FST 8 Ekim 2007
Başörtüsü ile ilgili yazı yazıldığında genelde tartışmalar benzer şekilde uzayıp gidiyor. Bazen havanda su dövülse de aslında yorumlarda güzel şeyler de söyleniyor. Bu noktada ben kalpakla ilgili yazıdan hareketle birkaç kısa not ekleyeyim.
1. Öncelikle başörtüsü ile ilgili bir devlet yasağı vardır, benzer yasak fiili ya da potansiyel olarak başı açık hanımlar ve toplumun geleneksel kesimince tuhaf karşılanan uzun saçlı, kulağı küpeli erkekler için geçerli değildir. Şu anda ilgilenilmesi gereken muhayyel yasaklar değil fiili yasaklardır.
2. İleride herhangi bir kesim için muhtemel bir devlet yasağı söz konusu olabilir mi? Türkiye’de bu mümkün ama şu an için tahminidir ve bunu önlemenin yolu bugün başörtüsünü yasaklamak değil bu konularda kişi özgürlüğünü kısıtlamayacak negatif nitelikli, özgürlüğü tanımlamayan sağlam yasalar oluşturmaktır.
3. “Başörtüsü serbest olursa okullarda bunların sayısı artar” bir tahmindir, artsa da artmasa da bu tahmin özgürlük kısıtlaması için geçerli bir sebep değildir. Başını örtmek isteyip de örtemeyenler ilk anda bir artışa işaret edebilir ama başını örtmeyenlerin sayıca az olacağını söylemek imkan dahilinde değil. Kaldı ki herhangi bir kesimin sayısının daha fazla olması da bir mana ifade etmez.
4. “Başörtüsü serbest olursa çarşaf ve sarık da okula girer” tahmini de mümkündür. Bu da kimseyi ilgilendiren bir konu değildir. “Her tür kıyafet serbesttir” sözü sarık, çarşaf, kaftanı da içine alır. Bikini ve mayoyu da. Pratikte bunun böyle olmayacağını hepimiz biliyoruz, bugün kafasında Osmanlı sarığı, sırtında cübbe ile okula giden bir bilgisayar mühendisliği öğrencisi ancak arkadaşlarının “naber lan Ahmet, bugün nereyi fethediyorsun” şakalarına maruz kalır. Çarşaf, burka giyen bir hanıma muhtemelen şaka yapılmaz ama tarih dışı bir dünyada yaşayan Fatih Çarşamba semti dışında bunun yaygın olduğunu zannetmiyorum. Yine dediğim gibi, giyilmesinde hiç problem yoktur. Bikini giyerek okul kampüslerinde dolaşanın da fazla olacağını düşünmüyorum.
5. Başörtüsü, türban, sarık vs. siyasi simge olarak dahi takılabilmelidir. Siyasi simge ile okula gelinemeyeceğini kim tayin ediyor? Bilakis bir insanın siyasi tarafını belli etmesi onun medeni, cesur ve aydın bir insan olduğunu, iki yüzlü olmadığını gösterir. Bu simge bir ülkücü için koyu takım elbise ve eskiden sarkık bıyık, komünist için yeşil parka ve ağzın içine doğru uzamış bıyık, bir başkası için yakaya iliştirilmiş bir Atatürk rozeti de olabilir. Kaldı ki, bugün başörtüsü yasağı sebebiyle başını açanlar dini ve siyasi görüşlerinden vazgeçmemekte, bilakis yasakçılara karşı kin beslemektedirler.
6. Yasaklar sadece aynı cins, hanımlar için bir ayrımcılığa sebep olmakla kalmamakta, kadın-erkek arasında da haksız rekabete sebep olmaktadır. Mesela okullarda sakalsız bir gencin hangi görüşe mensup olduğunu en keskin çağdaş akademisyen dahi çıplak gözle tespit edemez. Birçok radikal dinci erkek sakalını traş etmek suretiyle okullara ve propagandalarına devam etmekte, üstelik bunlar başını açmadıkları için okula gitmeyen kadınları “mücahideler, aferin, cenneti cebe attınız ve de sıratı geçtiniz, yanınızdayız” diyerek gazlamakta ama kendileri “sakalıma laf ettirmem, bu peygamber sünnetidir, hiçbir güç bana sakalımı kestiremez, okumam ben de mücahit olurum” dememektedir. Lafa gelince “Kuranda yok ama kapı gibi sünnette var” diyenler bu meselede sünneti hemen permatik marifetiyle imha ediveriyorlar.
7. Başörtüsü yahut diğer kıyafetler sadece üniversite değil diğer orta dereceli okullarda da serbest tutulmalıdır. Reşit olmamış çocukların ileride kendi kıyafetlerini seçme hakkı olduğu doğru bir ifade olmakla birlikte ailelerin çocuklarına din dahil hiçbir konuda telkin yapamayacağını söylemek pratik değildir. Bu mantıkla devlet okullarında çok daha ağır bir endoktrinasyona maruz kalan çocuklar için de “okullarda kemalizm anlatılmasın, ileride herkes kendi ideolojisini seçer” demek mümkündür ve aile içindeki dini bazı telkinlere nazaran haklı bir görüştür de. Ben kendi çocuklarıma herhangi bir telkin yapmıyor, mümkün olduğunca yansız yetişmelerini sağlamaya çalışıyorum. Zaten her çocuk 15-16 yaşlarından itibaren kendi yolunu çizmeye başlıyor, bugün başını örtenlerin çoğu aile yahut kuran kursu telkiniyle örtünmüş değildir.
8. Bu noktada bir yere daha işaret etmek zorundayım. Başını örtenlerin içinde bir kısım başı açıklara kötü gözle bakmaktadır. Tersinin de doğru olduğu gibi. Burada dinle ilgili birşeyde ziyade, başı açık olan namussuzdur, açık giyinen erkeklerle düşüp kalkan bir sürtüktür anlayışı da mevcut. Dindar insanları bu konuda ve mümkün olan en sert şekilde uyarmaklazım ve ben bunu yapıyorum. Namus gibi kavramlar hem görecelidir hem de kimsenin bir başkasının özel işleriyle uğraşmaya hakkı yoktur. Ben yazılarımda bazen tanımlama yapmak için “göbeği açık düşük bel pantolon” gibi ifadeler kullanırım ama bu işin mizah tarafıdır, göbeği açık pantolon giyenin yarın devlet eliyle yüksek bel pantolon giymeye zorlanmasına karşı çıkarım. (Hangi erkek çıkmaz ki, demeyin. -şakaydı!-) Bu konu çok önemlidir, bu lafları edenlerin ailelerinde, yakınlarında mutlaka başını örtmeyen insanlar vardır, bu işi namusla karıştırmak terbiyesizlik ve haddini bilmezliktir. Kaldı ki dar tişörtle, kısa kolla başörtüsü takanlar da var, kadınlara karışmak kimsenin haddi değildir.
9- Öte yandan, bir insanın bazı kıyafet türlerine, çıplaklığa yahut kapalılığa karşı ya da taraf olması da anormal değildir. Bir insan başörtülüden rahatsız olabilir, bunun rahatsız bir kıyafet olduğunu ileri sürebilir. Bir diğeri de göbeği açık dar tişört giymenin düşük ahlaklılık olduğunu ileri sürebilir. Bunlar “ileri sürme” noktasında kaldıkça kimseyi ilgilendirmez. Ama devlet (mahalle değil) bu işi ciddiye alıp birini yasaklamaya kalkarsa o noktada iş değişir. Mahalle baskısı denen şeyin 2007 Türkiyesinde sadece dinle ilgili değil ideoloji ve geleneklerle ilgili yerel ve bölgesel örnekleri olabilir ama yaygınlığı yoktur, sadece çevrenize bakın yeter. Bu tür muhayyel endişeler yüzünden yasakçılık yapılamaz. İlle uğraşılacaksa önce doğudaki töre terörüne el atılsın. “Mahalle bakkalı ramazanda şarap satmıyor” lafı bir mahalle baskısı göstergesi değildir.
10. Başörtüsü devlet dairelerinde çalışanlar için de serbest olmalıdır. Bazı işkollarında başın açık ya da kapalı olması şart koşulabilir. Mesela bir bisküvi hattında çalışan hanımın başı kapalı olmalıdır, zira saçı banda dökülebilir, ya da saçını makineye kaptırıp iş kazası geçirebilir. Aynı şey bazı işkolları için mutlaka başı açık olmayı gerektirebilir, aklıma gelen bir örnek yok, bilen varsa söylesin. Devlet dairelerinde başı örtülü insanın başı açıklara haksız davranacağı 1980′ler sonrası uydurulmuş absürd bir mazerettir. Aynı mantıkla, halkın büyük kısmı başörtü taktığına göre, başı açık memurun da başı örtülüye yanlı davranıp işini yokuşa süreceği ileri sürülebilir. Bunlar şu an içinde yaşadığımız gergin ortamın argümanlarıdır, yasaklar olmasa kimsenin böyle şeyler aklına dahi gelmez. Kısaca, özel sektör başörtüsünü yasaklayabilir, bu kendi bileceği iştir ama devlet bu konuda özgürlükler aleyhine düzenleme yapamaz.
Daha çok şey söylenebilir ama uzatmaya gerek yok. (Bir de On Emir dedik ya). Başı açık ve örtük çok arkadaşım var. Özellikle sevgili liberal genç hanım arkadaşlarım açıklıkta birbirleriyle yarış ederler ama başörtüsü konusunda, sakalını kesip okula devam ettiği halde başörtüsünü açıp okumaya kalkanlara hayatı zindan eden naylon mücahitlerden çok daha sağlam birer özgürlük savaşçısıdırlar. Onlar kendilerini bilir, buradan yeniden selam gönderiyorum.
Lütfen hiçbir yasağı savunmayalım. “…Ama”, “…fakat”, “…lakin”siz, kayıtsız, şartsız bir özgürlük talep edelim. Kanunlar, kurallar oluşturulurken insanların ne giydiği, ne düşündüğü, neye inandığı konusunda açıklama yapmayalım. Zihnen buna ihtiyacımız var. Sonuç olarak:
“Bırakınız açsınlar, bırakınız örtsünler”, FST
(Son söz tanıdık mı geldi, yanılıyorsunuz, hiçbiryerden etkilenmeden ben uydurdum)
Popularity: 18% [?]