'Siyaset' Arşivi

Hele Yiğitlere

FST 17 Nisan 2008

milletvekili-kavgasi.jpgSosyal Güvenlik düzenlemeleri sırasında milletvekillerinin üçkağıt hamleleri -hakkını yemeyelim- başta Hürriyet gazetesi olmak üzere medyanın vatandaşa duyurmasıyla bir ölçüde berataraf edilmiş oldu. Gelgelelim çalışma bakanı milletvekillerinin kıyak vaziyetinin, keseri kendilerine yontmalarının kamuoyunda deşifre edilmesinden, üstüne üstlük eskisi gibi “vekilimize helal olsun” yerine “şerefsizler, yiyip bitiremediler” denmesinden pek hoşlanmamış ki şöyle bir beyanat vermiş:

Meclisin toplumsal sorunları çözdüğünü belirten Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Bu kadar önemli düzenlemeleri yapan milletvekillerimizle ilgili kamuoyunda yersiz ve gerekçesiz, bir çok haksız değerlendirmeler var. Bu Parlamento, bu milletvekilleri, bu değerlendirmeleri, bu haksız yakıştırmaları hak etmiyor. Milletvekilleriyle ilgili ne zaman bir konu gündemde olsa, bu haksız itham ve değerlendirmeler maalesef gündeme gelmektedir.

Anayasa Mahkemesinin sosyal güvenlik reformunu iptali çerçevesinde, bu yasanın yeniden ele alınması, bazı yeni düzenlemeleri de gündeme getirdi. Mevcut kamu görevlileri, dolayısıyla bütün milletvekilleri mevcut statüye, yürüklükteki mevzuata tabidir. Bu bilinmesine rağmen, bununla ilgili çok farklı yorum ve değerlendirmeler, kamuoyunda ve ilgili çevrelerde yapılıp, kafalar bulandırılmaya çalışıldı.

Bunlar doğru değil. Türkiye’nin geleceğine imza koyan, bu kadar önemli düzenlemeler yapan, Türkiye’ye yön veren yüce Parlamentoda görev yapan milletvekillerinin özlük haklarını da mertçe, yiğitçe hep beraber burada getirip; birilerinin konuşmasına, birilerine alet etmeyerek buradan geçirmemiz gerekiyor.”

Bak sen şu işe. Meğer milletvekili ile sıradan kamu görevlisi aynıymış benim haberim yok. O zaman bizim enişte neden 6 dişine implant yaptıramıyor, neden onun maaşı 1000 YTL de sizinki 9000 YTL. Uyduruk vesilelerle yurtdışı gezilere çıkıp tek kuruş harcamadığınız halde günlüğüne 150-200 dolar ilave almıyor musunuz? Bir alay eş, dostunuzu danışman diye 2500 YTL maaşla cebinizde sekreter diye gezdiriyorsunuz. İşiniz gücünüz mikro düzeyde iş takibi, eşe dosta iş bulma, lüzumsuz kamu yatırımları vs. Bakanı duyanın milletvekilleri için ağlayası gelir.

Yiğitçe mertçe diye saçmalayıp “biribirimizi alet etmeyelim” diyerek el altından “aman birbirimizi kösteklemeyelim, vatandaşın gözünü boyayıp 2 senede emeklilik, gazilerle eşit sağlık hakkı gibi kazanımları kaçırmayalım, aptallığın alemi yok” mesajı veriyor. Ne yiğitlikmiş be, laflara bak: Türkiye’nin geleceğine imza koyuyormuş. Hepinizin Tayyip Erdoğan, Deniz Baykal vs. tarafından tombaladan atanmış birer parmak olduğunuzu bilmeyecek kadar salak olsak belki yeriz bu lafları. Geç efendi bunları, hele erkekseniz çıkın da buralarda iddialarınızı yineleyin. İşin açığını söyleyeyim, bir milletvekilinin karşıma çıkmasını tavsiye etmem, milletin asil üyesi olarak vekilime yaptıklarının hesabını beklemediği sertlikte sorabilirim. Benden asla “sayın vekilim lafı” beklenmesin, adamı itin ardına sokarım. Haddinizi bilin. Edepsiziliğe bak, “evet yanlış işler var, milletvekillerine haksız ayrıcalıklar tanınmış, zamanla bunları ortadan kaldırmaya çalışacağız” diyeceğine alenen “tepenize çıkacağız, daha da fazlasını alacağız” diyor adam. Duyan da şerefli I. Meclisin vekili zannedecek bunları.

Tavsiyem yiğitliğin, erkekliğin onda dokuzu gereğince kaçın, biri gereğince de hiç ortalıkta görünmeyin. İyice azdılar ha. Şunlara adam gibi bir ders vermek lazım ama nasıl ve kimle? Tek ümidim Hürriyet, muhafazakar basın yalakalık gereği gözünü kapatıyor. Belki benim gibi düşünenlerden oluşan bir timle “millet, vekillerine karşı” kampanyası başlatılabilir. Herkes oy uğruna yurt sathına dağılacak milletvekillerinin yakasına yapışsın, veri, done,argüman isteyen için İzlenimler arşivlerinde yeterli malzeme var.

Aman uyanık olun. Bunlar iyice gemi azıya aldılar. Donumuza sahip çıkalım.

Popularity: 14% [?]

Üçler Yediler Kırklar

FST 17 Nisan 2008

40lar.jpgBazen çevreden “şu AKP’ye yanaşamadın, bak millet nerelere geldi” diyenler oluyor. Öyle ama ne yapayım, ressam değilim ki tablolarımı meclis lokantasına satayım, bir yeteneğim yok ki İstanbul yahut Anklara belediyelerinde yağlı yönetim kuruluna beni işe alsınlar, hep ters laflar edeceğim için danışman, müşavir, müsteşar da yapmazlar. İki güne kalmaz kovulurum. Ben şu halimle iyiyim, dokunmayın diyorum. Diğer taraftan da dün yayınlanan listeye de şöyle biraz iç çekerek bakmamak da mümkün değil.

Haberde “40 Kişilik AK kadro” denmiş. Ahbap, yeğen, amca, dayıoğlu, yandaş durumunda epey adam var. Biraz soruşturdum, “yahu Fethi bey ne saf adamsın, bunlar tamamen bankamatik işleri, bakanın işi yok da birine mi danışacak, Yönetim Kurulu denen yerler havadan 3-5 milyar birilerini beslemek için ihdas edilmiştir. Hem 40 ne ki, bunlardan binlerce var” dediler. Bunlar hiç işe filan gitmez aydan aya bankalarına yatan parayla günlerini gün ederlermiş. “Peki” dedim “biz AKP’yi muhafazakar dindar filan biliriz, bunlar haram, helal, beytül mal, devlet malı konusunda hiç düşünmez mi, hani CHP kadrolaşıyor denir, AKP’nin ne farkı var” dediğimde karşımdaki şahıs epey güldü. Ben de ses çıkarmadım. Hatta bana “istersen seni de aldıralım bir yere, yalnız AKP il başkanlığına uğra, ara sıra oralarda görün, böyle uluorta konuşulmaz bu işler” dedi.

Bana teklif ettikleri yer Tarım bakanlığında bir daire başkan yardımcılığı. Uğramana gerek yokmuş. Oraya kapağı atarsan bir de başka yönetim kurulu üyeliği ile danışmanlık uydururlar 10-15.000 YTL’yi doldururmuşsun. Fena iş değil gibi, cumhurbaşkanı olsan elli türlü protokolle uğraşacaksın, halbuki burada yattığın yerden aynı parayı alıyorsun. Abdullah Gül de pek safmış. 15.000 YTL maaş için tut cumhurbaşkanı ol. RTÜK üyesi ve Botaş yönetim kuruluna girse bu kadar yorulmaz, eleştiri de almazdı. Anlamak mümkün değil.

Ne dersiniz, üçler, yediler, kırklara, erenlere abdallara karışmanın zamanı geldi mi? Tek maliyeti ar ve haya perdesini yırtabilmek, herhalde zamanla ona da alışır insan.

Popularity: 12% [?]

Şaka gibi lan

FST 14 Nisan 2008

barosso.jpgAB Komisyonu başbakanı Barosso Türkiye’de epey iz bıraktı, işin açığı ben de adamı beğendim fakat iki gaf yapmış ki, olacak şey değil. Allahtan kendisine yetkili makamlarca had bildirilmiş, edep, erkan öğretilmiş. Malum Türkiye’de kafaya geçen gerçek çuvalın intikamı filmde alınır, gerçek dünyadaki fukaralık, ileri ülkeler karşısındaki eziklik tarihte şunu yapmıştık masallarıyla örtülmeye kalkılır. Yahut bilemediniz “canım Araplar daha mı iyi” diye meşrulaştırılmaya kalkılır. Neyse durduk yerde ders vermeyeyim, ne de olsa Fatih Terim değilim, Barosso ülkemizde çok önemli iki iz bıraktı, şunlara bir bakalım.

Öncelikle sayın AB yetkilisi Anıtkabir’deki müzeyi gezerken eli cepte dolaşmış. Haklı olarak hepimiz infiale kapıldık. Mesela ben ilk olarak Portekiz’e Türk usulü bir ders verilmesi gerektiğini düşündüm. Elbette bu ders ancak bir film yoluyla verilebilir. Barbaros Hayrettin Paşa’nın şamarını az yememiştir bunlar, iki tane de Polat Alemdar aşkeder, hadlerini bildirirdik. Mesela “Kurtlar Vadisi: Akdeniz’de Şamar” filmiyle Portekiz’in canına okunabilir. Polat ve adamları tekme tokat girişip Anıtkabirde el cepte gezmek neymiş yedi düvele gösterirler. Tabii Yeniçağ Gazetesi Polat’a iş düşürmemiş. Detaylarda Barosso’ya bir Nutuk hediye edildiğini de öğrendiğimiz haberin genel mesajı kısaca: “Çıkar Lan Elini Cebinden” veciz cümlesiyle özetlenmiş. Yeniçağ Gazetesine tek diyebileceğim “Aferin lan hergeleler” olacak. Taşı gediğine koymuşlar. Gazetede şunlar da yazıyor:

Ata’nın huzuruna çıkarılan AB Komisyon Başkanı’nın küstah tavırları öfke yarattı

Ajanlarına TBMM’de inceleme yaptıran, Türkiye’nin içlerine karışan, bağımsız Türk yargısına baskı yapmaya kalkışan Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı J. Manuel Barroso, Türk milletini çıldırttı. Sömürge valisi edasıyla geldiği Ankara’da, Anıtbakir’e götürülen ecnebi, alçak tavırlarını burada da sergiledi.

Milli benliğin yoksa av olursun

Atatürk’ün manevi huzurunda soytarı gibi dolaşan Barroso, Büyük Önder’in, “Milli benliğini bulmayan milletler başka milletlerin avıdır” yazılı özdeyişinin önünden eli cebinde geçti. Gazetemizi arayan vatandaşlar, “Bunlar mandacı tavrıdır” diyerek tepki gösterdi.

Müstemleke valisi gibi

Atatürk’ün huzurunda alçakça tavırlar sergileyen Barroso, Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada ise 301 dahil birçok konuda küstahça emirler yağdırdı

Barosso’ya ikinci ders CHP genel başkanı Baykal tarafından verilmiş. Bu Barosso denen densiz yaptığı bir konuşmada “mucize” kelimesi geçince etrafa “yahu mucize dedik, laiklik için problem oluşturmasın” diye bir nükte yapmış. Ne büyük küstahlık. Adam alenen bizdeki laiklik anlayışının düpedüz hödüklük olduğunu ima ediyor, dalga geçiyor. Milliyet gazetesinde son derece uyduruk şeyleri büyük önem arzediyormuş gibi yazan Fikret Bila bakın neler demiş:

AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye ziyaretinin İstanbul ayağında, bazen siyasi gelişmelerde mucizeler olur, dedikten sonra, “Mucize sözcüğünü, laikliğe karşı algılanmayacağını düşünerek söylüyorum” diye espri yapmış.

Barroso’nun esprisinden, Türkiye’de halkın önemli bir kesiminin laiklik konusunda duyduğu endişeyi hafife aldığı anlaşılıyor. Ankara’da TBMM çatısı altında sarf ettiği, Türkiye “köktendinci eğilimlere güçlü bir alternatiftir” sözünün önemiyle ve ağırlığıyla pek uygun düşmedi. Laiklik konusunda endişe duyanlara “alaycı” bir gönderme niteliğindeki “şaka”sı, “AB Komisyonu Başkanı” sorumluluğu açısından da yakışık almadı.

“Şaka konusu değil”

Barroso’nun bu alaycı yaklaşımı, CHP lideri Deniz Baykal’ın da dikkatini çekmiş. Baykal, laikliğin Türkiye için taşıdığı yaşamsal öneme vurgu yapıp “Bu şaka yapılacak bir konu değildir” diyerek tepki gösterdi.
Baykal, laiklik olmadan demokrasinin yaşayamayacağına vurgu yaptı. AB yöneticilerinin bunu iyi anlamaları ve iktidarın dışındaki Türkiye’yi tanımaları gerektiğini belirterek, Barroso’ya mesaj göndermiş oldu.

Baykal’dan üç mesaj

CHP lideri Baykal, Türkiye’nin kurtuluş ve demokrasi mücadelesini Batı’ya rağmen yaptığını anımsatarak şu değerlendirmede bulundu:
“1- Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk, kurtuluş mücadelesini maalesef Batı’yla çatışarak vermek zorunda kalmıştır. Kurtuluş mücadelemiz Batı’nın desteğiyle değil Batı’ya rağmen başarıya ulaşmıştır.
2- Türkiye demokrasiye de kendi iradesiyle geçmiş ve demokrasi mücadelesini de Batı’nın desteğiyle değil, ona rağmen kazanmıştır. Türkiye demokrasi mücadelesi verirken askeri müdahalelerle karşılaşmıştır. Batı ise hep askeri yönetimlere destek olmuş, 12 Mart’ta da, 12 Eylül’de de demokrasi mücadelesi verenlerin yanında olmamıştır. Bizler sürülürken, Zincirbozan’a sürgüne giderken, Batı askeri yönetimlerle çalışmayı tercih etmiş; demokrasiye müdahale edenlerden ‘bizim çocuklar’ diye söz etmiştir.
3- Şimdi öyle anlaşılıyor ki, Türkiye laiklik mücadelesini de Batı’nın desteğiyle değil, Batı’ya rağmen yapacaktır. AB yöneticilerinin laikliği ihlal edenlerle birlikte olması bunu gösteriyor. Biz laikliği Avrupa gibi yüzyıllar süren bir mücadeleyle elde etmedik. Kolay elde ettik. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar, dünya deneyiminden hareketle laikliğin önemini gördüler ve bu ilkeyi yerleştirdiler. Çağdaş, modern Türkiye’yi böyle inşa ettiler. Ama bugün, laikliğe karşı çıkanlar işbaşına geldiler.”

Baykal ders yanında çeşitli mesajlar da vermiş. Laiklik konusunda söylediği de tam isabet. Türkiye’de “ateşle oynama” denirdi şimdi “laiklikle şaka olmaz” da literatüre giriyor. Hakikaten öyledir, birinin başına bela getirmek için en ciddi hamle laiklikle ilgili bir suç isnat etmektir. Misal tanıdığım ateist bir profesör için “namaz kılıyor” diye iftira atılmış, adamın başı belaya girmişti. Tabii Barosso ne bilsin, adam uluorta laiklik anlayışımızla dalga geçiyor. Halbuki Türkiye’ye gelmeden bir deyimler sözlüğü açsa “laik olmayan insan sayılmaz”, “laik olmayan adam değildir” gibi A. N. Sezer vecizelerini görmesi işten bile değildi.

Sonra şunu da anlamak mümkün değil. Kardeşim siz kim oluyorsunuz, dünyaya laikliğin ne olduğunu Türkler öğretmiştir. Hala Fransa gibi bir kalede bile lisede dini simge olur mu diye tartışma yaşanıyor, üniversitelerde başörtüsü diye bir mesele yok. Kilise denen müessese tüm ihtişamıyla laik Batıda hüküm sürüyor. Tabii anlamazsın laikliğin gerçekte ne olduğunu böyle gülersin aklınca. Aslında biz sana gülüyoruz.  Dünyaya öğrettiğimiz tüm değerler yanında laikliği de yakında öğreneceksiniz. Diğer değerlerin şu anda hatırlayamadım, bir ara sayarız. Yoğurt, kebap filan vardı herhalde.

Bu arada Baykal’ı alkışladım ama saydığı maddelerde bir iki yer dikkatimi çekti, alkışımın dozu biraz düştü, mesela ilk maddede demiş ki “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk, kurtuluş mücadelesini maalesef Batı’yla çatışarak vermek zorunda kalmıştır. Kurtuluş mücadelemiz Batı’nın desteğiyle değil Batı’ya rağmen başarıya ulaşmıştır.” Ne alakası var, 1921′den itibaren İngiltere, Fransa filan bu işi bırakmıştı. Kurtuluş Savaşı dolaylı da olsa Batının desteğiyle kazanılmıştır, belki Yunanlılar “Batı bizi başta destekledi sonunda sattı” diye şikayetlense anlarım. Ortada yedi düveli geçtik, Yunanlılar dışında kimse kalmamıştı. Rusya’nın bize yolladığı para filan da cabası. Engin Ardıç bir ara yazmıştı, oradan bakılabilir.

İkinci madde tümden yanlış: “Türkiye demokrasiye de kendi iradesiyle geçmiş ve demokrasi mücadelesini de Batı’nın desteğiyle değil, ona rağmen kazanmıştır.” Boş laf, II. Dünya Savaşını ABD kazandıktan sonra bizimkiler can havliyle demokrasi gemisine atlamak zorunda kalmışlardır. Amerikan sopası olmasa kimse elindeki tatlı tek parti imkanını bırakır mı? Baykal da siyaset bilimi doçenti deniyor ama ne iş anlamadım. Gerçi Fatih Terim’in profesör olduğu yerde herhalde Baykal’a en fazla doçentlik düşer.

3. Madde de saçma, “Şimdi öyle anlaşılıyor ki, Türkiye laiklik mücadelesini de Batı’nın desteğiyle değil, Batı’ya rağmen yapacaktır. AB yöneticilerinin laikliği ihlal edenlerle birlikte olması bunu gösteriyor.” denmiş. Bunu şöyle düzeltelim “Batı kendi anladığı daha özgürlükçü bir laiklik anlayışını bizim zorbalığımızla değiştirmek istiyor” demek istiyor herhalde ki, ben de Batının bu kanaatte olduğunu zannediyorum. Batının ipine sarılmak lazım. Mustafa Akyol iyi bir yazı yazmış “Modern dikta rejimlerinin hemen hepsi “bağımsızlık” meraklısıdır” diyor. Bizdekilerin anladığı tarzda tam bağımsızlık mı olur, bak AB ülkelerinin hiçbiri tam bağımsız filan değil. Dünyada Kuzey Kore, Küba (ki o da elden gidiyor) ve Venezuela gibi yerler dışında tam bağımsız yer mi var, illa ki BM, ILO, NATO, AB, NAFTA, AFTA bir yere bağımlısın. Boş laf işte. Kulağa hoş mu geliyor nedir. (Öküzler için özel not: burada yazılandan “Türkiye bağımsız olmamalıdır” manasını çıkarmayın, lan.)

Uzatmazsak, Barosso Türkiye’den geldi geçti, iki nala bir mıha vurdu, AKP’nin denyoluğu bırakıp AB yörüngesine girme dışında şansı olmadığını 3 sene sonra yediği sopayla hatırlaması gerektiğini pekiştirdi, bu arada Yeniçağ ve CHP’den de bir ayar aldı, hepsi bu.

Fikret Bila sen de saçmalamayı kes, yok “alaycı gönderme” imiş falan. Ne zannediyordun, AB yetkilisi gelip “süper bir laiklik sisteminiz varmış, bizimkilerde kafa olsa bunu alırdı, hele demokrasiniz cihana nümunelik” mi diyecekti yani? Bize millet bir tarafıyla gülüyor, Barosso devlet adamı olunca nükte havasında biraz dalga geçmiş o kadar. Herhalde kapalı kapılar ardında “yahu ne moloz memleketmiş, gelip görmek lazım” diye gülmekten bir hoş olmuştur.

Popularity: 22% [?]

Damdaki İşaretler

FST 11 Nisan 2008

resimevhac.jpgKorku filmlerinde filan böyle şeyler olur, bir yerde bir işaret vardır, bir çocuk doğar, ortalık kan gölüne döner, deccal, şeytan filan ne kadar hristiyanlığa ve israili islama ait kötü yaratık varsa biri gelip duruma müdahale edene kadar terör estirir. İşte bizim TOKİ konutlarının damında da Balıkesir MHP Mrk. İlçe Bşk. Yrd (uzun bir vasfı olduğuna göre önemli biri herhalde)  Fahrettin Sayıt müthiş bir sır perdesine rastlamış. Güya bu binaların damı haç şeklindeymiş, şöyle deniyor:

TOKİ konutlarında HAÇ işaretlerinin konduğu binalar, caminin sağ ve sol tarafına inşa edilmiş. Ayrıca 2.Etapta bulunan iki tip konuttan dört katlı olanlar değil de oniki katlı olanlar seçilmiş. HAÇ’lar cami minaresinde bulunan HİLAL’den daha yüksekte bulunuyor.

Balıkesir’de infial yaratan bu olay, konutlar üzerinden geçmekte olan bir pilot tarafından tesadüfen fark edildi. Olay MHP Balıkesir Mrk.İlçe Bşk. yardımcısı Fahrettin Sayıt tarafından yerel basın aracılığıyla tüm Balıkesir’lilere duyuruldu.

Olay doğal olarak infial yaratmış, bizim memlekette milletvekillerinin kıyak emekli olması, eşine dostuna beleş kontör yollaması infial yaratacak değil ya, devletin ucuz binasının damı haça benzemiş diye bir şey saçmala hemen infial olur. Bakalım gidip bir rahip vuran çıkacak mı bu sebeple. Sonuçta asansördü, hava boşluğuydu, dört daireydi derken artı şekli ortaya çıkıvermiş. Bir dahaki sefere hapishane gibi hilal şeklinde yaparlar çatıyı, hem de gözetlemek kolay olur. Pilot da bir tuhaf, sen önüne bak hemşerim aşağıda çatılardan sana ne? Haçlar hilalden yüksekmiş, iyi, minareye iki şerefe daha ekleyin cuma namazı dışında gidilmeyen caminin önüne 5 şerefeli bir ucube dikin, İslamın gücünü tüm dünyaya gösterin.

MHP Antalya il teşkilatı görevden alınmış ama yanlış, bence Balıkesir teşkilatı hem görevden alınmalı hem de topluca bir ruh doktoruna gösterilmeli. İnfial içindeki halka da mesajım şudur “oturun ardınızın üstüne, dangalak herifler, asabını bozmayın adamın.”

İnfial içindeyim.

Popularity: 20% [?]

OKSYS Testi-IV

FST 4 Nisan 2008

sinav-test.jpgLütfen aşağıdaki soruları verilen paragrafa göre doldurunuz:

Yüksek Mahkeme Başkanı ……., çok sayıda kadının avukat veya hâkim olmasının entegrasyonun sağlanmasında önemli olduğuna işaret ederek, “Aynı kural, inancından dolayı başını örtenler için de geçerli. Erkek eli sıkmayan veya saçını göstermeyen biri hâkim olamaz bir diye kural yoktur. Başını örtmek, hakim olmaya engel değil.” demişti.

Açıklama üzerine harekete geçen ………………. Mahkemeler İdaresi ‘personel beklentileri yönetmeliği’ni hazırladı. Yönetmelikte, “………………….. mahkemelerinde kültürel ve dini yönden başörtüsü, türban ve benzeri kıyafetlerin giyilmesinde bir engel yoktur; ancak yüz kapalı olmamak şartıyla…” görüşüne yer verildi. Karar, başörtülü hâkimlerin önünü açtı.

Mahkemelerde başörtülü hâkim, …….. Günü konuşmalarında gündeme gelmişti. Başbakan …………….. “Özgür …………. düşüncesi, insanların giyim, kuşamına, özel ve kamusal alanda karışmaz. Müslüman kadınları rahat bırakın.” şeklinde konuşmuştu. Yüksek Mahkeme Başkanı ……………. da, “Bir kadın inancından dolayı erkeklerin elini sıkmıyorsa benim hiç umurumda değil. Tıpkı birinin kızıl saçlı olması gibi. Kafasını ne ile örttüğü değil, kafasının içindeki bilgiler önemlidir.” demişti.

1. Yüksek Mahkeme başkanı ve başbakan aşağıdaki şıklardan hangisinde doğru olarak verilmiştir?

a) Haşim Kılınç-Recep Tayyip Erdoğan
b) Torben Melchior-Anders Fogh Rasmussen
c) Bodrum Hakimi-Adnan Menderes
d) Kainatın Hakimi-X Men
e) Ağır Ceza Reisi Halis bey-İsmet Paşa

2- Bahsi geçen mahkeme hangi ülkededir?

a) Yokülke
b) Suudi Arabistan
c) Kuzey Kore
d) Türkiye
e) Danimarka

3- Ülkenin başbakanı ve hakimi için aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

a) Kaygısız-liberal
b) Saygısız-anarşist
c) Duyarsız-demokrat
d) Fethullah Gülenin adamı-şerefsiz
e) Soros Uşağı-alçak
f) Satılık-hain

4- Metinde Yüksek mahkeme başkanı neyi kastetmektedir?

a) Kızıl saç sarışına tercih edilmelidir
b) Başörtüsü siyasi bir simgedir
c) Kızıl saç komünizmin simgesidir
d) Başörtülü biri hakimlik yaparsa yanlı davranır
e) Başı açık biri hakimlik yaparsa yanlı davranır

5- Başbakan kimin rahat bırakılmasını istemektedir?

a) Müslüman kadınların
b) Çağdaş Kadınların
c) İlerici Kadınların
d) Babaannelerimizin
e) Tavşanların

6-Aşağıdakilerden hangisi tutarlıdır

a) Giyime kamusal alanda karışmalı ama özel alanda karışmamalı
b) Giyime özel alanda karışmalı ama kamusal alanda karışmamalı
c) Giyimin son adresi Yeni Karamürsel
d) Ne giydiğin değil ne yediğin önemlidir
e) Ye kürküm ye

7- Yukarıdaki metinle tutarsız olan özdeyişi belirtiniz.

a) Laik olmayan adam değildir (A. N. Sezer)
b) Ordu Göreve (Bir grup çağdaş akademisyen)
c) Türbana hayır (Türkiye Komünist Partili Gençler)
d) İti an çomağı hazırla (Çeldirici)
e) Danimarka yolları taştan, var mı büyük Beşiktaştan (FST)

8- Bu metin akla hangi kriterleri getirmektedir?

a) Kopenhag kriteri
b) Ankara Kriteri
c) Adana kriteri
d) Yemişim kriterini
e) Çubuk kraker

9- Bir kadın başını örtüyorsa;

a) Önemli olan kafasının içidir
b) Önemli olan ruh temizliğidir
c) Benim dedem de şeyhülislamdı
d) Bunlar bizi kesecek
e) Kuranda türban yoktur

10- Metne göre aşağıdaki sonuçların hangisi normaldir?

a) Kopenhag’da laiklik yürüyüşü yapılmalı, darbeciler göreve çağırılmalıdır
b) Danimarka başbakanı ve partisi ile ilgili Türk yargısı kapatma davası açmalıdır
c) Danimarka’ya savaş açılmalıdır
d) Danimarka Hz. Muhammet’e hakaret etmişti
e) Danimarka’nın peyniri meşhurdur

Popularity: 32% [?]

Bir Görüşme ve Yeni Parti Projesi

FST 3 Nisan 2008

manyetolu_telefon.JPGDün bir telefon geldi, konuşma kayıtlarını veriyorum:

(Telefon çalar)

FST-Alo, buyrun, Fethi Sipahi Tan.

Karşıdaki Ses- Efendim AK Parti yönetimi adına arıyorum, 6 senedir icraatlarımızla ilgili yazılar yazdığınızı gördük, durumumuz malum acaba yol gösterin desek nasıl yardımcı olabilirsiniz

FST- Aferin, geç oldu ama problem değil. Ayıbınızı yüzünüze vuracak değilim. Bu arada kiminle görüşüyorum, Dengir bey siz misiniz?

KS- Hayır, eheöhem, önemi de yok zaten, hepimiz biriz, bölünmez bir bütünüz. Arkamızda yüzde 47 var.

FST- Tamam, traşı kısa keselim, işim var. Ben size demedimmiydi şu AB yolundan sapmayın, 301 başta dünyaya bizi maskara eden, vahşi kabile görüntüsü veren kanunları tez elden değiştirin diye? Bak kabak kafanızda patlayıverdi.

KS- Ama Fethi bey hırsızın hiç mi suçu yok? Yargı, darbe özlemcisine ses çıkarılmayacak mı?

FST- Demek şimdi böyle oldu, tamam, ağlamayı kes be adam, neyse daha fazla asabım bozulmasın, geçmiş geçmiştir. Gelelim şu saatten sonra ne yapacağınıza. Başladınız mı Anayasa değiştirme işine?

KS- Bu süreçte problem olur düşüncesinde olan arkadaşlar var.

FST- Başlatacaksınız şimdi arkadaşınızın… neyse, evet, akıllı olmak lazım, bir tek parti kapatma ile olmaz, 301in kalkması, Anayasa Mahkemesine TBMM tarafından yeni 10 üye seçimi, Yargıtay, Danıştay vs. için düzenlemeler filan şöyle cillop gibi bir paket hazırlayın bakalım. Tayyip bey de sallıyor 301 düzenlenecek diye, düzenleme filan olmaz kardeşim, kaldıracaksın. Dayayın değişimi, götürün referanduma, biraz da meydanlarda ağlarsanız süper olur. Tayyip bey ilave bir iki şiir eklesin repertuara.

KS- Tamam abi, not alıyorum. Peki yedek parti işine ne diyorsun?

FST- Evet, işittim Tuna diye bir oğlanın partisi var, ona rampalamak istiyormuşsunuz. Fakat hata yaparsınız. Bu adamın soyadı bir garip, Bekleviç de neyin nesi? Vatandaşa bunu izah edemezsiniz. Bak bende 2007 döneminde kurulmuş bir iki istepne parti var. MFP (Mazot Fındık Partisi) ve CPHP (Cumhuriyetçi Popülist Halk Partisi) güzel gider. Bir de bizim ekonomist dostların Sıfır Partisi var ama onlara güvenilmez, sizi yolmaya kalkarlar.

KS- Tuna bey delikanlı çocuk ama bilmem ki, söz verilmiş olabilir. Bir de mazot, fındık işi geçen senede kalmadı mı abi?

FST- Önemli değil, Makarna Kömür Partisi (Mak Parti) yaparız, dert etmeyin. Bu iş bir dilekçeye bakar. Sonra “Tuna beye söz verilmiş” de nasıl bir laf, siyaset sözden dönme sanatı değil midir? Bende parsayı kaptıracak, pardon, vatana hizmet ihtimalini kaçıracak göz var mı? Tayyip beye selamımı söyleyin, Fethi Bey “Tuna Bey ne istiyorsa 5 eksiği” diyor deyin. İşin maddi boyutunu Dengir ve Mehmet Ali ile sonra görüşürüz. Bu arada partinin başına Kemal abiyi geçireceksiniz ha, başkası bu işi beceremez, eline yüzüne bulaştırır, başladık bir işe bari adam gibi olsun.

KS- Tabii efendim, yalnız sizin sitede AK Parti ve sayın başbakan, özellikle de Bülent bey ile ilgili epey ağır sözler var. Partileşme sürecinde herhalde bu yanlış anlaşılabilecek yazıları da gözden geçireceksinizdir.

FST- Ne demek, ben özgür bir adamım. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Ama, bir dakika, parti anlaşmasına ek bazı maddi düzeltmeler koymayı düşünüyor musunuz bu iş için?

KS- Tabii efendim, sayın başbakanın bu konuda talimatı var, Türk aydını parayı sever, amaan, ne diyorum, Türk aydını, entellektüeli çok değerlidir, benim yazarım, çizerim ya maddi olarak desteklenmezse maişet gayretiyle nasıl fikir üretecek? Mümkünse erkeklerin eşlerini milletvekili yapalım, kendilerini de destekleyelim der hep. Elbette sizin yazıların sansürü, pardon, gördüğünüz ihtiyaç üzerine siteden kaldırılması karşılığında tatminkar bir bedel ödemek akıl ve mantığın yoludur.

FST- Ha, o zaman durum değişir, yani tabii hiçbir güç beni susturamaz, o ayrı da, başbakan da bir noktada haklı canım, aydın adamın karnı nasıl doyacak? Yahu, başbakan olmak kolay iş değilmiş, bak adam neler düşünüyor. Seveceğim ben bu işi ha, ulan keratalar. Kah kah.

KS- Efendim çok memnun olduk, yarın saat 14.00′de AKP binasında yahut tercih edeceğiniz bir kebapçıda detayları görüşelim. Bedeli nakden mi istersiniz, havale mi yapalım.

FST- Nakit tercihimdir, iki naylon poşete koyun, hani mağazadan kazak almış görüntüsü olsun. Havale masrafıyla filan devletimizin partisini yormayalım. Bizim gibi kanaat önderleri topluma bu tür işlerde örnek olmalıdır.

KS- Peki efendim, biz ortaya karışık bir referandum paketi hazırlatıyoruz,inşallah Türkiye için hayırlısı olur.

FST- Durmak yok, yola devam. Beraber ıslandık biz bu yollarda. Yahu iyice ısındım ben bu işe be, kah kah kaah.

Popularity: 24% [?]

Rahat ve Huzurlu Seyahat

FST 23 Mart 2008

yarg1.jpgÜlkemizde otobüs yolculuğu yaygın olduğundan otobüs şirketleri arasında da tatlı bir rekabet yaşanır. Yolcularına rahat ve huzurlu bir imkan sağlamak isteyen nice firma kah çift koltuğun birini söküp arayı genişleterek, kah yolculara yastık ve battaniye dağıtarak, yerine göre çay kahve dışında yemek servisi vererek bu yönde yenilikler arayıp dururlar. Diğer taraftan otobüslere ABS, EPS, ÜDS türü sistemler takarak güvenlik önlemlerini arttırmak da işin teknik bir yönüdür. Gelgelelim, son bir yöntem işittim ki bu herhalde tüm otobüs üreticileri ile nakliye firmalarının ilgisini çekecektir. Yöntemin mucidi yargıtaydan bir hakim, haber de şu:

Ata’yla yolculuk rahat ve huzurlu

Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker ve bir grup Yargıtay üyesi, Ankara’dan aileleriyle özel gezi amacıyla otobüsle Kayseri’ye geldi. Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü’ndeki öğle yemeğine katılan Başkan Gerçeker ve yargı mensuplarını, Kayseri Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Siyami Başok ile bir grup hakim ve savcı karşıladı.

[…] Kafilede yer alan Yargıtay 10’uncu Hukuk Dairesi üyesi Şansal Erkam ise, “Yolda eksikliğimizin olduğunu hissettik ve molada Atatürk tablosu alıp ön cama koyduk. Rahat ve huzurlu bir yolculuk oldu” dedi. Erkam, Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın son gelişmeler nedeniyle Kayseri gezisine katılamadığını belirtirken, “Kendisi işi ve evi arasında gidip geliyor. Allah sabır versin” dedi.

Yargıtay başsavcısı işi ve evi arasında gidip geliyormuş, ilginç doğrusu, başka nereye gidip gelecekti ki? Allah tüm iş ve ev arası gidip gelene sabır versin. Gelelim olaya. Demek otobüste bir eksiklik hissedilmiş ve bunun Atatürk resmi olduğu anlaşılmış. Haydi bunu normal kabul edelim, bir hakim elbette 24 saat Atatürk resim, büst, rozetiyle birlikte olmak isteyecektir, bu normal ama iyi de mola yeri nasıl bir yer ki koca Atatürk portresi hemen çerçeveyle filan bulunuvermiş? Bizim bildiğimiz mola yerlerinde arabesk kaset, leblebi, nohut, gözleme, oyuncak, yöresel örgü işleri filan olur. Demek büyük boy Atatürk resmi satılan mola yerleri de varmış.

Yalnız “rahat ve huzurlu” demişler, evet, otobüsün içinde huzur var ama ya karşıdan gelen şoförlerin dikkatinin dağılmasına ne diyelim? Misal şöyle bir diyalog gelişebilir:

-Mustafa abi, şu karşıdaki otobüse baksana, muavin koltuğunda Atatürk mü oturuyor?
-De get, dellendin mi adam. Nasıl, bir dakika, evet bu ulu önder, hayal mi görüyorum?
-Hayal değil abi, istersen çimdikleyeyim…
-Nıhaah, ne yapıyorsun ulan, hoop, kayıyoruz, eşhedü enlaa…

Tabii bu bir ihtimal ve ihmal edilebilir, bundan sonra herhalde tüm otobüs şirketleri, nakliye ve kargo firmaları, uçaklar, TCDD vs. daha huzurlu bir seyahat için bu yöntemden yararlanmalıdır. Bir sonraki yargıtay başkanı olamayıp emekli edilirse sayın Erkam Temsa otobüs firmasında tasarım danışmanı olarak çalışabilir, ilgililere duyurayım.

Son olarak adet olduğu üzere bazı Hürriyet okur yorumlarını aktaralım:

nejla nejla     22/03/2008 - 11:17
SU ZAMANDA ATATURK GIBI BIRINE OYLE IHTIYACIMIZ VARKI?

ercan biler     22/03/2008 - 10:35
Ey Türkiyem ne haldeyiz. Bunlar okumuşları, ya cahilleri ne yapmaz

iso iso    22.03.2008 09:18:39
Ne demek “Allah” sabır versin.
Başsavcıya sabır neden Allah’dan isteniyor.
Orası öyle şeylerin konuşulacağı yerler mi ?
Derhal kapatılmalı.Otobüsde kapatılmalı.
Röportaj yapılan karayolu’da.
Sabır, carttan istensi, curttan istensin.
Laiklik elden gidiyor, derhal müdahale edilmeli.
Dimi ama ?

erhan firidin (’erhanfiridin’ tüm yorumları)    22.03.2008 09:18:08
ulu önderimizle yolculuk yapmayı isteye bilirsiniz ama suda var acama atam hayatta olsa sizinle yolculuk edermıydı?

ISIL TURK (’ataturkungencligi’ tüm yorumları)    22.03.2008 02:07:51
Ataturk’suz bir Turkiye Turkiye olamayacagi gibi, Ataturk sevgisi olmayan bir Turk de Turk olamaz!!

barbaros dündar (’barbarosdundar’ tüm yorumları)    22.03.2008 09:46:44
İyiki varsınız.

(FST: Evet, iyi ki.)

Popularity: 35% [?]

Bir o hırsızlar mı

FST 13 Mart 2008

bardak.jpgYazar Murat Bardakçı bilim, etik vs. konulu bir panelde akademisyenlerin hırsızlıklarından bahsederken bunlar hırsızlıklarını gizlemek için Atatürk’ün arkasına saklanır mealinde konuşmuş. Şöyle deniyor:

İTÜ Elektrik Elektronik Fakültesi’nde gerçekleştirilen ‘Bilim ve Etik’ panelinde, akademik yolsuzluklar, akademide teknolojinin kötüye kullanımı ve bilişim suçları ile ilgili sunumlar yapıldı. Akademisyenler ve araştırmacılar, üniversitelerde intihal olaylarının yoğun bir şekilde devam ettiğini örneklerle ortaya koydu. İntihal konusunda çok sayıda yazı kaleme alan gazeteci-yazar Murat Bardakçı, üniversite yönetimlerinin bu suçu işleyen akademisyenleri koruduğunu öne sürdü. Bardakçı, intihal yapan kişilerin kendilerini savunma yöntemlerini şöyle anlattı: “Bir intihal olayını yazdığımızda ilk olarak bir telefon gelir, ‘Çok haklısınız ama ben dipnot yazmıştım, giderken yolda düşmüş’ derler. 60-70 sayfayı makaslamıştır. Bu kadar sayfaya dipnot konulmayacağının, bunun bir alıntı olamayacağının bilincinde ya değildir ya da sahtekârlık yapmaktadır. İkincisi mantıksız açıklamalardır. Yazının çıktığından haberdar olmadıklarını iddia ederler. Bir de intihali ortaya çıkaranı suçlarlar. Bu kişinin hırsız, intihalci, makasçı olduğu ile ilgili yapılan yayının, Atatürkçülüğe, laikliğe ve devrimlere set çekmek için, o kişinin Atatürkçü mücadelesini önlemek için yapılmış bir mesele olduğudur. Yani hırsızlıkla Atatürkçülüğün ne alakası var bilmiyorum. ‘Ben devrimciyim, yobazların önünü kesmeye çalışıyordum. Onun için bu yazıldı’ denir. Ama ‘iftira’ diyemiyor.

Murat Bardakçı ayrıca, intihal konusunda 15 senedir çok sayıda yayın yaptığına; fakat hiçbir sonuç alamadığına dikkat çekti. “Rektörler, hırsızlara her zaman sahip çıktı.” diyen Bardakçı, “Rektörler beni arayıp, ‘ilgileniyoruz’ dedi. Ama hiçbir şey çıkmadı. Hatta bazı olaylarda ben suçlu ilan edildim.” şeklinde konuştu.

Öncelikle intihal işiyle ilgili fazla söze hacet yok, Türkiye’de bilim filan yoktur, bu ciddiye alınacak bir konu da değildir. Falanca profesör, doçent, ne karın ağrısıysa uyduruk bir makaleyi, kitabı birinden çalarak yazmış vs. Kimin umurunda. Bu adamlar ayda 15-20 Milyar götürüyor, siz ona bakın. Ha, çalmadan makale yazsa ne olacak, akademik tatmin, kimin derdine deva olacak. Falanca endekste çıkmış, atıf almış, yani ne diyorsun? Güldürmeyin adamı. Neyse uzatmayalım.

Konunun asıl önemli noktasına gelirsek; Bardakçı iyi söylemiş de, sadece akademik hırsızlar mı Atatürk’ü siper ediyorlar suçlarına? Rahmetli Selçuk Parsadan bir telefonla “Atatürkçü dernekten arıyorum” diyerek Tansu Çiller’den tereyağından kıl çeker gibi yüklü bir örtülü ödenek “parsa”sı toparlamadı mı? Geçen yıl da bir hırsız girdiği kitapçı dükkanında yakalandığında polislere “ben Atatürk kitabı almak için girdim” dememiş miydi? Arazi çalan hırsızlar gecekondu diktiklerinde önüne bir Atatürk büstü kondurmaz mı? Denizli’de bir camiyi kaçak arsaya yapan hırsız cami yaptırma derneği ve hırsız cemaat duvara koca bir Atatürk resmini hem de minnacık fayanslarla işleyivermemiş miydi?

Uzun lafın kısası Türkiye’de Atatürk istismarı her görüşten ve her sınıftan hırsızın derdinin en pratik devasıdır. Akıllı olmak lazım. Bakın ben de siteye yarın lazım olur diye bir gencin kafasına kazınmış da olsa Atatürk resmi koydum. Sıkı mı biri gelip kapatmaya kalksın. Atatürk’e hakaretten içeri attırırım. Nasıl olsa delil filan gerekmiyor.

Oh be, aspirin gibi, her şeyin ilacı.

Popularity: 60% [?]

Delil Olsa Ne Olacak

FST 13 Mart 2008

130203.jpgAtilla Yayla’ya verilen ceza geçen ay hiç umursanmadan unutulup gitti, daha önceki örneklerinde olduğu gibi bir siyaset bilimi profesörü hem de mesleği gereği söylemesi gereken sözleri söylediği için 1 yıl 3 ay hapis cezası aldı ve cezası ertelendi. Gazetede okuduğuma göre meğer Atilla Yayla hiçbir delil olmadan yargılanıp cezalandırılmış. Tabii buna şaşıracak halim yok. Haber şöyle:

Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atilla Yayla hakkında Atatürk’e hakaretten verilen mahkumiyet kararının gerekçeli kararı açıklandı. Karara göre Yayla’ya elde hiç somut delil olmadan ceza verilmiş.

Gerekçeli karara göre haberi yapan muhabir Nuray Kaya, “Olay tarihinde benim ses kayıt cihazım ve görüntüm yoktur.” diye ifade verdi. Ancak mahkeme buna rağmen muhabirin yazdığı haberi doğru kabul etti. Haberi delil gösteren müşteki Hüseyin Durdu, “Ben basın ve yayın organları vasıtasıyla yapmış oldukları haber sonucu iddianamede belirtilen hakaretleri öğrendim.” derken diğer müşteki Selahattin Akçam da, “Söz konusu haberleri gazeteden okudum.” şeklinde ifade verdi. Diğer müştekiler Mehmet Toptaş, Türker Kızılok ve Hayrullah Şenel de iddiaları gazeteden öğrendiklerine dair benzer ifadeler kullandı. Atilla Yayla ise savunmasını şu sözlerle yaptı: “Aleyhte olan tanık beyanını kabul etmiyorum, öncelikle ben Atatürk ve Atatürkçülük üzerine konuşmadım. Kemalizm üzerine konuştum. ‘Ben bizi ortaçağdan kurtardığı söyleniyor bu tartışılır.’ dedim. Tartışmalı kısımda da ‘Neden her yerde Atatürk’ün heykelleri var diye soracaklar, neden Avrupalılar her yerde fotoğrafları var, neden her yerde sadece Atatürk’ün heykelleri var diye soracaklar.’ dedim. Ayrıca Yeni Asır gazetesindeki haber, haber değil yorumdur, problem de buradan doğmuştur.” 18 Kasım 2006′da AK Parti İzmir İl Gençlik Kolları tarafından Atatürk Spor Salonu’nda düzenlenen ‘Avrupa Birliği ve Türkiye İlişkilerinin Toplumsal Etkileri’ konulu panele konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Yayla’nın, Atatürk’e ve hatırasına hakaret ettiği ileri sürülmüştü. Yayla hakkında açılan davaya gerekçe olarak ise Yeni Asır’da çıkan haber gösterildi. İzmir 8. Asliye Ceza Mahkemesi’nce 20 Ocak 2008′de 1 yıl 3 aylık hapis cezası 2 yıl süreyle ertelenmişti.

Alın size çağdaş ülke. Müştekiler de pek pişkinmiş, gazetede gördük, hemen koştuk demişler. Hassasiyete bak. İki duyarlı vatandaşın “hee, biz gazetede okuduk, Atatürk’e adam demiş” sözü üzerine bu sözü söylemediği anlaşılan bir profesör hapis cezası alıyor. Allahtan Atilla bey savunmada “Hayır, ben Atatürk’e adam demedim, değildir” dememiş. İş bu sefer çetrefilli hale gelirdi.

Bir de bu vesileyle Atatürkü Koruma Kanunu denen ucubeyi ülkenin başına bela eden, İsmet İnönü’ye şahsi kinlerinden dolayı ülkeyi yeniden tek parti zihniyetine sokan DP, Celal Bayar ve Adnan Menderes’i buradan geçmişe dönük kınıyorum. Türkiye’yi 1947′den itibaren girmiş olduğu ABD dümenindeki çağdaş uygarlık yolundan çevirip Kemalist dikta görünümlü kasaba eşrafı ve besleme sanayici idaresi altına soktuklarına artık daha fazla iman ediyorum. Veysel bey buraları izliyorsa geçmişte İsmet Paşa aleyhine söylediklerimden dolayı pişmanlık beyan ediyorum, ah ne olaydı 1950 seçimini CHP alıp DP’nin rantını yediği tek konu olan Türkçe ezan “kazanımını” üstlenivereydi. Türkiye değişim yoluna zaten girmişti, ne bugünkü güdük ve karikatür ortam kalırdı ne de baskıcı tek parti dikatörlüğü.

Atilla Yayla’ya yapılanı da unutmadım, siz de unutmayın. Önünüze çıkan AKP’li yandaş, yetklili vs. ilgililer size nutuk atmaya kalktığında “Atilla hoca ne durumda, davet ettiğiniz panelde iftiraya uğradığında sahip çıkmadığınız gibi arkasından biz bu adamı böyle bilmezdik diye edepsizlik etmişsiniz” deyiverin. Haydi bakalım AKP yol almak istiyorsa şu Atatürk’ü Kurtarma Kanunu utancından da kurtulma için bir yol açsın. Gerçi 301. madde laf salatasına kurban verildikten sonra bu kanuna kimse elini süremez.

Alın size özgür, demokratik, laik “cumhuriyet”.

Popularity: 55% [?]

Sanatçıdan izinsiz düzenleme

FST 8 Mart 2008

5142480.jpgBir ara özgürlükçü demokrat ayağına yatıp “canım Kemalist ulusalcıların korkularını ciddiye alalım, tamam aptalca korkuları var ama sonuçta bunlar da insan, belki gerçekten korkuyordur, tamamı paranoyak, deli yahut geri zekalı değil ya bunların” filan diyordum ama şu Denizli CHP il başkanlığının bir heykel üzerinden ‘AKP Atatürk’ün atının penisini koparmış’ çıkışı ile 4 senedir burada anlamaya gayret ettiğim CHP, laik, kemalist, ulusalcı, ilerici vs. ne ise artık kesimi konusunda ümitlerim azalmaya başladı. Henüz sıfırlanmış değil ama dediğim gibi, şu olay artık direncimi çok zayıflattı. Kısaca habere bakarsak:

Atatürk heykelinde şok tartışma

CHP İl binasında bugün basın toplantısı yapan CHP İl Başkanı Ali Kavak, heykel tartışmasının fitilini ateşledi. Kavak, 1980 ihtilalinden sonra Kıdemli Albay Ahmet Acar’ın belediye başkanlığı yaptığı dönemde, heykeltıraş Prof. Dr. Tamer Başoğlu’na yaptırılan ve 1981 yılında Denizli Belediyesi’nin önüne dikilen heykelin yeni çekilen fotoğraflarını gazetecilere dağıttı.

‘PENİSİ AKP’LİLER KOPARDI’

Ali Kavak, “Kafaları türbanla örten anlayış, şimdi de sanata saldırmaya başladı. Sanatın mahremi namahremi olmaz. Ayrıca, sanatçıdan izinsiz sanatın üzerinde hiçbir düzenleme yapılamaz. AKP’li belediye, Atatürk anıtındaki atın cinsel uzvunu koparıp, boyamış. Kendilerini sanata yaptıkları saldırıdan ötürü kınıyoruz. Atatürk’ün atının cinsel uzvu yakın zaman önce vardı. AKP’liler’in kopardığını ya da koparttıklarını düşünüyoruz” dedi.

Bu iddiayı yanıtlayan Denizli Belediye Başkanı AKP’li Nihat Zeybekci ise, önce çok utandığını ve gazetecilerin bu haberi yapmaması gerektiğini söyledi. Zeybekci, ardından CHP İl Başkanı Ali Kavak’a yüklendi. Göreve geldiği 2004 yılına ait olduğunu iddia ettiği heykelin fotoğraflarını gösterip iddiaları yalanlayan Zeybekci, “Görüyorsunuz heykelde hiçbir değişiklik yok. Böyle muhalefet olmaz. Buna dense dense kepazelik denir” dedi.

[…] DHA’ya konuşan heykelin mimarı olan Mimar Sinan Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Tamer Başoğlu ise “Heykeli ben yaptım. Atatürk’ün bindiği atın cinsel organı da zaten belirgin ve abartılı değildi. Şu son haline çok benziyordu. 2004′te de anıtta düzenleme yapılacağı söylendi ve Denizli’ye geldim. İnceleme yaptım. Bugün atın cinsel uzvunun koparıldığını iddia edenlere gülüyorum, bu kadar da olmaz diyorum. Türkiye bugün atın bilmem neresini mi tartışacak? Heykelimden siyasi rant elde etmeye çalışanları kınıyorum” dedi.

Herşey iyi de koca bir profesörün şu lafını nereye koyalım? Türkiye bugün atın bilmem neresini mi tartışacak derken kendisini fazla iyimser gördüm. Bu site 4 yıldır dimdik ayaktaysa sebebi sadece ve sadece bu ülkede atın önü yahut itin arkası dışında bir konunun gündemde olmamasıdır. Elbette Türkiye atın bilmem neresini tartışacak, bunda ne derin manalar var, tabii bakmasını ve görmesini bilene. Hele de süzme bir çağdaş iseniz atın şeyi üzerine bir çağdaşlık destanı bile yazabilirsiniz. Bu konuda çok şey söylenebilir ama sitenin RTÜK ve internet üst kurulunca takibe alınması şu anda uğraşabileceğim bir iş değil. Resimlere de epey baktım ama kesin bir kanaate varamadım, bir baytar dostumuz aydınlatabilir.

Konuyla dolaylı ilişkili birşeye daha değineyim, bugün Kanaltürk’te bir canlı yayına rastladım, ümitsizliğim konusunda etkili oldu. Tuncay Özkan ve ekibi yine bir miting düzenlemiş, abuk subuk konuşuluyordu. Kanalı değiştirince şu konuşmayı kaçırıvermişim:

‘Bizkaçkişiyiz’ hareketi, Çağlayan Meydanı’nda ‘Dünya Kadınlar Günü’ mitingi düzenledi. Mitinge katılanlar ‘Türbana serbestlik’ konusunda yapılan yasal düzenlemeye karşı çıkarken, sık sık “Hükümet istifa”, “Türkiye laiktir laik kalacak” şeklinde sloganlar attılar.

“ATATÜRK ADI KONULMAMIŞ BİR PEYGAMBERDİR”

Mitingde ‘Bizkaçkişiyiz’ platformunun kurucusu Tuncay Özkan’dan önce kürsüye çıkan Emekli Hava Pilot Albay Şenay Güray, AK Parti’nin uyguladığı politikaların kadına verilen hakları adım adım ortadan kaldırdığını savundu.

Güray, “Sen ki Atam, can çekişen bir hastaya şifa vermek üzere Allah tarafından görevlendirilmiş bir elçi, bir adı konmamış peygambersin. Sen sarı saçlım, mavi gözlüm nerdesin!” diye seslendi.

Haberi işiten biri “yahu bu kadar da olmaz” deyince ben de “evet, Tanrılık makamı dururken tenzili rütbe olmuş, peygamberlik ne demek, terbiyesizler” şeklinde cevapladım. Bu tımarhane gibi memleketten hala siz ümitvar mısınız bilemem ama şu yorumlara bakınca ben biraz şüpheye düşüyorum.

 CAHİT BENLİ (’buvatanbizim’ tüm yorumları)    08.03.2008 14:22:25
SİZ ATIN CİNSEL ORGANINI KOPARACAK KADAR GERİCİSİNİZ?SİZ ARTIK İŞİN TADINI KAÇIRDINIZ

Ibrahim Aglamaz (’karacahil73′ tüm yorumları)    08.03.2008 14:26:34
Din Tuccarin eline duserse bunda baskasi beklenmez.

kamuran tezol (’kamurantezol’ tüm yorumları)    08.03.2008 14:16:35
Bu ne rezalet dunyaya rezil oluyoruz senelerdir hic bise olmayan heykeli sunnet etmisler bakalim daha neler gorecegiz.

YILDIRIM  BOR (’sakinyorumcu’ tüm yorumları)    08.03.2008 14:15:20
AKP KADINA TÜRBANI GİYDİRİYOR,ATAMIZIN ATINADA DON GİYDİRSİNLER BARİ!

Umut PAZARBAŞI (’IgeL’ tüm yorumları)    08.03.2008 14:13:35
21. yüzyıl Türkiye’sinde çağdışı kalmışlık belirtileri gün geçtikçe dört bir yandan kopup geliyor. Örümcek ağı bürümüş beyinler tarihin tozlu raflarındaki gerilikleri gün ışığına çıkartıp tozlarını insanlığa savurmaya çalışıyorlar adeta.. Ey Türk Milleti! Uyan! Yoksa başka şekilde uyandıracaklar!!!

asim kücük (’bravoseningibileriazbulunur’ tüm yorumları)    08.03.2008 14:11:36
HAYVANLARIN BILE SEYINDEN RAHATSIZ OLAN CAG DISI ZIHNIYET.BUNLAR YAKINDA DISI HAYVANLARADA KAMUFLE YAPARLARSA HIC SASIRMAYIN.

metin fidan (’unutmadim’ tüm yorumları)    08.03.2008 14:09:23
Heykelin “uzvunu”, kopartarak kurtuldular (?) diyelim. Peki,sokakta dolaşan hayvanlara, “DON MU ?” giydirecekler..!
Ne biçim zihniyetleri var anlamadım.
Olaya DİN penceresinden bakınca da; “ALLAH-Ü TEALA’NIN YANLIŞLARINI DÜZELTME !!!” işini,AKP’LİLER üstlenmişe benziyor (?

ceren aydın (’useless’ tüm yorumları)    08.03.2008 14:08:44
Bu olay Atatürk’ümüze ve onu sevenlere yapılmış en çağdışı, en rezil,en terbiyesiz olaydır.Yazıklar olsun bizi geriliğe sürükleyen bu yobazlara!!!

Omer Faruk (’OmerrFarukk11′ tüm yorumları)    08.03.2008 14:58:07
Yobaz kısmı heykenden bile tahrik oluyor, ahlaki çöküntü içine giriyor.
Allah sokaktaki kızlarımızı, kadınlarımızı korusun.
Amin!

Sinan Öztan (’azapgil’ tüm yorumları)    08.03.2008 13:31:22
Bu olay çağdışı kafaların ve hep belden aşağı düşünenlerin işidir.O zaman cinsel organları görünmesin diye eşeklerede don giydirelim.1940′lı yıllarda Malatya’daki Atatürk anıtında Atatürk’ün yanında bulunan gencin cinsel organı bir yaprakla kapatılmıştı.

Pozitif Bilim (’AylinB’ tüm yorumları)    08.03.2008 13:28:10
Kadınbudu köfte, dilberdudağının adını sakıncalı gören zihniyet Heykelide sünnet eder… Zaman onların zamanı, daha bunlar başlangıç. Daha 1 yıl olmadı, siz 4 yıl sonrasını bir düşünün…

Şimal Mai (’beyda’ tüm yorumları)    08.03.2008 13:26:12
ZAVALLI ZİHNİYET… SÜNNET EDECEĞİNİZE TÜRBAN TAKSAYDINIZ?

Konuyu bir fıkrayla sonlandıralım. Geçenlerde yollamışlar, evvelce de duymuştum ama güncellemişler anlaşılan:

Adamin biri bara girer ve kendisine bir icki soyler. Barmen bir robottur.
Adama mukemmel hazirlanmis bir kokteyli cabucak servis yaparken sorar
‘IQ’un kac?’Adam ‘150′ diye cevaplar..
Robot adamin IQ seviyesine gore sohbete baslar, uzun uzun, quantum fizigi, kuresel isinma, biyoteknoloji, ekonomi, insanligin yaradilisi gelisimi uzerine konusur..
Adam robotun bilgisinden etkilenerek kendi kendine ‘Bu gercekten inanilmaz’ diye dusunur ve robotu denemeye karar verir.

Bardan kalkar, tekrar kapidan girer bara gelir ve yeni bir icki soyler.
‘IQ’ un Kac?’
Adam ‘100 civari’ diye cevaplar.
Robot bu kez uzun uzun sohbete baslar ama bu kez futbol, borsa, arabalar, kadinlar, hakkinda sohbet acar. Cok etkilenen adam robotu bir kez daha test etmeye karar verir ve ekrar kalkar.

Yeni bir musteri gibi bara yaklasir bir icki daha soyler. Robot cabucak servis yaparken sorar:
‘IQ’ un kac?’.Adam, imm, sanirim 50 civari’ der.
Bunun uzerine robot, adama son derece yavas bir bicimde anlayacak sekilde slogan atmaya baslar:
Turki-ye laik-tir laik ka-la-cak, taay yip baksana kac kisi-yiz saysana..

Popularity: 47% [?]

« Geri - İleri »

Kapat
E-posta ile paylaş