'Güncel' Arşivi

TRT ve Eski Günler

FST 17 Nisan 2008

ibo.JPGEski günleri hatırladım, Anti-TRT diye bir sitede arada paslaştığımız dostlar vardı. Herkes yalan oldu, herhalde ben de Küba, İzmir, Çankaya gibi yıkılan son kale durumuna düşeceğim. O güzel günlerde TRT’nin ardından atar tutardık, dün TRT İbrahim Tatlıses ile anlaşıyor filan denince bunları hatırladım. Haber şöyle:

İbo Show için TRT’den bölüm başına 65 bin YTL alacağı belirtilen Tatlıses VATAN’a konuştu: O paraya program yapacak insan değilim
[…] Konuyla ilgili VATAN’a konuşan sanatçı şöyle dedi:

“Ben atv’de yaptığım programdan 150 bin YTL alıyordum. 65 bin YTL’ye program yapacak insan değilim. Bu iddialarla beni aşağı çekmeye çalışıyorlar, fiyatımı düşürmek istiyorlar. Bunu duyan, ’Gel 100 bin YTL’ye program yapalım sana’ diyor. Benim yapım şirketim bir kanala program yapıyor. Reyting almıyor, bana malediliyor.” Tatlıses, TRT ile henüz sözleşme imzalamadığını belirterek, şöyle konuştu: “Gün konusunda henüz anlaşamadık. İbo Show’un günü, pazardır. İzleyicilerin alıştığı bildiği bir gündür. Ancak TRT hafta içi yapmak istiyor. Ben de pazar gününde ısrarlıyım. Yarın biraraya geleceğiz ve kesin olarak konuşacağız. TRT’de yer almak istiyorum. Çünkü bizim ilk göz ağrımızdır.

TRT bizim de ilk göz ağrılarımızdandı be İbo, şimdi pek haber çıkmaz oldu. Neyse, alacağın para sana helal olsun, tabii inşallah Yüksel Altuğ’un dediği gibi elektrik faturalarımıza bir İbo zammı yemeyiz.

İbo demişken şu klibi mutlaka izleyin, beğeneceğinizi tahmin ediyorum.

Popularity: 13% [?]

Kahraman

FST 17 Nisan 2008

herkul.jpgKaradeniz Ereğlisi’nde 2006 yılında dikilen Herkül heykeli gece vakti yerinden sökülmüş, yerine başka bir şey konulmuş. Hayır, Atatürk değil, Sekiz Alemdar Kahramanı diye bir şey Herkülü ikame eden. Olayın hikayesi şöyle:

Zonguldak’ın Ereğli ilçesindeki sahil bandına dikilen, Yunanlıların mitolojik kahramanı Herkül heykeli gece yarısı operasyonuyla kaldırıldı. Belediye başkanının talimatıyla kaldırılan Herkül heykelinin Cehennemağzı Mağarası’na taşınacağı bildirildi.

VATANDAŞLARDAN TEPKİ

Mitolojik çağın simgelerinden olan Herkül heykeli, 2006 yılında eski belediye başkanı Halil Posbıyık tarafından yaptırıldı. Vatandaşlar ise, “Kendi milli kahramanımız yok mu?” diye Herkül heykeline tepki gösterdi ve heykelin varlığı tartışma konusu oldu. Heykel kaldırılmak istendi ancak çeşitli nedenlerle bundan vazgeçildi. Eski başkan Posbıyık’ın, 22 Temmuz genel seçimlerinde Demokrat Parti’den milletvekili adaylığı nedeniyle başkanlıktan istifa etmesi üzerine, Belediye Meclis üyesi Murat Sesli, Meclis üyeleri arasında yapılan seçimle, Ereğli Belediye Başkanı oldu. Başkan Sesli, kısa süre önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından rozeti takılarak AK Parti’ye geçti. Başkan Sesli’nin talimatıyla Yunan kahramanının heykeli, gece saat 04.30′da başlayan operasyonla kaldırıldı. Belediye çalışanları, gece saatlerinde Herkül heykelinin bulunduğu sahil alanına gelerek, vinç yardımıyla heykeli parça parça yerinden kaldırdı. Herkül ile ilgili olarak hazırlanan bilgilendirme yazılarının da kaldırıldığı görüldü. Başkan Sesli, sahildeki Herkül heykeliyle ilgili daha önce açıklamalar yaptığını, heykeli Cehennemağzı Mağarası’nın bulunduğu bölgeye koymayı düşündüklerini ve heykelin bu nedenle yerinden kaldırıldığını söyledi. Sesli, “Heykelin kaldırıldığı yere, Sekiz Alemdar Kahramanı’nın anıtı yapılacak” dedi. Sesli, heykelin gece yarısı yerinden kaldırılmasını ise, “Gece kimseyi rahatsız etmemek için bunu yaptık. Gündüz ve akşam sahilde insanlar geziyor. Bu çalışmayı, insanları rahatsız etmemek için gece yaptık” diye açıkladı.

HERKÜL EFSANESİ
Mitolojide Herkül’ün, cehennem köpeği Kerberus’u kaçırmak için yeraltı Tanrısı Hades’in yönettiği, hiçbir ölümlünün geri dönemeyeceği “Ölüler Ülkesi”nin yer aldığı Cehennemağzı Mağarası’na indiğine inanılıyor. Herkül’ün, Ölüler Ülkesi’nin bekçisi üç başlı ve yılan kuyruklu köpek Kerberus’u, Olimpos Tanrıları Hermes ve Athena’nın yardımıyla Cehennemağzı Mağarası’ndan, yeraltındaki Ölüler Ülkesi’ne inerek kaçırdığı belirtiliyor.

Demek Herkül’ün bir heykeli varmış, hayret Karadeniz Ereğlisinde bir tur atmışlığım, Demir Çelik tesislerinin lüks restoranında ucuz yemek yemişliğim de vardır. Ünlü reçelimiz diye bir şey satmışlardı, onu da hatırladım, eve döndüğümüzde şekerlenince çöpe atmıştık. Neyse, bileydim sahil boyundaki gemilerin önünde değil Herkül Heykelinin önünde bir resim çektirirdim.  Bak, şimdi kaldırmışlar bir mağaranın ağzına koyacaklarmış. Nereden yol düşüreceğiz bir daha oralara.

Peki vatandaşın tepkisine ne diyelim? Bence çok isabetli söylemişler. Karadeniz Ereğlisi taş devrinden beri bir Türk yurdu olduğundan oraya Herkül gibi bir ucube ve çırılçıplak bir edepsiz değil öz be öz milli bir kahraman yakışır. Gerçi Yunanlıların aslında Türk olduğu da söylenir ama şimdilik bunu ihmal edelim. Kaldı ki adamın efsanesinde de iş yok. Cehennem köpeği filan var. Hiç köpeğin üç tane başı mı olur? Yalan olduğu besbelli. Halbuki bizim Ergenekon efsanesine bak, adam gibi tek kafası olan bir kurt ulusa önderlik ediyor ve dört dağ arasından çıkıp gidiyorlar. Tabii bugünkü manzaraya baktığımızda “hay yerinizde oturaydınız, Kurt sen de yanlış yapmışsın, gerçi bileydin yol göstermezdin ama kısmet işte” diyen de çıkabilir. Konuya dönersek, heryeri çıplak olan Herkül nam yarı tanrı keferenin heykelinin henüz AKP’ye geçmiş, bu sebeple bir madalya ile onurlandırılmış belediye reisince, üstelik de vatandaş rahatsız olmasın diye gece 04.30 civarında mübarek sabah namazına bir iki saat kala indirilip hak ettiği cehenneme yollanması iyi olmuş. Peki yerine ne konuluyor?

Haberdeki resimde “Herkül’ün heykelinin kaldırıldığı alana, Milli Mücadele döneminde harp malzemesi taşıyan gemileri kollama görevini üstlenen Alemdar Gemisi ve mürettebatının tasvir edildiği anıt dikilecek” denmiş. İşte bu olmadı. Sen koca Yunan kahramanını kaldır ama yerine görevi sadace kollama olan bir teknenin mürettebatını koy. Buna itiraz edilir işte. Bence madem Yunan Efsanesini beğenmedik, milli kahraman arıyoruz, hemen elimizde Ergenekon efsanesi yok mu? Alın size heykel malzemesi. Mesela darbeci 3 paşanın heykeli çevresinde Veli Küçük, İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu, Kerinçsiz, Perinçek’tan oluşan “8 adam heykeli” uygun düşmez mi? Ergenekon efsanesi Karadeniz Ereğlisinde yaşatılmış olur, Herkül ayıbı da temizlenir, vatandaş namusu temizlendiği için rahat bir nefes alır.

Tabii ille de efsane olmasın, Milli Kahraman yeter deniyorsa, Deli Dumrul, Bamsı Beyrek, Nasreddin Hoca, İsmet Paşa, İnternet Mahir, Fatih Terim gibi kahramanlar da düşünülebilir. Özellikle son isme dikkat edin.

(Bir de aklıma geldi, sekiz alemdar yerine Polat Alemdar da iyi giderdi)

Popularity: 12% [?]

Şaka gibi lan

FST 14 Nisan 2008

barosso.jpgAB Komisyonu başbakanı Barosso Türkiye’de epey iz bıraktı, işin açığı ben de adamı beğendim fakat iki gaf yapmış ki, olacak şey değil. Allahtan kendisine yetkili makamlarca had bildirilmiş, edep, erkan öğretilmiş. Malum Türkiye’de kafaya geçen gerçek çuvalın intikamı filmde alınır, gerçek dünyadaki fukaralık, ileri ülkeler karşısındaki eziklik tarihte şunu yapmıştık masallarıyla örtülmeye kalkılır. Yahut bilemediniz “canım Araplar daha mı iyi” diye meşrulaştırılmaya kalkılır. Neyse durduk yerde ders vermeyeyim, ne de olsa Fatih Terim değilim, Barosso ülkemizde çok önemli iki iz bıraktı, şunlara bir bakalım.

Öncelikle sayın AB yetkilisi Anıtkabir’deki müzeyi gezerken eli cepte dolaşmış. Haklı olarak hepimiz infiale kapıldık. Mesela ben ilk olarak Portekiz’e Türk usulü bir ders verilmesi gerektiğini düşündüm. Elbette bu ders ancak bir film yoluyla verilebilir. Barbaros Hayrettin Paşa’nın şamarını az yememiştir bunlar, iki tane de Polat Alemdar aşkeder, hadlerini bildirirdik. Mesela “Kurtlar Vadisi: Akdeniz’de Şamar” filmiyle Portekiz’in canına okunabilir. Polat ve adamları tekme tokat girişip Anıtkabirde el cepte gezmek neymiş yedi düvele gösterirler. Tabii Yeniçağ Gazetesi Polat’a iş düşürmemiş. Detaylarda Barosso’ya bir Nutuk hediye edildiğini de öğrendiğimiz haberin genel mesajı kısaca: “Çıkar Lan Elini Cebinden” veciz cümlesiyle özetlenmiş. Yeniçağ Gazetesine tek diyebileceğim “Aferin lan hergeleler” olacak. Taşı gediğine koymuşlar. Gazetede şunlar da yazıyor:

Ata’nın huzuruna çıkarılan AB Komisyon Başkanı’nın küstah tavırları öfke yarattı

Ajanlarına TBMM’de inceleme yaptıran, Türkiye’nin içlerine karışan, bağımsız Türk yargısına baskı yapmaya kalkışan Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı J. Manuel Barroso, Türk milletini çıldırttı. Sömürge valisi edasıyla geldiği Ankara’da, Anıtbakir’e götürülen ecnebi, alçak tavırlarını burada da sergiledi.

Milli benliğin yoksa av olursun

Atatürk’ün manevi huzurunda soytarı gibi dolaşan Barroso, Büyük Önder’in, “Milli benliğini bulmayan milletler başka milletlerin avıdır” yazılı özdeyişinin önünden eli cebinde geçti. Gazetemizi arayan vatandaşlar, “Bunlar mandacı tavrıdır” diyerek tepki gösterdi.

Müstemleke valisi gibi

Atatürk’ün huzurunda alçakça tavırlar sergileyen Barroso, Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada ise 301 dahil birçok konuda küstahça emirler yağdırdı

Barosso’ya ikinci ders CHP genel başkanı Baykal tarafından verilmiş. Bu Barosso denen densiz yaptığı bir konuşmada “mucize” kelimesi geçince etrafa “yahu mucize dedik, laiklik için problem oluşturmasın” diye bir nükte yapmış. Ne büyük küstahlık. Adam alenen bizdeki laiklik anlayışının düpedüz hödüklük olduğunu ima ediyor, dalga geçiyor. Milliyet gazetesinde son derece uyduruk şeyleri büyük önem arzediyormuş gibi yazan Fikret Bila bakın neler demiş:

AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye ziyaretinin İstanbul ayağında, bazen siyasi gelişmelerde mucizeler olur, dedikten sonra, “Mucize sözcüğünü, laikliğe karşı algılanmayacağını düşünerek söylüyorum” diye espri yapmış.

Barroso’nun esprisinden, Türkiye’de halkın önemli bir kesiminin laiklik konusunda duyduğu endişeyi hafife aldığı anlaşılıyor. Ankara’da TBMM çatısı altında sarf ettiği, Türkiye “köktendinci eğilimlere güçlü bir alternatiftir” sözünün önemiyle ve ağırlığıyla pek uygun düşmedi. Laiklik konusunda endişe duyanlara “alaycı” bir gönderme niteliğindeki “şaka”sı, “AB Komisyonu Başkanı” sorumluluğu açısından da yakışık almadı.

“Şaka konusu değil”

Barroso’nun bu alaycı yaklaşımı, CHP lideri Deniz Baykal’ın da dikkatini çekmiş. Baykal, laikliğin Türkiye için taşıdığı yaşamsal öneme vurgu yapıp “Bu şaka yapılacak bir konu değildir” diyerek tepki gösterdi.
Baykal, laiklik olmadan demokrasinin yaşayamayacağına vurgu yaptı. AB yöneticilerinin bunu iyi anlamaları ve iktidarın dışındaki Türkiye’yi tanımaları gerektiğini belirterek, Barroso’ya mesaj göndermiş oldu.

Baykal’dan üç mesaj

CHP lideri Baykal, Türkiye’nin kurtuluş ve demokrasi mücadelesini Batı’ya rağmen yaptığını anımsatarak şu değerlendirmede bulundu:
“1- Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk, kurtuluş mücadelesini maalesef Batı’yla çatışarak vermek zorunda kalmıştır. Kurtuluş mücadelemiz Batı’nın desteğiyle değil Batı’ya rağmen başarıya ulaşmıştır.
2- Türkiye demokrasiye de kendi iradesiyle geçmiş ve demokrasi mücadelesini de Batı’nın desteğiyle değil, ona rağmen kazanmıştır. Türkiye demokrasi mücadelesi verirken askeri müdahalelerle karşılaşmıştır. Batı ise hep askeri yönetimlere destek olmuş, 12 Mart’ta da, 12 Eylül’de de demokrasi mücadelesi verenlerin yanında olmamıştır. Bizler sürülürken, Zincirbozan’a sürgüne giderken, Batı askeri yönetimlerle çalışmayı tercih etmiş; demokrasiye müdahale edenlerden ‘bizim çocuklar’ diye söz etmiştir.
3- Şimdi öyle anlaşılıyor ki, Türkiye laiklik mücadelesini de Batı’nın desteğiyle değil, Batı’ya rağmen yapacaktır. AB yöneticilerinin laikliği ihlal edenlerle birlikte olması bunu gösteriyor. Biz laikliği Avrupa gibi yüzyıllar süren bir mücadeleyle elde etmedik. Kolay elde ettik. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar, dünya deneyiminden hareketle laikliğin önemini gördüler ve bu ilkeyi yerleştirdiler. Çağdaş, modern Türkiye’yi böyle inşa ettiler. Ama bugün, laikliğe karşı çıkanlar işbaşına geldiler.”

Baykal ders yanında çeşitli mesajlar da vermiş. Laiklik konusunda söylediği de tam isabet. Türkiye’de “ateşle oynama” denirdi şimdi “laiklikle şaka olmaz” da literatüre giriyor. Hakikaten öyledir, birinin başına bela getirmek için en ciddi hamle laiklikle ilgili bir suç isnat etmektir. Misal tanıdığım ateist bir profesör için “namaz kılıyor” diye iftira atılmış, adamın başı belaya girmişti. Tabii Barosso ne bilsin, adam uluorta laiklik anlayışımızla dalga geçiyor. Halbuki Türkiye’ye gelmeden bir deyimler sözlüğü açsa “laik olmayan insan sayılmaz”, “laik olmayan adam değildir” gibi A. N. Sezer vecizelerini görmesi işten bile değildi.

Sonra şunu da anlamak mümkün değil. Kardeşim siz kim oluyorsunuz, dünyaya laikliğin ne olduğunu Türkler öğretmiştir. Hala Fransa gibi bir kalede bile lisede dini simge olur mu diye tartışma yaşanıyor, üniversitelerde başörtüsü diye bir mesele yok. Kilise denen müessese tüm ihtişamıyla laik Batıda hüküm sürüyor. Tabii anlamazsın laikliğin gerçekte ne olduğunu böyle gülersin aklınca. Aslında biz sana gülüyoruz.  Dünyaya öğrettiğimiz tüm değerler yanında laikliği de yakında öğreneceksiniz. Diğer değerlerin şu anda hatırlayamadım, bir ara sayarız. Yoğurt, kebap filan vardı herhalde.

Bu arada Baykal’ı alkışladım ama saydığı maddelerde bir iki yer dikkatimi çekti, alkışımın dozu biraz düştü, mesela ilk maddede demiş ki “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk, kurtuluş mücadelesini maalesef Batı’yla çatışarak vermek zorunda kalmıştır. Kurtuluş mücadelemiz Batı’nın desteğiyle değil Batı’ya rağmen başarıya ulaşmıştır.” Ne alakası var, 1921′den itibaren İngiltere, Fransa filan bu işi bırakmıştı. Kurtuluş Savaşı dolaylı da olsa Batının desteğiyle kazanılmıştır, belki Yunanlılar “Batı bizi başta destekledi sonunda sattı” diye şikayetlense anlarım. Ortada yedi düveli geçtik, Yunanlılar dışında kimse kalmamıştı. Rusya’nın bize yolladığı para filan da cabası. Engin Ardıç bir ara yazmıştı, oradan bakılabilir.

İkinci madde tümden yanlış: “Türkiye demokrasiye de kendi iradesiyle geçmiş ve demokrasi mücadelesini de Batı’nın desteğiyle değil, ona rağmen kazanmıştır.” Boş laf, II. Dünya Savaşını ABD kazandıktan sonra bizimkiler can havliyle demokrasi gemisine atlamak zorunda kalmışlardır. Amerikan sopası olmasa kimse elindeki tatlı tek parti imkanını bırakır mı? Baykal da siyaset bilimi doçenti deniyor ama ne iş anlamadım. Gerçi Fatih Terim’in profesör olduğu yerde herhalde Baykal’a en fazla doçentlik düşer.

3. Madde de saçma, “Şimdi öyle anlaşılıyor ki, Türkiye laiklik mücadelesini de Batı’nın desteğiyle değil, Batı’ya rağmen yapacaktır. AB yöneticilerinin laikliği ihlal edenlerle birlikte olması bunu gösteriyor.” denmiş. Bunu şöyle düzeltelim “Batı kendi anladığı daha özgürlükçü bir laiklik anlayışını bizim zorbalığımızla değiştirmek istiyor” demek istiyor herhalde ki, ben de Batının bu kanaatte olduğunu zannediyorum. Batının ipine sarılmak lazım. Mustafa Akyol iyi bir yazı yazmış “Modern dikta rejimlerinin hemen hepsi “bağımsızlık” meraklısıdır” diyor. Bizdekilerin anladığı tarzda tam bağımsızlık mı olur, bak AB ülkelerinin hiçbiri tam bağımsız filan değil. Dünyada Kuzey Kore, Küba (ki o da elden gidiyor) ve Venezuela gibi yerler dışında tam bağımsız yer mi var, illa ki BM, ILO, NATO, AB, NAFTA, AFTA bir yere bağımlısın. Boş laf işte. Kulağa hoş mu geliyor nedir. (Öküzler için özel not: burada yazılandan “Türkiye bağımsız olmamalıdır” manasını çıkarmayın, lan.)

Uzatmazsak, Barosso Türkiye’den geldi geçti, iki nala bir mıha vurdu, AKP’nin denyoluğu bırakıp AB yörüngesine girme dışında şansı olmadığını 3 sene sonra yediği sopayla hatırlaması gerektiğini pekiştirdi, bu arada Yeniçağ ve CHP’den de bir ayar aldı, hepsi bu.

Fikret Bila sen de saçmalamayı kes, yok “alaycı gönderme” imiş falan. Ne zannediyordun, AB yetkilisi gelip “süper bir laiklik sisteminiz varmış, bizimkilerde kafa olsa bunu alırdı, hele demokrasiniz cihana nümunelik” mi diyecekti yani? Bize millet bir tarafıyla gülüyor, Barosso devlet adamı olunca nükte havasında biraz dalga geçmiş o kadar. Herhalde kapalı kapılar ardında “yahu ne moloz memleketmiş, gelip görmek lazım” diye gülmekten bir hoş olmuştur.

Popularity: 23% [?]

Spor yazısı: Lafım dinlense

FST 12 Nisan 2008

bjktarfa.jpgFenerbahçe Chelsea tokadını yiyip oturdu, en azından o muhabbet bitecek, kafamız daha fazla şişmeyecek. Bu arada Chelsea de kofti takımmış. Liverpool bunları böyle oynarlarsa perişan eder. Tabii Chelsea de Fenere karşı oynar gibi ipe un sermeyecektir, bakacağız artık. Yalnız ben Fener yarı finale çıktı sanıyordum, baktım bir sürü takım daha varmış. Yahu bu kadar tantana çeyrek finale çıkıldı diye mi yapılıyor? Bir de bu Chelsea’yi Beşiktaş İngiltere’de yamultup 2-0 yenmemiş miydi? Sonra 2-0 yenildi, 2:2 denlik var. Fener 3 yemiş 2 atmış. Nasıl başarıysa. Ayıp denen birşey var. Galatasaray’ın artık tarih olmuş olsa da gerçekleştirdiği başarıların yanında Fenerbahçenin çeyrek final oynayıp elenmesinin lafını etmek bile söz konusu olamaz. Tabii Galatasaray’ın aynı bizim tarihteki eski başarılarımızla övünmemiz gibi fi tarihindeki bir kupayla övünmesi de ayrı mesele. Nerde kardeşim yeni kupalar? Nal toplanıyor.

Gelelim Beşiktaşa. Daha önce söyledim, karizma problemi olan teknik adamla bu iş yürümez. Toşak, Lucescu gibi kariyerli adamlara bak bir de bizim “yerlilere”. Yahu Rıza Çalımbay gibi bir adam bile koca Beşiktaşın başına getirildi, olacak şey değil. Ertuğrul’un bari biraz boyu uzun. Bunlarla bu iş olmaz. Şöyle medyanın önüne çıktı mı ekranı doldurması lazım adamın. Bizimkilerin geleceği maksimum nokta Fatih Terim’dir. Bak, Mustafa Denizli biraz farklı ama Beşiktaş nedense şu adamı değerlendirmedi. Gerçi onun da kariyerinde bit yenikleri var ama tipi düzgün adamın. Kısaca Beşiktaş’ın yapacağı iki hamle var, bir Ertuğrul derhal gönderilmeli, FST derhal futbol şubesine danışman yapılmalı.

Beşiktaşta ne kadar adı duyulmamış ikinci sınıf yabancı varsa, tümü gönderilmeli, 5 ucube yerine 2 klas adam alınmalıdır. Keseyi doldurmaya bakan yönetici-menejer çarkı kırılmadıkça Diatta ve adını telaffuz edemediğim sayısız adamla nal toplanmaya devam edilir. Holosko iyi ama geç alındı. Ricardinho, Delgado başta tüm yabancılar ile terbiyesiz yerliler derhal kovulmalıdır. Aslında bunları daha evvel de söyledim ya, dinleyen olsa. İşte Kasım ayında şöyle demişim:

essekfener.jpgMalum Fatih Terim ve ulusal rezaletten sonra Beşiktaş da Türk Rezalet Tarihine adını altın harflerle yazdırmayı başardı. Liverpool bir hafta önce tesadüf eseri alınan 2-1 galibiyet üzerine boşa şişinen Beşiktaşa tabiri caizse “gol olup yağarak” kaleyi kalbura çevirdi. Ben maçı heyecansız şekilde yan gözle izledim, başka işle meşguldüm ama bizimkiler şanslı olmasa ilk yarıda bu skora erişilmesi işten değildi. Beşiktaş da alem takım. Başına gençten eski futbolcu acemi bir oğlan getirmişler, yahu o ne anlar büyük takım idaresinden? Taraftarın “Tüpçü” diye dalga geçtiği başkan Demirören kendi şirketini acemilere mi yönettiriyor ki tutup vizyonsuz Anadolu çocuklarını takımın başına geçiriyor? Sonunda bunların olacağı bir Fatih Terim, gerçi o mertebeye çıkmak her yiğidin harcı değil ya. Ertuğrul Sağlam’ın tez elden utanıp takımı terk etmesi gerekirken hala “yol kazası” lafı ediyor. Bir de Fenere, hakemlere filan pislik atıyor. Yahu, Liverpool sizi rezil etmiş, Fenerin kabahati ne? Köylü kafa, bunlardan adam olmaz. Olacakları Fatih Terim’dir. Tabii ingilizce düzeyini bilmiyorum.

Bir de futbolculara baktım. Adını duymadığım, telaffuzunu bilmediğim garip tipler. Bobo nedir, eskiden çizgi film kahramanı Ayı Yoginin yamağı vardı, ufaktan bir ayı, Bobo onun adı. Bir defa ismi faul adamın. Tello, Çello, Hingunin, Diyatta bunlar nedir, kim bunları toplayıp getiriyor, insaf edin yahu. Bir de bu adamlara şu kadar milyon dolar ödeniyormuş. Tamam, anladık menejer-yönetici üçkağıtla cep dolduruyor ama taraftara da biraz acımak lazım. Altı tane kelek yabancı alacağına bir tane sağlam adam al. Bir de kazma adama acımamak lazım. İbrahim Üzülmez türü ne yaptığını bilmez adamlarla işe gidilmez. Eskiden Recep vardı, bu da onun varisi. Ricardinho, Delgado diye iki adam var, çıtkırıldım, Roberto Carlos’un tek bacağı bu ikisinin belinden kalın. Delgado gitsin mankenlik yapsın, futbolcu dediğin biraz sert, sağlam olur.

Beşiktaş taraftarı da kusura bakmasın, çarşı grubu artık iyice hödükleşmeye başladı. Bir defa şu iğrenç “Kartal gol, gol, gol” tezahüratını hangi dangalak çıkartmışsa tez elden bıraksınlar. Madara oluyorsunuz, rakipler alay ediyor. Bırakın bu yaratıcı mesajlar ihtiva eden pankart açmayı filan. Abuk subuk bağırtıyla maç kazanılmaz, takım motive edilmez. Futbolcular sizin böğürtünüzden top oynayamıyor.

Kısaca, Beşiktaş son 4 haftadaki rezil oyunuyla diğer ikili ediyle büdünün ikram ettiği şampiyonluk imkanını elinin tersiyle itmiştir. Bunda kabahat dün medyaya “Artık kalan maçları kazanıp ligi bitirebileceğimiz en iyi yerde bitirmek istiyoruz. vs…” şeklinde beyanat veren Ertuğrul Sağlam’a aittir. Yahu kardeşim, 8-0 rezilliği üzerine çekip gitmediniz topluca, bizim oğlanı da hasta ettiniz. Yok ligi en iyi yerde bitirecekmiş, sana bunu soran yok, ligin en kelek takımlarına (Fener dahil) verilen puanların hesabını verin bakalım. Bir de Holosko’yu beğendim. Aferin, gerçekçi oğlanmış. Geçenlerde şöyle demiş:

BEŞİKTAŞ, dün gece Gençlerbirliği OFTAŞ’a yenilerek şampiyonluk yarışında gerilerde kalırken, siyah beyazlıların yıldızı Filip Holosko, daha maça çıkmadan hedeflerinin zirve veya ikincilik değil, üçüncülükle UEFA Kupasına katılma olduğu itirafında bulundu. Slovak futbolcu UEFA’nın internet sitesinde dün yayına konulan röportajında, “İkincilikle Şampiyonlar Ligine katılabileceğimizi düşünmüyorum. Ligde üçüncülük ve UEFA Kupasına katılma hakkını elde etmeye konsantre olmaya ihtiyacımız olduğunu zannediyorum” dedi.

Haşşöyle yahu. Yalaka futbolcu geyiğinden bıkmıştık, çocuk gerçeği söylemiş. Yalnız bu kafayla Beşiktaş dördüncülüğe de dua edecek hale gelebilir. Uzun lafın kısası, 3 hödüklerin rezilliği ortada, Yiğido denen Sivaslılarda da iş yok, bunlar asansör, seneye düşüp giderler. Önümüzdeki yıl Beşiktaş tez elden şöyle oturaklı bir teknik adamla 2 sağlam yabancı denk getirirse işi bitirir, Galatasaray ve FB’den iş çıkmaz. Avrupada ise komple rezillik görünüyor.

Bu arada BJK taraftarı ayaklanmış, futbolcuları biraz adam etmek üzere yola düşmüşler, gazaları mübarek olsun. Lafımı dinlemeyen BJK yönetimi de biraz uğraşsın bakalım. Bir millet uyanıyor, yeter söz taraftarın. Bir de şey mi vardı, durmak yok yola devam. Herneyse.

Popularity: 19% [?]

Prof. Dr. Fatih Terim

FST 10 Nisan 2008

terimcubbe.jpgFatih Terim’e Fatih Üniversitesi öğrencileri profesör ünvanı vermişler. Ben de yılda 1-2 kere yaptığım gibi bir spor yazısıyla gündemi analiz edeyim diyordum, haftaya damgasını vuran diğer konular olarak; lüzumsuz yere şişirilen Fener balonunun fıslaması, Beşiktaş’ın kendisine ikram edilen şampiyonluk şansını bile değerlendiremeyecek kadar aciz vaziyeti, Galatasaray teknik direktörünün yaş haddinden kovulması ve sair önemsiz şeylerden bahsedecekken Fatih Terim bombası gündeme düşüverdi. Diğer konuları başka zaman ele alalım. Fatih Terim’e profesör ünvanı verilmiş, bir saattir resme ve sağda soldaki yorumlara bakıp gülüyorum. Resimdeki tiplerin haline bakın, çoğu gülmemek için kendini zor tutuyor. Kolay mı, önlerinde hem bir imparator hem de profesör var. Terimin demeç de süper:

Fatih Üniversitesi Öğrenci Konseyi Başkanlığı, Hadımköy’deki kampüste düzenlenen törende Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim’e “Futbolun Profesörü” unvanı verdi. Cübbe giyen ve görkemli bir tören sonrası bu özel unvana ulaşan Terim, Fatih Üniversitesi tarafından ilki gerçekleştirilen “Fatih World Cup”ın açılış töreninden sonra yaptığı açıklamada; ilim ve irfan yuvasında bulunmaktan dolayı büyük mutluluk duyduğunu ifade ederek, “Güzel bir şey düşünmüşsünüz, teşekkür ediyorum. Profesörlerimizin de sağduyusuna ve anlayışına sığınarak bu unvanı kabul ediyorum” dedi.

Terim’e büyük ilgi göstererek, “İmparator Fatih Terim” ve “Profesör Fatih Terim” diye tempo tutan öğrenciler, hatıra fotoğrafı çektirebilmek için de adeta birbirleriyle yarıştı. Törene, Fatih Terim’in yardımcıları Müfit Erkasap, Oğuz Çetin ve Metin Tekin de katıldı.

Madem Fatih Terim profesör olmuş, Müfit Erkasap’a doçent, Oğuz ile Metin’e de kafadan doktora derecesi neden verilmemiş, doğrusu ayıpladım. Aklınıza haklı olarak “yahu Fatih Terim önceden yüksek lisans, doktora yapıp doçent olmuş mu ki şimdi profesör yapılıyor” sorusu gelebilir. Bunu ben de düşündüm ve şu çözümü buldum. Şimdi doktora sonrası doçent olmak için basit bir dil sınavından 100 üzerinden 65 almak gerekiyor. Fatih hocanın ise özgüveni, yahut cahil cesareti, 100 üzerinden 150 olmakla beraber geçen aylardan biliyoruz ki dil puanı bu barajı aşmaya yetmeyebilir. Dolayısıyla şimdi Fatih üniversitesi kalkıp “hocam sana profesör ünvanı vereceğiz ama bu iş için ingilizce belgesi şart” deseler hoca sittin sene 65 puanı alamaz. En iyisi “sen futbolun profesörüsün, bu iş için ingilizce bilgisine ihtiyaç yok” diyelim demişler olsa gerek. Gerçi geçen günlerde Terim’in ingilizceyi ilerlettiğine dair bir rivayeti de aktarmıştım ama orada bir bit yeniği var.

Öte yandan Fatih hoca “bulunduğu yeri ilim ve irfan yuvası” olarak adlandırıp profesörlerden özür dilemiş. Ben birkaç profesör tanırım, sakın onların sağduyusuna filan güvenmesin. Bu adamlar Fatih Terim’le yarışacak egoya sahiptirler, sağduyuyu bırakın, herhangi bir duyuları da yoktur. Çoğu kibirli paragözlerdir. Büyük kısmı 20 senelik bayat bilgiyi bilir edayla satmaya kalkar, asla yeni birşey öğrenip ders almaz, sürekli ders verirler. Eh, Fatih Terim de “ben ders almam ders veririm” dememiş miydi? Al sana birinci sınıf bir profesör. Fatih hocam sen ezelden profesörmüşsün haberin yok. Ha, birçok profesör Fatih Terim kadar dahi ingilizce de bilmez, oradan da sıyırdın hoca, iyisin. Mesela ben akdemisyen olsam asla doçentin üstünde ünvan almak istemem. Profesör kelimesi genelde öğrenciler ve halk arasında alay konusudur. Doçentlikten öteye geçmemek lazım.

Bir de eskiden ordinaryüs Lefter vardı. Hey gidi günler. Fukara öyle koftiden futbolcu da değildi Fatih Terimle kıyasla. Terimin profesörlüğe giden kariyerinde sadece bir yere işaret etmek isterim. Hayır, Milan’dan efsane kovuluşu değil, Liverpool-Milan şampiyonlar ligi maçında yorumculuk yaparken “Milan 3-0 öndeyken maçı çevirmek mümkün değil” demiş, daha ağzını kapatmadan Liverpool Milan’a leblebi gibi gol doldurup kaleyi kalbura çevirivermişti. İşte profesörün tam da bir profesöre yakışacak şekilde boş konuşma örneği. Geleceği belliymiş adamın. Gerçi ben olsam “Ulan koca İmparatorum bana profesör payesi mi veriyorsunuz, terbiyesiz herifler” diye olay çıkarırdım ama artık Fatih hoca ne düşündüyse çocukları bozmamış.

Fatih Terim, artık profesör de oldun, Milli Takım patronluğu yanında ek ders parası, Fatih Üniversitesinden döner sermaye payı filan da istersin. Bundan sonra sana kimsenin gücü yetmez, belayı tam bulduk.

Kısaca;

We find exact the trouble, we will look to the front, this is something everything, okezyanuz tabelus.

(Not: Şu linki yeni gördüm. Şuradaki ciddiyet de kayda değer.)

İlgili Yazılar:

Ecole, Facebook, Cografya, Norvay Travel, İspanyolca, NTV’den terbiyesizlik, Kabak tadı, Kır Emri, Norveç seferi, Sayın Maymun, Arıza, İmparator, Pazarlık

Popularity: 21% [?]

Ya ne deseydi

FST 31 Mart 2008

sahin.jpgBana göre gereksiz yere başörtüsü konusunda ulusalcı kesime malzeme sağlama fonksiyonu üstlenen ve geçenlerde başına gelen bir hadise sebebiyle kendisine destek olduğum Doç. Şahin Filiz, Atatürkçü Düşünce Derneğinin davetlisi olarak gittiği bir konferansta şunları söylemiş ve hadise büyümüş:

Belediye Kültür Salonu’ndaki konferansta konuşan Konya Selçuk Üniversitesi’nden atanan ilahiyatçı Şahin Filiz, büyük önder Atatürk’ün İslam dinini en iyi anlayan insanlardan biri olduğunu söyledi. Şahin, Kuran-ı Kerim’de ’türban’ gibi bir ifade olmadığını söyledi.

[…] Prof. Dr. Filiz, konuşmasının ardından izleyicilerin sorularını yanıtladı. Bu sırada bir katılımcının, “Dinimizi öğrenmek için sadece Kuran-ı Kerim’i kaynak alabilir miyiz?”sorusu üzerine Prof. Dr. Filiz, “Kuran-ı Kerim sek içilmez, yanında başka kaynakları da incelemek gerekir” dedi. Bu yanıta öfkelenen bir katılımcının, “Biz buraya dinimizle ilgili bilgi edinmeye geldik. Ama siz bizi peygamberimizden ve dinden soğuttunuz. Kuran-ı Kerim’in tek başına kaynak olup olmayacağını alkollü bir örnekle açıklayamazsınız” diye tepki gösterince salondaki dinleyiciler arasında tartışmalar çıktı. Tartışmalar büyüyünce de konferansa son verildi.

Malum genel olarak söylediklerinin makul olduğunu eskiden de belirtmiştim yalnız örnek vereyim derken sallamış hoca, Kuranı Kerimde türban gibi bir ifade yok demiş, iyi ama Kuran’da babaannelerimizin başörtüsü diye bir ifade de yok zaten. Şahin bey o konuda sağlam bir mantık yürütmemiş. Neyse, bu konu şimdilik ilgi alanıma girmiyor, aslında konuyla ilgili geçenlerde ilginç şeyler oldu ya, ben şu “sek” işine bir şey diyeceğim o kadar.

Yahu hoca bakmış karşısında koca ADD İzmir Şubesi, çağdaşlığın son kalesinde coşası gelmiş. Ne deseydi karşısındaki “ödünsüz” kesime: “Kuranı Aziymüşşan yanında elbette Ehadisi Nebeviyye ve eimmei müctehidiyn ve İcmaı fukahaya da itibar etmek lazım” mı deseydi? Ben de olsam çağdaşlık abidesi zümreyi görünce “Kuran sek gitmez, yanında bir parça hadis, iki dilim yorum olursa değmeyin keyfime” derdim.

Bana göre Şahin Filiz onikiden vurmuş. Helal olsun.

(Not: İnşallah Atilla Yayla’nın başına gelenler onu da bulmaz, malum o da ağzından Atatürk için adam sözü kaçırdığı iddiasıyla cezalandırılmıştı. Vakit yarın tutar bunu ele alır, ne bileyim. Gerçi savcılar Atilla Yayla konusu kadar bu işi önemser mi bilemem)

Popularity: 38% [?]

Kırk Yıl Önce

FST 27 Mart 2008

lrg_cover.jpgKırk yıl önce biri 2008′de dünya nasıl olacak diye yazı yazmış. Tabii adam bazı ilginç isabetlerle birlikte çok yerde çuvallamış ama 1960′ların hızlı uzay yarışını filan düşünürsek bugün çok daha ileri bir yerde olacağımız kanaatini küçümsememek gerekir. Benim de çocukluğumda Uzay 1999 Ayüssü Alfa filan vardı. 1999 yılını geçtiğimizde dünyanın o dizinin oynadığı 1979 yılından pek farkı yoktu. Bir de Jetgiller vardı ama o herhalde konumuzla ilgili değil.

Uzay demişken, Stanislaw Lem’in ardından bir diğer bilim kurgucu A.C. Clarke da vefat etti. Kendisi yine yukarıdaki tahminin yapıldığı 1968 yılında Gözcü adlı hikayesi üzerine çekilen “2001: Bir Uzay Macerası” filminde Aydaki üslerden filan bahsediyordu. 2010′da Jüpiteri patlatıp bir güneşe dönüştürmesini de takdir etmemek mümkün değil. Bu vesileyle Clarke’ı da Dave Bowman’a kavuşması dileğiyle saygıyla anıyorum.

Bana sorulacak olursa 2048 yılında dünya bazı teknolojik cihazlar dışında 1968 veya 2008 yılından farklı olmaz. Hele Türkiye’de birşey değişmez. Kelek konularla eğlenir durur insanlar.

Popularity: 36% [?]

Unutmayalım

FST 21 Mart 2008

asik-veysel.jpgBugün Aşık Veysel’in sadık yari kara toprağa kavuşmasının yıldönümü, kendisini rahmetle anıyorum. Aleviliği sol terör örgütlerin oyuncağı haline getirenlerin de, Aleviler hakında olmadık yalanlar uydurarak bu insanları rencide eden bir kısım hurafeci Sünnilerin de kendisinden alacağı dersler var.

ALLAH BİRDİR PEYGAMBER HAK

Allah birdir Peygamber Hak
Rabbül alemindir mutlak
Senlik benlik nedir bırak
Söyleyim geldi sırası

Kürt’ü Türk’ü ve Çerkes’i
Hep Adem’in oğlu kızı
Beraberce şehit gazi
Yanlış var mı ve neresi?

Kuran’a bak İncil’e bak
Dört kitabın dördü de Hak
Hakir görüp ırk ayırmak
Hakikatte yüz karası

Binbir ismin birinden tut
Senlik benlik nedir sil at
Tuttuğun yola doğru git
Yoldan çıkıp olma asi

Yezit nedir, ne kızılbaş
Değil miyiz hep bir kardaş
Bizi yakar bizim ateş
Söndürmektir tek çaresi

Kimi ne çeker dilinden
Hem belinden hem elinden
Hayır ve şer emelinden
Hakikat bunun burası

Şu alemi yaratan bir
Odur külli şeye kadir
Alevi Sünnilik nedir
Menfaattir varvarası

Cümle canlı hep topraktan
Var olmuşuz emir Haktan
Rahmet dile sen Allah’tan
Tükenmez rahmet deryası

Veysel sapma sağa sola
Sen Allah’tan birlik dile
İkilikten gelir bela
Dava insanlık davası

AŞIK VEYSEL

Popularity: 40% [?]

Nerde o Eski Nevruzlar

FST 21 Mart 2008

nevruz11.jpg

Nevruz Bayramı gelmiş, hayırlı olsun. PKK’nın elinden ekmeği alalım derken icat edilen bir gariplik, diğer Türk devlerinde kutlanır ama ben burada işitmiş değilim. Neyse, vatandaşın ilgisiz kaldığı “bayrama” nedense göbekli ve kravatlı devlet erkanı önem veriyor. Üstteki resim Yozgat Bozok Üniversitesinde çekilmiş. Anlayamadığım adam ateşin üzerinden boylamasına mı geçmiş, hakikaten iyi atlayış. Bence bu şahıs üniversite atletizm takımına seçilmeli. Tabii etraftaki seyircilerin suratlarındaki ifadelerden de hikaye ve roman yazılabilir.

nevruz.jpgBu arada geçen seneyi pas geçmişim ama 2006 yılının Nevruz yazısı da şurada.

(Durun yahu, meğer 2005 daha ilginçmiş, hayret eskiden ne konular gündeme gelmiş, iyi ki silmemişim şunları. Hani bayrak yakan çocuklar filan vardı, hey gidinin günleri.)

İşte 2005 Nevruzundan iki yazı:

Diyanet: “Nevruzu kutlamak caiz..”
18 Mart 2005

Diyanet dergisinde Nevruz kutlamanın dinen caiz olduğuna dair bir görüş, Ebussuud Efendinin fetvasına dayanarak aktarılmış. Haber şu:

Diyanet İşleri Başkanlığı Nevruz’un şenliklerle kutlanmasına yeşil ışık yaktı. Diyanet’in aylık yayın organı Diyanet Dergi’nin Mart sayısında Nevruz’un eski doğu geleneklerinin devamı olduğu belirtilerek, kutlanması ile ilgili Osmanlı döneminde verilmiş bir fetva hatırlatıldı. Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı Zafer Koç’un kaleme aldığı yazıda Osmanlı Şeyhülislamı Ebusuud Efendi’nin “Nevruz Mecusi adeti değildir. Nevruz Sultani’dir, eğlence ve şenliklerle kutlanmasında dinen bir sakınca yoktur” fetvası dayanak gösterilerek şölenlerle kutlanabileceği belirtildi.

Hayret, ben Türkiye’yi laik, din ve devlet işleri ayrı bir yer olarak görüyordum. Demek ki herhangi bir faaliyetin yapılıp yapılamayacağı konusunda, üstelik 500 sene öncesine ait, fetvalar da geçerliymiş. Öte yandan, Nevruz kutlamaları zaten bir kaç senedir resmi törenlerle yapılıyor. Takım elbiseli bürokratlar yanan bir lastiğin üzerinden atlamaya çalışıp gayet gülünç manzaralar oluşturuyorlar. “Ateş-i suzan-ı a’daya bizimlen girmeğe Dehr içinde imtihan olmuş semender yok mudur” beyti kavlince Rektörler, Emniyet Müdürleri, Valiler, Kaymakamlar sanki kırk yıllık uzun atlamacı gibi ateşin üzerinde geçiyorlar. Bu açıdan vatandaşa eğlence olması noktasında Nevruz kutlamasını ben de hararetle destekliyorum.

Yalnız, fetva meselesine gelince bir iki hatırlatma yapayım. Nedense diyanet bu tür lüzumsuz, akmaz kokmaz meselelere fetva arıyor. Mesela “İfade ve eleştiri özgürlüğü”, “kılık kıyafet meselesi”, “işkence”, “darbe”, “adaletsizlik” gibi konularda Diyanetin fetva araştırması yaptığını duymadım. Belki de Ebussuud Efendi fetvalarına bakmak lazım “Amrın oğlu Zeyd Başbakanın karikatürünü yapsa…” veya “Zeydin kızı Hind dini emirdir deyu başını örtse, lakin mektebe sokmasalar..” gibi sorulara cevaplar verilmiş mi..

Nevruz Bayramı ve “Bayrak Seferberliği”
March 23, 2005
Nevruz tüm yurtta “törenlerle” kutlandı. Bir çok ilde halkın anlamsız bakışları arasında bürokratlar yanan lastiklerin üzerinden atladı, Nevruzun aslında öz be öz Türk malı bir bayram olduğu vurgulandı vs. Güneydoğuda biraz daha farklı kutlamalar vardı ancak gündeme damgasını vuran bayrağa saygısızlık oldu.

Öncelikle Nevruza iki çift laf edelim. Tamam, nevruz Ortaasya ve Türk cumhuriyetlerinde kutlanıyordur da, ben Türkiye’de eskiden böyle bir şey olduğunu duymamıştım. Ben Hıdrellezi bilirim. O da aynı nevruz gibi baharı karşılama amaçlı bir etkinlikti. Halk Mayıs başında dere kenarına gidip bahara merhaba derdi ben çocukken. Her çocuk gibi ben de piknikten hoşlandığım için hayal meyal hatırlıyorum. Sonra yaşadığım şehir büyüyüp ortada dere, yeşillik filan kalmadığı için de Hıdrellez etkinliği paydos edildi. Son yıllarda resmi erkanın Nevruz törenini PKK terörüne karşı “aslında Kürtlerin değil bizimdir haa” mantığıyla kutlamaya çalışmasını da gülünç buluyorum. Kimsenin benimsemediği bayram mı olur? 3-5 bürokrat ve Ortaasyadan çağrılan, ne dediği anlaşılmayan bir iki misafirin ateşten atlaması bayram filan değil, seyri komik bir ortaoyunudur. Bir ara da 27 Mayıs bayramı vardı, hatırlayan çıkar, ben çocukken askerler filan yürürdü de “yahu ne imiş bu bayram derdim”. Sonradan öğrendim, bu bayram Türkiye’de seçilmiş hükümetin asker eliyle devrilip başındakilerin asılmasını kutlama bayramıymış. Sonradan kaldırıldı ya, ne zamandı onu da hatırlamıyorum. Sonra neden 12 Eylül Bayramı icat edilmedi, bizim darbecimizin başı kel mi, diye şaşırıp düşündüğüm de olmadı değil zaman zaman. Her neyse, Nevruz ile bir bayramımız daha oldu, herkese kutlu olsun, ey yeni bahar sen de hoşgeldin…

Gelelim bayrak işine, Mersin’de Nevruz kutlamasında kabak gibi bir provokasyon, kışkırtma yaşanmış. Gazetelerin yazdığına göre 12-14 yaşlarında iki çocuk Türk bayrağını yakmaya kalkmışlar. Sonra çocuklar yakalanmış. Ortalıkta bir sürü beyanat uçuşuyor. Olayın kışkırtma olduğu aleni, neredeyse gözümüze girecek. Hadep filan mümkün mü bu kadar göz önündeyken aleni bayrak yakıp kendini ateşe atsın. Yapanlar her kimse, üstelik çocukları kullanarak, en az zayiatla en fazla etki oluşturmaya çalışmışlar. Tepkilere bakılırsa başarılı da oldular. Her tür görüşten vatandaşımız sözlü ya da fiili tepki gösteriyor.

Ben ise pimpirikli adamım. Bu işlerden rant sağlayan kesimler olduğunu bildiğimden merakla bekliyordum ne zaman başlayacak diye, Milliyette haberi gördüm:

“Mersindeki Nevruz kutlamaları sırasında Türk Bayrağını yakma girişimine karşı çeşitli illerde bayrak asma kampanyası başlatıldı”

Habere göre yurt sathında, üniversiteler, sivil toplum örgütleri, esnaf vs. bayrak asmaya, mitinglerde bayrak taşımaya çağrılıyormuş. Mesela Aydın’da Marangozlar Odası bir kampanya başlatmış ve başkan Süleyman Algün bir takım beyanatlar vermiş. Haberde detaylı olarak bir çok vilayetteki benzer kampanyalar ve “biz Anadolu çocuğuyuz” türünden beyanatları okuyabilirsiniz.

Bence bu işten tek karlı çıkacak olan bayrak üreticileridir. Gaza getirilen bir ahali ve bu süreçte partilere, belediyelere, derneklere, Marangoz odalarına, valiliklere vatandaşa dağıtılmak üzere satılacak bir sürü bayrak. Gerçi aynı durum zaman zaman Atatürk rozet, büst ve posteri için de geçerlidir ya. “Filan kasabada Atatürk’ün büstü boyanmış”, “Atanın heykeline yazı yazılmış”, “Ataya hakaret”, “Filanca okulun önünde neden büst yok”, “İrtica azdı” gibi haberler sonucu bir sürü vatandaş “haydin aslanlarım” komutuyla gaza getirilip bayrak, büst, rozet seferberliğiyle meydana sürülüp, üreticiyi ihya edilmedi mi yakın geçmişte? Selçuk Parsadan Atatürk adıyla Tansu Çilleri dolandırmadı mı? Atatürk Şiirleri gibi saçmalıklar yüzbinlerce basılıp zorla okullara satılıp yazar ve yayınevleri ihya edilmedi mi? Yani, Türkiye’de bu alanda ciddi bir ekonomi döndüğü açık.

Yukarıdaki olaylar gelişirken protestoculara itiraz etsen, “yahu etmeyin, iki çocuğu kullanıp vandallık yaparak iğrenç bir oyun kurup sizi tezgaha getirmeye çalışıyorlar, bırakın genelkurmay ve dışişleri gereken cevabı verdi, Marangozlar Odasının işi mi, o gitsin marangozların işiyle uğraşsın” demeye kalksan “bayrak düşmanı, bölücü, hain, Ermeni tohumu, kansız” gibi ithamlara maruz kalabiliyorsun. Ancak, gariban takımının ellerine bayrak tutuşturulup meydanlarda boşa bağırtılmasına da içim elvermiyor. Bir de bayrak asmasan, astığın bayrak şekil şartlarına uymuyorsa başın gene belaya girecek. Yani, bizim millet şu enerjisini bayrak, portre, büst kampanyası yerine üretken alanlara kaydırsa fezayı da fethedeceğiz ama ne gezer…

Helal olsun bayrak ve büst işine giren müteşebbislere. Bu ülkede en karlı alanı iyi gözlemlemişsiniz, tebrik ediyorum. Laf aramızda, hemen şu anda bir iş fikri geliverdi aklıma, ne dersiniz. Bir tekstil atölyesinde fason bayrak üretimi projesi görüşmesine başlayabilirim. Ya da amatör heykeltraş olarak Atatürk büstü yapabilirim, ya da “Çocukların Gözüyle Atatürk” diye bizim mahalledeki 8-10 yaşındaki çocuklara birer şiir karalatsam, biraz da önceden basılmış olanlardan doldursam, Kültür ve Milli Eğitim bakanlığına mükemmel dağıttırır ve ihya olurum gibime geliyor, ne bileyim… Son olarak, belki de o çocukları kışkırtanlar biraz detaylı analiz edilse bir bayrak imalatçısıyla ortak bile çıkabilirler, bu lafımı yabana atmayın.

Popularity: 33% [?]

2004 Çanakkale İzlenimleri: Hurafe Harekatı

FST 19 Mart 2008

hurafe.jpgBir arkadaş “yahu senin eski Çanakkale yazıları vardı, ne oldu” deyince eskilere bir baktım, eski tarihli 3 Çanakkale yazısını buldum, silinip gitmemişler, 2004 yılında meğer Çanakkale konusunda farklı bir gündemimiz varmış. Mesela Atatürk’ten bahsetmeyen turist rehberlerini avlamaya çalışan muhbirler, Abide önünde çarşaflı durabilir mi sorunsalı ve bikini meselesi o zamanlar daha revaçtaymış. Aslında yargıtay savcısı bunları iddiaya alsa daha sağlam olurmuş, malzemeye bak, AKP gelince hurafe kaplamış ortalığı. Neyse ben görevimi yapayım, denize atayım, savcı görmezse halk görür. Geçmiş zaman olur ki diyerek birbirini izleyen 3 yazıyı buraya ilave ediyorum, hem de gençler 4 sene evvelki siteden bir esinti yakalamış olurlar:

Turist Rehberlerine Uyarı (11 Ağustos 2004)

Son bir kaç haftayı meşgul eden bir Çanakkale meselesi var. Meselenin bence içi boş ve Milliyet, Radikal, Hürriyet gibi gazeteler ve bazı saf vatandaşların senelerdir gündeme getirdikleri irtica karşıtı lüzumsuz endişelerinin bir devamı. Meselenin ciddi bir şeymiş gibi lanse edilmesinde konuyu ortaya atanın Deniz Kuvvetleri Komutanının oğlu olmasının ciddi rolü olduğunu sanıyorum. Aslında gazeteler ve ilgili kişiler bir ölçüde amaçlarına ulaşmış gibiler. Saçma konu ciddileşip hapis cezası ile birlikte telaffuz edilir oldu. Hürriyetteki haber şöyle:

Atatürk ve şehitleri anmadan, Çanakkale Zaferi’ni evliyaların, görünmez güçlerin kazandığını anlatan sözde rehberler, valiliği harekete geçirdi. Haklarında suç duyurusunda bulunulan sözde rehberler, 1-6 yıl arası hapisle yargılanabilecek.

[…] kaçak rehberler hakkında, hem haksız kazanç elde ettikleri gerekçesiyle, hem de 5186 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkındaki Kanun kapsamında savcılığa suç duyurusunda bulunuluyor. Atatürk hakkında, ‘Savaştan kaçtı, cephe gerisinde kaldı’ gibi sözler kullanan ya da Atatürk’ten hiç söz etmeyen bu sözde rehberlerin, 1-6 yıl hapis cezası istemiyle yargılanabileceği kaydedildi.

Bir çok işgüzarın bu durumdan vazife çıkarıp “Atatürk’ten bahsetmeyen” rehber avına çıkacağı, karalama ve iftira kampanyalarının gırla gideceğini tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yok. Bu memlekette en adi şekilde çıkarlara malzeme yapılan kişi maalesef memleketin kurucusu Atatürk’ün ta kendisidir. Daha önceki bir yazımda bundan örneklerle bahsetmiştim. Ben artık Atatürk’ün bu tür deli zırvası konulara alet edilmesinden tiksinti duymaya başladım. Atatürk’ü koruma kanunun aslında bence bu tür istismarcılara karşı kullanılması şart.

Hatırlayın, Selçuk Parsadan Atatürkçü bilmem ne derneği diye uydurma bir yer adıyla açtığı telefonla Çillerden bir sürü para tokatlamıştı, örtülü ödenek hesabından. Atatürk ve Atatürkçü gibi kelime geçen bütün derneklere bence ihtiyatla yaklaşmak lazım. Muhtemelen birileri bu kurumları maske olarak kullanıp devlet ve milleti kazıklıyordur. Malum, Atatürk ismi geçince herkesin eli kolu bağlı, dernek ne isterse vereceksin, yoksa şirretlik yapar, ne gericiliğini ne de yobazlığını bırakırlar.

Bir not da, turist rehberlerine. Bence konuyu ciddiye alsınlar. Hatta mümkünse her tür tarihi yerde (Ürgüp, Göreme, Efes, Bergama, Aspendos, Sümela) mutlaka bir punduna getirip Atatürk’ten bahsetsinler. Neme lazım, biri çıkar Atatürk’ten bahsetmedin diye şikayet eder, pirincin taşını ayıklayacağım diye iflahı kesilir zavallı rehberin.
Anıtın önünde çarşaflı olur mu? (12 Ağustos 2004)

Betül’ün Seyir Defterindeki Milliyet gazetesine ait linki izlediğimde bir önceki yazımdaki tahminlerin boş olmadığını gösteren bir haberle karşılaştım. Haber şöyle:

Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı’nı gezen gruplara büyük zaferi Atatürk’süz, Mehmetçik’siz anlatan ve “evliyalar, görünmez güçlerle hurafe turizmi yapan” sözde rehberler, Vali Süleyman Kamçı’nın talimatı üzerine başlatılan operasyonlarla suçüstü yakalandı. Kaçak rehberler, imamlar ve emekli öğretmenlerin ziyaretçileri gezdirirken yanıltıcı bilgiler verdiğinin ortaya çıkması üzerine, Kamçı’nın talimatıyla İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ekipleri denetim yaptı. Eceabat İlçe Jandarma Komutanlığı’na bağlı ekipler de milli parkta önlem aldı. Ekipler, Bursa’dan gelen bir gruba Conkbayırı’nda kokoratsız rehberlik yapan Sefer Göztepe hakkında tutanak tuttu. Grupla birlikte Bursa’dan geldiğini ve rehberlik yapmadığını iddia eden Göztepe’nin Çanakkale Merkez İlköğretim Okulu’nda öğretmen olduğu anlaşıldı.

[…] Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü yetkilileri, Atatürk’ün saatinin parçalandığı Conkbayırı’nı gezen ve aralarında çarşaflıların da bulunduğu 50 kişilik bir gruba rehberlik yapan kişi hakkında da tutanak tutmak istedi. Ancak grubu gezdiren kişi ekiplere direnerek nufüs cüzdanını vermedi. Bunun üzerine bu kişi hakkında tutanak tutulamadı.

Duruma bakın: Milli Parkta pusuya yatıp “Atatürkten bahsetmeyen”, ” görünmez güçlerden bahseden” bir rehber yakalamaya çalışan ekipler filan kurulmuş. Pusu başarıya ulaşıyor ama av akıllı, ben rehber değilim kardeşim diyor. Haberin devamında modern (!) bir vatandaşların yorumlarına da yer veriliyor.

Milli Parkı gezmek için ailesiyle İzmir’den gelen Nail Kızılkaya ise, karşılaştığı tabloya tepki gösterdi. Kızılkaya, “Vatan toprakların ne şartlarda görmek için buradayız. Ancak Cumhuriyet öncesi insan manzaralarının burada olması büyük çelişki. Atatürk Anıtı önünde çarşaflı tur gezisi görmek beni üzüyor” diye konuştu.

Anıt önünde bikiniyle gezmek ne kadar serbestse çarşaf yahut çuvalla gezmek de o kadar normaldir. Cumhuriyet öncesi insan manzarası lafı da ne kadar saçma ve komik. Atatürk de Cumhuriyet öncesi yetişmiş bir insan, Osmanlı paşası. Nail Kızılkaya herhalde dünyanın 29 Ekim 1923′te kurulduğunu filan sanıyor.

Ulaşmaya çalıştığımız çağdaş uygarlık düzeyi ülkelerinden sıradan bir vatandaşa durumu izah etmenin güçlüğünü hayal edebiliyor musunuz? Yurt dışında tarihi bir yer gezerken şerif ve adamları rehberlik belgesi olmadığı halde size bir şeyler anlatan ve George Washington’dan bahsetmeyen birini derdest ediyorlar. Ne günlerde yaşıyoruz, değil mi?

Çarşaflılar İran’a, Bikinililer Nereye? (Muhtemelen Ekim 2004)

Geçenlerde, çok önce Çanakkale ile ilgili yazdığım bir yazıya gelen yorumu tesadüfen okudum. Yazıyı beni kızdırmak için muzip bir arkadaşımın yazmış olabileceğini tahmin ediyorum. Yoksa yorum son derece vasat, bildik sloganların tekrarından ibaret. “Umarım düşüncelerime saygı gösterirsiniz” dendiği için yorumu aktarıyorum. Yok eğer bu bir muziplikse, boş yere zamanımı harcamış olacağım. Her neyse, yorum şu (imla hataları metnin aslındandır):

Çanakkale Şehitler Abidesi önündeki rezalet hakkındaki düşüncelerinizden son derece rahatsızlık duydum… Atatürk’ün kurduğu cumhuriyete saygı duymayan şeriatcı bir yönetim şekli getirmeye çalışan bu kişilerin işi ne orada… Niye bu Atatürk düşmanlığı… Türklüklerinden utanmaları lazım… Atatürk ki tüm dünya onu saygıyla alkışlıyor önünde diz çöküyor, bide şu bizim insanlarımızın yaptıklarına bak… Çok yanlış… Yazınızda bikiniyle çarşafı veya türbanı bir tutmuşsunuz (bunu yazarken hiç mi gülmediniz) Bi kere Türban veya Çarşaf bir simge, geri kalmışlılığın simgesi. Türkiye Cumhuriyeti Devletinde böyle geri kalmışlık istemiyoruz…Eğer çok istiyorsanız gidersiniz İran’a veya diğer şeriatcı ülkelere… Burası Atatürk’ün kurduğu laik, demokratik ve cumhuriyet rejiminin hakim olduğu bir Cumhuriyet devleti… İran’a falan benzemez… Umarım düşüncelerime saygı gösterirsiniz.Çünkü biz öyle yapıyoruz

Evet, yorum bu. Yorumun geneli zaten sürekli işlediğim bir konu. Yalnız, “Eğer çok istiyorsanız gidersiniz İran’a veya diğer şeriatcı ülkelere” ibaresi dikkatimi çekti. Bu laf da çok fazla kullanılan bir argüman. Aslında bizdeki çarşaflıların İran ya da Suudi Arabistan’a gitmek istediklerine ben inanıyorum. Yani fırsat olsa zaten durmazlar. Ama Türkiye’den kalk, evi, barkı, tası tarağı, torunu tosunu topla, işi gücü bırak, bilmediğin bir yerde hayata başla, pek kolay değil. Dolayısıyla bu tür laflar tamamen anlamsızdır. Ama çarşaflılardan iğrenen kesimler kendi aralarında bir dernek, vakıf filan kurarlar bu harcamaları karşılarlarsa zaten o insanlar güle oynaya giderler gibi geliyor bana. Çağdaş yaşam vs. derneklerine duyurmuş olayım.

Bir not da “çarşafla bir tutulamayacak” bikinililere. Bence bikinililer de fırsatı bulsa Bahama Adaları, Jamaika, Florida gibi yerleri “çağdaş” Türkiye’ye tercih ederler ama az önceki mantık gibi bu da bütçe meselesi. Dolayısıyla, pratiği zor olsa da, yeni slogan şöyle oluşturulabilir: “Çarşaflılar İran’a, Bikinililer Florida’ya, Atatürkçüler Çankaya ve Kadıköy’e”. Görüyorsunuz, her üç görüş de buralarda olmak ister ama pratikte hiç de kolay değil.

Popularity: 35% [?]

« Geri - İleri »

Kapat
E-posta ile paylaş