'Siyaset' Arşivi

Delil Olsa Ne Olacak

FST 13 Mart 2008

130203.jpgAtilla Yayla’ya verilen ceza geçen ay hiç umursanmadan unutulup gitti, daha önceki örneklerinde olduğu gibi bir siyaset bilimi profesörü hem de mesleği gereği söylemesi gereken sözleri söylediği için 1 yıl 3 ay hapis cezası aldı ve cezası ertelendi. Gazetede okuduğuma göre meğer Atilla Yayla hiçbir delil olmadan yargılanıp cezalandırılmış. Tabii buna şaşıracak halim yok. Haber şöyle:

Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atilla Yayla hakkında Atatürk’e hakaretten verilen mahkumiyet kararının gerekçeli kararı açıklandı. Karara göre Yayla’ya elde hiç somut delil olmadan ceza verilmiş.

Gerekçeli karara göre haberi yapan muhabir Nuray Kaya, “Olay tarihinde benim ses kayıt cihazım ve görüntüm yoktur.” diye ifade verdi. Ancak mahkeme buna rağmen muhabirin yazdığı haberi doğru kabul etti. Haberi delil gösteren müşteki Hüseyin Durdu, “Ben basın ve yayın organları vasıtasıyla yapmış oldukları haber sonucu iddianamede belirtilen hakaretleri öğrendim.” derken diğer müşteki Selahattin Akçam da, “Söz konusu haberleri gazeteden okudum.” şeklinde ifade verdi. Diğer müştekiler Mehmet Toptaş, Türker Kızılok ve Hayrullah Şenel de iddiaları gazeteden öğrendiklerine dair benzer ifadeler kullandı. Atilla Yayla ise savunmasını şu sözlerle yaptı: “Aleyhte olan tanık beyanını kabul etmiyorum, öncelikle ben Atatürk ve Atatürkçülük üzerine konuşmadım. Kemalizm üzerine konuştum. ‘Ben bizi ortaçağdan kurtardığı söyleniyor bu tartışılır.’ dedim. Tartışmalı kısımda da ‘Neden her yerde Atatürk’ün heykelleri var diye soracaklar, neden Avrupalılar her yerde fotoğrafları var, neden her yerde sadece Atatürk’ün heykelleri var diye soracaklar.’ dedim. Ayrıca Yeni Asır gazetesindeki haber, haber değil yorumdur, problem de buradan doğmuştur.” 18 Kasım 2006′da AK Parti İzmir İl Gençlik Kolları tarafından Atatürk Spor Salonu’nda düzenlenen ‘Avrupa Birliği ve Türkiye İlişkilerinin Toplumsal Etkileri’ konulu panele konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Yayla’nın, Atatürk’e ve hatırasına hakaret ettiği ileri sürülmüştü. Yayla hakkında açılan davaya gerekçe olarak ise Yeni Asır’da çıkan haber gösterildi. İzmir 8. Asliye Ceza Mahkemesi’nce 20 Ocak 2008′de 1 yıl 3 aylık hapis cezası 2 yıl süreyle ertelenmişti.

Alın size çağdaş ülke. Müştekiler de pek pişkinmiş, gazetede gördük, hemen koştuk demişler. Hassasiyete bak. İki duyarlı vatandaşın “hee, biz gazetede okuduk, Atatürk’e adam demiş” sözü üzerine bu sözü söylemediği anlaşılan bir profesör hapis cezası alıyor. Allahtan Atilla bey savunmada “Hayır, ben Atatürk’e adam demedim, değildir” dememiş. İş bu sefer çetrefilli hale gelirdi.

Bir de bu vesileyle Atatürkü Koruma Kanunu denen ucubeyi ülkenin başına bela eden, İsmet İnönü’ye şahsi kinlerinden dolayı ülkeyi yeniden tek parti zihniyetine sokan DP, Celal Bayar ve Adnan Menderes’i buradan geçmişe dönük kınıyorum. Türkiye’yi 1947′den itibaren girmiş olduğu ABD dümenindeki çağdaş uygarlık yolundan çevirip Kemalist dikta görünümlü kasaba eşrafı ve besleme sanayici idaresi altına soktuklarına artık daha fazla iman ediyorum. Veysel bey buraları izliyorsa geçmişte İsmet Paşa aleyhine söylediklerimden dolayı pişmanlık beyan ediyorum, ah ne olaydı 1950 seçimini CHP alıp DP’nin rantını yediği tek konu olan Türkçe ezan “kazanımını” üstlenivereydi. Türkiye değişim yoluna zaten girmişti, ne bugünkü güdük ve karikatür ortam kalırdı ne de baskıcı tek parti dikatörlüğü.

Atilla Yayla’ya yapılanı da unutmadım, siz de unutmayın. Önünüze çıkan AKP’li yandaş, yetklili vs. ilgililer size nutuk atmaya kalktığında “Atilla hoca ne durumda, davet ettiğiniz panelde iftiraya uğradığında sahip çıkmadığınız gibi arkasından biz bu adamı böyle bilmezdik diye edepsizlik etmişsiniz” deyiverin. Haydi bakalım AKP yol almak istiyorsa şu Atatürk’ü Kurtarma Kanunu utancından da kurtulma için bir yol açsın. Gerçi 301. madde laf salatasına kurban verildikten sonra bu kanuna kimse elini süremez.

Alın size özgür, demokratik, laik “cumhuriyet”.

Popularity: 56% [?]

Sanatçıdan izinsiz düzenleme

FST 8 Mart 2008

5142480.jpgBir ara özgürlükçü demokrat ayağına yatıp “canım Kemalist ulusalcıların korkularını ciddiye alalım, tamam aptalca korkuları var ama sonuçta bunlar da insan, belki gerçekten korkuyordur, tamamı paranoyak, deli yahut geri zekalı değil ya bunların” filan diyordum ama şu Denizli CHP il başkanlığının bir heykel üzerinden ‘AKP Atatürk’ün atının penisini koparmış’ çıkışı ile 4 senedir burada anlamaya gayret ettiğim CHP, laik, kemalist, ulusalcı, ilerici vs. ne ise artık kesimi konusunda ümitlerim azalmaya başladı. Henüz sıfırlanmış değil ama dediğim gibi, şu olay artık direncimi çok zayıflattı. Kısaca habere bakarsak:

Atatürk heykelinde şok tartışma

CHP İl binasında bugün basın toplantısı yapan CHP İl Başkanı Ali Kavak, heykel tartışmasının fitilini ateşledi. Kavak, 1980 ihtilalinden sonra Kıdemli Albay Ahmet Acar’ın belediye başkanlığı yaptığı dönemde, heykeltıraş Prof. Dr. Tamer Başoğlu’na yaptırılan ve 1981 yılında Denizli Belediyesi’nin önüne dikilen heykelin yeni çekilen fotoğraflarını gazetecilere dağıttı.

‘PENİSİ AKP’LİLER KOPARDI’

Ali Kavak, “Kafaları türbanla örten anlayış, şimdi de sanata saldırmaya başladı. Sanatın mahremi namahremi olmaz. Ayrıca, sanatçıdan izinsiz sanatın üzerinde hiçbir düzenleme yapılamaz. AKP’li belediye, Atatürk anıtındaki atın cinsel uzvunu koparıp, boyamış. Kendilerini sanata yaptıkları saldırıdan ötürü kınıyoruz. Atatürk’ün atının cinsel uzvu yakın zaman önce vardı. AKP’liler’in kopardığını ya da koparttıklarını düşünüyoruz” dedi.

Bu iddiayı yanıtlayan Denizli Belediye Başkanı AKP’li Nihat Zeybekci ise, önce çok utandığını ve gazetecilerin bu haberi yapmaması gerektiğini söyledi. Zeybekci, ardından CHP İl Başkanı Ali Kavak’a yüklendi. Göreve geldiği 2004 yılına ait olduğunu iddia ettiği heykelin fotoğraflarını gösterip iddiaları yalanlayan Zeybekci, “Görüyorsunuz heykelde hiçbir değişiklik yok. Böyle muhalefet olmaz. Buna dense dense kepazelik denir” dedi.

[…] DHA’ya konuşan heykelin mimarı olan Mimar Sinan Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Tamer Başoğlu ise “Heykeli ben yaptım. Atatürk’ün bindiği atın cinsel organı da zaten belirgin ve abartılı değildi. Şu son haline çok benziyordu. 2004′te de anıtta düzenleme yapılacağı söylendi ve Denizli’ye geldim. İnceleme yaptım. Bugün atın cinsel uzvunun koparıldığını iddia edenlere gülüyorum, bu kadar da olmaz diyorum. Türkiye bugün atın bilmem neresini mi tartışacak? Heykelimden siyasi rant elde etmeye çalışanları kınıyorum” dedi.

Herşey iyi de koca bir profesörün şu lafını nereye koyalım? Türkiye bugün atın bilmem neresini mi tartışacak derken kendisini fazla iyimser gördüm. Bu site 4 yıldır dimdik ayaktaysa sebebi sadece ve sadece bu ülkede atın önü yahut itin arkası dışında bir konunun gündemde olmamasıdır. Elbette Türkiye atın bilmem neresini tartışacak, bunda ne derin manalar var, tabii bakmasını ve görmesini bilene. Hele de süzme bir çağdaş iseniz atın şeyi üzerine bir çağdaşlık destanı bile yazabilirsiniz. Bu konuda çok şey söylenebilir ama sitenin RTÜK ve internet üst kurulunca takibe alınması şu anda uğraşabileceğim bir iş değil. Resimlere de epey baktım ama kesin bir kanaate varamadım, bir baytar dostumuz aydınlatabilir.

Konuyla dolaylı ilişkili birşeye daha değineyim, bugün Kanaltürk’te bir canlı yayına rastladım, ümitsizliğim konusunda etkili oldu. Tuncay Özkan ve ekibi yine bir miting düzenlemiş, abuk subuk konuşuluyordu. Kanalı değiştirince şu konuşmayı kaçırıvermişim:

‘Bizkaçkişiyiz’ hareketi, Çağlayan Meydanı’nda ‘Dünya Kadınlar Günü’ mitingi düzenledi. Mitinge katılanlar ‘Türbana serbestlik’ konusunda yapılan yasal düzenlemeye karşı çıkarken, sık sık “Hükümet istifa”, “Türkiye laiktir laik kalacak” şeklinde sloganlar attılar.

“ATATÜRK ADI KONULMAMIŞ BİR PEYGAMBERDİR”

Mitingde ‘Bizkaçkişiyiz’ platformunun kurucusu Tuncay Özkan’dan önce kürsüye çıkan Emekli Hava Pilot Albay Şenay Güray, AK Parti’nin uyguladığı politikaların kadına verilen hakları adım adım ortadan kaldırdığını savundu.

Güray, “Sen ki Atam, can çekişen bir hastaya şifa vermek üzere Allah tarafından görevlendirilmiş bir elçi, bir adı konmamış peygambersin. Sen sarı saçlım, mavi gözlüm nerdesin!” diye seslendi.

Haberi işiten biri “yahu bu kadar da olmaz” deyince ben de “evet, Tanrılık makamı dururken tenzili rütbe olmuş, peygamberlik ne demek, terbiyesizler” şeklinde cevapladım. Bu tımarhane gibi memleketten hala siz ümitvar mısınız bilemem ama şu yorumlara bakınca ben biraz şüpheye düşüyorum.

 CAHİT BENLİ (’buvatanbizim’ tüm yorumları)    08.03.2008 14:22:25
SİZ ATIN CİNSEL ORGANINI KOPARACAK KADAR GERİCİSİNİZ?SİZ ARTIK İŞİN TADINI KAÇIRDINIZ

Ibrahim Aglamaz (’karacahil73′ tüm yorumları)    08.03.2008 14:26:34
Din Tuccarin eline duserse bunda baskasi beklenmez.

kamuran tezol (’kamurantezol’ tüm yorumları)    08.03.2008 14:16:35
Bu ne rezalet dunyaya rezil oluyoruz senelerdir hic bise olmayan heykeli sunnet etmisler bakalim daha neler gorecegiz.

YILDIRIM  BOR (’sakinyorumcu’ tüm yorumları)    08.03.2008 14:15:20
AKP KADINA TÜRBANI GİYDİRİYOR,ATAMIZIN ATINADA DON GİYDİRSİNLER BARİ!

Umut PAZARBAŞI (’IgeL’ tüm yorumları)    08.03.2008 14:13:35
21. yüzyıl Türkiye’sinde çağdışı kalmışlık belirtileri gün geçtikçe dört bir yandan kopup geliyor. Örümcek ağı bürümüş beyinler tarihin tozlu raflarındaki gerilikleri gün ışığına çıkartıp tozlarını insanlığa savurmaya çalışıyorlar adeta.. Ey Türk Milleti! Uyan! Yoksa başka şekilde uyandıracaklar!!!

asim kücük (’bravoseningibileriazbulunur’ tüm yorumları)    08.03.2008 14:11:36
HAYVANLARIN BILE SEYINDEN RAHATSIZ OLAN CAG DISI ZIHNIYET.BUNLAR YAKINDA DISI HAYVANLARADA KAMUFLE YAPARLARSA HIC SASIRMAYIN.

metin fidan (’unutmadim’ tüm yorumları)    08.03.2008 14:09:23
Heykelin “uzvunu”, kopartarak kurtuldular (?) diyelim. Peki,sokakta dolaşan hayvanlara, “DON MU ?” giydirecekler..!
Ne biçim zihniyetleri var anlamadım.
Olaya DİN penceresinden bakınca da; “ALLAH-Ü TEALA’NIN YANLIŞLARINI DÜZELTME !!!” işini,AKP’LİLER üstlenmişe benziyor (?

ceren aydın (’useless’ tüm yorumları)    08.03.2008 14:08:44
Bu olay Atatürk’ümüze ve onu sevenlere yapılmış en çağdışı, en rezil,en terbiyesiz olaydır.Yazıklar olsun bizi geriliğe sürükleyen bu yobazlara!!!

Omer Faruk (’OmerrFarukk11′ tüm yorumları)    08.03.2008 14:58:07
Yobaz kısmı heykenden bile tahrik oluyor, ahlaki çöküntü içine giriyor.
Allah sokaktaki kızlarımızı, kadınlarımızı korusun.
Amin!

Sinan Öztan (’azapgil’ tüm yorumları)    08.03.2008 13:31:22
Bu olay çağdışı kafaların ve hep belden aşağı düşünenlerin işidir.O zaman cinsel organları görünmesin diye eşeklerede don giydirelim.1940′lı yıllarda Malatya’daki Atatürk anıtında Atatürk’ün yanında bulunan gencin cinsel organı bir yaprakla kapatılmıştı.

Pozitif Bilim (’AylinB’ tüm yorumları)    08.03.2008 13:28:10
Kadınbudu köfte, dilberdudağının adını sakıncalı gören zihniyet Heykelide sünnet eder… Zaman onların zamanı, daha bunlar başlangıç. Daha 1 yıl olmadı, siz 4 yıl sonrasını bir düşünün…

Şimal Mai (’beyda’ tüm yorumları)    08.03.2008 13:26:12
ZAVALLI ZİHNİYET… SÜNNET EDECEĞİNİZE TÜRBAN TAKSAYDINIZ?

Konuyu bir fıkrayla sonlandıralım. Geçenlerde yollamışlar, evvelce de duymuştum ama güncellemişler anlaşılan:

Adamin biri bara girer ve kendisine bir icki soyler. Barmen bir robottur.
Adama mukemmel hazirlanmis bir kokteyli cabucak servis yaparken sorar
‘IQ’un kac?’Adam ‘150′ diye cevaplar..
Robot adamin IQ seviyesine gore sohbete baslar, uzun uzun, quantum fizigi, kuresel isinma, biyoteknoloji, ekonomi, insanligin yaradilisi gelisimi uzerine konusur..
Adam robotun bilgisinden etkilenerek kendi kendine ‘Bu gercekten inanilmaz’ diye dusunur ve robotu denemeye karar verir.

Bardan kalkar, tekrar kapidan girer bara gelir ve yeni bir icki soyler.
‘IQ’ un Kac?’
Adam ‘100 civari’ diye cevaplar.
Robot bu kez uzun uzun sohbete baslar ama bu kez futbol, borsa, arabalar, kadinlar, hakkinda sohbet acar. Cok etkilenen adam robotu bir kez daha test etmeye karar verir ve ekrar kalkar.

Yeni bir musteri gibi bara yaklasir bir icki daha soyler. Robot cabucak servis yaparken sorar:
‘IQ’ un kac?’.Adam, imm, sanirim 50 civari’ der.
Bunun uzerine robot, adama son derece yavas bir bicimde anlayacak sekilde slogan atmaya baslar:
Turki-ye laik-tir laik ka-la-cak, taay yip baksana kac kisi-yiz saysana..

Popularity: 47% [?]

Ümit Verici Gelişme

FST 3 Mart 2008

ayyas.jpgBir dostumuz uyararak “Eskişehir’de neler oluyor, sen bu işe meraklısın” dediğinde sevindirici bir gelişme ile karşılaştım. Malum daha önce de konuya el atmış, Eskişehir gibi İzmir’den sonra çağdaşlığın ikinci kalesindeki gelişmelerden üzüntülerimi beyan etmiştim. Ancak şu haber çağdaşlık adına ümit verici bir gelişme sayılabilir:

 Atatürkçü Düşünce, Çağdaş Yaşamı Destekleme ve Türk Gençleri Birliği’nin organizasyonunda türban karşıtı eylem yapıldı. Valilik Atatürk anıtı önünde gerçekleştirilen eyleme ilgi olmadı. Maç olduğu gerekçesiyle ilgiyi artırmak için 17:00 sularında gerçekleştirilmesi planlanan eylem, yeterli ilgi olmayınca 45 dakika geç başlatıldı. Yaklaşık 600 kişinin katıldığı eylemde ilginç görüntüler yaşandı.

Eylem öncesi Atatürk ve Kuzey Irak’ta şehit olanlar ile Devrim şehitleri için bir dakikalık saygı duruşunda bulunup İstiklal Marşı okundu. İlköğretim ve lise öğrencilerine hükümet karşıtı pankartların taşıttırıldığı eyleme ilgi olmayınca, bir organisazyoncu eline aldığı megafonla caddeden geçen vatandaşları mitinge davet etti. “Lütfen eyleme katılın”, “Cumhuriyetimizi koruyalım”, ” Sesimizi duyaralım” şeklindeki ifadelerle yapılan davete vatandaşlar iştirak etmeyip cadde kenarından biraz seyredip evinin yolunu tutarken, iki sarhoş vatandaş eyleme alanına geldi.

Ellerine Türk bayrağı alan iki sarhoş vatandaş, eylem alanında oynayıp, attıkları ilginç sloganlarla şarkı söyledi. Adeta miting alanında ayılan iki sarhoş şahsın attığı “Muza bu devletin adamıdır”, “Bayrak inmez ezan susmaz”, “Herkez kendi muhitinde konuşsun” şeklindeki sloganlar ile “evlerinde lamba yanıyor” adlı şarkıyı okuması eyleme katılanları kahkahaya boğdu. İki sarhoş kafadar daha sonra oynayarak eylem alınından ayrıldı.

Eylemde başörtüsü karşıtı yerine AK Parti Hükümeti aleyhine slogan atılıp pankart açılması dikkat çekti. Özellikle ilköğretim ve lise öğrencilerine, “Üniversiteler değil AKP yıkılacak”, “İşçi gençlik el ele tam bağımsız Türkiye”, “Haçlı irtica üniversiteye giremez ” ve “Cumhuriyet devrimi kazanacak” yazılı pankartlar taşıtıldığı görüldü.

Samanyolu haberin “görüldü, dikkat çekti” türü lüzumsuzlukları bir yana, rakama dikkatinizi çekerim. Geçen sefer çağdaş kadınların gerçekleştirdiği eylemde 50-60 kişinin toplanabildiği düşünülürse 600 rakamı 10 katlık bir gelişmeyi göstermektedir. Ve en önemlisi, nihayet çağdaş denen kesim adam gibi bir eylem yapmış. Oynamış, gülmüşler. Eyleme katılanlar kahkaha attı deniyor, şu az bir gelişme midir? Öte yandan bazıları “canım, çağdaş mitingine de iki sarhoş yakışırdı, tam isabet olmuş” diyebilir, ben öyle düşünmüyorum. Ortalama bir çağdaş Türk vatandaşı sarhoşken dahi “ezan susmaz” türü laflar edemez. İmam Baykal şeriatı gereğince bu ikiliye kahkahayla gülünmesi ilerici AKP karşıtı hareket açısından bir gerileme sayılabilir.

Geçen yazımda Eskişehir’de ilerici kesim uyurken Kemal Unakıtan ve AKP malı götürecek, Eskişehirpor’u birinci lige dahi çıkarır bunlar demiştim, şimdi şüpheliyim. Eskişehir ayaklanmış arkadaş, kitleler sel olmuş AKP’ye karşı akıyor. Eskişehir’de dün 50 kişi, bugün 600 kişi yarın yüzbinler meydanları dolduracaktır. Bu arada maçın miting üzreindeki etkisi de unutulmasın. Herhalde stadı dolduran onbinler pazar günü evde TV önünde pinekleme ya da pikniğe gitme yerine AKP karşıtı miting alanına hücum ederlerdi. Seçimlerde de öyle olmadı mı? “Bir gün mayosuz gezin” çağrılarına karşın çağdaş yurttaşlarımız deniz kenarındayken gericiler gizlice sandığa gelip oy attılar. Buna dikkat etmek lazım.

Bu arada Muza kim yahu, Eskişehir’li bir Türk büyüğü filan mı? Muza bu devletin adamıdır demiş sarhoşlar. Bir de Evlerinde lamba yanıyor türküsü herhalde AKP karşıtı mitinglerin yeni müziği olacaktır, bu fikri de duyuruvereyim.

İki sarhoşu da tebrik ederim, Deniz Som ve arkadaşlarının Üsküdar eyleminden sonra AKP’ye çok güzel bir mesaj vermişler, bir elde içki diğerinde bayrak, işte çağdaş Türkiye bu hesabı.

Popularity: 46% [?]

Tavşan Kulak, Eşşek Kafa

FST 14 Şubat 2008

bugs1.gifSon haftadakli olayları izliyor musunuz? Hürriyet, Milliyet türü yalan makinelerinin gazıyla hareket eden ve kendilerinin çağdaş, başkalarının yobaz olduğunu zanneden taife iyice azıttı. Başörtüsü konusunda ifrite dönüp kuduranı mı ararsın, “başını örten kızın abisi okul kapısında kızın saçlarını makineyle kazıdı” diye artık dengeyi iyice şaşırmış çağdaş kadın derneği yöneticisini, “Kuranda bu yoktur, caizdir, değildir” diye fetva veren ateist köşe yazarını, sürüler halinde meydanlara dolup Atatük-Lenin pankartlarıyla sağa sola islam karşıtı çığlık atanı mı sorarsın. Bu çığrından çıkma hali hiç normal değil, onu söyleyeyim. Hele Milliyet’in yediği son bir nane var ki, artık eşşeğin bir tarafına su kaçmış vaziyette.

Ben başı açıklara baskı olabilir, bunun ciddiye alınması lazım filan derken tabii bu tür şeyleri normal gördüğüm zannedilmesin. Bunlar zıvanadan çıkmış, akılları başlarına nasıl geri döner bilemem. İyi bir sopa dışında aklıma birşey gelmiyor. Biz burada “yahu başı açığı da dinleyelim, evet, intikam hırsıyla yarın gemi azıya alan olur” diyoruz, karşıdakinin umurunda bile değil.

Başbakan Erdoğan’ın dediklerini pek dikkate almam normalde ama Hürriyet’e söylediği laflar gayet yerindeydi. Yalnız yetersiz gördüm kendisini. Boşa mı burada bu pespayelerle ilgili bir sürü malzeme veriyoruz? Alın kullanın kardeşim, bedava danışmanlık yapıyoruz. Açıklayın kamuoyuna, bunları ciddiye alan  filan yok, Hürriyeti, yazarlarını, yorumcularını, çağdaş dernek üyelerini vs. daha sert eleştirecek, yerine göre aşağılayacaksın. Deri değil, kösele yüzleri, normal laflar işlemez. Çıplak kadın resmini de iyi oldu söylediği başbakanın, aferin. Edepsizliklerini ifşa etti. Hiç öyle “ama efendim çıplak olma özgürlüğü çağdaşlık gereğidir” filan demeyin. Herifin gazetesi “porno site” diye işyerlerinde filtrelere takılıyor, daha sonra “bundan sonra ahlaklı olacağız, çıplak kadın resmi basmayacağız, internet sitemiz temiz olacak” diyor, baktı gazeteye uğrayan yok, verdiği sözden dönüp gene çıplak kadın işine giriyor.

Çağdaş kadını bilmem ne etme derneği, CUMOK vs. türü yerlerdekiler de Hürriyet, Milliyet gibi gazetelere “kadınları istismar etmeyin” diyeceğine “heryer çarşaflıyla doldu, şeriat geldi” diye zırvalayıp duruyorlar. Hürriyet gazetesi alenen çıplak kadın teşhirciliği yapıyor, işin estetikle filan bir ilişkisi yok. Ha, yapsa ne olur, bana göre mahzuru yok. Yalnız o zaman kadınların giyinmesine dair ahkam keserse aşağılanmayı hak eder. Eğer çok istiyorsa gazetesindeki resimlerden ayrı bir dergi çıkarsın, şu haliyle kimseye ders vermeye kalkmasın.

Bu arada arada bazı hödükler de “efendim babaannemizin, anamızın başörtüsü, tavşan kulak” filan diye saçmalıyorlar. Tuhaf şey, babaanneyin başörtüsüyle üniversiteye girmek, devlete memur olmak serbest mi sanki? Yahu kafasına atkı saran öğrenci bile “ola ki başörtülüdür” diye eziyet görüyor, geçtik tavşanı, kulağını filan. Bir de konuşanlar öyle edalar içinde ki, kimi kravat takmış, kimi perma yaptırmış, şık tayyör etek giymiş vs. Duyan da bunları birşeyden anlar zannedecek. Necabet mi verir üniforma diyelim. Sonra adam, kadın zır cahil, üstüne bunun farkında değil ve üstelik kötü niyetli. Bu kadar cehalet de ancak okumayla olur kavli gereğince çoğu öğretmen, emekli ve muvazzaf memur, akademisyen, solcu eskisi vs.

Tavşan  kulak olsa ne olacak, eşşek kafalılığı bırakmak lazım.

Popularity: 46% [?]

Doktora Töreni

FST 12 Şubat 2008

carsaf.jpgİTÜ ünlü bir üniversitemizdir diye duyarım, herneyse, orada bir doktora merasimi yapılmış. Ben haberi görünce, “aferin, koca İTÜ nice doktoralı ilim ve fen erbabını ülke hizmetine vermiş, tez zamanda varıp rektörün elini öpeyim” derken törende yapılan bir etkinliğin Hürriyet gazetesince vurgulandığına dikkat ettim. Habere göre doktora töreninde bir konser ve dansçı kız gösterisi de varmış. Haber şöyle:

İTÜ’de ‘kara çarşaflı’ mesaj

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) 2007- 2008 yılı akademik yılı doktora törenine ‘kara çarşaflı’ tiyatro gösterisi damgasını vurdu.

İŞTE KARA ÇARŞAFIN ATILDIĞI AN

Tören sırasında ‘aydınlığa örtü’ adıyla bir konser düzenlendi. Sözleri şair Ceyhun Atuf Kansu’ya ait olan ‘Dünyanın bütün çiçekleri’ şiirinden uyarlanan şarkı eşliğinde kara çarşaf giyen genç bir kadın dansçı sahnede yer aldı. Eray Altınbüke’nin müziğini yaptığı ‘Dünyanın bütün çiçekleri’ şarkısı söylenirken, kara çarşaf giymiş dansçı, sırt üstü yere uzanarak ayağa kalkmaya çalışan genç bir kızı canlandırdı.

Şarkının sonunda Şebnem Ertekin adlı dansçının canlandındığı genç kız ayağa kalkmayı başarıp üzerinedki çarşafı attı. Hemen ardından fonda Atatürk’ün gençliğe hitabesi duyuldu. Daha sonra ise Faik Canselen’in ‘ileri’ marşı seslendirildi. Gösteri salonda bulunanlar tarafından uzun süre alkışlandı.

Doğrusu İTÜ yönetimini tebrik etmek lazım. Sen hem teknoloji, mühendislik işiyle uğraş, bir yandan da dans, şarkı, türkü ile günlük siyasi mesajlar ver, az şey mi? İşte çağdaş bir dünya üniversitesi. Zannedersem ABD’deki M.I.T de bundan ders alıp doktora törenlerine renk katacaktır. Peki törenden ilgi çekici notlara ne diyelim? Öncelikli gazetenin “Kara Çarşaflı Mesaj” başlığı çok isabetli olmuş. Zira bugün hepimizin gözlediği üzere ülke sathında insanlar kitleler halinde çarşafa bürünmektedir. Mesela ben yaşadığım şehirde son yılda tam bir kişi gördüm. İstanbul’a gittiğimde de 4-5 tane görmüştüm. Dolayısıyla “Kara Çarşaflı Tiyatro” ile böyle bir mesajın verilmesi çok anlamlı olmuş.

Hikayeden anladığımız kadarıyla çağdaş dansçı kız uzun süre yerde debelenmiş ve sonra ayağa kalkabilmiş ve üzerinden çarşafı atmış. Bana göre burada senaryoyu yazanlar biraz gaflete düşmüş. Ben olsam “kadın üstünde çarşaf olduğu için yerde debeleniyor, çarşaf olmasa zıp diye kalkardı” diye düşünüp dansçı yerdeyken çarşafı attırır ve “işte çarşafın kara ağırlığı üstünden kalkınca tüy gibi oldu, yay gibi fırladı” mesajı verirdim. Sonra “ileri” marşı da nedir? 10. Yıl Marşı ne güne duruyor? Malum bazılarına göre Cumhuriyet kurulalı 100 yıla yaklaşmış değil, hala 1933 dönemi  yaşanmaktadır ve ilelebet de 1933 dönemi yaşanmalıdır. Havayolu, fiberoptik kablo yerine ille de demiryolu ağı döşenmelidir. Aslında çağdaş kesim “Türkiye’de takvimler, saatler iptal edilmeli, herşey 19.05.1933 tarihinde sabitlenmeli, herkes birer tren vagonunda yaşamalıdır” dese epey destekleyen olur. Hasılı “ileri” marşı herneyse olmamış. 10. Yıl daha coşturucu olur, salondakiler de iştirak ederdi.

Aslında salondan bir iştirak olmuş, dansçı kızın çarşafı atması alkış almış ama benim aklıma başka birşey geldi. Acaba bu alkışları daha da arttırmak ve “daha açık daha çağdaştır” kuralına dikkat çekmek için dansçı hanım üzerindeki tişörtü de çıkarsa İTÜ doktora töreni daha anlamlı olmaz mıydı? Üstelik gericilere çarşaf üzerinden atılan şamar daha da okkalanmış olurdu. Böyle olsa, muhtemelen alkışlar yeri göğü inletir, özellikle törene katılan beyler ıslık da çalabilirdi. Çağdaş bir insan nasıl kara çarşafa karşı çıkıyorsa, kara tişörte de karşı durmalıdır.

Yakında benzer törenleri tüm yurt sathında görmeyi umuyorum. Tabii tişörtlü versiyonu olursa daha güzel olur. En yakın mezuniyet törenini sevabına bildiriverirseniz müteşekkir olurum. Sırf sanat ve ilericilik uğruna, yanlış anlamayın.

Popularity: 49% [?]

Tek adam ve Topyekün Kucaklaşma

FST 12 Şubat 2008

abdulatifsenr.jpgSabah asabım bozulmuştu, akşam bir haber okudum neşelendim. Birileri AKP’yi nasıl durduralım diye 4-5 senedir sağda, solda, çapraz vaziyette oluşumlar planlar ya, meğer hala bu girişim devam ediyormuş. Yenen tokatlar yetmedi anlaşılan, aman yetmesin, başka türlü eğlence çıkacağı yok. Haberde şöyle deniyor, biraz uzunca ama gülmekten öleceksiniz, sonuna kadar okuyun:

Erdoğan’ı durduracak tek isim

AK Parti’nin 22 Temmuz zaferi sonucu siyaset arenasında ‘alternatifsiz’ kalması, AK Parti’ye karşı yeni bir alternatif arayışlarını hızlandırdı. Erdoğan’ı durduracak isim bulundu

MHP’den ve CHP’den ümidini kesenler, AK Parti gibi merkezde duran ve muhafazakar seçmenin de oyunu verebileceği yeni bir parti arayışları hızlanıyor. Ancak yeni parti oluşumu için hareket edenlerin en çok zorlandıkları konuların başında ‘lider kim olacak’ sorusu geliyor.

AK Parti’ye alternatif arayışı içinde olan siyasetin eski yüzleri, Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın liderliğinde yeni bir siyasi parti formülünü tartışmışlardı.

[…] Yeni Çağ yazarı Sebahattin Önkibar, AK Parti’ye alternatif arayışları konusunda ilginç bir kulis haberini yazdı bugünkü köşe yazısında. Önkibar’ın kulislerden edindiği bilgiye göre, bir kaç gün önce, başta Hüsamettin Cindoruk olmak üzere, Orhan Keçeli, Ali Kemal Aksoy, Mustafa Keskin, Rıdvan Özer ve Rauf Güler İstanbul’da bir balıkçıda toplandı ve AK Parti’ye alternatif olabilecek parti ve lider konusunda fikir alışverişinde bulundular. Cindoruk’un liderlik için önerdiği isim ise 22 Temmuz’da aday olmayarak büyük bir süpriz yapan ve AK Parti’nin kurucu üyelerinden biri olan Abdüllatif Şener.

İşte Önkibar’ın özel gündemli toplantı ile ilgili verdiği ayrıntılar:

Cindoruk’lu, Yılmaz’lı, Hikmet Çetin’li Abdüllatif Şener modeli!

[…] DYP’nin milliyetçi kökenli DYP Fatih ilçe eski başkanı işadamı Ali Kemal Aksoy yine de itiraz ediyor:
- “Hüsamettin Bey Abdüllatif Bey’i ben tanımam. Ancak diğerlerinden ne farkı var? Onun liderliği ile topluma nasıl mesaj verilebilir?”
Cindoruk:
- “Çok farkı var. Birincisi, Abdüllatif Bey samimi muhafazakar. Lay lay lom türü magazinel türbancılardan değil. İkincisi, Abdüllatif Bey siyasal İslamcı hiç değil. Üçüncüsü, Sayın Şener Mülkiyeli. Öğretim üyeliğinden geliyor, başarılı bir Maliye Bakanlığı geçmişi var, devlet nedir biliyor ve onun üstünde titriyor. Dördüncüsü, dürüst mü dürüst. Ali Kemalciğim, Abdüllatif Bey bu dönem onca ısrara rağmen niye aday olmadı biliyor musun?”

Rıdvan Özer araya girer:
- “Partinin kulvarı ya da çizgisi.”
Cindoruk:
-Merkez parti.. Türkiye’yi bütünleştiren, topyekün kucaklayan milli parti.
-Ali Kemal Aksoy: Sosyal demokratlar da olacak mı? O kesim Sayın Şener’i onaylar mı?
Cindoruk: “Elbette olacaklar. Hikmet Çetin de olacak, Onur Kumbaracı da, Hüsamettin Özkan da olacak belki Mustafa Sarıgül de.. Keza Sayın Mesut Yılmaz da olacak Ufuk Söylemez de, milliyetçi kanattan Hasan Ünal da olacak, Sadi Somuncuoğlu da. Herkes kucaklanacak.. Yeni bir ortak ruh inşa edilecek. Bu bir fantezi değil, uzun araştırmaların sonucudur. Böyle bir yapı ile ancak AKP alaşağı edilebilir. Benim DP projemi bu şekilde revize ederek yeni ve milli bir model inşa ediyoruz.”

Yahu insanda biraz akıl izan olur. Bu Sebahattin Önkibar’ı ben 20 sene evvel talebeyken Türkiye Gazetesinden tanırım, hayatta bunun kadar gülünç adam görmedim. O zaman da abuk subuk şeyler yazardı. Bu adamı kim niye balık yemeye davet etmiş anlamadım, ben olsam götürmezdim, hesap bir kişi eksik olurdu. Konuya gelirsek;

Yahu bula bula Abdüllatif Şener’i mi buldunuz, Mehmet Haberal (her kimse artık) bile ondan iyi lider olur. Dikkat edin, bu sitede Abdüllatif Şener’in leh ve aleyhinde yazı görmüş değilsinizdir, zira adamın bir özelliği yok. Niye bakanlık yaptığını filan da anlamam. Vasat, sıradan bir adam. Kötü müdür, ne bileyim, herhalde iyidir ama “Alternatif lider, AKP’yi alaşağı edecek” filan dediniz mi o zaman bozuşuruz. Benim bu kadar gülmeye dayanmam mümkün değil. Ha, Tayyip Erdoğan da bana göre tipten kaybeder ama adam işi götürüyor.

Bu arada bu Haberal kimdir, bir televizyonu olan, zamanında Ecevit’i hastanesinde maskara ettikten sonra Demirel’e rampalayan, şimdilerde Kanaltürk’e taş çıkartan Başkent TV sahibi doktor mu? Yahu bunlardan lider mi olur? Cindoruk da koca kurt milleti toplamış başına eğleniyor. Bir de, bu proje “uzun araştırmanın” sonucuymuş. Herhalde birileri tez filan yazdı. Sonuç: AKP’yi alaşağı etmek için nerede çaptan düşmüş ikinci sınıf politikacı varsa ulusalcı bir doktor ve eski bir maliyeci akademisyenin çevresinde toplanmalıdır.

AKP bu projeyle alaşağı edilebilir mi, belki proje kamuoyunun gündemine geldiğinde insanlar gülmekten gözleri yaşarıp sandıkta yanlışlıkla ampül yerine “oluşum” hareketinin üzerine mühür basarsa neden olmasın.

Peki yeni Abdüllatif Şener karizması önderliğindeki partinin amblemi ne olmalıdır? Bence 8-10 tane şişman adamın “kucaklaştığı” bir simge olabilir. Yazıda zırt pırt kucaklaşma lafı ediliyor. Bir de yeni ve milli model deniyor. Ortada milli model yazısı, etrafta kucaklaşanlardan oluşan bir simge. Ha, kucaklaşma demişken, TEMA da herkesi kucaklamaya kalkıyordu malum, oluşuma Hayrettin Karaca da katılabilir. Bu arada Demirel, Yılmaz Büyükerşen, Rahşan Ecevit neden anılmamış anlamadım, ayıp olmuş, nankörler.

Haydi Türkiye, Abdüllatif Şener etrafında kucaklaşalım, Mili Model, Mili Ekonomi…

(Haydar Baş çık aradan).

Popularity: 36% [?]

AKP ve Liberaller

FST 11 Şubat 2008

akpres.jpgSon birkaç yazıda AKP aleyhine sözler söyledim ve bir yerde liberallerin AKP tarafından kullanıldığını ileri süren Cüneyt Ülsever’e hak verdim. Hala da AKP’nin özgürlükler konusunda olayın vahimliğini anlamadığı kanaatindeyim. Yani azınlıklar, geleneksel anlamda müslüman olmayanlar, Kürtler, kadınlar gibi konularda AKP’nin ciddi bir endişesi yok. Ekonomik sıkıntılar çok olduğundan vatandaş geçici bazı tedbirlerden hoşlanıyor. Buna da diyeceğim yok, fakir fukaraya ulaşıyorsa, pansuman kabilinden de olsa bir katkı yapılması iyi birşey.

Diğer taraftan AKP “az zamanda çok ve büyük işler” de yapmıştır. Buna kimsenin söyleyecek lafı olmamalı. Kemal Derviş reformlarını 5 sene kamyonu devirmeden sürdürmeleri, AB’ye yanaşmaları, özelleştirmeleri ciddiyetle gerçekleştirmeleri şayanı takdirdir. Başörtüsü konusundaki çıkışları da iyi bir girişimdir, yarım yamalak da olsa kervan yolda düzülür demişler. MHP ile işbirliği de, iyi idare edilirse mantıklı olabilir. Benim dikkat çekmek istediğim şeyler kısaca şunlar, AKP bu noktalarda harekete geçerse liberali, solcusu, bilmem nesinin diyeceği kalmaz.

1. AKP memurların halkın kalanı üzerindeki imtiyazını sona erdirmelidir. Bu memurlar ile ille de yüksek yargıyı filan kastetmiyorum. SSK, Bağkur ve Emekli Sandığı farkı diye birşey olmamalıdır. Bu problem hala yerli yerinde duruyor. AKP bu konuda geri adım da atıyor, bence dik durmalıdır. Halk nezdinde yerleşik “it iti ısırmaz” anlayışını artık sona erdirmek lazım.

2 . AKP çok fazla adam kayırıyor. CHP kadrolaşma işinin piriydi, Mehmet Moğultay, Seyfi Oktay gibileri nerede kaşarlanmış militan solcu varsa bunları Adalet bakanlığı, Çalışma Bakanlığına doldurmuş, üstelik bunu “ne yani kendi adamımızı kollamayacak mıyız” diye açıktan da savunmuşlardı. MHP de iyi kadrocudur. Ama insaf edilsin, “onlar yaptı, biz yapmayalım mı” diye devlet idaresi mi olur? Yakınen tanıdığım tüm AKP yerel yetkilileri 5-6 yıldır eş, dost, akrabaya iş bulmaktan, ihale ayarlamaktan yorgun düştüler. AKP yarın kömür ve makarna kozu ekonomik değirmenin suyunu çekmesiyle çalışmadığında sarılacağı bir adalet adacığı bulundurmalıdır. Ama şimdiki gidişat hiç de iyi değil, haberleri olsun.

3. Türk Telekom özelleştirmesi tam anlamıyla bir skandal olmuştur. Doğrudan devlet tekeli yerine devletten imtiyazlı özel bir tekel yaratılmıştır. Üstelik bu kurumda hala yönetimde devlet memurları var. Bakan çıkıp birşey açıklamıyor, şehir içi görüşme tekeli, Telekom dışı şirketlerin sabit telefon hizmeti verememesi, ADSL için telefon hattı şartı olması, sabit ücret hukuksuzluğuna karşı aymazlık konularında ben Ulaştırma Bakanlığından hiçbirşey işitmedim. Eğer Telekom satılırken belli bir süre için imtiyazlar vaad edilmişse ona da eyvallah, ama nedir bunlar? Ne zamana kadardır? AKP bu soruyu cevaplamalıdır. Özelleştirme önemlidir, telekom iyi bir fiyata satılmıştır ama neden imtiyazlar sürmektedir, ne zamana kadar sürecektir? Bunları bilmek vatandaşın hakkı.

4. AKP hükümeti milletvekilleri ve yakınlarına, bazı üst memurlara, TBMM çalışanlarına vs. ballı emeklilik ve ilave imkanlar sunmaktadır. Niçin ayrımcılık yapılmakta, AKP yönetimine yakın olma dışında hiçbir özelliği olmayan bir adam 2 sene mecliste parmak görevi yapınca neden anormal finansal haklar kazanmaktadır? Sonra bakıyorsun Maliye Bakanı maliye memuruna ek 500 YTL, içişleri bakanı polise 500 YTL, Adalet Bakanı yargı mensubuna 500 YTL ek maaş tırtıklamış. Sırada YÖK başkanı var, muhtemelen hocalara da kesenin ağzı açılacak. Bu tür adaletsizlikler toplumda barışı zedeler. Bunlar çok önemli konular ve liberallerin başörtüsü yanında bu konuları da gündeme getirmesi şart.

5. AKP anlamsız sanayi teşviklerini vs. kaldırmalıdır. Bunlar tamamen yağmalanan bir ranta dönüşmüştür. KOBİ, BOBİ bilmem ne teşviği, desteği, tarım sübvansiyonu inanılmaz kaynak israfı sebebidir. Sanayi Bakanlığı bu konularda çok inisiyatifsiz hatta yanlış şeyleri doğru zannediyor. Sanayici aptal, salak mı ki sen ona yol gösteriyorsun? Sen teşviğe, mamaya alıştırırsan o da onu sürekli ister, vermeyeceksin. AKP önündeki sınavlardan biri de bu tür savruklukları dizginlemek.

6. AB ilişkilerinde “amaan, olmazsa olmaz” havası hissediliyor. Şimdiki konjonktürde bu doğru bir tarz değil. Strateji AB’ye girmek için can atmak olmalıdır. AB Türkiye için bir can simididir. Öte yandan benim gönlüm, aklım AB’ye karşıdır. Kendim seçmediğim Brüksel denen memur sürüsü tarafından yönetilmek tam bir kabus. Ama alınmamayı temenni ederek alınmaya çalışmak şart, anlayana Ergenekon destanı başka türlü yazılamaz.

7. Milli Eğitim bakanlığı da çok başıboş, bu kurumun derhal adam edilmesi, devlet okullarının parça parça özelleştirilmesi, özel okul kuranlara “bunlar Fethullahçılara para verecek” denyoluğuna bakılmaksızın öğrenci aktarılmalı, “devlet memuru öğretmen” mantığından da beslenen yanlışlıklar dizisine engel olunmalıdır.

8. Diyanet işleri başkanlığının çktırmadan kapatılmasına dönük hamleler yapılmalıdır. Bu konuda Aleviler tam kıvamında, gereken destek hazır. Tek yapılacak “canım laik ülkede devletin dine müdahalesi mi olurmuş, Alevilere haksızlık ediliyor, bundan sonra biz dinle ilgili kurum beslemiyoruz, Aleviler mağdurdur, aşure güzeldir” türü mesajlarla sünni devlet sultasının yıkılıp camilerin cemaate devredilmesidir. AKP bunu başarırsa sittin sene sırtı yere gelmez. Diyanet kapansın da demeyeceksin, bu iş bodoslama olmaz, partiyi kapatırlar, akıllı olacaksın.

Daha söylenecek şeyler olabilir ama ben “dost acı söyler” mealinde uyarıda bulunuyorum. Liberal görüşlü biri olarak, makul hamlelerinde AKP’nin yanındayım. AKP’yi aptalca gerekçelerle, daha doğrusu gerekçe olmayan saçmalıklarla eleştirenlerin ağzının payını vermeye de hazırım. Mesela AKP ülkeyi satıyor diyene “keşke, ama Petkim’i bile adam gibi satamadı” diyen ilk kişi ben olmazsam “adam” değilim. Ancak AKP de sıkı durmalı, ikinci beş yılı cumhurbaşkanı, YÖK başkanı, ABD, AB desteğiyle daha verimli geçirmelidir. Ekonomide çok katı olunmalı, siyasi hamlelerde akıllı davranılmalıdır. Ergenekondan çıktık mı problem yok, ama aksi durum boşa geçen bir 50 sene daha demektir.

Peki ışık görünüyor mu, bir parça ama dediğim gibi, dikkatli olmak lazım.

Popularity: 25% [?]

Atatürk’ü Kurtarma Kanunu

FST 11 Şubat 2008

ataturk1.jpgZaman zaman yazdığım yazılara gelen bazı yorumlarda Atatürk’e imalı hakaretlerde bulunanlar oluyor, ben de bu yorumları kaldırıyor, yerine göre sansürlüyorum. Atatürk konusu Türkiye’de hassas. Kendisine hakaret etmek bir kanunla yasaklanmış. Bu konuda bazı fikirlerimi beyan etmek isterim. Temel görüşümü şimdiden söyleleyeyim, Atatürk’ü sevmemeyi anlarım ama Kemalizme kızıp Atatürk’e hakaret, küfür edenleri çözebilmiş değilim. Sonuçta Atatürk hatası sevabıyla bu ülkenin kurulması sürecindeki kadroya liderlik etmiş bir devlet adamı. Devlet başkanları icraatlarında hatalı şeyler de yapabilirler, halk bu hataları çok pahalıya da ödeyebilir.

Atilla Yayla’ya son hadiseler üzerine verilen cezadan sonra ilgili kanun üzerinde bir parça düşündüğümde Atatürk ve Türkiye’nin bu kanundan ve dolayısıyla istismarcılarından kurtarılması konusunda birşeyler yazayım dedim. Bir de öncelikle konuyla ilgili olduğundan, dünyada benzer örneklerde olduğu gibi ülkemizde de neyin hakaret, saygısızlık ya da sövme olduğunun tespitinin büyük ölçüde muğlak olduğunu hatırlatmak isterim. Hele hele 301. maddede olduğu gibi Türklük ve çeşitli kamu kurumlarını aşağılamak türü ifadelerin ne anlama geldiğini çözmek mümkün değildir. Yanlış hatırlamıyorsam İstanbul Laleli’de bir pavyon sahibi kendisinden haraç isteyen polislerden bıkıp duvara bundan şikayetini yazan bir pankart astığında, haklarında “TCK 301/2 uyarınca, emniyet teşkilatını alenen aşağılamaktan, 6 aydan 2 yıla kadar hapis istemiyle” dava açılmıştı. Maalesef bu ülkede eleştiri, tenkit ile hakaret ve sövmenin ne olduğunu ayırt edecek olgunlukta insan hala yok denecek kadar az. Hele hele “varsın hakaret ve sövgü serbest olsun, bunun ayarını kim tutturacak, vardır bir sebebi” deme noktası şu an hayal denecek mesafededir.

Devamı »

Popularity: 38% [?]

Tuluat

FST 3 Şubat 2008

(Bu yazıyı geçenlerde yazmışım, taslak olarak kalmış, Bugün Cüneyt Ülsever benzer birşeyler yazınca aklıma geldi, biraz düzenleyip ekledim)

AKP ile MHP türban konusunda anlaşmışlar, haberde Bahçeli’ye atfen şöyle şeyler söyleniyor:

Devlet Bahçeli, MHP ile AK Parti arasında sağlanan mutabakatla, son 40 yıl boyunca Türkiye’nin gündeminde kısır tartışmaların malzemesi olan ve Anayasa Mahkemesinin 1989 yılındaki kararını izleyen 19 yıl içinde de çözümü yönünde samimi ve ciddi hiçbir adım atılmayan bu konunun, şimdi çözüm aşamasına getirildiğini bildirdi. Bahçeli, bu anlaşmaya uygun olarak Anayasa ve yasa değişiklikleri tekliflerinin iki partinin ortak önerisi olarak bugün Meclise sunulmasının öngörüldüğünü bildirdi.

Rektörler de toplanıp karşı harekata başlayacakmış. Bence AKP ile MHP vatandaşın gözünün önünde ortaoyunu oynuyorlar. 40 yıllık sorun çözülmüş vs. Ortada çözülen ya da bağlanan birşey yok. 10 senedir istismar edilen başörtülü vatandaş şimdi sadece AKP’nin değil MHP’nin de oyuncağı haline geliyor. Başörtüsü problemi genel özgürlükler içinde önemli bir parçadır ve şurada yıllardır hepimiz benzer bir türküyü çığırıyoruz. Ne hizmet alanın ne de hizmet verenin başını açması ya da örtmesi konusunda geçerli bir gerekçe yoktur. Öte yandan başı açıkların serbestlik konusunda bazı endişeleri sadece paranoya diye de geçiştirilemez. Murat Belgenin geçenlerde isabetle belirttiği gibi bizde genel olarak ideolojik bir problem var, herkes birbirine baskı yapmaya kalkabilir. Bunun altyapısı oluşturulmalı, başörtülülere yapılan eziyet sonucu ortaya çıkabilecek intikam alma duygusuna karşı üniversite hocaları ve öğrencilere karşı dikkatli olunmalıdır.

Öte yandan, başörtüsü rüzgarıyla şu ara AKP ve MHP’nin estirdiği hava tamamen tribündekilerin gazını almaya matuftur. Nasıl Kuzey Irak hava operasyonuyla saldırganlaşan milliyetçi vatandaşın gazı alındıysa, şimdi de başörtüsü oyunuyla muhfazakarların gazı alınacaktır. Bir tür limonlu soda vaziyeti. MHP bu atakla belediye seçimlerinde “bakın biz olmasak 40 yıllık başörtüsü problemi çözülmezdi” diyecek, AKP ise “namus sözü veriştik, yerine getirdik” diyecektir. Yüzde 70′lik sağ, muhafazakar ve aslında AKP, MHP birbirinden farksız iki kesimden oluşan pasta bu partilerce paylaşılacaktır.

Manzaraya bakın, bir profesör Kemalizm eleştirisi yapıyor 15 ay hapis cezası alıyor, bir sürü budala “Ataya hakaret eden daha ağır cezalandırılsın” şeklinde gazetelerde yorum karalıyor. Malatya’da bir rahip 3-5 vahşi tarafından katledilmiş, Trabzon’da bir din adamı uluorta vurulmuş, Nobel ödüllü bir yazarımız canı uğruna memleketten kaçmış, Hrant Dink yazı yazıp söz söylediği için katledilmiş ortada gerzek gerzek sırıtan andavallar, kaybeden konumundaki saldırganlar vatansever olmuş milliyetçilik edebiyatı yapıyor, bizimkiler, AKP ile MHP “üniversiteye çenesinin altından düğüm atarsa kızlar okumaya gelebilir” diye özgürlük havarisi kesiliyor.

Bir de AKP 301 karşılığında MHP ile işbirliği yaptı lafı var, bana göre AKP zaten 301′den memnun, onun da işine gelmiştir. “Oh be, 301. maddeyi kaldırmamak için kulp lazımdı, MHP sayesinde bu beladan da kurtulduk, AB filan da lafın gelişi, biz ahbaplarımızın kesesini dolduralım, kısa vadede vurgunumuzu vuralım, partiyi mi kapatırlar, seçimde çuvallar mıyız önemi yok” diye göbek atıyorlardır.

Bu tiyatroyu bırakın, yiyen varsa da kendine gelsin. Başörtüsüne özgürlük hizmet alan, veren ayrımına tabi tutulamaz, ilaveten gayri müslim ve gayri kemalist vatandaşlarımız da,ilerici geçinenler de istediklerini söyleme, istedikleri tarzda yaşama hakkına sahiptir.

(Cüneyt Ülsever de söylediklerinde büyük ölçüde haklıdır. Liberallerin bir kısmı AKP’ye yamanmış görüntüsü veriyorlar, elbette bir insanın AKP mensubu yahut sempatizanı olması kanahat değil ama bunun üstüne liberallik iddia edip bu sebeple AKP’nin ekonomik ve siyasal hatalarını görmezden gelmesi çelişkidir.)

Popularity: 28% [?]

Sondan Bir Önceki Kale

FST 2 Şubat 2008

esk.jpgBizde şehirleri eskiden beri idare eden belediye başkanı seçimde makamı muhalif partiye kaptırınca “filanca kale düştü” denir. 1994 yılında İstanbul’u Refah Partisi kazandığında Ankara’da sayımlar devam ediyordu ve kimse Ankara’yı Refah Partisinin kazanacağına ihtimal vermiyordu. Hakikaten de Ankara’nın el değiştirmesi büyük medyaya “Ankara Düştü” şeklinde yansımıştı. Ben de o esnada bir mecliste çağdaş insanlarla birlikteydim, ağızları açık bakakalmışlardı. Ciddi bir karamsarlık vardı yüzlerinde. Neyse, sonra düşe düşe kale kalmadı ortalıkta Antalya bile elden gitti, bir İzmir bir de Eskişehir kaldı derken bugün okuduğum bir haber Eskişehir, yani sondan bir önceki kalenin durumunun içaçıcı olmadığını gösteriyor. Malum bugün yurt çapında “başörtüsüne hayır, başörtüsü üniversiteye girerse yarın halife çıkagelir” şeklinde mitingler yapılırken Eskişehir mitingi pek sönük geçmiş. Haberde şöyle yerler var:

Eskişehir’de başörtüsü karşıtı eylemi yapıldı. Eskişehir Sivil Toplum Kuruluşları Birliği’nin organizesinde bir araya gelen yaklaşık 50 kişilik grup, öğleden sonra vilayet meydanındaki Atatürk anıtı önünde toplandı. Atatürk ve devrim şehitleri anısına bir dakikalık saygı duruşunda bulunan grup, İstiklal Marşını ise okumadı.

[…] Bu arada, eylem sonrasında, katılımcılar ile eylemi organize edenler arasında sert tartışma yaşandı. Katılımcılar, ilginin az olmasından sorumlu tuttukları ADD il Başkanı Kerman ile eylemi düzenleyenlere tepki gösterdi. “Niye insanları meydanlara davet etmiyorsunuz. Yerel medyadan duyuru yapmıyorsunuz. Bu kadar katılımla eylem mi olur? Çok yazık, ayıp” diyerek tepkilerini dile getiren katılımcılar, bir süre Kerman ile tartıştı. Kerman ise, öfkeli katılımcılara, “Haklısınız. Bu kez böyle oldu. Gelecek seferde, herkesi davet edeceğiz” diye karşılık verdi.

Yahu biz Eskişehir kalesi düşmeyecek derken işe bakın, koca Ekişehir’de 50-60 kadınla miting yapılıyor, durumu eleştirenlere dernek başkanı “bu sefer böyle oldu, gelecek sefer bakarız icabına” diye pişkinlik yapıyor. Bu işin gelecek seferi mi var, vatan elden bir sefer gider. Bu kafayla Eskişehir AKP’nin eline düşer, son kale İzmir müdafaası da pek çetin geçer gibime geliyor. Bakın Kemal Unakıtan da “Eskişehir alınsın, kesenin ağzını açtım, icabında Eskişehirsporu birinci lige de çıkarırız” diyerek hamleye başlamış. Büyükerşen ne yapar, şehirde durum vaziyet nedir, çağdaş kesim nasıl bir strateji izliyor, fırınlardan yeterli ekmek stoğu yapıldı mı, sokak sokak, cadde cadde vuruşmak üzere techizat tamamlandı mı, bilelim. Gerekirse giden gitti, kalan iki üç yeri korumak için nüfus kayıtlarımızı Eskişehir’e kaydıralım türü kampanyalara başlayalım.

Eskişehir’e şu manzara yakışmamış. İki torba kömür, bir çuval makarnaya güzide şehir elden gidecek.

Popularity: 30% [?]

« Geri - İleri »

Kapat
E-posta ile paylaş