Düzeltelim

FST 25 Nisan 2008

hakan2.jpgHakan Şükür “Kutlu Doğum haftasına yakışan bir derbi olsun” dedi diye kopan bir fırtına var, ben de izliyorum. Öncelikle Hakan Şükür’ün söylediği saçma sapan birşey. Bir futbol maçının Kutlu Doğum olarak adlandırılan bir “haftaya” yakışması başlı başına anlamsız, lüzumsuz bir cümledir. Hakan Şükür’ün bayat esprileri bile bu cümleden daha anlamlıdır. Kutlu Doğum haftasına yakışan bir derbi nasıl olur ki? Oyuncular (tabii ki her iki takımın çoğunluğu hristiyan, Türklerin de bir kısmı dinle imanla ilgisiz olduğunu geçelim) maçtan önce bir takım ibadetler, salavatlar mı getirecekler? Bu cümle ile sert bir oyun olmasın mı denmek isteniyor? Anlayan beri gelsin.

Kutlu Doğum Haftası da devlet eliyle tutturulmaya çalışılan bir yanlışlıktır, Noel Baba karşısına Hz. Muhammed’i koymaya kadar gidecek yorumlar yapılır ki, Müftülüğün İzmir’de yağlı güreş yaptırması, Diyanet İşleri reisinin millet parasıyla ABD gezisi yapması bile Kutlu Doğum icadının getireceği başka tehlikelerin yanında hiç kalır. Benden uyarması, iyi niyetle “Kutlu doğum sayesinde insanlar Hz. Muhammed’i tanıyacak” diye düşünenler fena halde saflık ediyorlar.

Gelgelelim, Hakan Şükür’ün ettiği tuhaf lafa karşı Hürriyet, Milliyet başta ilerici medyanın “yobazlar saldırıyor” mealli yaygarasına da sessiz kalamam. Bu adamların duyargaları İslam dini ile uzak veya yakından olumlu ilişkilendirilebilecek bir hadiseye karşı maksimum derecede açık. Çoğu yalan, kalanı da saptırma olan konularda yaptıkları pislik zaten meydanda. Yalnız bu noktada bir hata yapılıyor, “Hürriyet, Milliyet başta din düşmanı kesimler” deniyor. Burayı düzeltelim.

Bunlar genel anlamda din düşmanı değil, Türkiye’de yaygın Sünni müslümanlık düşmanıdır. Mesela Yahudilerin garip uygulamaları, Ortodoksların, Katoliklerin, ABD’deki bazı ilginç mezheplerin yaptıkları, İmamiye Şiasının zincirle kendilerine işkence etmesi, Alevilerin semah dönmesi, Hacı Bektaş etkinlikleri vs. ilgili kesim tarafından ya dikkate alınmaz ya da kültürel bir hoşluk olarak verilir.

Hürriyet vs. din düşmanı değildir, tamam dindar, dinle ilgilidir de demiyorum ama en azından genel olarak dine değil İslamın sünni kısmına düşmandırlar. Bunun da şu konjonktürdeki sebeplerinden biri, geçmişten gelen kin yanında, şu an için sünnilerin AKP ile ilişkilendirilebilme ihtimali olsa gerek. Sonuç olarak iki tespit yapalım, Kutlu Doğum devlet eliyle icra edilen bir yanlışlıktır, Hürriyet ve şürekası Sünni müslüman düşmanıdır.

Hakan Şükür ise gitsin bayat espri yapsın.

Popularity: 27% [?]

Cuma Sohbetleri

FST 24 Nisan 2008

m_zekihoca.jpgSon zamanlarda ulusalcıların dini fetvalar vermesi dikkat çekiyor, İlhan Selçuk köşesinden “faiz haramdır ey müslümanlar, türbanlılar cehennemliktir” vs. derken Doğu Perinçek bir cenaze namazında medyaya “yakalanınca” en büyük devrimci Hz. Muhammettir demiş, Erol Manisalı, Deniz Baykal gibiler de ayet, hadis okuyup AKP’yi yıkmak için darbe yapılmalı temalı kervana katılmışlardı, hatırlayan çıkar. Ben de bu konuyu bir yazıda işledikten sonra “hayret, bunlar niye dini siyasete alet ediyorlar; bu sağ partilerin tekelinde bir iş değil miydi, hem bilgileri nereden alıyorlar” diye düşünmüştüm. Meğer Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Ulusalcıların cuma sohbetlerine ev sahipliği yapıyormuş, gazeteden okudum. Profesörün biri de anlamlandırmakta zorlanacağım şeyler söylemiş, bakalım:

Ülkeyi darbe ortamına hazırladıkları iddia edilen ‘Ergenekon terör örgütü’ operasyonu kapsamında cezaevine gönderilen zanlıların Marmara İlahiyat Fakültesi’ndeki buluşmaları dikkat çekici. Uluslararası ilişkiler alanında akademisyen Gürses, siyasetçi Perinçek ve gazeteci Tuncay Özkan’ın ilahiyatçılarla buluşmasına sebep olan toplantılarda neler konuşulduğu bilinmiyor. Ancak, Perinçek’in ilahiyatçı hocalara ‘din sosyolojisi’ dersi verdiği iddia ediliyor. Toplantının mimarlarından Marmara İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeki Aslantürk, ünlü isimlerin katılımını doğruluyor. Aslantürk, başlangıçta ‘Deliler Çıkmazı’ dedikleri, daha sonra da ‘Toprak Hattı’ olarak adı değişen toplantılara Mehmet Ağar’ın da gelmek istediğini, ancak seçimler araya girince bunun gerçekleşmediğini söylüyor. Toplantılara zaman zaman Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk de katılmış.

İlahiyat fakültesinin bir ‘kültür ocağı’ olduğunu dile getiren Aslantürk, Doğu Perinçek geldiğinde Aydınlık dergisinde yayınlanan Turan Dursun karikatürleri için fırçaladığını ileri sürüyor. “Biz geleni kovamayız, kendileri istediklerinde gelirler, sohbetlere katılırlar, herkese açık.” diyen Aslantürk, konuşulan konuları şöyle açıklıyor: “Biz bir toplumda yaşıyoruz. Toplumun problemleri var. İlahiyat fakültesine yüklenen görevler var. Bu görev nedir? Dine hayat buldurma görevidir. Bu görev içerisinde nasıl en rasyonel anlaşılacağı, ifrat ve tefrite kaçmadan orta yolla insanların dindar olmasını sağlayacağız, biz bunun ilmini yapıyoruz.”

‘Kırmızı çizgileri aşmıyoruz’

Toplantılarda ‘kırmızı çizgi’yi aşmadıklarını ifade eden Aslantürk, “Kırmızı çizgimiz; Türk milleti ve İslam diniyle sınırlıdır. Türk milletine, Türklüğe, Türk devletine, Türkiye Cumhuriyeti devletine, biz dokundurtmayız. İslam’la ilgili sınırlara geldiği vakit, Allah ve Resulü’ne biz dokundurtmayız.” diyor. Ergenekon zanlısı Gürses’in bilim adamı olarak toplantılara katıldığını kaydeden Aslantürk, şunları söylüyor: “Emin Bey de gelir gider, öğretim üyesidir. Bizim burada yaptığımız bilimsellik, bilimin dışına da çıkamayız. Emin Bey de gelir, falanca da gelir. Herkes gelir, gelen de giden de bizden alacağını alır.”

Tuncay Özkan, CHP’yi halkla bütünleştirmek istemiş

Prof. Dr. Zeki Aslantürk, birkaç yıldır süren, ancak özel olmayan toplantılarda cuma namazına gelen bazı kişileri de misafir ettiklerini aktarıyor. Söz konusu isimlerin ilahiyat bilimi kapsamında bilgi almak için toplantıya katıldığını savunan Aslantürk, Tuncay Özkan’ın 2,5 saatlik ziyaretini ise şöyle açıklıyor: “Tuncay Özkan bize, ‘CHP halkla bütünleşemiyor, bütünleşememesinin sebebi din, dolayısıyla bana akıl verin, bu CHP dinle nasıl bütünleşir? Bununla ilgili bir proje üretebilir miyim? Bu halkla nasıl bütünleşebilir?‘ diye sordu. Biz de görüşlerimizi açıkladık. Ha tuttu tutmadı, etti etmedi, bizim için o önemli değil. Takip edecek güçte değiliz ama biz Allah’a ve Resulü’ne hiçbir zaman onun sınırları dışına çıkacak bir şey söylemeyiz. Ve de yönlendirmeyiz.”

Demek Ergenekon çetesi dini bilgileri İlahiyat Fakültesinden alıyormuş. Şimdi düğüm çözüldü. Üniversite-Sanayi işbirliği denen şey bu olsa gerek. Türkiye yavaş yavaş işin önemini kavrıyor, aferin. Bilim önemlidir, o rehberi kılavuz etmek lazım. Darbecimiz bile işi ilme, fenne uygun yapıyor.

Zaman gazetesi Zeki hoca ile konuşmuş mu tam çıkaramadım ama denilenler tuhaf geldi bana. İlahiyat Fakültesine “yüklenen görev” diye birşeyden bahsediyor. İlahiyat Fakültesine kim, niye görev yüklesin, adam gibi dersinizi verin tamam. Kaldı ki, şu haliyle lüzumsuz bir okul, geleneksel İslam bilimlerini çevirip duran bir eski usul medreseden farkı yok. Duyan da din bilimi öğretiliyor filan zanneder. Aman kardeşim, üzerinize görev yükleyen filan yok, adam gibi 3-4 milyar maaşınızı alın oturun. Dine hayat buldurma türü lafları boşverin. Siz yaşayan birşey varsa onu da öldürürsünüz.

Bir de kırmızı çizgiler var, Türk milleti ve İslam dini. Öncelikle bilimde kırmızı çizgi mi olur, bir de profesör olmuş. Bunu geçtik, haydi ilahiyatçısınız, İslam dinini anladık diyelim, “Türk milleti” kırmızı çizgisi ne oluyor? Lafa bak, “Türk devletine dokundurtmayız” türü laflar ediliyor. Sana soran mı var, biz o zaman boşa mı asker besliyoruz? Türk devletine saldıran olursa asker haddini bildirir, ilahiyat profesörü (ve diğer profesörler) niçin durumdan vazife çıkarıyor? Allah ve resulune dokundurtmayız diyor bir de. Ne yapıyorlarmış “dokunana” (dokunma nasıl oluyorsa artık). Kuru laf. Mezun ettiğiniz adamların çoğu cahil, aynı iktisat fakültesi mezunu cahil iktisatçılar gibi ilahiyat fakültesi mezunu cahil din adamı dolu ortalık. Hepsi birer camide maaşlı imamlık kapmış yatıyor, punduna getiren de başka bir memuriyete geçip ense yapıyor. Allah ve Resulune en büyük saygısızlığı yapan gruplardan biri bu tür kerameti kendinden menkul din adamı camiasıdır.

Adam bir de burada yaptığımız bilimsellik demez mi, yahu Tuncay Özkan ile bilimsellik mi yapılır, kaldı ki “bilimsellik yapmak” ne demek? CHP halkla bütünleşecekmiş, dinle bütünleşecekmiş, bırakın dağınık kalsın efendim, zaten Türkiye’de din hem diyanet hem de Alevilik eliyle CHP ile bütünleşiktir, CHP devlet demektir.

Türkiye’de fakülteler de görev dağılmı yapsın bari, mesela Arkeoloji bölümleri “Biz Türkiye Devletine ve Türkiyenin tarihsel mirasına dokundurtmayız”, Matematik bölümleri “Biz Türkiye devletine ve hesap kitap işine dokundurtmayız, işlem hatası yapanı anasından doğduğuna pişman ederiz” filan desinler. Türk Devleti, Türk milleti, Allah ve Resulu adına bir profesör de çıkıp “kardeşim benim millet, devlet ile işim yok, ders anlatır, proje yapar, yazı yazar paramı alırım, herkes kendi işini iyi yaparsa memleket de rayına girer” dese elini öpeceğim. Herkes ulvi davalar peşinde, bıktırdılar iyice.

Ergenekon çetesine de helal olsun, ilahiyat fakültesinde cuma sohbeti güzel buluş olmuş, kimse şüphelenmezdi hakikaten, bravo. Biraz deşelesinler bakalım, daha ne kamufle işler çıkar, belki de ulusalcılar pazar sabahları Eyüp Sultan’da sabah namazı toplantısında da buluşuyordur. Perinçek de cemaate din felsefesi dersi veriyordur.

Popularity: 36% [?]

Manifesto: Diklenme, Dik Dur

FST 24 Nisan 2008

manifto.jpgAKP kapatma savunmasını bir manifesto olarak yapacak 4-5 dile çevirecekmiş. Demokrasi Manifestosu gibi laflar geçiyor. Habere bakarsak:

İzleyecekleri stratejiyi belirlemek amacıyla önceki gece 48 milletvekiliyle bir araya gelen Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, dava konusunda her türlü tedbiri aldıklarını söylediği öğrenildi. Edinilen bilgilere göre muhalefetin, anayasa değişikliği ve demokratikleşme meselesinde ‘fırsatçı’ davrandığını belirten Başbakan, CHP ile MHP’yi ‘oyun oynamak ve samimi davranmamak’la suçladı. Anayasa Mahkemesi’nde yapılacak savunmaya odaklandıklarının altını çizen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Duygusal davranmadan, demokrasi manifestosu niteliğinde çok iyi bir savunma yapacağız. Tarihe not düşeceğiz. Savunmayı 4-5 dile çevirip yabancılara da göndereceğiz. Dik duracağız, diklenmeyeceğiz. A, B, C planlarımız hazır. Biz hesabımızı kışa göre yaptık, yaz gelirse bahtımıza. Dava öncesi ve sonrasına dair her türlü tedbiri düşündük. Halk iradesi bizden yana, kazanan demokrasi olacak.”

4-5 dile çevireceklermiş, (tam sayı belli değil, dört mü, beş mi ama) acaba bunlar hangileri? Biri ingilizcedir, o açık, acaba diğerleri nedir, İspanyolca olabilir mi? Mesela Latin Amerika Ülkelerine de bir “demokrasi dersi” verilmiş olabilir. Almanlar ve Fransızların demokrasi dersine pek kulak asacağını zannetmiyorum, Türkiye’de olup biteni anlamak için de AKP’nin hazırlayacağı manifestoya bakmaya gerek yok zaten. Çince, Hintçe olabilir, bu iki dil kalabalık nüfuslar tarafından konuşuluyor, ortalama bir Çinli herhalde Türkiye’deki bir partinin kapatma davasına kilitlendiğinden mantıklı bir karar olabilir. Yahut Arapça olabilir, Araplara demokrasi ihraç ettiğimiz, onlara model olduğumuz filan söylenir. Alın size model diyerek AKP manifestoyu yayınlarsa Araplara büyük bir katkı olur. Türk usulü demokrasi nasılmış Araplar da görür. Rusça, Felemenkce, Korece, İsveççe gibi diller arasından dahi seçim yapılması, icabında pigmeler için yerel dilde bir manifesto hazırlanması, Andromeda için Galaksiye bazı sinyaller gönderilmesi de düşünülebilir.

Dil sorunu çözüldükten sonra içeriğe de bakmak gerekebilir. Mesela (R. T. Erdoğan, AKP Demokrasi Manifestosu, Türk Demokrasi Yayınları, No.1, Ahbap Çavuş Matbaası, 2008) başlıklı kitapta demokrasi tarihimize altın harflerle yazılmış, “tarihe not düşülmüş” şu olaylara nasıl açıklama getirilecek bakalım. Ben arada görüşlerimi de ekledim, belki manifesto yayın parasından pay verirler:

1. Parti kapatma sadece bizim başımıza iş açtığında problem sayılır. Bizim parti kapatılmadan 15 gün evvel DTP için kapatma davası açıldığında gayet dik bir şekilde “Elbette parti kapatma hoş değil ama yargının kararına saygı duymalıyız” denirken kendi partimizle ilgili dava açıldığında feryat figan ile ortalık ayağa kaldırılmalı, meydanlarda ağlanmalıdır. Demokrasilerde gücü yetmeyen, toplumun genel kabulleri dışındakileri savunan, azınlık halindeki partilere her tür eziyetin yapılması mümkündür ama belli bir oy oranı geçilmişse ona dava açılamaz. Burada “efendi, zamanında şu saçma kanunları ne demeye kaldırmazsınız da şimdi ortalığı velveleye verirsiniz, 2002-2007 arasında değiştirivereydiniz bunları, hem AB istiyor filan diye kulpu da hazırdı, siz adamın eline bombayı vermişsiniz şimdi niye patlatıyorsun diyorsunuz” şeklindeki sözler AKP gerçeğini anlayamamış liberal sayıklamalardır.

2. 301. madde konusu M. Ali Şahin tarafından savunulmalı “içinizde en Türk benim, ben Kayı boyundanım, Türklüğüme laf edenin anasını, avradını” şeklindeki cümle mutlaka manifestoya konulmalıdır. Şu güçlü argümanlar mutlaka dillendirilmelidir: Bu madde kaldırılırsa Emniyet güçlerini alenen aşağılayan pavyoncular nasıl cezalandırılacak? Bir kimse Gagavuz Türklerini aşağılarsa mesela “Gagavuzların boyu kısadır, güdüktür bunlar” dese ayaklanıp hadlerini bildiremeyecek miyiz? Cemil abi Ermeni uşaklarına göz açtırmadı, biz de bu kanunu kaldıramayız. 301. madde demokrasinin, yani Türklüğün teminatıdır. Türk halkıbaşkasına sövebilir ama kendisine sövdürmez. Bu da demokrasinin gereğidir.

3. Meclis çalışmalarında yaşanan bazı tatsızlıklar olabilir, bunlar demokrasinin cilvesidir. Misal bağımsız bir milletvekili kürsüden velinimetimiz başbakana “çıksın karşıma, nerde” türü laflar ederse demokrasi gereği seçilmiş başbakan korumaya alınmalıdır. Öbür milletvekili bir vilayetten bilek hakkıyla bağımsız seçilmiş olsa ne yazar, tercihan bu şahsa bire karşı 47 saldırılıp yüzde 47′nin herşeye, pardon, işimize gelene kadir olduğunu ispatlamamız gerekir. Manifestoda mutlaka “iktidar sahiplerine soru sormaya cüret edenlere tekme, tokat yoluyla hadleri bildirilmelidir” ibaresi geçmelidir.

4. Manifestoda parti içi demokrasiden mutlaka söz edilmelidir. Milletvekili seçilebilmek için herhangi bir liyakatin gerekmediği açıktır. İlgili seçim bölgesinde partiye en yakın, en sadık kişilerin, partiye yakın yazarların, akademisyenlerin kendilerinin değil eşlerinin seçilmesi demokrasinin önemli bir unsurudur. Şu halde grup toplantılarında, çeşitli ortamlarda milletvekillerinin parti lideri tarafından alenen azarlanması, soru sormaya kalkan parti üyelerinin edepsizlikle suçlanması demokrasiye aykırı değildir. Demokrasi, birlik ve bütünlük içinde nurlu ufuklara gitmek demektir.

5. Demokrasi ile ekonomi arasında doğrudan bir ilişki vardır. Ekonomisi güçlü olmayan bir millet batmaya mahkumdur. Bu sebeple müteahhit ve işadamımızın ekonomik çıkarları düşünülmelidir. Devletin fakir fukaraya kömür dağıtmak için yaptığı alımlar hem sosyallik hem de demokrasi gereğidir. Aynı tüm orta öğrenimde bedava dağıtılan kitapların yazılıp basılması işlerinde olduğu gibi. Bu demokrasi ile kömürcü, makarnacı ve yayıncı esnafı canlanmış, TOKİ konutları ile Türk inşaat sektörünün önü açılmıştır. Sanat da ekonomik olarak desteklenmeli, milletvekili ressamlar, yandaş karikatüristler demokratik özgürlük adına ihya edilmeli, muhalif çizerlere ayda ortalama 5 dava açılmalıdır. Demokrasi hakaret özgürlüğü değildir.

6. Son olarak, demokrasi bizi sert de olsa iyi niyetle eleştiren yazar, çizer, düşünür takımını pıstırma demektir. AKP la yüsel, asla hata yapmayan bir partidir. Hiçbir icraatı yanlış olamaz. Eleştirenlerin aklı bizim yaptıklarımızı almaz. Bunlar ayak takımıdır. Yazar ve çizerler bizim yaptıklarımızı onayladıkça makbuldür, demokrasi de onay rejimidir.

Eğer AKP manifestoda bu kısımları açıklarsa tüm dünya istifade edecektir. Ben de heyecanla bekliyorum. Tabii içinizden “yahu, ne abartıyorsun, ilkokul vatandaşlık kitabında yazan demokrasi türü laflardan ibaret bir metin, belki içine iki de şiir atarlar” diyen çıkabilir, hayır derim. Ben ümitliyim arkadaş, bu manifesto  dünyada ses getirir, Marx ve Engels’e dahi mezarlarından”helal olsun yiğitlere” dedirtir. Yakında dünyada ihtilaller bekleyin, manifesto geliyor.

Bir de diklenme dik dur deniyor, bunun anlamı “köprüyü geçene kadar ayıya dayı de, adamları ürkütme, işlerini çaktırmadan yürüt” mü oluyor? Dik dursan ne olacak,kurt kuzuyu yemeye niyetlenmiş bir defa, kuzu ayağa kalksa ne olacak. Sen kurdun dişini zamanında sökmemişsin.

Popularity: 25% [?]

Otomobil Alacağım

FST 23 Nisan 2008

Ama bir bilene danışayım dedim. 14.000 YTL civarında bir Nissan Almera var, 1.8 otomatik vites, 2001 model, 90.000 km. Ne dersiniz? Focus, Seat Toledo ya da Leon da alternatif olabilir. Zorlarsam 15-16.000 de çıkabilir. Blog yarışmasından gelecek tüm parayı kullanayım diyorum.

İlgi ve bilgisi olanlar yoruma yazarsa, alacağım arabaylabir tur atmalarına izin veririm.

Popularity: 27% [?]

Blog yarışması

FST 21 Nisan 2008

paara.JPGNahnu geçenlerde bir blog yarışmasından söz etmişti, ben de yoğun ama tek istek üzerine buraya kaydoldum. Bunda tabii ki yarışma sitesinde sürekli “yakında açıklanacak” denen ödüllerin içinde işe yarar birşey olma ihtimali de etkili oldu. Lazer yazıcıdan çıkma bir katılım belgesi yahut cam üstüne işlenmiş “teşekkür ederiz” yazılı bir tuhaf şekil elbette anlamsızdır ama mansiyon olarak 500 YTL filan denirse sonradan pişman olmayayım diye kayıt oldum. Her tür hile, bilgisayar korsanlığı vasıtasıyla siteme verilecek mükerrer oyları beklediğimi şimdiden ilan ederim.Eğer yarışma komitesi cimrilik etmez, siz de yüklenirseniz elde edilecek gelirin bir kısmını hayır ve hasenat işlerine ayırmayı düşünebilirim. Ödül kağıt ya da cam belge olursa ilk isteyene imzalayıp parasız verebilirim, onu da duyurmuş olayım.

Bu arada bazı tanıdıklar da aday olmuşlar ama elbette buradan reklamlarını yapacak halim yok.

Popularity: 32% [?]

Şiir Yarışması

FST 21 Nisan 2008

manset.jpgRTÜK “medya okuryazarlığı konulu” bir şiir yarışması düzenlemiş. Evet, bana da biraz ilgisiz göründü ama daha önceden de buraya konu ettiğim üzere bu ilk değil. RTÜK daha önce eğitime de el atmış ve nasıl televizyon izleneceği konusunda girişimlerde bulunmuştu. Hatta okul müfredatlarına da medya konusunda birşeyler eklenecek filan deniyordu. Akibeti ne oldu bilmiyorum, bizim oğlanın ders programına hala yansımış değil. Arzu edenler benim eski iki yazıya bakabilir. Şiir konusuna dönersek, haberi alınca RTÜK sitesinde yaptığım incelemelerde dereceye giren şiirlere rastlayamadım. Ancak şu açıklama vardı:

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından ilköğretim çağındaki çocukların medyayı doğru okumaları, yaşadıkları çevreye duyarlı olmaları, ülkenin sorunlarını bilen, medya mesajlarını akıl süzgecinden geçirebilen, bilinçli birer birey olarak yetişmeleri ve medyaya ilişkin, duygu, düşünce ve beklentilerini dile getirmeleri amacıyla düzenlenen ve Türkiye genelinden binlerce öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilen şiir yarışmasını kazananlar açıklandı.

RTÜK Eğitim Dairesi Başkanı Ayhan Özçelik, H.Ü. Tıp Fak. Öğr.Üyesi Ferhunde Öktem, RTÜK İzleme ve Değerlendirme Dai.Bşk. Yrd. Dr. Muhittin Bilge, RTÜK Müşaviri Hüseyin Pala, Gazi Ünv. Fen Edebiyat Fak. Öğr.Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ayfer Yılmaz, A.Ü. İletişim Fak. Gaz.Böl.Öğr.Üyesi Yrd. Doç. Dr. Bedriye Poyraz, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Emrullah Gökahmetoğlu, Türkçe Öğretmeni Sevim Dervişler ve Türkçe Öğretmeni Abdullah Aydeniz’den oluşan komisyonca yapılan değerlendirme sonucunda dereceye giren öğrencilerin ve okulların ödülleri 25 Nisan 2008 Cuma günü saat 11:00’de Ankara Bilkent Otel’de düzenlenecek törenle verilecektir.

Üç kategoriden oluşan yarışmada birinciler 3.000 YTL, ikinciler 1.500 YTL, üçüncüler 1.000 YTL, başarı mansiyonu kazananlar da 500’er YTL. ile ödüllendirilecektir. Dereceye giren ve mansiyon alan tüm öğrencilerin okullarına birer adet bilgisayar verilecektir.

Nereden haberim olmamış, baktım, bir sürü ödül dağıtılmış, bizim kızla oğlan birer şiirle yarışmaya girse iyi kötü 2-3000 YTL doğrulturduk. Bu arada jüride bazı RTÜK yöneticileri de var, herhalde tüm Türk vatandaşları gibi şiirden anlıyor bunlar. Seçici kurul pek şatafatlıymış. Bir de konuya dikkat: “medya okuryazarlığı”. RTÜK’ü tebrik ederim, hakikaten güzel bir uygulamaya imza atmış, inşallah diğerkamu kurumlarımız da böyle bilinçlendirici faaliyetler yürütür. Mesela TÜİK “İstatistik ve Ben”, DPT “Plan mı Pilav mı”, TRT “Çift Maaşlı Çocuklar”, TSE “Türk Çocuğu Büyüklerini Sayar, Standartlarını Bilir” konulu şiir yarışmaları düzenleyebilir. Ne kadar çok yarışma yapılırsa o kadar iyidir, bende ilkokula giden çocuk oldukça bu yarışmaları destekliyorum. İşin ucunda devlet kesesinden şu kadar mansiyon durdukça çocuklarla birlikte evde oturup destan bile yazarız. Bu vesileyle konuyu bir şiirle tamamlamak isterim:

Cumhuriyet, RTÜK ve Bilinçli Türk Çocuğu

Türk çocuğu bilinçlidir, şairdir
Bu şiir de medya okuryazarılığına dairdir
İzlediğim genelde çizgi film ve sairdir
Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın RTÜK

Televizyonu dikkatli izlerim
Kumandayı çaktırmadan gizlerim
Bıkmam, kan çanağına dönse de gözlerim
Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın RTÜK

Büyüklerim izliyor Kurtlar Vadisi ve maç
Budur benim için de en büyük amaç
Doğru sözlüyüm, bilmem dolambaç
Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın RTÜK

Selena, bez bebek, cadılar ve periler
Babam diyor ki kızım zekan geriler
Durduramaz beni kırklar, yediler
Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın RTÜK

Favorim d-çocuk, olmazsa jetixtir,
Eblehe dönmüşüz, bilmem ne iştir
Film izlerken, çerezden de veriştir,
Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın RTÜK

Fethi der ki, Zahit amca baksana
Şu fakire iki sakal atsana
Hayır diyemem bir mansiyona
Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın RTÜK

(Not: Bir de kamuoyu ve ilgililere duyuru yapılmış, Ankara’da olanlar belki ilgilenmek ister)

Diğer RTÜK yazıları: Müfredat, Konsept, SKAAS, TV izleme

Popularity: 31% [?]

Turgut Özal Camii

FST 20 Nisan 2008

Ankara’da sessiz bir kalabalık Turgut Özal’ı Kocatepe Camiinde anmış. Resimlere baktım hayret ettim. Cenazesini de hatırlıyorum, mübalağa olmasın, milyona yakın sessiz insan samimi bir hüzünle kendisini son yolculuğa uğurlamıştı. Aradan 15 sene geçti, hala ölüm yıldönümlerinde “ah Özal olaydı” diye düşünenler azalmadı. Demek ki yeri doldurulmuş değil, halka kendini bu şekilde sevdirebilmek kolay iş değil. Bu arada aşağıdaki resme baktım da rahmetlinin açılışını yaptığı Kocatepe Camiinin adı Turgut Özal olarak değiştirilse ne kadar uygun olurdu diye düşündüm. Belki birinin aklına gelir.

ozalcamii.jpg

Bu arada şu an haberde Vahit Erdem’in de bir değerlendirmesi yer alıyor. Eski ANAP milletvekili ve Özal’ın en yakınında yer alanlardan Vahit Erdem şunları söylemiş:

[…] Şimdi AK Parti milletvekili olan Vahit Erdem “Bu kalabalığın anlamı nedir? Soruma, “Benim bürokrasi hayatım Özal’la geçti. Aradan 15 sene geçmesine rağmen halkın gönlünden silinmeyen bir devlet adamı, dışarıdaki kalabalık, bunun göstergesidir. İkincisi de halkın hamuruyla kendi hamuru birbirine çok yakın bir lider olduğunu gösteriyor. Ayrıca Cumhuriyetin kuruluşundan sonra ikinci en büyük reformu yapan, statüko içinde kalmış bir Türkiye’yi modern geleceğin dünyasını görerek ülkeye yeni bir rota çizmiş bir devlet adamıdır” dedi.

Peki “Ak Parti ile Özal misyonu arasında bir fark var mıydı?” İşte Erdem’in verdiği en çarpıcı cevap burada. “Türkiye 1990’lardan sonra durağanlaştı, Özal’ın değişim hamlesini yavaşlattı. AK Parti tek başına iktidar olunca Özal’ın değişim misyonunu üstlendi ve hamle üstüne hamle yaptı. Ama bir eksiğimiz var ki, o da toplumun tüm kesimlerini kucaklayamamak. Özal, herkesi kucaklardı, AK Parti bu anlamda eksiğini tamamlar inşallah” dedi.

Popularity: 28% [?]

AB İçin Yeni Kriter: Hizmet Garantisi

FST 19 Nisan 2008

medym.jpgAKP ipe un sermişti filan diyoruz ama AB de işleri zorlaştıracak şartları ardı ardına diziyor. İşkembe, kelle, paça, kokoreç gibi stratejik konular dışında şimdi de medyumluk, falcılık işleri için AB kriterleri geliyormuş. Türkiye’de malum en ilerici, laik gazetelerde dahi bir astroloji sayfası olur. Televizyonlarda zaman zaman “önümüzdeki yıl şu olacak, ABD İran’a girecek” türü laflar eden tuhaf görüntülü medyumlar peydahlanır, bunlar birbirine tekme, sille dalar, misal, eskiden ünlü Medyum Keto-Medyum Memiş olayları vardı, hatırlayan çıkar. Bir de futbolcular, futbol şube sorumluları vs. sahanın sağına soluna tavuk kemiği gömerek kaleyi korumaya alırlar. Hasılı, bizim millet dinsizi, dindarı muska, üfürük, fal işine düşkündür, dolayısıyla Türkiye’deki en kritik konulardan biri bu metafizik davasıdır. Zamanında ben de konuya el atmış ve devlet hastaneleri için bir öneri getirmiştim. Uzatmazsak, Avrupa Birliğinde bu konuda bazı gelişmeler oluyormuş:

Avrupa Birliği ‘fal garantisi’ getirdi

Avrupa Birliği medyumlara dava açılabilmesine olanak tanıyan bir yönerge çıkardı. Buna göre, artık Avrupa’da, geleceğe dair verdiği haber doğru çıkmazsa medyum mahkemeye verilebilecek. NTVMSNBC, yasayı protesto eden İngiliz medyumların başkanıyla konuştu.

İngiltere’nin önemli gazetelerinden Independent, medyumlara yönelik AB yönergesinin yürürlüğe girmesinin İngiltere’de 10 bin medyum tarafından protesto edildiğini yazdı. Söz konusu yönerge, “hizmetten memnun olmayan müşterinin, medyumu dava etmesi hakkı” getiriyor. NTVMSNBC, İngiltere’deki Ulusal Spritüel Birliği’nin ‘Bakan’ ve Basın Sözcüsü olan medyum Steven Upton ile konuştu. AB yönergesini desteklediğini belirten Upton, “İnşaatçı yanlış yapınca dava açtığınız gibi, ölmüş babanızla konuştuğunu söyleyip konuşmayan medyuma da dava açılmalı” ve ekliyor: Tabii biz hizmet garantisi veremiyoruz!..

İngiltere’de 1735 yılında çıkan “Büyücülük Kanunu” ile “cadı” olarak suçlanıp ölümle cezalandırılan, 1951’de çıkan kanunla ise itibarları iade edilen medyumluk, bugün İngiltere’de bir meslek. Ulusal Spiritüel Birliği’ne bağlı eğitim merkezinde 3 yıl eğitim gören ve sonunda sınavı geçen ‘medyum’ oluyor. Türkiye’de ise ceza yasalarının suç saymasına, İslam’a göre “günah” olmasına rağmen falcılar, medyumlar çok ilgi görüyor.

[…] Adalet olması gerekiyor. Ama tabii bizim sunduğumuz hizmet deneysel olduğundan, garanti veremiyoruz. Biz medyumları çok sıkı bir eğitimden geçiriyoruz. Bu eğitim 3 yıl sürüyor ve sınavlar çok zor. Tabii herkes başarılı olamıyor. Ancak birkaç kişi, bu dünyadan ayrılmış insanlarla başarılı iletişim kurabiliyor.

Bu durumda Türkiye’nin önce muska, üfürükçü, falcı vs. için bir serbestlik kanunu çıkarması gerekiyor. Bakın çağdaş Batı medeniyeti standartı gelecekten, ölmüş babanızdan haber verecek insanları yasaklamayı bırakın, okul açmalarına, dernek kurmalarına filan da izin veriyor. İlericilik gereği bunları serbest bıraktıktan sonra “söylenen yalansa, büyülü muskayı hoca bulamazsa, çocuğunuz olmazsa”durumunda ilgili medyum, falcı, hocanın cezalandırılması söz konusu olacak.

Bir de bu medyumluk okulu, sınavı nedir, Harry Potter’ın okuduğu yer mi acaba? O halde AB’ye girdiğimiz takdirde bırakın din dersi tartışmasını, büyücülük, muskacılık okulu açmamız da serbest olacak demektir. Tevhidi tedrisat kanunu, laiklik, çağdaşlık vs. çerçevesinde değerlendirildiğinde ilginç günler bizi bekliyor demektir.

Eski yazımda düşündüğüm “Fethi Baba” Metafizik İşleri Ltd. için yeniden girişimlere başlasam iyi olacak herhalde, Memiş ile Keto malı götürecek yoksa.

(Konudan haberdar eden Veysel beye selamlar)

Popularity: 29% [?]

“Durumun ciddiyetinin Farkındayız”

FST 19 Nisan 2008

shining.jpgBir lise din bilgisi öğretmeni öğrencilere VCD izletmiş, burda ölümden bahsediliyormuş, öğrencilerin psikolojisi bozulmuş, konu mahkemeye, pardon Hürriyete intikal edince de ortaya bir dizi tuhaf metin çıkmış. Haberde şöyle yerler var:

Korku filmi gibi din dersi

GAZİANTEP’deki Hasan Ali Yücel Lisesi’nde öğrencilere, namaz kılmayan bir gencin başına geleceklerin anlatıldığı, Azrail ve ölüm konulu şiddet içeren VCD izletildi. Arapça seslendirmeli Türkçe alt yazılı ‘Rabbim geri döndür’ adlı VCD’yi izleyen öğrencilerden bazılarında davranış bozukluğu görülürken velilerin şikayeti üzerine soruşturma başlatıldı.

İŞTE O FİLMDEN KARELER

Hasan Ali Yücel Lisesi Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Fatma Yakar, iki hafta önce 11′inci sınıf öğrencilerine, okulun biyoloji laboratuarında sinevizyon aracılığıyla 35 dadikalık ‘Rabbim geri döndür’ VCD’sini izletti.

FİLMDE ŞEYTAN SAHNELERİ
Korku filmlerindeki gibi efektlerle süslenen VCD, Kur’an-ı Kerim okuyan bir babanın, aynı evde kağıt oynayıp, müzik dinleyerek eğlenen oğlu Hasan’ı namaz kılması için uyardığı görüntülerle başlıyor. Hasan babasının sözüne aldırmayıp, müzik dinliyor. Bu sırada uykuya dalan Hasan’ın yanına, elinde orak beyaz kıyafetli ölüm meleği (Azrail) geliyor ve çırpınarak direnen kurbanının canını alıyor. Hasan, bir imam tarafından yıkanıyor, kefenleniyor, gömülüyor. Yıkama sırasında şeytan da Hasan’a kaynar su döküyor. Hasan gömüldükten sonra zincirlerle bağlı olarak cehenneme götürülüyor.

Siyah kıyafetler içindeki Şeytan, ‘Gel Hasan gel. Benim dostumsun. Sen nereye gittiysen benim esirim oldun. Yoldan çıkmana vesile olan arkadaşlarınla tanışmana ben vesile oldum” diye onu karşılıyor. Aynı VCD’de namaz vakti uyanması için bir meleğin çağrı yaptığı Hasan, kalkmayınca, zincirle ateşin içine çekilerek cezalandırılıyor.

Korku içinde ağlayan ve yaşadıkları gözünün önünden film şeridi gibi geçen Hasan, bunları izlerken “Rabbim beni geri döndür” diyerek uyanıyor, namazını kılıp, affedilmesi için dua ediyor.

SORUŞTURMA BAŞLATILDI
Korku ve dehşet sahneleriyle dolu bu VCD’yi izleyen öğrencilerden çoğunda davranış bozukluğu başlayınca veliler şikayetçi oldu. Gaziantep Milli Eğitim Müdürlüğü’nün isteği üzerine soruşturma başlatıldı.

Öğretmen hakkında disiplin soruşturması başlattıklarını bildiren Hasan Ali Yücel Lisesi Müdürü Ömer Demir, VCD’yi kendisinin de izlediğini belirtirken, “Her saniyesi korku dolu. Durumun ciddiyetinin farkındayız. Gereken soruşturma yürütülüyor” dedi.

[…] EĞİTİM- SEN’İN TEPKİSİ
Eğitim-Sen’den yapılan açıklamada, bu filmin öğrenciler üzerinde psikolojik travmaya yol açabileceği belirtilerek, “Milli Eğitim Bakanlığı nezdinde inceleme başlatılması için girişimde bulunacağız. Filmin eğitim içerikli bir yanı yok. Tamamen dini propaganda yapmaya yönelik, üstelik de bunu verirken büyük bir korku oluşturarak vermeye dönük film” denildi.

Bu görüntüleri izleyen öğrencilerin yaşadığı veya yaşayacağı olumsuz etkilerin ortadan kaldırılmasının hayli zor olacağı belirtilen açıklamada, “Bize göre, bu filmi izleyen çocuklara rehberlik hizmeti verilmeli ve VCD’yi izlettiren öğretmen görevden uzaklaştırılmalıdır” denildi.

Yahu ben ayrı bir memlekette mi yaşıyorum, burada lise üçüncü sınıftan bahsedilmiyor mu? Duyan da korku filmi diye birşey yok bu çocuklar sinema filmi izlemiyor da aniden içinde Azrail olan bir film görünce psikolojik travma geçirmiş zannedecek. Son haftalarda bakıyorum sinemalarda abuk subuk korku, dehşet filmleri vizyondan inmiyor. Gençliğimde ben de giderdim, Stephen King her zaman favorim olmuştur ama artık komedi-aksiyon dışında birşey izlemiyorum. Hatta geçenlerde Kubrick-King işbirliği şaheser Shining’e rastladım bir kanalda, baktım etrafta kimse yok, çaktırmadan kanalı değiştirip History Channel’da eski Mısır-Uzaylı ilişkisini anlatan bir belgesele geçtim. Korku filmi artık ödümü patlatıyor. Ortalık zombi, deccal, yaratık, şeytan ile eline bir testere, darbeli matkap, tornavida, şırınga, hızar, balta geçirip dünyaya nizamat veren manyak filmiyle dolu. Dolayısıyla bu ortama şerbetli tipik bir lise 3 öğrencisini korkutacak film anasından doğmamıştır.

Tersine lise 3 öğrencilerinin çoğu korkulması gereken yaratık türleridir. Tipik bir zombi, karşısında yüzü sivilceli, saçı jöleyle ortaya doğru kaldırılmış, kıravatı yarıya kadar çözülmüş, gömleğinin eteği pantolonun dışında, bön bakışlı, yanında benzer kız ve oğlanlarla itişerek, böğürerek, yılışarak gelen bir lise 3 öğrencisi görse derhal kaçtığı mezara geri döner. Ben lise önlerinden geçmemeye çalışıyorum, ödüm patlıyor. Fukara şeytanın da bunlara gücü yetmez.

Gelelim işin bir başka boyutuna, solcu sendika ve Hürriyet’in olaya ekstra ilgi göstermesinin sebebi paragraf arasında verilmiş: “… tamamen dini propaganda yapmaya yönelik” demiş sendikacı memur. Zaten din dersi değil mi, propaganda ile ne ilgisi var. Kaldı ki propaganda olsa ne yaza, devlet okulunda her memur kafasına göre propaganda yapar, yüz birim propagandanın 80 birimi Kemalizm, öteleyici milliyetçilik, dünyada bizden iyisi yok, dört tarafımız düşman üç tarafımız deniz şeklindeki ulusalcı ideolojik propagandadır ve bunun çoğunu yapmak kanun zorudur. Kalan yüzde 20 içinde Alevilik, solculuk, ülkücülük, radikal yahut ılımlı dincilik gibi şeyleri punduna getiren öğrenciye empoze etmeye kalkabilir. İnkılap Tarihi dersleri resmi ideoloji propagandasıdır, içindekilerin doğruluğu konusunda soru sormak yasaktır. Bunların kaldırılması teklif dahi edilemez. Din dersi ise öğrencilerin eğlendiği, uyukladığı, kaldırılması tartışılabilir bir konudur.

Sendikacı solcu memurun endişesi malum, acaba bu tür filmler çocukların “yahu din de ne imiş” diye sorup yarın birer gericiye dönüşmesine yol açar mı, başını örten, namaza başlayan çıkar mı? Tersine olur, korkmasın, bilakis aklı başında öğrenci “bunun aslı astarı nedir” diyerek bilim ve şüphe eşliğinde araştırmaya başlar. Bu konuları açıktan konuşup hurafe, saçmalık, garipliklerin deşilmesine vesile olur.

Bir de şu var, acaba öğrencilerin korkusu dünyanın yalancı zevklerinin günün birinde biteceği, mahiyeti bilinmeyen bir sonun kendilerini beklediğini anlamış olmaktan mı kaynaklanıyor? Yoksa elinde tırpan olan melek, zincirle ateşe çekilen hayta genç bugünün öğrencisi için korku unsuru değildir. Hatırlarsanız Zincirlikuyu Mezarlığı kapısındaki “Her nefis ölümü tadacaktır” ayeti ilerici kesim tarafından “Ay, bu ne! Her gün bunu görünce psikolojimiz bozuluyor” şeklinde eleştirilmişti. Psikolojisi bozulan öğrencilerin durumu da bu çerçevede değerlendirilebilir.

Daha çok şey söylenebilir bu konuda ama benim zamanım yok, akşam yeniden oynarsa cesaretimi toplayıp Shining’i bir kere daha izlemeyi deneyeceğim. O yoksa Samanyolu TV’deki farklı boyutlara atıf yapan dizilere bakayım, onlar da en az Shining kadar korkunç. Sürekli inleyen, tıslayan insanlar, gelinlerine şeytanın akledemeyeceği kötülükler yapan kaynanalar, evi fesada veren gelinlerden, kızlardan oluşan bu dizilerin yanında zombi filmleri Heidi ve Peter gibi kalır.

(Bir de Doğu Perinçek’in bahsettiği korku filmi vardı, onu da hatırlamak lazım)

Popularity: 56% [?]

Ölüm-Sıtma

FST 19 Nisan 2008

301. madde ile ilgili bir iki rotüş yapılmış. Baktım ne var diye, gene lastikli laflar. Aşağılamak diye bir fiil var, izahı mümkün mü? Mesela emniyeti aşağılamak ne demek? Eski tarihli şu yazımda bahsetmiştim, gülünç sözler bunlar. Yuvarlak, esnek, don lastiği gibi laflarla kanun mu yapılır? Neyse, bir iki ilerleme kaydedilmiş, süre düşürülünce hapis cezası ortadan kalkacak, bir de Adalet Bakanı izin verecekmiş. Kaldırsalar iyiydi ama buna da şükür. Ölümü görüp sıtmaya razı olacağız artık.

Bu arada paradaki resimler madem gündeme geldi, şu Atatürk’ü koruma kanunu utancına da bir el atılsa iyi olacak. AB yetkilileri bir tur daha atarsa gelişme olabilir. Ama dediğim gibi, bu konuyu CHP’ye hallettirmek lazım, AKP yahut herhangi muhafazakar, liberal bir iktidara bunu yaptırmazlar. CHP’ye “Abi, size kıllık olsun diye Bayar-Menderes ikilisi bunu yapmış, değiştirin deyin, başımızın üstüne” şeklinde yaklaşılabilir.

Popularity: 20% [?]

« Geri - İleri »

Kapat
E-posta ile paylaş