'Uncategorized' Arşivi

Ceza

FST 22 Kasım 2007

tokmak.jpgEğitim şart mıdır, iyi midir, okullar olmalı mı türü laflar edildikçe “yahu iyi birşey olsa çocuklar tatile bu kadar sevinir mi, okulu seven mi olur, laf” derim. Etrafımdan da “koca adamsın, milleti eğitime teşvik edeceğine çocukların kafasını karıştırıyorsun, üç kuruşa çalışan öğretmene laf ediyorsun” diye ayıplarlar. Halbuki okul denen şey hapishane gibi, en son hatırladığımda öyleydi yani. Üstelik hapishanede adama ödev filan da vermezler, hem de gerçekten bedavadır. Bizde devlet güya bedava ilkokul eğitimi veriyor, öğle yemeği için eve geri gönderiyor, bana çanta, kalem, yardımcı matematik kitabı aldırıyor. Bu ne biçim bedava eğitim anlamadık. Zorunlu tutmasa çocukları başından savmak isteyen ev kadınları dışında kimse bu okullara çocuğunu gönderir mi şüpheliyim. Neyse, bu lafı ben neyin üzerine getirecektim, evet, habere göre Trabzon’da hakimin biri hırsıza “eğitim alma cezası” vermiş. Şöyle deniyor:

Alnan bilgiye göre, Trabzon’da bir marketten hırsızlık yaparken yakalanan N.O’nun (32) tutuksuz yargılandığı davayı bir süre önce karara bağlayan Trabzon 2. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi Zeynep Denizoğlu, 6 ay 7 gün hapis cezası verdiği sanığın 1 yıl süreyle bir eğitim kurumuna devam etmesine hükmetti. Yargıtay bu kararı onarsa N.O, el becerisi ve bilgisayar kursu gibi bir eğitim programına gönderilecek, şayet bunu yapmazsa hapis cezası infaz edilecek.

Alın işte. Ben demiyor muyum eğitim bir tür cezadır diye. Hakimler iyice gözüme girmeye başladı, yaşasın Türk yargısı.

Popularity: 48% [?]

Önemli Bir Katkı

FST 21 Kasım 2007

Derin Düşünce sitesinden Mehmet Yılmaz bey Fransa’da mukim ve ehlince malum iktisatçı Pascal Salin ile evinde bir mülakat gerçekleştirmiş. Kendisini bu işten dolayı tebrik ediyorum. Meraklıları siteyi ziyaret edebilir.  Bu arada Salin ile ilgili Mises .org’da da bir sayfa var.

Popularity: 43% [?]

Zamanım Olsa

Kritik 11 saat

FST 2 Kasım 2007

siy19.jpgZannedildiği gibi ABD dışişleri bakanının ziyaretinden söz etmiyorum. Milliyet gazetesinde müthiş haber olarak bir manşet gördüm, merakla baktığımda şunu okudum:

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yarın ABD’ye yapacağı resmi ziyarete katılacak olan Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun ile Genelkurmay Harekât Plan Daire Başkanı Tümgeneral Kenan Koçak da ANA uçağıyla gidecek. Bir son dakika değişikliği olmazsa Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan da aynı uçakta yer alacak. Bu durumda, “türban tartışmaları” nedeniyle hiç bir arada bulunmayan Emine Erdoğan ile askerler, ilk kez 11 saatlik bir uçak yolculuğu sırasında beraber olacak.

Bakalım son dakika değişikliği olacak mı. Yoksa nasıl geçer bu 11 saat? Bir de anlamadığım, -burada tabii askerlerin birşey dediği yok, Milliyet uyduruyor da- sanki askerler başörtülü insanlarla aynı mekanda bulunmuyorlar mı? Geçenlerde sayın Büyükanıt şehit yakınları ve gazilerle bir iftarda biraraya geldiğinde ortalık başörtülü kaynıyordu. Neyse acaba bu krize nasıl çözüm bulunabilir? Dikkat ederseniz gazeteye göre konu en az ABD’de görüşülecekPKK konusu kadar önemli. Aklıma gelenler şunlar:

1. Emine Erdoğan tarifeli uçakla gönderilebilir. Aslında bence doğru olan da budur, onun ne işi var ABD’de? Torunu sevmeye gidiyorsa atlasın hergün uçak kalkıyor.

2. Askerler ayrı uçağa binebilir. Bu ilave maliyet getirebilir ama ülkemizin kaynağı boldur, problem olmaz. Sadece yol boyunca konuları başbakanla askerler istişare edemezle, belki iki uçak arasında telsiz bağlantısıyla haberleşirler.

3. Süre 11 saatin altına düşürülerek askerlerin çekeceği işkence azaltılabilir. Kafile 2-3 tane F-16 ile ABD’ye götürülür yahut Fransa’da ıskartaya çıkarılan Concorde’lardan biri kiralanır.

4. Seyahat için Ana uçağı yerine bir Airbus A-380 kiralanır, başörtülüler uçağın üst katında arkada otururlar, rahatsızlık azalır.

Daha iyisi Milliyet gazetesine Takriri Sükun uygulanır hepimiz rahat ederiz.

Popularity: 31% [?]

Soykırım

FST 2 Kasım 2007

Herhalde eskiden beri vardır ama ben yeni gördüm, şöyle bir soykırım tanımına rastladım. Biri Türkçeleştirirse onu da altına ekleriz:

Genocide for Dummies

Here’s when a ‘mass killing’ can be determined as a ‘genocide’ and when it cannot. It took me years and years of scientific research.
Read, learn!

Killers: Muslims
Victims: Christians
Definition: It’s definitely a Genocide

Killers: Christians
Victims: Muslims
Definition: It’s definitely not a Genocide.
Please refer to such events as “War” or “Civil Conflict”

Killers: Germans, French, Dutch, Poles, Greeks, Armenians, Slavs etc.
Victims: European Jews
Definition: It’s a Genocide - But only the Germans are guilty

Killers: Muslims
Victims: Muslims
Definition: *It’s a Genocide - If the victims are the West’s allies or the killers are the West’s enemy
* It’s not a Genocide - If the killers are the West’s allies or the victims are the West’s enemy

Killers: Christians
Victims: Christians
Definition: Incomplete data. Unable to make a judgement..
Please provide the skin colour of the killers and the victims

Killers: The West
Victims: Peoples of the 3rd World.
Definition: Definitely not a Genocide.
Use terms like Anti-Terrorism, Overseas conflict, War against oppressive regimes,etc.

Recep Yılmaz çevirmiş, teşekkürler:

Aptallar için soykırım

Bir “kitlesel cinayet”in “soykırım” olarak tanımlanabileceği ve tanımlanamayacağı durumları inceledim. Bu bilimsel araştırmayı yapmak yıllarımı aldı. Okuyun ve öğrenin!

Katiller: Müslümanlar
Kurbanlar: Hristiyanlar
Tanım: Kesinlikle soykırım

Katiller: Hristiyanlar
Kurbanlar: Müslümanlar
Tanım: Kesinlikle soykırım değil. Lütfen “savaş” ya da “iç çatışmalar” gibi isimler verin.

Katiller: Almanlar, Fransızlar, Hollandalılar, Polonyalılar, Yunanlar, Ermeniler, Slavlar vs.
Kurbanlar: Avrupa Yahudileri
Tanım: Soykırımdır, ancak sadece Almanlar suçludur.

Katiller: Müslümanlar
Kurbanlar: Müslümanlar
Tanım: Eğer kurbanlar Batı’nın müttefiki ya da katiller Batı’nın düşmanı ise soykırımdır. Eğer katiller Batı’nın müttefiki ya da kurbanlar Batı’nın düşmanı ise soykırım değildir.

Katiller: Hristiyanlar
Kurbanlar: Hristiranlar
Tanım: Eksik veri. Bir yargıya varılamaz. Lütfen katillerin ve kurbanların derisinin rengini söyleyin

Katiller: Batılılar
Kurbanlar: Üçüncü dünya halkları.
Tanım: Kesinlikle soykırım değil. Anti-terörizm, denizaşırı savaş, baskı rejimlerine karşı savaş gibi ifadeler kullanın.

Popularity: 29% [?]

Boşa mı yazıyoruz burada?

FST 2 Kasım 2007

atartkkhyk.jpgAnlamadığım birşey var. Birbuçuk sene evvel bir projeye başlanıyor, buradan alkışlıyor, haydi aslanlarım diyorum, aradan zaman geçiyor aynı laf “yeni proje” diye önümüze getiriliyor. Hatırlayan vardır, geçen sene Kültür Bakanlığı yurt çapında Atatürk heykellerinin elden geçirilmesi “Atatürk’e benzemeyen Atatürk heykellerinin” rötuşlanması yönünde bir karar almıştı. Şöyle şeyler söyleniyordu, hatırlatma babında söyleyeyim:

[…] Başta Atatürk’e ait olmak üzere daha güzel heykeller dikmek istediklerini belirten Tokel, bu sebeple sanatçılardan maket istediklerini ve beğenilen maketlerin asıllarının yapılarak, ihtiyaç olan, uygun bulunan yerlere dikileceğini ifade etti.

[…] Kastamonu’nun İnebolu ilçesinde yaptırılan bronz heykelin büyük önder Atatürk’e benzemediği söylentileri üzerine valilik tarafından oluşturulan komisyon, ‘heykelin Atatürk’e benzediği’ kararına vardı. İnebolu’da kaymakamlık ve belediye tarafından 3,5 metreuzunluğunda, 36 bin YTL’ye mal olan, heykeltıraş Said Rüstem’e yaptırılan heykelin Atatürk’e benzemediği söylentileri üzerine valilik tarafından komisyon oluşturuldu. Sanat tarihi öğretmeni ve eski Kastamonu Kültür Müdürü Zühtü Yaman ile 2 arkeoloğun bulunduğu komisyonun, bir elinde şapka diğerinde bastonla tasvir edilen Atatürk heykelinin, ‘Atatürk’e benzediği’ yönünde karar verdiği bildirildi.

Peki bunu durup duruken niye hatırladım? Hürriyetteki bir haber yüzünden. Yeni Kültür Bakanımız Ertuğrul Günay da meğer Atarük heykellerinin bakıma çekilmesi konusunu gündemine almamış mı? Önce “aferin, bakan dediğin böyle olur” diyecekken, “yahu, geçen sene bu iş bitmemiş miydi, ne oluyor” düşüncesi aklıma geldi. Neyse, hikaye şuymuş:

[…] Cumhuriyet değerlerine sahip çıkılması ve bugünlere nasıl gelindiğinin de çok iyi anlaşılması gerektiğini belirten Günay, bazı yerlerdeki Atatürk anıtlarının da “Ata’nın adına yakışmayacak çapta” olduklarını ifade etti. Günay, bu konuyla ilgili görüşlerini şöyle özetledi:

“Ne yazık ki, bazı yerlerde Atatürk’ün adına yakışmayacak çapta Atatürk anıtları var. Atatürk anıtları konusunda da bir dikkat geliştireceğiz. Mutlaka Atatürk’e yakışır olmalı…

Çok çirkin anıtlar var, mesela biri Ankara’nın göbeğinde, Mithatpaşa Caddesi’ndeki SSK Genel Müdürlüğünün önünde. 1990′lı yıllarda yapıldı, katiyen Atatürk’e benzemeyen bir heykel, Atatürk gibi orada duruyor. Bu tür şeylerin de kaldırılması gerekiyor, uyaracağız bu kurumları. Anıtta estetik kaygısı olmalıdır.”

Bakana bravo, geçen senekiler uyumuş işi bitirememiş ama Ertuğrul beyi azimli gördüm, helal olsun. Sonra söylediklerinin yarısını anlamadığıma göre entel biri de olmalı. Bir de orada danışmanlık yapan dostlara haber uçurayım, şu heykel bakım ve onarım ihalesinin bir ucundan da biz tutsak, elim fırça tutar, 100-200 milyardan fazla da istemem, trilyonu büyükler götürsün, bana kırıntılar yeter, sonuçta vatan hizmeti.

Bu vesileyle şu soruyu da sormuş olayım: Kültür Bakanlığı diye bakanlık mı olur? Bir sürü para saçıp savuruyorlar, neyin nesidir şu iş? Devletin sanatçısı olması gibi türedilikler de bu kafadan çıkıyor zaten. Devletin balerini, kemancısı, obuacısı, ressamı, hattatı, yontucusu olur mu? Hasan Celal Güzel’in zamanında dediği gibi devlet sanatçısı olmaz olsa olsa saray soytarısı olur.

Heykel meselesi başka bir vesileyle de gündeme gelmişti, ona da bakılabilir. Ha, Hürriyet okurlarının şu yorumlarını da önemle kaydetmek isterim:

engin eraslan
Burada Atatürk’e benzeme kıstası net olarak belirlenmeli. Yoksa bu iş ehil olmayan insanların eline verilir

rosered 1
onlara göre benzemeyenler, asıl Atatürk heykelleri olmasın sakın!!! değiştirecez derken benzeyenleri kaldırıp, asıl benzemeyenleri koymasınlar da!!!

 

Popularity: 38% [?]

Bir Nükte

FST 1 Kasım 2007

Mehmet Barlas Talabani’nin PKK konusunda “biz ne yapalım gücümüz yetmez” demesi üzerine şöyle bir olay aktarmış, sizlerle paylaşayım dedim:

[…] Talabani’nin “Kuldan yapabileceği şeyi isteyin” şeklindeki sözleri, 1869-72 yıllarında Bağdat Valisi olan Mithat Paşa ile Padişah Abdülaziz arasında geçtiği söylenilen mesaj trafiğini hatırlattı bana.

Mithat Paşa’ya, İstanbul’dan bir ferman gelmiş.

- Çok acele 100 bin ton çayı paketleyip İstanbul’a gönderin, deniliyormuş fermanda.

Bunun üzerine Mithat Paşa şöyle bir cevabi mesaj yazıp, göndermiş Saray’a:

- Çin İmparatoru’na gönderdiğiniz fermanınız yanlışlıkla ben kulunuza geldi. Arz ederim.

Yazının tümü bu linkte.

Popularity: 26% [?]

Yaşasın Adalet

FST 29 Ekim 2007

yagma.gifDün gördüm, Bursa’da yapılan protesto gösterilerinde Mardinli birine ait işyeri yağmalanmış. Başka şeyler de olmuş, Engin Ardıç yurt genelindeki protesto manzaralarını kısaca şöyle özetlemiş:

Bursa’da bir Mardinli’nin dükkânını yağmalamışlar, adam “seksen iki yıldır burada oturuyor ve çalışıyoruz” diye ağlamış. Başka yerlerde kahvehaneler taşlanmış, üç kişi de bıçaklanmış. Muğla’da iki tinerci bir gence saldırınca “Kürtler yaptı” söylentisi yayılmış ve gene kahvehaneler basılmış. Bu arada “uzun saçlı ve küpeliler” de sopa faslında aradan çıkarılmışlar! Ayvalık’ta hızını alamayanlar bazı Afrikalılar’a bile saldırmışlar, evet, zencilere!… Şaka gibi ama değil.

Yalnız Mardinli şahsın dükkanını yağmalayan 8 kişi yakalandıktan sonra mahkemece salıverilmiş. Bazı hainler “vay, yağmacılar nasıl salıverilir” diyorlar. Bir dakika! Yağmalanan yerin bir Mardinliye ait olduğunu unutmayalım. Ne yani, bir Kürtün dükkanı da mı yağmalanamayacak? Yaşasın Türk adaleti. İkinci Cumhuriyetçi satılıklara 29 Ekim günü en anlamlı cevap verilmiş. Aksi olsaydı, “protestonuza başlatmayın, it, kopuk takımından gına geldi” diyerek içeri tıkılsalardı PKK’lı hainler nasıl da kıs kıs gülerlerdi. Hrant Dink olayındaki hataya düşülmemesi, kahramanlara katil muamelesi yanlışının tekrar edilmemesi iyi olmuş.

Unutmayın. Hepimiz yağmacıyız, hepimiz serseriyiz.

Popularity: 52% [?]

Davetiye

FST 29 Ekim 2007

4354452.gifHürriyet gazetesindeki bir habere göre falanca ilçedeki stadyum törenine başı örtülü eşiyle katılan milletvekiline bir yarbay tepki gösterip, benim tahminimce “tribünde mahalle baskısı var” diye protokolden çekip gitmiş. Hürriyet “eşsiz çağırıldığı halde” filan diyormuş. Yahu sabah yapılan stadyumdaki törene davet mi olur, ne alakası var? Kaldı ki orada birkaç kadın da görünüyor, kaymakamın, memurun filan hanımı olsa gerek, bunlara eşli davetiye mi yollanmış? Davetiye akşam kokteyl için yollanır. Nitekim ilgili milletvekili de bana eşli davetiye geldi diye bunu gazeteye yollamış. Gazete pişkinlikle “bu davetiye akşam için, gündüz için var mı” diyor. İzah ettim ama takan olursa. Peki ben bu işleri nereden mi bilirim? Yahu kırk yıllık protokol erbabıyım, bana da davetiye gelir, bakın aşağıda bu 29 Ekim törenleri için gelen davetiyem, kısmet olursa katılacağım. Hürriyetteki davetiyeye benziyor, herhalde 29 Ekim coşkusu tüm evrende aynı düzeyde kutlanıyor. İşte davetiyem.

zoltran.JPG

Popularity: 38% [?]

Fiberoptik Tellerine Hangi Kuş Kondu: “Bu grev…”

FST 27 Ekim 2007

“Bu grev bir ücret grevi değildir” lafını duysanız herhalde “hayrola” dersiniz. Ben de öyle dedim ve Telekom greviyle ilgili habere şöyle bir göz attım. Malum Telekomun sendikalı çalışanları grev yapıyor ama ne vatandaşın umurunda olduğundan ne de eskisi gibi devletten aldıkları tavizi kolaylıkla alamadıklarından olsa gerek biraz bozuk çalıyorlar. Ben prensip olarak çalışma şartlarının iyi olduğu, ömür boyu istihdam garantili devlet sektöründeki memur ve işçiler dışındaki çalışanların, sözleşmeye ve kanunlara dayalı haklarını alabilmeleri için grev yapmalarına karşı değilim. Burada, Telekom özelinde ise durum biraz yön değiştirmiş gibi görünüyor. Bizim Telekomcular adam gibi para isteriz demek yerine lafı anlamsız yerlere çekiyor, düpedüz saçmalıyorlar. Dolayısıyla destek bekledikleri bir vatandaş olarak kusuruma bakmasınlar. Haberde şunu okudum:

Türk-İş’e bağlı Haber-İş Sendikası Genel Eğitim Sekreteri Muammer Eser, Türk Telekom’daki grevin talepleri yerine getirilene kadar devam edeceğini belirterek, ”Bu grev, bir ücret grevi değildir. Ülkeyi ele geçirmeye çalışan yabancı sermayeye karşı bir direniştir” dedi. Haber İş Genel Eğitim Sekreteri Eser, Türk-İş temsilcileri ve Telekom çalışanlarıyla Güllük Telekom önünde basın toplantısı düzenledi.

[…] Eser, işverenin kendilerine ”İşçiler piyasa ortalamasından yüzde 59 daha fazla ücret alıyorlar” diyerek, ücretleri yüzde 12 oranında azaltmak istediğini öne sürerek, ”Bu grev, basit bir işçi grevi değildir. Biz para peşinde koşmuyoruz. Bu, bir ücret grevi değildir. Ülkeyi ele geçirmeye çalışan yabancı sermayeye karşı bir direniştir. Türk işçisinin emeğini savunmaya çalışıyoruz. İşveren taleplerimizi yerine getirene kadar greve devam edeceğiz” dedi. Sendikasız çalışan işçilere, işveren tarafından yüksek oranda zam yapıldığını ve sendikasızlığın teşvik edilmek istendiğini savunan Eser, eşit işe eşit ücret ödenmesini sağlamaya çalıştıklarını kaydetti.

Son günlerde fiber optik kablolarının kesilmesinin ‘’sendika tarafından organize edildiği” iddialarının çok çirkin olduğunu belirten Eser, ”Türk Telekom’un kablolarına karşı her dönemde saldırılar olmuştur. Ancak, bu günlerde yaşanan kablo kesme olayları, sendika işçilerini kamuoyunun gözünde kötü göstermek amacıyla kullanılmaktadır. Bizim üyelerimiz çalıştığı kuruma hainlik yapmaz, aksine malzemeleri korur” diye konuştu.

Vatandaşların, 26 bin Türk Telekom işçisine destek olmasını isteyen Eser, işçileri de hem greve hem de iş yerine ve Türk Telekom’un malzemelerine sahip çıkmaya çağırdı.

Ne biçim açıklama anlayan beri gelsin. Biz para istemiyoruz diyor adam, arkasından yüzde 12 ücretimiz azalacak diye dert yanıyor. Ya onu söyleme ya ötekini. (Kaldı ki bu azalma nedir, yüzde 59 fazlalık nasıl birşeydir açıklayan yok). Ülkeyi ele geçirmeye çalışan yabancı sermaye neyin nesi, sen bir telekom işçisisin, sana ne ülkeyi ele geçirenden, üstüne vazife mi? Adam gibi “çok para istiyorum” de anlayalım.

Sonra Türk Telekomun kablosuna “her zaman” ne saldırısı olacak, en fazla havadan geçene kuş konar, rüzgardan kopar. Yerin altındakini de köstebek kemirir. Duyan da Telekom ile silahlı kuvvetler arasında harp var, uçaklar telekom tesislerini bombalıyor zannedecek. Bir de Telekom çalışanı hainlik yapmazmış vs, laflara bak. Sendika başkanı değil lise edebiyat öğretmeni mübarek. Telekom yahut herhangi bir yerde çalışan işçi, memur, mühendis kutsanmış, günahtan ari adam mı? İmamı, öğretmeni bile çuvalla üçkağıt çeviriyor, güya kutsal meslek erbabı. Bal gibi hainlik de yapabilir bir Telekom çalışanı, fiber optik kabloyu da keser, para için binayı havaya bile uçurur. Misal şu habere bakalım:

Türk Telekom ile Türkiye Haber- İş Sendikası arasında toplu sözleşme görüşmelerinin uzlaşmazlıkla sonuçlanması üzerine fiber optik kabloları keserek haberleşmeyi sabote eden kişi Telekom’un Dikmen Müdürlüğü’ndeki sendika temsilcisi Namık Gökdemir çıktı.

Haberleşmenin felç olması üzerine konu savcılığa intikal etmiş, Jandarma ve Polis kabloları kesen kişinin kimliğini tespit amacıyla inceleme başlatmıştı.

Belki haber gerçek değildir ama ben yalanlandığını işitmedim. Buyrun bakalım. Sendikacı takımından, hele devlet kurumlarının ve çalışanlarının kanını emen iğrenç memur sendikalarından, özel sektöre diş geçiremeyip devlet işçisinden beslenen sendika yöneticilerinden iyice bıktık artık. İşçiden kesilen aidatlarla ne halt karıştırdıkları belli değil, ne bela imiş anlayamadık. İşçisi, memuru, sendikacısı ortalamanın üzerinde maaşa dudak büküp terör estirecek bir de vatandaş bize destek olsun diyecek. Vatandaş yiyecek ekmeği bulursa sizin ballı maaşlar için belki bir nümayiş yapar, merak etmeyin. Bu noktada internet orucunu henüz bozmayan Veysel Aratlıoğlu’nun şu şiirini yeniden hatırlatmak isterim:

Be Kemalist, niye grev yaparsın?
“Çalış” diyor sana Server Atatürk,
Aylık yetmiyorsa Amway satarsın
“Çalış” diyor sana Server Atatürk,

Kazip şöhretlerden alarak ilham
“Liboş” diye kimseyi eyleme itham
Demiyor sadece “istiklali tam”,
“Çalış” diyor sana Server Atatürk,

Sosyal demokrasi senin neyine
VEYSEL ister bir hususa değine
Gitmek istemezsen Edeb Köyü’ne
“Çalış” diyor sana Server Atatürk

(Not: Bir de hainlik denen şey neyse kimse maşallah üstüne de alınmıyor, şu habere bakarsak su borularınayağ karıştırma gibi bir olayda muhtar ne diyor:

Serhat Köyü Muhtarı Zeki Dönmez ise “Bu işi bizim köylülerin yaptığına inanmıyorum. Belki köyden kendini bilmez bir iki kişinin işi olabilir. Ama köyümüzün genel olarak anlayışı bu yönde değil” dedi.

Köyün genel anlayışı mı olur bre muhtar, adamı söyletme şimdi. Ne memleket be herkes melek gibi, ortada kötü adam yok, “kendini bilmez” ne demekse öyle bir yaratık türü zuhur etmiş anlaşılan. Aslında doğru bir “Türk” asla hain olamaz, fiber optik kablo kesemez, suya yanık yağı karıştıramaz, bunları yapan dış güçlerdir, Telekom sendikası bir ara bunlarla da mücadele etsin, nedir çektiğimiz bu yabancı sermayeden, öz be öz birinci kalite fıstık gibi Türk kumaşı dururken bu nedir yahu.)

Popularity: 53% [?]

« Geri - İleri »

Kapat
E-posta ile paylaş