'Toplum' Arşivi

E’cole

FST 18 Şubat 2008

terim.jpgYahu gündem hep aynı sıktı artık derken televizyonda “Fatih Terim Fifa web sitesine bir mülakat vermiş” diye işittim, hemen gidip baktım, futbolla biraz kafa dağıtmış oluruz dedim. Malum Fatih Hoca geçtiğimiz aylarda hepimize özgüven öğretmiş, “bir konuda ne kadar cahil olursanız olun bilirmiş gibi anlamsız kelimeleri bir araya getirerek, yerine göre el ve kol hareketi yaparak durumu kurtarabilirsiniz” şeklinde özetlenebilecek bir dersi vermişti. Ben önce Fatih hocanın konuşma metnine baktım. Hayret, hoca İngilizceyi süper ilerletmiş galiba. Ben pek anlamam ama Subject + Object + Verb-ing imlasına göre doğru gibi sanki söyledikleri. Demek hoca değişmiş, Fifa’ya mülakat verecek hale gelmiş. Nereden ders aldıysa biz de bilsek. Gerçi “ders almam veririm” diye atıyordu konuşma öncesinde ya. Bu arada mülakatta şöyle bir cümle gördüm:

“The man known in his home country as the Emperor due to his strong leadership qualities took time out to give FIFA.com an exclusive interview.”

Bir dakika. İmparatora diyeceğim laf yok, “imparator mu tarator mu” vecizeleri üretilmesini bir yana bırakırsak kendisini imparator zanneden bir kesim olduğunu kabul edelim. Sonra “… his strong leadership” işi de karışık. Malum kendisi Milan’dan kovulma telefonunu aldığında kibirli insanlara liderlik dersi veriyordu, yanlış hatırlamıyorsam telefonun ardından ders yarıda kesilmiş ve “strong leader” epey bozum olmuştu. Haydi onu da kabul edelim, bir büyük lidere “adam” denmesini ne yapacağız? Malum Atatürk için “adam” kelimesi kullanımı hafifleştirici sebeplerle 15 aya mal olmuştu, üstelik burada bir imparatora adam denmesi mevzu bahis, bence derhal ulusal bir kıyam başlatılmalıdır.

Yine yarım ingilizcemle şu kısmı da çözemedim:

The aim of the Turkish national team is to participate in all major competitions and create a Turkish school, called “e’cole”, of football. Fenerbahce’s success in the Champions League is important for Turkish football, as is the case with other clubs

Hayret, demek bizim milli takımın Türk ekolü oluştuma diye bir amacı varmış. “School, called e’cole” diye niye belirtmiş ki, Türk okulu denince Fethullah hocanınkiyle karışmasın diye mi? Sonra Fatih hoca Fenerin kelek bir gruptan tarihinde ilk defa üst gruba çıkmasını da örnek diye getirmiş. Biz şuna Türk değil “Brezilya ekolü” desek daha iyi olur ya. ” as is the case with other clubs” demiş. Mesela hangileri? Bu sene Liverpool’dan 8 yiyerek “tarihi” bir ekol, pardon rekor kıran BJK olabilir mi? Hocam ingilizceyi düzeltmişsin ama kafa aynı. Gelelim şu cümleye:

When we qualified for EURO 96 we brought about a mentality change as well, which I call a revolution. In that period, Turkey did not have a single player playing abroad.[…] We aim to continue the rising trend of Turkish football in this tournament.

Vay be, Türkiye’de devrim olmuş haberimiz yok.Dışarıya giden futbolcya da güldüm. Kim var ki, Torinolu Şaban meseliyle hatırlanacak Hakan Şükür ve anormal davranışlarıyla öne çıkan Emre dışında bir sürü ortalama takımda silik isim. Tugay ve Nihat istisna tutulursa (ki onlar da ortalama görev adamlarıdır) hangi ismi sayabilirsiniz? Devrime bak.

Sonra Rising trend de neymiş, hiç duymasak inanacağız. Hayatımızda trend görmesek. Bizde trend varsa tepetaklak düşme trendidir. 2002 yılında hiçbir Avrupa takımı raslamadığı için şanstan alınan üçüncülük dışında ne başarısı var? Geçen sefer İsviçre’yi tekme tokatla dahi deviremeyip kös kös oturdular, bu sene piyango gruptan bile ite kaka çıktılar.Türkiye “rising trend”miş.

Hocam birilerine çevirtmediysen ingilizceyi sökmüşsün, aferin, ama trend mrend işlerini karıştırma. Al 150 Milyar maaşını keyfine bak.

Popularity: 33% [?]

Doktora Töreni

FST 12 Şubat 2008

carsaf.jpgİTÜ ünlü bir üniversitemizdir diye duyarım, herneyse, orada bir doktora merasimi yapılmış. Ben haberi görünce, “aferin, koca İTÜ nice doktoralı ilim ve fen erbabını ülke hizmetine vermiş, tez zamanda varıp rektörün elini öpeyim” derken törende yapılan bir etkinliğin Hürriyet gazetesince vurgulandığına dikkat ettim. Habere göre doktora töreninde bir konser ve dansçı kız gösterisi de varmış. Haber şöyle:

İTÜ’de ‘kara çarşaflı’ mesaj

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) 2007- 2008 yılı akademik yılı doktora törenine ‘kara çarşaflı’ tiyatro gösterisi damgasını vurdu.

İŞTE KARA ÇARŞAFIN ATILDIĞI AN

Tören sırasında ‘aydınlığa örtü’ adıyla bir konser düzenlendi. Sözleri şair Ceyhun Atuf Kansu’ya ait olan ‘Dünyanın bütün çiçekleri’ şiirinden uyarlanan şarkı eşliğinde kara çarşaf giyen genç bir kadın dansçı sahnede yer aldı. Eray Altınbüke’nin müziğini yaptığı ‘Dünyanın bütün çiçekleri’ şarkısı söylenirken, kara çarşaf giymiş dansçı, sırt üstü yere uzanarak ayağa kalkmaya çalışan genç bir kızı canlandırdı.

Şarkının sonunda Şebnem Ertekin adlı dansçının canlandındığı genç kız ayağa kalkmayı başarıp üzerinedki çarşafı attı. Hemen ardından fonda Atatürk’ün gençliğe hitabesi duyuldu. Daha sonra ise Faik Canselen’in ‘ileri’ marşı seslendirildi. Gösteri salonda bulunanlar tarafından uzun süre alkışlandı.

Doğrusu İTÜ yönetimini tebrik etmek lazım. Sen hem teknoloji, mühendislik işiyle uğraş, bir yandan da dans, şarkı, türkü ile günlük siyasi mesajlar ver, az şey mi? İşte çağdaş bir dünya üniversitesi. Zannedersem ABD’deki M.I.T de bundan ders alıp doktora törenlerine renk katacaktır. Peki törenden ilgi çekici notlara ne diyelim? Öncelikli gazetenin “Kara Çarşaflı Mesaj” başlığı çok isabetli olmuş. Zira bugün hepimizin gözlediği üzere ülke sathında insanlar kitleler halinde çarşafa bürünmektedir. Mesela ben yaşadığım şehirde son yılda tam bir kişi gördüm. İstanbul’a gittiğimde de 4-5 tane görmüştüm. Dolayısıyla “Kara Çarşaflı Tiyatro” ile böyle bir mesajın verilmesi çok anlamlı olmuş.

Hikayeden anladığımız kadarıyla çağdaş dansçı kız uzun süre yerde debelenmiş ve sonra ayağa kalkabilmiş ve üzerinden çarşafı atmış. Bana göre burada senaryoyu yazanlar biraz gaflete düşmüş. Ben olsam “kadın üstünde çarşaf olduğu için yerde debeleniyor, çarşaf olmasa zıp diye kalkardı” diye düşünüp dansçı yerdeyken çarşafı attırır ve “işte çarşafın kara ağırlığı üstünden kalkınca tüy gibi oldu, yay gibi fırladı” mesajı verirdim. Sonra “ileri” marşı da nedir? 10. Yıl Marşı ne güne duruyor? Malum bazılarına göre Cumhuriyet kurulalı 100 yıla yaklaşmış değil, hala 1933 dönemi  yaşanmaktadır ve ilelebet de 1933 dönemi yaşanmalıdır. Havayolu, fiberoptik kablo yerine ille de demiryolu ağı döşenmelidir. Aslında çağdaş kesim “Türkiye’de takvimler, saatler iptal edilmeli, herşey 19.05.1933 tarihinde sabitlenmeli, herkes birer tren vagonunda yaşamalıdır” dese epey destekleyen olur. Hasılı “ileri” marşı herneyse olmamış. 10. Yıl daha coşturucu olur, salondakiler de iştirak ederdi.

Aslında salondan bir iştirak olmuş, dansçı kızın çarşafı atması alkış almış ama benim aklıma başka birşey geldi. Acaba bu alkışları daha da arttırmak ve “daha açık daha çağdaştır” kuralına dikkat çekmek için dansçı hanım üzerindeki tişörtü de çıkarsa İTÜ doktora töreni daha anlamlı olmaz mıydı? Üstelik gericilere çarşaf üzerinden atılan şamar daha da okkalanmış olurdu. Böyle olsa, muhtemelen alkışlar yeri göğü inletir, özellikle törene katılan beyler ıslık da çalabilirdi. Çağdaş bir insan nasıl kara çarşafa karşı çıkıyorsa, kara tişörte de karşı durmalıdır.

Yakında benzer törenleri tüm yurt sathında görmeyi umuyorum. Tabii tişörtlü versiyonu olursa daha güzel olur. En yakın mezuniyet törenini sevabına bildiriverirseniz müteşekkir olurum. Sırf sanat ve ilericilik uğruna, yanlış anlamayın.

Popularity: 49% [?]

Tuluat

FST 3 Şubat 2008

(Bu yazıyı geçenlerde yazmışım, taslak olarak kalmış, Bugün Cüneyt Ülsever benzer birşeyler yazınca aklıma geldi, biraz düzenleyip ekledim)

AKP ile MHP türban konusunda anlaşmışlar, haberde Bahçeli’ye atfen şöyle şeyler söyleniyor:

Devlet Bahçeli, MHP ile AK Parti arasında sağlanan mutabakatla, son 40 yıl boyunca Türkiye’nin gündeminde kısır tartışmaların malzemesi olan ve Anayasa Mahkemesinin 1989 yılındaki kararını izleyen 19 yıl içinde de çözümü yönünde samimi ve ciddi hiçbir adım atılmayan bu konunun, şimdi çözüm aşamasına getirildiğini bildirdi. Bahçeli, bu anlaşmaya uygun olarak Anayasa ve yasa değişiklikleri tekliflerinin iki partinin ortak önerisi olarak bugün Meclise sunulmasının öngörüldüğünü bildirdi.

Rektörler de toplanıp karşı harekata başlayacakmış. Bence AKP ile MHP vatandaşın gözünün önünde ortaoyunu oynuyorlar. 40 yıllık sorun çözülmüş vs. Ortada çözülen ya da bağlanan birşey yok. 10 senedir istismar edilen başörtülü vatandaş şimdi sadece AKP’nin değil MHP’nin de oyuncağı haline geliyor. Başörtüsü problemi genel özgürlükler içinde önemli bir parçadır ve şurada yıllardır hepimiz benzer bir türküyü çığırıyoruz. Ne hizmet alanın ne de hizmet verenin başını açması ya da örtmesi konusunda geçerli bir gerekçe yoktur. Öte yandan başı açıkların serbestlik konusunda bazı endişeleri sadece paranoya diye de geçiştirilemez. Murat Belgenin geçenlerde isabetle belirttiği gibi bizde genel olarak ideolojik bir problem var, herkes birbirine baskı yapmaya kalkabilir. Bunun altyapısı oluşturulmalı, başörtülülere yapılan eziyet sonucu ortaya çıkabilecek intikam alma duygusuna karşı üniversite hocaları ve öğrencilere karşı dikkatli olunmalıdır.

Öte yandan, başörtüsü rüzgarıyla şu ara AKP ve MHP’nin estirdiği hava tamamen tribündekilerin gazını almaya matuftur. Nasıl Kuzey Irak hava operasyonuyla saldırganlaşan milliyetçi vatandaşın gazı alındıysa, şimdi de başörtüsü oyunuyla muhfazakarların gazı alınacaktır. Bir tür limonlu soda vaziyeti. MHP bu atakla belediye seçimlerinde “bakın biz olmasak 40 yıllık başörtüsü problemi çözülmezdi” diyecek, AKP ise “namus sözü veriştik, yerine getirdik” diyecektir. Yüzde 70′lik sağ, muhafazakar ve aslında AKP, MHP birbirinden farksız iki kesimden oluşan pasta bu partilerce paylaşılacaktır.

Manzaraya bakın, bir profesör Kemalizm eleştirisi yapıyor 15 ay hapis cezası alıyor, bir sürü budala “Ataya hakaret eden daha ağır cezalandırılsın” şeklinde gazetelerde yorum karalıyor. Malatya’da bir rahip 3-5 vahşi tarafından katledilmiş, Trabzon’da bir din adamı uluorta vurulmuş, Nobel ödüllü bir yazarımız canı uğruna memleketten kaçmış, Hrant Dink yazı yazıp söz söylediği için katledilmiş ortada gerzek gerzek sırıtan andavallar, kaybeden konumundaki saldırganlar vatansever olmuş milliyetçilik edebiyatı yapıyor, bizimkiler, AKP ile MHP “üniversiteye çenesinin altından düğüm atarsa kızlar okumaya gelebilir” diye özgürlük havarisi kesiliyor.

Bir de AKP 301 karşılığında MHP ile işbirliği yaptı lafı var, bana göre AKP zaten 301′den memnun, onun da işine gelmiştir. “Oh be, 301. maddeyi kaldırmamak için kulp lazımdı, MHP sayesinde bu beladan da kurtulduk, AB filan da lafın gelişi, biz ahbaplarımızın kesesini dolduralım, kısa vadede vurgunumuzu vuralım, partiyi mi kapatırlar, seçimde çuvallar mıyız önemi yok” diye göbek atıyorlardır.

Bu tiyatroyu bırakın, yiyen varsa da kendine gelsin. Başörtüsüne özgürlük hizmet alan, veren ayrımına tabi tutulamaz, ilaveten gayri müslim ve gayri kemalist vatandaşlarımız da,ilerici geçinenler de istediklerini söyleme, istedikleri tarzda yaşama hakkına sahiptir.

(Cüneyt Ülsever de söylediklerinde büyük ölçüde haklıdır. Liberallerin bir kısmı AKP’ye yamanmış görüntüsü veriyorlar, elbette bir insanın AKP mensubu yahut sempatizanı olması kanahat değil ama bunun üstüne liberallik iddia edip bu sebeple AKP’nin ekonomik ve siyasal hatalarını görmezden gelmesi çelişkidir.)

Popularity: 28% [?]

Gömeç Hacılığı

FST 2 Şubat 2008

erkmen_se_gomec_siluet01.jpgÇağdaş, laik, bilim vs. erbabı ara sıra “filanca yerde dağa Atatürk gölgesi düşmüş” diye tören yapar, herhangi bir konuda şikayet dilekçesini “ilgili makam” yerine götürüp Anıtkabire bırakır ya, bazı kendini bilmezler “yahu ilimle, fenle, akılla bağdaşır mı şu yaptığınız, Atatürk size örümcek kafalı olmayın diyor siz gidip dağa düşen gölgenin önünde bando mızıka ile ayin yapıyorsunuz, mezarına dilekçe bırakıyorsunuz, bir de rektör olmuşsunuz, ayıptır, ayıp, asıl Atatürk’ü sizden kurtarmak için kanun çıkarmalı” dese de hepimiz işin ulvi yönünün farkındayız.

Damal dağına düşen gölge herkesçe malum, orası artık bir milletvekilinin tabiriyle “hayvan otlatmanın terbiyesizlik” olduğu bir sit alanı, turizm bölgesi. Amasra’ya gittiğimde de bir tepeden parayla dürbüne baktırıyorlardı. Hayrola dediğimde ilerideki kayalıkların Atatürk’e benzediğini söylemişti adam. 50 kuruş verdim baktım ama ne yalan söyleyeyim ortadaAtatürk filan yoktu. Ama Amasra deniz manzarası iyidir, gidilmesini öneririm, o ayrı. Bir de Balıkesir tarafında varmış, resmini az evvel gördüm, insanlar oraya da tur düzenliyormuş. İlginç, Konya Mevlana müzesi, Urfa balıklı göl, çeşitli yatır, evliya, dede mezrı yanında Atatürk gölge ve silüetlerine de kutsal turlar düzenleniyor demek ki. Neyse resme baktım, Balıkesir Gömeç diye bir yerde bir kayalık, Atatürk ile uzaktan yakından alakası yok. Hatta ayıp bir şey, çirkin bir kayalığı nasıl Atatürk’e benzetirler, ilginç doğrusu. Savcılara duyurmuş olayım.

Elmanın içindeki lifte Allah arayanlar yanında bir de kıraç kayalıklarda Atatürk arayanlar peydahlandı. Ne mi yapacağım, yaz tatilinde rotam belli arkadaş, önce Balıkesir Gömeç, sonra Kars Damal. Yurdumuz görmeye değer, boydan boya geçmiş olurum.

Popularity: 28% [?]

222 Acil Servis

FST 2 Şubat 2008

atakb1.jpgYarın bir miting yapılacakmış, başörtüsüne karşı devrim yasaları filan deniyor. İşçi Partisi nedense bana mesaj gönderip duruyor, beni de makul bir adam olarak kendilerinden görüyorlar herhalde, şöyle demişler:

Haçlı İrticaya karşı;Cumhuriyet Devrimini, Devrim KanunlarınıSavunmak için
İkİncİ ayIn-İkİncİ günü-Saat İkİde ANITKABİR’DE Buluşuyoruz!

Toplanma:2 Şubat Cumartesi Saat: 12.00
İşçi Partisi Genel Merkezi önü Toros sokak Sıhhiye

Bu şekilde ilanı duyurmuş olyım. Bir iki de öneri yapayım, malum devrim kanunu deniyor, herkes bu toplantıya birer fötr şapka giyerek katılırsa müthiş etki yapar, yedi düvele mesaj verilmiş olur. Yalnız 22 Temmuz öncesi de böyle coşuluyor, uzaydan harita çizilip “şu kadar metrekareye bu kadar adam doldurduk, herkes coşkuluydu, o halde CHP iktidara yürüyor” deniyordu, sonuçlar hepimiz için hüsran oldu. Yine böyle başörtüsü filan diye ortalığa doluşulursa vatandaş “başlatacaksınız ha, hiç mi akıllanmazsınız” der mi der, haberiniz olsun.

Bu arada resim gerçekten yaratıcı olmuş, hala gülüyor (hanımın gözlüğüne değil, resimdeki mesaja) ve ilerici kesimi nadiren görülen yaratıcılıklarından dolayı tebrik ediyorum. Kah, kah, madem anlamazsın ata binmekten, ne işin var birader. Bu arada başbakanı tepen at geçenlerde ölmüş, artık eceliyle mi, ceza olarak Kayseri’ye gönderilerek mi bilmem.

Neyse, lafı karıştıtrmayalım, Ankara’daki dostlara duyuralım, toplantıya iştirak edilsin. Yok yazılmayalım, haçlı irticaya karşı hilali savunan ilericiler olarak… Uysa da uymasda da.

Popularity: 21% [?]

Memleket

FST 1 Şubat 2008

java.JPGAzerilerin kullandığı Türkçe hoştur, ben de severim karşılıklı Azeri dostlarla birbirimizin Türkçe konuşmamızla eğleniriz. Onlar biz Türklerin konuşmasını çıtkırıldım bulur, bize göre de onlarınki Evliya Çelebi zamanından kalmadır. Azerilerin konuşmasını eğlenceli bulanlara da şunu hatırlatmak isterim, Türkiye Türklerinin konuşması yeknesak değil, Kastamonu, Çorum, Konya, Denizli, Balıkesir, Muğla-Adana arası Toroslar boyu, Karadenizin çeşitli yerlerinde konuşulan Türkçe birbirinden epey farklıdır. Hazar denizinin bu tarafındaki Azeri Türklerini de bu kapsamda düşünürsek, yaklaşık 100 milyonluk bir Türkçe konuşan topluluk içinde 10 kadar konuşma türü var. Ben de çeşitliliği seven bir adamım.

Devamı »

Popularity: 21% [?]

Takke-II: Sakıncalı Dizi

FST 23 Ocak 2008

takke11.jpgEfendim, Mersin’deki takke vakasının ardından öğreniyoruz ki, işin bir de dizi boyutu varmış. ATV için çekilen Sinekli Bakkal dizisinde, eski yardımcı komedyen, son zamanların kötü Üvey Babası Şemsi İnkaya rol icabı kafasına bir takke giyecekmiş ama bakın olaylar nasıl gelişmiş:

Önce “Bu devirde kızını okula göndermeyen baba yok” dendi, ardından ana karakterin takke takması sakıncalı bulundu. Sonuçta Halide Edip Adıvar’ın eserinden uyarlanan “Sinekli Bakkal”, atv’de 5. bölümde yayından kaldırıldı

Devamı »

Popularity: 34% [?]

Takke-I: Sağdan Sola

FST 23 Ocak 2008

logotakke.jpgDün bir link yolladılar, Nahnu’da da gördüm tuhafıma gitti. Resimsiz olan haberde bir milli eğitim müdürlüğü sitesindeki logoda takkeli bir erkeğin bir kıza okuma öğretirken yaptığı hareketler bahane edilmiş. Hürriyette logoyu da gördüm. Sonra Nahnu.org’da Takke-II olayı da duyurulmuş. Bir TV dizisinde oyunculardan birinin başında takke olması ve dahası adamın Fethullah Gülen’e benzetilmesi ATV’de krize yol açmış. Olaya geçmeden konuyu biraz inceleyelim. Bu takke denen şey genelde bazı müslüman erkeklerin namaz kılarken kullandığı, Yahudilerin kippasına benzeyen, Özbekistan taraflarında filan yaygın olan, benim logoda Örümcek Adam’ın kafasında bir örneği görülebilecek bir giysidir. Geleneksel olarak kullanılır, muhtemelen tarihin bir döneminde icat edilmiş, “namaz kılarken başa bir şey koyalım, ne olsun, hah tamam şu olabilir, hem Yahudilerde de var” arayışının tecellisi olduğunu zannederim.

Bu takke ilk bakışta önemsiz gibidir ama Türkiye’de takke Cumhuriyet tarihi boyunca rejimi yıkarak padişahlığı geri getirmesi kesin görülen ve bu sebeple sürekli kontrol altına alınıp icabında sopa zoruyla dönüştürülmesi gerektiğine inanılan standart namaz kılan müslümanın bir simgesi haline gelmiştir. Nitekim Türkiye’de azınlık ve çoğunluk mağdurlara hürriyet talep edenlere liberalden mülhem liboş denirken, bu şahıs bir de müslüman hele de dindar ise kendisine Takkeli Liboş denir. Bu grup karşıya Faşos, Milloş, Devletços, Laiş, ulusçoş gibi ifadeler kullanmasa da, günümüz Türkiye’sinde her tür ideolojiye ait adlandırma zaten küfür manasında kullanıldığı için buna gerek de yoktur. Gerçi son zamanlarda Erbakan ve ulusalcı ittifakına bakarak Takkeli ulusalcı tabirinin kulanılabileceğini de hatırlatırım. Uzun lafın kısası takke halk arasında bir erkeğin müslümanlığına zahiren şehadet eder. Velev ki o şahıs hilekar bir tacir, komşularına zarar veren bir habis olsun, kafasında takke varsa hacı amca, dini bütün şahıs konumuna çıkar.

Diğer taraftan takkenin bazı zararları da vardır. Cumhuriyetin takkeliler tarafından yıkılıp içkinin yasaklanacağı endişesi taşıyan ve kendilerine çağdaş, laik adı veren kesimler duyargaları açık radarlarıyla çevreyi kontrole başladıklarında ağa ilk takılanlar da bu takkeliler olur. Misal eskiden bir şehirde -nedense- Atatürk büstü mü boyandı, kimse gidip fötr şapkalı birini derdest etmez, çarşıda pazarda ne kadar takkeli adam varsa karakollarda sabahlar, lüzumsuz eziyet görürdü. Bugün ortalıkta takke ile dolaşma çok yaygın bir özellik değil, buna ancak Türk dizilerinde -genel olarak- kötü müslüman tipi çizen şahısların başında rastlanıyor. Bir de bazı sünni tarikatler filan takkenin çok önemli birşey olduğunu düşünüyorlar. Genelde gömlek yaka cebi yahut pantolon arka cebinde muhtemelen bir tarakla beraber takke bulunduranlar genelde ortodoks bazı nakşi tarikatlerinin mensubu olabilir. Alevilerde ise takke yerine fötr şapka dini bir simge gibi kullanılır, gerçi artık onlar da bozuldu, ortalık kravatlı, entel gözlüklü Alevi dedesiyle doldu.

Bu genel girişten sonra gelelim cumhuriyeti korumak adına sürekli duyargaları açık gezen çağdaş, laik (demokrat diyen de var) yurttaşlarımızın son iki avına. Buna göre Mersin il milli eğitim müdürlüğü web sitesinde yanda gördüğünüz logo varmış. Haberde şunlar yazıyor:

Takkeli logoya soruşturma

Ali Ekber ŞEN/MERSİN, (DHA)

MERSİN Milli Eğitim Müdürlüğü’nün resmi internet sitesi olan ‘http://mersin.meb.gov.tr’ adresli sitenin Hizmet İçi Eğitim bölümünde yer alan hareketli logoda, kravatlı, başında takke bulunan öğretmenin, küçük kız çocuğuna okumayı öğretirken elinin Arapça kitap okur gibi sağdan sola doğru hareket ettirmesi dikkat çekince, geceyarısı kaldırıldı.

Siteye ne zaman eklendiği bilinmeyen hareketli logonun bulunduğu sol bölüme üzerinde Atatürk’ün silueti bulunan Türk bayrağı yerleştirildi. Gelen bir ihbar üzerine gece telefonla ulaşılan İl Milli Eğitim Müdürü Hasan Gül, bunun sorumlusu olarak, Tarsus İlçe Milli Eğitim Müdürü Ethem Sarı’yı gösterdi.

Bazıları çıkıp bana “canım sen de fazla yükleniyorsun, tamam müslümanlardan hiç hoşlanmıyorlar, ama zekaları konusunda düşündüklerinde haksızsın” diyor. Ben de kendimi yokluyorum, acaba nasıl isimlendirebileceğimi bilemediğim, belki ortodoks CHP zihniyeti, kısaca çağdaş denebilecek insanlar acaba ahmak denmesini hak etmiyorlar da ben mi önyargılı davranıyorum diye ama gelin de şu örneğe bakın. Bir defa ortada bir takke yok. Gayet şirin bir (hem de başı açık) küçük çocuk ile kısa kol gömlek giymiş, mütebessim, saçı düz kesilmiş ve de mavi kravat takmış genç bir öğretmen yok mu bu resimde? Yazıda “bir ihbar üzerine” denmiş. Peki ihbarı yapan diyelim beynindeki arıza sebebiyle görme yeteneğini kaybetmiş, Milli Eğitim yetkilileri ve DHA muhabiri Ali Ekber’in amirleri neden “saçmalamayın, bu resimde takke filan yok, adı açıklanmayan muhbirinizi de adam gibi seçin, elini sağdan sola hareket ettirmek de neymiş” dememiş?

Tabii bunun cevabını hepimiz biliyoruz, Milli Eğitim yetkilileri kulak asmasa “bak AKP’li memurlar kuran okutan takkeli adamı milli eğitim sitesine koymuş, laik rejim tehlikededir” diyerek hücuma geçen kesim tarafından sıkboğaz edilirlerdi. O sebeple hemen Atatürk silüetli bayrak biryerlerden bulunmuş ve müdürlüğün namusu kurtarılmış. Artık herkes derin nefes almış “oh, İran olmayacağız” diyerek geri salmış olsa gerek. Doğan Medya açısından baktığımızda ise bu zırvayı reddedip muhabiri azarlasalar kendilerini inkar etmiş olacakları için ulusalcı cephede ciddi bir çatlak ortaya çıkmış olurdu. Zira müslümanlarla ilgili bu tür haberlerin zaten büyük kısmının yalan ya da çarpıtma olduğunu başta Doğan medya mensupları olmak üzere herkes biliyor. O sebeple bu grup için haberin doğru ya da yanlış olması değil “amaca hizmet etmesi” önemlidir. O sebeple bu logodaki insanın saçı kolaylıkla siyah bir takke olarak düşünülebilir.

Peki Arapça kitap okuma konusuna ne diyelim? Logoyu hazırlayan nasıl bir şeytan olmalı ki Arapçanın sağdan başlanarak yazılıp okunduğunu bilmiş olsun? Bu yorumu yapmak da ancak DHA, Hürriyet ve Milliyet gibi çağdaşlık dostlarına mahsus bir yetenek olsa gerek. Madem Arapça kitap (herhalde Kuran kastediyorlar) okunuyor, bakın kızın başı açık, erkek de ayakta duruyor. Sağdan solayı akıl eden logo tasarımcısı kızın başına bir şey örtüp adamı da yan tarafa oturtamaz mı?

İlginç değil mi, 80 senedir çiğnenen bu sakıza rağmen vatandaş da geri adım atmıyor, tersi yönde gidiyor. Din duygusunun ne kadar güçlü olduğunu, din ile gelenek, töre vesilesiyle sokuşturulan abuk subuk hurafelerin farklı olduğunu dünyada tek anlayamayan Türkiye’deki “çağdaş” kafa kaldı herhalde. Atesitliğin de bir usul ve adabı vardır, bunlar tam hödük. Bir milim kafasına birşey girmeyen okumuş cahil sürüsünün, sabah programlarındaki bağırıp çağıran mahalle karılarından daha akılsız olması şayanı hayret bir durum. AKP türü partiler de “kah kah, bu budalalar sayesinde kılımızı kıpırdatmadan yüzde 70 alacağız, yaşa Hürriyet, durmak yola devam” diye prim yaparak rehavetle ekonomik politikalardan sapıyor, azınlık ve çoğunluk özgürlüklerini umursamıyorlar.

Neyse, daha takke işi bitmedi, bir dizi ayağı var konunun, o halde “Takke-II: Dizideki Sakınca” az Sonra…

Popularity: 30% [?]

Bayan Memurun İsyanı

FST 20 Ocak 2008

polis.gifAz önceki yazıdan hemen sonra ne göreyim, İngiltere’de bir grup hanım polis memuru kılık kıyafet yönetmeliğine ateş püskürmüşler. Hürriyet araya laf karıştırmadıysa şöyle deniyor:

İNGİLİZ kadın polisler, giydikleri üniformalardan şikayetçi oldu. İngiltere’de görev yapan bir grup kadın polis, üniformalarının kadınsı özelliklerini ortaya çıkarmaktan çok uzak ve konforsuz olduğundan şikayetçi olarak, sesini duyurmak için ülkede yayınlanan ‘Polis Dergisi’ne şikayette bulundu.

Kadın polisler giymek zorunda oldukları pantolonların popo kısımlarından duydukları rahatsızlığı dile getirerek, özellikle kalça kıvrımlarını saklayan pantolonların bel kısmının yüksekliğinden, kumaşların kalın olmasından şikayet ettiler.

Ayrıca bazı kadın polisler de çelik yeleklerden şikayetçi oldular. Özellikle büyük göğüslere sahip olan kadınlar, çelik yelek içinde rahat hareket edemediklerini iddia etti. Kışlık üniformalarından da şikayetçi olan polisler, modaya uygun görünmesine rağmen giydikleri kazakların kendilerini sıcak tutmadığını iddia etti.

Şimdi bizim çağdaşlarımız “Her işin kuralı var, asla bundan taviz verilemez” mi diyecekler yoksa “canım kadınların bu isteğinin kimseye bir zararı yok, çağdaş bir talep” diye yan mı çizecekler. Bunlara göre Türkiye’de bir yasa varsa, bir meslek için kılık kıyafet yönetmeliği gelmişse bu Allah’ın emrinden yukarıdır asla aksi düşünülemez. Bir laf desen “iyi ama yasa var” denir. Misal kravat denen şey kanuni ya, memurların büyük bölümünün 20 yaşında bağladıkları ve 30 sene çözmedikleri, leş gibi olmuş bir kravatı olur. Bir de çoğu memur koyu renk kareli gömlek üzerine berbat kravat bağlar. Yani gülünç bir şey. Ama dokunulmaz.

Neyse, uzatmayalım, bak İngiltere’de hanım polisler kalça kıvrımımızı gösteren pantolon istiyoruz demişler, herhalde bu işe en çok İngiliz erkekleri sevinecektir. Muhtemelen yönetmeliği hazırlayanlar da erkek olduğundan bu iş hızla çözülecektir.

Hayırlısıyla Türk kadının başı bitmeden İngiliz polisinin kıçı da gündemimize girdi, sonu nasıl gelecek bakıp görelim.

Popularity: 36% [?]

Canan Onbaşı ve Rodos Şövalyeleri

FST 18 Ocak 2008

sovalye.JPGYazı dizimizin bu bölümünde askere yazılmak için bölgeye gitmek yerine dilekçe yazan, karşılında da isteği “not alınan”, ancak gayreti sebebiyle tarafımdan onbaşı rütbesine terfi ettirilen Canan Arıtman’ın ailesini tanıyacağız. Efendim Canan hanımın eşi aynı zamanda bir şövalye imiş. Okuduğum haberde Tapınak Şövalyelerinin mabedinde toplanacak filan deniyor. Bu şövalyeler nedir, ben filmlerden hatırlarım üstüne sacdan soba borusu gibi demirler giyip ellerinde uzun bir demir at üzerinde birbirlerine saldıran adamlar hatırlıyorum. Bir de Don Kişot var.

Demek günümüzde hala şövalyelik kurumu varmış ve Canan hanımın eşi de bir şövalye imiş. Herhalde evlerinde bir at ve bir alay da demirden elbise de vardır. Sabah işten çıkarken “Canan, benim başlığı Fethi ustaya gönderdin mi, kaynak yapılacaktı, ha, bir de eldivenim kalaylanacaktı, unutturma” gibi diyaloglar geçiyor olabilir. Daha sonra evden çıkıp atına atlayan şövalye çalıştığı hastanenin yolunu tutuyor herhalde. Zira kendisi doktormuş. Ben anlamam ama bu şövalyelik işinin bir de masonluk yönü varmış.

Devamı »

Popularity: 25% [?]

« Geri - İleri »

Kapat
E-posta ile paylaş