırma eğilimi varken, benim de yanında olduğum Hürriyet, Milliyet, Sabah gibi çağdaş tarafta “hanımının başı örtülü, direksiyonda resmini çektik, ekonomi servisi ve yazı işleri sabaha kadar tartıştı, yarın devleti resepsiyonda nasıl temsil eder” şeklinde laikliğe vurgu yapan bir hassasiyet görülüyor. Bazıları da “canım hanımının başı örtülü olsa ne olur, sanki eski başkan Serdengeçti’nin hanımını hatırlayan var�? mealinde ortayolu tutuyorlar. Bu esnada benim dikkatimi çeken ve üzen açıklama İşbankası Genel Müdürü Ersin Özince’den geldi. Bir vesileyle açıklama yapan Özince konuyu abesle iştigal olarak nitelemiş. Haber şöyle:

Özince, İş Bankası Ege ve Akdeniz illeri toplantısı için geldiği Denizli’de, AA muhabirinin sorularını yanıtladı. Özince, Merkez Bankası Başkanlığı için adı geçen Başkan Vekili Erdem Başçı’yla ilgili tartışmalar konusunda, 30 yıldır finans sektörünün içinde bulunduğunu, bugüne kadar Merkez Bankası başkanlarının eşleri ya da aileleriyle ilgili bir şey olmadığını belirtti. Böyle bir değerlendirmeyi gereksiz bulduğunu bildiren Özince, ”Bu, ne beni, ne de başkasını ilgilendiren husus değildir. Zaten konu olan Merkez Bankası’nın başkanıdır. Onun aile fertleriyle ilgili değerlendirme abesle iştigal olur” dedi.

Ersin beyin bu beyanatı beni hayretler içinde bıraktı. Sanki konuşan Atatürk’ün mirası, CHP’nin emrindeki İş Bankası değil Faysal Finans’ın genel müdürü. Sayın Özince, “Ne beni, ne başkasını …�? deme hakkını nereden alıyorsunuz? Bizleri bal gibi de ilgilendirir paranın patronunun başı. Yarın bu şahıs bir resepsiyona eşli katılır da maazallah sayın cumhurbaşkanı da tesadüfen orada olursa ne olacaktır? Dün “Çılgın Türkler�? kitabının yazarının konferansına katılıp destek olduktan sonra makam aracı bir pet şişeyi ezdiğinde çıkan sesten ürken cumhurbaşkanımız başörtülü biriyle karşılaştığı takdirde komaya girmeyecek midir?

“Konu olan merkez bankası başkanı, eşi değil�? ise, başka konularda senelerdir gösterdiğimiz hassasiyet boşuna mıdır? Eşi başörtülü olduğu için ordudan atılan subay astsubaylar, görevden alınan dekanlar, ataması yapılmayan bürokratlara ne diyeceksiniz? Sayın cumhurbaşkanımız, CHP, YÖK, Danıştay, Sayıştay, Yargıtay vs. sizin nazarınızda yok hükmünde midir? Bakın Hürriyet gazetesi ekonomi servisi ve …… saatler süren bir toplantı yaparak mahir bir muhabirin direksiyon başında resmini çektiği hanımla ilgili karar almaya çalışmış. Sabah gazetesi ilgili hanımın zamanında AKP için iktisadi analizler yaptığını tespit etmiş. Gerici güçlere karşı sarf edilen bu emeği ne hakla yok sayacağız?

Çok üzgünüm, İş Bankası genel müdürünü CHP genel başkanına havale ediyorum. TTK ve TDK’nın ümüğünü sıkan, Atatürk’ün manevi evladını sürüm sürüm süründürüp gerici AKP’ye mahkum eden, Veysel bey ve beni eski CHP özlemiyle nostaljiye gark eden Deniz Baykal belki Özince’yi yerinden ederek ayıbı temizler. Yoksa ben buradan kampanyayı başlatacağım “Özince Atanın mirasından elini çek, İş Bankası İran Milli Bankası ol-maa-yaa-cak�?

Ayşe Teyze

FST 15 Mart 2006

Merkez Bankasına yeni başkan atanmış, akşam haberlerde dinledim, hayırlı olsun. Samanyolu TV yeni başkanın okuldan arkadaşlarına babasının esnaf arkadaşlarına filan sorular yöneltiyordu. Sanki “bu başkan içimizden biri, halkın çocuğu” mesajı verilmek isteniyor gibi bir hissiyata kapıldım. Arkadaşı Ali Babacan da bakan olduğunda Ankara esnafının onayı alınmıştı hatırlarsanız. Bunlara bir diyeceğim yok, olabilir elbette. Yalnız aynı gruba ait Zaman gazetesinin yeni başkanla ilgili verdiği haberdeki bazı yerleri manasız buldum. Kendisi tanıtılırken şöyle ifadeler kullanılmış:

[…] Başçı, Bilkent Üniversitesi’nde hocalık yaptığı dönemde dersleri örneklerle anlatması ile biliniyor. Öğrencileri, Erdem Başçı’nın konuların iyi anlaşılması için ekonomi derslerini güncelleştirerek anlatmayı sevdiğini, sık sık ‘Ayşe teyze, Mehmet amca’ örneklerini kullandığı belirtiyor.

Zaman Gazetesinin haberindeki Ayşe Teyze, Mehmet Amca örneklerinin kullanılmasındaki espriyi kavrayamadım. Sonra bu ifadeleri kullanmak neden “güncelleştirmedir” o da meçhul. Bir defa bu okul Bilkent Üniversitesi ise orada tedris dili ingilizcedir ve Ayşe Teyze, Mehmet Amca yerine “Aunt Ayşe”, “Uncle Mehmet” denmesi gerekir bildiğim kadarıyla.

Söylemesi ayıp, ben de ingilizce eğitim veren bir yerde okumuştum bir zamanlar ve çok az devam ettiğim ve uyuklamadığım zamanlarda pek Türkçe bir şey duymuyordum. Yanlışlıkla Türkçe bir şey diyene suratı asıp “I dont understand Turkish vs.” diyen duvar gibi bir iki hoca da hatırlar gibiyim. Belki Bilkent mezunu bir arkadaş aydınlatır, amca, teyze meselesi neyin nesidir. Tabii hoca “ne ulan bu filoloji dersinde miyiz, adam gibi Türkçe anlatacağım” deyip “Ayşe Teyze parasını faize mi yatırsın, yastık altında mı tutsun”, “Mehmet Amca emekli ikramiyesiyle davarcılık mı yapsın, oğluyla birlikte mahalleye market mi açsın” türünden iktisadi analizlere girmişse alnından öpmek gerekir, o ayrı mesele.

Ben de bahsettiğim ecnebi dilde eğitim veren okulda bir iki sene “ne diyor bu herifler yahu” diyerek vakit geçirmiş, dili öğrenince de okulu devam etmeden geçebileceğimi anlayıp okula gitmek yerine kendimi uyku ve futbola vermiştim. Şimdi dönüp bakıyorum da, belki iktisat anlatan ünlü hocamız yaşı itibariyle az çıkan sesiyle tarzanca konuşacağına “Ayşe Teyze”, “Fatma Bacı” diyerek “güncelleştirse” blog köşelerinde atıp tutmak yerine Merkez Bankasının başından İMF patronluğuna giden yolu aşındırıyor olurdum.

Lafı uzatmayalım, çok laf yalansız olmaz demişler, ben yeni başkanın geçmişinin bu işe uygun olup olmadığını bilecek birikime sahip değilim, parlak bir geçmişi var gibi görünüyor, tipi de munis, efendi bir adamı andırıyor. İnşallah başarılı olur, vatana, millete, Ankara esnafına, özellikle de Ayşe teyze ile Mehmet amcaya hayırlı olsun.

« Geri - İleri »

Kapat
E-posta ile paylaş