'Toplum' Arşivi

Beklenen Açıklama

FST 5 Mayıs 2008

spor14192fl3.jpgHakan Şükür iki laf etti, millet birbirine girdi, koca bir Galatasaray ‘camiası’ soluğu Anıtkabir’de alırken kimi yurttaşımız “bre yobaz, susturun, laik Türkiye’de Kutlu Doğum türü gerici laflar etmek laik Galatasaray camiasına yakışmaz” şeklinde tepki vermiş kimi “Aferin Hakan’a dini bütün delikanlıymış, küffara iyi bir şamar çekti, o hızla Feneri de süpürdüler, yardımcısıdır doğruların hazreti Allah” diyerek kendisini alkışlamışlardı. Benim gibi birkaç kişi de “söylenen laf iyi veya kötü değil, boştur, bundan mana çıkarmaya kalkmayın, Hakar Şükür emekliliği gelmiş bir futbolcudur, kerameti kendinden menkuldür” şeklinde tarafsız kalmıştık.

Peki bu fırtınanın içinde Hakan Şükür’ün bir açıklama yapması gerekmiyor muydu? Öyle ya, bu adam ne dedi, neyin üstüne dedi, herkes yorum yapıp duruyor, hatta Anıtkabire gidiyor filan. Neyse ki Hakan Şükür bugün konuya ‘beklenen’ açıklamayla netlik kazandırmış:

“[…] Ben, Hakan Şükür, hayatım boyunca Atatürk ilkelerine bağlı, kalmış, laikliği bir yaşam tarzı olarak benimsemiş bir sporcuyum. Futbola başladığım günden itibaren, gerek Galatasaray gerekse Türk Milli Takımı’nın formasını giyme ve kaptanlık mertebesine yükselme şerefini yaşarken, centilmenliğin, disiplinli ve ciddi çalışmanın bir genci nerelere getirebileceğini göstermek için çok çaba harcadım.

Dünyanın her yerinde insanların ve tabii ki sporcuların vicdani inançları farklı olabilir. İnanç bireysel bir şeydir. Vicdan hürriyeti, kimsenin boyunduruğu altında olmamalıdır. Mücadele ettiğim formayla kazandığımız başarıları da, zaferleri de, üzüntüleri de, Musevisinden Hristiyanına, Katoliğinden, Protestanına, Ortodoksuna kadar farklı inanç sahipleriyle paylaştım. Mutlaka çoğunuz için de bu böyledir. Özellikle sporda milliyet ve inanç farklılığını bir ayrılık olarak göstermek, sporun ruhuna aykırıdır. Mensubu olmaktan ve hizmet etmekten büyük gurur duyduğum Galatasaray Camiası’nı ve kamuoyunu bu konuda aydınlatmayı bir borç bilirim. “

Hakan Şükür başarılarını tüm ehli kitap ile paylaşmış, Kuran ehli Müslümanları ve Nutuk ehli Kemalistleri saymamış. Halbuki bunlar da kitap ehlidir. Öte yandan Atatürkçülüğe atıf yapması yerinde olmuş. Bu şüphe içimizi kemiriyordu, acaba Hakan Şükür denen futbolcu Atatürkçü müdür, laikliği özümsemiş midir, ne halttır diye. Ne olursa olsun, laikliği bir yaşam tarzı olarak benimseyen Hakan Şükür bakalım gururlu ortaokul öğretmeni Candan Erçetin ve Bekir Coşkun’a kendisini affettirebilecek mi? Ben olsam af ihtimalini yükseltmek için bu açıklamayı resmi internet sitesinde değil bir grup futbolcu ve taraftarla birlikte Anıtkabirde yapardım.

Tabii gitmişken “Atam bıktık milletin dırdırından” mealinde bir de şikayet dilekçesi vermek kaydıyla.

Popularity: 14% [?]

İlgili Makama

FST 4 Mayıs 2008

cand21.jpgFenerbahçe 100. Yıl kutlamalarını Anıtkabirden başlatmakla önemli bir geleneğe imza atmış oldu. Tabii ister istemez tüm kulüpler bunun arkasını getirmek zorunda kalacaklar. Zira Türkiye’de Atatürk ismi bir konuyla ilişkilenmişse herkesi bağlayıcı etkisi vardır. O sebeple bir dernek, vakıf, uyduruk bir meslek örgütü filan kuruluş yıldönümünde Anıtkabire gitmişse benzerleri de mutlaka Anıtkabir’e gitmek zorundadır. Gitmezse gerici, Atatürkçülük düşmanı, hain gibi muhalif saldırılarıyla karşı karşıya kalabilir. İşte Galatasaray yetkilileri de “Fenerbahçe Anıtkabire gitmiş, biz gitmezsek laf olur” diyerek bir iki gündür Ankara yollarını aşındırıyor. Bir de genelde futbol kulüpleri için “camia” lafı kullanılıyor. Camia aşağı, camia yukarı, nedir anlamak mümkün değil.

İşte Galatasaray ‘camiası’ nasıl bir vesile uyduralım da Anıtkabir ziyaretini daha medyatik hale getirelim diye düşünüp konuyu Hakan Şükür’ün mealen “kutlu doğuma yakışır maç olsun, iyi oynayan kazansın, kaybeden önündeki maça baksın, her maça da final havasında çıksın” sözüyle ilişkilendirmiş. Tabii ziyaretin resmi sebebi bu değil ama Vatan Gazetesi işi böyle yorumluyor. Bence de bir mahzur yok. Zira haberin detaylarında bir sürü anlamsız mesaj içinde buna işaret eden yerler de var. Şöyle gelişmiş işler:

Hakan Şükür’ün Fenerbahçe derbisinden önce “Kutlu Doğum Haftası’na yakışan bir derbi olsun” sözü Galatasaray camiasını harekete geçirdi. Galatasaraylılar Derneği Başkanı Candan Erçetin ile camianın ileri gelenleri Anıtkabir’de, ‘laiklik ve cumhuriyet’ mesajı verdi.

Galatasaraylı futbolcu Hakan Şükür’ün Fenerbahçe ile geçen hafta oynanan derbi öncesinde “Kutlu doğum haftasına yaraşır bir maç olsun” demesiyle başlayan tartışmalar sürerken, sarı kırmızılı camia Ata’yı ziyarete gitti. Galatasaraylılar Derneği’nin 100. Kuruluş Yıldönümü etkinlikleri çerçevesinde İstanbul’dan trenle Ankara’ya gelen heyet, başkentten ve başka illerden gelen dernek üyeleriyle buluşarak Anıtkabir’i ziyaret etti. Atatürk’ün mozolesine çelenk koyulduktan sonra yapılan saygı duruşunun ardından Misak-ı Milli Kulesi’ne geçen Galatasaray Lisesi Mezunları Derneği Başkanı sanatçı Candan Erçetin, camia adına Ata’ya söz verdi. Anıtkabir özel defterine de “Her ahval ve şerait içinde vazifemizin bilincinde olarak bize çizdiğin laik ve çağdaş yoldan asla ayrılmayacağımız gibi, gaflet, delalet ve hıyanet içinde bulunma cüretini gösterenler karşısında ilke ve devrimlerinin her daim bekçisi olarak bizi bulacaklardır” diye yazdı.

Öncelikle bu kutlama işi pek uyduruk bir sebebe bağlanmış. Filanca derneğin kuruluş yıldönümü önemsiz bir şey. Bak Fenerbahçe 100. kuruluş yıldönümünde halletmiş bu işi. Sen koca Galatasaray 100. yılında Atayı, Anıtkabiri ihmal et, ondan sonra laf olsun kabilinden dernek yıldönümünde kaz çevirmeye bak. Olmadı Galatasaray. (Gerçi bir iadei ziyaret konusu var ama net değil).  Bu arada dernek başkanı Candan Erçetin’i pek gururlu gördüm, aferin. Çağdaş bir Türk kadını, onurlu bir cumhuriyet lise öğretmeninden de bu beklenir. Hem de bekçilik yapacakmış, göreve de talip. Tabii dernek yarın obürgün bir deklarasyon ile “Hakan Şükür takımdan derhal uzaklaştırılsın, Cuma namazı kılanları engellemek için antrenmanlar cuma günü öğle vaktine alınsın” derse tadından yenmez.

Yalnız yakın tarihte kimsenin dikkatini çekmeyen bir başka etkinlik daha olmuş, onu da burada İzlenimler farkıyla aktarmaktan memnuniyet duyuyorum. Meğer Galatasaray’ın Anıtkabir mesaisi Nisan ayında başlamışmış. Üstelik bu mesaide ziyarette bir şikayet de vaki olmuş. Bugün gördüğüm haberde şöyle deniyor:

Galatasaray Kulübü Yönetim Kurulu , Başkent’te Anıtkabir’e giderek Ulu Önder Atatürk `ün huzuruna çıktı ve saygı duruşunda bulunuldu. Sarı-kırmızılı yönetici Işın Çelebi ziyaret çıkışında, “Hakem hatalarından dolayı federasyonu Atamıza şikayet ettik” şeklinde açıklama yaptı.

Peki Türkiye’de bakanlık yapmış bir şahsın başkanlığındaki futbol kulübü yöneticisi bir ekibin Atanın huzuruna çıkmasını nasıl yorumlayabiliriz? Elbette bu alkışlanacak bir davranış ama gelin görün ki “hakem hatalarından bıktık, federasyondan şikayetçiyiz” anlamındaki bir dilekçenin Spor Bakanlığındaki ilgili makam yerine Anıtkabire verilmesi çağdaş, laik, ilerici toplumlar tarafından tam olarak anlaşılmayabilir. Misal bu konu ingilizceye çevrilse -ben tam beceremem, Fatih hoca buralarda ise el atsa daha iyi olur- acaba yabancılar konuyu nasıl algılarlar?

Muhtemelen, Anıtkabir içinde dilekçelerin alındığı bir özel kalem var, şikayetler burada toplanıyor ve Atatürk akşamları bunları inceleyip “kayda alalım, dosyaya, komisyona havale edilsin” türü paraflar atıyor zannedeceklerdir. Halbuki Atatürk vefat etmiş, oraya sen Federasyonu şikayet etsen ne olacak, rahmetli kalkıp da ilgililerin rüyasına girip “Bak, Galatasaraya düzgün hakem verin; İsmet, Recep siz de konuyla ilgilenin” diyecek değil ya. Böyle bir alışkanlık son 8-10 yıldır yaygınlaştı. Birinin derdi mi var, hemen Anıtkabire şikayete koşuyor. Bunlar yanlış, dilekçenin verileceği yer “ilgili makam”dır ve Anıtkabir adı üstünde bir kabirdir. Hele de ölmüş insanlardan medet ummak çağdaş, laik birine hiç yakışan bir davranış sayılmaz. Tabii “canım, bunlar sembolik işler, oraya şikayete giden rektör, bakan da biliyor Atatürk’ün cevap vermeyeceğini, kamuoyuna duyurulmuş oluyor” de denebilir ama  mesajın önem düzeyine bakmak da gerekmez mi? Mesela hakem hataları benim için önemlidir ama birçok vatandaş için uyduruk bir meseledir. Bu mesajı Anıtkabirde vermeye gerek yok.

Bir de Federasyon bu işe ne diyor acaba? “Eyvah bizi Atatürk’e şikayet etmişler, ne yapsak” mı diyorlar yoksa gülmekten ölüyorlar mı? Belki de onlar bilmukabele Anıtkabire yürüyüp “Atam kulüplerden şikayetçiyiz, bıktık bunların hakaretinden” diyeceklerdir.

Neyse bu iş uzar ama en kritik soruyu en sona bıraktım: Ya Beşiktaş ne zaman Anıtkabire gidecek? Olur olmaz herşeye maydonoz olan Çarşı nasıl olur da bir vesile ile Anıtkabir ziyareti tertiplemez? Yoksa hanımının başı örtülü Ertuğrul Sağlam eliyle irtica, ortaçağ karanlığı Beşiktaş camiasını da mı ele geçirdi? Derhal acil önlem planı uygulansın yoksa son ataklarıyla çağdaşlığını ispatlamış FB yahut GS arasında tercih yapmak zorunda kalacağım. Bakın bir somut öneri getiriyorum, “Liverpool’dan 8 yememiz sebebiyle Atadan özür dilemek için 19 Mayıs’ta Anıtkabir’de olalım”şeklinde bir proje olabilir. Orada İngilizlerden şikayetçi olduğumuzu bildiren bir de dilekçe veririz.

İlgili makama saygıyla duyururum.

Popularity: 12% [?]

90. Yıl: Laik Düzene Dayalı Spor

FST 4 Mayıs 2008

fener90.jpgBugün bir arkadaş haber verdi, Fenerbahçenin kuruluş yıldönümüymüş. Hayırlı olsun, bakalım ne gibi etkinlikler yapılmış diye habere baktığımda şöyle bir metinle karşılaştım:

Törende bir konuşma yapan Yüksek Divan Kurulu Başkanımız Yüksel Günay “Ulu önderimizin işaret ettiği ve arzuladığı seviyeye gelmenin mutluluğunu yaşamaktayız. Sevgili sporcularım, bugünlere ağabeyleriniz ablalarınızın çalışkanları ve spor anlayışıyla geldik. Şimdi sizler nice yüz yıllar yaşayacak olan Ulu Önderin söylediği gibi Fenerbahçeyi çalışkan, dürüst, ahlaklı ve laik düzene dayalı spor yaparak yaşatacaksınız. Türkiye Cumhuriyeti’nde daima etik spor anlayışıyla sevgili Atamızın izinde yürümekteyiz. O’nu bir kere daha anmanın mutluluğunu yaşamaktayız.

Ulu önder nereye işaret etmiş de Fener buna ulaşmış anlamadım. Deve yüküyle harcanan paranın sonucu; Brezilya Milli Takımı emeklileri görüntüsünde ucube bir takımla gelinen ve görmemişin oğlu olmuş hesabı abartılan bir çeyrek finalden ibaret. Göztepe, Eskişehir filan yarı final oynadı zamanında, ne diye şişirirler anlamak mümkün değil. Türkiye kupasında çeyrek asırlık bir kupasızlık rekoru yanında ligde en kötü dönemini yaşayan Beşiktaş ve Galatasaray gerçeğine rağmen bulunulan ikincilik mevkii mi Atatürk’ün işaret ettiği yer? Bari Atatürk’ü başarısızlığa alet etmeyin.

“Ahlaklı ve laik düzene dayalı spor” denmiş. Bunu “diyecek bir laf bulamadım, zaten anlamlı olması da gerekmiyor, gömlek uyduramadık pantolon verelim” şeklinde tercüme edebilirsiniz. “… Etik spor anlayışıyla sevgili Atamızın izinde yürümekteyiz” ise “ne dediğimi ben de anlamadım, bunu hazırlayan danışmanı elime geçirirsem törenden sonra hatırını soracağım” olarak okunabilir. “Onu bir kere daha anmaktan mutlu” musunuz bilmem ama ben sizi 2 yıl aradan sonra yeniden dinlemekten pek memnun oldum. Son zamanlarda hiç bu kadar abuk subuk bir metin okumamıştım. Fatih Terim’in İngilizce konuşma metninin çözümü bile bundan daha anlamlıdır herhalde.

Aslında konu yeni değil, 2 sene evvel Fenerbahçenin 100 yıl kutlamaları Anıtkabirde başladığında da buna benzer bir metin okunmuştu da buraya konu etmiştim. Sevgili yorumcumuz belki haberdar değildir, bu işin bir de Aziz Yıldırım versiyonu var. İzlenimler’den kaçacak hali yok. Bakın bitirirken o konuşmayı da kısaca hatırlatayım, Anıtkabirde yazılmış:

Aziz Atam,

Kurtuluş Savaşı’nda komutanız altında bu ülkenin bağımsızlık ve kurtuluşu için canlarını feda eden ve her türlü katkıda bulunan kulübümüz mensupları, kulübümüz tarihinin vazgeçilmez temel ilkesi olan cumhuriyete bağlılık, vatanseverlik düşüncelerinin tohumlarını atmıştır. Ulusumuzun en büyük ve ortak değerleri olan ilkelerinizin sadık bekçileriyiz. Temelini attığınız çağdaş cumhuriyet Türkiye’sinin bireyleri olmak bizlerin onuru ve gururudur. Ulusumuzun Ata’sının Fenerbahçeli olması ayrıca kulübümüzün ve taraftarımızın onuru ve gururudur. Kurduğumuz Cumhuriyet kadar sağlam ilke ve temeller üzerine büyüyen kulübümüz, bugün kulübümüzü ziyaretinizin 88. yılını idrak etmektedir. Bir asırdır ilke ve inkılaplarınıza sadakat ile bağlı kulübümüz, nice 100 yıllar boyunca da aynı bağlılıkta ilke ve inkılaplarınız takipçisi olacaktır. Bugün aziz hatıranızı saygı ile yad ederken, çağdaş, demokratik, parlamenter Türkiye’nin yıkılmaz bir kalesi olarak Atatürkçü duruşumuzdan asla taviz vermeyeceğimizi huzurunda tekrarlarız. Ruhunuz şad olsun…”

Hay Allah iyiliğinizi versin. Demek Alex, Kezman, Aurelio para için  değil inkılaplara sadakat için Atatürkçü duruş sergiliyorlar.

Bu arada, parlamenter Türkiye ve ben Fenerbahçeye minnettarız.

(Bu sadece Fenere mi özgü diyorsanız, işin Galatasaray versiyonu da var, hatırlatayım)

Popularity: 16% [?]

Kara Murat da yargılanacak mı?

FST 3 Mayıs 2008

karamurat.jpg“Hristiyanlığa hakaret cezalandırılsın” diye bir haber görünce hayrola dedim. Radikal gazetesindeki habere göre Ergenekoncuyazar Ergün Poyraz kitabında hristiyanlar için kullandığı ifadeler sebebiyle yargılanacakmış. Haberde şöyle yerler var:

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, Hıristiyanlığa hakaretin bir yıla kadar hapisle cezalandırılması gerektiğine hükmetti.

Ergenekon operasyonunda tutuklanan yazar Ergun Poyraz hakkında ‘Dünden Bugüne Hıristiyanlığın ve Yahudiliğin Analizi, Misyonerler Arasında 6 Ay’ başlıklı kitabında adı geçen dinlere basın yoluyla hakaret ettiği iddiasıyla Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Mahkeme, yargılama sonucunda Poyraz’ın beraatına karar verdi.

Karar temyiz edilince dosya Yargıtay 4. Ceza Dairesi’ne gitti. Daire yaptığı inceleme sonucunda beraat kararının bozulmasına hükmetti. Yargıtay’ın gerekçeli kararında Poyraz’ın yazdığı kitapa Hıristiyanlığı alenen aşağıladığı belirtildi. Daire, Poyraz’ın kitabında yer alan şu ifadeleri kararına gerekçe yaptı: “Hıristiyanlar tecavüz ettikleri annenin bebeğini öldürüp, kıyma yapıp aynı anneye yediriyorlardı… Yalancı İsa… Hıristiyanların kutsal kitaplarının hangi sayfasını açarsanız açın karşınıza İsa’nın yalanı, yalanları çıkıyor… Vallahi Dallas bile Mukaddes Kitap’tan çok daha masundu… Hıristiyanların ve Yahudilerin kutsal kitaplarının hangi sayfasını açarsanız açın bir başka anlamsızlık, bir başka melanet fışkırıyor…

O kutsal kitap fahişeliği ve zinayı teşvik ediyor… Kutsal kitap denilen rezillik abidesi… Hıristiyanlığın sapık öğretileri ile yetişen papazlar… Hıristiyanlara göre İsa Allah’ın oğludur diyen katiller, hırsızlar, sapıklar, dolandırıcı ve her türlü melaneti taşıyanların ise gideceği yer tam yol cennet!.. Hiç böyle sapık, böyle iğrenç, bir inanç olur mu?.. İsa’nın tam bir iblis olduğuna karar vereceklerdi…”

Yerel mahkemenin, kitapta yer alan küçültücü değer yargılarının ve sanığın bu eyleminin Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) bu suçlara ilişkin maddeleri gözetilmeden hüküm kurduğuna dikkat çekilen Yargıtay’ın gerekçeli kararında, beraat kararının bozulmasına oybirliğiyle hükmedildi.

Bozma kararının ardından Poyraz, TCK’nın 216. maddesinin 3. fıkrasında yer alan “Halkın bir kesiminin benimsediği dinî değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması hâlinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” suçunu işlediği iddiasıyla yeniden yargılanacak. Mahkeme kararında direnirse dosya Yargıtay Ceza Genel Kurulu gündemine gelecek.

Devamı »

Popularity: 14% [?]

Oylamaya Koşalım

FST 2 Mayıs 2008

oy.jpgMalum bazen uluslararası camiada “Dünyanın en büyük 100 adamı”, “Bugün kim yaşasaydı” türü yarışmalar olur, biz de koşup haliyle Atatürk için oy verir, kampanyalar yaparız. Hatta geçenlerde bu zaafımızı tespit eden girişimci gençler sanki dışarıdan organize ediliyormuş gibi bir yarışma tertiplemiş, epey voleyi vurmuşlardı. Orada Atatürk en yakın rakibi Einstein’a tur bindirmiş, hepimiz olayın düzmece olduğu ortaya çıkana kadar birkaç gün gururla başı dik gezmiştik. İşte şimdi yeni bir oylama zamanı, bakalım durum nasıl gelişecek. Derinsular sitesinde konudan şöyle bahsediliyor:

Siyasal bilimler alanında dünyanın en muteber dergilerinden biri olan Foreign Policy’nin son sayısında ‘The Top 100 Public Intellectuals‘ başlıklı bir makale yer alıyor. Makalede, dergi olarak bu çerçevede 100 kişi belirledikleri, ancak nihai sıralamanın okuyucu oylarıyla şekilleneceği söyleniyor. Listede Türkiye’den de iki isim yer alıyor. Ancak her iki kişinin de geçtiğimiz yıllarda gönüllü bir sürgünle Türkiye’den ayrılmış olmaları, bugünlerde sıklıkla referans verilen ‘ayaklar ve başlar’ konusuna Türkiye ve dünya ekseninde farklı bir nitelik kazandırmıyor değil.

Derginin itibarını, popülaritesini bilmem ama uluslararsı yarışmalara meraklı biri olarak hemen bu iki Türkü öğreneyim diye siteye yollandım. Biri Fethullah Gülen, diğeri Orhan Pamuk imiş. Serdar bey de gönüllü sürgün demiş, öyle ya, bunlar sürgün. Önceden anlamam lazımdı. “Public intellectual” ne demek bilmediğimden ‘bizimkiler’ dışında Gary Kasparov ve adını okuyamadığım bir iki Hintliye oy vermeyi düşünüyorum. Orhan Pamuk iyidir ama “public intellectual” gibi bir sıfat için hem adı basit, hem de ortalama bir romancı. Fethullah Hocanın “public” tarafı belki, “intellectual” tarafından ise kuşkuluyum, Yine de Türklük gayretiyle onlara da oy vermemiz gerekiyor herhalde değil mi? Yoksa bu sadece Atatürk için geçerli bir kriter mi, neyse uyarırsanız oyumu ona göre vereyim.

Yalnız, içimden bir ses konunun Zaman gazetesine intikalinin ardından Fethullah Gülen’in bu oylamada Hintli ve Çinlileri zorlayacağını söylüyor, Allahtan Atatürk listede yok, zirve yarışı kesin çok çekişmeli giderdi. Listede epey ilginç isimler de var, buradan bakabilirsiniz.

Kısaca, haydi Türkiye oylamaya. 15 Mayıs’a kadar vaktimiz var.

Popularity: 38% [?]

Cuma Sohbetleri

FST 24 Nisan 2008

m_zekihoca.jpgSon zamanlarda ulusalcıların dini fetvalar vermesi dikkat çekiyor, İlhan Selçuk köşesinden “faiz haramdır ey müslümanlar, türbanlılar cehennemliktir” vs. derken Doğu Perinçek bir cenaze namazında medyaya “yakalanınca” en büyük devrimci Hz. Muhammettir demiş, Erol Manisalı, Deniz Baykal gibiler de ayet, hadis okuyup AKP’yi yıkmak için darbe yapılmalı temalı kervana katılmışlardı, hatırlayan çıkar. Ben de bu konuyu bir yazıda işledikten sonra “hayret, bunlar niye dini siyasete alet ediyorlar; bu sağ partilerin tekelinde bir iş değil miydi, hem bilgileri nereden alıyorlar” diye düşünmüştüm. Meğer Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Ulusalcıların cuma sohbetlerine ev sahipliği yapıyormuş, gazeteden okudum. Profesörün biri de anlamlandırmakta zorlanacağım şeyler söylemiş, bakalım:

Ülkeyi darbe ortamına hazırladıkları iddia edilen ‘Ergenekon terör örgütü’ operasyonu kapsamında cezaevine gönderilen zanlıların Marmara İlahiyat Fakültesi’ndeki buluşmaları dikkat çekici. Uluslararası ilişkiler alanında akademisyen Gürses, siyasetçi Perinçek ve gazeteci Tuncay Özkan’ın ilahiyatçılarla buluşmasına sebep olan toplantılarda neler konuşulduğu bilinmiyor. Ancak, Perinçek’in ilahiyatçı hocalara ‘din sosyolojisi’ dersi verdiği iddia ediliyor. Toplantının mimarlarından Marmara İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeki Aslantürk, ünlü isimlerin katılımını doğruluyor. Aslantürk, başlangıçta ‘Deliler Çıkmazı’ dedikleri, daha sonra da ‘Toprak Hattı’ olarak adı değişen toplantılara Mehmet Ağar’ın da gelmek istediğini, ancak seçimler araya girince bunun gerçekleşmediğini söylüyor. Toplantılara zaman zaman Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk de katılmış.

İlahiyat fakültesinin bir ‘kültür ocağı’ olduğunu dile getiren Aslantürk, Doğu Perinçek geldiğinde Aydınlık dergisinde yayınlanan Turan Dursun karikatürleri için fırçaladığını ileri sürüyor. “Biz geleni kovamayız, kendileri istediklerinde gelirler, sohbetlere katılırlar, herkese açık.” diyen Aslantürk, konuşulan konuları şöyle açıklıyor: “Biz bir toplumda yaşıyoruz. Toplumun problemleri var. İlahiyat fakültesine yüklenen görevler var. Bu görev nedir? Dine hayat buldurma görevidir. Bu görev içerisinde nasıl en rasyonel anlaşılacağı, ifrat ve tefrite kaçmadan orta yolla insanların dindar olmasını sağlayacağız, biz bunun ilmini yapıyoruz.”

‘Kırmızı çizgileri aşmıyoruz’

Toplantılarda ‘kırmızı çizgi’yi aşmadıklarını ifade eden Aslantürk, “Kırmızı çizgimiz; Türk milleti ve İslam diniyle sınırlıdır. Türk milletine, Türklüğe, Türk devletine, Türkiye Cumhuriyeti devletine, biz dokundurtmayız. İslam’la ilgili sınırlara geldiği vakit, Allah ve Resulü’ne biz dokundurtmayız.” diyor. Ergenekon zanlısı Gürses’in bilim adamı olarak toplantılara katıldığını kaydeden Aslantürk, şunları söylüyor: “Emin Bey de gelir gider, öğretim üyesidir. Bizim burada yaptığımız bilimsellik, bilimin dışına da çıkamayız. Emin Bey de gelir, falanca da gelir. Herkes gelir, gelen de giden de bizden alacağını alır.”

Tuncay Özkan, CHP’yi halkla bütünleştirmek istemiş

Prof. Dr. Zeki Aslantürk, birkaç yıldır süren, ancak özel olmayan toplantılarda cuma namazına gelen bazı kişileri de misafir ettiklerini aktarıyor. Söz konusu isimlerin ilahiyat bilimi kapsamında bilgi almak için toplantıya katıldığını savunan Aslantürk, Tuncay Özkan’ın 2,5 saatlik ziyaretini ise şöyle açıklıyor: “Tuncay Özkan bize, ‘CHP halkla bütünleşemiyor, bütünleşememesinin sebebi din, dolayısıyla bana akıl verin, bu CHP dinle nasıl bütünleşir? Bununla ilgili bir proje üretebilir miyim? Bu halkla nasıl bütünleşebilir?‘ diye sordu. Biz de görüşlerimizi açıkladık. Ha tuttu tutmadı, etti etmedi, bizim için o önemli değil. Takip edecek güçte değiliz ama biz Allah’a ve Resulü’ne hiçbir zaman onun sınırları dışına çıkacak bir şey söylemeyiz. Ve de yönlendirmeyiz.”

Demek Ergenekon çetesi dini bilgileri İlahiyat Fakültesinden alıyormuş. Şimdi düğüm çözüldü. Üniversite-Sanayi işbirliği denen şey bu olsa gerek. Türkiye yavaş yavaş işin önemini kavrıyor, aferin. Bilim önemlidir, o rehberi kılavuz etmek lazım. Darbecimiz bile işi ilme, fenne uygun yapıyor.

Zaman gazetesi Zeki hoca ile konuşmuş mu tam çıkaramadım ama denilenler tuhaf geldi bana. İlahiyat Fakültesine “yüklenen görev” diye birşeyden bahsediyor. İlahiyat Fakültesine kim, niye görev yüklesin, adam gibi dersinizi verin tamam. Kaldı ki, şu haliyle lüzumsuz bir okul, geleneksel İslam bilimlerini çevirip duran bir eski usul medreseden farkı yok. Duyan da din bilimi öğretiliyor filan zanneder. Aman kardeşim, üzerinize görev yükleyen filan yok, adam gibi 3-4 milyar maaşınızı alın oturun. Dine hayat buldurma türü lafları boşverin. Siz yaşayan birşey varsa onu da öldürürsünüz.

Bir de kırmızı çizgiler var, Türk milleti ve İslam dini. Öncelikle bilimde kırmızı çizgi mi olur, bir de profesör olmuş. Bunu geçtik, haydi ilahiyatçısınız, İslam dinini anladık diyelim, “Türk milleti” kırmızı çizgisi ne oluyor? Lafa bak, “Türk devletine dokundurtmayız” türü laflar ediliyor. Sana soran mı var, biz o zaman boşa mı asker besliyoruz? Türk devletine saldıran olursa asker haddini bildirir, ilahiyat profesörü (ve diğer profesörler) niçin durumdan vazife çıkarıyor? Allah ve resulune dokundurtmayız diyor bir de. Ne yapıyorlarmış “dokunana” (dokunma nasıl oluyorsa artık). Kuru laf. Mezun ettiğiniz adamların çoğu cahil, aynı iktisat fakültesi mezunu cahil iktisatçılar gibi ilahiyat fakültesi mezunu cahil din adamı dolu ortalık. Hepsi birer camide maaşlı imamlık kapmış yatıyor, punduna getiren de başka bir memuriyete geçip ense yapıyor. Allah ve Resulune en büyük saygısızlığı yapan gruplardan biri bu tür kerameti kendinden menkul din adamı camiasıdır.

Adam bir de burada yaptığımız bilimsellik demez mi, yahu Tuncay Özkan ile bilimsellik mi yapılır, kaldı ki “bilimsellik yapmak” ne demek? CHP halkla bütünleşecekmiş, dinle bütünleşecekmiş, bırakın dağınık kalsın efendim, zaten Türkiye’de din hem diyanet hem de Alevilik eliyle CHP ile bütünleşiktir, CHP devlet demektir.

Türkiye’de fakülteler de görev dağılmı yapsın bari, mesela Arkeoloji bölümleri “Biz Türkiye Devletine ve Türkiyenin tarihsel mirasına dokundurtmayız”, Matematik bölümleri “Biz Türkiye devletine ve hesap kitap işine dokundurtmayız, işlem hatası yapanı anasından doğduğuna pişman ederiz” filan desinler. Türk Devleti, Türk milleti, Allah ve Resulu adına bir profesör de çıkıp “kardeşim benim millet, devlet ile işim yok, ders anlatır, proje yapar, yazı yazar paramı alırım, herkes kendi işini iyi yaparsa memleket de rayına girer” dese elini öpeceğim. Herkes ulvi davalar peşinde, bıktırdılar iyice.

Ergenekon çetesine de helal olsun, ilahiyat fakültesinde cuma sohbeti güzel buluş olmuş, kimse şüphelenmezdi hakikaten, bravo. Biraz deşelesinler bakalım, daha ne kamufle işler çıkar, belki de ulusalcılar pazar sabahları Eyüp Sultan’da sabah namazı toplantısında da buluşuyordur. Perinçek de cemaate din felsefesi dersi veriyordur.

Popularity: 35% [?]

AB İçin Yeni Kriter: Hizmet Garantisi

FST 19 Nisan 2008

medym.jpgAKP ipe un sermişti filan diyoruz ama AB de işleri zorlaştıracak şartları ardı ardına diziyor. İşkembe, kelle, paça, kokoreç gibi stratejik konular dışında şimdi de medyumluk, falcılık işleri için AB kriterleri geliyormuş. Türkiye’de malum en ilerici, laik gazetelerde dahi bir astroloji sayfası olur. Televizyonlarda zaman zaman “önümüzdeki yıl şu olacak, ABD İran’a girecek” türü laflar eden tuhaf görüntülü medyumlar peydahlanır, bunlar birbirine tekme, sille dalar, misal, eskiden ünlü Medyum Keto-Medyum Memiş olayları vardı, hatırlayan çıkar. Bir de futbolcular, futbol şube sorumluları vs. sahanın sağına soluna tavuk kemiği gömerek kaleyi korumaya alırlar. Hasılı, bizim millet dinsizi, dindarı muska, üfürük, fal işine düşkündür, dolayısıyla Türkiye’deki en kritik konulardan biri bu metafizik davasıdır. Zamanında ben de konuya el atmış ve devlet hastaneleri için bir öneri getirmiştim. Uzatmazsak, Avrupa Birliğinde bu konuda bazı gelişmeler oluyormuş:

Avrupa Birliği ‘fal garantisi’ getirdi

Avrupa Birliği medyumlara dava açılabilmesine olanak tanıyan bir yönerge çıkardı. Buna göre, artık Avrupa’da, geleceğe dair verdiği haber doğru çıkmazsa medyum mahkemeye verilebilecek. NTVMSNBC, yasayı protesto eden İngiliz medyumların başkanıyla konuştu.

İngiltere’nin önemli gazetelerinden Independent, medyumlara yönelik AB yönergesinin yürürlüğe girmesinin İngiltere’de 10 bin medyum tarafından protesto edildiğini yazdı. Söz konusu yönerge, “hizmetten memnun olmayan müşterinin, medyumu dava etmesi hakkı” getiriyor. NTVMSNBC, İngiltere’deki Ulusal Spritüel Birliği’nin ‘Bakan’ ve Basın Sözcüsü olan medyum Steven Upton ile konuştu. AB yönergesini desteklediğini belirten Upton, “İnşaatçı yanlış yapınca dava açtığınız gibi, ölmüş babanızla konuştuğunu söyleyip konuşmayan medyuma da dava açılmalı” ve ekliyor: Tabii biz hizmet garantisi veremiyoruz!..

İngiltere’de 1735 yılında çıkan “Büyücülük Kanunu” ile “cadı” olarak suçlanıp ölümle cezalandırılan, 1951’de çıkan kanunla ise itibarları iade edilen medyumluk, bugün İngiltere’de bir meslek. Ulusal Spiritüel Birliği’ne bağlı eğitim merkezinde 3 yıl eğitim gören ve sonunda sınavı geçen ‘medyum’ oluyor. Türkiye’de ise ceza yasalarının suç saymasına, İslam’a göre “günah” olmasına rağmen falcılar, medyumlar çok ilgi görüyor.

[…] Adalet olması gerekiyor. Ama tabii bizim sunduğumuz hizmet deneysel olduğundan, garanti veremiyoruz. Biz medyumları çok sıkı bir eğitimden geçiriyoruz. Bu eğitim 3 yıl sürüyor ve sınavlar çok zor. Tabii herkes başarılı olamıyor. Ancak birkaç kişi, bu dünyadan ayrılmış insanlarla başarılı iletişim kurabiliyor.

Bu durumda Türkiye’nin önce muska, üfürükçü, falcı vs. için bir serbestlik kanunu çıkarması gerekiyor. Bakın çağdaş Batı medeniyeti standartı gelecekten, ölmüş babanızdan haber verecek insanları yasaklamayı bırakın, okul açmalarına, dernek kurmalarına filan da izin veriyor. İlericilik gereği bunları serbest bıraktıktan sonra “söylenen yalansa, büyülü muskayı hoca bulamazsa, çocuğunuz olmazsa”durumunda ilgili medyum, falcı, hocanın cezalandırılması söz konusu olacak.

Bir de bu medyumluk okulu, sınavı nedir, Harry Potter’ın okuduğu yer mi acaba? O halde AB’ye girdiğimiz takdirde bırakın din dersi tartışmasını, büyücülük, muskacılık okulu açmamız da serbest olacak demektir. Tevhidi tedrisat kanunu, laiklik, çağdaşlık vs. çerçevesinde değerlendirildiğinde ilginç günler bizi bekliyor demektir.

Eski yazımda düşündüğüm “Fethi Baba” Metafizik İşleri Ltd. için yeniden girişimlere başlasam iyi olacak herhalde, Memiş ile Keto malı götürecek yoksa.

(Konudan haberdar eden Veysel beye selamlar)

Popularity: 28% [?]

“Durumun ciddiyetinin Farkındayız”

FST 19 Nisan 2008

shining.jpgBir lise din bilgisi öğretmeni öğrencilere VCD izletmiş, burda ölümden bahsediliyormuş, öğrencilerin psikolojisi bozulmuş, konu mahkemeye, pardon Hürriyete intikal edince de ortaya bir dizi tuhaf metin çıkmış. Haberde şöyle yerler var:

Korku filmi gibi din dersi

GAZİANTEP’deki Hasan Ali Yücel Lisesi’nde öğrencilere, namaz kılmayan bir gencin başına geleceklerin anlatıldığı, Azrail ve ölüm konulu şiddet içeren VCD izletildi. Arapça seslendirmeli Türkçe alt yazılı ‘Rabbim geri döndür’ adlı VCD’yi izleyen öğrencilerden bazılarında davranış bozukluğu görülürken velilerin şikayeti üzerine soruşturma başlatıldı.

İŞTE O FİLMDEN KARELER

Hasan Ali Yücel Lisesi Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Fatma Yakar, iki hafta önce 11′inci sınıf öğrencilerine, okulun biyoloji laboratuarında sinevizyon aracılığıyla 35 dadikalık ‘Rabbim geri döndür’ VCD’sini izletti.

FİLMDE ŞEYTAN SAHNELERİ
Korku filmlerindeki gibi efektlerle süslenen VCD, Kur’an-ı Kerim okuyan bir babanın, aynı evde kağıt oynayıp, müzik dinleyerek eğlenen oğlu Hasan’ı namaz kılması için uyardığı görüntülerle başlıyor. Hasan babasının sözüne aldırmayıp, müzik dinliyor. Bu sırada uykuya dalan Hasan’ın yanına, elinde orak beyaz kıyafetli ölüm meleği (Azrail) geliyor ve çırpınarak direnen kurbanının canını alıyor. Hasan, bir imam tarafından yıkanıyor, kefenleniyor, gömülüyor. Yıkama sırasında şeytan da Hasan’a kaynar su döküyor. Hasan gömüldükten sonra zincirlerle bağlı olarak cehenneme götürülüyor.

Siyah kıyafetler içindeki Şeytan, ‘Gel Hasan gel. Benim dostumsun. Sen nereye gittiysen benim esirim oldun. Yoldan çıkmana vesile olan arkadaşlarınla tanışmana ben vesile oldum” diye onu karşılıyor. Aynı VCD’de namaz vakti uyanması için bir meleğin çağrı yaptığı Hasan, kalkmayınca, zincirle ateşin içine çekilerek cezalandırılıyor.

Korku içinde ağlayan ve yaşadıkları gözünün önünden film şeridi gibi geçen Hasan, bunları izlerken “Rabbim beni geri döndür” diyerek uyanıyor, namazını kılıp, affedilmesi için dua ediyor.

SORUŞTURMA BAŞLATILDI
Korku ve dehşet sahneleriyle dolu bu VCD’yi izleyen öğrencilerden çoğunda davranış bozukluğu başlayınca veliler şikayetçi oldu. Gaziantep Milli Eğitim Müdürlüğü’nün isteği üzerine soruşturma başlatıldı.

Öğretmen hakkında disiplin soruşturması başlattıklarını bildiren Hasan Ali Yücel Lisesi Müdürü Ömer Demir, VCD’yi kendisinin de izlediğini belirtirken, “Her saniyesi korku dolu. Durumun ciddiyetinin farkındayız. Gereken soruşturma yürütülüyor” dedi.

[…] EĞİTİM- SEN’İN TEPKİSİ
Eğitim-Sen’den yapılan açıklamada, bu filmin öğrenciler üzerinde psikolojik travmaya yol açabileceği belirtilerek, “Milli Eğitim Bakanlığı nezdinde inceleme başlatılması için girişimde bulunacağız. Filmin eğitim içerikli bir yanı yok. Tamamen dini propaganda yapmaya yönelik, üstelik de bunu verirken büyük bir korku oluşturarak vermeye dönük film” denildi.

Bu görüntüleri izleyen öğrencilerin yaşadığı veya yaşayacağı olumsuz etkilerin ortadan kaldırılmasının hayli zor olacağı belirtilen açıklamada, “Bize göre, bu filmi izleyen çocuklara rehberlik hizmeti verilmeli ve VCD’yi izlettiren öğretmen görevden uzaklaştırılmalıdır” denildi.

Yahu ben ayrı bir memlekette mi yaşıyorum, burada lise üçüncü sınıftan bahsedilmiyor mu? Duyan da korku filmi diye birşey yok bu çocuklar sinema filmi izlemiyor da aniden içinde Azrail olan bir film görünce psikolojik travma geçirmiş zannedecek. Son haftalarda bakıyorum sinemalarda abuk subuk korku, dehşet filmleri vizyondan inmiyor. Gençliğimde ben de giderdim, Stephen King her zaman favorim olmuştur ama artık komedi-aksiyon dışında birşey izlemiyorum. Hatta geçenlerde Kubrick-King işbirliği şaheser Shining’e rastladım bir kanalda, baktım etrafta kimse yok, çaktırmadan kanalı değiştirip History Channel’da eski Mısır-Uzaylı ilişkisini anlatan bir belgesele geçtim. Korku filmi artık ödümü patlatıyor. Ortalık zombi, deccal, yaratık, şeytan ile eline bir testere, darbeli matkap, tornavida, şırınga, hızar, balta geçirip dünyaya nizamat veren manyak filmiyle dolu. Dolayısıyla bu ortama şerbetli tipik bir lise 3 öğrencisini korkutacak film anasından doğmamıştır.

Tersine lise 3 öğrencilerinin çoğu korkulması gereken yaratık türleridir. Tipik bir zombi, karşısında yüzü sivilceli, saçı jöleyle ortaya doğru kaldırılmış, kıravatı yarıya kadar çözülmüş, gömleğinin eteği pantolonun dışında, bön bakışlı, yanında benzer kız ve oğlanlarla itişerek, böğürerek, yılışarak gelen bir lise 3 öğrencisi görse derhal kaçtığı mezara geri döner. Ben lise önlerinden geçmemeye çalışıyorum, ödüm patlıyor. Fukara şeytanın da bunlara gücü yetmez.

Gelelim işin bir başka boyutuna, solcu sendika ve Hürriyet’in olaya ekstra ilgi göstermesinin sebebi paragraf arasında verilmiş: “… tamamen dini propaganda yapmaya yönelik” demiş sendikacı memur. Zaten din dersi değil mi, propaganda ile ne ilgisi var. Kaldı ki propaganda olsa ne yaza, devlet okulunda her memur kafasına göre propaganda yapar, yüz birim propagandanın 80 birimi Kemalizm, öteleyici milliyetçilik, dünyada bizden iyisi yok, dört tarafımız düşman üç tarafımız deniz şeklindeki ulusalcı ideolojik propagandadır ve bunun çoğunu yapmak kanun zorudur. Kalan yüzde 20 içinde Alevilik, solculuk, ülkücülük, radikal yahut ılımlı dincilik gibi şeyleri punduna getiren öğrenciye empoze etmeye kalkabilir. İnkılap Tarihi dersleri resmi ideoloji propagandasıdır, içindekilerin doğruluğu konusunda soru sormak yasaktır. Bunların kaldırılması teklif dahi edilemez. Din dersi ise öğrencilerin eğlendiği, uyukladığı, kaldırılması tartışılabilir bir konudur.

Sendikacı solcu memurun endişesi malum, acaba bu tür filmler çocukların “yahu din de ne imiş” diye sorup yarın birer gericiye dönüşmesine yol açar mı, başını örten, namaza başlayan çıkar mı? Tersine olur, korkmasın, bilakis aklı başında öğrenci “bunun aslı astarı nedir” diyerek bilim ve şüphe eşliğinde araştırmaya başlar. Bu konuları açıktan konuşup hurafe, saçmalık, garipliklerin deşilmesine vesile olur.

Bir de şu var, acaba öğrencilerin korkusu dünyanın yalancı zevklerinin günün birinde biteceği, mahiyeti bilinmeyen bir sonun kendilerini beklediğini anlamış olmaktan mı kaynaklanıyor? Yoksa elinde tırpan olan melek, zincirle ateşe çekilen hayta genç bugünün öğrencisi için korku unsuru değildir. Hatırlarsanız Zincirlikuyu Mezarlığı kapısındaki “Her nefis ölümü tadacaktır” ayeti ilerici kesim tarafından “Ay, bu ne! Her gün bunu görünce psikolojimiz bozuluyor” şeklinde eleştirilmişti. Psikolojisi bozulan öğrencilerin durumu da bu çerçevede değerlendirilebilir.

Daha çok şey söylenebilir bu konuda ama benim zamanım yok, akşam yeniden oynarsa cesaretimi toplayıp Shining’i bir kere daha izlemeyi deneyeceğim. O yoksa Samanyolu TV’deki farklı boyutlara atıf yapan dizilere bakayım, onlar da en az Shining kadar korkunç. Sürekli inleyen, tıslayan insanlar, gelinlerine şeytanın akledemeyeceği kötülükler yapan kaynanalar, evi fesada veren gelinlerden, kızlardan oluşan bu dizilerin yanında zombi filmleri Heidi ve Peter gibi kalır.

(Bir de Doğu Perinçek’in bahsettiği korku filmi vardı, onu da hatırlamak lazım)

Popularity: 55% [?]

Kahraman

FST 17 Nisan 2008

herkul.jpgKaradeniz Ereğlisi’nde 2006 yılında dikilen Herkül heykeli gece vakti yerinden sökülmüş, yerine başka bir şey konulmuş. Hayır, Atatürk değil, Sekiz Alemdar Kahramanı diye bir şey Herkülü ikame eden. Olayın hikayesi şöyle:

Zonguldak’ın Ereğli ilçesindeki sahil bandına dikilen, Yunanlıların mitolojik kahramanı Herkül heykeli gece yarısı operasyonuyla kaldırıldı. Belediye başkanının talimatıyla kaldırılan Herkül heykelinin Cehennemağzı Mağarası’na taşınacağı bildirildi.

VATANDAŞLARDAN TEPKİ

Mitolojik çağın simgelerinden olan Herkül heykeli, 2006 yılında eski belediye başkanı Halil Posbıyık tarafından yaptırıldı. Vatandaşlar ise, “Kendi milli kahramanımız yok mu?” diye Herkül heykeline tepki gösterdi ve heykelin varlığı tartışma konusu oldu. Heykel kaldırılmak istendi ancak çeşitli nedenlerle bundan vazgeçildi. Eski başkan Posbıyık’ın, 22 Temmuz genel seçimlerinde Demokrat Parti’den milletvekili adaylığı nedeniyle başkanlıktan istifa etmesi üzerine, Belediye Meclis üyesi Murat Sesli, Meclis üyeleri arasında yapılan seçimle, Ereğli Belediye Başkanı oldu. Başkan Sesli, kısa süre önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından rozeti takılarak AK Parti’ye geçti. Başkan Sesli’nin talimatıyla Yunan kahramanının heykeli, gece saat 04.30′da başlayan operasyonla kaldırıldı. Belediye çalışanları, gece saatlerinde Herkül heykelinin bulunduğu sahil alanına gelerek, vinç yardımıyla heykeli parça parça yerinden kaldırdı. Herkül ile ilgili olarak hazırlanan bilgilendirme yazılarının da kaldırıldığı görüldü. Başkan Sesli, sahildeki Herkül heykeliyle ilgili daha önce açıklamalar yaptığını, heykeli Cehennemağzı Mağarası’nın bulunduğu bölgeye koymayı düşündüklerini ve heykelin bu nedenle yerinden kaldırıldığını söyledi. Sesli, “Heykelin kaldırıldığı yere, Sekiz Alemdar Kahramanı’nın anıtı yapılacak” dedi. Sesli, heykelin gece yarısı yerinden kaldırılmasını ise, “Gece kimseyi rahatsız etmemek için bunu yaptık. Gündüz ve akşam sahilde insanlar geziyor. Bu çalışmayı, insanları rahatsız etmemek için gece yaptık” diye açıkladı.

HERKÜL EFSANESİ
Mitolojide Herkül’ün, cehennem köpeği Kerberus’u kaçırmak için yeraltı Tanrısı Hades’in yönettiği, hiçbir ölümlünün geri dönemeyeceği “Ölüler Ülkesi”nin yer aldığı Cehennemağzı Mağarası’na indiğine inanılıyor. Herkül’ün, Ölüler Ülkesi’nin bekçisi üç başlı ve yılan kuyruklu köpek Kerberus’u, Olimpos Tanrıları Hermes ve Athena’nın yardımıyla Cehennemağzı Mağarası’ndan, yeraltındaki Ölüler Ülkesi’ne inerek kaçırdığı belirtiliyor.

Demek Herkül’ün bir heykeli varmış, hayret Karadeniz Ereğlisinde bir tur atmışlığım, Demir Çelik tesislerinin lüks restoranında ucuz yemek yemişliğim de vardır. Ünlü reçelimiz diye bir şey satmışlardı, onu da hatırladım, eve döndüğümüzde şekerlenince çöpe atmıştık. Neyse, bileydim sahil boyundaki gemilerin önünde değil Herkül Heykelinin önünde bir resim çektirirdim.  Bak, şimdi kaldırmışlar bir mağaranın ağzına koyacaklarmış. Nereden yol düşüreceğiz bir daha oralara.

Peki vatandaşın tepkisine ne diyelim? Bence çok isabetli söylemişler. Karadeniz Ereğlisi taş devrinden beri bir Türk yurdu olduğundan oraya Herkül gibi bir ucube ve çırılçıplak bir edepsiz değil öz be öz milli bir kahraman yakışır. Gerçi Yunanlıların aslında Türk olduğu da söylenir ama şimdilik bunu ihmal edelim. Kaldı ki adamın efsanesinde de iş yok. Cehennem köpeği filan var. Hiç köpeğin üç tane başı mı olur? Yalan olduğu besbelli. Halbuki bizim Ergenekon efsanesine bak, adam gibi tek kafası olan bir kurt ulusa önderlik ediyor ve dört dağ arasından çıkıp gidiyorlar. Tabii bugünkü manzaraya baktığımızda “hay yerinizde oturaydınız, Kurt sen de yanlış yapmışsın, gerçi bileydin yol göstermezdin ama kısmet işte” diyen de çıkabilir. Konuya dönersek, heryeri çıplak olan Herkül nam yarı tanrı keferenin heykelinin henüz AKP’ye geçmiş, bu sebeple bir madalya ile onurlandırılmış belediye reisince, üstelik de vatandaş rahatsız olmasın diye gece 04.30 civarında mübarek sabah namazına bir iki saat kala indirilip hak ettiği cehenneme yollanması iyi olmuş. Peki yerine ne konuluyor?

Haberdeki resimde “Herkül’ün heykelinin kaldırıldığı alana, Milli Mücadele döneminde harp malzemesi taşıyan gemileri kollama görevini üstlenen Alemdar Gemisi ve mürettebatının tasvir edildiği anıt dikilecek” denmiş. İşte bu olmadı. Sen koca Yunan kahramanını kaldır ama yerine görevi sadace kollama olan bir teknenin mürettebatını koy. Buna itiraz edilir işte. Bence madem Yunan Efsanesini beğenmedik, milli kahraman arıyoruz, hemen elimizde Ergenekon efsanesi yok mu? Alın size heykel malzemesi. Mesela darbeci 3 paşanın heykeli çevresinde Veli Küçük, İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu, Kerinçsiz, Perinçek’tan oluşan “8 adam heykeli” uygun düşmez mi? Ergenekon efsanesi Karadeniz Ereğlisinde yaşatılmış olur, Herkül ayıbı da temizlenir, vatandaş namusu temizlendiği için rahat bir nefes alır.

Tabii ille de efsane olmasın, Milli Kahraman yeter deniyorsa, Deli Dumrul, Bamsı Beyrek, Nasreddin Hoca, İsmet Paşa, İnternet Mahir, Fatih Terim gibi kahramanlar da düşünülebilir. Özellikle son isme dikkat edin.

(Bir de aklıma geldi, sekiz alemdar yerine Polat Alemdar da iyi giderdi)

Popularity: 10% [?]

Damdaki İşaretler

FST 11 Nisan 2008

resimevhac.jpgKorku filmlerinde filan böyle şeyler olur, bir yerde bir işaret vardır, bir çocuk doğar, ortalık kan gölüne döner, deccal, şeytan filan ne kadar hristiyanlığa ve israili islama ait kötü yaratık varsa biri gelip duruma müdahale edene kadar terör estirir. İşte bizim TOKİ konutlarının damında da Balıkesir MHP Mrk. İlçe Bşk. Yrd (uzun bir vasfı olduğuna göre önemli biri herhalde)  Fahrettin Sayıt müthiş bir sır perdesine rastlamış. Güya bu binaların damı haç şeklindeymiş, şöyle deniyor:

TOKİ konutlarında HAÇ işaretlerinin konduğu binalar, caminin sağ ve sol tarafına inşa edilmiş. Ayrıca 2.Etapta bulunan iki tip konuttan dört katlı olanlar değil de oniki katlı olanlar seçilmiş. HAÇ’lar cami minaresinde bulunan HİLAL’den daha yüksekte bulunuyor.

Balıkesir’de infial yaratan bu olay, konutlar üzerinden geçmekte olan bir pilot tarafından tesadüfen fark edildi. Olay MHP Balıkesir Mrk.İlçe Bşk. yardımcısı Fahrettin Sayıt tarafından yerel basın aracılığıyla tüm Balıkesir’lilere duyuruldu.

Olay doğal olarak infial yaratmış, bizim memlekette milletvekillerinin kıyak emekli olması, eşine dostuna beleş kontör yollaması infial yaratacak değil ya, devletin ucuz binasının damı haça benzemiş diye bir şey saçmala hemen infial olur. Bakalım gidip bir rahip vuran çıkacak mı bu sebeple. Sonuçta asansördü, hava boşluğuydu, dört daireydi derken artı şekli ortaya çıkıvermiş. Bir dahaki sefere hapishane gibi hilal şeklinde yaparlar çatıyı, hem de gözetlemek kolay olur. Pilot da bir tuhaf, sen önüne bak hemşerim aşağıda çatılardan sana ne? Haçlar hilalden yüksekmiş, iyi, minareye iki şerefe daha ekleyin cuma namazı dışında gidilmeyen caminin önüne 5 şerefeli bir ucube dikin, İslamın gücünü tüm dünyaya gösterin.

MHP Antalya il teşkilatı görevden alınmış ama yanlış, bence Balıkesir teşkilatı hem görevden alınmalı hem de topluca bir ruh doktoruna gösterilmeli. İnfial içindeki halka da mesajım şudur “oturun ardınızın üstüne, dangalak herifler, asabını bozmayın adamın.”

İnfial içindeyim.

Popularity: 20% [?]

İleri »

Kapat
E-posta ile paylaş