'Güncel' Arşivi

Var mısın, Yok musun

FST 8 Mayıs 2008

fathr.jpgŞu ara böyle bir yarışma popülermiş, geçenlerde bir şehirlerarası otobüste mecburiyetten izledim. 10-15 kişi toplanmışlar, başlarında eski gezginlerden Acun diye bir oğlan, kutu açılıyor, içinden çıkan rakama göre millet birbirine sarılıyor yahut ağlaşıyor, “hissediyorum abi bunun içinde kırmızı var” veya “Ayşe hanım içinize ne doğuyor” şekilndeki diyaloglara akrabalar filan da karışıyor, “15′i açtır, Hulusi beyin çok masum bir duruşu var” şeklinde fikir beyan ediliyor. Arada Hamdi diye bir bankacı yarışmacıyı caydırmak için telefon açıyor, hasılı bir sürü saçmalık. Bana göre saçma ama insanlar eğleniyor, buna karışamayız. Tabii asıl önemlisi bu yarışmaya önümüzdeki hafta Fatih Terim başkanlığında Türk milli takımının katılacak olması. Haberde şöyle deniyor:

İmparator Terim ‘Varım’ diyecek!

Acun Ilıcalı’nın sunduğu yarışma programı ‘Var Mısın Yok Musun’un 15 veya 16 Mayıs’taki programına Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim ile Ay-Yıldızlı futbolcular katılacak.

Terim programdan kazanacakları parayı bir hayır kurumuna bağışlayacak. Programın yapımcısı ve sunucusu Acun Ilıcalı, “Fatih hocama bu teklifi götürdüm. Çünkü onun hayır işlerine olan ilgisini uzun zamandır takip ediyorum. Fatih hocanın Hamdi beyle iyi bir pazarlık edip, iyi bir parayla ayrılması şart” şeklinde konuştu.

Demek Fatih Terim hayır işleri de yapıyormuş. Allah razı olsun, dergahı izzetinde kabul etsin. Acun “uzun zamandır takip ediyorum” demiş. Yahu bu uzun zaman zarfında biz fark edememişiz Acun, bu işte bir bit yeniği olmasın? Fatih Terim’in geçenlerde maaşına gelen 35.000 YTL’lik gizli zammı hatırlıyorum ama hayır işini tam çıkaramadım. Eh, hayır gizli olur, ancak Acun gibi temiz kalpliler bunu fark eder de diyebilirsiniz.

Uzatmazsak, Fatih hocanın yarışmasını hepimiz herhalde heyecanla takip edeceğiz. Benim iki merak ettiğim şey var, diyelim bunlar büyük ödül kazanamadılar acaba Türk Milli Takımı cepten yine fukaraya destek olacaklar mı? Zira bir ara Hakan Şükür başta “bize vaad edilen 4X4 jipler ne oldu” diye yaygara yapıyorlardı. İkinci merakım ise Fatih Terim ingilizcesi kendisiyle ayar olan Acun ile kısa bir yabancı dil gösterisi yapacak mı? Olursa tüm internet ahalisi bu olaya kilitlenir, haber vereyim.

Kısaca are you exist or no?

Popularity: 4% [?]

Örgüt

FST 8 Mayıs 2008

ssrt.jpgŞeriat tehditi ahtapot gibi ükeyi sarmışken bazı duyarlı vatandaşlarımızın konuyla ilgili somut öneriler getirmeye başlaması fevkalade memnuniyet verici bir durum. Nitekim eskiden beri solcu geçinen ve özellikle de darbe destekçiliğiyle Özdemir İnce’nin aferinini alan Tarık Akan, Türk siyasi hayatına Kadirizm ideolojisini hediye etmiş Kadir İnanır ile birlikte bir törende anlamlı mesajlar vermişler. Haberde şunlar var:

Türk Sineması Emek Ödülü’ne layık görülen Kadir İnanır ve Tarık Akan’ın konuşmaları geceye damga vurdu. Kadir İnanır, çalışma şartlarının ağırlığını vurgulayıp, “Tek başına tavır koymak doğru değil. Demokrasi, örgütlü toplumlardan geçer. Birbirimizle uğraşmaktan vazgeçelim, geleceğimizi düşünelim” diye konuştu.

Tarık Akan ise şeriatçı eğilimlere karşı çıkılması çağrısı yaparak şöyle dedi: “Bugüne kadar Kadir arkadaşımla ben, dincilere faşistlere karşı, ülkenin adam gibi idare edilmesi için mücadelemizi verdik. Ama artık yaşlandık. Gelin hep beraber dinci, şeriatçı basına ve televizyonlara hayır diyelim ve çalışmayalım.”

Öncelikle Kadir İnanır’ın yorumunda şeriat vurgusu yok. Tarık bey bu konuda daha hassas görünüyor. Bana göre Kadir İnanır daha gerçekçi konuşmuş, paraya vurgu yapması anlamlı olmuş. Birbirimizle uğraşmak derken ne kastettiğini anlamadım, sanat camiasıyla ilgim yok, maalesef İzlenimler sitesi bu konuda epey eksik yönü olan bir yer. Bir türlü sanata, kültüre gereken önemi veremedik. Bir parça spor oldu ama kültür yönümüz eksik kaldı. Sağlık olsun. Dolayısıyla Kadir İnanır kimle uğraşmış bilmiyorum.

Tarık Akan’a gelirsek, 1980 sonrası baydırıcı entel, sol ve sosyal içerikli karanlık filmleriyle gözümden düşmüştür, onu öncelikle söyleyeyim. Eski günlerin Ferit tiplemesi yerine gelen sakallı, karanlık odalarda boş boş sağa sola bakan, anlaşılmaz laflar eden bu topluma duyarlı adamdan hiç hazzedemedim. Kadir İnanır Allahtan bu kadar sosyal içeriğe vurmadı işi, adamın mayası kabadayılık olduğundan mıdır, nedir, o paçayı kurtardı. En son bir klipte Örümcek Adam’a nasihat ederken görmüştüm.

Diğer taraftan şeriat tehdidi denen şey nedir çok açık değil, sıkça bunu duyuyorum ama zannedersem bununla İslam dininin bazı uygulamalarının medeni hukuk ve ceza hukuku içinde uygulama alanı bulması filan kastediliyor. Elimizi keser, başımızı kapatırlar, içkimize engel olurlar mı şeklinde basite indirgenebilecek bir durum. Bana göre tabii hava hoş, Türkiye’de bu anlamda bir şeriat arzu edenlerin oranı bölücü milliyetçiler, devrimci sosyalistler, faşist ulusalcılara kıyasla daha azdır. Marjinal olduğunu zannediyorum. Yok, Tarık Akan ‘Şeriat’ ile devlet nizamıyla bir ilişki kurmasızın namaz kılan, başı örtülü, içki içmeyen, domuz eti yemeyen, İslami anlamda Allaha inananların genel olarak durumunu kastediyorsa ‘Örgüte’ düşecek iş çok demektir. Bunları vurup öldürmekle bitirmek kolay iş değil.

Aslında Tarık Akan’ın durumu yeni de değil. Zamanında kendisi için “çağının çağdaşı” diyen Özdemir İnce epey övgü dolu yazılar yazmış, buraya da konu olmuştu. Özdemir İnce üzerine 2005 Kasım ayında yazdığım çok uzun yazıdan sadece Tarık Akan ile ilgili kısmı alıntılayayım:

Özdemir İnce ve darbe demişken, son hafta gündemde olan bir Tarık Akan meselesine değinmemek olmaz diye düşünüyorum. Malum Milliyette Derya Sazak Tarık Akan ile bir mülakat yapmış Tarık Akan da “solculara karşı yapılan darbeler kötüdür, gericilere karşı olanlar iyidir” mealinde bir şeyler söylemiş. Tarık Akan bir sürü abuk subuk laf arasında “Ben 28 Şubat’ı askerin müdahalesi olarak görmüyorum. Devletin iradesiydi. Devleti devlet yapan kurumların içinde asker de var, savcılar, hâkimler var. Öğretmen de var. Halk var. Tabii ki demokrasilerde halkın iradesi geçerlidir” türünden bir şeyler de söylemiş. Yani güya 28 Şubatı yapanlar sadece asker değil hakim, savcı, öğretmen, halktır, dolayısıyla bu halk iradesi olarak darbe sayılmaz demeye getiriyor. Doğal olarak bu anlayış sağdan soldan eleştirilmiş, bu ne biçim perhizdir, diyerek kınanmışken, sahneye çıkan Özdemir İnce bir seri yazıyla Tarık Akan’a sahip çıkmış. Şöyle diyor İnce:

‘Demokrasilerde askerin sivil yönetime müdahalesi savunulabilir mi? Darbe sola karşı olunca karşı çıkacaksınız, ‘şeriat’a karşı diye ‘postmodern darbe’de bir sakınca görmeyeceksiniz. Burada çelişki yok mu?’

Tarık Akan, bu klasikleşen tuzak soruya harika bir yanıt çıkartıyor:

‘Ben 28 Şubat’ı askerin müdahalesi olarak görmüyorum. Devletin iradesiydi!’

Bu konuda şimdiye kadar söylenmiş en müthiş saptama ve tanım: ‘Devlet iradesiydi!’

Sanıldığı ve iddia edildiği gibi askerin müdahaleleri Türkiye’yi elli-yüz yıl geri bırakmamıştır; tam tersine demokratikleşme yolunda cumhuriyetin ilke ve değerlerini öne çıkartarak soyut demokrasiye kapsamlı bir içerik kazandırmıştır (1960, 1997). Ya da düzeni restore etmek istemiştir (1971, 1980).

Tarık Akan’ın, Türkiye’de pek az kimsenin fark ettiği ‘devlet iradesi’ işte budur!

Askeri müdahaleye muhatap olan bütün hükümetlerin, cumhuriyet rejimiyle ve onun kurumlarıyla sorunları olmuştur. Rejimin temel ilkeleriyle uzlaşmazlık sorunları olan bir iktidarın ve siyasal partinin meşru ve demokratik olduğunu söyleyebilir miyiz? Söyleyemeyiz!

Bizler ve Derya Sazak anlayamamışız demek ki, saf saf soruyoruz, yahu ne farkı var o da müdahale bu da ne farkı var diyerekten. Devlet iradesi denen şey meğer asker, hakim, savcı, öğretmen dayanışmasıymış haberimiz yok. Özdemir Bey haklı olarak bizim saflığımıza fildişi kulesinden gülüyor acıyarak ve Tarık Akan’ı tuzağa düşmeyip “çıkardığı harika yanıt” sebebiyle kutluyor. Yazının devamında ve ilgili diğer yazısında Tarık Akan yere göğe sığmıyor. O konuda çeşitli yazılar yazılmış, ne diyeyim, üstelik Özdemir usta noktayı koyduktan sonra bize halt yemek düşer.

Görüldüğü gibi Özdemir İnce resmindeki tavrın hakkını sonuna kadar veren ciddiyet ve sertlikte gerçek bir cumhuriyetçi. Her konudan anlıyor, herkese verilecek bir cevabı mevcut. Hürriyet gazetesi okurları yazarlarıyla övünebilir, sayesinde alçaklar, hainler deşifre ediliyor, sert bakışları, gözlerinden saçılan kıvılcımlarla eriyip ortaçağ karanlığını boyluyorlar. Kendisinin eski yazılarına arşivlerden ulaşıp istifade edebilirsiniz. Yalnız fazla dalarsanız çıldırmanız, dolayısıyla Çılgın Bir Türk’e dönüşmeniz de söz konusu olabilir. Aklı başında Türkler şu ara pek tutulmadığı için iyi olur, daha güzel, prim yaparız derseniz o başka tabii.

Örgüt konusunda da şunu söyleyeyim, artist eskileri şeriat, komünizm türü tehlikelere karşı nasıl örgütlenebilirler üzerinde düşünmek lazım. Bunlar epey çaptan düştüklerine göre kadroya daha genç ve aktif olanları katmaları lazım. Misal, Polat Alemdar, Yandım Ali gibiler ‘örgütü’ güçlendirecektir. Elbette Cüneyt Arkın şu haliyle bile epey şeriatçı dövebilir, yalnız kendisinin içki karşıtı yeşilaycı mücadelesi konsepti bozabilir.

Kısaca şunu söylemek isterim: Yaşasın Örgütlü Toplum.

Popularity: 4% [?]

Beklenen Açıklama

FST 5 Mayıs 2008

spor14192fl3.jpgHakan Şükür iki laf etti, millet birbirine girdi, koca bir Galatasaray ‘camiası’ soluğu Anıtkabir’de alırken kimi yurttaşımız “bre yobaz, susturun, laik Türkiye’de Kutlu Doğum türü gerici laflar etmek laik Galatasaray camiasına yakışmaz” şeklinde tepki vermiş kimi “Aferin Hakan’a dini bütün delikanlıymış, küffara iyi bir şamar çekti, o hızla Feneri de süpürdüler, yardımcısıdır doğruların hazreti Allah” diyerek kendisini alkışlamışlardı. Benim gibi birkaç kişi de “söylenen laf iyi veya kötü değil, boştur, bundan mana çıkarmaya kalkmayın, Hakar Şükür emekliliği gelmiş bir futbolcudur, kerameti kendinden menkuldür” şeklinde tarafsız kalmıştık.

Peki bu fırtınanın içinde Hakan Şükür’ün bir açıklama yapması gerekmiyor muydu? Öyle ya, bu adam ne dedi, neyin üstüne dedi, herkes yorum yapıp duruyor, hatta Anıtkabire gidiyor filan. Neyse ki Hakan Şükür bugün konuya ‘beklenen’ açıklamayla netlik kazandırmış:

“[…] Ben, Hakan Şükür, hayatım boyunca Atatürk ilkelerine bağlı, kalmış, laikliği bir yaşam tarzı olarak benimsemiş bir sporcuyum. Futbola başladığım günden itibaren, gerek Galatasaray gerekse Türk Milli Takımı’nın formasını giyme ve kaptanlık mertebesine yükselme şerefini yaşarken, centilmenliğin, disiplinli ve ciddi çalışmanın bir genci nerelere getirebileceğini göstermek için çok çaba harcadım.

Dünyanın her yerinde insanların ve tabii ki sporcuların vicdani inançları farklı olabilir. İnanç bireysel bir şeydir. Vicdan hürriyeti, kimsenin boyunduruğu altında olmamalıdır. Mücadele ettiğim formayla kazandığımız başarıları da, zaferleri de, üzüntüleri de, Musevisinden Hristiyanına, Katoliğinden, Protestanına, Ortodoksuna kadar farklı inanç sahipleriyle paylaştım. Mutlaka çoğunuz için de bu böyledir. Özellikle sporda milliyet ve inanç farklılığını bir ayrılık olarak göstermek, sporun ruhuna aykırıdır. Mensubu olmaktan ve hizmet etmekten büyük gurur duyduğum Galatasaray Camiası’nı ve kamuoyunu bu konuda aydınlatmayı bir borç bilirim. “

Hakan Şükür başarılarını tüm ehli kitap ile paylaşmış, Kuran ehli Müslümanları ve Nutuk ehli Kemalistleri saymamış. Halbuki bunlar da kitap ehlidir. Öte yandan Atatürkçülüğe atıf yapması yerinde olmuş. Bu şüphe içimizi kemiriyordu, acaba Hakan Şükür denen futbolcu Atatürkçü müdür, laikliği özümsemiş midir, ne halttır diye. Ne olursa olsun, laikliği bir yaşam tarzı olarak benimseyen Hakan Şükür bakalım gururlu ortaokul öğretmeni Candan Erçetin ve Bekir Coşkun’a kendisini affettirebilecek mi? Ben olsam af ihtimalini yükseltmek için bu açıklamayı resmi internet sitesinde değil bir grup futbolcu ve taraftarla birlikte Anıtkabirde yapardım.

Tabii gitmişken “Atam bıktık milletin dırdırından” mealinde bir de şikayet dilekçesi vermek kaydıyla.

Popularity: 15% [?]

Şikayet

FST 5 Mayıs 2008

tekbir.jpgBazı ilahiyat hocaları Tekbir Giyim için “kapatma davası” açmışlar. Güya bu isimle din istismar ediliyormuş. Bana pek mantıklı gelmedi, marka, lisans, patent gibi konular zaten muammalı bir de böyle girişimler düpedüz saçmalamaya dönüşebilir. Tekbir giyimin defile icraatlarından, patronun “üç karım var kime ne” deyişinden rahatsızlık duyuyor olabilir bu profesörler ama dava açmaları gülünç olmuş. Bence oturup makale yazsalar daha iyi. Öyle olunca ipleyen çıkmaz diyebilirsiniz, eh haklısınız da. Belki de hocalar “bu Tekbir giyimin hakkından ancak böyle medyatik bir girişimle geliriz” demişlerdir.

Tabii burada akla başka sorular da gelebilir. Türkiye’de istismara açık iki konudan biri din iken diğeri de Cumhuriyet ve Atatürk konusudur. Adam okuluna Özel Atatürk Lisesi demişse bu da prim yaptıran bir durumdur ve Türkiye özelinde din istismarıdır. Afyon’da Cumhuriyet Sucukları var mesela. Bir de madem “tekbir” kelimesi din istismarı imiş, RavzaTurizm, Sıbga Boya, Miraç asansör, Medine Pazarı, Arafat Hacı Malzemeleri, Akabe Tesettür filan da var. Türkiye’de vatandaş prim yapar diye çocuğuna isim koyarken, dükkana tabela asarken Kuran veçeşitli din kitaplarına bakar. Hatta bir sürü yanlış da yaparlar ama böyle bir alışkanlık var. Misal bir tanıdığın kızına Kezban adı koymuş, neden diye sorulduğunda “Tükezziban ayeti var ya” demiş. Halbuki oradaki kezban yalan kelimesinden türeyen bir şey. Çocukken mahalle mektebinde ilmihal okurken peygamber isimlerini sayarken İdris yerine İblis diyen de çıkardı. Sonuçta o da yazıyor Kuranda. Hasılı bizde Kuran’ı açıp dükkana, çocuğa isim koyma yaygındır, dava açmaya bir başlarsan arkası gelmez. Ankara İlahiyatın hocalarını takdir ederim ama burada hata yapmışlar.

Bu arada sitenin reytingini arttırmak için bir isim revizyonu da düşünebilirim, benim adımla bir sure bile var “Feth Suresi”. Ama dursun, yarın iki profesör dava açar başımıza iş çıkar. Benim sitem çağdaş bir yer, hatta önümüzdeki ay kuruluş yıldönümünü Anıtkabirde kutlayalım diyorum.

Gitmişken İneternet Üst Kurulu hakkında bir de şikayet dilekçesi bırakırız.

Popularity: 12% [?]

İlgili Makama

FST 4 Mayıs 2008

cand21.jpgFenerbahçe 100. Yıl kutlamalarını Anıtkabirden başlatmakla önemli bir geleneğe imza atmış oldu. Tabii ister istemez tüm kulüpler bunun arkasını getirmek zorunda kalacaklar. Zira Türkiye’de Atatürk ismi bir konuyla ilişkilenmişse herkesi bağlayıcı etkisi vardır. O sebeple bir dernek, vakıf, uyduruk bir meslek örgütü filan kuruluş yıldönümünde Anıtkabire gitmişse benzerleri de mutlaka Anıtkabir’e gitmek zorundadır. Gitmezse gerici, Atatürkçülük düşmanı, hain gibi muhalif saldırılarıyla karşı karşıya kalabilir. İşte Galatasaray yetkilileri de “Fenerbahçe Anıtkabire gitmiş, biz gitmezsek laf olur” diyerek bir iki gündür Ankara yollarını aşındırıyor. Bir de genelde futbol kulüpleri için “camia” lafı kullanılıyor. Camia aşağı, camia yukarı, nedir anlamak mümkün değil.

İşte Galatasaray ‘camiası’ nasıl bir vesile uyduralım da Anıtkabir ziyaretini daha medyatik hale getirelim diye düşünüp konuyu Hakan Şükür’ün mealen “kutlu doğuma yakışır maç olsun, iyi oynayan kazansın, kaybeden önündeki maça baksın, her maça da final havasında çıksın” sözüyle ilişkilendirmiş. Tabii ziyaretin resmi sebebi bu değil ama Vatan Gazetesi işi böyle yorumluyor. Bence de bir mahzur yok. Zira haberin detaylarında bir sürü anlamsız mesaj içinde buna işaret eden yerler de var. Şöyle gelişmiş işler:

Hakan Şükür’ün Fenerbahçe derbisinden önce “Kutlu Doğum Haftası’na yakışan bir derbi olsun” sözü Galatasaray camiasını harekete geçirdi. Galatasaraylılar Derneği Başkanı Candan Erçetin ile camianın ileri gelenleri Anıtkabir’de, ‘laiklik ve cumhuriyet’ mesajı verdi.

Galatasaraylı futbolcu Hakan Şükür’ün Fenerbahçe ile geçen hafta oynanan derbi öncesinde “Kutlu doğum haftasına yaraşır bir maç olsun” demesiyle başlayan tartışmalar sürerken, sarı kırmızılı camia Ata’yı ziyarete gitti. Galatasaraylılar Derneği’nin 100. Kuruluş Yıldönümü etkinlikleri çerçevesinde İstanbul’dan trenle Ankara’ya gelen heyet, başkentten ve başka illerden gelen dernek üyeleriyle buluşarak Anıtkabir’i ziyaret etti. Atatürk’ün mozolesine çelenk koyulduktan sonra yapılan saygı duruşunun ardından Misak-ı Milli Kulesi’ne geçen Galatasaray Lisesi Mezunları Derneği Başkanı sanatçı Candan Erçetin, camia adına Ata’ya söz verdi. Anıtkabir özel defterine de “Her ahval ve şerait içinde vazifemizin bilincinde olarak bize çizdiğin laik ve çağdaş yoldan asla ayrılmayacağımız gibi, gaflet, delalet ve hıyanet içinde bulunma cüretini gösterenler karşısında ilke ve devrimlerinin her daim bekçisi olarak bizi bulacaklardır” diye yazdı.

Öncelikle bu kutlama işi pek uyduruk bir sebebe bağlanmış. Filanca derneğin kuruluş yıldönümü önemsiz bir şey. Bak Fenerbahçe 100. kuruluş yıldönümünde halletmiş bu işi. Sen koca Galatasaray 100. yılında Atayı, Anıtkabiri ihmal et, ondan sonra laf olsun kabilinden dernek yıldönümünde kaz çevirmeye bak. Olmadı Galatasaray. (Gerçi bir iadei ziyaret konusu var ama net değil).  Bu arada dernek başkanı Candan Erçetin’i pek gururlu gördüm, aferin. Çağdaş bir Türk kadını, onurlu bir cumhuriyet lise öğretmeninden de bu beklenir. Hem de bekçilik yapacakmış, göreve de talip. Tabii dernek yarın obürgün bir deklarasyon ile “Hakan Şükür takımdan derhal uzaklaştırılsın, Cuma namazı kılanları engellemek için antrenmanlar cuma günü öğle vaktine alınsın” derse tadından yenmez.

Yalnız yakın tarihte kimsenin dikkatini çekmeyen bir başka etkinlik daha olmuş, onu da burada İzlenimler farkıyla aktarmaktan memnuniyet duyuyorum. Meğer Galatasaray’ın Anıtkabir mesaisi Nisan ayında başlamışmış. Üstelik bu mesaide ziyarette bir şikayet de vaki olmuş. Bugün gördüğüm haberde şöyle deniyor:

Galatasaray Kulübü Yönetim Kurulu , Başkent’te Anıtkabir’e giderek Ulu Önder Atatürk `ün huzuruna çıktı ve saygı duruşunda bulunuldu. Sarı-kırmızılı yönetici Işın Çelebi ziyaret çıkışında, “Hakem hatalarından dolayı federasyonu Atamıza şikayet ettik” şeklinde açıklama yaptı.

Peki Türkiye’de bakanlık yapmış bir şahsın başkanlığındaki futbol kulübü yöneticisi bir ekibin Atanın huzuruna çıkmasını nasıl yorumlayabiliriz? Elbette bu alkışlanacak bir davranış ama gelin görün ki “hakem hatalarından bıktık, federasyondan şikayetçiyiz” anlamındaki bir dilekçenin Spor Bakanlığındaki ilgili makam yerine Anıtkabire verilmesi çağdaş, laik, ilerici toplumlar tarafından tam olarak anlaşılmayabilir. Misal bu konu ingilizceye çevrilse -ben tam beceremem, Fatih hoca buralarda ise el atsa daha iyi olur- acaba yabancılar konuyu nasıl algılarlar?

Muhtemelen, Anıtkabir içinde dilekçelerin alındığı bir özel kalem var, şikayetler burada toplanıyor ve Atatürk akşamları bunları inceleyip “kayda alalım, dosyaya, komisyona havale edilsin” türü paraflar atıyor zannedeceklerdir. Halbuki Atatürk vefat etmiş, oraya sen Federasyonu şikayet etsen ne olacak, rahmetli kalkıp da ilgililerin rüyasına girip “Bak, Galatasaraya düzgün hakem verin; İsmet, Recep siz de konuyla ilgilenin” diyecek değil ya. Böyle bir alışkanlık son 8-10 yıldır yaygınlaştı. Birinin derdi mi var, hemen Anıtkabire şikayete koşuyor. Bunlar yanlış, dilekçenin verileceği yer “ilgili makam”dır ve Anıtkabir adı üstünde bir kabirdir. Hele de ölmüş insanlardan medet ummak çağdaş, laik birine hiç yakışan bir davranış sayılmaz. Tabii “canım, bunlar sembolik işler, oraya şikayete giden rektör, bakan da biliyor Atatürk’ün cevap vermeyeceğini, kamuoyuna duyurulmuş oluyor” de denebilir ama  mesajın önem düzeyine bakmak da gerekmez mi? Mesela hakem hataları benim için önemlidir ama birçok vatandaş için uyduruk bir meseledir. Bu mesajı Anıtkabirde vermeye gerek yok.

Bir de Federasyon bu işe ne diyor acaba? “Eyvah bizi Atatürk’e şikayet etmişler, ne yapsak” mı diyorlar yoksa gülmekten ölüyorlar mı? Belki de onlar bilmukabele Anıtkabire yürüyüp “Atam kulüplerden şikayetçiyiz, bıktık bunların hakaretinden” diyeceklerdir.

Neyse bu iş uzar ama en kritik soruyu en sona bıraktım: Ya Beşiktaş ne zaman Anıtkabire gidecek? Olur olmaz herşeye maydonoz olan Çarşı nasıl olur da bir vesile ile Anıtkabir ziyareti tertiplemez? Yoksa hanımının başı örtülü Ertuğrul Sağlam eliyle irtica, ortaçağ karanlığı Beşiktaş camiasını da mı ele geçirdi? Derhal acil önlem planı uygulansın yoksa son ataklarıyla çağdaşlığını ispatlamış FB yahut GS arasında tercih yapmak zorunda kalacağım. Bakın bir somut öneri getiriyorum, “Liverpool’dan 8 yememiz sebebiyle Atadan özür dilemek için 19 Mayıs’ta Anıtkabir’de olalım”şeklinde bir proje olabilir. Orada İngilizlerden şikayetçi olduğumuzu bildiren bir de dilekçe veririz.

İlgili makama saygıyla duyururum.

Popularity: 12% [?]

125. Alay

FST 3 Mayıs 2008

komando1.jpgDTP genel başkanı Nurettin Demirtaş çürük raporu hadisesi sonrası gelişmelerle askere alınmıştı. Ben üstünde durmamıştım ama yorumcumuz Recep bey “acaba Nurettin Demirtaş vatan hizmeti esnasında hayatını kaybederse ne olacak” gibi muammalı bir soruyu gündeme getirdi. Öyle ya, askerliktir, kah bir çatışmada, kah araba ile intikal esnasında şehadet şerbetini içmek her an mukadder olabilir. Önce haberi görelim:

[…] Demirtaş ve beraberindekiler, 88/2 tertip askerlerle birlikte acemi askerlik görevini yapacak. Demirtaş’ın devre kaybı olduğu için 45 günlük acemilik devresinin uzayacağı öğrenildi. 125. Jandarma Er Eğitim Alay Komutanlığı daha çok özel harekat ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde operasyon yapan askeri tim elamanı yetiştirilmesi konusunda eğitim veriyor.

İşe bakın ki Demirtaş Safranbolu’daki özel harekat, operasyon timi yetiştiren birliğe gönderilmiş. İyi ama kurrada Hakkari Çukurca’yı çekip operasyona giden Nurettin Demirtaş’ın başına bir iş gelse, misal PKK ile girilen bir çatışmada Jandarma onbaşı Nurettin Demirtaş vurulup ölürse, yahut mayına basarsa şehit olarak kabul edilecek mi edilmeyecek mi? Malum bizde şehitlik Allah tarafından değil devlet tarafından bilinen bir özelliktir. Şehit için farklı cenaze töreni yapılır, ailesine bir takım imkanlar sağlanır. Acaba Jandarma Nurettin için de bir tören yapılır mı? Normalde her Türk vatandaşı gibi sayın Demirtaş’ın da şehit sayılması gerektiğini düşünürüz ama, ne bileyim bu işte bir bit yeniği var sanki.

Yahu Recep nereden bulur çıkarırsın böyle soruları, ne güzel bir diyanet işleri dalgası bulmuştuk. Kimin şehit sayılacağını ben nereden bileyim, sen onu ya müftüye ya milli savunma bakanlığına soracaksın.

Popularity: 13% [?]

Oylamaya Koşalım

FST 2 Mayıs 2008

oy.jpgMalum bazen uluslararası camiada “Dünyanın en büyük 100 adamı”, “Bugün kim yaşasaydı” türü yarışmalar olur, biz de koşup haliyle Atatürk için oy verir, kampanyalar yaparız. Hatta geçenlerde bu zaafımızı tespit eden girişimci gençler sanki dışarıdan organize ediliyormuş gibi bir yarışma tertiplemiş, epey voleyi vurmuşlardı. Orada Atatürk en yakın rakibi Einstein’a tur bindirmiş, hepimiz olayın düzmece olduğu ortaya çıkana kadar birkaç gün gururla başı dik gezmiştik. İşte şimdi yeni bir oylama zamanı, bakalım durum nasıl gelişecek. Derinsular sitesinde konudan şöyle bahsediliyor:

Siyasal bilimler alanında dünyanın en muteber dergilerinden biri olan Foreign Policy’nin son sayısında ‘The Top 100 Public Intellectuals‘ başlıklı bir makale yer alıyor. Makalede, dergi olarak bu çerçevede 100 kişi belirledikleri, ancak nihai sıralamanın okuyucu oylarıyla şekilleneceği söyleniyor. Listede Türkiye’den de iki isim yer alıyor. Ancak her iki kişinin de geçtiğimiz yıllarda gönüllü bir sürgünle Türkiye’den ayrılmış olmaları, bugünlerde sıklıkla referans verilen ‘ayaklar ve başlar’ konusuna Türkiye ve dünya ekseninde farklı bir nitelik kazandırmıyor değil.

Derginin itibarını, popülaritesini bilmem ama uluslararsı yarışmalara meraklı biri olarak hemen bu iki Türkü öğreneyim diye siteye yollandım. Biri Fethullah Gülen, diğeri Orhan Pamuk imiş. Serdar bey de gönüllü sürgün demiş, öyle ya, bunlar sürgün. Önceden anlamam lazımdı. “Public intellectual” ne demek bilmediğimden ‘bizimkiler’ dışında Gary Kasparov ve adını okuyamadığım bir iki Hintliye oy vermeyi düşünüyorum. Orhan Pamuk iyidir ama “public intellectual” gibi bir sıfat için hem adı basit, hem de ortalama bir romancı. Fethullah Hocanın “public” tarafı belki, “intellectual” tarafından ise kuşkuluyum, Yine de Türklük gayretiyle onlara da oy vermemiz gerekiyor herhalde değil mi? Yoksa bu sadece Atatürk için geçerli bir kriter mi, neyse uyarırsanız oyumu ona göre vereyim.

Yalnız, içimden bir ses konunun Zaman gazetesine intikalinin ardından Fethullah Gülen’in bu oylamada Hintli ve Çinlileri zorlayacağını söylüyor, Allahtan Atatürk listede yok, zirve yarışı kesin çok çekişmeli giderdi. Listede epey ilginç isimler de var, buradan bakabilirsiniz.

Kısaca, haydi Türkiye oylamaya. 15 Mayıs’a kadar vaktimiz var.

Popularity: 38% [?]

Cevapsız Kalan Soru

FST 1 Mayıs 2008

manda1.jpgCevapsız kalan bir soru buldum, aslında bu soru bende de cevapsız başka sorulara sebep oldu, ben de konuyu burada açmaya karar verdim. Haber şöyle:

Mazota zam gelince sabana sarıldılar

Kars’ın Selim ilçesine bağlı Beyköy’de çiftçiler tarlalarını öküzlerle sürüyorlar. Mazota ve gübreye yapılan zamlar çiftçi vatandaşları tarımda ilkel metotlar kullanmaya yöneltti.

Gün geçtikçe sayıları azalan öküzler, hayat pahalığı nedeniyle yeniden ilgi görmeye başladı. İl genelinde 10 çift öküz kalırken bunların bir çiftini ise Bahattin Gül isimli çiftçi Kağızman’dan satın aldı. Beyköy’de yaşayan Bahattin Gül, “Son zamanlarda mazota ve gübreye gelen zamlar yüzünden tarlalarımızı öküzlerle sürüyoruz” dedi.

Gül, 1 Mayıs İşçi Bayramı’yla ilgili soruları cevapsız bırakarak çift sürmeye devam etti.

Aşağıda verilen soruları parçayı dikkate alarak cevaplandırınız.

1. Bahattin Gül Kağızman’dan bir çift öküz almıştır. Buna göre Kağızman’da kaç çift öküz kalmıştır?

a) İl genelinde 10
b) İl genelinde 9
c) Mücavir alanda 5
d) Kayıtsız olanlarla 56
e) Öküz derken?

2. Habere göre, hayat pahalılığı sebebiyle öküzler;

a) İlgi görmektedir
b) Kesilip yenmektedir
c) Öküzlüğü bırakmaktadır
d) İlaveten gübre de üretmektedir

3. Bahattin Gül, diyelim cevap vermiş olsa, muhabire aşağıdakilerden hangisini söylerdi?

a) İşçi bayramının tüm emekçiler için kutlu olmasını dilerim
b) Bunlar işçi değil bir alay komünist, zaten çoğu öğrenci
c) İşçi bayramı Taksim’de kutlansa şık olurdu
d) Bi s.ktirin gidin, dalga mı geçiyorsunuz adamla

4.Bahattin Gül adlı vatandaşımıza çift sürme esnasında 1 Mayısla ilgili soru soran şahıs için aşağıdaki ifadelerden hangisi uygun düşer:

a) Duyarsız
b) Çelişkili
c) Öküz
d) Meraklı

Popularity: 14% [?]

Aklı başında önderler

FST 25 Nisan 2008

bk1.jpgBeşiktaş ve Galatasaray Kutlu Doğum derbisinde karşı karşıya gelmeyecekler ama iki takımımzı ilgilendiren iki yazı dikkatimi çekti. Geçenlerde sürekli milli takıma “ulusal takım” diyen ve futbolcuların hepsine ille de soyadlarıyla hitap etmeye çalışan ve yer yer zor duruma düşen Kazım Kanat, Beşiktaş’ın rezil durumu üzerine yazdığı yazıda Atatürk’ü de işe karıştırmış ve şöyle demiş:

[…] Menajeri mafya ilişkileri için yargılanırsa, antrenörü tarikat bağlantılarının içinde olursa; Atatürk’ün takımında bu utanç dolu görüntüler olursa elbette Beşiktaş büyük yara alır.

Tamam Beşiktaş çuvallamış durumda ama tarikat bağlantısı ne oluyor? Antrenör ADD üyesi olsa Liverpool 8 yerine 5 mi atacaktı? Atatürk’ün takımı nasıl bir söz, ben geçen iki yıl boyunca derin analizlerle Atatürk’ün Karşıyaka ya da Trabzonsporlu olduğunu ispatlamıştım, Beşiktaş nereden çıktı? Neyse, konumuz o değil, Hürriyetten Bekir Coşkun da futbol üzerine birşey yazmış, bilgisayarına gelen bir mesajdan filan bahsetmiş, şöyle diyor:

Takım tutmaya karar vermemin sebebi, ilk kez bir futbol camiasına sempati duymam: Galatasaray’a…

Fethullahçı Hakan Şükür, dini-imanı futbol ile karıştırıp dinci gazetelere “Kutlu Doğum Haftası vesilesi ile derbi maçının önemi” üzerine demeçler verince, kulübün bilinçli-aklı başında taraftarları tepkilerini yüreklice gösterdiler.

Bilgisayarıma gelen genel mesaj ise şöyle:

Galatasaray, Fethullah’ın tarikat evi değil. Laikliğin ve Atatürkçülüğün kalesini yıktırmayız. Atatürk’ü Galatasaray Lisesi’ne geldiğine pişman etmeyiz…”

Türkiye’nin birçok sanatçısı, gazetecisi, işadamı, edebiyatçısı, tarihçisi, akademisyeni dincilerin eteğine yapışmışken… Muhalefet yapan siyaset önderleri dahi eleştirdikleri sofralara koşup otururken… Galatasaray camiasının taraftar duygusallığını bile aşıp kendi futbolcularına tavır alarak Atatürk’e sahip çıkmaları, önce onları yüceltti gözümüzde.

Önemli olan; “din-iman” diyen, ama işine geldiğinde “gavur” takımlarının üniformasını giymekte bir sakınca görmeyen… Ya da 270 milyon maaşlı yoksul insanlar kazançlarının yarısını vergi olarak verirken, vergisiz trilyonları cebine indiren bir futbolcunun lafları değil…

Önemli olan; Galatasaraylıların kendi futbolcuları olsa dahi, önce laikliğe ve çağdaşlığa sahip çıkmaları.

Yoksa o tarikatçı futbolcuya anlatamazsınız zaten; Müslüman ülkeler içinde, dünya yeşil sahalarında top koşturanın niye sadece Türkiye olduğunu

Ve o futbolcuların, Mustafa Kemal’in kurduğu modern Türkiye’nin yeşil sahalarında yetiştiğini…

Ama Galatasaray’ın aklı başında önderleri tüm Türkiye’ye bir şey anlatıyorlar:

Önce laik, çağdaş, aydınlık Türkiye

O yoksa…

Kimse yok.

Bekir Coşkun gidip keman çalmaya başlasa daha iyi olacak, şu haliyle epey kafa ütülemiş. Taraftarın teki Galatasaray laikliğin kalesi diye saçmalayınca adam coşmuş. Ben ne yorum yazsam yazının orijinali mertebesine çıkamam. Unutmayın, Bekir Coşkun Türkiye’de CEO’ların en çok okuduğu köşe yazarı.

Müslüman ülkeler içinde sadece Türkiye top koşturuyormuş, onu anladık, ama yeşil sahalarla Atatürk’ün ne ilgisi var? Osmanlı devleti zamanında kurulmadı mı futbol takımlarımız? Zamanla elbette bugünkü stadlara dönüşecek bir sürü saha da vardı. Bir de şuna güldüm: Galatasarayın aklı başında önderi nedir yahu? Uyduruk bir eposta yazılmış, ne önderi, ne lideri, Galatasarayı saf Hürriyet yorumcuları mı idare etmeye başlamış haberimiz yokken? Aman Bekir Coşkun, sen yazmaya devam et, “sen yoksan ben de yokum” ona göre.

Hakan Şükür, sen de espriye devam, bayat komedyenlikte Bekir Coşkun sana rakip olacak bu gidişle.

Popularity: 24% [?]

Düzeltelim

FST 25 Nisan 2008

hakan2.jpgHakan Şükür “Kutlu Doğum haftasına yakışan bir derbi olsun” dedi diye kopan bir fırtına var, ben de izliyorum. Öncelikle Hakan Şükür’ün söylediği saçma sapan birşey. Bir futbol maçının Kutlu Doğum olarak adlandırılan bir “haftaya” yakışması başlı başına anlamsız, lüzumsuz bir cümledir. Hakan Şükür’ün bayat esprileri bile bu cümleden daha anlamlıdır. Kutlu Doğum haftasına yakışan bir derbi nasıl olur ki? Oyuncular (tabii ki her iki takımın çoğunluğu hristiyan, Türklerin de bir kısmı dinle imanla ilgisiz olduğunu geçelim) maçtan önce bir takım ibadetler, salavatlar mı getirecekler? Bu cümle ile sert bir oyun olmasın mı denmek isteniyor? Anlayan beri gelsin.

Kutlu Doğum Haftası da devlet eliyle tutturulmaya çalışılan bir yanlışlıktır, Noel Baba karşısına Hz. Muhammed’i koymaya kadar gidecek yorumlar yapılır ki, Müftülüğün İzmir’de yağlı güreş yaptırması, Diyanet İşleri reisinin millet parasıyla ABD gezisi yapması bile Kutlu Doğum icadının getireceği başka tehlikelerin yanında hiç kalır. Benden uyarması, iyi niyetle “Kutlu doğum sayesinde insanlar Hz. Muhammed’i tanıyacak” diye düşünenler fena halde saflık ediyorlar.

Gelgelelim, Hakan Şükür’ün ettiği tuhaf lafa karşı Hürriyet, Milliyet başta ilerici medyanın “yobazlar saldırıyor” mealli yaygarasına da sessiz kalamam. Bu adamların duyargaları İslam dini ile uzak veya yakından olumlu ilişkilendirilebilecek bir hadiseye karşı maksimum derecede açık. Çoğu yalan, kalanı da saptırma olan konularda yaptıkları pislik zaten meydanda. Yalnız bu noktada bir hata yapılıyor, “Hürriyet, Milliyet başta din düşmanı kesimler” deniyor. Burayı düzeltelim.

Bunlar genel anlamda din düşmanı değil, Türkiye’de yaygın Sünni müslümanlık düşmanıdır. Mesela Yahudilerin garip uygulamaları, Ortodoksların, Katoliklerin, ABD’deki bazı ilginç mezheplerin yaptıkları, İmamiye Şiasının zincirle kendilerine işkence etmesi, Alevilerin semah dönmesi, Hacı Bektaş etkinlikleri vs. ilgili kesim tarafından ya dikkate alınmaz ya da kültürel bir hoşluk olarak verilir.

Hürriyet vs. din düşmanı değildir, tamam dindar, dinle ilgilidir de demiyorum ama en azından genel olarak dine değil İslamın sünni kısmına düşmandırlar. Bunun da şu konjonktürdeki sebeplerinden biri, geçmişten gelen kin yanında, şu an için sünnilerin AKP ile ilişkilendirilebilme ihtimali olsa gerek. Sonuç olarak iki tespit yapalım, Kutlu Doğum devlet eliyle icra edilen bir yanlışlıktır, Hürriyet ve şürekası Sünni müslüman düşmanıdır.

Hakan Şükür ise gitsin bayat espri yapsın.

Popularity: 26% [?]

İleri »

Kapat
E-posta ile paylaş