'Medya' Arşivi

Var mısın, Yok musun

FST 8 Mayıs 2008

fathr.jpgŞu ara böyle bir yarışma popülermiş, geçenlerde bir şehirlerarası otobüste mecburiyetten izledim. 10-15 kişi toplanmışlar, başlarında eski gezginlerden Acun diye bir oğlan, kutu açılıyor, içinden çıkan rakama göre millet birbirine sarılıyor yahut ağlaşıyor, “hissediyorum abi bunun içinde kırmızı var” veya “Ayşe hanım içinize ne doğuyor” şekilndeki diyaloglara akrabalar filan da karışıyor, “15′i açtır, Hulusi beyin çok masum bir duruşu var” şeklinde fikir beyan ediliyor. Arada Hamdi diye bir bankacı yarışmacıyı caydırmak için telefon açıyor, hasılı bir sürü saçmalık. Bana göre saçma ama insanlar eğleniyor, buna karışamayız. Tabii asıl önemlisi bu yarışmaya önümüzdeki hafta Fatih Terim başkanlığında Türk milli takımının katılacak olması. Haberde şöyle deniyor:

İmparator Terim ‘Varım’ diyecek!

Acun Ilıcalı’nın sunduğu yarışma programı ‘Var Mısın Yok Musun’un 15 veya 16 Mayıs’taki programına Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim ile Ay-Yıldızlı futbolcular katılacak.

Terim programdan kazanacakları parayı bir hayır kurumuna bağışlayacak. Programın yapımcısı ve sunucusu Acun Ilıcalı, “Fatih hocama bu teklifi götürdüm. Çünkü onun hayır işlerine olan ilgisini uzun zamandır takip ediyorum. Fatih hocanın Hamdi beyle iyi bir pazarlık edip, iyi bir parayla ayrılması şart” şeklinde konuştu.

Demek Fatih Terim hayır işleri de yapıyormuş. Allah razı olsun, dergahı izzetinde kabul etsin. Acun “uzun zamandır takip ediyorum” demiş. Yahu bu uzun zaman zarfında biz fark edememişiz Acun, bu işte bir bit yeniği olmasın? Fatih Terim’in geçenlerde maaşına gelen 35.000 YTL’lik gizli zammı hatırlıyorum ama hayır işini tam çıkaramadım. Eh, hayır gizli olur, ancak Acun gibi temiz kalpliler bunu fark eder de diyebilirsiniz.

Uzatmazsak, Fatih hocanın yarışmasını hepimiz herhalde heyecanla takip edeceğiz. Benim iki merak ettiğim şey var, diyelim bunlar büyük ödül kazanamadılar acaba Türk Milli Takımı cepten yine fukaraya destek olacaklar mı? Zira bir ara Hakan Şükür başta “bize vaad edilen 4X4 jipler ne oldu” diye yaygara yapıyorlardı. İkinci merakım ise Fatih Terim ingilizcesi kendisiyle ayar olan Acun ile kısa bir yabancı dil gösterisi yapacak mı? Olursa tüm internet ahalisi bu olaya kilitlenir, haber vereyim.

Kısaca are you exist or no?

Popularity: 4% [?]

Aferin Serdar Bey

FST 7 Mayıs 2008

Şurada senelerdir sağda solda oluşum hareketlerinin gülünçlüğünden bahsederim. Arada da Milliyetteki Fikret Bila diye bir yazarın uyduruk lafları önemli birşeymiş gibi ciddi pozda aktarmasına kızarım. Akşam yazarı Serdar Turgut geç de olsa Fikret Bila ve Türkiye’de oluşum, yeni lider gibi matrak işlerin içyüzünü anlamış ve konuyla ilgili bir yazı yazmış. Abdüllatif Şener konusunu ben daha yeni ele almıştım. Serdar beyin yazısı şöyle:

Tuna Kiremitçi’nin yeni aşkları ve Hıncal Uluç’un Sabah’tan neden ayrılmayacağını anlattığı yazıları gibi Türkiye’nin ebedi meselelerinden bir tanesi olan Abdüllatif Şener’in ne yapacağı sorusu, ‘prototip Ankara temsilcisi leşkeri’ olan Fikret Bila’nın yazısıyla tekrar gündeme geldi.

Son dönemde Fikret Bila’nın yazılarının Milliyet gazetesindeki en eğlendirici yazı haline gelmesi, Milliyet açısından son derece vahim bir durumdur. Üstelik Bila’nın böyle bir amacı da olduğunu zannetmiyorum ama o, gazetede istemeden de olsa bu görevi de üstleniyor.

Dün yazısında Bila ‘güvenilir bir araştırma şirketi’ diyerek tanımladığı, bence saf bir oksimoron olan bir şeyin yaptığı araştırmaya dayanarak şu bilgiyi veriyor:

“Mevcut liderler dışında ‘yeni bir siyasi hareketin lideri kim olmalıdır?’ sorusuna verilen yanıtların başında Abdüllatif Şener gelmiş”.

Ondan sonra gelen isimlere bakınca Türk insanının nihayet bir espritüel bakış açısı geliştirmeye muvaffak olduğunu, yıllardır siyasi tavrında eksik olan ‘Sense of humour’u nihayet kullanmaya başladığını gördüm ve çok sevindim.

Çünkü Şener dışında verilen isimler şunlardı: Rifat Hisarcıklıoğlu, Sinan Aygün, Mustafa Sarıgül.

Bu sıralama gösteriyor ki; Türk insanı en az Guatemala halkı kadar bir mizah duygusuna sahip olmuş.

İdareden ve devletten çektikleri açısından Guatemala halkıyla benzerlikler taşıyan Türk halkı da, baskı ve düzensizliğe karşı espri yaparak mücadele edebileceğini gördü sonunda.

Guatemala halkı da bir zamanlar, Taco ve Enchilada adlı komedi ikilisine seçimde yüzde 70 oranda oy vererek başkan ve başkan yardımcısı seçip, sisteme karşı sessizce ayaklanmıştı.

Türk insanının da-tepki içinde verdiği isimlerden bu net olarak anlaşılıyor ama-kafası hâlâ daha çok karışık. Çünkü bu dörtlü bir arada olsa olsa meşhur ‘Marx Brothers’ dörtlüsü gibi bir arada sadece komedi yapmayı becerebilirler.

Bizimkilerin bunu bile başarabilecekleri şüpheli ama halkın aklına lider olarak başka isim gelmiyor. Ne kadar acıklı bir durum değil mi?..

Meseleye bu açıdan bakıldığında Milliyet gerçekten de Türkiye’nin bir gazetesi. Hatta Resmi Gazete bile diyebilirsiniz.

Üstelik bazı günler Resmi Gazete’deki kanun maddelerinin başlığı Milliyet gazetesinin manşetinden daha ilgi çekici olabiliyor.”

Liderlere bakın, hey Allahım ne günlere kaldık. Bir de AKP’nin Tayyip Erdoğan sonrası halefleri var ki en az Serdar Turgut’un dörtlüsü kadar eğlenceli. Fikret Bila gerçeğini de ben ne yazsam ipleyen yoktu, belki Serdar Turgut yazınca itibar ederler. Bunlara niye para verip yazı yazdırırlar hayret. Ortaokul 2. sınıf öğrencileri Fikret Bila, Bekir Coşkun gibilerin yazılarını hem daha güzel hem de parasız yazar. Ha, bana para versinler, Hürriyet, Milliyetteki tüm köşe yazarlarnın yazısını günlük hallederim. Tümüne verdikleri paranın yüzde onu da yeter.

Konuyla ilgili yazılar:

Fitret Bila Özal-Erdoğan, Özlenen Üslup, Şaka Gibi Lan 

Abdüllatif Şener ve Oluşumlar:  Tek Adam, Yeni Bir Ümit, Seçime Doğru II, Sağda Yeni Oluşum, Turkuaz Hareketi, Troyka, Kazanımlar Hareketi

Popularity: 6% [?]

Geçmiş Zaman Olur ki

FST 2 Mayıs 2008

hur2000.JPGBugün birşeyler araştırırken Hürriyet gazetesinin eski sayılarından birinde ilginç bir habere rastladım. Bir de o zamanın Hürriyeti pek çıplak kadın resmi de basmıyormuş, bayağı efendiden gazeteye benzettim. Gerçi “Duvara işeyen prens” Türkçe özür diledi gibi hoşluklar var ama, evet, adam gibiymiş görüntüsü filan. Darbe konusunda Ertuğrul Özkök’ün fiştekçiliğiyle ilgili de bir şey gördüm. Meğer bizim “Kabotaj değil Sabotaj” diyen Besim Tibuk Ertuğrul Özkök darbe istiyor diye kendisini basın konseyine şikayet etmişmiş. Tabii Besim beyin şikayetine konsey anlamsız laflardan oluşan uyduruk bir cevap vermekle yetinmiş. Ama bunlar önemsiz. Asıl benim ilgimi Denizli horozu ile ilgili şu haber çekti:

Devamı »

Popularity: 15% [?]

Bu Nasıl Başlık

FST 30 Nisan 2008

mademoyle1.jpgBaşlık şu “Madem Öyle Giymeyin”. Ne tahmin edersiniz, gerici bir internet sitesi yahut gazete çağdaş (dolayısıyla açık) kıyafetli bir hanıma laf atıyor, mahalle baskısı yoluyla kendisini önce babaanemizin başörtüsü, ardından türban, sonra sıkmabaş ve kara çarşafa zorluyor dersiniz. En azından ben öyle tahmin ederim. Gelin görün ki bu düpedüz çağdışı başlık Hürriyet Gazetesi internet anasayfasında atılmış. Ben resimlere baktığımda eğildiklerinde, oturduklarında dekolteleri açılmış garip, pardon modern kıyafetler giymiş hanımlar gördüm. Şöyle de bir ibare vardı:

Madem Öyle Giymeyin

Gösteri dünyasının ünlüleri tuhaf ya da fazla cesur giysiler tercih ediyorlar. Sonra da böyle zor durumda kalıyorlar. Bunun son örneği de Janet Jackson. Katıldığı bir toplantıda iç çamaşırı giymeyip gömleğinin düğmelerini de fazla açınca böyle zor anlar yaşadı. İşte onun gibi zor durumda kalan diğer ünlüler.

Zor durumda denen diğer ünlüleri de biraz turladım, (en kapalısının resmini de buraya koydum) garip şey, problem görmedim. Hangi çağda yaşıyoruz, bir kadın elbette istediğini giyebilir, bunda ne mahzur var? Hürriyete yakıştıramadım. Mahalle baskısı Hürriyeti fazlaca etkilemiş gibi görünüyor. Hala aklım almıyor, lafa bak, “madem öyle giymeyin” imiş. Madem beğenmiyorsunuz bakmayın efendim, biz bu ülkeyi sokakta bulmadık, çağdaşlığı sonuna kadar savunuruz. Bir kadın elbette vücudunu erkeklere gösterecektir, buna itiraz eden olabilir mi? Erkekler kadınlara bakarsa akıllarına kötü şeyler gelir gibi düşünceler gerici zihniyetin ürünüdür.

Bir de Hürriyetle uğraşlacaksak işimiz var demektir. Allahtan “Özgü Namal en seksi rolünde”, “Türk fotoğrafçıya cesur pozlar”, “Artık giyinmeden çıkıyor”, “Bu pozlar nasıl unutulur”, “Ünlüler karşı olduklarını söyleseler de bazen objektifler önünde soyunuyorlar”, “Dünyanın en güzel 50 kadını” gibi haberler var da asabımın bozukluğu biraz geçti.

Lütfen biraz daha dikkat, biraz daha itina.

Popularity: 14% [?]

Aklı başında önderler

FST 25 Nisan 2008

bk1.jpgBeşiktaş ve Galatasaray Kutlu Doğum derbisinde karşı karşıya gelmeyecekler ama iki takımımzı ilgilendiren iki yazı dikkatimi çekti. Geçenlerde sürekli milli takıma “ulusal takım” diyen ve futbolcuların hepsine ille de soyadlarıyla hitap etmeye çalışan ve yer yer zor duruma düşen Kazım Kanat, Beşiktaş’ın rezil durumu üzerine yazdığı yazıda Atatürk’ü de işe karıştırmış ve şöyle demiş:

[…] Menajeri mafya ilişkileri için yargılanırsa, antrenörü tarikat bağlantılarının içinde olursa; Atatürk’ün takımında bu utanç dolu görüntüler olursa elbette Beşiktaş büyük yara alır.

Tamam Beşiktaş çuvallamış durumda ama tarikat bağlantısı ne oluyor? Antrenör ADD üyesi olsa Liverpool 8 yerine 5 mi atacaktı? Atatürk’ün takımı nasıl bir söz, ben geçen iki yıl boyunca derin analizlerle Atatürk’ün Karşıyaka ya da Trabzonsporlu olduğunu ispatlamıştım, Beşiktaş nereden çıktı? Neyse, konumuz o değil, Hürriyetten Bekir Coşkun da futbol üzerine birşey yazmış, bilgisayarına gelen bir mesajdan filan bahsetmiş, şöyle diyor:

Takım tutmaya karar vermemin sebebi, ilk kez bir futbol camiasına sempati duymam: Galatasaray’a…

Fethullahçı Hakan Şükür, dini-imanı futbol ile karıştırıp dinci gazetelere “Kutlu Doğum Haftası vesilesi ile derbi maçının önemi” üzerine demeçler verince, kulübün bilinçli-aklı başında taraftarları tepkilerini yüreklice gösterdiler.

Bilgisayarıma gelen genel mesaj ise şöyle:

Galatasaray, Fethullah’ın tarikat evi değil. Laikliğin ve Atatürkçülüğün kalesini yıktırmayız. Atatürk’ü Galatasaray Lisesi’ne geldiğine pişman etmeyiz…”

Türkiye’nin birçok sanatçısı, gazetecisi, işadamı, edebiyatçısı, tarihçisi, akademisyeni dincilerin eteğine yapışmışken… Muhalefet yapan siyaset önderleri dahi eleştirdikleri sofralara koşup otururken… Galatasaray camiasının taraftar duygusallığını bile aşıp kendi futbolcularına tavır alarak Atatürk’e sahip çıkmaları, önce onları yüceltti gözümüzde.

Önemli olan; “din-iman” diyen, ama işine geldiğinde “gavur” takımlarının üniformasını giymekte bir sakınca görmeyen… Ya da 270 milyon maaşlı yoksul insanlar kazançlarının yarısını vergi olarak verirken, vergisiz trilyonları cebine indiren bir futbolcunun lafları değil…

Önemli olan; Galatasaraylıların kendi futbolcuları olsa dahi, önce laikliğe ve çağdaşlığa sahip çıkmaları.

Yoksa o tarikatçı futbolcuya anlatamazsınız zaten; Müslüman ülkeler içinde, dünya yeşil sahalarında top koşturanın niye sadece Türkiye olduğunu

Ve o futbolcuların, Mustafa Kemal’in kurduğu modern Türkiye’nin yeşil sahalarında yetiştiğini…

Ama Galatasaray’ın aklı başında önderleri tüm Türkiye’ye bir şey anlatıyorlar:

Önce laik, çağdaş, aydınlık Türkiye

O yoksa…

Kimse yok.

Bekir Coşkun gidip keman çalmaya başlasa daha iyi olacak, şu haliyle epey kafa ütülemiş. Taraftarın teki Galatasaray laikliğin kalesi diye saçmalayınca adam coşmuş. Ben ne yorum yazsam yazının orijinali mertebesine çıkamam. Unutmayın, Bekir Coşkun Türkiye’de CEO’ların en çok okuduğu köşe yazarı.

Müslüman ülkeler içinde sadece Türkiye top koşturuyormuş, onu anladık, ama yeşil sahalarla Atatürk’ün ne ilgisi var? Osmanlı devleti zamanında kurulmadı mı futbol takımlarımız? Zamanla elbette bugünkü stadlara dönüşecek bir sürü saha da vardı. Bir de şuna güldüm: Galatasarayın aklı başında önderi nedir yahu? Uyduruk bir eposta yazılmış, ne önderi, ne lideri, Galatasarayı saf Hürriyet yorumcuları mı idare etmeye başlamış haberimiz yokken? Aman Bekir Coşkun, sen yazmaya devam et, “sen yoksan ben de yokum” ona göre.

Hakan Şükür, sen de espriye devam, bayat komedyenlikte Bekir Coşkun sana rakip olacak bu gidişle.

Popularity: 24% [?]

Düzeltelim

FST 25 Nisan 2008

hakan2.jpgHakan Şükür “Kutlu Doğum haftasına yakışan bir derbi olsun” dedi diye kopan bir fırtına var, ben de izliyorum. Öncelikle Hakan Şükür’ün söylediği saçma sapan birşey. Bir futbol maçının Kutlu Doğum olarak adlandırılan bir “haftaya” yakışması başlı başına anlamsız, lüzumsuz bir cümledir. Hakan Şükür’ün bayat esprileri bile bu cümleden daha anlamlıdır. Kutlu Doğum haftasına yakışan bir derbi nasıl olur ki? Oyuncular (tabii ki her iki takımın çoğunluğu hristiyan, Türklerin de bir kısmı dinle imanla ilgisiz olduğunu geçelim) maçtan önce bir takım ibadetler, salavatlar mı getirecekler? Bu cümle ile sert bir oyun olmasın mı denmek isteniyor? Anlayan beri gelsin.

Kutlu Doğum Haftası da devlet eliyle tutturulmaya çalışılan bir yanlışlıktır, Noel Baba karşısına Hz. Muhammed’i koymaya kadar gidecek yorumlar yapılır ki, Müftülüğün İzmir’de yağlı güreş yaptırması, Diyanet İşleri reisinin millet parasıyla ABD gezisi yapması bile Kutlu Doğum icadının getireceği başka tehlikelerin yanında hiç kalır. Benden uyarması, iyi niyetle “Kutlu doğum sayesinde insanlar Hz. Muhammed’i tanıyacak” diye düşünenler fena halde saflık ediyorlar.

Gelgelelim, Hakan Şükür’ün ettiği tuhaf lafa karşı Hürriyet, Milliyet başta ilerici medyanın “yobazlar saldırıyor” mealli yaygarasına da sessiz kalamam. Bu adamların duyargaları İslam dini ile uzak veya yakından olumlu ilişkilendirilebilecek bir hadiseye karşı maksimum derecede açık. Çoğu yalan, kalanı da saptırma olan konularda yaptıkları pislik zaten meydanda. Yalnız bu noktada bir hata yapılıyor, “Hürriyet, Milliyet başta din düşmanı kesimler” deniyor. Burayı düzeltelim.

Bunlar genel anlamda din düşmanı değil, Türkiye’de yaygın Sünni müslümanlık düşmanıdır. Mesela Yahudilerin garip uygulamaları, Ortodoksların, Katoliklerin, ABD’deki bazı ilginç mezheplerin yaptıkları, İmamiye Şiasının zincirle kendilerine işkence etmesi, Alevilerin semah dönmesi, Hacı Bektaş etkinlikleri vs. ilgili kesim tarafından ya dikkate alınmaz ya da kültürel bir hoşluk olarak verilir.

Hürriyet vs. din düşmanı değildir, tamam dindar, dinle ilgilidir de demiyorum ama en azından genel olarak dine değil İslamın sünni kısmına düşmandırlar. Bunun da şu konjonktürdeki sebeplerinden biri, geçmişten gelen kin yanında, şu an için sünnilerin AKP ile ilişkilendirilebilme ihtimali olsa gerek. Sonuç olarak iki tespit yapalım, Kutlu Doğum devlet eliyle icra edilen bir yanlışlıktır, Hürriyet ve şürekası Sünni müslüman düşmanıdır.

Hakan Şükür ise gitsin bayat espri yapsın.

Popularity: 26% [?]

Şiir Yarışması

FST 21 Nisan 2008

manset.jpgRTÜK “medya okuryazarlığı konulu” bir şiir yarışması düzenlemiş. Evet, bana da biraz ilgisiz göründü ama daha önceden de buraya konu ettiğim üzere bu ilk değil. RTÜK daha önce eğitime de el atmış ve nasıl televizyon izleneceği konusunda girişimlerde bulunmuştu. Hatta okul müfredatlarına da medya konusunda birşeyler eklenecek filan deniyordu. Akibeti ne oldu bilmiyorum, bizim oğlanın ders programına hala yansımış değil. Arzu edenler benim eski iki yazıya bakabilir. Şiir konusuna dönersek, haberi alınca RTÜK sitesinde yaptığım incelemelerde dereceye giren şiirlere rastlayamadım. Ancak şu açıklama vardı:

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından ilköğretim çağındaki çocukların medyayı doğru okumaları, yaşadıkları çevreye duyarlı olmaları, ülkenin sorunlarını bilen, medya mesajlarını akıl süzgecinden geçirebilen, bilinçli birer birey olarak yetişmeleri ve medyaya ilişkin, duygu, düşünce ve beklentilerini dile getirmeleri amacıyla düzenlenen ve Türkiye genelinden binlerce öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilen şiir yarışmasını kazananlar açıklandı.

RTÜK Eğitim Dairesi Başkanı Ayhan Özçelik, H.Ü. Tıp Fak. Öğr.Üyesi Ferhunde Öktem, RTÜK İzleme ve Değerlendirme Dai.Bşk. Yrd. Dr. Muhittin Bilge, RTÜK Müşaviri Hüseyin Pala, Gazi Ünv. Fen Edebiyat Fak. Öğr.Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ayfer Yılmaz, A.Ü. İletişim Fak. Gaz.Böl.Öğr.Üyesi Yrd. Doç. Dr. Bedriye Poyraz, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Emrullah Gökahmetoğlu, Türkçe Öğretmeni Sevim Dervişler ve Türkçe Öğretmeni Abdullah Aydeniz’den oluşan komisyonca yapılan değerlendirme sonucunda dereceye giren öğrencilerin ve okulların ödülleri 25 Nisan 2008 Cuma günü saat 11:00’de Ankara Bilkent Otel’de düzenlenecek törenle verilecektir.

Üç kategoriden oluşan yarışmada birinciler 3.000 YTL, ikinciler 1.500 YTL, üçüncüler 1.000 YTL, başarı mansiyonu kazananlar da 500’er YTL. ile ödüllendirilecektir. Dereceye giren ve mansiyon alan tüm öğrencilerin okullarına birer adet bilgisayar verilecektir.

Nereden haberim olmamış, baktım, bir sürü ödül dağıtılmış, bizim kızla oğlan birer şiirle yarışmaya girse iyi kötü 2-3000 YTL doğrulturduk. Bu arada jüride bazı RTÜK yöneticileri de var, herhalde tüm Türk vatandaşları gibi şiirden anlıyor bunlar. Seçici kurul pek şatafatlıymış. Bir de konuya dikkat: “medya okuryazarlığı”. RTÜK’ü tebrik ederim, hakikaten güzel bir uygulamaya imza atmış, inşallah diğerkamu kurumlarımız da böyle bilinçlendirici faaliyetler yürütür. Mesela TÜİK “İstatistik ve Ben”, DPT “Plan mı Pilav mı”, TRT “Çift Maaşlı Çocuklar”, TSE “Türk Çocuğu Büyüklerini Sayar, Standartlarını Bilir” konulu şiir yarışmaları düzenleyebilir. Ne kadar çok yarışma yapılırsa o kadar iyidir, bende ilkokula giden çocuk oldukça bu yarışmaları destekliyorum. İşin ucunda devlet kesesinden şu kadar mansiyon durdukça çocuklarla birlikte evde oturup destan bile yazarız. Bu vesileyle konuyu bir şiirle tamamlamak isterim:

Cumhuriyet, RTÜK ve Bilinçli Türk Çocuğu

Türk çocuğu bilinçlidir, şairdir
Bu şiir de medya okuryazarılığına dairdir
İzlediğim genelde çizgi film ve sairdir
Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın RTÜK

Televizyonu dikkatli izlerim
Kumandayı çaktırmadan gizlerim
Bıkmam, kan çanağına dönse de gözlerim
Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın RTÜK

Büyüklerim izliyor Kurtlar Vadisi ve maç
Budur benim için de en büyük amaç
Doğru sözlüyüm, bilmem dolambaç
Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın RTÜK

Selena, bez bebek, cadılar ve periler
Babam diyor ki kızım zekan geriler
Durduramaz beni kırklar, yediler
Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın RTÜK

Favorim d-çocuk, olmazsa jetixtir,
Eblehe dönmüşüz, bilmem ne iştir
Film izlerken, çerezden de veriştir,
Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın RTÜK

Fethi der ki, Zahit amca baksana
Şu fakire iki sakal atsana
Hayır diyemem bir mansiyona
Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın RTÜK

(Not: Bir de kamuoyu ve ilgililere duyuru yapılmış, Ankara’da olanlar belki ilgilenmek ister)

Diğer RTÜK yazıları: Müfredat, Konsept, SKAAS, TV izleme

Popularity: 30% [?]

Delil Olsa Ne Olacak

FST 13 Mart 2008

130203.jpgAtilla Yayla’ya verilen ceza geçen ay hiç umursanmadan unutulup gitti, daha önceki örneklerinde olduğu gibi bir siyaset bilimi profesörü hem de mesleği gereği söylemesi gereken sözleri söylediği için 1 yıl 3 ay hapis cezası aldı ve cezası ertelendi. Gazetede okuduğuma göre meğer Atilla Yayla hiçbir delil olmadan yargılanıp cezalandırılmış. Tabii buna şaşıracak halim yok. Haber şöyle:

Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atilla Yayla hakkında Atatürk’e hakaretten verilen mahkumiyet kararının gerekçeli kararı açıklandı. Karara göre Yayla’ya elde hiç somut delil olmadan ceza verilmiş.

Gerekçeli karara göre haberi yapan muhabir Nuray Kaya, “Olay tarihinde benim ses kayıt cihazım ve görüntüm yoktur.” diye ifade verdi. Ancak mahkeme buna rağmen muhabirin yazdığı haberi doğru kabul etti. Haberi delil gösteren müşteki Hüseyin Durdu, “Ben basın ve yayın organları vasıtasıyla yapmış oldukları haber sonucu iddianamede belirtilen hakaretleri öğrendim.” derken diğer müşteki Selahattin Akçam da, “Söz konusu haberleri gazeteden okudum.” şeklinde ifade verdi. Diğer müştekiler Mehmet Toptaş, Türker Kızılok ve Hayrullah Şenel de iddiaları gazeteden öğrendiklerine dair benzer ifadeler kullandı. Atilla Yayla ise savunmasını şu sözlerle yaptı: “Aleyhte olan tanık beyanını kabul etmiyorum, öncelikle ben Atatürk ve Atatürkçülük üzerine konuşmadım. Kemalizm üzerine konuştum. ‘Ben bizi ortaçağdan kurtardığı söyleniyor bu tartışılır.’ dedim. Tartışmalı kısımda da ‘Neden her yerde Atatürk’ün heykelleri var diye soracaklar, neden Avrupalılar her yerde fotoğrafları var, neden her yerde sadece Atatürk’ün heykelleri var diye soracaklar.’ dedim. Ayrıca Yeni Asır gazetesindeki haber, haber değil yorumdur, problem de buradan doğmuştur.” 18 Kasım 2006′da AK Parti İzmir İl Gençlik Kolları tarafından Atatürk Spor Salonu’nda düzenlenen ‘Avrupa Birliği ve Türkiye İlişkilerinin Toplumsal Etkileri’ konulu panele konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Yayla’nın, Atatürk’e ve hatırasına hakaret ettiği ileri sürülmüştü. Yayla hakkında açılan davaya gerekçe olarak ise Yeni Asır’da çıkan haber gösterildi. İzmir 8. Asliye Ceza Mahkemesi’nce 20 Ocak 2008′de 1 yıl 3 aylık hapis cezası 2 yıl süreyle ertelenmişti.

Alın size çağdaş ülke. Müştekiler de pek pişkinmiş, gazetede gördük, hemen koştuk demişler. Hassasiyete bak. İki duyarlı vatandaşın “hee, biz gazetede okuduk, Atatürk’e adam demiş” sözü üzerine bu sözü söylemediği anlaşılan bir profesör hapis cezası alıyor. Allahtan Atilla bey savunmada “Hayır, ben Atatürk’e adam demedim, değildir” dememiş. İş bu sefer çetrefilli hale gelirdi.

Bir de bu vesileyle Atatürkü Koruma Kanunu denen ucubeyi ülkenin başına bela eden, İsmet İnönü’ye şahsi kinlerinden dolayı ülkeyi yeniden tek parti zihniyetine sokan DP, Celal Bayar ve Adnan Menderes’i buradan geçmişe dönük kınıyorum. Türkiye’yi 1947′den itibaren girmiş olduğu ABD dümenindeki çağdaş uygarlık yolundan çevirip Kemalist dikta görünümlü kasaba eşrafı ve besleme sanayici idaresi altına soktuklarına artık daha fazla iman ediyorum. Veysel bey buraları izliyorsa geçmişte İsmet Paşa aleyhine söylediklerimden dolayı pişmanlık beyan ediyorum, ah ne olaydı 1950 seçimini CHP alıp DP’nin rantını yediği tek konu olan Türkçe ezan “kazanımını” üstlenivereydi. Türkiye değişim yoluna zaten girmişti, ne bugünkü güdük ve karikatür ortam kalırdı ne de baskıcı tek parti dikatörlüğü.

Atilla Yayla’ya yapılanı da unutmadım, siz de unutmayın. Önünüze çıkan AKP’li yandaş, yetklili vs. ilgililer size nutuk atmaya kalktığında “Atilla hoca ne durumda, davet ettiğiniz panelde iftiraya uğradığında sahip çıkmadığınız gibi arkasından biz bu adamı böyle bilmezdik diye edepsizlik etmişsiniz” deyiverin. Haydi bakalım AKP yol almak istiyorsa şu Atatürk’ü Kurtarma Kanunu utancından da kurtulma için bir yol açsın. Gerçi 301. madde laf salatasına kurban verildikten sonra bu kanuna kimse elini süremez.

Alın size özgür, demokratik, laik “cumhuriyet”.

Popularity: 55% [?]

Hoop

FST 3 Mart 2008

YÖK karşıtı gürültü içinde bir haber dikkatimi çekti. Geçenlerde bir rektörün oğlunun usulsüz olarak Yıldız Üniversitesine alındığı söyleniyordu, olabilir dedim ama şimdi okuduğum haberde yanlış olan nedir onu anlamak zor. Şöyle denmiş:

YÖK üyesinin kızına ‘kılıfına uygun’ kıyak

Eski YÖK Başkan Vekili Prof. Dr. Aybar Ertepınar’ın kızı Pınar Ertepınar Kaymakçı önce Muğla Üniversitesi’ne araştırma görevlisi olarak alındı.

Ardından da doktora çalışması için babasının ve kocasının görev yaptığı ODTÜ’ye görevlendirildi.

ÖSS’yi kazanamadığı halde oğlunu Yıldız Teknik Üniversitesi’ne yerleştiren Muğla Üniversitesi Rektörü Şener Oktik’in eski YÖK Başkan Vekili Aybar Ertepınar’ın kızına da ‘kıyak’ bir atama yaptığı ortaya çıktı. Ertepınar’ın kızı Pınar Ertepınar Kaymakçı’yı mülakatla araştırma görevlisi yapan Oktik’in, doktora için babası ve kocasının görev yaptığı ODTÜ’ye görevlendirdiği belirlendi. Aynı mülakatta öğretim görevlisi yapılan Nesrin Tüfekçi ise Hollanda’da bir üniversiteye gönderildi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün YÖK başkanlığına Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan’ı atamasına tepki amacıyla YÖK başkan vekilliğinden istifa eden Prof. Dr. Aybar Ertepınar’ın kızı Pınar Ertepınar Kaymakçı, Şener Oktik’in ‘kıyak’ atamasıyla ODTÜ’de doktora yapmaya başladı. Muğla Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Bölümü’ne 18 Kasım 2005′te araştırma görevlisi olarak alınan Kaymakçı, bu üniversitede hiç çalışmadan Ortadoğu Teknik Üniversitesi’ndeki jeoloji bölümüne doktora yapması için görevlendirildi. Muğla Üniversitesi’nden maaşını alan Kaymakçı, 2 yıldır Muğla Üniversitesi’ne hiç uğramadı.

Gazetelerde gördüğü ilan üzerine Muğla Üniversitesi’ne araştırma görevlisi olmak üzere başvurduğunu belirten Pınar Ertepınar Kaymakçı, mülakatı kazanıp göreve başladığını savundu. Doktorasını tamamladıktan sonra Muğla’da çalışmayı arzuladığını ifade eden Kaymakçı, şunları söyledi: “Sınava 3 kişi başvurdu. 2 kişi alınacaktı. Mülakata dekanla birlikte 2 profesör katıldı. Benim dil puanım diğerlerinden yüksekti, bu yüzden başarılı oldum.” Ertepınar ‘Neden kocasının çalıştığı bölüme doktora için görevlendirildiği’ sorusuna ise şu cevabı verdi: “Üniversite yeni açılan bölüme öğretim elemanı yetiştirmek için bizi aldı. Doktora programı olmadığı için üniversite en iyi üniversitelerde öğretim üyesi yetiştirmek ve açığını kapatmak istiyordu.” Torpil iddialarını reddeden Kaymakçı, devletin üst kademelerinde görev yapan insanlar için bu tür karalamaların hep olduğunu ileri sürdü.

Muğla Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. İbrahim Yokaş ise Jeoloji Mühendisliği’nin yüksek lisans ve doktora programı henüz faaliyete geçmediğinden Kaymakçı’nın lisansüstü eğitim için YÖK Kanunu’na uygun olarak ODTÜ’de görevlendirildiğini ifade etti. Yokaş, işlemin kanunlara uygun olduğunu savundu.

Akademisyen tanıdıklara sordum,  bir üniversitede araştırma görevlisi olan kişi başka üniversitede doktora yapmaya gidebilir ve gittiği yerde YÖK’ün ilgili maddesi gereğince kalabilir, doktorası bitince de esas okuluna dönebilirmiş. Yani şu uygulamada problemli bir taraf görünmüyor. İlgili şahsın YÖK üyesinin kızı olması vs. ayrı konu ve üniversitelerimizin zaten büyük bir aile şirketi olduğunu daha önce de belirttim ama şu olayın konuyla ilgisi var mı? Eleştiri sırası geldiğinde acımadığım malumdur ama doğru gördüğümü söylemekten de çekinmem. Daha önceki örnekleri hatırlarsınız.

Samanyolu haberin Hürriyete nazire yapma denemesi olmuş, Zaman’ın artık akıllanmayacağı da belli oldu. Tabii insafsız da olmayalım, Hürriyetin seviyesine inebilmek kolay değil, Zaman henüz doğrudan yalanlar yerine “ileri sürdü, dikkatçekti, savundu” gibi laf yuvarlamalarla saldırıyor. Acaba savaşın kuralı bu mu, düşmana silahıyla mukabele edilmeli diye mi düşünüyorlar? Burası beni ilgilendirmez “ben gördüğümü çalarım”, doğru olup olmadığına kamuoyu karar versin.

Popularity: 41% [?]

Duruş

FST 2 Mart 2008

cuneyt.JPG

Birader dün Cüneyt Arkın’ın Alın Yazısı adlı filminden bir sahne yolladı. Hakikaten klas adam, helal olsun. Derin devlet, ağa, töre ıvır zıvır konulu kelek dizilerde jön geçinip bön bön sağa sola bakınan davarlar biraz duruş görsünler. Alain Delon halt etmiş yanında, ne büyük bir aktörmüş, kıymetini şimdiki zavallıları gördükçe daha iyi anlıyoruz. Dünyayı batırsan da problem değil. (Şu aktivite de iyi).

Popularity: 37% [?]

İleri »

Kapat
E-posta ile paylaş