İlgili Makama

FST 4 Mayıs 2008

cand21.jpgFenerbahçe 100. Yıl kutlamalarını Anıtkabirden başlatmakla önemli bir geleneğe imza atmış oldu. Tabii ister istemez tüm kulüpler bunun arkasını getirmek zorunda kalacaklar. Zira Türkiye’de Atatürk ismi bir konuyla ilişkilenmişse herkesi bağlayıcı etkisi vardır. O sebeple bir dernek, vakıf, uyduruk bir meslek örgütü filan kuruluş yıldönümünde Anıtkabire gitmişse benzerleri de mutlaka Anıtkabir’e gitmek zorundadır. Gitmezse gerici, Atatürkçülük düşmanı, hain gibi muhalif saldırılarıyla karşı karşıya kalabilir. İşte Galatasaray yetkilileri de “Fenerbahçe Anıtkabire gitmiş, biz gitmezsek laf olur” diyerek bir iki gündür Ankara yollarını aşındırıyor. Bir de genelde futbol kulüpleri için “camia” lafı kullanılıyor. Camia aşağı, camia yukarı, nedir anlamak mümkün değil.

İşte Galatasaray ‘camiası’ nasıl bir vesile uyduralım da Anıtkabir ziyaretini daha medyatik hale getirelim diye düşünüp konuyu Hakan Şükür’ün mealen “kutlu doğuma yakışır maç olsun, iyi oynayan kazansın, kaybeden önündeki maça baksın, her maça da final havasında çıksın” sözüyle ilişkilendirmiş. Tabii ziyaretin resmi sebebi bu değil ama Vatan Gazetesi işi böyle yorumluyor. Bence de bir mahzur yok. Zira haberin detaylarında bir sürü anlamsız mesaj içinde buna işaret eden yerler de var. Şöyle gelişmiş işler:

Hakan Şükür’ün Fenerbahçe derbisinden önce “Kutlu Doğum Haftası’na yakışan bir derbi olsun” sözü Galatasaray camiasını harekete geçirdi. Galatasaraylılar Derneği Başkanı Candan Erçetin ile camianın ileri gelenleri Anıtkabir’de, ‘laiklik ve cumhuriyet’ mesajı verdi.

Galatasaraylı futbolcu Hakan Şükür’ün Fenerbahçe ile geçen hafta oynanan derbi öncesinde “Kutlu doğum haftasına yaraşır bir maç olsun” demesiyle başlayan tartışmalar sürerken, sarı kırmızılı camia Ata’yı ziyarete gitti. Galatasaraylılar Derneği’nin 100. Kuruluş Yıldönümü etkinlikleri çerçevesinde İstanbul’dan trenle Ankara’ya gelen heyet, başkentten ve başka illerden gelen dernek üyeleriyle buluşarak Anıtkabir’i ziyaret etti. Atatürk’ün mozolesine çelenk koyulduktan sonra yapılan saygı duruşunun ardından Misak-ı Milli Kulesi’ne geçen Galatasaray Lisesi Mezunları Derneği Başkanı sanatçı Candan Erçetin, camia adına Ata’ya söz verdi. Anıtkabir özel defterine de “Her ahval ve şerait içinde vazifemizin bilincinde olarak bize çizdiğin laik ve çağdaş yoldan asla ayrılmayacağımız gibi, gaflet, delalet ve hıyanet içinde bulunma cüretini gösterenler karşısında ilke ve devrimlerinin her daim bekçisi olarak bizi bulacaklardır” diye yazdı.

Öncelikle bu kutlama işi pek uyduruk bir sebebe bağlanmış. Filanca derneğin kuruluş yıldönümü önemsiz bir şey. Bak Fenerbahçe 100. kuruluş yıldönümünde halletmiş bu işi. Sen koca Galatasaray 100. yılında Atayı, Anıtkabiri ihmal et, ondan sonra laf olsun kabilinden dernek yıldönümünde kaz çevirmeye bak. Olmadı Galatasaray. (Gerçi bir iadei ziyaret konusu var ama net değil).  Bu arada dernek başkanı Candan Erçetin’i pek gururlu gördüm, aferin. Çağdaş bir Türk kadını, onurlu bir cumhuriyet lise öğretmeninden de bu beklenir. Hem de bekçilik yapacakmış, göreve de talip. Tabii dernek yarın obürgün bir deklarasyon ile “Hakan Şükür takımdan derhal uzaklaştırılsın, Cuma namazı kılanları engellemek için antrenmanlar cuma günü öğle vaktine alınsın” derse tadından yenmez.

Yalnız yakın tarihte kimsenin dikkatini çekmeyen bir başka etkinlik daha olmuş, onu da burada İzlenimler farkıyla aktarmaktan memnuniyet duyuyorum. Meğer Galatasaray’ın Anıtkabir mesaisi Nisan ayında başlamışmış. Üstelik bu mesaide ziyarette bir şikayet de vaki olmuş. Bugün gördüğüm haberde şöyle deniyor:

Galatasaray Kulübü Yönetim Kurulu , Başkent’te Anıtkabir’e giderek Ulu Önder Atatürk `ün huzuruna çıktı ve saygı duruşunda bulunuldu. Sarı-kırmızılı yönetici Işın Çelebi ziyaret çıkışında, “Hakem hatalarından dolayı federasyonu Atamıza şikayet ettik” şeklinde açıklama yaptı.

Peki Türkiye’de bakanlık yapmış bir şahsın başkanlığındaki futbol kulübü yöneticisi bir ekibin Atanın huzuruna çıkmasını nasıl yorumlayabiliriz? Elbette bu alkışlanacak bir davranış ama gelin görün ki “hakem hatalarından bıktık, federasyondan şikayetçiyiz” anlamındaki bir dilekçenin Spor Bakanlığındaki ilgili makam yerine Anıtkabire verilmesi çağdaş, laik, ilerici toplumlar tarafından tam olarak anlaşılmayabilir. Misal bu konu ingilizceye çevrilse -ben tam beceremem, Fatih hoca buralarda ise el atsa daha iyi olur- acaba yabancılar konuyu nasıl algılarlar?

Muhtemelen, Anıtkabir içinde dilekçelerin alındığı bir özel kalem var, şikayetler burada toplanıyor ve Atatürk akşamları bunları inceleyip “kayda alalım, dosyaya, komisyona havale edilsin” türü paraflar atıyor zannedeceklerdir. Halbuki Atatürk vefat etmiş, oraya sen Federasyonu şikayet etsen ne olacak, rahmetli kalkıp da ilgililerin rüyasına girip “Bak, Galatasaraya düzgün hakem verin; İsmet, Recep siz de konuyla ilgilenin” diyecek değil ya. Böyle bir alışkanlık son 8-10 yıldır yaygınlaştı. Birinin derdi mi var, hemen Anıtkabire şikayete koşuyor. Bunlar yanlış, dilekçenin verileceği yer “ilgili makam”dır ve Anıtkabir adı üstünde bir kabirdir. Hele de ölmüş insanlardan medet ummak çağdaş, laik birine hiç yakışan bir davranış sayılmaz. Tabii “canım, bunlar sembolik işler, oraya şikayete giden rektör, bakan da biliyor Atatürk’ün cevap vermeyeceğini, kamuoyuna duyurulmuş oluyor” de denebilir ama  mesajın önem düzeyine bakmak da gerekmez mi? Mesela hakem hataları benim için önemlidir ama birçok vatandaş için uyduruk bir meseledir. Bu mesajı Anıtkabirde vermeye gerek yok.

Bir de Federasyon bu işe ne diyor acaba? “Eyvah bizi Atatürk’e şikayet etmişler, ne yapsak” mı diyorlar yoksa gülmekten ölüyorlar mı? Belki de onlar bilmukabele Anıtkabire yürüyüp “Atam kulüplerden şikayetçiyiz, bıktık bunların hakaretinden” diyeceklerdir.

Neyse bu iş uzar ama en kritik soruyu en sona bıraktım: Ya Beşiktaş ne zaman Anıtkabire gidecek? Olur olmaz herşeye maydonoz olan Çarşı nasıl olur da bir vesile ile Anıtkabir ziyareti tertiplemez? Yoksa hanımının başı örtülü Ertuğrul Sağlam eliyle irtica, ortaçağ karanlığı Beşiktaş camiasını da mı ele geçirdi? Derhal acil önlem planı uygulansın yoksa son ataklarıyla çağdaşlığını ispatlamış FB yahut GS arasında tercih yapmak zorunda kalacağım. Bakın bir somut öneri getiriyorum, “Liverpool’dan 8 yememiz sebebiyle Atadan özür dilemek için 19 Mayıs’ta Anıtkabir’de olalım”şeklinde bir proje olabilir. Orada İngilizlerden şikayetçi olduğumuzu bildiren bir de dilekçe veririz.

İlgili makama saygıyla duyururum.

Popularity: 11% [?]

90. Yıl: Laik Düzene Dayalı Spor

FST 4 Mayıs 2008

fener90.jpgBugün bir arkadaş haber verdi, Fenerbahçenin kuruluş yıldönümüymüş. Hayırlı olsun, bakalım ne gibi etkinlikler yapılmış diye habere baktığımda şöyle bir metinle karşılaştım:

Törende bir konuşma yapan Yüksek Divan Kurulu Başkanımız Yüksel Günay “Ulu önderimizin işaret ettiği ve arzuladığı seviyeye gelmenin mutluluğunu yaşamaktayız. Sevgili sporcularım, bugünlere ağabeyleriniz ablalarınızın çalışkanları ve spor anlayışıyla geldik. Şimdi sizler nice yüz yıllar yaşayacak olan Ulu Önderin söylediği gibi Fenerbahçeyi çalışkan, dürüst, ahlaklı ve laik düzene dayalı spor yaparak yaşatacaksınız. Türkiye Cumhuriyeti’nde daima etik spor anlayışıyla sevgili Atamızın izinde yürümekteyiz. O’nu bir kere daha anmanın mutluluğunu yaşamaktayız.

Ulu önder nereye işaret etmiş de Fener buna ulaşmış anlamadım. Deve yüküyle harcanan paranın sonucu; Brezilya Milli Takımı emeklileri görüntüsünde ucube bir takımla gelinen ve görmemişin oğlu olmuş hesabı abartılan bir çeyrek finalden ibaret. Göztepe, Eskişehir filan yarı final oynadı zamanında, ne diye şişirirler anlamak mümkün değil. Türkiye kupasında çeyrek asırlık bir kupasızlık rekoru yanında ligde en kötü dönemini yaşayan Beşiktaş ve Galatasaray gerçeğine rağmen bulunulan ikincilik mevkii mi Atatürk’ün işaret ettiği yer? Bari Atatürk’ü başarısızlığa alet etmeyin.

“Ahlaklı ve laik düzene dayalı spor” denmiş. Bunu “diyecek bir laf bulamadım, zaten anlamlı olması da gerekmiyor, gömlek uyduramadık pantolon verelim” şeklinde tercüme edebilirsiniz. “… Etik spor anlayışıyla sevgili Atamızın izinde yürümekteyiz” ise “ne dediğimi ben de anlamadım, bunu hazırlayan danışmanı elime geçirirsem törenden sonra hatırını soracağım” olarak okunabilir. “Onu bir kere daha anmaktan mutlu” musunuz bilmem ama ben sizi 2 yıl aradan sonra yeniden dinlemekten pek memnun oldum. Son zamanlarda hiç bu kadar abuk subuk bir metin okumamıştım. Fatih Terim’in İngilizce konuşma metninin çözümü bile bundan daha anlamlıdır herhalde.

Aslında konu yeni değil, 2 sene evvel Fenerbahçenin 100 yıl kutlamaları Anıtkabirde başladığında da buna benzer bir metin okunmuştu da buraya konu etmiştim. Sevgili yorumcumuz belki haberdar değildir, bu işin bir de Aziz Yıldırım versiyonu var. İzlenimler’den kaçacak hali yok. Bakın bitirirken o konuşmayı da kısaca hatırlatayım, Anıtkabirde yazılmış:

Aziz Atam,

Kurtuluş Savaşı’nda komutanız altında bu ülkenin bağımsızlık ve kurtuluşu için canlarını feda eden ve her türlü katkıda bulunan kulübümüz mensupları, kulübümüz tarihinin vazgeçilmez temel ilkesi olan cumhuriyete bağlılık, vatanseverlik düşüncelerinin tohumlarını atmıştır. Ulusumuzun en büyük ve ortak değerleri olan ilkelerinizin sadık bekçileriyiz. Temelini attığınız çağdaş cumhuriyet Türkiye’sinin bireyleri olmak bizlerin onuru ve gururudur. Ulusumuzun Ata’sının Fenerbahçeli olması ayrıca kulübümüzün ve taraftarımızın onuru ve gururudur. Kurduğumuz Cumhuriyet kadar sağlam ilke ve temeller üzerine büyüyen kulübümüz, bugün kulübümüzü ziyaretinizin 88. yılını idrak etmektedir. Bir asırdır ilke ve inkılaplarınıza sadakat ile bağlı kulübümüz, nice 100 yıllar boyunca da aynı bağlılıkta ilke ve inkılaplarınız takipçisi olacaktır. Bugün aziz hatıranızı saygı ile yad ederken, çağdaş, demokratik, parlamenter Türkiye’nin yıkılmaz bir kalesi olarak Atatürkçü duruşumuzdan asla taviz vermeyeceğimizi huzurunda tekrarlarız. Ruhunuz şad olsun…”

Hay Allah iyiliğinizi versin. Demek Alex, Kezman, Aurelio para için  değil inkılaplara sadakat için Atatürkçü duruş sergiliyorlar.

Bu arada, parlamenter Türkiye ve ben Fenerbahçeye minnettarız.

(Bu sadece Fenere mi özgü diyorsanız, işin Galatasaray versiyonu da var, hatırlatayım)

Popularity: 16% [?]

Kara Murat da yargılanacak mı?

FST 3 Mayıs 2008

karamurat.jpg“Hristiyanlığa hakaret cezalandırılsın” diye bir haber görünce hayrola dedim. Radikal gazetesindeki habere göre Ergenekoncuyazar Ergün Poyraz kitabında hristiyanlar için kullandığı ifadeler sebebiyle yargılanacakmış. Haberde şöyle yerler var:

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, Hıristiyanlığa hakaretin bir yıla kadar hapisle cezalandırılması gerektiğine hükmetti.

Ergenekon operasyonunda tutuklanan yazar Ergun Poyraz hakkında ‘Dünden Bugüne Hıristiyanlığın ve Yahudiliğin Analizi, Misyonerler Arasında 6 Ay’ başlıklı kitabında adı geçen dinlere basın yoluyla hakaret ettiği iddiasıyla Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Mahkeme, yargılama sonucunda Poyraz’ın beraatına karar verdi.

Karar temyiz edilince dosya Yargıtay 4. Ceza Dairesi’ne gitti. Daire yaptığı inceleme sonucunda beraat kararının bozulmasına hükmetti. Yargıtay’ın gerekçeli kararında Poyraz’ın yazdığı kitapa Hıristiyanlığı alenen aşağıladığı belirtildi. Daire, Poyraz’ın kitabında yer alan şu ifadeleri kararına gerekçe yaptı: “Hıristiyanlar tecavüz ettikleri annenin bebeğini öldürüp, kıyma yapıp aynı anneye yediriyorlardı… Yalancı İsa… Hıristiyanların kutsal kitaplarının hangi sayfasını açarsanız açın karşınıza İsa’nın yalanı, yalanları çıkıyor… Vallahi Dallas bile Mukaddes Kitap’tan çok daha masundu… Hıristiyanların ve Yahudilerin kutsal kitaplarının hangi sayfasını açarsanız açın bir başka anlamsızlık, bir başka melanet fışkırıyor…

O kutsal kitap fahişeliği ve zinayı teşvik ediyor… Kutsal kitap denilen rezillik abidesi… Hıristiyanlığın sapık öğretileri ile yetişen papazlar… Hıristiyanlara göre İsa Allah’ın oğludur diyen katiller, hırsızlar, sapıklar, dolandırıcı ve her türlü melaneti taşıyanların ise gideceği yer tam yol cennet!.. Hiç böyle sapık, böyle iğrenç, bir inanç olur mu?.. İsa’nın tam bir iblis olduğuna karar vereceklerdi…”

Yerel mahkemenin, kitapta yer alan küçültücü değer yargılarının ve sanığın bu eyleminin Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) bu suçlara ilişkin maddeleri gözetilmeden hüküm kurduğuna dikkat çekilen Yargıtay’ın gerekçeli kararında, beraat kararının bozulmasına oybirliğiyle hükmedildi.

Bozma kararının ardından Poyraz, TCK’nın 216. maddesinin 3. fıkrasında yer alan “Halkın bir kesiminin benimsediği dinî değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması hâlinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” suçunu işlediği iddiasıyla yeniden yargılanacak. Mahkeme kararında direnirse dosya Yargıtay Ceza Genel Kurulu gündemine gelecek.

Devamı »

Popularity: 14% [?]

125. Alay

FST 3 Mayıs 2008

komando1.jpgDTP genel başkanı Nurettin Demirtaş çürük raporu hadisesi sonrası gelişmelerle askere alınmıştı. Ben üstünde durmamıştım ama yorumcumuz Recep bey “acaba Nurettin Demirtaş vatan hizmeti esnasında hayatını kaybederse ne olacak” gibi muammalı bir soruyu gündeme getirdi. Öyle ya, askerliktir, kah bir çatışmada, kah araba ile intikal esnasında şehadet şerbetini içmek her an mukadder olabilir. Önce haberi görelim:

[…] Demirtaş ve beraberindekiler, 88/2 tertip askerlerle birlikte acemi askerlik görevini yapacak. Demirtaş’ın devre kaybı olduğu için 45 günlük acemilik devresinin uzayacağı öğrenildi. 125. Jandarma Er Eğitim Alay Komutanlığı daha çok özel harekat ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde operasyon yapan askeri tim elamanı yetiştirilmesi konusunda eğitim veriyor.

İşe bakın ki Demirtaş Safranbolu’daki özel harekat, operasyon timi yetiştiren birliğe gönderilmiş. İyi ama kurrada Hakkari Çukurca’yı çekip operasyona giden Nurettin Demirtaş’ın başına bir iş gelse, misal PKK ile girilen bir çatışmada Jandarma onbaşı Nurettin Demirtaş vurulup ölürse, yahut mayına basarsa şehit olarak kabul edilecek mi edilmeyecek mi? Malum bizde şehitlik Allah tarafından değil devlet tarafından bilinen bir özelliktir. Şehit için farklı cenaze töreni yapılır, ailesine bir takım imkanlar sağlanır. Acaba Jandarma Nurettin için de bir tören yapılır mı? Normalde her Türk vatandaşı gibi sayın Demirtaş’ın da şehit sayılması gerektiğini düşünürüz ama, ne bileyim bu işte bir bit yeniği var sanki.

Yahu Recep nereden bulur çıkarırsın böyle soruları, ne güzel bir diyanet işleri dalgası bulmuştuk. Kimin şehit sayılacağını ben nereden bileyim, sen onu ya müftüye ya milli savunma bakanlığına soracaksın.

Popularity: 13% [?]

Bir Lisan Bir İnsan

FST 3 Mayıs 2008

baskan.jpgDikkat ediyorum, son zamanlarda ülke sathında İngilizceye dönük bir merak var. Hemen her kesimde bir heves, heyecan, coşku hissediliyor. Misal, Türk milli takımı teknik direktörü yanında tercüman olduğu halde mesajını bizzat iletebilmek için gazetecilere “İngilizce mi istersiniz İtalyanca mı” diye sorduktan sonra, dünya dilbilim tarihine altın sayfayla yazılacak edebi bir metin ortaya çıkarıyor. Tabii kendisinin psikoloji tarihine megalomanlık, rahatlık ve cesaretin üst sınırı ile ilgili bir tez konusu olarak yazılması şimdilik ilgi alanımız dışında kalıyor. Yine “İngiltere’de yüksek lisans yapan” ve genç yaşında çok iyi ingilizce bildiği söylenen hanım bir milletvekilimizin mecliste 301. madde görüşmesinde dil bilmez bir vekile çeşitli kaynak eserler vasıtasıyla dil dersi vermesi hepimiz tarafından memnuniyetle karşılanmış “aferin, bak vekil olmuş ama eğitimi ihmal etmiyor” şeklinde takdirimizi toplamıştı. Meğer dil eğitiminin önemini Diyanet teşkilatı da kavramış, haberimiz olmamış. Birsürü boş lafla birlikte bakın haberde ne deniyor:

[…] ABD, MÜSLÜMANLIĞI DİĞER ÜLKELERDEN TANIDI”

Türkiye’nin birikiminin, özgün dindarlığının ve yapısının Amerika’da fazla bilinmediğini belirten Bardakoğlu, “Amerika İslamı, Müslümanlığı daha çok diğer ülkelerin orada bulunan temsilcilerinden tanıdı” dedi. Bardakoğlu, Columbia, Katolik ve Harward üniversitelerinde yaptığı konuşmalarda, gerek Osmanlı’da gerek Türkiye Cumhuriyeti’nde Müslüman, Hristiyan ve Yahudilerin diyalog, hoşgörü, birlik ve beraberlik içinde bir arada yaşadığını anlattığını söyledi. Ali Bardakoğlu, konuşmalarında Türkiye’nin demokrasiyi, laikliği, modernliği ve dindarlığı barış ve uyum içinde bir arada yaşattığını vurguladığını ifade etti.

[…]DİN GÖREVLİLERİ DİL EĞİTİMİ İÇİN ABD’YE GİDECEK

Din görevlilerini, dil eğitimi için ABD’ye göndermeyi istediklerini anlatan Bardakoğlu, “Kültür Merkezini yaptıktan sonra her yıl 15-20 din görevlimizi Amerika’ya gönderip orada dil eğitimi almasını, oranın kültürünü tanımasını lisansüstü eğitim yapmasını planlıyoruz” dedi.

Amerikada yaşayan Türklerin çocuklarını da Türkiye’ye getirtip ilahiyat eğitimi vereceklerini belirten Bardakoğlu, ABD’deki din görevlisi sıkıntısını da bu şekilde gidermeyi hedeflediklerini bildirdi. Bu projenin önemine dikkati çeken Bardakoğlu, şunları kaydetti:

Avrupa’daki soydaşlarımızın çocuklarını Türkiye’deki ilahiyatlarda okutmamız fevkalade önemli bir projedir. Bunun kapsamını Amerika için de düşünüyoruz. Bu projeyi geliştirebilirsek böylece oradaki Türk toplumuna kendi içlerinden yetişmiş Türkiye’de eğitim almış oranın kültürünü bilen ama Türkiye’nin ilahiyat fakültelerinde eğitim almış ve bizim tarzımızda din hizmeti sunan ehil eller yetiştirmeyi düşünüyoruz.’ Harward’da Amerika Din Özgürlükleri Üst Komisyonu’ndan bir üye ile görüştüğünü de anlatan Bardakoğlu, “Türkiye’deki din özgürlüklerini konuştuk. İnşallah önyargıların azalması açısından faydası olmuştur. Hristiyanların, Protestanların yaşadıkları yerde kilise açmalarının tabii bir durum olduğunu ve buna destek verdiğimizi, hiçbir zaman din özgürlüklerine karşı olmadığımızı söyledik” dedi.

Diyanet İşleri Başkanı Kutlu doğum vesilesiyle ABD’yi gezip geldi ama boş dönmemiş anlaşılan. Yazının tümünü okursanız bir insanın bu kadar lüzumsuz fikri nasıl edip de bir araya getirebildiği konusunda şaşkına dönersiniz. Herhalde yapacak işi olmayınca TCDD çalışanları gibi fikir üretiyor başkan. Harvard Üniversitesinde söylediklerine de Harvardlı akademisyen ve öğrenciler epey gülmüşlerdir. Tabii mahcup etmemek için yüzüne güldüklerini zannetmiyorum. Meğer Türkiye’de Müslüman Hristiyan Yahudi mutlu bir şekilde yaşıyormuş. Varlık vergisi, mübadele, 6-7 Eylül olayları, rahip, kitapçı cinayetleri, misyoner paranoyaklığı, Ruhban okulu manyaklığı, Patriklik aleyhindeki yaygara, Hrant Dink’in katli vs. herhalde Türkiye’den görünmüyor. Ha, unutmadan, Türkiye’de demokrasi, laiklik, modernlik şu bu bir arada imiş. Herhalde 1923-1946 arası tek parti demokrasisi, hard ve soft 8-10 askeri müdahale, bürokratik despotizm, ve sürekli kutuplaşma içinde bir birlik beraberlikten söz ediyor.

Yahu sayın başkan, sen işine bak, Kutlu Doğum adına gitmişsin, konuyla ilgili mesaj ver, mesela “Utah Jazz- Houston Rockets” play off serisinin Kutlu doğuma yakışır bir şekilde sonuçlanmasını dilerim, filan de. Türkiye’ninİslam modelini ABD’ye satmaya kalkayım derken bir alay gereksiz söz sıralamışsın. Şu lafa bak “bizim tarzımızda hizmet sunan ehil eller”. Yahu sizin tarzınızı bilmez miyiz, daha bugün Cuma namazında gençten sakalı yeni çıkmış bir oğlan namaz kıldırdı, hutbe okurken cemaatçe uyuduk, yarım yamalak “Vergi ödemek kutsaldır” gibi şeyler aklımda kalmış. Bir de caminin ıvır zıvırı için para istedi. İkinci safta da mahallenin delisi vardı, milleti taciz edip durdu. İşte senin ABD’ye model olarak sunacağın ehil eller bunlar. Hayret birşey. Ağzımı açtıracak şimdi. Kapatın gitsin şu camileri vatandaş biraz huzur bulsun diyeceğim millet başıma üşüşecek.

Türkiye’deki din özgürlüğünü de konuşmuş. Allah Allah, demek ki olmayan şeyler üzerine bir sohbet olmuş. Türkiye’de din özgürlüğü nedir, ben devletin izin verdiklerinin belli sınırlar içinde mecburen yapılması dışında bir özgürlük bilmiyorum. Diyanet İşleri Dini dışına çıkmak Türkiye’de suç teşkil eder. CHP destekli Alevilik semahı, kültürel bir hoşluk olan Mevlevilik seması gibi şeyler hariç herşey yeraltında yürür.

Sonra yılda şu kadar adam ABD’ye gidecek, ingilizce öğrenecekmiş. Tabii para bol, yahu hocam masraf etmeyin, oraya ayıracağınız parayı Özlem Türköne ile Fatih Terim’e verin, TBMM genel kurulunda 15-20 değil binlerce imama dil öğretirler. Nasıl olsa Fatih hoca aylarca boş, sadece milli maçlar döneminde 2-3 saat çalışıyor, Özlem hanım ise 4 yıl boyunca boş.

İmamlar şimdi AKP sayesinde diğer devlet dairelerine kayıyor, boşalan yerlere göz mü diksek, maaşları da epey yükseldi kerataların. Bir de oto galerisi açtık mıydı, değmeyin keyfe.

Popularity: 12% [?]

Din ve Devlet İşleri

FST 2 Mayıs 2008

hac.jpgDiyanet İşleri Başkanlığının nasıl bir ahtapot olduğu konusunda sürekli etrafımızda gördüğümüz bir örneği, işin içinden birileri detaylıca deşifre etmiş. Diyanet İşleri Başkanlığının Hac üzerinden nasıl ekonomik ranta kapı açtığı, devlet memurlarının asttan üste buradan nasıl nemalandığı, piyasanın nasıl kapatıldığı, zorba bir mekanizmanın nasıl devlet eliyle yürütüldüğü güzelce açıklanmış. Uyarıyorum; Diyanet Aleviler, Sünniler filan gibi uyduruk sebeplerden değil, ekonomik gerekçelerle tehlikelidir, tez elden kaldırılmalı, tırnakları sökülmelidir. AKP içindeki muhafazakarların bir de Diyanetle imtihanı gerekiyor, kendini islamcı zanneden birçok saf vatandaş diyanete ve yanlış işlerine toz kondurmaz. Diyanet en az TRT kadar zararlı bir kurumdur, vatandaşın dini inançları istismar edilerek ekonomik çıkar sağlanıyor, bilmeyen haberdar olsun. Açıklama şöyle:

Devamı »

Popularity: 15% [?]

Geçmiş Zaman Olur ki

FST 2 Mayıs 2008

hur2000.JPGBugün birşeyler araştırırken Hürriyet gazetesinin eski sayılarından birinde ilginç bir habere rastladım. Bir de o zamanın Hürriyeti pek çıplak kadın resmi de basmıyormuş, bayağı efendiden gazeteye benzettim. Gerçi “Duvara işeyen prens” Türkçe özür diledi gibi hoşluklar var ama, evet, adam gibiymiş görüntüsü filan. Darbe konusunda Ertuğrul Özkök’ün fiştekçiliğiyle ilgili de bir şey gördüm. Meğer bizim “Kabotaj değil Sabotaj” diyen Besim Tibuk Ertuğrul Özkök darbe istiyor diye kendisini basın konseyine şikayet etmişmiş. Tabii Besim beyin şikayetine konsey anlamsız laflardan oluşan uyduruk bir cevap vermekle yetinmiş. Ama bunlar önemsiz. Asıl benim ilgimi Denizli horozu ile ilgili şu haber çekti:

Devamı »

Popularity: 15% [?]

Oylamaya Koşalım

FST 2 Mayıs 2008

oy.jpgMalum bazen uluslararası camiada “Dünyanın en büyük 100 adamı”, “Bugün kim yaşasaydı” türü yarışmalar olur, biz de koşup haliyle Atatürk için oy verir, kampanyalar yaparız. Hatta geçenlerde bu zaafımızı tespit eden girişimci gençler sanki dışarıdan organize ediliyormuş gibi bir yarışma tertiplemiş, epey voleyi vurmuşlardı. Orada Atatürk en yakın rakibi Einstein’a tur bindirmiş, hepimiz olayın düzmece olduğu ortaya çıkana kadar birkaç gün gururla başı dik gezmiştik. İşte şimdi yeni bir oylama zamanı, bakalım durum nasıl gelişecek. Derinsular sitesinde konudan şöyle bahsediliyor:

Siyasal bilimler alanında dünyanın en muteber dergilerinden biri olan Foreign Policy’nin son sayısında ‘The Top 100 Public Intellectuals‘ başlıklı bir makale yer alıyor. Makalede, dergi olarak bu çerçevede 100 kişi belirledikleri, ancak nihai sıralamanın okuyucu oylarıyla şekilleneceği söyleniyor. Listede Türkiye’den de iki isim yer alıyor. Ancak her iki kişinin de geçtiğimiz yıllarda gönüllü bir sürgünle Türkiye’den ayrılmış olmaları, bugünlerde sıklıkla referans verilen ‘ayaklar ve başlar’ konusuna Türkiye ve dünya ekseninde farklı bir nitelik kazandırmıyor değil.

Derginin itibarını, popülaritesini bilmem ama uluslararsı yarışmalara meraklı biri olarak hemen bu iki Türkü öğreneyim diye siteye yollandım. Biri Fethullah Gülen, diğeri Orhan Pamuk imiş. Serdar bey de gönüllü sürgün demiş, öyle ya, bunlar sürgün. Önceden anlamam lazımdı. “Public intellectual” ne demek bilmediğimden ‘bizimkiler’ dışında Gary Kasparov ve adını okuyamadığım bir iki Hintliye oy vermeyi düşünüyorum. Orhan Pamuk iyidir ama “public intellectual” gibi bir sıfat için hem adı basit, hem de ortalama bir romancı. Fethullah Hocanın “public” tarafı belki, “intellectual” tarafından ise kuşkuluyum, Yine de Türklük gayretiyle onlara da oy vermemiz gerekiyor herhalde değil mi? Yoksa bu sadece Atatürk için geçerli bir kriter mi, neyse uyarırsanız oyumu ona göre vereyim.

Yalnız, içimden bir ses konunun Zaman gazetesine intikalinin ardından Fethullah Gülen’in bu oylamada Hintli ve Çinlileri zorlayacağını söylüyor, Allahtan Atatürk listede yok, zirve yarışı kesin çok çekişmeli giderdi. Listede epey ilginç isimler de var, buradan bakabilirsiniz.

Kısaca, haydi Türkiye oylamaya. 15 Mayıs’a kadar vaktimiz var.

Popularity: 38% [?]

Cevapsız Kalan Soru

FST 1 Mayıs 2008

manda1.jpgCevapsız kalan bir soru buldum, aslında bu soru bende de cevapsız başka sorulara sebep oldu, ben de konuyu burada açmaya karar verdim. Haber şöyle:

Mazota zam gelince sabana sarıldılar

Kars’ın Selim ilçesine bağlı Beyköy’de çiftçiler tarlalarını öküzlerle sürüyorlar. Mazota ve gübreye yapılan zamlar çiftçi vatandaşları tarımda ilkel metotlar kullanmaya yöneltti.

Gün geçtikçe sayıları azalan öküzler, hayat pahalığı nedeniyle yeniden ilgi görmeye başladı. İl genelinde 10 çift öküz kalırken bunların bir çiftini ise Bahattin Gül isimli çiftçi Kağızman’dan satın aldı. Beyköy’de yaşayan Bahattin Gül, “Son zamanlarda mazota ve gübreye gelen zamlar yüzünden tarlalarımızı öküzlerle sürüyoruz” dedi.

Gül, 1 Mayıs İşçi Bayramı’yla ilgili soruları cevapsız bırakarak çift sürmeye devam etti.

Aşağıda verilen soruları parçayı dikkate alarak cevaplandırınız.

1. Bahattin Gül Kağızman’dan bir çift öküz almıştır. Buna göre Kağızman’da kaç çift öküz kalmıştır?

a) İl genelinde 10
b) İl genelinde 9
c) Mücavir alanda 5
d) Kayıtsız olanlarla 56
e) Öküz derken?

2. Habere göre, hayat pahalılığı sebebiyle öküzler;

a) İlgi görmektedir
b) Kesilip yenmektedir
c) Öküzlüğü bırakmaktadır
d) İlaveten gübre de üretmektedir

3. Bahattin Gül, diyelim cevap vermiş olsa, muhabire aşağıdakilerden hangisini söylerdi?

a) İşçi bayramının tüm emekçiler için kutlu olmasını dilerim
b) Bunlar işçi değil bir alay komünist, zaten çoğu öğrenci
c) İşçi bayramı Taksim’de kutlansa şık olurdu
d) Bi s.ktirin gidin, dalga mı geçiyorsunuz adamla

4.Bahattin Gül adlı vatandaşımıza çift sürme esnasında 1 Mayısla ilgili soru soran şahıs için aşağıdaki ifadelerden hangisi uygun düşer:

a) Duyarsız
b) Çelişkili
c) Öküz
d) Meraklı

Popularity: 14% [?]

Genç Yaşına Rağmen

FST 1 Mayıs 2008

turkone.jpgGeçtiğimiz yıl AKP milletvekillerinden bir kısmının yazar, çizer takımının hanımı, kocası olması ilgi çekmiş, burada da bir parça atıp tutmuştuk. Bunlardan biri de Zaman yazarı Mümtazer Türköne’nin eşi Özlem Türköne. Bana göre herhangi bir özelliği olmayan vasat bir yeni kaymakam iken, eşinin adının da desteğiyle meclise giren bir hanım. Geçen sene hatırladığım kadarıyla kaymakam olup Anadoluya gidince sosyoloji kitaplarını yırttım filan diyordu. Neyse, işte bu Özlem hanım dün mecliste 301. madde oturumunda da mevcutmuş. Tabii CHP, AKP fark etmez, milletvekillerinin konuyla ilgili genel başkanın dediği dışında bir görüşü olmadığından o da başka bir işle meşgulmüş:

DERSİMİZ İNGİLİZCE

Önlerindeki kitap ve defterlerin arasında kaybolan bu ikili, Gaziantep Milletvekili İbrahim Halil Mazıcıoğlu ile İstanbul Milletvekili Özlem Türkköne’ydi.

Türkiye’nin son dönemdeki en kritik düzenlemelerinden bir olan TCK 301 değişikliği görüşülürken Mazıcıoğlu’nun Türköne’den İngilizce dersi aldığı öğrenildi.

Kaymakamlık yaptığı dönemde İngiltere’de yüksek lisans eğitimi alan Türköne, genç yaşına rağmen parti içinde İngilizce’yi en iyi bilen milletvekillerinden biri olarak tanınıyor.

Ne güzel, vekildeki dil öğrenme hevesine bakın. Tabii, öğrenmenin yaşı yok demişler. Ben bunu geliştireyim, öğrenmenin yeri ve yaşı yoktur. Yalnız ‘genç yaşına rağmen’ denmiş, bu ingilizce denen meret genç yaşta iyi bilinmez mi de bu nokta vurgulanmış? Bir de ingilizceyi en iyi bilenlerden denmiş. Bir iki sene İngiltere’de kalmış tamam ama bu hanım Gazi Üniversitesi kamu yönetimi bölümü mezunu değil mi, ingilizcesi ortanın biraz üstü olsa gerek. Ha, çok iyi de olabilir, nereden bilelim. Bir önemi de yok. Merak ettiğim bunlar hangi kitaptan çalışıyor, benim çocukluğumda Access to English diye bir seri vardı, şimdi artık daha farklı şeyler okunuyor herhalde.

Bakalım eğitimin neticesini görmek için Özlem hanım bir sınav da yapacak mı? Tavsiyem kimsenin umursamadığı AKP grup toplantısı olabilir. Gerçi başbakanın sıkça alkışlanması motivasyonu bozabilir, hatırlatırım.

Popularity: 12% [?]

« Geri - İleri »

Kapat
E-posta ile paylaş